Rekabet Kurumu Başkanlığından;
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2012-1-80 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 13-49/710-297
Karar Tarihi : 29.08.2013
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Kenan TÜRK (İkinci Başkan), Dr. Murat ÇETİNKAYA,
Reşit GÜRPINAR, Fevzi ÖZKAN
B. RAPORTÖRLER : Hilmi BOLATOĞLU, Cemal Ökmen YÜCEL,
Emine TOKGÖZ
C. BAŞVURUDA
BULUNAN : - İhbar (İki Başvuru)
- Ahmet AY
GOSM 500 Sok. Gazsan Gebze/Kocaeli
D. HAKKINDA SORUŞTURMA
YAPILANLAR : - Linde Gaz A.Ş.
Temsilcisi: Av. Efser Zeynep ERGUN
Büyükdere Cad. No. 127 Astoria A Kule Kat 6-26-27
34394 Esentepe İstanbul
- Orsez Sınai Tıbbi Gazlar ve Kimyevi Maddeler Tic. Ve
San. Ltd. Şti.
Temsilcileri: Av. Hüseyin ATAOL, Av. Bülent ÖZKAN,
Rumeli Caddesi Birlik Apt. No 84/10
Nişantaşı Şişli İstanbul
- Yalızlar Sınai ve Tıbbi Gazlar Teknik Hırdavat Makine
San. ve Tic. A.Ş.
Hükümet Cad. No:155 Gebze Kocaeli
Temsilcisi: Av. Ramazan ANAPALI
Bulgurlu Mah. Hanımseti Sk. Aktaş Villaları No: 49/B
Çamlıca Üsküdar İstanbul
(1) E. DOSYA KONUSU : Endüstriyel gaz pazarında faaliyet gösteren Linde Gaz
A.Ş. tarafından, ürünlerinin yeniden satışı konusunda Orsez Sınai Tıbbi Gazlar
ve Kimyevi Maddeler Tic. ve San. Ltd. Şti. ve Yalızlar Sınai ve Tıbbi Gazlar
Teknik Hırdavat Makine San. ve Tic. A.Ş.’ye getirilen kısıtlamalar yoluyla 4054
sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti.
(2) F. İDDİALARIN ÖZETİ : Başvurularda özetle;
- Endüstriyel ve medikal gaz pazarında faaliyet gösteren Linde Gaz A.Ş. firması
ile aynı pazarda faaliyet gösteren Yalız Sınai Tıbbi Gazlar A.Ş. firmasının,
Marmara Bölgesi endüstriyel ve medikal gaz pazarında rekabet hukukuna aykırı
olarak birbirlerinin müşterilerine anlaşmalı fiyat verme, rekabet etmeme, birlikte
fiyat belirleme ve kamu ihalelerinde anlaşmalı hareket etmek şeklinde faaliyet
göstererek rekabet hukukuna aykırı bir anlaşma içinde oldukları,
- Linde Gaz A.Ş. firmasının ayrıca Bursa ilinde kurulu Orsez Sınai Tıbbi Gazlar
ve Kimyevi Maddeler Tic. San. Ltd. Şti. firmasıyla da yukarıda belirtilen şekilde
rekabet hukukuna aykırı ilişkilerinin olduğu
13-49/710-297
2/26
iddia edilmektedir.
(3) G. DOSYA EVRELERİ: Rekabet Kurumu kayıtlarına 18.04.2012 tarih ve 3413 sayı;
20.04.2012 tarih ve 3512 sayı ile intikal eden isimsiz olarak gönderilen şikâyet
başvuruları ile Ahmet AY tarafından gönderilen ve Kurum kayıtlarına 30.4.2012 tarih
ve 3738 sayıyla intikal eden şikayet başvurusu üzerine düzenlenen 25.04.2012 tarih
ve 2012-1-80/İİ sayılı İlk İnceleme Raporu Kurulun 09.05.2012 tarih ve 12-25/734-M
sayılı toplantısında görüşülerek Linde Gaz A.Ş. (Linde), Yalızlar Sınai ve Tıbbi Gazlar
Teknik Hırdavat Makine San. ve Tic. A.Ş. (Yalızlar) ve Orsez Sınai Tıbbi Gazlar ve
Kimyevi Maddeler Tic. ve San. Ltd. Şti. (Orsez) hakkında önaraştırma yapılmasına
karar verilmiştir.
(4) 01.08.2012 tarih ve 2012-1-80/ÖA sayılı Önaraştırma Raporu, Kurulun 09.08.2012
tarih ve 12-41/1174-M sayılı toplantısında görüşülerek 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti
amacıyla Linde, Yalızlar ve Orsez hakkında 4054 sayılı Kanun’un 41. maddesi
uyarınca soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
(5) Yalızlar’ın ilk yazılı savunması 21.09.2012 tarih ve 7177 sayılı yazı ile; Orsez’in ilk
yazılı savunması 24.09.2012 tarih ve 7185 sayılı yazı ile ve Linde’nin ilk yazılı
savunması da 27.09.2012 tarih ve 7280 sayı ile Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(6) Soruşturma Heyeti tarafından hazırlanan 11.02.2013 tarih ve 2012-1-80/SR sayılı
Soruşturma Raporu ve ekleri, Kanun'un 45/1. maddesi uyarınca Kurul üyeleri ile ilgili
taraflara tebliğ edilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca taraflardan 30 gün
içinde ikinci yazılı savunmalarını göndermeleri istenmiştir.
(7) Tarafların ikinci yazılı savunması 5.4.2013 tarih ve 2103 sayı ile Kurum kayıtlarına
intikal etmiştir. Soruşturma Heyetinin görüşlerini içeren 30.04.2013 tarih ve 2012-1-
80/EG sayılı Ek Görüş, Kanun’un 45. maddesi uyarınca Rekabet Kurulu üyeleri ile
ilgili taraflara gönderilmiştir.
(8) Hakkında soruşturma yürütülen tarafların üçüncü yazılı savunmaları en son
05.07.2013 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Tarafların talebi üzerine
18.07.2013 tarih ve 13-46/586-M sayılı Kurul Kararı ile 27.08.2013 tarihinde sözlü
savunma toplantısı yapılmasına karar verilmiştir. Rekabet Kurulu bu tarihte yapılan
sözlü savunma toplantısının ardından 29.08.2013 tarihinde 13-49/710-297 sayı ile
nihai kararını vermiştir.
(9) H. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ: İlgili raporda,
- Soruşturma konusu eylemlerin dökme oksijen, dökme argon, tüplü endüstriyel
oksijen, tüplü argon ve argon karışımları, tüplü karbondioksit, tüplü hidrojen
ürün pazarları bakımından 2002/2 sayılı Tebliğ kapsamında grup muafiyetinden;
dökme azot, dökme karbondioksit ve tüplü azot ürün pazarları bakımından da
4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi kapsamında bireysel muafiyetten yararlandığı,
- Hakkında soruşturma yürütülen Linde A.Ş., Yalızlar Sınai ve Tıbbi Gazlar
Teknik Hırdavat Makine San. ve Tic. A.Ş. ve Orsez Sınai Tıbbi Gazlar ve
Kimyevi Maddeler Tic. ve San. Ltd. hakkında herhangi bir işlem yapılmasına yer
olmadığı
ifade edilmiştir.
(10) Raportör Cemal Ökmen Yücel tarafından hazırlanan karşı görüşte ise,
13-49/710-297
3/26
- Linde A.Ş. ve Yalızlar Sınai ve Tıbbi Gazlar Teknik Hırdavat Makine San. ve
Tic. A.Ş. ile Linde A.Ş. ve Orsez Sınai Tıbbi Gazlar ve Kimyevi Maddeler Tic. ve
San. Ltd.’nin dikey anlaşma ile müşteri paylaşımında bulunmaları ve birbirlerinin
müşterilerine rekabetçi fiyat teklifi vermekten kaçınmalarını içeren eylemlerinin
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında bir ihlal teşkil ettiği,
- Mezkur uygulamaların 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti
Tebliği’nin kapsamı dışında olduğu ve ayrıca 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi
uyarınca bireysel muafiyet alamayacağı,
- Bu nedenle, söz konusu teşebbüslere, 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanunun 16. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince ve Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik uyarınca idari
para cezası uygulanması gerektiği
ifade edilmiştir.
I. YAPILAN İNCELEME VE TESPİTLER
I.1. Hakkında Soruşturma Yürütülen Teşebbüsler
I.1.1. Linde Gaz A.Ş.
(11) Linde Gaz A.Ş., Almanya menşeli ve halka açık bir şirket olan Linde AG’nin
kontrolünde ve Gebze merkezli olarak faaliyet göstermektedir. Linde AG, küresel
ölçekte endüstriyel gaz üretimi ve mühendislik hizmetleri ile iştigal etmektedir. Linde
AG, 2006 yılında Karbogaz Karbondioksit ve Kurubuz Sanayi A.Ş.’yi ve 2007 yılında
Birleşik Oksijen Sanayi A.Ş.’yi devralmıştır. Linde, Linde AG’nin Türkiye’de faaliyet
gösteren tek şirketi olup devralınan iki şirket Ocak 2008 itibarıyla aynı teşebbüs çatısı
altında birleştirilmiştir.
(12) Linde’nin Gebze ve Orhangazi’de hava ayrıştırma ve sıvı ürün dağıtım tesisleri ile
Türkiye içinde çeşitli bölgelerde karbondioksit ve tüp dolum tesisleri bulunmaktadır.
I.1.2. Yalızlar Sınai ve Tıbbi Gazlar Hırdavat Makine San. ve Tic. A.Ş.
(13) Yalız Grubu aile şirketi olmakla beraber farklı tüzel kişilikler ile 1972 yılında Gebze,
1998 yılında Ümraniye, 2005 yılında Çorlu, 2007 yılında Sakarya bölgesine ve 2010
yılında İzmit’e olmak üzere Marmara Bölgesi’nde dağıtım ağını geliştirmiştir. Bununla
birlikte, Ümraniye'de bulunan işletmenin geçici olarak faaliyetlerini durdurduğu
belirtilmektedir.
(14) 2002 yılında faaliyete başlayan Yalızlar; Gebze, İzmit ve Yalova bölgesinde faaliyet
gösteren ve demir-çelik fabrikaları ya da sınai ve tıbbi gaz üreticilerden aldığı sıvı
biçimindeki medikal ya da endüstriyel gazların tüplere dolumunu yapan ve ayrıca
doğrudan sınai ve tıbbi gaz satışını gerçekleştiren bir teşebbüstür.
(15) Yalızlar, Linde ile çalışmaya başlamadan evvel (…..) ile çalışmış olup farklı
bölgelerde farklı tüzel kişilikler altında faaliyet göstermektedir. Yalızlar, (…..) ile olan
ilişkisini sona erdirip Linde ile çalışmaya başladığından beri sattığı gazın büyük bir
kısmını Linde’den; geriye kalan kısmını ise demir çelik fabrikalarından ve Messer Ali
Gaz’dan temin etmektedir.
13-49/710-297
4/26
I.1.3. Orsez Sınai Tıbbi Gazlar ve Kimyevi Maddeler Tic. ve San. Ltd. Şti.
(16) 1990 yılında kurulmuş olup genellikle Bursa ve Balıkesir bölgesinde satış yapmakta
olan ve demir-çelik fabrikaları ya da sınai ve tıbbi gaz üreticilerden aldığı sıvı
biçimdeki medikal ya da endüstriyel gazların tüplere dolumunu yapan ve ayrıca
doğrudan satışını gerçekleştiren bir teşebbüstür. Orsez ayrıca yangın güvenliği ve
endüstriyel kapıların imalatı alanlarında da aktiftir.
I.2. İlgili Pazar
I.2.1. İlgili Ürün Pazarı
(17) Soruşturmaya konu teşebbüsler; endüstriyel ve medikal (tıbbi) gazların üretimi
ve/veya satışı ile iştigal etmektedirler. Dosya kapsamında söz konusu teşebbüslerin
sadece endüstriyel gazlar pazarındaki faaliyetlerine ilişkin tespitler yapıldığından ilgili
ürün pazarı değerlendirmesinde endüstriyel gazlar pazarı dikkate alınmıştır.
(18) Endüstriyel gazlar genellikle normal şartlarda gaz halinde olan ancak, basınç altında
ve düşük sıcaklıklarda sıvılaşan, endüstrinin çeşitli kısımlarında ham madde olarak
kullanılan gazlardır. Oksijen, azot, hidrojen, argon, karbondioksit ve asetilen belli
başlı endüstriyel gazları oluşturmakta olup, söz konusu gazlar havadan, kimyasal
süreçler neticesinde ya da doğal kaynaklardan elde edilebilmektedir.
(19) Endüstriyel gazlar gruplaması içinde yer alan gazlar birbirlerinden farklı kimyasal ve
fiziksel özelliklere sahiptirler ve kullanım alanları itibariyle birbirleriyle ikame
olanakları bulunmamaktadır.
(20) Soruşturma konusu teşebbüslerden dağıtım/satış seviyesinde bulunan Yalızlar ve
Orsez dökme olarak aldıkları endüstriyel gazları tüplere doldurup satmakta; ayrıca
çeşitli üreticilerden ihtiyaçlarına göre aldıkları tüplerin de dağıtımını
gerçekleştirmektedir.
(21) Bu çerçevede ilgili ürün pazarları aşağıdaki gibi belirlenmiştir:
- Dökme oksijen
- Dökme azot
- Dökme argon
- Dökme karbondioksit
- Tüplü endüstriyel oksijen
- Tüplü tıbbi oksijen
- Tüplü azot
- Tüplü argon ve argon karışımları
- Tüplü karbondioksit
- Asetilen
- Azot protoksit (narkoz)
- Tüplü hidrojen
- Tüplü helyum
I.2.3. İlgili Coğrafi Pazar
(22) İnceleme konusu ilgili ürün pazarında yer alan ürünler bakımından pazara giriş, arz
kaynaklarına ulaşma, üretim, dağıtım, pazarlama ve satış şartlarının bölgesel bir
farklılık göstermediği göz önüne alınarak ilgili coğrafi pazarın “Türkiye” olarak
belirlenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
13-49/710-297
5/26
I.3. Yapılan İnceleme ve Tespitler
I.3.1. Linde ve Yalızlar Arasındaki Yazışmalar
(23) BELGE 1: Linde’de elde edilen, Linde pazarlama yöneticisi (…..)’dan Linde Marmara
satış temsilcisi (…..)’ya gönderilen 04.12.2008 tarihli e-postada aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır:
“Günaydın, araya gireceğim, Yalız maalesef bayimiz değil, münhasır olmayan
müşterimiz, yani her yerden mal aldığı gibi bizden de mal alan bir serbest dolumcu,
Linde ismini kullanamaz, bayimiz diyemez…”
(24) BELGE 2: Linde’de elde edilen, Linde satış mühendisi (…..)’dan, Linde Satış Uzmanı
(…..)’a gönderilen 10.02.2010 tarihli e-postada;
“(…..) Bey merhaba,
Şimdi ise (…..) sıvı gazlar dahil YALIZ hizmet veriyor. Yani bizim müşterisine teklif
vermediğimiz ya da ısrarla teklif isteyen müşterilerine (…..)’le temasa geçip, fiyatlarını
öğrenip, üstünde teklif vererek başımızdan müşterilerini savdığımız; YALIZ!!!!
…
Bir yandan (…..)’la beraber hizmet verdiği ve diyaloğumuzun iyi olduğu tersanelere,
büyük plazma müşterilerine ve diğer tüketimi yüksek müşterilerine teklif
vermediğimizi düşündükçe de çıldırıyorum…
Kısacası ben bu işin cezasını, onayınız olursa kısa sürede YALIZ’ın elinden düzgün
ve büyük müşterilerini alarak kesmek istiyorum??
(…..) geri kazansak bile Yalız’ın verdiği fiyatlara inmek zorunda kalacağımızdan
aradaki farkı nasıl kompanse edeceğiz??..."
(25) BELGE 3: Yukarıda yer verilen e-postaya cevaben 11.02.2010 tarihinde (…..)’dan
(…..)’ya gönderilen cevabi e-postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“(…..) merak etme, (…..) Bey ile konuştum. Durumu ilk fırsatta Yalız’a iletecek, hiç
şüphesiz kulağından da çekecektir.
(…..), tırnağınla kazıyarak bu noktaya getirdiğin, bölgedeki en yüksek cirolu müşterin.
Ancak biraz sabır. Yalız’ın müşterilerine karşı ne kadar hassas olduğumuz, anlamsız
bir rekabete girmediğimiz ortada. Bu şekilde de devam etmeliyiz, doğrusu…”
(26) BELGE 4: Linde’de elde edilen, Linde Marmara Satış Mühendisi (…..)’den, Linde
Satış Uzmanı (…..)’a gönderilen 11.02.2010 tarihli e-postada; (…..) firmasına Yalız
müşterisi olduğu için fiyat teklifi verilmediği ifade edilmektedir .
(27) BELGE 5: Linde’de elde edilen, Linde Marmara satış mühendisi (…..)’den Linde
Marmara satış uzmanı (…..)’a gönderilen 12.02.2010 tarihli e-postada aşağıdaki
ifadeler yer almaktadır:
“İyi günler (…..) Bey;
(…..) firması Şubat ayı içerisinde 39 adet boş tüp iadesi yaptı ancak dolu tüp
istemedi…(…..) Bey’i aradım…gazı Yalızlar’dan almaya başladıklarını belirtti.
…
Yalız kendisini her yerde Linde bayisi olarak tanıtıp, üstüne bizim müşterilerimize
girip, fiyat kırıp müşterilerimizi almaya çalışmaktadır.
13-49/710-297
6/26
…
Yalız firması 2009 yılı içerisinde (…..) firmasına birkaç kere daha tüp vermişti. Bu
konuda Yalız birkaç defa uyarılmasına rağmen aynı müşteriye tekrar girdi.
Yalız firması yine 2009 yılı içerisinde yine müşterimiz olan (…..) da fiyat teklifi tüp
vermişti. Verdiği fiyat üzerine müşteride yaklaşık %(…..) indirime gitmek zorunda
kalmıştık.
Yalızın bu yaklaşımı üzerine 2010 yılında ciddi ciro kaybı yaşamaktayız.
Ben piyasada Yalızlar firmasının hiçbir müşterisine fiyat teklifi vermezken, bu konuda
gerekli özeni gösterirken Yalız firmasının yaptığı bu davranış hiç etik değildir…”
(28) BELGE 6:Linde’de elde edilen, Linde Satış Uzmanı (…..)’dan Linde Marmara Satış
Yöneticisi (…..)’a gönderilen 12.02.2010 tarihli e-postada aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır:
“(…..) Bey, Günaydın.
Yalız ile (…..) konuşurken bu konular elimizde bir koz olabilir düşüncesindeyim.
Bildiğiniz gibi Yalız müşterisine karşı yaklaşımımız kontrollüdür. Dün (…..) bu olayı
yaşarken, (…..) yine dün bizi arayan Yalız’ın başka bir müşterisi (…..) önce hemen
(…..) a bildirdi...”
(29) BELGE 7: Yukarıda yer verilen e-posta mesajı üzerine aynı gün Linde Marmara satış
yöneticisi (…..), Yalızlar’ın sahibi (…..)’la yaptığı görüşmede geçen hususları
(Ek:22/41) Linde Marmara Satış Mühendisi (…..), Linde Satış Mühendisi (…..) ve
Linde Satış Uzmanı (…..)’a gönderdiği e-postada şu şekilde ifade etmektedir:
“Arkadaşlar Merhaba,
Bu sabah (…..) bey ile konuyu değerlendirdik. Olayın gelişimi şöyle olmuş;
…
(…..) bey çok üzüldü ve değil bir müşteri için 100 müşteri için bile sizlerle olan
ilişkilerimi zedelemek istemem, her zaman sahadaki arkadaşlara tembih ediyorum
Linde ve bayilerinin hiçbir müşterisine girmeyeceksiniz diye ama bu kadar hassas
davranırken olayların bu şekle gelmesine üzüldüğünü tekrar hatırlatıp, siz ne yapalım
derseniz onu hemen yapalım nezaketini de gösterdi. Bende kibar bir şekilde (…..) ın
önemini izah edip tüpleri çekmesini rica ettim.
Tabi bu arada (…..) da yakın takibe alıp fiyatlarda biraz taviz vermemiz gerekecek,
artık top sizde arkadaşlar…”
(30) BELGE 8:Linde’de elde edilen, Yalızlar satış ve pazarlama sorumlusu (…..)’dan
Linde Marmara Satış Yöneticisi (…..)’a gönderilen 25.03.2010 tarihli e-postada
aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
13-49/710-297
7/26
“(…..) Bey Günaydın,
(…..) firmamızdan gaz teklifi istemektedir. Dün yaptığımız telefon görüşmesinde
Linde ile çalıştığını öğrendik. Bu nedenle fiyat talebini değerlendirmedik. Fiyatları
konusunda bilgi verirseniz sizin fiyatlarınız üzerinde teklif verebiliriz…”
(31) BELGE 9: Linde’de elde edilen, Linde Marmara Satış Yöneticisi (…..)’dan Linde
Marmara Satış Temsilcisi (…..), Satış Mühendisi (…..), satış mühendisi (…..), satış
mühendisi (…..), satış mühendisi (…..) ve satış temsilcisi (…..)’e gönderilen
03.06.2010 tarihli e-postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Değerli Arkadaşlarım,
Son günlerde hem Doğu Marmara da hem de Batı Marmara da Yalız firması özelinde
birbirimizin müşterilerine bilerek/bilmeyerek verilen teklifler, müşteri sahasına indirilen
tüpler her iki firma ilişkilerini zedelediği gibi sonucunda kazanan her zamanki gibi
müşteri olmuştur. Her iki şirketin merkez yöneticileri olarak, bir taraftan ilişkilerimizi
nasıl daha iyi bir perspektife çekebilirizin arayışı içersindeyken bölgelerden gelen bu
tip aksiyonlar her iki tarafı, tekrar tekrar güven tazeleme ve iyi niyet izahatında
bulunma zorunluluğuna itmektedir.
Bugün (…..) Bey ile yaptığımız karşılıklı görüşmede, zaten hassasiyetle üzerinde
durduğumuz ve hiçbir şekilde tasvip etmediğimiz bu tip olayların tekrar yaşanmaması
konusunda gerekli hassasiyeti göstermeye devam edeceğimizin sözünü birbirimize
verdik. Sizlerden bu konuda gerekli hassasiyeti göstermenizi tekrar rica eder,
desteğiniz için teşekkür ederim…”
(32) BELGE 10: Linde’de elde edilen, Linde Marmara Satış Mühendisi (…..)’den Linde
Marmara Satış Yöneticisi (…..)’a gönderilen 05.08.2010 tarihli e-postada aşağıdaki
ifadeler yer almaktadır:
“(…..) bey merhaba.
(…..) müşterisi olan Muallimköy’deki (…..)’a yalız Y.S. Argon tüpü vermiş. Linde tüpü
ve sertifikalı bir ürün olarak verdiği içinde firma (…..)’ten alımı bırakmış. (…..)’ten
sadece Y.S. Argon alımı yapıyor)
Firmanın (…..)’ten sene başından beri aldığı ürünlerin ekstresi ektedir. Nasıl
yapalım?
Not: Şimdi (…..) satış ortağı da oluyor. Sonra o yapıyor bende onun müşterisine tüp
bırakayım falan derse iş büyüyebilir…”
(33) BELGE 11: Yukarıda yer verilen e-posta ile ilgili olarak (…..)’dan Yalızlar‘dan (…..)’a
06.08.2010 tarihinde gönderilen e-posta’da aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Merhaba (…..) hn,
Evet firma ismi (…..). Firma Gebze bayimiz olan (…..) in müşterisi iken Yalız buraya
tüp bırakınca firma bayiden alımı kesmiş. Yani özetle Yalız, (…..)’in müşterisi almış.
Bu konuda biz ne kadar hassas davranıyorsak biliyorum ki (…..) beyde çok titiz.
Bayiye konu hakkında bilgi vermeden önce (…..) beyin görüşlerini almak isterim…”
13-49/710-297
8/26
(34) BELGE 12: Yukarıda yer verilen e-posta ile ilgili olarak 10.08.2010 tarihinde (…..)
tarafından (…..)’a gönderilen cevabi e-posta mesajında özetle, satışın (…..) zarar
göreceği bilinseydi yapılmayacağı ancak gelinen nokta itibariyle konuyla ilgili olarak
herhangi bir şey yapılamayacağı belirtilmiştir.
(35) BELGE 13:Linde’de elde edilen, Linde Satış Uzmanı (…..)’dan Linde Marmara Satış
Yöneticisi (…..)’a gönderilen 21.09.2010 tarihli e-postada aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır:
“(…..) Bey Günaydın.
(…..)(…..) müşterisi olup, (…..) Bey’in söylediğine göre zaman zaman önemli kaynak
gazı alımları da olan bir firma.
Firma’da Yalız’ın ve (…..) teklifi var. Yalız’ın (…..)TL/m3 + KDV olarak teklif vermiş.
(…..)teklifi ise sanırım (…..)TL/m3.
(…..) Bey konudan rahatsız olmuş. (…..) i aramış ancak ulaşamamış…
Acil bir talep olunca (firmanın açıklaması bu şekilde) (…..) en yakın yerden (firma
Gölcük yolunda) Corgon – karışım almış. Faturanın düşüklüğünü görünce şaşırmış
ve pazar araştırması yapmış. Biraz pazarlıkla da bahsettiğim düşük fiyat tekliflerini
almış. Şimdi (…..) Tic. e bozuk tabii.
Ben bu konuyu 2 noktada önemli buluyorum.
1. Yalız olmasa firma (…..) gidecekti. Yalız teklif vererek aslında doğrusunu yapmış
oldu. Ancak tüm bayilerimizin teklif verdikleri yerde hangi firma olduğu konusunda
biraz daha hassas olmaları gerektiği açık. Yalız Linde tüplerini görünce bizi arasa,
müşteriyi üzerimize de alabilirdik.
…
Bilgilerinize ve karşılıklı değerlendirmek anlamında görüşlerinize sunarım…”
(36) BELGE 14:Linde’de elde edilen, Linde pazarlama yöneticisi (…..) dan (…..) den,
Linde Marmara Satış Yöneticisi (…..)’a gönderilen 08.01.2012 tarihli e-postada
aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“…
Yalız firması için ısrarla bayimizdir ifadesi kullanıyorsunuz. Bu firma Linde’nin bayisi
olmayıp munhasır olmayan müşterisidir. Yani piyasada Lindeyi temsil etmemekte ve
bildiğiniz gibi piyasadan da almaktadır. Avukatımıza sormamız üzerine aldığımız
bilgiyi daha önce tüm satış yöneticilerimiz ile paylaşmıştım. Rekabet Kanunu
açısından zora düşmemek için yalızın sözleşmesinde de göreceğiniz gibi “Münhasır
Olmayan Müşteri” sözleşmesi tasarlanmış ve imzalanmıştır. Yalız, Orsez vb. firmalar
bayi olarak adlandırılmamalıdır…”
(37) BELGE 15:Linde’de elde edilen, Yalız Satış ve Pazarlama Sorumlusu (…..)’dan
Linde Marmara Satış Yöneticisi (…..)’a gönderilen 15.02.2012 tarihli e-postada
aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Günaydınlar,
(…..) bey Adapazarı şubemiz ile ilgili bir bilgiyi sizinle paylaşmamı rica etti.
Adapazarı bayinizin pazarlama elemanı son günlerde bizim müşterilerimiz ziyaret
ederek teklif verme çabası içindeymiş.
13-49/710-297
9/26
Bizim müşterilerimiz ile değil rakip firmaların müşterilerine eğilmesini rica
edebilirmiyiz.
(…..) bey bu konudan çok rahatsız oldu. Lütfen konu ile ilgilenirmisiniz…”
(38) BELGE 16:Yukarıda yer verilen e-posta ile ilgili olarak 21.02.2012 tarihinde (…..)’dan
Yalızlar‘dan (…..)’a gönderilen cevabi e-posta’da (Ek:22/67) aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır:
“(…..) Hanım merhaba,
Linde Grubun gurur duyduğu en değerli varlıklarından biride, etik anlayışından taviz
vermemekle edindiği itibardır. Bu konuda çalışanları olarak bizlerde gerek işte,
gerekse iş dışındaki tavır ve davranışlarımızla bu değerlere sahip çıkmaya özen
gösteriyoruz. Dolayısı ile pazarda rekabeti kısıtlamaya yönelik herhangi bir davranış
ya da öneride bulunabilmemiz gibi bir durum asla söz konusu olamaz. Sizlerinde
özellikle rekabet hukuku gerekliliklerine dikkat eden ve gerekli özeni gösteren bir
firma olarak bizleri anlayacağınızı umut eder, iyi çalışmalar dileriz…”
(39) BELGE 17: Aynı konuyla ilgili olarak (…..)’ın not defterinde aşağıdaki ifadeler
geçmektedir:
“Rekabet Hukuku Konusunda İlk Eğitim
- 27-28 Eylül 2010 da verildi.
- 03/06/2010 dışarda dolaşan yazı
- 21.02.2012 de (…..) /Yalız’a attığım mail işi ne kadar iyi öğrendiğimizin kanıtı
- …
- 11 Nisan 2012 ikinci Rekabet Uyum Eğitimi”
I.3.2. Linde ve Orsez Arasındaki Yazışmalar
(40) BELGE 18:Orsez’de elde edilen, Linde Ege satış yöneticisi (…..)’dan Orsez müdürü
(…..)’ye gönderilen 9.11.2007 tarihli “(…..)” konulu e-postada (Ek:24/26) aşağıdaki
ifadeler yer almaktadır:
“(…..) bey iyi akşamlar,
Bugün ilettiğiniz müşteri sizede ilettiğim üzere (…..) isimli Bursa bayimizin
müşterisiymiş lütfen ilgili firmaya teklif vermeyiniz…
Bu konu vesilesiyle bir şey iletmek istiyorum. Zaman zaman rekabet içerisinde
müşteri kayıpları yaşayabiliyoruz lütfen bu tür durumlarda birbirimiz ile diyalogda
olalım gerekirse sizin müdahale edemediğiniz konuda biz devreye gireriz ya da farklı
çözümler üretiriz vs…”
(41) BELGE 19: Orsez’de elde edilen, Linde Ege satış yöneticisi (…..)’dan Orsez müdürü
(…..)’ye gönderilen 30.11.2007 tarihli “Re:lazermüşterisi” konulu e-postada aşağıdaki
ifadeler yer almaktadır:
“(…..) bey merhaba,
Öncelikle kendi içimizde rekabet yaşamanın çok anlamsız olacağı kanısındayım.
Sizler halen bizim kayıt dışı bayi adayımız ve/veya müşterimiz olarak işlem
görmektesiniz. Diğer yandan (…..) ise bizim sözleşmeli bir bayimizdir. Elbette Orsez
ve (…..) arasında bir tercih yapmayı hiçbir zaman istemem bunu düşünmemde ama
13-49/710-297
10/26
bu tür konularda önceliğim daima benimle sözleşmeli olarak çalışan bayimden ya da
müşterimden yanadır…”
(42) BELGE 20: Orsez’de elde edilen, Linde Ege satış yöneticisi (…..)’dan Orsez müdürü
(…..)’ye gönderilen 19.4.2008 tarihli “(…..) isimli müşteri hk” konulu e-postada
aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“(…..) bey bahsi geçen firma müşteriniz midir? Yeni bir lazer aldıklarını bizimle
çalışmak istediklerini teklif beklediklerini iletmişler. Yer Çalı’daymış. Şayet senin
müşterinse Liste fyt. Üzerinden teklif vereceğim değilse daha farklı düşünebilirim…”
(43) BELGE 21: Orsez’de elde edilen, Orsez müdürü (…..)’den Linde Ege satış yöneticisi
(…..)’a gönderilen 3.7.2009 tarihli e-postada (Ek:24/13) aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır:
“(…..) Bey merhaba,
Müşterilerimizden senin de bildiğin (…..) ile ödeme konusunda biraz
restleştik…Oksijende (…..) TL üstü, Argonda (…..) TL civarı, Oksijen-Argon karışımın
(…..) TL civarında, standart kira ve hizmet bedeli olmak üzere fiyat verirlerse
sevinirim. (en önemlisi de maksimum (…..) gün vade tabii)…
İkinci olarak, ortak müşterimiz olan (…..) bizi aradı, Argon ve karışım konusunda da
bizimle çalışmak istediğini, fiyat vermemizi istedi. Biz onlara LPG ve Oksijen
veriyoruz. Ne yapalım?...”
(44) BELGE 22: Yukarıda yer verilen e-posta ile ilgili olarak 8.7.2009 tarihinde (…..)’dan
tarafından gönderilen cevabi e-postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“(…..) bey merhaba,
(…..)konusunda bir çözüm buluruz problem değil ancak biz onlara geçen sene gayet
makul rakamlar vermiştik (20 günlük ödeme garantileri sonrası çok düşük fiyatlar
değildi). Ancak (…..) konusunda sen rakam verme lütfen (ya da yukarıda rakam
verirsen seviniriz – Bizim fiyatlar liste)…”
(45) BELGE 23: Orsez’de elde edilen, Orsez müdürü (…..) den Linde Ege satış yöneticisi
(…..)’a gönderilen 16.2.2010 tarihli e-postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“(…..) Bey merhaba,
(…..) diye bir firma aradı mı? Bu firma bizim eski müşterimiz (…..) yeni bir
yapılanması. Bildiğin gibi (…..) batmıştı…Şimdi yeni yapılanmada ben direkt olarak
liste fiyatlarından teklif verdim…yüksek fiyatla ufak ufak mal satarsak geçmiş
zararımızı da bir miktar çıkarmış oluruz diye düşünüyorum…Ararlarsa, bilgin olsun,
yüksek fiyat verirsen/verdirirsen sevinirim…”
(46) BELGE 24:Yukarıda yer verilen e-posta ile ilgili olarak 17.2.2010 tarihinde (…..)’dan
tarafından gönderilen cevabi e-postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Selamlar;
Ok. Arkadaşlarla paylaştım irtibata geçen olmadı olursa gerekeni yaparız…”
(47) BELGE 25: Orsez’de elde edilen, Orsez müdürü (…..) den Linde Ege satış yöneticisi
(…..)’a gönderilen 24.5.2010 tarihli ve “FW: Çok Acil” konulu e-postalarda aşağıdaki
ifadeler yer almaktadır:
13-49/710-297
11/26
“(…..) Bey merhaba,
Cuma günü (…..) Bey ile bayimiz (…..) in önemli bir müşterisi olan (…..)(…..) bey’in
teklif vermiş olduğunu görüşmüştük. Yanlışlıkla veya mecburen verilmiş olduğunu
düşündüğüm bu teklifin fiyatlarını vs. bana bildirmesini istemiştim (…..) den. Ancak
hala dönüş olmadı. Bugün firmaya dönüş yapmam gerektiğinden dolayı konuya
müdahil olup, bana bir an önce dönersen sevinirim...
/
Bu arada ayrıca benden teklif bekleyen (…..) firmasına hala siz bana dönmediğiniz
için herhangi bir teklif veremedim. O konuda da (…..) ye eğer siz vermek istiyorsanız,
bana söyleyin, ben yukarıda fiyatlar vereyim demiştim. Ama haber yok…”
(48) BELGE-26: Linde’de elde edilen, Linde Ege satış yöneticisi (…..) tarafından 8.5.2012
tarihinde hazırlandığı anlaşılan “ORSEZ ile İLİŞKİLER ve TİCARİ GELİŞİM” başlıklı
çalışmada (Ek:22/120-122) aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“…
Satış Yöneticisi olarak şahsi düşüncem Orsez ile Bursa Bölgesinde rekabet etmek
firmamıza zarar verecektir. Bu nedenle orta bir yol bulup yeni dönemde de firmayla
çalışmaya devam edebilmeliyiz. Özellikle gerek dağıtım ve ticari esneklikleri gerekse
Bursa pazarında (…..) ve Linde’den dahi daha iyi pazar bilinirlikleri olması başta
bölgemizdeki Satış Ortağımıza olası bir rekabette ciddi anlamda zarar verebilir…”
J. GEREKÇE VE HUKUKİ DAYANAK
(49) 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi uyarınca, “belirli bir mal veya hizmet piyasasında
doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını
taşıyan veya bu etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte olan anlaşma, uyumlu
eylem ve teşebbüs birliği kararları” hukuka aykırıdır. Linde, Orsez ve Yalızlar’ın
eylemlerinin Kanunun 4. maddesi kapsamında değerlendirilmesine geçmeden önce,
Linde’nin tedarik zincirini ele almak yerinde olacaktır.
(50) Linde’nin üç çeşit satış kanalı bulunmaktadır. Birinci satış kanalı Linde’nin nihai
tüketicilere yaptığı doğrudan satışlardan oluşmaktır. İkinci satış kanalı ise Linde’nin
münhasır olarak çalışan Satış Ortakları ve Bayilerinden oluşmaktadır. Linde Satış
Ortakları ve Linde Bayileri sadece Linde’den, tek alıcıdan temin yükümlülüğü ile
endüstriyel gaz almakta ve yine sadece Linde’nin ürünlerinin satışını
gerçekleştirmektedir. Satış Ortakları’nın Linde ile nihai müşteriler arasındaki
sözleşmelere aracılık ederek komisyon aldıkları ve rekabet hukuku kapsamında
acente niteliğinde olduğu görülmektedir. Linde Bayileri ise Satış Ortaklarından farklı
olarak acente sayılmayan ancak yine endüstriyel gazın tedarikini münhasıran
Linde’den yapan ve rakip ürün satışı yapmayan yeniden satıcı konumundadırlar.
Rekabet Kurulunun Linde’ye ilişkin 06.01.2011 tarih ve 11-02/3-1 sayılı Kararı'nda
seçici dağıtım sistemi olarak tanımlanan bu kanala ilişkin yapılan sözleşmelerin belli
ilgili pazarlar açısından1 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti
Tebliği (2002/2 sayılı Tebliğ); tüplü azot ve tüplü helyum pazarları açısından ise
1 Dökme oksijen, dökme azot, dökme argon, dökme karbondioksit, tüplü endüstriyel oksijen, tüplü tıbbi
oksijen, tüplü argon ve argon karışımları, tüplü karbondioksit, asetilen, azot protoksit ve tüplü hidrojen
pazarları
13-49/710-297
12/26
bireysel muafiyet kapsamında olduğuna karar verilmiştir.
(51) Soruşturmanın kapsamında olan Linde’nin üçüncü satış kanalı ise Yalız ve Orsez'in
de dahil olduğu serbest dolumculardır. Serbest dolumcular, Türkiye geneline yayılmış
50'den fazla sayıda olan ve endüstriyel gaz tedariklerini demir çelik fabrikaları ya da -
Linde gibi- gaz üreticilerinden gerçekleştiren teşebbüslerdir. Bu teşebbüsler genellikle
ana üreticilerden endüstriyel gazı sıvı olarak tedarik etmekte ve kendi dolum
tesislerinde kendi tüplerine dolum yaparak satış gerçekleştirmektedirler. Linde, bu
teşebbüsler ile “Münhasır Olmayan Müşteri Sözleşmeleri” imzalayarak bir alım-satım
ilişkisi kurmaktadır. Halihazırda Linde, Yalız ve Orsez dahil olmak üzere (…..) adet
Serbest Dolumcu ile ticaret yapmaktadır. Serbest Dolumcular, 2011 yılı için Linde'nin
satışlarının yaklaşık %(…..)'lük bir kısmını oluşturmaktadır. Yalız ve Orsez ise
Linde’nin satışlarının yaklaşık %(…..) ve %(…..)’ini oluşturmaktadır.
(52) Önaraştırma döneminde elde edilen ve Soruşturma Raporu’nda da yer verilen Linde-
Yalız’a ilişkin olarak 17 adet belge (Belge 1-Belge 17) ve Linde-Orsez’e ilişkin olarak
9 adet belge (Belge 18-Belge 26) Linde-Yalız ve Linde-Orsez arasında geçmekte
olup bazı müşterilere satış yapmama ve rekabetçi fiyat teklifi vermekten kaçınma
yönündeki unsurları içermektedir. Linde’nin tedarik sistemi içinde Orsez ve Yalız’ın
münhasır olmayan yeniden satıcılar olduğu ve rakip tedarikçilerden elde ettikleri
ürünleri de nihai tüketicilere sağladıkları görülmekle birlikte gerek Belgelerde yer alan
ifadeler ve gerekse savunmalarda yer alan açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde,
söz konusu eylemlerin bir dikey ilişki çerçevesinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
(53) Rekabet hukuku uygulamalarında, 4. madde anlamında bir anlaşmanın incelemeye
konu olması için yazılı olmasına gerek bulunmamaktadır. Bu çerçevede bahse konu
uygulamanın koşullarını içeren yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte bu
uygulamaların fiili etkisi nedeniyle somut olayın “dikey bir anlaşma” olarak ele
alınabileceği görülmektedir.
(54) Nitekim Linde’nin savunmasında mevcut uygulamada dağıtım sistemi içinde bir
münhasır bölge ya da bayi atanması bulunmadığı belirtilmekte ve “Linde Gaz,
kendisine ya da bayilerine münhasıran bir bölge ya da müşteri grubu tahsis etmiş
olsaydı, Yalız Gaz veya Orsez Gaz’ın aktif satış yapmasını her zaman
engelleyebilecek idi. Bunun da ötesinde, Linde Gaz’ın, Yalız Gaz ve Orsez Gaz’a
rekabet etmeme yükümlülüğü getirerek bu teşebbüslerin sadece Linde markasını
satmasını sağlamasının önünde dahi bir engel bulunmamakta” olduğu ifade
edilmektedir. Gerçekten de %40’lık pazar payı eşiğinin altında, dikey anlaşmalar
çerçevesinde münhasır bayilik sistemi oluşturmak ve bu sistemde yeniden satıcının
yapacağı aktif satışlara bir takım sınırlamalar getirmek 2002/2 sayılı Tebliğ
çerçevesinde grup muafiyeti kapsamında yer alan sınırlamalar olarak ortaya
çıkmaktadır. Bu tür sınırlamalar bir yandan rekabeti kısıtlayıcı olmakla birlikte diğer
yandan sağlayıcının daha etkin bir dağıtım ağı kurmasını sağladıkları için 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesinin uygulanmasından muaf tutulmuştur.
(55) 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’nin “Anlaşmaları Grup
Muafiyeti Kapsamı Dışına Çıkaran Sınırlamalar” başlıklı 4. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde, alıcının sözleşme konusu mal veya hizmetleri satacağı bölge
veya müşterilere ilişkin kısıtlamalar getirilmesi halinde söz konusu dikey anlaşmanın
Tebliğ ile tanınan muafiyetten yararlanamayacağı belirtilmekle birlikte, aynı bendin
devamında bu duruma istisna oluşturan dört başlık altında sayılan bölge veya
müşteri kısıtlaması türleri, anlaşmaları grup muafiyeti dışına çıkartan sınırlama olarak
13-49/710-297
13/26
kabul edilmemektedir. Bu istisnalardan ilki, özellikle dağıtım ağı kurmak isteyen
sağlayıcı teşebbüslerin kendisine ya da alıcı konumundaki teşebbüslere münhasır
satış bölgelerine veya münhasır müşteri gruplarına yapılacak aktif satışların
kısıtlanmasına olanak sağlamaktadır. Münhasır satış bölgelerine veya münhasır
müşteri gruplarına yapılacak pasif satışların kısıtlanması ise dikey anlaşmayı 2002/2
sayılı Tebliğ kapsamı dışına çıkarmaktadır.
(56) Aktif ve pasif satışların kısıtlanmasının ne anlama geldiği ise yine Rekabet Kurumu
tarafından yayımlanan “Dikey Anlaşmalar Kılavuzu”nda ayrıntılı olarak yer
almaktadır. Konuya ilişkin Kılavuzda yer alan açıklama şu şekildedir:
“… Teşebbüslere münhasır bir bölge veya müşteri grubu vermek suretiyle tanınan koruma
mutlak bir koruma değildir. Alıcı teşebbüsler kendilerine tahsisli bölgeye veya müşteri
grubuna satış yaparken sisteme dahil diğer alıcıların ancak aktif rekabetinden
korunabilirler. Başka bir ifadeyle, sağlayıcı teşebbüs, kendisine veya bir alıcıya tahsis
edilmiş münhasır bölgeye ya da müşteri grubuna yapılacak aktif satışları kısıtlayabilir.
Bu bölgeye veya müşteri grubuna yapılacak pasif satışların kısıtlanması ise anlaşmayı
grup muafiyeti dışına çıkartan bir ihlal olarak değerlendirilecektir. Bu noktada aktif
satış-pasif satış ayırımı önem kazanmaktadır.
Başka bir alıcının münhasır bölgesindeki veya münhasır müşteri grubundaki münferit
müşterilere mektup veya ziyaret gibi doğrudan pazarlama yöntemleriyle gerçekleştirilen
satışlar “aktif satış” olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, diğer bir alıcının bölgesinde
satış yeri veya dağıtım deposu kurmak da aktif satış kapsamındadır. Başka bir alıcıya
tahsis edilmiş bölgedeki veya müşteri gruplarındaki müşterileri doğrudan hedefleyen
reklamlar veya promosyonlar da diğer aktif satış yöntemleri arasında sayılabilir.
Diğer yandan, başka bir alıcının bölgesindeki veya müşteri grubundaki müşterilerden
gelen ve alıcının aktif çabaları neticesi olmayan talepleri karşılamak, alıcı malın
teslimatını müşterinin adresine götürerek yapsa dahi, “pasif satış” anlamına
gelmektedir. Medya aracılığı ile yapılan genel nitelikli reklamlar veya promosyonlar,
pasif satış yöntemi olarak değerlendirilecektir. İnternet ve benzeri2 yollarla yapılan
satışlar da genellikle pasif satıştır. Ancak, başka bir alıcının münhasır bölgesindeki
veya müşteri grubundaki müşterilere elektronik posta gönderilmesi, söz konusu
müşterilerden böyle bir talep gelmediği sürece, aktif satış yöntemi olarak
değerlendirilecektir. Katalog gönderme suretiyle yapılan satışların değerlendirilmesinde
de aynı yaklaşım uygulanacaktır.
Alıcıların satış yaptığı bölge veya müşteri grubunun münhasır olarak değerlendirilmesi
için, o bölge veya müşteri grubuna sadece tek bir alıcının veya sadece sağlayıcının
kendisinin aktif olarak satış yapıyor olması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle, belirli bir
bölgeye veya müşteri grubuna aktif olarak satış yapan teşebbüs sayısı iki veya daha
fazla ise o bölge veya müşteri grubu artık münhasır değildir. Bu tür “serbest” bölge
veya müşteri grubundaki müşterilere herhangi bir alıcı dilediği gibi aktif olarak satış
yapabilmelidir. Örnek vermek gerekirse, sağlayıcı konumundaki bir teşebbüs ürünlerini
Ankara ili sınırları dahilinde sadece iki teşebbüse verme yükümlülüğü altına girer ve
müşterileri bölge veya müşteri tipi olarak bu iki alıcı arasında paylaştırmaz ise, bu tür
bir anlaşmanın grup muafiyetinden yararlanabilmesi için diğer bölgelerdeki satıcıların
Ankara bölgesine yapacakları aktif veya pasif satışların engellenmemesi
gerekmektedir…”
(57) Soruşturma Raporu’nda yer verilen Linde-Yalız’a ilişkin olarak 17 adet belge (Belge
2 Rekabet Kurulunun 17.4.2008 tarih ve 08-29/352-113 sayılı kararı.
13-49/710-297
14/26
1-Belge 17) ve Linde-Orsez’e ilişkin olarak 9 adet belge (Belge 18-Belge 26) müşteri
kısıtlamasının ve belli müşterilere rekabetçi fiyat teklifi vermekten kaçınmanın söz
konusu olduğu belgelerdir. Bu kısıtlamaların 2002/2 sayılı Tebliğin 4. maddesinin (b)
bendinde sayılan istisna hallerinden sayılması ise söz konusu değildir. Şöyle ki;
Soruşturma Raporunda yer alan 2, 3, 5, 7, 9, 10, 11, 12, 13, 15, 18, 19, 25 ve 26
no’lu Belgeler bazı müşterilere aktif satışların kısıtlanmasına yönelik bir anlaşmaya
işaret etmektedir. Yine Soruşturma Raporunda yer alan 2, 4, 6, 7, 8, 20, 21, 22, 23 ve
25 no’lu Belgeler bazı müşterilere pasif satışların yasaklanmasına yönelik unsurları
içermektedir. Daha önce Kılavuzdan yapılan alıntılar ile yapılan açıklamalarda da yer
verildiği üzere, pasif satışlara getirilen kısıtlamaların 2002/2 sayılı Tebliğ’den
yararlanması söz konusu değildir. Aktif satışlara getirilen kısıtlamaların istisna
kapsamında değerlendirilebilmesi için ise söz konusu kısıtlamanın münhasır bir bölge
ya da müşteriye ya da müşteri grubuna yönelik olması gerekmektedir. Alıcıların satış
yaptığı bölge veya müşteri grubunun münhasır olarak değerlendirilmesi için, o bölge
veya müşteri grubuna sadece tek bir alıcının veya sadece sağlayıcının kendisinin
aktif olarak satış yapıyor olması gerekmektedir. Linde’nin münhasır olmayan yeniden
satıcıları konumundaki Yalız ve Orsez ile arasında gerçekleşen ve aktif ve pasif
satışların kısıtlanması şeklinde ortaya çıkan müşteri kısıtlamasında ise münhasır bir
bölge ya da müşteri tanımlamasının bulunmadığı ortadadır. Burada ortaya çıkan
müşteri kısıtlamasına ilişkin anlaşmaların dağıtım ağının etkin hale gelmesi
amacından ziyade tüketicinin aleyhine olacak şekilde rekabet seviyesini azaltmak
olduğu Linde’nin bir iç yazışması olan Belge 9’da yer alan “Son günlerde hem Doğu
Marmara da hem de Batı Marmara da Yalız firması özelinde birbirimizin müşterilerine
bilerek/bilmeyerek verilen teklifler, müşteri sahasına indirilen tüpler her iki firma
ilişkilerini zedelediği gibi sonucunda kazanan her zamanki gibi müşteri olmuştur.”
ifadelerinden de açıkça anlaşılmaktadır.
(58) Bu nedenle, Soruşturma kapsamında ortaya konan söz konusu anlaşmaların
dağıtımda etkinlik ya da benzeri bir ekonomik gelişmeye sebep olmadığı gibi tüketici
faydasına bir durumun da söz konusu olmadığı, dolayısıyla söz konusu anlaşmaların
2002/2 sayılı Grup Muafiyeti Tebliği dışında kalmanın yanında 4054 sayılı Kanun’un
5. maddesi kapsamında bireysel muafiyet almasının da söz konusu olmadığı
görülmektedir.
(59) Bütün bu tespit ve değerlendirmeler kapsamında Linde’nin serbest dolumcu olarak
adlandırılan ve münhasır olmayan yeniden satıcılara yönelik dikey anlaşma
kapsamında gerçekleştirmiş olduğu eylemlerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini
ihlal ettiği, mezkur uygulamaların 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup
Muafiyeti Tebliği’nin kapsamı dışında olduğu ve ayrıca 4054 sayılı Kanun’un 5.
maddesi uyarınca bireysel muafiyet alamayacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle
Linde’ye, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 16. maddesinin
üçüncü fıkrası gereğince ve Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar
ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin
Yönetmelik (Ceza Yönetmeliği) uyarınca idari para cezası uygulanması
gerekmektedir.
(60) Bu kapsamda, Linde’ye verilecek temel para cezası Ceza Yönetmeliği’nin 5.
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası uyarınca binde beş oranında
belirlenmiş olup söz konusu ceza ihlalin süresi itibariyle anılan maddenin üçüncü
fıkrasının (a) bendi uyarınca yarısı oranında arttırılmıştır. Bununla birlikte, ihlal teşkil
eden uygulamaların etkisinin sınırlı olması hafifletici bir unsur olarak dikkate alınmış
13-49/710-297
15/26
ve Ceza Yönetmeliği’nin 7. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Linde’ye ‰ 3,75
oranında para cezası uygulanması gerektiği kanaatine varılmıştır.
(61) İhlal tespitinin yapıldığı dikey ilişki çerçevesinde pasif konumda bulunan yeniden
satıcılar Yalız ve Orsez bakımından ise herhangi bir ceza uygulanmasına yer
bulunmamaktadır.
K. TARAFLARIN SAVUNMALARI VE DEĞERLENDİRİLMESİ
K.1. Belgeler Bazında Savunmalar
(62) Aşağıda öncelikle tarafların belgeler bazında yaptığı savunmalara yer verilerek bu
savunmalara ilişkin değerlendirmeler yapılacak, bir sonraki bölümde ise tarafların
genel savunmaları ele alınacaktır.
Belge 2 ve 3 (…..)
(63) Linde tarafından yapılan yazılı savunmada bu belgelere ilişkin olarak; Yalızlar'ın
müşterilerine Linde tarafından "kontrollü" yaklaşılırken Yalızlar'ın buna dikkat
etmediği belirtilmekte, daha sonra satış müdürünün bu konuyla ilgili olarak Yalızlar ile
yaptığı görüşmenin diğer çalışanlara aktarıldığı, yazışmanın içeriğinde marka içi
rekabeti kısıtlayıcı anlama gelebilecek ifadeler olmasına rağmen, gerçekte tam aksi
bir sonuç yaşandığı ve Yalızlar’ın fiyat kırmak suretiyle (…..) kendi portföyüne kattığı,
daha sonra da Linde’nin daha uygun fiyat vererek (…..) tekrar kazandığı, dolayısıyla
müşterinin marka içi rekabetten faydalanarak daha düşük fiyattan mal temin
edebildiği açıklamaları yapılmıştır.
(64) Aynı belgenin devamında Linde tarafından Yalızlar’ın uyarılmasına ilişkin olarak
Linde’nin yazılı savunmasında; Linde tarafından Yalızlar’a konunun aktarıldığı,
yazışma sonrası müşteriler aleyhine hiçbir olumsuz etki doğmadığı, tam aksine
yaşanan marka içi rekabet sayesinde fiyatlarda indirime gidildiği açıklamaları
yapılmıştır.
(65) Yalızlar tarafından (…..) , kreyojenik tank imalatı yapan bir firma olup bu tankların
endüstriyel ve medikal gaz üretim ve satışı gerçekleştiren teşebbüslere de sağlandığı
bilgisi de verilmektedir. Yalızlar tarafından, kendilerinin de bir dönem tank alımı
gerçekleştirdiği, (…..)yüksek miktardaki gaz alımlarını sektörde faaliyet gösteren
çeşitli tedarikçilerden sağladığı, küçük ölçekli tedarikçilerle de borç-alacak ilişkisi
içinde karşılıklı tedarik gerçekleştirildiği, (…..) büyük ölçekli olması sebebiyle temel
olarak Yalızlar’ın müşteri profiline uymasa da borç ilişkisi nedeniyle Yalızlar
tarafından (…..) gaz temininin yapıldığı, ölçek sebebiyle yapılan bu gaz tedariğinin
kimi zaman Yalızlar’ı ticari açıdan zor duruma soktuğu yönünde açıklamalar
yapılmıştır. Dolayısıyla Yalızlar, borç-alacak ilişkisinin sona ermesini takiben büyük
miktarda alım yapan (…..) ile tedarik ilişkisini sonlandırmıştır.
Belge 4 (…..)
(66) Linde tarafından yapılan savunmada, yazışmanın yapıldığı tarihte Yalızlar ile
çalışmakta olan (…..) 'nin fiyat araştırması amacıyla internetten gönderdiği talebe
ilişkin Linde içerisinde yapılan yorumların yer aldığı, Linde içerisinde teklif talebine
ilişkin iki farklı yorum yapıldığı, ilk gönderilen elektronik postada talep bekleyen
müşteriye neden teklif verilmediği veya bayiye yönlendirilmediği sorgulanırken, diğer
elektronik postada Yalızlar müşterisi olduğu için teklif verilmediği belirtilmiştir.
13-49/710-297
16/26
Linde’nin savunmasına göre bu durum şirket içerisindeki Karbogaz-BOS döneminden
gelen ikili yapı ile ve kanallardaki denge ihtiyacının korunması saikleriyle
açıklanmaktadır. Çalışanlar arasında konunun zaman zaman farklı algılanabildiği ve
“maksadını aşan ifadelerin” kullanılabildiği belirtilmektedir. Somut olayda, (…..)’ye
teklif verilmemesinin gerçek sebebinin bu şirketin “k1” olarak adlandırılan ve
Linde’nin satış stratejisinde odaklandığı büyük ölçekli müşteri grubu içinde yer
almaması olarak açıklanmış; Linde’nin hakim durumda bulunmadığı sürece dilediği
müşteri ile çalışabileceği belirtilmiştir.
Belge 5 (…..)ve(…..)
(67) Linde tarafından yapılan savunmada Batı Marmara bölgesi satış mühendisinin
bölgesinde bulunan (…..) ve (…..) isimli müşterilere Yalızlar'ın satış yapmasından
duyduğu rahatsızlığı dile getirdiği, (…..) ve (…..)in yüksek hacimli alım yapan
müşteriler (“k1” grubu) olup genelde teknoloji ve hizmet kalitesi/sürekliliği gibi
sebeplerle doğrudan ana üreticilerle çalışmakta olduğu, ancak söz konusu
müşterilerin talep planlamalarında öngöremedikleri değişiklikler olduğu takdirde,
özellikle hafta sonu gibi Linde’nin çalışmadığı zamanlarda serbest dolumculardan
geçici olarak ürün alabildiği, serbest dolumcuların ise bu tür durumlarda farklı
kaynaklardan ucuz maliyetli sıvı ürün tedarik edebildikleri ve küçük ölçekli yapıları ile
kalite ve işgüvenliği altyapılarından kaynaklanan nedenlerle maliyetlerinin düşük
olmasından yararlanmak suretiyle yüksek hacimli müşteri kazanma adına pazar
ortalamalarının altında fiyat verip, müşterilerde Linde’nin fiyatlarının yüksek olduğu
izleniminin oluşmasına sebebiyet verebildiği açıklamaları yapılmıştır. Savunmaya
göre Linde çalışanı bu durumdan şikayet etmekte ve serbest dolumcular sebebiyle
fiyatlarda indirim yapmak zorunda kalacağından yakınmaktadır. Nitekim (…..) firması
ile o tarihlerde (…..)/m3 birim fiyat üzerinden çalışılırken, daha sonra yapılan indirim
sonrası birim fiyatın (…..)/m3'e gerilediği belirtilmiştir. Aynı indirim tüp kirasında da
yaşanmış olup (…..)/Ay olan tüp kirası(…..) /Ay’a düşürülmüştür. Fiyatlarda gözlenen
bu düşüşün rekabet karşıtı bir etkinin doğmadığına kanıt oluşturduğu
savunulmaktadır.
(68) Aynı yazışmada Linde yetkilisinin kullandığı bazı ifadelerden Linde ile Yalızlar
arasındaki meselenin Linde’nin satışlarına ilişkin olduğunun anlaşıldığı, esasen
müşterilerin ürünün bayide neden daha ucuz olduğunu sorguladıkları ve Yalızlar'ın
marka içi rekabetinden yakınıldığı, marka içi rekabet bağlamında “maksadı aşan”
bazı ifadeler bulunsa da piyasada rekabete aykırı olumsuz bir etkinin doğmadığı
belirtilmektedir. Son 3 yıl içerisinde Linde ile Yalızlar arasında (…..)TL ciro hacmine
denk gelen karşılıklı geçişlerin yaşandığı belirtilmektedir.
(69) Yalızlar tarafından yapılan savunmada ise bu yazışmalarda geçen (…..) fabrikası
müşterisi ile ilgili; bu fabrikanın Yalız Grubu bünyesindeki farklı bir firmanın satış
bölgesinde yer aldığı, fabrikanın teklif talebinde bulunduğu ve bu talebin cevabının
verildiği, devam eden süreçte bir dönem Yalızlar tarafından fabrikaya gaz tedariğinin
yapıldığı, ancak bu teşebbüsün de büyük ölçekli olması ve Linde’nin varlığı
dolayısıyla tedarik ilişkisinin sonlandırıldığı açıklamaları yapılmıştır. (…..) ile yaşanan
bu durumun benzerinin aynı zamanda (…..) ve (…..) ile de yaşandığı belirtilmiştir.
(70) Savunmalardan, serbest dolumcuların süreklilik arz edecek tedarik kabiliyeti
bulunmaksızın müşterilere düşük fiyattan teklif vermelerinin kısa dönemde Linde
ürünlerine ilişkin müşteri algısında çarpıtmalara neden olması sebebiyle Linde’nin
marka-içi talep güvenliğini garanti altına alma saikiyle hareket ettiği, ayrıca münhasır
13-49/710-297
17/26
müşteri grubu olarak özellik arzeden ve k-1 olarak adlandırılan büyük hacimli
müşterilerin sağlayıcı konumundaki Linde tarafından dağıtım ağının etkinliği
çerçevesinde dağıtıcılar arasında tahsis edilmesinin 2002/2 sayılı Tebliğ’de izin
verilen türde bir uygulama olduğu öne sürülmektedir.
Belge 6 ve 7 (…..)
(71) Linde tarafından yapılan savunmada Linde çalışanının münferit şikayetlerini içeren
söz konusu yazışmanın sonucunda rekabete aykırı bir sonuç doğmadığı; Yalızlar'ın
fiyat kırarak Linde’den kazandığı (…..)’ın takip eden süreçte Linde tarafından %(…..)
indirim uygulanarak tekrar kazanıldığı, ilgili çalışanın Yalızlar özelinde ve Yalızlar ile
yapılan marka içi rekabet hakkında sarf ettiği ifadelerin, müşteriyi kaybetmiş olmanın
verdiği üzüntüyle dile getirilen bireysel tepkiler olduğu, çalışanın görüşüne verilen
cevapta Linde markası dahilinde yapılan rekabetin anlamsız olduğundan
bahsedilmesinin sebebinin Karbogaz-BOS birleşmesinden gelen sorunlar kaynaklı
olduğu, genel olarak bakıldığında sadece markalar-arası değil marka-içi rekabetin de
etkin olarak devam ettiği belirtilmektedir.
Belge 8 (…..)
(72) Yalızlar tarafından yapılan savunmada, (…..) firması ile bahse konu olan dönemde
fiyat talebinde bulunduklarında ikili görüşme yapıldığı, pazarlama birimi tarafından
yapılan pazar araştırmasında (…..) firmasının piyasa ödemelerinde problem
yaşadığının tespit edildiği, bu sebeple Yalızlar’ın teklif vermekten kaçındığı
açıklamaları yapılmıştır.
(73) Linde tarafından yapılan savunmada (…..) ’ne ilişkin olarak; Linde’nin müşterisi olan
(…..)'nın Yalızlar'dan teklif istemesi üzerine Yalızlar’ın Linde’ye dönüş yaparak
fiyatlarını sorduğu; buna göre müşteriye yüksek teklif vereceğini belirttiği; (…..) ’nın
Linde ile senelik iş hacmi 10.000 TL civarında olan ve Linde’nin doğrudan satış hedef
kitlesi içerisinde yer almayan oldukça küçük çaplı bir müşteri olduğu, Linde’nin
endüstriyel gazlardaki satış stratejisinin şirket bünyesindeki satış ekibi vasıtasıyla,
"k1” olarak adlandırılan büyük ölçekli müşterilere odaklandığı; "k2" ve "k3" olarak
adlandırılan küçük ve orta ölçekli müşteri gruplarına ise daha çok serbest dolumcular
veya bayiler tarafından satış yapıldığı açıklamaları yapılmıştır. Ayrıca, (…..) ile
doğrudan çalışılmasının sebebinin Linde’nin tercihinden ziyade, Karbogaz-BOS
birleşmesi döneminden gelen bir müşteri olmasından kaynaklandığı ifade edilerek
(…..)’nın Linde açısından stratejik açıdan öncelikli olan bir müşteri kategorisinde
olmadığı vurgulanmıştır.
(74) Linde tarafından yapılan savunmanın devamında, Yalızlar'ın, muhtemelen (…..) nın
kendileri açısından da öncelikli bir müşteri olmamasının verdiği rahatlıkla, tedarikçisi
Linde ile ilişkileri iyi tutmak adına böyle bir yazışma gerçekleştirdiği düşünüldüğü
belirtilmiştir. Bu bağlamda, Yalızlar'ın tek taraflı olarak dile getirdiği ifadelere karşılık
olarak Linde tarafından herhangi bir cevap verilmediği ve tasarrufta bulunulmadığı,
dolayısıyla bu belgenin Linde açısından bağlayıcılığı olmadığı savunulmaktadır.
Linde’nin fiyat formulasyonu ile yaptığı karşılaştırmada (…..)’ya uygulanan satış
fiyatlarındaki artışın beklenen artış yüzdesine oranla da düşük gerçekleştiği
belirtilmiştir.
13-49/710-297
18/26
Belge 9 (Yalızlar’a ilişkin iç yazışma)
(75) Bu belgeye ilişkin olarak Linde tarafından gönderilen savunmada; belgedeki
ifadelerin Yalızlar'ın bir rakip olarak algılanması ile kaleme alınmadığı, Yalızlar’ın
Linde’den ürün tedarik eden ve pazara yine Linde ürününü satan bir teşebbüs
olduğu, Linde’nin ise bayilerini ve satış ortaklarını Yalızlar'ın rekabetinden korumaya
çalıştığı, dolayısıyla söz konusu yazışmanın tamamen marka içi rekabete ilişkin
olduğu açıklamaları yapılmıştır. Yine bu satış ortakları, münhasır bayiler ve münhasır
olmayan bayiler arasındaki ilişkilerle ilgili sorunların Karbogaz ve BOS gibi iki ayrı
yapıyı bir potada eritme çabalarından kaynaklandığı, Linde’nin marka bilinirliğini
sürdürmek için satış ortaklığı sistemine ihtiyaç duyduğu, bir yandan da yüksek
miktarlarda alım yapan dolumcuları kaybetmek istemediği, bu sebeple de marka içi
satışlarda belirli dengelerin koruması zorunluluğunun ortaya çıktığı açıklamaları
yapılmıştır.
(76) Yine Linde tarafından söz konusu yazışmaların marka içi rekabeti kısıtlama amacı
olduğu kabul edilse dahi, bu yazışmaların hiçbir zaman uygulamaya geçirilmediği,
Yalızlar ile Linde arasında son 3 yıl içerisinde pek çok müşteri geçişinin yaşandığı
savunulmuştur.
Belge 10, 11 ve 12 (…..)
(77) Linde’de bulunan ve müşteri geçişine ilişkin olan bu yazışma ile ilgili olarak Linde
tarafından yapılan savunmada; belgede adı geçen (…..) 'nin ((…..)) Linde’nin bayisi
olan (…..) ’in müşterisi olduğu, Yalızlar’ın bu durumu bilmeksizin (…..)’a teklif verdiği,
Linde arasında yapılan iç yazışmada ise bayi (…..)'in müşteriyi geri kazanmak için ön
görüşme yapması ve daha sonra Linde ile ortak bir plan oluşturulması önerildiği
açıklaması yapılmıştır.
(78) Yalızlar’ın savunmasında (…..) ile ilgili olarak; (…..) ’ın Oksijen, Argon, LPG
(sıvılaştırılmış petrol gazı) ve Karışım gaz ihtiyacını uzun zamandır Yalızlar’dan
karşıladığı, sadece analiz makinesinde kullandığını belirttiği yüksek saflıkta argon
gazını Linde’den aldığı, (…..)’ın ayrıca Yalızlar ve (…..)’’tan fiyat teklifi talebinde
bulunduğu, Yalızlar’ın da buna mukabil fiyat teklifi gönderdiği, zaten kendi
portföyünde bulunan (…..)’a Yalızlar tarafından yeni bir ürün değerlendirmesi ile
tüketim miktarının bir arada değerlendirerek fiyat teklifinin verildiği, (…..)’ın yüksek
saflıkta argon gazı tüketiminin ayda ortalama 1 veya 2 adet olduğu ve verilen fiyat
teklifinin (…..) tarafından uygun bulunarak Yalızlar’ın tercih edildiği açıklamaları
yapılmıştır.
(79) Yalızlar’ın müşteri portföyünün genel olarak küçük ve orta ölçekli müşterilerden
oluştuğu belirtilmektedir. Bu tür bir müşteri portföyü seçimi yapılmasında müşterilere
kendi sermayeleri ile satın alınan tüplerin emanet olarak temininin yapılması ve
müşteriler ile çalışma usulünün cari hesap olmasının etkili olduğu belirtilmektedir.
(80) Bunlara ek olarak, aynı müşteriye satış yapan bayilerden tüplerin karıştığına dair
şikayetler geldiği, bunun üzerine Linde satış idare yöneticisi tarafından bu tür
durumların önüne geçilmesi gerektiği yönünde görüş bildirildiği, bu yazışmanın
yapılmasının amacının rekabeti kısıtlamak değil Linde’nin veya bayilerin mülkiyetinde
olan tüplerin birbirleriyle karışmasını engellemek olduğu, uygulamada aynı müşteriye
farklı kanallardan satış yapılmasının önünde engel olmadığı için, tüp kayıtlarının
birbirine karışabildiği ve bu durumun teşebbüslere hem maddi açıdan hem de itibar
açısından zarar verdiği belirtilerek yazışmanın devamına bakıldığında bu konunun
13-49/710-297
19/26
tamamen teknik bir meseleden kaynaklandığının anlaşılacağı vurgulanmış,
yazışmayı yapan yetkilinin satış idare yöneticisi olmasının da yazışmanın konusunun
teknik nitelikte olduğunu desteklediği savunulmuştur. Ayrıca, pazar payı %40’ın
altında olduğu için bayilerin birbirlerinin müşterilerine aktif olarak satış yapmasını
engelleme imkânı olan ve buna rağmen bu yolu seçmeyen Linde’nin, daha sonra
uygulamada bayilerin birbirlerine karışmasına yol açmasının “rasyonel” olmayacağı
hususları da savunmada belirtilmiştir.
Belge 13 (…..)
(81) Yalızlar’ın birinci yazılı savunmasında bu belgedeki yazışmalarla ilgili olarak yine
Yalız Grubu’ndan farklı bir tüzel kişiliğe ait olan teşebbüsün satış bölgesine ilişkin
olduğu ve yine tercihin küçük ölçekli müşterilerle çalışmaktan yana olduğu için bu tür
yazışmalar yapıldığı açıklaması yapılmıştır. Ayrıca yapılan yazışmaların amacının
“müşteriyi koruma stratejisi” olduğu ifade edilmiştir.
(82) (…..) ’e ilişkin olarak yapılan yazışmalarla ilgili Linde tarafından yapılan savunmada;
Linde şirket çalışanları arasında, tüplü bayi (…..)'in müşterisi (…..)'in nasıl Yalızlar'la
çalışmaya başladığına ilişkin durum değerlendirmesi yapıldığı, yazışmada kullanılan
ifadelerden, müşterinin rakip marka (…..)’a kaptırılmayıp yine Linde içerisinde
kalmasının olumlu bulunduğunun açıkça ifade edildiği, yazışmaya konu müşterinin
daha sonraki süreçte Yalızlar ile çalışmaya devam ettiği, söz konusu yazışmada
marka içi ya da markalar arası rekabeti kısıtlayan hiçbir ifade bulunmadığı ve bu
yazışmanın Linde satış kanalları arasındaki fiyat farklılıklarını kanıtlar nitelikte olduğu
açıklamaları yapılmaktadır. Savunmada bayinin Linde Gebze tesisinden ürünü teslim
alış fiyatı (…..)TL/m3 iken; Yalızlar’ın, bayinin müşterisine aynı ürün için (…..)TL/m3
fiyat verebilmekte olduğu, bu durumun uygulamada sorunlar doğurması nedeniyle
Linde tarafından marka içi ve dikey nitelikte olan bu duruma müdahale edilme ihtiyacı
doğduğu belirtilmektedir. Linde’nin birinci yazılı savunmasında söz konusu
yazışmalar neticesinde rekabete aykırı herhangi bir etki doğmadığı ayrıca
vurgulanmaktadır.
Belge 15 ve 16
(83) Linde tarafından gönderilen yazılı savunmada bu belgelere ilişkin olarak Yalızlar
tarafından Adapazarı’ndaki Linde bayisinin Yalızlar’ın müşterilerine değil rakip firma
müşterilerine eğilmesinin rica edildiği, ancak Linde tarafından verilen cevapta,
rekabet hukuku gereklilikleri sebebiyle böyle bir harekette bulunmalarının mümkün
olmadığının belirtildiği, daha sonraki tarihli kişisel notta yazışmayı gerçekleştiren
Linde Marmara Bölgesi Satış Müdürü (…..)’ın göndermiş olduğu elektronik postanın
rekabet hukuku bakımından doğru bir örnek olduğunu belirttiği ve dolayısıyla söz
konusu yazışmanın, bir ihlalin değil ancak Linde’nin rekabet hukukuna uyum amacını
ortaya koyan olumlu bir durumun göstergesi olduğu açıklamaları yapılmıştır.
(84) Linde’nin ayrıca; ilgili yazışma ve kişisel notun Rekabet Kurumu’na ve Linde’ye
gönderilen ihbar mektuplarından sonraki sürece tekabül ettiği ve aynı süreçte
Linde’nin “şirket içi duyarlılığı”nı artırarak denetim ve eğitimler gerçekleştirdiği ve
bahse konu eğitimlerin çalışanların yazışmalarına da olumlu şekilde yansıdığı
belirtilmiştir.
13-49/710-297
20/26
Belge 18, 19 ve 20 (…..)
(85) Linde tarafından yapılan yazılı savunmada Orsez’in Linde satış ortağı (…..) 'ın satış
yaptığı (…..) unvanlı müşterinin talebine nasıl cevap vermesi gerektiği konusunda
Linde’ye soru yönelttiği, söz konusu yazışmaların 2007 tarihli olup bu tarihte Orsez’in
münhasıran Linde ile çalışmakta olduğu, taraflar arasındaki yazışmaların Linde
ürününe ilişkin olduğu, yazışmanın sonucunda piyasada herhangi bir etki doğmadığı
ve müşterinin (…..)’dan ayrılarak Orsez ile çalışmaya başladığı açıklamaları
yapılmıştır.
Belge 21,22 (…..)
(86) Linde tarafından gönderilen savunmada bu belgelerde yer alan yazışmalara ilişkin
olarak; Orsez’in müşterisi (…..) ile yaşadığı sorunu Linde’ye aktardığı ve birtakım
fiyatlar ileterek, ararlarsa bu fiyatların deklare edilmesini talep ettiği, ortak müşteri
olan (…..)'un ürün talebine ilişkin nasıl bir cevap vermesi gerektiğini sorguladığı, her
iki müşterinin de Linde ürününü kullanan müşteriler olduğundan bu yazışmaların
marka-içi rekabete ilişkin olduğu, Linde’nin kendi kanalları arasında rekabet
yaşanmasını istemediği için (…..)'a Orsez’in teklif vermesini istemediği, ancak daha
sonra bu müşteriye indirim uygulandığı belirtilmiştir.
(87) (…..)’ın ise 2008 yılına kadar (…..) müşterisi olduğu, 2008 yılında Linde’nin indirimli
fiyat teklifi üzerine (…..)'ı bıraktığı, daha sonra da Orsez’in daha ucuz fiyat teklifinde
bulunması sonucu Orsez ile çalışmaya başladığı, Linde’nin (…..)’a teklif vermek
istememesinin ana sebebinin kısa bir süre önce daha düşük teklif vermesine rağmen
Linde’yi tercih etmemiş olması dolayısıyla Linde’nin de bu tavrı sergileyen (…..) ile
çalışmayı tercih etmemesi olduğu belirtilmektedir.
(88) Orsez tarafından yapılan savunmada bu belgeleri oluşturan yazışmalarda bahsi
geçen (…..)’a ilişkin olarak; (…..)’un hem Orsez’in hem de Linde’nin diğer bir bayiinin
ortak müşterisi olduğu, müşterinin Orsez’i arayıp artık tek bayi ile çalışmak istediğini
bildirdiğini, Orsez’in de bu durumu elektronik posta ile Linde’ye aktardığı, sonuç
olarak Orsez ve Linde’nin diğer bayiinin ayrı ayrı teklif verdiği ve müşterinin diğer
bayiyi tercih ettiği, bununla beraber anılan müşterinin 12 kg’lık LPG tüpünü
Orsez’den aldığı açıklamaları yapılmıştır.
(89) Orsez tarafından yapılan savunmada söz konusu belgeleri oluşturan yazışmalarda
bahsi geçen müşteri (…..)’a ilişkin olarak; bu teşebbüsün 2008 yılına kadar (…..) ile
çalıştığı, Orsez’in rakibin teklif fiyatının üçte birine kadar fiyat indirerek (…..) ’ı
portföyüne kattığı, bir müddet sonra (…..)'ın ödemelerinde sıkıntı çıktığı, Orsez’e
ödeme yapmayan firmanın başka bir bayiden de gaz temin ettiği, elektronik postanın
bu durumu bildirmek için yazıldığı, kısa bir süre sonra bahsedilen sorunların
çözümlendiği ve halen (…..)’ın Orsez ile çalıştığı açıklamaları yapılmıştır.
Belge 23 ve 24 (…..)
(90) Linde tarafından gönderilen savunmada belgelerdeki yazışmaya ilişkin olarak;
Orsez’in (…..) unvanlı eski müşterisinden bahsederek firmanın Linde’yi araması
halinde yüksek birim fiyat ile teklif verilmesi ricasında bulunulduğu, (…..)’nun Orsez’in
karbondioksit müşterisi olduğu, Orsez’in ise karbondioksiti münhasıran Linde’den
temin ettiği, dolayısıyla söz konusu yazışmanın da marka-içi rekabete ilişkin olduğu,
yazışmanın akabinde Linde’nin Orsez’in talebine rağmen müşteri ile anlaştığı ve
müşteriye karbondioksit yerine(…..) TL/m3 birim fiyatı üzerinden corgon gazı teklifi
13-49/710-297
21/26
yapıldığı, ancak devreye (…..)’'ın girmesiyle fiyatın (…..)TL/m3’e kadar düştüğü
açıklamaları yapılmıştır. Dolayısıyla, bu hususların gerek marka-içi gerekse markalar-
arası rekabetin yoğun olarak yaşandığını ortaya koyduğu savunulmuştur.
(91) Orsez tarafından gönderilen yazılı savunmada belgelerdeki yazışmalara ilişkin
olarak; Orsez’in geçmişte (…..) adlı müşterisi ile alacak sebepli sorun yaşamış
olduğu, (…..) 'in devamı olan (…..) ’nun Orsez’den karbondioksit talep ettiği, Orsez’in
geçmişteki alacaklarını ve firmanın yeni mali yapısının güçlenmiş olmasını dikkate
alarak yeni fiyatlardan karbondioksit satmak istediği, Orsez’in karbondioksit
bakımından Linde’nin münhasır satıcısı/bayii olarak işlem gördüğü, (…..)’nun (…..)
gibi rakip firmalardan teklif almasının her zaman mümkün olduğu ve (…..)’nın
neticede (…..) unvanlı başka bir sağlayıcı ile sözleşme imzaladığı açıklamaları
yapılmıştır.
Belge 25 (…..)
(92) Linde tarafından yapılan yazılı savunmada bu belgeye ilişkin olarak; ilgili yazışmanın
ilk bölümünde Orsez’in ortağı (…..) kendi bayisi (…..) firmasının en önemli müşterisi
olan (…..)’e Bursa Linde satış ortağı tarafından teklif verildiği, bu fiyatların ne
olduğunu o dönemki perakende satış temsilcisine sorduğunu ama yanıt alamadığını,
söz konusu müşterinin 2010 Mayısında almış olduğu “Trumph” marka lazer kesim
cihazının ihtiyacı olan sınai gazlar için Linde’den teklif talebinde bulunduğu, o
tarihlerde firmanın bulunduğu konumun dağıtım alanının dışında oluşu ve olası
sevkiyatları aksatacağı düşüncesiyle Linde’nin konuyu Bursa satış ortağı olan (…..) 'a
aktardığı, (…..) tarafından firmaya hem sınai gaz hem de tesisat teklifi verilerek
anlaşma sağlandığı ve oksijen ile azot gazları için tesisat yapıldığı, böylece firmanın
marka-içi rekabet sonucu firmanın (…..) ile bir bağı kalmadığı ve Linde satış ortağı
tarafından kazanıldığı açıklamaları yapılmıştır.
(93) Linde tarafından yazışmanın ikinci bölümüne ilişkin olarak; Orsez tarafından,
Linde’ye (…..) isimli bir müşteriden gelen talebin hatırlatıldığı, ilgili belgenin Linde’nin
Bursa tesisinde yapılan yerinde incelemede elde edilen yazışmalarla birlikte
değerlendirilmesi gerektiği, bu yazışmanın öncesinde Orsez tarafından Linde’ye söz
konusu müşteriden talep gelmesi halinde verilmesi istenen fiyatların bildirildiği, bunun
üzerine yapılan iç yazışmada ise buna riayet edilmeyeceği ve müşterinin ne
pahasına olursa olsun Linde’ye kazandırılacağının vurgulandığı belirtilmiştir. Bu
açıklamalara dayanak olarak; daha sonra Linde tarafından(…..) 'e verilen tekliflerin
Orsez’in talep ettiği fiyatların altında olduğu, ancak müşterinin daha sonra (…..) ile
çalışmayı tercih ettiği, dolayısıyla söz konusu yazışmanın piyasada gerek marka-içi
gerekse markalar-arası rekabetin ne kadar yoğun yaşandığının açık bir örneği olduğu
hususları belirtilmiştir.
(94) Linde tarafından ayrıca (…..)’in önceki unvanının (…..) olduğu; 30 Nisan 2008'de
Linde tarafından firmaya verilen teklifin karışım gazı fiyatının 2008'de (…..) TL/m3
iken 2010 yılı sonlarına doğru (…..) TL/m3 olduğu, dolayısıyla bahse konu müşteriye
uygulanan fiyatlarda 2,5 yıllık süreçte sadece %(…..) artış yapıldığı, enerji, mazot ve
benzeri giderler dikkate alındığında söz konusu artışın oldukça düşük olduğu,
dolayısıyla müşteriye verilen tüm tekliflerin rekabetçi olduğu belirtilmiştir.
(95) Orsez tarafından yapılan yazılı savunmada bu yazışmada bahsi geçen (…..)’e ilişkin
olarak; (…..)’in 2008 Şubatına kadar Orsez müşterisi olduğu, daha önce (…..)
unvanlı olan bu teşebbüsün ödemelerinde sıkıntılar yaşandığı için Orsez’in bu
13-49/710-297
22/26
müşteriye karşı tavizsiz bir politika izlediği ve teşebbüsün bu dönemde (…..) ile
çalışmaya başladığı, bununla beraber bir süre sonra yine ödemelerinde acze
düştüğünün öğrenildiği, daha sonra farklı bir sermaye grubunun bünyesine dahil
olarak (…..) unvanını aldığı, bu tecrübelerin Orsez'de bu müşteri ile ilgili yüksek risk
algısı oluşmasına neden olduğu, bu algı sebebi ile söz konusu elektronik postanın
Linde'ye gönderildiği ancak Linde'den herhangi bir dönüş olmadığı, bu arada ne
Linde’nin ne de Orsez’in da bu firma ile çalıştığı ve (…..) ’in (…..) ile çalıştığının
bilindiği açıklamaları yapılmıştır.
(96) Orsez tarafından gönderilen savunmada söz konusu belgedeki yazışmalarda bahsi
geçen (…..) ile ilgili olarak ise; bu teşebbüsün geçmişte Orsez’in alt bayii olan (…..)
'in önemli bir müşterisi olduğu, ancak Linde'nin diğer bir bayisinin bu müşteriye teklif
verdiğinin Orsez tarafından öğrenildiği ve müşteriyi kaybetmeme amacıyla söz
konusu elektronik postanın yazıldığı, neticede (…..) ’in Linde’nin diğer bayisi ile
sözleşme imzaladığı ve dolayısıyla müşteri paylaşımı iddiasını çürütür nitelikte bir
belge olduğu hususları vurgulanmıştır.
K.2. Belgeler Bazında Savunmaların Değerlendirilmesi
(97) Belgeler bazında yapılan savunmalarda etkinlik ve marka güvenilirliğini sağlama
yönündeki bir takım gerekçelerle taraflar arasındaki yazışmalara açıklama
getirilmişse de, söz konusu açıklamaların taraflar arasındaki dikey ilişkide müşteri
kısıtlamasından kaynaklanan ihlal tespitini ortadan kaldırır nitelikte olmadığı
görülmektedir. Belgelere yönelik yapılan savunmalarda özellikle marka içi rekabet ve
aktif satış kavramlarına vurgu yapılmış olmakla birlikte, ihlal tespiti de hali hazırda
dikey ilişki çerçevesinde rekabetin kısıtlanmış olduğu ve herhangi bir münhasır
müşteri ya da bölge tanımlaması yapılmaksızın müşteri kısıtlamasının ve aktif
ve/veya pasif satışın kısıtlanmasının söz konusu olduğu unsurlarına dayanılarak
yapılmıştır. Belgelerin tamamı bir bütün olarak ele alındığında Linde’nin Yalız ve
Orsez ile marka içi rekabeti kısıtlayacak şekilde müşteri kısıtlamasına dayalı bir alım
satım ilişkisi oluşturduğu açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede
çalışanların konuyu farklı algılaması, maksadını aşan ifadelerin kullanılması ya da
Karbogaz-BOS birleşmesinde kaynaklanan sorunların söz konusu yapıyı 4054 sayılı
Kanunun 4. maddesinin kapsamından çıkaracak nitelikte olmadığı ortadadır.
Belgelere ilişkin savunmalarda yer alan söz konusu eylemlerin dikey bir ilişkinin
sonucu ve marka içi rekabetle ilgili etkisinin azlığı, fiyat seviyesine etkisinin olmadığı
gibi konular aşağıda Genel Savunma Temalarının Değerlendirilmesi başlıklı K.3.
bölümünde değerlendirmeye alınacaktır.
K.3. Genel Savunma Temalarının Değerlendirilmesi
K.3.1. Linde ile Yalızlar ve Orsez arasındaki ilişkinin dikey (marka-içi) bir ilişki
olması
(98) Tarafların yazılı savunmalarında Linde ile Yalızlar ve Orsez arasındaki ilişkinin dikey
nitelikte olduğu ifade edilmektedir. Savunmaya göre endüstriyel gazların
üretilmesinden son kullanıcıya ulaşmasına kadar geçen tedarik zinciri aşamaları şu
şekildedir: Üretim - Dolum - Depolama - Dağıtım. Linde, endüstriyel gaz pazarında
yukarıda belirtilen süreçlerin tamamında faaliyet gösteren, dikey-bütünleşik bir
teşebbüstür. Bu kapsamda, Linde tarafından hava ayrıştırma ünitelerinde
ayrıştırılarak elde edilen endüstriyel gazlar (argon, karbondioksit, azot, oksijen,
karışım gazları, özel gazlar vs) sıvı olarak ya da gaz halinde tüplere doldurularak
13-49/710-297
23/26
piyasaya sunulmaktadır. Yalızlar ve Orsez ise, pazarda üretim dışındaki aşamalarda
faaliyet gösteren yeniden satıcılardır. Yalızlar ve Orsez, genellikle Linde gibi ana
faaliyet alanı endüstriyel gaz üretimi ve satışı olan teşebbüslerden gaz almakta ve
daha sonra söz konusu dökme gazı doğrudan ya da tüplere doldurarak yeniden
satmaktadırlar.
(99) Yalızlar ile Orsez, Linde’nin üretim seviyesinde rakibi olmayıp söz konusu
teşebbüsler, yeniden satış amacıyla gaz ihtiyaçlarını münhasır olmamak kaydıyla
Linde’den temin etmektedirler. Bu amaçla Linde, Orsez ve Yalızlar ile ayrı ayrı
Münhasır Olmayan Müşteri Sözleşmeleri imzalamıştır. İlgili sözleşmelerde taraflar
karşılıklı olarak belirli tonajlarda alım ve satım taahhütleri altına girmektedir.
(100) Yalızlar'ın Linde satışları içindeki toplam miktarının 2011'de (…..)TL ile %(…..) 'in
altında olduğu belirtilmektedir. Aynı şekilde Orsez’in Linde satışları içindeki toplam
miktarı 2011'de (…..)TL %(…..) tutarında olmuştur. Dolayısıyla bu iki teşebbüsün
Linde toplam satışları içerisindeki payı, 2011 yılı itibarıyla yaklaşık %(…..) oranında
gerçekleşmiştir. Bu çerçevede savunmada Linde’nin yaklaşık olarak %(…..)
aralığında pazar payına sahip olduğu dikkate alındığında, Yalızlar ve Orsez ile
yapıldığı iddia edilen anlaşmanın bir an için onların tüm müşterilerini kapsadığı kabul
edilse bile, basit bir yaklaşımla, bu anlaşmanın toplam Türkiye endüstriyel gaz
pazarındaki etkisinin en fazla %(…..) seviyelerinde olduğu, bu nedenle Linde
açısından Yalızlar ve Orsez ile bir kartel ilişkisi içine girmenin ekonomik açıdan
rasyonel olmayacağı ileri sürülmektedir.
(101) Linde; 200/2 sayılı Tebliğ uyarınca, münhasır dağıtım sistemini benimseyerek,
kanallarının birbirlerinin münhasır müşterilerine aktif satışlarını yasaklama hakkı
mevcut olmasına rağmen, rakamlarla ortaya koyulduğu üzere, uygulamada kimsenin
müşterilerine karışılmadığını, ihlal şüphesi uyandıran yazışmaları gerçekleştirmesinin
tek sebebinin dağıtım kanalları arasındaki dengeyi koruma amacı olduğunu, yerinde
incelemelerde elde edilen ve aktif veya pasif satış yasağı olarak nitelenen
yazışmaların Linde’nin farklı profillerdeki dağıtım kanallarına yönelik satış
fiyatlarındaki farklılık sebebiyle gerçekleşmiş olduğunu ve müşterilerin alternatif
tedarik kaynaklarının sınırlandırılması gibi bir amaç taşınmadığını savunmaktadır.
Yine Linde, fiyat üzerinde herhangi bir etki doğmadığını öne sürmektedir.
(102) Tarafların savunmalarından ve dosya içeriğinden Linde ile Yalızlar ve Orsez
arasındaki ilişkinin dikey nitelikte bir ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Mevcut durumda
ihlal tespiti sadece dikey ilişki çerçevesinde ele alınmıştır. Yazılı deliller ortada iken,
bu dikey ilişki çerçevesinde yeniden satıcı konumundaki Yalız ve Orsez’e yapılan
satışların Linde satışları içindeki ya da Türkiye toplam tüketimi içindeki payına
bakılarak ihlalin olmadığı tespitine ulaşmak mümkün gözükmemektedir. Yine fiyat
üzerinde etki doğurmamış olması da ihlal tespiti bakımından önem arz etmemektedir.
Öte yandan, söz konusu uygulamalar başlangıçta münhasır bir müşteri grubu tahsis
edilmeksizin dağıtım aşamasında aktif ve pasif satışların kısıtlanmasına yönelik
olduğundan dağıtım ağı etkinliği şeklindeki savunmanın da kabul edilmesi mümkün
değildir.
K.3.2. Taraflar arasındaki yazışmaların konusunun yalnızca "Linde" markası
oluşu
(103) Orsez tarafından yapılan yazılı savunmada soruşturmaya konu olan ürünlerin
tamamen Linde çıkışlı olduğu, dolayısıyla aynı ürünlerin çeşitli kanallardan
13-49/710-297
24/26
dağıtımının esas konu olduğu ve başka bir teşebbüse ait gaz emtiasının konu dışı
kaldığı açıklamaları yapılmıştır.
(104) Yine Linde tarafından gönderilen ek bilgilerde, getirilen kısıtlamaların marka-içi
rekabete ilişkin olduğu belirtilmektedir. Bunun iki göstergesi olduğu; birincisinin
piyasada Yalızlar ve Orsez’in “Linde bayisi” olarak tanınmaları ve ikincisinin de
müşterilerin ürünleri alırken içlerindeki karışımları sorgulayarak ve dolayısıyla bilerek
alım yapmaları olduğu ifade edilmektedir.
(105) Mevcut dosya çerçevesinde, soruşturmaya konu ürünlerin Linde markalı olduğu
kabul edilmektedir. Ancak bu durum müşteri kısıtlamalarının 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesi kapsamında bir ihlal olduğu ve bu ihlalin aynı Kanunun 5. maddesi
kapsamında muafiyetten yararlanamayacağı gerçeğini değiştirmemektedir.
K.3.3. Soruşturmaya konu eylemlerin olumsuz etki potansiyelinin Türkiye
pazarının %(…..) 'ünü geçmemesi; 2008-2011 döneminde gerek marka-içi
gerekse markalar-arası rekabet dolayısıyla fiyatların düşmesi
(106) Linde tarafından yapılan yazılı savunmada; Linde ile Yalızlar ve Orsez arasında
geçen yazışmalar sonucunda iddia edildiği gibi fiyatlarda yükselme (ya da düşmenin
engellenmesi) etkisinin doğmasının mümkün olmadığı, zira Linde, Yalızlar ve
Orsez’in teklif yapabileceği müşterilerin toplamının Türkiye pazarının %(…..)'üne
karşılık geldiği ifade edilmektedir.
(107) Ayrıca, Linde ile Yalızlar ve Orsez arasındaki ticari ilişkinin ağırlığını oluşturan gazlar
bakımından, anılan dönem içerisinde Linde’nin doğrudan son kullanıcılara ve
kanallara satış rakamları incelendiğinde, fiyatların genel olarak düşme eğiliminde
olduğu belirtilmiştir.
(108) Linde tarafından yapılan yazılı savunmada; fiyatlardaki artışlar ayrıca elektrik, mazot
ve enflasyonu da içeren belli bir formüle göre hesaplanan “beklenen fiyat artışı” ile
karşılaştırılmış ve yapılan fiyat artışlarının bu parametrelerde yaşanan artışları takip
etmediği belirtilmiştir. Dolayısıyla, soruşturma bildiriminde yer alan müşteriler
özelinde de fiyatların yükselmediği ve dolayısıyla piyasada rekabete aykırı etkiler
doğmadığı savunulmaktadır.
(109) Linde, % (…..)tahmini pazar payı ile piyasada %(…..) civarında pazar payı olan (…..)
ve onun haricinde Messer Ali ve Air Liquid gibi uluslararası rakiplerle yarışmakta
olduğunu ve böyle bir pazar yapısı içerisinde marka içi rekabeti kısıtlamak amacıyla
hareket edilmesinin markalar-arası rekabeti kısıtlama gibi sonuç doğuramayacağını
ifade etmektedir.
(110) Öncelikle, her ne kadar soruşturma konusu kısıtlamaların Türkiye pazarına etkisi
düşük olsa da Yalız ve Orsez bölgesel olarak oldukça etkin bir konumda olan ve
münhasır bayi ağının dışında faaliyet göstererek rekabetçi yapının gelişmesine
katkıda bulunan teşebbüslerdir. Nitekim Belge 26’da bu husus Linde Satış Yöneticisi
tarafından şu şekilde ortaya konmaktadır:“…Satış Yöneticisi olarak şahsi düşüncem
Orsez ile Bursa Bölgesinde rekabet etmek firmamıza zarar verecektir. Bu nedenle
orta bir yol bulup yeni dönemde de firmayla çalışmaya devam edebilmeliyiz. Özellikle
gerek dağıtım ve ticari esneklikleri gerekse Bursa pazarında (…..) ve Linde’den dahi
daha iyi pazar bilinirlikleri olması başta bölgemizdeki Satış Ortağımıza olası bir
rekabette ciddi anlamda zarar verebilir…”Öte yandan Belgelerde açıkça marka içi
rekabeti kısıtlamaya yönelik ifadeler yer almaktadır.
13-49/710-297
25/26
(111) Yapılan ihlal tespitinin fiyat hareketlerine dayanarak değil, doğrudan teşebbüsler
arası yazışmalardan elde edildiği dikkate alındığında, fiyat hareketlerinin gerekçe
gösterilerek eylemin rekabeti kısıtlayıcı bir etkisinin olmadığı ve dolayısıyla bir
ihlalden bahsedilemeyeceği savunması da kabul edilir nitelikte değildir. Kaldı ki bu
savunma rekabet hukukunun temeli olan amaç etki doktrini ile de çatışmaktadır.
K.3.4. Yazışmaların yapıldığı tarihlerde birçok müşteri geçişinin yaşanması
(112) Savunmalarda, son 3 yıl içerisinde Linde ile Yalızlar arasında ve Linde ile Orsez
arasında yaşanan müşteri geçişlerine yer verilmiş ve buna dayanılarak taraflar
arasında müşteri geçişlerine engel olunduğu iddialarına karşı çıkılmıştır.
(113) İhlal tespitine temel teşkil eden husus taraflar arasında herhangi bir geçişin olmaması
değil, bu geçişlerin engellenmesine yönelik anlaşmalardır. Söz konusu geçişlerin ve
rekabetçi fiyat tekliflerinin oluşturduğu rahatsızlık Belgelerin genelinde açık bir şekilde
ortadadır. Başka bir ifadeyle, müşteri geçişleri rekabeti kısıtlayıcı dikey kısıtlamaların
bulunmadığının bir göstergesi değil, ancak Linde’de oluşturduğu rahatsızlıktan ötürü
rekabeti kısıtlayıcı dikey anlaşmanın sebebi olarak ortaya çıkmaktadır.
K.3.5. Linde bünyesinde bir “Rekabet Uyum Programı”nın başlatılmış olması
(114) Linde tarafından yapılan yazılı savunmada; Kuruma yapılan ihbarların aynı tarihlerde
Linde’ye de sunulduğu, bu ihbar mektuplarının hemen akabinde Linde tarafından bir
rekabet uyum programı başlatıldığı, bu kapsamda teşebbüste birçok denetim ve
eğitim faaliyeti gerçekleştirildiği, çalışanlar için başucu kılavuzları ile internet
üzerinden eğitim yazılımları geliştirildiği belirtilmiştir. Ayrıca Linde tarafından şikayet
mektuplarının alınması ile her ihtimale karşı şikâyet edilen eylemlerin derhal
sonlandırıldığı, soruşturma bildirim yazısının ekinde yer alan belgelerin tamamının
şikayet mektuplarından önceki tarihlere ait olduğu belirtilmektedir. Bunların yanında,
soruşturma açıldığına dair yazının Linde’ye faks ile bildirilmesinin ardından, henüz
daha resmi tebligat dahi yapılmadan, tüm satış kanalları ve şirket çalışanlarına
bundan sonra gerek marka-içi gerekse markalar-arası rekabete en yüksek düzeyde
özen gösterilmesinin talep edildiği ve bu kapsamda değerlendirilebilecek tüm
faaliyetlerin derhal durdurulması gerektiğine dair bir mektup gönderildiği belirtilmiştir.
(115) Teşebbüslerin rekabet hukukuna uyum amacıyla yaptıkları çalışmalar Rekabet
Kurumu tarafından olumlu karşılanmakla birlikte, belirtilen hususun temel para
cezasının düşük belirlenmesinde yahut hafifletici bir unsur olarak dikkate
alınamayacağı değerlendirilmiştir.
L. SONUÇ
(116) 09.08.2012 tarih, 12-41/1174-M sayılı Kurul kararı uyarınca yürütülen soruşturma ile
ilgili olarak düzenlenen Rapor’a ve Ek Görüş’e, toplanan delillere, yazılı savunmalara,
sözlü savunma toplantısında yapılan açıklamalara ve incelenen dosya kapsamına
göre;
1.Linde Gaz A.Ş. tarafından, ürünlerinin yeniden satışı konusunda Orsez Sınai Tıbbi
Gazlar ve Kimyevi Maddeler Tic. ve San. Ltd. Şti. ve Yalızlar Sınai ve Tıbbi Gazlar
Teknik Hırdavat Makine San. ve Tic. A.Ş.’ye getirilen kısıtlamalar yoluyla 4054 sayılı
Kanun'un 4. maddesinin ihlal edildiğine Kurul Üyesi Reşit GÜRPINAR’ın farklı
gerekçesi ve OYBİRLİĞİ ile,
2.Söz konusu uygulamalara 4054 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca muafiyet
tanınamayacağına OYBİRLİĞİ ile,
13-49/710-297
26/26
3.Bu nedenle, Kanun’un 16. maddesi ile “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu
Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para
Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, ikinci
fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi ve 7. maddesinin birinci fıkrası hükümleri
uyarınca;
2012 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi
gelirlerinin takdiren % 0,375 oranında olmak üzere
- Linde Gaz A.Ş.’ye 594.641,26 TL
idari para cezası verilmesine Kurul Üyesi Reşit GÜRPINAR’ın farklı gerekçesi ve
OYBİRLİĞİ ile,
4.Orsez Sınai Tıbbi Gazlar ve Kimyevi Maddeler Tic. ve San. Ltd. Şti. ve Yalızlar
Sınai ve Tıbbi Gazlar Teknik Hırdavat Makine San. ve Tic. A.Ş.’ye idari para cezası
verilmesine yer olmadığına OYBİRLİĞİ ile
Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Rekabet Kurulu’nun 29.08.2013 Tarih ve 13-49/710-297 Sayılı Kararına
FARKLI GEREKÇE
Kurulumuz mezkur Kararıyla, 4054 Sayılı Kanun’un 16. maddesinin 3.fıkrası ile
“Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in, 5. maddesinin
birinci fikrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (a) bendi ve 7.maddesinin
birinci fıkrası hükümleri uyarınca 2012 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından
belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren % 0,375 oranında olmak üzere; Linde
Gaz A.Ş hakkında 594.641,26 TL idari para cezası verilmesine karar vermiş
13-49/710-297
27/26
bulunmaktadır. Anılan bu idari para cezası belirlenirken, 4054 sayılı yasanın
16.maddesi ile birlikte, yukarıda belirtilen Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu
Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para
Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin ilgili hükümlerinin uygulanarak temel para cezaları baz
alınarak ceza verilmiş olup, anılan yönetmeliğin 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanuna aykırı olduğu inancıyla, aşağıda belirteceğim nedenlerle kararın
ceza oran ve miktarlarını belirleyen maddesine farklı gerekçe ile katılıyorum.
Farklı gerekçemiz, “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile
Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin
Yönetmelik’in 5.maddesi ile getirilen kabahat tipleri ve bu kabahat tiplerine verilecek
idari para cezalarına alt ve üst sınır konulması suretiyle kanuna aykırı yönetmelik
hükümlerinin uygulanması noktalarından doğmaktadır.
Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun
Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin yönetmelik 4054
Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanuna aykırıdır.
Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun
Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in; “Temel
Para Cezası’’ başlığı altındaki 5.maddesinde;
(1)Temel para cezası hesaplanırken, Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinde
yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin
üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun
hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan
ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin;
a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü,
b) Diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü,
arasında bir oran esas alınır.
(2) Birinci fıkrada yazılı oranların belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs
birliklerinin piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi
muhtemel zararın ağırlığı gibi hususlar dikkate alınır.
(3) Birinci fıkraya göre belirlenen para cezası miktarı;
a) Bir yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde yarısı oranında,
b) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında,
arttırılır.’’ denilmiş, yine 6.maddesinde Ağırlaştırıcı Unsurlar ve 7.maddesinde de
hafifletici Unsurlar ayrı ayrı sayılmıştır.
Aşağıda geniş olarak açıklanacağı üzere Yasa Koyucu 16.maddeye göre
verilecek cezalarda; alt sınır getirmeyip, sadece üst sınırı belirleyerek cezaların
yüzde on (%10) a kadar verileceğini hükme bağlamasına ve Rekabet Kurulu’na
aşağıda geniş olarak açıklayacağımız gibi, yetki aşımı nedeniyle yönetmelikle
düzenlenmesi mümkün olmayan bir konuda, yönetmelikle düzenleme yapılarak belli
suçlar için, belirli cezalar getirilmiş, yine yönetmelikte, Kanunda olmayan bir kural
konularak alt sınır ve yasada öngörülmeyen bir üst sınır belirlenmiş ve karteller için
yüzde iki ile dört arası, diğer ihlaller içinse binde beş ile yüzde üçü oranında şeklinde
ceza verilmesi öngörülmüştür.
13-49/710-297
28/26
Anayasamızın 13.maddesinde; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne
ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük
ilkesine aykırı olamaz.” hükmü bulunmakta, Anayasamızın madde 38.maddesinde
ise; “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden
dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için
konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” …… hükmü yer almıştır.
Bu hükümler kişilere uygulanan maddi yaptırımlarında kapsamına girdiği, kişilerin
temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanmasının ancak yasa ile söz konusu olabileceğini,
yine yasa hükmü ile belirlenen bir cezadan daha ağır bir cezanın verilemeyeceğini
temel kural olarak belirlemiştir. Aşağıda ayrıntılı olarak açıklayacağımız gibi,
yukarıda içeriği belirtilen anılan yönetmelik hükmü ile bu hükme aykırı maddi ceza
hükümleri getirilerek, anayasal kurallar göz ardı edilmiştir.
Hiyerarşik normlar sistemine dayalı olan hukuk düzenimizde, alt düzeydeki
normların dayanaklarını ve yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı
kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa
bulunmakta, daha sonra gelen kanunlar dayanağını ve yürürlüğünü Anayasa’dan,
tüzükler dayanağını ve yürürlüğünü kanundan, yönetmelikler ise dayanağını ve
yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadır. Bir normun kendisinden daha üst
konumda bulunan ve dayanağını teşkil eden bir norma aykırı ve bunu değiştirici veya
ihmal edici nitelikte bir hükmü hukuk düzenine getirmesi olanaklı bulunmamaktadır.
Hukuk devletinde yönetimin işlem ve eylemlerine uygulanacak hukuki
kurallarının şeffaf ve anlaşılabilir bir şekilde belirlenmesi kadar söz konusu normların
normlar hiyerarşisine uygunluğu da, bu kuralların sağlığı için büyük bir önem
taşımaktadır. Normlar hiyerarşisine aykırı düzenlenen bir norm, denetim aşamasını da
etkilemekte ve denetime esas kararlarda çoğu zaman normlar hiyerarşisinden
sapmalar hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmektedir. Bu konuda onlarca
Danıştay kararı bulunmaktadır.(3)
Bu nedenlerle, hukuk sistemimizde öngörülen hukuk hiyerarşisi kavramının
sağlıklı işleyebilmesi için; gerek düzenleme yapıcıların, uygulayıcıların ve gerekse,
yargısal denetimi yapan mercilerin anayasal ve yasal sınırlar içerisinde hareket
etmeleri gerekli ve hatta zorunludur. Çünkü bu gereklilik ve zorunluluk Anayasa’mızın
2.maddesinde öngörülen devletin temel niteliklerinden en önemlisi olan “hukuk devleti
ilkesinin’’ olmazsa olmazlarındandır.
Yasama yetkisi asli bir yetkidir. Yasama yetkisinin kullanımı şeklinde ortaya
çıkan yasa yapımı yasa koyucunun istediği alanda düzenleme yapmasına cevaz
vermektedir. Bir konu Anayasa da düzenlenmese bile yasa koyucu bu konuda yasa
çıkarabilir. Bu nedenle Anayasa’ya dayanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak,
yasa yapılırken uyacağı mutlak kural, yapılan yasanın Anayasa’ya aykırı
3 Danıştay İ.D.D.K 16.06.2005 gün ve E.2003/275 K.2005/2170 Sayılı Kararı
Danıştay 8.Daireesi 07.03.2007 gün ve E.2005/6261, K.2007/1246 Sayılı Kararı
Danıştay 10.Dairesi 16.03.2009 gün ve E.2006/5588, K.2009/1879 Sayılı Kararı
13-49/710-297
29/26
olmamasıdır. Buna karşılık idare, daha önce yasama organı tarafından yasa ile
düzenlenmemiş bir alanda doğrudan doğruya bir düzenleme yapamaz. Bu nedenle
idarenin bu düzenleme yetkisi yasadan kaynaklanan, yasayı izleyen (secundum
legem) bir yetkidir. Başka bir deyişle idarenin tüm düzenleyici işlemleri yasaya
dayanmak, yasayla düzenlenmiş bir alan içerinde olmak zorunda olan, onun altında
ve ona bağımlı bir yetkidir. Bu yetki idareye bir anlamda tam inisiyatif vermeyen ve
yasayla düzenlenmiş alanla sınırlı bir yetkidir.
Öte yandan, idarenin düzenleyici işlemler yönünden uyacağı bir diğer kural
yasalara aykırı düzenleme yapamayacağıdır. İdarenin düzenleyici işlemlerinin
dayandığı yasaya uygun olması ve bu yasanın çizdiği sınırların dışına çıkmaması
zorunludur. İdarenin düzenleyici işlemlerinin yasaya aykırı (contra legem) olması
olanaklı değildir. İdarenin düzenleyici işlemlerinin yasaya uygun olması, ve yasanın
çizdiği sınırlar içerisinde kalması (intra legem) düzenleyici işlemelerin asli şartlarının
en önemlilerinden birisidir.(4)
Anayasa’mızın “Yönetmelikler” başlığı altındaki 124. maddesinde;
Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren
kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı
olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği ve hangi yönetmeliklerin Resmî
Gazetede yayımlanacağının kanunda belirtileceği Anayasa Koyucu tarafından vaz
edilmiştir.
Yönetmelikler, Kamu Kuruluşlarının kendi görev alanlarına giren konularda
yasa ve tüzük uygulanmasına yönelik yönetsel anlamdaki hukuk kurallarıdır.
Yukarıda hükmü alınan Anayasanın 124.maddesine göre Başbakanlık, bakanlıklar ve
kamu kuruluşları görev alanları ile ilgili yasa ve tüzüklerin uygulanmasını belirleyen
yönetmelik çıkarabilir. Anayasa’mızın 11.maddesinin 2.fıkrasına göre Kanunlar
Anayasa’ya aykırı olmayacaktır, bu kuraldan hareketle hukukun genel ilkelerine göre;
yönetmelikler normlar hiyerarşisi kurallarının bir tekrarı niteliğinde olan anılan
124.madde hükmüne göre de yasa ve tüzüklere aykırı olamayacağı gibi üst hukuk
kurallarına da aykırı olamaz. Yönetmelikler yasanın açıkça yetki vermediği
bir konuda yeni bir düzenleme yapamayacağı gibi, Yasa ile öngörülen kuralı
sınırlayamaz, genişletemez, ihmal edemez ve yeni bir hüküm koyamaz.
4054 Sayılı “Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 16.maddesinin
3.fıkrasında; “Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda
bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin
üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun
hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan
ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar
idarî para cezası verilir.” hükmü getirilmiş, 5.fıkrasında da; “Kurul, üçüncü fıkraya
göre idarî para cezasına karar verirken, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler
Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü,
süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin
4 Kemal Gözler , ‘’Yönetmelikler’’ /yönetmelik. htm erişim tarihi
14.07.2013
13-49/710-297
30/26
gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması,
incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi
muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alır.’’ denilmiş, son fıkrasında da;
“Bu maddeye göre verilecek idarî para cezalarının tespitinde dikkate alınan
hususlar, işbirliği halinde para cezasından bağışıklık veya indirim şartları, işbirliğine
ilişkin usul ve esaslar Kurulca çıkarılacak yönetmeliklerle belirlenir.’’ hükmü ihdas
edilmiştir.
Yukarıda hükmü açıklanan 16.maddenin 5.fıkrasının yollamada bulunduğu,
Kabahatler Kanununun 17.maddesinin 2.fıkrasında ise; “ İdarî para cezası, kanunda
alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para
cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin
kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur.” hükmü
bulunmaktadır.
Bu hükümleri yorumlamaya çalışırsak; Yasa Koyucu, maddenin 3.fıkrası ile
verilecek cezalarda alt sınır (asgari had) koymayıp, sadece üst sınırı (azami haddi)
belirleyerek, cezaların nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun
hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan
ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar
verilebileceğini hükme bağlamış, son fıkrasında ise sadece “cezanın tespitinde
dikkate alınan hususlar” kavramını getirerek, Rekabet Kurulu’na sadece cezanın
tespitinde dikkate alınacak hususların belirlenmesine ilişkin yönetmelik çıkarma
konusunda sınırlı yetki vermiştir. Cezanın tespitinde dikkate alınacak hususlar derken
yasa koyucu neyi kastetmektedir? Burada kastedilen hangi fiillere, ne miktarda ceza
vereceğini tespit et demek anlamında değil, 16.madde ile verilen ceza sınırları
içerisinde ( % 10 ‘a kadar) ceza takdir ederken hangi unsurlara göre veya hangi
şartların varlığı halinde cezayı ağırlaştıracaksın veya hafifleteceksin, bir başka
deyişle yasada öngörülen sınırlar içerinde ceza tayin ederken, takdir yetkini
kullanma adına hangi unsurları dikkate alarak ceza tesis edeceksin anlamındadır.
Bir başka deyişle, yasa koyucu Yasa Koyucu Rekabet Kuruluna Yönetmelik
yaparken kabahat tipleri ve bu kabahat tiplerine verilecek ceza miktarlarını ceza
miktarlarını tespit etmesi doğrultusunda bir yetki vermemiş, Kurul takdir yetkisini
kullanarak ceza konusunda karar verirken, % 10’a kadar sınırı içerisinde, ceza
miktarını belirlemede etken olacak unsurların belirlenmesi konusunda yetki vermiştir.
16.maddede geçen “tespit” kavramı ile kastedilen kabahat tipleri ile bu kabahatlerin
saptanması değil verilecek sonuç ceza miktarının saptanmasını işaret eden bir tespit
yetkisidir. Çünkü, Yasa koyucu Rekabet Kurulu’na, Yönetmelik yaparken hangi fiillere
ne oranda ceza verileceğini tespit etme yolunda bir yetki verseydi o zaman yasaya;
“Bu maddeye göre verilecek idarî para cezalarının tespiti ve maddeye göre
verilecek idarî para cezalarının tespitinde dikkate alınan hususlar” kavramını
ayrı ayrı yazarak birlikte getirirdi.
Yasa koyucu bu görüşümüzü teyit eder mahiyette olmak üzere, anılan
16.maddenin 5.fıkrasında, verilecek cezanın üst sınıra kadar olmak koşuluyla
Kurulca tespit edilirken, bir başka deyişle Rekabet Kurulu takdir yetkisini kullanırken
ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü,
ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup
13-49/710-297
31/26
uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya
gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususları dikkate alacağını işaret
ederek Yönetmelik koyucuya, “idarî para cezalarının tespitinde dikkate alınan
hususlar”ın nelerden ibaret olabileceğini söylemiş ve adeta bir anlamda Rekabet
Kuruluna yol göstermiştir. Hatta bir adım daha giderek “GİBİ HUSUSLAR”
kavramını getirerek bu hususların tahdidi değil tadadı olduğunu, bu unsurların
çoğaltılabileceğini belirtmiştir. Yasa koyucu bu yolla, son fıkrada belirtilen idarî para
cezalarının tespitinde dikkate alınan hususlar kavramının kapsamının ne
olduğunu 5.fıkra ile önceden açıklamış ve bu kavramı son fıkrada yine tekrar ederek,
bu ilkelere göre yönetmelik çıkarılabileceğini söyleyerek, Rekabet Kurulunun
çıkaracağı yönetmeliğin sınırlarını çizmiştir.
Amaçsal yorum (gai yorum) ilkelerinden hareketle yasa koyucunun gerçek
amacını anlamaya çalışırsak, bizce yasa koyucu, yollamada bulunduğu, yukarıda
hükmü açıklanan Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmünün
ceza verilirken öncelikle dikkate alınacağını belirterek, bu hükümde yer alan
kanunlarca alt ve üst sınırı belirlenen idari para cezalarında kullanılacak takdir
yetkisinin etkenlerini (unsurlarını) hatırlatarak ve adeta yönetmelik koyucuya da, bu
şekilde yasalarda cezaların alt ve üst sınırı belirlenebilir, sen yönetmelikle alt ve üst
sınır koyamazsın, sadece bu sınırlar içerisinde karar verirken bazı unsurları dikkate
alınabileceği hususlarını düzenleyebilirsin anlamında yol göstermiştir.
Olayımızda 4054 sayılı yasanın 16.maddesi ile konulan kural, anılan
yönetmelikle bir anlamda değiştirilmekte ve Kurulun hareket alanı daraltılmaktadır.
Yasa ile getirilmeyen ve Yönetmelik Koyucuya ceza miktarlarını ve ceza sınırlarını
saptama konusunda verilmiş bir yetki olmamasına rağmen, belirli suçlara verilecek
cezaların saptanması, para cezasına yeni bir alt sınır ve yeni bir üst sınır konulması
4054 sayılı yasanın 16.maddesine aykırıdır. Öte yandan, Yönetmeliğin 5/1-a
bendinde; karteller için yüzde ikisi ile yüzde dördü, (b) bendinde; karteller dışında
kalan diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü oranında bir ceza öngörülmesi,
Yasanın 16/son maddesinde Kurulca çıkarılması için verilen yönetmelik yetkisi
kapsamını ve sınırlarını aşmaktadır. Onu contra legem hale getirmektedir. Zira
yönetmelik ile temel ceza tespiti mümkün değildir. Bu nedenle yasaya aykırı bulunan
Yönetmelik hükümlerine göre ceza belirlenmesinin olanaklı olmadığı, hukuken sakat
olduğu açıktır. Öte yandan bu karşı oy sahibinin 4054 sayılı yasa ile kendisine
verilmiş bulunan yüzde on sınırları içerisinde kalmak kaydıyla, ağırlaştırıcı ve
hafifletici unsurları dikkate alarak ceza miktarını tespit etme yolundaki takdir yetkisi,
daha önce görev yapan ve aynı seviyede olan üyelerin çıkardığı bir düzenleme ile
ipotek altına alınmakta, adeta onların düşünce ve kararlarını devam ettirme
zorunluluğu gibi ve yasaya dayalı olarak özgürce karar vermesini engelleyecek
şekilde asla kabulü mümkün olmayan, hukukla bağdaşmayacak bir durum ortaya
çıkarmaktadır. Bu durumun kabulü asla mümkün değildir.
Bu görüşe karşı bir sav getirilebilir. “Yönetmelik Danıştay’ca iptal
edilmediğine göre hukuken geçerlidir ve zaten verilen cezada yönetmeliğin 6. ve 7.
maddeleri uygulanarak sonuç olarak cezanın, yasanın öngördüğü alt ve üst sınırlara
ulaşmaktadır.’’ Hukukun genel ilkeleri, hafifletici ve ağırlaştırıcı unsurların
bulunmadığı olayda Rekabet Kurulu’nun anılan yönetmeliğe göre alt ve üst sınır
belirleme yönünden bağlı olması karşısında bu savın bir geçerliliği olamaz.
13-49/710-297
32/26
Öte yandan 2577 sayılı İ.Y.U.K nun 7.maddesinin 4.fıkrasında; Düzenleyici
işlemin iptal edilmemiş olması, bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel
olamayacağı hükmü karşısında, açık olarak hukuka aykırı olduğuna inandığımız
yönetmelik hükmünün tarafımızdan da uygulanmasının zorunlu olmadığına
inanıyoruz. Bu hükme göre, Kurul’umuzca tesis edilen kararın İdare Mahkemesi ve
Danıştay’ca yapılacak olası bir yargısal denetiminde de dikkate alınacağı
kanısındayız.
26.9.2004 gün ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun “Suçta ve cezada
kanunîlik ilkesi” başlığı altındaki 2.maddesinde; “Kanunun açıkça suç saymadığı bir
fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı
cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine
hükmolunamaz.
İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz.
Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz.
Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz.”
hükmü getirilmiştir.
Yine 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun “Kanunilik
İlkesi” başlıklı 4.maddesinde; “Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça
tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve
hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir.
Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak
kanunla belirlenebilir.’’ hükmü bulunmaktadır.
Kabahatler kanunun anılan maddesinin, gerekçesinde; ……….. suçta
kanunilik ilkesine nazaran, kabahatler açısından daha esnek bir sistem kabul
edilmiştir. Buna karşılık, ikinci fıkrada, idari yaptırımlar açısından, cezada kanunilik
ilkesine paralel bir hükme yer verilmiştir……..denilmiş (5) , idari ceza hukuku ile ceza
hukuku arasındaki kanunilik ilkesindeki ayrım gösterilmiştir. Ancak her iki hukuktaki
kanunilik ilkesinin değişmez ana kuralı ceza hukukunda suç ile cezanın, idari ceza
hukukunda yaptırımın türü, süresi ve miktarının kanunla belirleneceği kuralıdır.
Ayrıca, Anayasamıza göre yasama görevi, devredilmesi mümkün olmayan bir
yetkidir. Bireyin maddî ve manevî varlığı üzerinde derin etkiler doğuran suç ve
cezaların, ancak ulusal iradeyi temsil eden organ tarafından yapılacak kanunla
düzenlenebilmesi, kişi hak ve özgürlüklerine sağlanan en önemli anayasal
güvencelerden birini oluşturur.
Rekabet Kurulu, Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar
ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin
Yönetmelik’in; 5.maddesi ile Türk Ceza Kanunu’nun 2.maddesinin 2.fıkrasına ve
Kabahatler Kanunu’nun 4.maddesinin 2.fıkrasına aykırı olarak 4054 sayılı yasa ile
yüzde ona kadar idari para cezası verilebilmesi hükmünü daraltarak ve bir anlamda
sınırlayarak, belli kabahatlere, belli ceza oranları belirleyerek adeta kendisini Yasa
5 Kabahatler Kanunu Hükümet Tasarısı ve Adalet Komisyonu madde gerekçesi
13-49/710-297
33/26
Koyucu yerine koymuştur. Bu hukuk devletinde asla kabulü mümkün olmayan idari
bir davranıştır.
Yönetmelikle, Yasada Bulunmayan Kartel adlı Bir Kabahat Tipi Yaratılmıştır.
Rekabet Hukuku öğretisinde bulunan ancak, 4054 sayılı Yasada terim
veya tanım olarak düzenlenmeyen ‘kartel’ kabahati yaratılmış ve bu kabahat türü
için ayrı ve öğretideki anlamı doğrultusunda daha yüksek bir ceza oranı
öngörülmüştür. Oysa, 4054 sayılı yasanın 4.maddesinde öngörülen rekabete aykırı
kabahatler rekabeti sınırlayıcı, anlaşma, uyumlu eylem ve kararlar başlığı altındaki
fiillerdir. Öğretide açıklanan kartel olarak nitelendirilen kabahat te bu kapsama
girmekte ve Rekabet Öğretisinde ağır bir rekabet ihlali olarak kabul edilmektedir.
Rekabet Kurulunun, yukarıda belirtilen 4.madede kapsamına giren öğretideki
anlamda kartel kabahati niteliklerini taşıyan bir eylem veya davranışla karşılaştığında
yapacağı, Yönetmelikle böyle bir kabahat tipi yaratmak değil, verilen yetki
doğrultusunda cezanın tespitinde dikkate alınacak hususları dikkate alarak ceza
miktarını daha yüksek belirlemesidir. Başka bir deyişle 4.maddede öngörülen fiiller
arasındaki ayrım Yönetmelikle kabahat tipi yaratılarak değil, cezayı ağırlaştıran veya
hafifleten nedenlerle yapılabilecek ve saptanacak ceza oranları ile yapılabilecek bir
husustur. Bu kabahat tipi yaratma ve bu kabahat tipine ceza oranı belirlenmesi
yukarıda belirttiğim gerekçelerle hukuka açıkça aykırıdır. Kartel kavramı ile ilgili
olarak hukukumuzda geçen tek hüküm Anayasa’mızın 167.maddesinde bulunmakta
olup, bu maddede, “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı
ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilî veya
anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.’’ denilmiştir. 4054 sayılı
yasada kartel kabahatine ilişkin hiçbir hüküm bulunmaması nedeniyle, bu kabahat
tipinin yaratılmasına anılan Anayasa hükmü gerekçe teşkil edemez.
Öte yandan, yukarıda belirtilenlerin dışında anılan Yönetmeliğin hukukun
genel ilkelerine ve Kanuna aykırılıkları bulunmaktadır. Türk hukukunda, 5237 sayılı
yeni Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte para cezası kalmamıştır.
Adli ve İdari Para cezası kavramları hukukumuza girmiştir. Rekabet Kurulunun
verdiği para cezası aslında “İdari Para Cezası’’dır. Bu nedenle yönetmelikte geçen
para cezası kavramı Türk Ceza Kanununa ve Kabahatler Kanununa aykırıdır.
Yönetmeliğin Yasaya Aykırı Hükümlerinin Açılacak Olası Bir Davada İptal
Edilebileceği Kanısını Taşıyoruz.
İdare hukuku kurallarına göre Yönetmelik gibi düzenleyici işlemlere karşı
iptal davaları iki halde açılabilmektedir. Yönetmeliklerin yayımlanması üzerine ilgililer
tarafından yasal süre içerisinde iptali için dava açılabileceği gibi, bu düzenlemenin
bir idari işleme dayanak olarak alınıp uygulanması ile menfaatleri haleldar olan
kişiler tarafından da işlemle birlikte, yönetmeliğin ilgili hükümlerinin de iptali yolunda
işlemin tabi olduğu dava açma süresi dava açılabileceği bilinmektedir. Bu nedenlerle
ve yukarıda açıklamaya çalıştığım gerekçelerle, Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma,
Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde
Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in; 4054 sayılı yasaya aykırı bulunan
ilgili hükümlerinin iptal davasına konu olması halinde iptal edilebileceği kanısını
taşımaktayım.
13-49/710-297
34/26
4054 Sayılı Kanunun 16.Maddesinin İrdelenmesi, Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
ve Maddenin Yeniden Düzenlenmesi Gereği.
Yukarıda geniş olarak hükmünü açıkladığımız 4054 Sayılı “Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun’un 16.maddesinin 3.fıkrasında; “Bu Kanunun 4, 6 ve
7nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs
ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl
sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en
yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi
gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir.” hükmü bulunmaktadır. Bu
hükümle Yasa Koyucu anılan 4054 sayılı Kanunun 4, 6 ve 7.madde de belirtilen
rekabet ihlali olarak nitelendirilen kabahatler hakkında verilecek idari para
cezalarında Rekabet Kuruluna geniş bir takdir yetkisi alanı bırakmış ve % 0-10 oranı
arasında ceza takdir edebilmesi konusunda yetki vermiştir.
Daha öncede, açıkladığımız gibi, cezanın takdirinde dikkate alınacak hususlar
konusunda, anılan yasanın 16/5 fıkrası ile Kabahatler Kanununun 17/2 fıkrasına
yaptığı yollamayla birlikte (işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve
ekonomik durumu) ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin
piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup
uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi
muhtemel zararın ağırlığı gibi kavramları getirmiş, yine yukarıda açıkladığımız,
16/son fıkrası ile “gibi” kavramı ile tadadı olarak bu unsurların çoğaltılması adına
“cezanın tespitinde dikkate alınan hususlar” konusunda yönetmelik çıkarma yetkisi
vermiştir. Yönetmeliğin çeşitli hükümleri ile, cezanın ağırlaştırıcı unsurları olarak;
ihlalin süresi, soruşturma kararının tebliğinden sonra kartele devam edilmesi,
İncelemeye yardımcı olunmaması hali, diğer teşebbüslerin ihlale zorlanması gibi
davranışlar, cezanın hafifletilmesi unsurları olarak ise, yasal yükümlülüklerin
yerine getirilmesi haricinde incelemeye yardımcı olunması, ihlalde kamu otoritelerinin
teşvikinin veya diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, zarar görenlere gönüllü
olarak tazminat ödenmesi, diğer ihlallere son verilmesi, ihlal konusu faaliyetlerin yıllık
gayri safi gelirler içerisindeki payının çok düşük olması gibi haller olarak
belirlenmiştir.
Sonuç olarak; Rekabet Kurulu rekabet ihlalleri için vereceği nispi idari para
cezasını tespit ederken % 0-10 oranı arasında kalmak koşulu ile yukarıda yasa
hükmü ile belirtilen ve yine Yönetmelik hükmü ile yasa koyucunun işareti ile
çoğaltılan unsurları dikkate alarak takdir yetkisini kullanacaktır.
Hukuk devleti ilkesi, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulundukları,
devletin fiil ve işlemlerinin hukuk kurallarına bağlı olduğu bir sistemi ifade eder.
Hukukî güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi,
tutumunu ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir.
Bu güvenliğin sağlanabilmesi her şeyden önce, devletin kendi koyduğu hukuk
kurallarına kendisinin de uyması bağlıdır. Hukuk devletinin ön şartlarından biri olan
hukuk güvenliği ilkesi ile bireylerin hukuki güvenliğinin sağlanması amaçlanmaktadır.
13-49/710-297
35/26
Hukuk güvenliğinin unsurları, hukuki belirlilik ilkesi, öngörülebilirlik ilkesi, eşitlik
ilkesi ve cezaların yasallığı ile hukuksal güvenlik ilkeleridir. Bunun dışında konumuzla
doğrudan ilgisi olmayan kazanılmış hak ilkesi ile geriye yürümezlik ilkeleri de Hukuk
güvenliğini sağlayan diğer en önemli ilkelerdir.
Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri
“belirlilik” dir. Yasal düzenlemelerin nesnel olması, hukuk devletinde yasadan doğan
sorumluluğunun eylem ve olgu, hukuksal sonuç, hak süjesi yönlerinden herhangi bir
duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, belli, anlaşılabilir olması en
temel ilkedir. Bu nedenlerledir ki hukuksal güvenliğinin var olduğunun algılandığı
otoritenin keyfilikten uzak olduğunun düşünüldüğü ortamda bireyde davranışlarını
hukuka uyarlayabilecek ve kendine düşen ödevi yerine sorunsuz getirebilecek kamu
düzeni ve hukuk devleti ilkesinin yerleşmesine katkı ile gereksiz uyuşmazlıkların
oluşmasının önüne geçilmiş olabilecektir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle
bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya
hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi
müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir.
Hukuki belirlilik ilkesi gereği olarak Yasa Koyucu tarafından getirilen kuralın,
kuralın muhatabı kişilerin olağan şartlar altında belirli işlem ve eylemlerin hangi
sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini sağlayacak nitelikte düzenlenmesini
gerektirir. Bu ilke ile kuralın, muhatap kişi bu kuraldaki takdir yetkisinin kapsamını,
kendisi tarafından öngörülemez keyfi tutum ve davranışlardan koruyacak düzeyde
açıklıkla anlayacak şekilde düzenlenmelidir. Bir başka deyişle kuralın hukuki
öngörülebilirliği olmalıdır.
Yasa ile getirilen kural, Anayasamızın 10.maddesinde belirlenen eşitlik
ilkesine uygun olmalıdır. Şöyle ki; alt ve üst sınır arasında idareye bırakılan takdir
alanı geniş, sınırsız ve ölçüsüz olmamalı, cezanın belirlenmesinin alt ve üst sınır
arasında çok büyük oranda açılmış bir makas şeklinde makul ve ölçülü olmayan
şekilde genişliği, uygulamada, yorum ve değerlendirme farklılıklarına dayalı olarak
eşitsizliğe, haksızlığa ve keyfiliğe yol açabilecek nitelikte düzenlenmemelidir.
Yasa koyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku alanında
hangi eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu eylemlerin hangi tür ve ölçüde
cezai yaptırıma bağlanacağı konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte,
cezaların yasallığı ve hukuksal güvenlik ilkelerinin gereği olarak, farklı ve keyfi
uygulamalara neden olmamak için, kabahatler hukukuna uygun geçerli sebepler ve
objektif ölçütleri yasada göstermesi gerekir.
Anayasa Mahkemesi, 17.04.2008 gün ve E.2005/5, K.2008/93 sayılı kararıyla,
3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesini iptal etmiştir.
İptale konu 42.madde de “Ruhsat alınmadan veya ruhsat veya eklerine veya
imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve müteahhidine,
istisnalar dışında özel parselasyon ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana 500
000 TL. den 25 000 000 liraya kadar para cezası verilir. Ayrıca fenni mesule bu
cezaların 1/5’i uygulanır.
13-49/710-297
36/26
Birinci fıkrada belirtilen fiiller dışında bu Kanunun 28, 33, 34, 39 ve 40 ıncı
maddeleri ile 36 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine
getirmeyen mal sahibine, fenni mesule ve müteahhide 500 000 TL.den 10 000 000
liraya kadar para cezası verilir.
Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir katı
artırılarak verilir………………………………………………hükmü bulunmaktaydı.
Anayasa Mahkemesi, yasa ile getirilen kuralın hukuk devleti ilkelerinden olan
hukuki belirlilik, öngörülebilirlik ilkesi ve cezaların yasallığı ile hukuksal güvenlik
ilkelerine aykırı olduğundan bahisle anılan kuralı iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi
mezkur kararında;
“3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesinde düzenlenen idari para cezaları, imar ve
kamu düzenine aykırı davranışların önlenmesi amacıyla, araya yargısal bir karar
girmeden, idarenin doğrudan işlemiyle idare hukukuna özgü usullerle kesilen ve
uygulanan yaptırımlardır. Maddenin birinci fıkrasındaki idari yaptırım, idarenin ruhsat
alınmadan, ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapının yapıldığı
yönündeki tespiti ve bu konudaki değerlendirmesine bağlı olarak idarece
uygulanmaktadır. Başka bir deyişle hem cezayı gerektiren eylemin işlendiğini
saptamak hem de Yasa’da gösterilen alt ve üst sınırlar arasında cezanın tutarını
belirlemek tamamıyla idari makamların, belediyeler veya en büyük mülki amirlerin
kararlarıyla oluşmaktadır. İtiraz halinde yargının vereceği karar, onun bu niteliğini
değiştirmemektedir. Sonuçları belli ölçüde genel para cezalarına benzese de tümüyle
idari işleme dayanan bir yaptırımdır. Yargı organlarının müdahalesi olmadan idarece
kararlaştırılmakta ve uygulanmaktadır.
İdari makamların Yasa’nın belirlediği sınırlar arasında cezanın takdirinde esas
alacakları objektif ölçütler Yasa’da gösterilmemiştir. Yasa’yla imar para cezasının alt
ve üst sınırları gösterilmiş, bu alan içinde cezayı uygulama yetkisi idareye
bırakılmıştır. İdarelerin hangi ölçütleri esas alacakları açık, belirgin ve somut olarak
Yasa’da yer almamıştır. Yasa kuralı bu anlamda belirli ve öngörülebilir değildir.
Alt ve üst sınır arasında idareye bırakılan takdir alanı geniş, sınırsız ve
ölçüsüzdür. Cezanın belirlenmesinin alt ve üst sınır arasında elli kat gibi makul ve
ölçülü olmayan şekilde genişliği, uygulamada, yorum ve değerlendirme farklılıklarına
dayalı olarak eşitsizliğe, haksızlığa ve keyfiliğe yol açabilecek niteliktedir.
Yasakoyucu, kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku alanında hangi
eylemlerin suç sayılacağı ve suç sayılan bu eylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai
yaptırıma bağlanacağı konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, cezaların
yasallığı ve hukuksal güvenlik ilkelerinin gereği olarak, farklı ve keyfi uygulamalara
neden olmamak için, imar hukukuna uygun geçerli sebepler ve objektif ölçütleri
yasada göstermesi gerekir.
Cezanın Yasa’da gösterilen sınırlar arasında idarece belirlenmesinde, yapının,
taşkın, heyelan, kaya düşmesi gibi afet alanlarında bulunan, sıhhi ve jeolojik
mahsurları olan veya bunlar gibi tehlikeli durumlar göstermesi nedeniyle imar
planlarına veya ilgili idarelerce hazırlanmış, onaylanmış raporlara göre yapılması
13-49/710-297
37/26
yasak olan alanlara, imar planlarında umumi hizmet alanlarına, kamu tesis alanlarına
ve yapı sahibine ait olmayan alanlara yapılması; hangi amaçla yapıldığı, büyüklüğü
ve konut, ticari, sanayi, otel, akaryakıt istasyonu gibi niteliği; fen ve sağlık kurallarına
aykırılık taşıması; içinde oturacak veya çalışacak kişiler için tehlike oluşturması;
çevresinde ya da aynı bölgede emsal yapılar için uygulanan imar para cezaları; kente
ve çevreye etkisi; bitmiş ve kullanılır durumda olması gibi ölçütlere yer verilmemiştir.
Bu tür idari işlemlere karşı yargı yolu açık olmakla birlikte, bu güvencenin
uygulama aşamasından sonra ve ancak itiraz yoluyla ortaya çıkacağı göz önünde
bulundurulduğunda, yasa kurallarının yürürlükte olduğu sürece keyfiliği ortadan
kaldırmaya yeterli olduğu söylenemez. Hukuk kuralları, yargının yorumuna ihtiyaç
göstermeyecek ve uygulayıcılar tarafından anlaşılabilecek şekilde açık ve belirgin
olmak, uygulayıcılara güvence vermek zorundadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır.
İptali gerekir.
Kural iptal edilmiş olduğundan ayrıca Anayasa’nın 10. maddesi yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
demiştir.(6)
Yukarıda açıklamaya çalıştığımız, ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer
nitelikteki kararı ışığında 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun
16.maddesinin ilgili fıkralarını irdelediğimizde; Yasa Koyucunun bu maddede de,
Hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik, eşitlik ilkesi ve cezaların yasallığı ile hukuksal
güvenlik ilkelerine tam uyduğunu söylemek mümkün değildir. Yasa koyucu, bu
hükümle cezanın alt ve üst sınırı arasında Rekabet Kuruluna büyük bir takdir yetkisi
bırakmıştır. Yukarıda açıklanan, iptale konu 42.madde de alt üst sınır cezanın
parasal miktarı konularak 50 kat şeklinde olmasına rağmen, 16.madde de nispi ceza
oranı belirlenmiş olmakla bu fark şimdiye kadar ki uygulamalara göre 10.000 kat
şeklindedir ve hatta Rekabet Kurulu bu katı daha fazla arttırabilme olanağına sahiptir.
Öte yandan, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Rekabet Kuruluna bu alt ve üst sınırlar
arasında idari para cezasını tespit ederken dikkate alacağı hususlar gerek 4054
sayılı yasa, gerek Kabahatler Yasası ve gerekse Yasa Koyucunun verdiği yönetmelik
yetkisi ile belirlenmiştir. Gerçekten belirlenen unsurlar, alt ve üst sınır arasında bu
kadar büyük bir orandaki farklılık içinde hukuka ve adalete uygun bir şekilde idari
para cezasını tespit etmeye yeterli midir? Biz bu konuda tam yeterlidir diyemiyoruz.
Bu durumun, bir başka deyişle bu maddenin Anayasa Mahkemesi’nin önüne
götürülmesi halinde iptal edilebileceği kuşkusunu taşımaktayım.
6
612&content=
13-49/710-297
38/26
Bilindiği gibi, Rekabet Hukuku 1900 lü yıllarda Sherman yasası ile ilk A.B.D de
doğmuş, 1950 li yıllarda da Avrupa Devletleri bu hukuku kabul etmiştir. Ülkemizde
ise 1994 yılında çıkarılan 4054 sayılı yasaya göre Rekabet Kurumu 1997 yılında
faaliyetine başlamıştır. Dünyada epeyce yol alan Rekabet Hukuku, teorik anlamda
dahil olmak ülkemizde, Rekabet Kurumu ile pratik alanda da belirli ve üst bir
seviyeye gelmiş bulunmaktadır. Artık Rekabet Hukukunda da, rekabete aykırı fiiller
arasında ayrım yapılarak kabahat tiplerinin belirlenerek bir ayrıma gidilmesi
olanaklıdır. Öte yandan Anayasamızın 13.maddesinde vücut bulan Ceza
muhakemesi hukuku işleminin yapılması ile sağlanması beklenen yarar ve verilmesi
ihtimal dâhilinde bulunan zarar arasında makul bir oranın bulunmasını, oransızlık
durumunda işlemin yapılmamasını ifade eden ölçülülük ilkesi dikkate alınarak ceza
miktarlarının ve kabahat tiplerinin, Yasa koyucu tarafından yeniden belirlenmesi
mümkündür. Ve belirtilen gerekçelerle de zorunlu olduğu kanısındayım.
Belirtilen nedenlerle, sonuç olarak hukuki belirlilik, öngörülebilirlik ve eşitlik
ilkeleri bağlamında, Yasa Koyucunun gelişen Rekabet hukuku ilkelerini dikkate alıp,
kabahat tiplerinde bir ayrıma giderek, cezada ölçülülük ilkelerini de göz ardı
etmeksizin 16.maddeyi yeniden düzenlemesi gerektiği inancındayım.
Sonuç: Yukarıda geniş olarak açıklanan nedenlerle, 4054 Sayılı Kanun’un 16.
maddesinin 3.fıkrası ile “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile
Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin
Yönetmelik”in, 5. maddesinin birinci fikrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası, üçüncü
fıkrasının (a) bendi ve 7.maddesinin birinci fıkrası hükümleri uyarınca 2012 mali yılı
sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren %
0,375 oranında olmak üzere; Linde Gaz A.Ş hakkında 594.641,26 TL idari para
cezası verilmesine ilişkin Kurulumuz kararına, anılan bu idari para cezası
belirlenirken, 4054 sayılı yasanın 16.maddesi ile birlikte, yukarıda belirtilen Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin yönetmeliğin ilgili hükümlerinin
uygulanarak temel para cezaları baz alınarak ceza verildiğinden, Ceza
Yönetmeliğinin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanuna aykırı olduğu
inancıyla, aşağıda belirteceğim nedenlerle ceza oranının, yönetmeliğin ilgili
5.maddesinin temel para cezasına ilişkin hükümlerinin uygulanmaksızın, anılan
16.maddeye göre ve Yönetmeliğin diğer hükümlerinin dikkate alınarak aynı oran ve
miktarda ceza verilmesine ilişkin kurulumuz kararına farklı gerekçe ile katılıyorum.
Reşit GÜRPINAR
Kurul Üyesi
Full & Egal Universal Law Academy