Rekabet Kurumu Başkanlığından;
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2012-2-58 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 13-58/821-346
Karar Tarihi : 11.10.2013
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Kenan Türk, Dr. Murat ÇETİNKAYA,
Reşit GÜRPINAR, Fevzi ÖZKAN
B. RAPORTÖRLER : Bülent GÖKDEMİR, Özgür Can ÖZBEK, Burak SAĞLAM
C. BAŞVURUDA
BULUNAN : Doğan TV Dijital Platform İşletmeciliği A.Ş.
Temsilcisi: Şahin ARDIYOK
Çamlıca Köşkü Francalacı Sk. No:28 Arnavutköy
34345 Beşiktaş/İstanbul
D. HAKKINDA SORUŞTURMA YAPILANLAR:
- Türkiye Futbol Federasyonu
İstinye Mah. Darüşşafaka Cad. No: 45 Kat: 2-3 PK:34460
İstinye/İstanbul
- Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş.
Cihannuma Mah. Yıldız Cad. No:46 Beşiktaş/İstanbul
(1) E. DOSYA KONUSU: Türkiye Futbol Federasyonu ile Krea İçerik Hizmetleri ve
Prodüksiyon A.Ş. arasında 21.05.2012 tarihinde imzalanan 2015-2016 ve 2016-2017
Futbol Sezonu Yayın Hakları Sözleşmesi’nin bireysel muafiyet değerlendirilmesine
tabi tutularak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun (4054 sayılı
Kanun)’un 4. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti.
(2) F. İDDİALARIN ÖZETİ: Başvuruda özetle;
-Doğan TV Dijital Platform İşletmeciliği A.Ş. tarafından 30.04.2012 tarih ve 12-23/659-181
sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararı kapsamında başvuruda bulunulduğu ve bahse konu
kararda Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş.
(Digitürk) arasında Spor Toto Süper Ligi’nin (Süper Lig) yayın haklarının ihalesiz
uzatılmasına ilişkin Ek Sözleşme’nin “Kanun’un 5. maddesi uyarınca muafiyet şartlarını
sağlamadığına ve söz konusu sözleşmeye muafiyet tanınmamasına” hükmedildiği,
-Başvuruların yapıldığı tarihlerde Doğan TV Dijital Platform İşletmeciliği A.Ş.’ye ulaşan
duyumların ve basına yansıyan haber içeriklerinin TFF ve Digitürk’ün mezkûr karara aykırı
davrandığı yönünde ciddi şüpheler uyandırdığı,
-08.06.2012 tarihli Fanatik Gazetesi’nde ve 13.07.2012 tarihli AMK Spor Gazetesi’nde
Süper Lig yayın haklarının Digitürk lehine iki yıl süreyle uzatıldığı şeklinde haberlere yer
verildiği,
-Fanatik Gazetesi’ndeki haberin doğru olmadığına dair, TFF, Digitürk ve ilgili gazete
tarafından açıklama yapılmadığı,
13-58/821-346
2 / 32
iddia edilmiş, TFF ve Digitürk arasında yayın haklarını ihalesiz olarak uzatan bir sözleşmenin
imzalanıp imzalanmadığının tespit edilmesi ve yayın hakları devrinin süresini uzatan bir
sözleşmeye ulaşılması halinde TFF ve Digitürk hakkında soruşturma açılması ve geçici
tedbir kararı verilmesi talep edilmiştir.
(3) G. DOSYA EVRELERİ: Rekabet Kurumu (Kurum) kayıtlarına 18.06.2012 tarih ve 4978 sayı;
16.07.2012 tarih ve 5700 sayı ile giren başvurular üzerine düzenlenen 17.07.2012 tarih ve
2012-2-58/İİ sayılı İlk İnceleme Raporu Kurul’un 23.07.2012 tarihli toplantısında görüşülmüş
ve dosya konusu iddialara yönelik olarak önaraştırma yapılmasına 12-41/1200-M sayı ile
karar verilmiştir.
(4) Yapılan önaraştırma sonucunda düzenlenen 28.11.2012 tarih ve 2012-2-58/ÖA sayılı
Önaraştırma Raporu, Kurul’un 06.12.2012 tarihli toplantısında görüşülmüş ve TFF ile
Digitürk arasında 21.05.2012 tarihinde imzalanan 2015-2016 ve 2016-2017 Futbol Sezonu
Yayın Hakları Sözleşmesi (21.05.2012 tarihli Sözleşme) ile 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin ihlal edilip edilmediğinin ve anılan sözleşmenin bireysel muafiyet şartlarını
taşıyıp taşımadığının tespitine yönelik olarak, TFF ve Digitürk hakkında, 4054 sayılı
Kanun’un 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına 12-62/1619-M sayı ile karar
verilmiştir.
(5) Kurulun soruşturma açılmasına ilişkin kararının ardından taraflara bildirimler, 4054 sayılı
Kanun’un 43. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 19.12.2012 tarihinde yapılmış ve taraflardan
30 gün içinde yazılı savunmalarını göndermeleri istenmiştir. Digitürk’ün ilk yazılı savunması
22.01.2013 tarih ve 440 sayı, TFF’nin ilk yazılı savunması ise 23.01.2013 tarih ve 480 sayı
ile Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(6) Kurulun 15.05.2013 tarih ve 13-28/389-M sayılı kararı ile soruşturma süresi iki ay
uzatılmıştır.
(7) Soruşturma Heyeti tarafından hazırlanan 02.08.2013 tarih ve 2012-2-58/SR sayılı
Soruşturma Raporu ve ekleri, Kanun'un 45. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kurul üyeleri
ile ilgili taraflara tebliğ edilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası gereğince hakkında soruşturma
yürütülen teşebbüslerden 30 gün içinde ikinci yazılı savunmalarını göndermeleri istenmiştir.
(8) Digitürk’ün ikinci yazılı savunması 21.08.2013 tarih ve 5428 sayı ile, TFF’nin ikinci yazılı
savunması ise 28.08.2013 tarih ve 6158 sayı ile Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(9) İkinci yazılı savunmaların ardından, 4054 sayılı Kanun’un 45. maddesi uyarınca, soruşturma
heyeti tarafından hazırlanan 11.09.2013 tarih ve 2012-2-58/EG sayılı ek yazılı görüş
taraflara gönderilmiştir. Teşebbüslerin ek görüşe karşı üçüncü yazılı savunmaları Digitürk’ün
20.09.2013 tarih ve 6649 sayı ile TFF’nin 23.09.2013 tarih ve 6670 sayı ile olmak üzere
yasal süresi içinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(10) Sözlü savunma toplantısı yapılıp yapılmamasına ilişkin olarak, Kurul’un 03.10.2013 tarih ve
13-56/783-M sayılı kararıyla sözlü savunma yapılmamasına oyçokluğu ile karar
verildiğinden, Kurul 11.10.2013 tarihli toplantısında, 13-58/821-346 sayılı nihai kararını
vermiştir.
H. RAPORTÖRLERİN GÖRÜŞÜ
(11) İlgili raporda, TFF ile Digitürk arasında 21.05.2012 tarihli Sözleşme’nin mevcut durumda
4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi hükmünde yer verilen şartları karşılaması nedeniyle anılan
Kanun’un 4. maddesi hükümlerinin uygulanmasından muaf tutulması gerektiği ve Kanun’un
16. maddesi çerçevesinde idari para cezası uygulanmasına yer olmadığı ifade edilmiştir.
13-58/821-346
3 / 32
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
I.1. Hakkında Soruşturma Yürütülen Teşebbüsler
I.1.1. TFF
(12) TFF, 17.06.1992 tarih ve 3813 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun ile kurulmuş, özel hukuk hükümlerine tabi özerk bir kuruluştur. 3813 sayılı
Kanun, 05.05.2009 tarih ve 5894 sayılı aynı adlı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. 5894
sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası (a) bendi uyarınca TFF, Türkiye’deki her türlü
futbol faaliyetini yürütmek, düzenlemek ve denetlemekle yetkilidir. Ayrıca TFF, 5894 sayılı
Kanun’un 13. maddesi uyarınca yayın haklarını merkezi olarak pazarlamakta ve elde edilen
geliri yetkili organlar tarafından alınacak kararlar uyarınca kulüplere dağıtmaktadır.
I.1.2. Digitürk
(13) 1999 yılında kurulan Digitürk, sahip olduğu platformun içerik hizmetlerinin pazarlanması ve
tüketicilere üyelik satışı alanında faaliyet gösteren bir teşebbüstür. Digitürk, TFF’nin açtığı
ihale sonucu Süper Lig Paket A Yayın Hakları’na sahip bulunmaktadır. Söz konusu haklar,
2013-2014 futbol sezonunu kapsamakta olup, uzatma hakkının kullanılması halinde 2014-
2015 futbol sezonlarını da kapsayacaktır. Ayrıca Türkiye Basketbol Ligi müsabakalarını
münhasıran yayınlama hakkı da 2015 sezon sonuna kadar Digitürk’e ait bulunmaktadır.
(14) Hisselerinin %53’ü Çukurova Grubu’na, % 47’si Providence Equity Partners fonuna ait olan
Digitürk’ün yönetimi, Çukurova Grubu’ndan olan kamu alacaklarının tahsili çerçevesinde,
24.05.2013 tarihi itibarıyla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından
devralınmıştır.
I.2. İlgili Pazar
I.2.1. İlgili Ürün Pazarı
(15) Spor müsabakalarının yayın hakları ile ilgili piyasaların değerlendirilmesinde analiz edilecek
iki farklı seviye öne çıkmaktadır. Bunlar; içeriğin üretilerek yayın haklarının
pazarlandığı/satışının yapıldığı piyasa (üst pazar) ile bu hakların oldukça önemli bir girdi
olduğu ve içeriğin tüketicilere ulaştırıldığı yayıncılık piyasasıdır (alt pazar).
(16) Geçmiş tarihli Kurul kararlarında; ilgili ürün pazarı “Türkiye 1. Profesyonel Futbol Ligi (daha
sonra Süper Lig) maçlarının/karşılaşmalarının yayın hakları(nın satışı) pazarı” şeklinde
tanımlanmıştır. Bununla birlikte önemli spor müsabakalarının yayın hakları ödemeli
televizyon yayıncıları ve/veya dijital platform işletmecilerinin başlıca içeriğini
oluşturmaktadır. Ödemeli televizyon yayıncılığı, tek kanal üzerinden yapılabileceği gibi çok
sayıda ve çeşitte kanal içeren platformlar üzerinden de yapılabilmektedir.
(17) Hâlihazırda Digitürk’ün faaliyetlerinin hem ödemeli televizyon yayıncılığı hem de dijital
platform yayıncılığı/hizmetleri altında değerlendirilebileceği ve Süper Lig müsabakalarının
bahse konu iki pazar açısından da kritik öneme sahip olduğu dikkate alındığında, sonuca
etki etmemesi sebebiyle ilgili pazar “ödemeli televizyon yayıncılığı pazarı” ve/veya “dijital
platform yayıncılığı/hizmetleri pazarı” olarak tanımlanabilecektir.
(18) Digitürk’ün sahip olduğu Paket A, karasal vericiler, kablo, uydu, IPTV/Internet (Web) TV, 3G
mobil telefon şebekelerinin tamamı üzerinden münhasır yayın hakkını kapsamaktadır.
İnternet teknolojisindeki gelişmeler ve ülkemizde fiber optik altyapıya olan yatırımın
artmasıyla önümüzdeki yıllarda internet bağlantı hızlarında yaşanması beklenen artışlar
IPTV/Internet TV üzerinden canlı yayın futbol müsabakalarına olan talebin, dolayısıyla bu
yayın haklarının ekonomik değerinin artacağını göstermektedir. Ayrıca Türkiye’de mobil
şebekeler üzerinden 3G teknolojisiyle genişbant erişimin sağlanmaya başladığı Temmuz
2009 tarihinden itibaren bu pazar çok hızlı bir gelişme göstermiştir. Tüm bu hususlar birlikte
13-58/821-346
4 / 32
ele alındığında mevcut dosya kapsamında “alternatif teknolojiler üzerinden Süper Lig futbol
müsabakalarının yayın hakları pazarı” şeklinde ayrı bir ürün pazarı ortaya çıkmaktadır.
(19) Paket A haricindeki paketlerdeki 15 dakikalık özet görüntüler ve 3 dakikalık haber amaçlı
görüntüler değerlendirildiğinde, TFF ile hak sahibi yayıncı kuruluşlar arasında imzalanan
sözleşmelerin, açık televizyon yayıncılığı pazarında da etki göstermesi söz konusu
olabilecektir.
(20) Bu bilgiler ışığında ilgili ürün pazarları, ödemeli televizyon yayıncılığı pazarı, dijital platform
yayıncılığı/hizmetleri pazarı, Türkiye Süper Lig futbol müsabakalarının televizyon yayın
hakları pazarı ve alternatif teknolojiler üzerinden Süper Lig futbol müsabakalarının yayın
hakları pazarı olarak belirlenmiştir.
I.2.2. İlgili Coğrafi Pazar
(21) Soruşturmanın konusunun Türkiye Süper Ligi’nde yer alan futbol kulüplerinin aralarında
yaptıkları müsabakaların yayın haklarına ilişkin olması, Digitürk’ün Türkiye genelinde yayın
ve satış-pazarlama faaliyetlerini sürdürmesi, ülkenin herhangi bir bölgesindeki rekabet
koşullarının diğer bölgelerden farklılık göstermemesi ve 4054 sayılı Kanun’un kapsam
maddesi çerçevesinde ilgili coğrafi pazar Türkiye olarak belirlenmiştir.
I.3. Yapılan Tespitler ve Değerlendirmeler
(22) TFF ile Digitürk arasında akdedilen dosya konusu 21.05.2012 tarihli Sözleşme’nin (yeni
sözleşme) bazı önemli maddelerine aşağıda yer verilmiştir:
“MADDE-I
TFF, 04.02.2010 tarihli Paket A Yayın Hakları Sözleşmesi kapsamında Digitürk'e
devredilmiş olan Medya Haklarının 2015-2016 ve 2016-2017 futbol sezonlarını da
kapsayacak şekilde aşağıdaki şartlara tabi olarak Digitürk'e devredilmesini kabul ve beyan
etmiştir. 04.02.2010 tarihli Paket A Yayın Hakları Sözleşmesi'nin bu Sözleşmede
düzenlenen hususlar dışındaki hükümlerinin 2015-2016 ve 2016-2017 futbol sezonları için
de bu Sözleşme ile hüküm altına alınmış gibi tatbikinde taraflar mutabıktırlar. İşbu Sözleşme
ile özel olarak düzenlenen hususlar ile ilgili olarak ise bu Sözleşme hükümleri uygulanır
……………….
MADDE-2
İşbu Sözleşme imza tarihinden itibaren yürürlüğe girecek olup, 2016-2017 futbol sezonunun
son müsabakasının oynandığı tarihte sona erer.
……………..
MADDE-4
İşbu Sözleşme'nin herhangi bir hükmünün 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında
Kanun ("Rekabet Kanunu") maddelerinin ihlal edildiği tespit edilerek Rekabet Kurulu
tarafından taraflardan herhangi birine bir bildirimde bulunulması halinde, ihlale son verecek
şekilde ancak Digitürk'e bu Sözleşme ile tanınmış olan hakların en azami biçimde korunması
kayıt ve şartıyla işbu Sözleşme'de gerekli değişiklikleri yapmak ve gerektiğinde yeni bir
sözleşme akdetmek hususunda taraflar mutabıktırlar.
…………………..”
(23) Soruşturmanın esasını teşkil eden bu sözleşmeye ilişkin değerlendirmeye geçmeden önce
mevcut durumun çerçevesinin çizilmesi, bu durumun ve sözleşmenin 30.04.2012 tarih ve
12-23/659-181 sayılı Kurul kararıyla ilişkilendirilmesi gerekmektedir.
(24) Kurul 30.04.2012 tarihli kararında; TFF ile Digitürk arasında 05.03.2012 tarihinde imzalanan
Ek Sözleşme’ye 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinde sayılan koşulların karşılanmaması
13-58/821-346
5 / 32
sebebiyle muafiyet tanınmamasına karar vermiştir. Bu kararın ardından Ek Sözleşmenin
tarafları olan TFF ve Digitürk 21.05.2012 tarihinde bu kez daha kısa süreli başka bir
sözleşme akdetmişler, ancak anılan sözleşme ile ilgili olarak Kuruma herhangi bir bildirimde
bulunmamışlardır.
(25) Taraflarca yapılan bu sözleşmenin 30.04.2012 tarihli Kurul kararına aykırı olduğu yönündeki
şikayetler üzerine Kurul, ilgili piyasa(lar)da rekabet ihlali olup olmadığının tespiti amacıyla
TFF ve Digitürk hakkında mevcut karara konu olan soruşturmayı başlatmıştır.
(26) 30.04.2012 tarih ve 12-23/659-181 sayılı kararda yapılan muafiyet değerlendirmesinde
Kurul; “malların üretimi ve dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve
iyileşmelerin ya da ekonomik veya teknik gelişmelerin sağlanması” koşulunu sağladığına
ilişkin olarak ele alınabilecek hususlar öne sürüldüğü, ancak bunların belgelendirilemediği
değerlendirmesini yapmış, bu noktadan hareketle Kanun’un 5. maddesinin diğer şartlarının
sağlanıp sağlanmadığının önem kazandığını belirtmiştir.
(27) Diğer şartlara yönelik yapılan değerlendirmede ise, Süper Lig müsabakalarının yayın
haklarının 3 yıl süreyle Digitürk’e aynı kapsamda devredilmesinin Süper Lig
müsabakalarının yayın hakları pazarı başta olmak üzere, ödemeli televizyon yayıncılığı,
dijital platform hizmetleri ve müsabakaların alternatif teknolojiler üzerinden yayımlanması
pazarlarındaki rekabeti önemli ölçüde ortadan kaldıracağı ve Ek Sözleşme’nin Kanun’un 5.
maddesinin (a) ve (b) bentlerindeki amacın elde edilmesi için zorunlu olandan daha fazla
rekabeti sınırladığı sonucuna ulaşılmıştır.
(28) Süper Lig müsabakalarının yayın haklarının TFF tarafından münhasıran tek bir yayıncıya
devredilmesi, bu pazarda sözleşme süresini kapsayacak bir tekel yaratmakta ve pazara
girişleri engellemektedir. Ayrıca, futbol yayın haklarının ödemeli TV yayıncılığı/dijital
platform hizmetleri pazarı için önemi dikkate alındığında, Ek Sözleşme’nin bu pazarlardaki
rekabeti önemli ölçüde azaltacağı kanaatine varılmıştır.
(29) Yine aynı kararda Kurul tarafından; Digitürk’ün sahip olduğu Paket A’nın, karasal vericiler,
kablo, uydu, IPTV/Internet (Web) TV, 3G mobil telefon şebekelerinin tamamı üzerinden
münhasır yayın hakkını kapsadığı, bu çerçevede TV yayın hakları haricinde alternatif
teknolojiler üzerinden sunulabilecek hakların da Digitürk’te kalmasının, teşebbüsün pazar
gücünü artırarak rekabeti kısıtlayacağı, alternatif teknolojilerin gelişimini yavaşlatacağı ve
bu pazarın oluşmasını engelleyerek tüketici refahını olumsuz yönde etkileyeceği kanaatine
ulaşıldığı ifade edilmiştir.
(30) Benzer şekilde TFF ve Digitürk arasında imzalanan yeni sözleşmeye konu yayın haklarının
kullanımı ile ilgili olarak da öne çıkan en önemli rekabetçi endişe, Paket A yayın haklarının
alternatif teknolojiler üzerinden yapılabilecek yayınları da kapsayacak şekilde münhasıran
bir teşebbüse verilmesi ve bu haklar konusunda fiili bir tekel oluşturularak pazara girişlerin
engellenmesidir.
(31) Bununla birlikte, tek başına kritik öneme sahip içerik olarak nitelendirilen Süper Lig yayın
hakları, alternatif teknolojiler üzerinden faaliyet gösteren teşebbüsler de dâhil olmak üzere
ödemeli TV (platform) işletmeciliği pazarında faaliyet gösteren teşebbüsler açısından,
ikamesi mümkün olmayan bir özelliğe sahiptir. Zira yalnızca reklam gelirlerine bağlı olarak
çalışan açık televizyon yayıncılarından farklı olarak daha fazla yatırımın söz konusu olduğu
ödemeli televizyon yayıncılığı (platform işletmeciliği) pazarındaki teşebbüslerin ana gelir
kalemini oluşturan abone sayısının ve gelirlerinin artması noktasında bütün dünyada olduğu
gibi popüler spor müsabakalarının yayın hakları tek başlarına çok önemli bir içerik olarak
ortaya çıkmaktadır.
13-58/821-346
6 / 32
(32) Kurul bu nedenle önceki kararında Süper Lig yayın haklarının aynı münhasırlık koşullarında
3 yıl daha ilgili teşebbüse devredilmesi işlemine muafiyet tanımamış ve akabinde Kurul
kararı hilafına işlem tesis edildiği yönünde yapılan başvuru kapsamında ilgili piyasalarda
rekabet ihlali olup olmadığının tespitine ilişkin olarak soruşturma başlatmıştır.
(33) Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında 21.05.2012 tarihinde yapılan ve
2015-2016 sezonu ile birlikte uygulamaya geçirilmesi öngörülen dosya konusu sözleşmenin,
4054 sayılı Kanun‘un 4. maddesine aykırı olduğu, ancak 5. maddede sayılan koşulları
karşılaması halinde bireysel muafiyet kapsamında değerlendirilebileceği kanaatine
varılmıştır.
I.3.1. 21.05.2012 tarihli Yayın Hakları Sözleşmesi’ne İlişkin Bireysel Muafiyet
Değerlendirmesi
(34) Bu sözleşmeye ilişkin muafiyet değerlendirmesine geçmeden önce 30.04.2012 tarihli Kurul
kararında önceki sözleşmeye ilişkin yapılan muafiyet değerlendirmesinin detaylarına
değinmek gerekmektedir. Yaptığı bu değerlendirmede Kurul, yayın haklarının devri ve
kullanımı ile ilişkili olarak, ilgili piyasalarda rekabete daha az zarar verecek bazı hususlar
üzerinde durmuştur.
(35) Buna göre;
Diğer yayıncılara belirli koşullarda alt lisans verilmesi, hakların bir kısmının
devredilmesi,
Alternatif teknolojilere ilişkin yayın haklarının ayrı bir şekilde ihaleye çıkarılması,
Sözleşme süresinin kısaltılması
gibi hususların, hem futbol endüstrisine ilişkin taraflarca dile getirilen endişelerin giderilmesi
hem de ilgili piyasalardaki rekabeti kısıtlayıcı etkilerin azalması amaçlarına hizmet
edebileceği ifade edilmiştir.
(36) Kurul kararında yer verilen ve mezkur amaçlara ulaşılması noktasında katkı sağlayacağı
ifade edilen bu hususlar içerisinde yer alan yayın haklarının alt lisanslama yoluyla başka
yayıncılara devredilmesi/paylaşılması ve alternatif teknolojiler üzerinden yayın yapan
yayıncıların da bu hakları elde edebilmelerine imkan tanıyabilecek olan bu konu özellikle
yayın haklarının devri konusundaki en temel rekabetçi endişeyi teşkil eden münhasırlığın
kaldırılması/esnetilmesi ve böylelikle yayın hakları pazarına birden fazla teşebbüsün
girebilmesi ve bu kritik önemdeki içeriğe rakip teşebbüslerin ve/veya alternatif teknoloji
kullanan yayıncı teşebbüslerin de erişebilmeleri anlamına gelmektedir.
(37) Bu çerçevede sözleşme tarafları olan TFF ve Digitürk arasındaki ticari ilişkinin yukarıda yer
verilen hususları içerecek şekilde düzenlenmesi durumunda, münhasırlığın ilgili piyasalarda
doğurduğu rekabetçi endişelerin önemli ölçüde azalacağı kanaati oluşmuştur. Nitekim
taraflar sözleşmenin 4. maddesine göre Kurul tarafından 4054 sayılı Kanun’un ihlaline ilişkin
bir bildirim yapılması durumunda sözleşmede değişiklik yapmak ve gerekli olduğu takdirde
de yeni bir sözleşme imzalamak konusunda mutabıktırlar.
(38) Bu noktada Kanun kapsamında yapılacak değerlendirmede, bu hususların hayata
geçirilmesine imkan tanıyan bir düzenlemenin 5. maddede yer verilen bireysel muafiyet
şartlarını ayrı ayrı karşılayacağı kanaatine varılmıştır.
(39) Şöyle ki; özellikle alternatif teknolojiler üzerinden yayın yapan teşebbüslerin bu içeriğe
erişebilmelerinin malların dağıtımı ve hizmetlerin sunumunda yeni gelişmeler meydana
gelmesine imkân tanıyacağı, aynı zamanda tüketicinin bu yeni ürün ve hizmetler üzerinden
13-58/821-346
7 / 32
fayda sağlayacağı kanaati oluşmuştur. Yine benzer şekilde yayın haklarının rakip
teşebbüslere alt lisanslama yoluyla kısmi veya genel devri ilgili piyasada rekabetin önemli
derecede ortadan kalkmasını engelleyici nitelikte olup bu sonuçlara ulaşabilmek için
rekabetin gerekli olandan fazla kısıtlanması da söz konusu olmayacaktır.
(40) Bu soruşturma kapsamında Raportörler tarafından yapılan incelemelerde, tarafların bu
hususları hayata geçirmek amacıyla birtakım çalışmalar yaptıkları ve girişimlerde
bulunduklarına dair tespitlere aşağıda yer verilmektedir.
I.3.1.1. Sözleşme Süresinin Kısaltılması
(41) 21.05.2012 tarihli Sözleşme’de TFF tarafından Digitürk’e devredilen Paket A yayın
haklarının süresi üç yıldan iki yıla indirilmiştir. Bu itibarla sözleşme süresinin kısaltılması ilgili
pazarlarda rekabetin daha az süreyle sınırlandırılması anlamına gelecek bir gelişmedir.
I.3.1.2. Diğer Yayıncılara Belli Koşullar Altında Alt Lisans Verilmesi, Hakların Bir
Kısmının Devredilmesi
(42) 30.04.2012 tarih ve 12-23/659-181 sayılı kararda zikredilen hususlardan bir diğeri, yayın
haklarından alternatif platformların ya da yayıncıların da faydalanmasının sağlanmasıdır.
Esasen böyle bir durumun gerçekleşmesi halinde alt lisanslamaya konu haklar bakımından
münhasırlık da fiilen ortadan kalkacak/esneyecek, böylece rekabetin sınırlandırılmasına
yönelik endişeler büyük ölçüde giderilmiş olacaktır.
(43) Yapılan savunmalarda, söz konusu Kurul kararının ardından bu yönteme ilişkin kapsamlı
çalışmalara başlandığı ve Digitürk’ün ödemeli yayın pazarında doğrudan rakibi olan D-
Smart ve Türk Telekom ile müzakerelerin devam ettiği, Türk Telekom ile olan müzakerelerin
kısa sürede önemli seviyede ilerleme gösterdiği ve anlaşma noktasına yaklaşıldığı ifade
edilmiştir.
(44) Soruşturma sürecinde yapılan incelemelerde Digitürk ile rakip teşebbüsler arasında yayın
haklarının farklı yöntemlerle paylaşımı konusunda belirli mesafeler alındığı ve bu kapsamda
yapılan görüşmelerin devam ettiği saptanmıştır. Bununla birlikte D-Smart ile yürütülen
görüşmeler gerek D-Smart’ın, Digitürk’ün dijital uydu platform pazarında doğrudan rakibi
olması, gerekse mevcut dosyada şikâyetçi konumunda bulunmasından dolayı ayrı bir önem
taşımaktadır.
(45) Digitürk ile alt lisanslama seçeneğini müzakere eden bir diğer teşebbüs Türk Telekom’dur.
Türk Telekom, Tivibu platformu ile internet üzerinden yayıncılık hizmeti sunmaktadır.
Soruşturma döneminde elde edilen bilgilere göre, yapılan görüşmelerde iki tarafın sahip
olduğu ürün ve hizmetlerin, ayrı ayrı veya birleştirilerek aboneler için avantajlı yeni ürün ve
hizmetler oluşturmanın yolları aranmış, TT Tivibu platformunda (Tivibu Ev, Tivibu Web,
Tivibu Cep) LigTV ve Digitürk sinema kanallarının yer alması ve GSM operatörü Avea’nın
lig maçlarının gol ve görüntülerini abonelerine iletmesi konuları değerlendirilmiştir.
Soruşturma sürecinde yapılan incelemeler çerçevesinde, söz konusu işbirliği modeli
üzerindeki görüşmelerin henüz tamamlanmadığı ancak bir hayli ilerleme kaydedildiği
anlaşılmıştır.
1.3.1.3. Alternatif Teknolojiler
(46) Yukarıda belirtilen sürecin dışında; taraflar arasında, alt lisanslama olarak
adlandırılamamakla birlikte, yayın haklarının alternatif teknolojiler üzerinden sunulması
13-58/821-346
8 / 32
olarak değerlendirilebilecek, bu yönüyle bireysel muafiyet değerlendirmesi bağlamında
dikkate alınması gereken bir başka proje üzerinde çalışılmaya başlanmıştır.
(47) Söz konusu proje “LigTV Kanalı Projesi” adıyla yürütülmekte olup Digitürk tarafından
belirlenen 68 Süper Lig müsabakasının davet mektubuna icabet edecek işletmecilerden
yapılacak olan ihaleyi kazananın ismini taşıyan bir kanalda Digitürk platformundan ya da ek
teklif verilmesi halinde kendi platformlarından taşınmasını içermektedir. Yapılan
görüşmelerde proje kapsamında Turkcell, Vodafone, Avea ve TTNet yetkilileriyle
görüşüleceği ve ilk etapta projeye sıcak bakıldığı bilgisi aktarılmıştır. Bu sayede Süper Lig
müsabakalarının bir kısmının Digitürk LigTV abonesi olmayan tüketicilerce de izlenebilmesi
sağlanacaktır. Bu boyutuyla proje, tüketiciler için alternatif kanalların açılmasına olanak
sağlayacaktır.
(48) Diğer yandan Digitürk’ün çeşitli teşebbüslerle alternatif teknolojiler üzerinden yayın
yapılmasına ilişkin olarak anlaşmalar imzaladığı görülmektedir. Örneğin 17.08.2012
tarihinde Süper Lig 2012-2013 sezonunun tamamını kapsayacak şekilde 16.08.2013
tarihine kadar Vatan Gazetesi ve Milliyet Gazetesinde Digitürk’e reklam yeri tahsis edilmesi
karşılığında Süper Lig’de oynanan maçlarda gerçekleşen tüm gol görüntülerinin maç
bittikten 60 dakika sonra internet sitesinde yayımlanmasını konu alan
bir “Görüntü Satış-Program Yapım ve Reklam Kullanım Barter Sözleşmesi” imzalanmıştır.
(49) Yukarıda yer verilen bilgiler ışığında tarafların 30.04.2012 tarihli Kurul kararında yer verilen
hususlar kapsamında yayın haklarına ilişkin münhasırlığın sonlandırılması anlamına
gelecek şekilde irade beyanında bulundukları ve bazı önemli adımları attıkları görülmektedir.
I.3.2. Savunmalar ve Değerlendirilmesi
I.3.2.1. Digitürk’ün Savunmaları
(50) Digitürk’ün savunmaya ilişkin temel argümanlarını, soruşturma konusunun 4054 sayılı
Kanun kapsamı dışında olduğuna ilişkin argümanlar ile 12-23/659-181 sayılı Kurul kararının
gereklerinin yerine getirildiği ve 21.05.2012 tarihli Sözleşme’nin bireysel muafiyet şartlarını
taşıdığına ilişkin argümanlar olarak iki başlık altında toplamak mümkündür.
(51) Digitürk tarafından, TFF’nin işlem ve eylemlerinin yalnızca Türkiye Cumhuriyeti
Mahkemeleri ve Tahkim Heyetlerinin hukuki incelenmesine tabi olduğu, nitekim Anayasa’nın
59. maddesinde spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve işleyişine ilişkin
kararlarına karşı zorunlu tahkim dışında hiçbir merciye başvurulamayacağı hükmünün yer
aldığı, mevcut soruşturma konusunun TFF’nin işlem ve eylemlerine yönelik olması nedeniyle
yetki aşımıyla sakat olduğu, TFF’ye bir spor dalı olarak futbolun yönetimi ve işleyişine
yönelik her türlü düzenleme ve anlaşma yapma yetkisinin 5894 sayılı Türkiye Futbol
Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile verildiği, aynı Kanun’un 13.
maddesiyle de Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki futbol müsabakalarının her türlü
mecradan yayını, yayın haklarının merkezi olarak pazarlanması ve elde edilen gelirin
kulüplere dağıtılması yetkisinin TFF Yönetim Kurulunda olduğu, ilgili mevzuatta verilen yetki
kapsamında yayın haklarının pazarlanmasının bir ihale yoluyla yapılması gibi bir koşul
bulunmadığı, bu itibarla anılan yetkinin Rekabet Kurumu tarafından rekabet hukuku
boyutunu aşacak şekilde sınırlanmasının yetki aşımına gireceği ifade edilmiştir.
(52) Savunmada, Kurulun 30.04.2012 tarih ve 12-23/659-181 sayılı kararında yer alan “merkezi
pazarlama yetkisi” ve “merkezi pazarlama faaliyeti esnasındaki eylemler” şeklindeki ayrımın
suni şekilde tesis edilmiş ve herhangi bir temele dayanmayan bir ayrım olduğu, 5894 sayılı
13-58/821-346
9 / 32
Kanun ile TFF’ye tanınan yayın hakları konusundaki merkezi pazarlama yetkisinin, merkezi
pazarlama faaliyeti esnasındaki eylemleri de içerecek şekilde bir bütün olduğu, aksinin
kabulünün merkezi pazarlama faaliyeti esnasındaki eylemlerin kendisine ve içeriğine kamu
kurumlarının müdahale edebilmesine yol açacağı, bunun da merkezi pazarlama yetkisinin
fiiliyatta TFF tarafından hiçbir zaman kullanılamaması sonucunu doğuracağı ve yasa
koyucunun 5894 sayılı Kanun ile yaptığı düzenlemenin idari bir kararla kadük kalmasına yol
açacağı vurgulanmıştır.
(53) 21.05.2012 tarihli Sözleşme’nin bireysel muafiyet koşullarına uyumlu olup olmadığı hususu
ile ilgili olarak, HD yayın, ilk 3D canlı maç yayını, Turksat uydusundan Lig TV yayını, canlı
yayını durdurma, geri-ileri alma imkanı sağlayan Digitürk Plus, aynı anda 7 canlı maç yayını,
son teknoloji ekipman, yayın aracı, kamera sistemleri gibi yenilikleri tüketiciye sunan
Digitürk’ün benzer nitelikteki gelişme ve iyileşmeleri akdedilen yeni sözleşme süresince de
sürdüreceği, bu bağlamda 21.05.2012 tarihli Sözleşme’nin bireysel muafiyet şartlarından
“malların üretim veya dağıtımı ile hizmetlerin sunulmasında yeni gelişme ve iyileşmelerin ya
da ekonomik veya teknik gelişmenin sağlanması” koşulunu sağladığı ileri sürülmüştür.
(54) Savunmada, yine muafiyet koşulları ile ilgili olarak, tüketiciye tek maç satın alabilme
seçeneğinin tanınmasının, maç yayınlarının kesintiye uğramamasının, televizyon haricinde
internet ve mobil mecralardan da Digitürk içeriğine erişimin mümkün olmasının, Digitürk’ün,
“Şike Skandalı” nedeniyle uğradığı mağduriyeti kullanıcılarına yansıtmamış, fiyat artışına
gitmemiş ve üyelik iptaline olanak tanımış olmasının, Digitürk’ün kaliteli içerik sunma adına
yaptığı yatırım ve araştırmaların, 21.05.2012 tarihli Sözleşme’nin bireysel muafiyet
şartlarından “tüketicinin söz konusu gelişmelerden yarar sağlaması” koşulunu sağladığını
ortaya koyduğu ifade edilmiştir.
(55) Teşebbüs tarafından, ödemeli yayıncılık pazarında faaliyet gösteren oyunculardan D-Smart
2012 yılında (…..) büyürken, Digitürk’ün (…..) oranında büyüdüğü, konuya yönelik yapılan
bir çalışmanın sonuçlarına göre son bir yıl bir çeyreklik dönemde en hızlı büyümeyi herhangi
bir futbol yayın hakkı olmayan Teledünya’nın gösterdiği, futbol içeriğinin herhangi bir yayın
sisteminin seçimi aşamasında karara etki eden parametrelerden biri olmadığı, ödemeli TV
yayın sistem seçimlerinde ilk başta gelen ölçütün HD yayın portföyünün mevcudiyeti olduğu,
ayrıca yayın haklarının farklı paketlere ayrılarak ihaleye çıkılmış olmasının ve Paket A
haklarının Digitürk, Paket B haklarının TRT ve Paket C haklarının Avea olmak üzere farklı
taraflarda kalmasının da ilgili piyasada rekabetin korunmasına hizmet ettiği, tüm bu
açıklamaların bireysel muafiyet şartlarından “ilgili piyasanın önemli bir bölümünde rekabetin
ortadan kalkmadığının” göstergesi olduğu vurgulanmıştır.
(56) Savunmada; 21.05.2012 tarihli Sözleşme’nin süresinin Kurulun 30.04.2012 tarih ve 12-
23/659-181 sayılı kararı çerçevesinde, bireysel muafiyetin rekabetin gereğinden fazla
kısıtlanmaması şartı uyarınca üç yıldan iki yıla indirildiği; D-Smart ile yapılan görüşmelerde
ise, Digitürk’ün teklifine karşı, D-Smart tarafından Digitürk’e alt lisanslamaya ilişkin
maliyetlerin paylaşılması esasına dayalı somut bir karşı teklifte bulunulmadığı; ancak çeşitli
platformlar ile bu platformlar üzerinden yayın haklarının satışı konusunda sözleşmeler
yapıldığı, bunların belgeleri ile ortaya konduğu; maliyetlerin paylaşılması esasına dayalı bir
iş modeli üzerinde anlaşılması halinde, Digitürk’ün diğer yayıncı kuruluşlara da alt
lisanslama yapmaya hazır olduğu; Digitürk’ün alt lisanslamaya yönelik tüm bu çabalarının
ve sözleşme süresini üç yıldan iki yıla indirmesinin bireysel muafiyet şartlarından rekabetin
zorunlu olandan fazla sınırlanmaması koşuluna hizmet ettiği, dolayısıyla 21.05.2012 tarihli
Sözleşme’nin bireysel muafiyetin tüm koşullarını sağladığı dile getirilmiştir.
13-58/821-346
10 / 32
(57) Ayrıca taraflar ortak savunmalarında; Sözleşme’nin Kurulun 12-23/659-181 sayılı kararında
ortaya konan ilkeler çerçevesinde 21.05.2012 tarihinde akdedildiği ve hiçbir şekilde söz
konusu karar hilafına bir tutum sergileme niyetinde olunmadığı belirtilerek, değiştirilen
sözleşmenin bireysel muafiyet kapsamında değerlendirilebileceği çıkarımında bulunulduğu
ve yaşanan finansman zorlukları ve diğer ticari zorunluluklar nedeniyle anlaşmanın revize
edilerek imzalandığını ifade etmişlerdir. Bu bağlamda bireysel muafiyet başvurusu
yapmanın bir yükümlülük olmaktan çıkmış olması karşısında tarafların kendi kendilerine
değerlendirme esasına dayalı olarak değerlendirmelerini yapma imkanlarının kullanıldığı ve
bu durumun rekabet hukukuna duyarsızlık olarak algılanmaması gerektiği de
belirtilmektedir.
I.3.2.2. TFF’nin Savunmaları
(58) TFF’nin savunmalarında ifade edilen hususlar, Digitürk’ün savunmalarında ileri sürülen ve
yukarıda açıklanan argümanlar ile hemen hemen aynıdır. Bu itibarla TFF’nin savunmalarına
bu kısımda ayrıca yer verilmemiştir.
I.3.2.3. Savunmaların Değerlendirilmesi
(59) TFF ve Digitürk’ün savunmaları iki bölüm altında değerlendirilebilecektir. İlk bölümde TFF
ile Digitürk arasında akdedilen Süper Lig yayın haklarının devrini konu alan bir sözleşmenin
Kurulun yetki alanı dışında olduğuna dair savunmalar yer almakta, ikinci bölümde ise Yayın
Hakları Sözleşmesi’nin Kurulun 30.04.2012 tarihli ve 12-23/659-181 sayılı kararında
belirtilen hususlar çerçevesinde akdedildiği ve hiçbir şekilde söz konusu karar hilafına bir
tutum sergileme niyeti olmadığı ortaya konmaktadır.
(60) Yetki alanı konusundaki savunmalarda; TFF’nin işlem ve eylemlerinin yalnızca Türkiye
Cumhuriyeti Mahkemeleri ve Tahkim Heyetlerinin hukuki incelemesine tabi olduğu ve
mevcut soruşturmanın TFF’nin işlem ve eylemlerine yönelik olması sebebiyle yetki aşımıyla
sakat olduğu, TFF’nin merkezi pazarlama yetkisinin kanunla verildiği ve TFF tarafından bu
kapsamda yapılan tasarrufların 4054 sayılı Kanun’un uygulama alanı dışında olduğu bu
itibarla Yayın Hakları Sözleşmesi'nin 4054 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmiş
olmasının idari istikrar prensibini zedelediği iddia edilmektedir.
(61) Kurulun 12-23/659-181 sayılı kararında da ayrıntılı bir biçimde değerlendirilen söz konusu
argümanın hukuken geçerliliği bulunmamaktadır. Zira 3813 ve 5894 sayılı Kanun bir arada
incelendiğinde “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki tüm futbol müsabakalarının televizyon,
radyo, internet ve her türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla yayınlanmasına, iletilmesine,
yayınların düzenlenmesine ve programlanmasına münhasıran Yönetim Kurulu yetkilidir.”
şeklindeki ifadeye, “Anılan yetki özellikle TFF’nin yayın haklarının merkezi olarak
pazarlanmasını ve elde edilen gelirin yetkili organlar tarafından alınacak kararlar uyarınca
kulüplere dağıtılmasını kapsar.” bendinin eklendiği görülmektedir. Bu bendin eklenmesinin
temel sebebi yayın haklarının TFF tarafından tek elden pazarlanmasına ilişkin havuz
sisteminin hayata geçirilmesi ve bu konuda yaşanan hukuki çekişmelerin sona erdirilmesinin
sağlanabilmesidir.
(62) Yayın haklarının devri konusunda kanundan kaynaklanan münhasır yetki sahibi olan TFF
teşebbüs niteliği taşımakta ve mevcut durumda olduğu gibi pazarlama faaliyetini bir başka
teşebbüsle sözleşme tesis ederek gerçekleştirdiği durumlarda 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesi kapsamında faaliyet göstermektedir. 5894 sayılı Kanun’da, TFF’nin yayın
haklarının devrine ilişkin işlemlerinde 4054 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanamayacağına
dair bir hüküm bulunmaması da bu görüşü desteklemektedir.
13-58/821-346
11 / 32
(63) Savunmaların, yeni sözleşmenin bireysel muafiyet kapsamında bulunduğuna ilişkin
bölümlerinin değerlendirilmesine “Yapılan Tespit ve Değerlendirmeler” bölümünde yer
verilmiş olduğundan burada ayrıca/yeniden tekrarlanmamıştır.
J. GEREKÇE VE HUKUKİ DAYANAK
(64) Kurulun, TFF ile Digitürk arasında yapılan ve Digitürk’ün sahip olduğu Süper Lig Paket A
yayın haklarının mevcut süresinin 3 yıl daha uzatılmasına ilişkin sözleşmenin bireysel
muafiyet kapsamında bulunmadığına hükmeden 30.04.2012 tarihli söz konusu kararı
sonrasındaki süreçte, taraflar arasında 21.05.2012 tarihinde yapılan yeni bir sözleşme ile
30.04.2012 tarihli kararda yer verilen hususlar gözetilerek hakların devrine ilişkin süre
kısaltılmış; bununla birlikte henüz fiilen sonuçlanmamakla birlikte, alt lisanslamaya ve yayın
haklarının paylaşılmasına ilişkin bir dizi girişim başlatılmış; alternatif teknolojiler üzerinden
yayın yapma isteğinde olan teşebbüsler ile bazı anlaşmalar imzalanmıştır.
(65) Yukarıda yer verilen bilgi ve değerlendirmeler dikkate alındığında, TFF ile Digitürk tarafından
akdedilen yeni sözleşmenin, Kanun’un 5. maddesi hükmünde zikredilen bireysel muafiyet
koşullarından yararlanabilmesi, Digitürk’ün sahip olduğu Paket A yayın haklarının, özellikle
canlı maç yayın haklarının, kısmen veya bir bütün olarak rakip teşebbüs(ler)e ve/veya
alternatif teknoloji ile yayın yapan teşebbüslere alt lisanslama yoluyla devredilmesi ve
paylaşılması konusunda başlatılan ve bu pakete ilişkin münhasırlığı sona erdirecek
nitelikteki girişimlerin, piyasalarda etki doğuracağı 2015-2016 sezonu başlamadan önce
nihayete erdirilerek Kurulumuza tevsik edilmesi ve bu sezonunun başlamasıyla birlikte
fiiliyata geçirilmesi ile mümkün olabileceği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
(66) Münhasırlığı sona erdirecek/esnetecek girişimler esnasında, başta TFF ile Digitürk’ün ve alt
lisanslamadan yararlanmak isteyen rakip/alternatif yayıncı teşebbüslerin makul ve piyasa
koşullarına uygun taleplerde bulunması, bu kararda belirtilen koşulların gerçekleşmesini
sekteye uğratacak teklifler ileri sürmemesi daha rekabetçi bir piyasaya geçişi
hızlandıracaktır. Bu çerçevede, incelemeye konu sözleşmeye ilişkin muafiyet, 4054 sayılı
Kanun’un 5. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi doğrultusunda, bahsedilen
yükümlülükler/şartlar TFF ve Digitürk tarafından yerine getirildiği andan itibaren geçerli
olacaktır. Aksi takdirde Kanun’un 4. maddesine aykırı bir nitelik arz eden ve muafiyet
hükümlerinden yararlanamayan bu Sözleşme, Kanun’un 56. maddesi çerçevesinde
geçersiz olacaktır.
(67) Ayrıca, dosya konusu sözleşmenin geleceğe yönelik olması, 4. madde açısından belirtilen
sakıncaların da bu döneme ilişkin olması nedeniyle, Kurul kararı hilafına olarak yapıldığı
iddia edilen bu sözleşme nedeniyle haklarında soruşturma yürütülen teşebbüslere Kanun’un
16. maddesi çerçevesinde idari para cezası verilmesine gerek olmadığına karar verilmiştir.
K. SONUÇ
(68) 06.12.2012 tarih, 12-62/1619-M sayılı Kurul kararı uyarınca yürütülen soruşturma ile ilgili
olarak düzenlenen Rapor’a ve Ek Görüş’e, toplanan delillere, yazılı savunmalara ve
incelenen dosya kapsamına göre;
1. Türkiye Futbol Federasyonu ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş. arasında
21.05.2012 tarihinde imzalanan 2015-2016 ve 2016-2017 Futbol Sezonu Yayın Hakları
Sözleşmesi’nin, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi çerçevesinde incelenebileceğine
OYÇOKLUĞU ile,
13-58/821-346
12 / 32
2. Bahse konu sözleşmeye ayrıntıları işbu kararın gerekçe bölümünde belirtilen koşulların
sağlanması kaydıyla 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca bireysel muafiyet
tanınmasına OYÇOKLUĞU ile,
3. Türkiye Futbol Federasyonu ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş.’ye aynı
Kanun’un 16. maddesi çerçevesinde idari para cezası verilmesine yer olmadığına Kurul
Üyesi Reşit GÜRPINAR’ın farklı gerekçesi ve OYBİRLİĞİ ile
Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
KARŞI OY GEREKÇESİ
(11.10.2013 Tarih ve 13-58/821-346 Sayılı Kurul Kararı)
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş. (Digitürk)
arasında imzalanan 21.05.2012 tarihli 2015-2016 ve 2016-2017 Futbol Sezonu Yayın
Hakları Sözleşmesi ile ilgili olarak adı geçenler hakkında yürütülen soruşturma sonucunda,
bahse konu sözleşmenin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında incelenebileceğine,
kararın gerekçe bölümünde belirtilen koşulların sağlanması kaydıyla bu sözleşmeye bireysel
muafiyet tanınmasına ve aynı Kanun’un 16. maddesi uyarınca TFF ve Digitürk hakkında
idari para cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Daha önce TFF ve Digitürk arasında Paket A Yayın Sözleşmesi’nin 2017-2018 futbol
sezonunu da kapsayacak şekilde uzatılmasını düzenleyen ek sözleşme ile ilgili başvurular
üzerine Kurulumuzca verilen 30.04.2012 tarih ve 12-23/659-181 sayılı Kurul kararına ilişkin
karşı görüşümde ifade ettiğim üzere; futbol müsabakalarının yayın haklarının pazarlanması
ile ilgili hususlar, TFF’nin 5846 sayılı Kanun’dan kaynaklanan yetkisi dahilinde
belirlenmektedir. Bu nedenle konu hakkında rekabet savunuculuğu bağlamında görüş
bildirilmesi yeterli olacağından kararın birinci kısmında çoğunluk görüşüne katılmam
mümkün olmamıştır.
Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Başkan
13-58/821-346
13 / 32
11.10.2013 tarihli ve 13-58 / 821-346 sayılı Kurul Kararı’na
KARŞI OY VE FARKLI GEREKÇE
2013-2014 Futbol Sezonu itibariyle adı “SPOR TOTO Süper Lig” olan Türkiye süper
lig maçlarının canlı yayın hakları en son 2010 yılında yapılan ihale ile, yayıncı kuruluş olan
Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş.(Digitürk)’ye, sözleşmeye göre 4 yıl ve yayıncı
kuruluşun talebi halinde 1(bir) yıl daha uzatılmak kaydıyla 4+1 sezon şeklinde verilmiştir.
Anılan bu sözleşmeyle birlikte, Digitürk yapılan ihaleler sonucunda, 2001 yılında başlamak
üzere, belirtilen uzatma hakkını kullanmasıyla da münhasıran 2014-2015 sezon sonu
itibariyle 14,5 yıl süreyi bulacak olan, halen devam eden Paket A yayın haklarının yeniden
sahibi olmuştur.
Bu süreçte, 2011-2012 futbol sezonuna ilişkin olarak, şike olayları nedeniyle ligin
değerinin düştüğü olgusuyla kulüplerin ve yayıncı kuruluşun talepleri doğrultusunda,
Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) ’nun lig statüsünde eylül başında yapılan değişiklikle
nihai lig sıralamasının ve Avrupa kupalarına katılacak kulüplerin 34 haftalık çift devreli lig
usulüyle oynanacak Lig Grubu müsabakalarını müteakip 6 haftalık Play-off müsabakalarının
oynanmasının ve bu maçların Digitürk’de yayımlanacağı gerekçesiyle, yapılan şikayet
başvurusu üzerine, Kurulumuzun 27.10.2011 gün ve 11-54/1377-487 sayılı kararıyla
başvuru konusunun 4054 sayılı Kanun kapsamında inceleme olanağının bulunmaması
nedeniyle talebin reddine karar verilmiştir. Burada yeri gelmişken, anılan kararda belirtilen
sonuç doğrultusunda oy kullanmış bir üye olarak, farklı algılamalar nedeniyle, karardaki
irademin konunun 4054 sayılı yasa kapsamına girmediği değil, Play-off un anılan ligin bir ek
ve tamamlayıcı bir bölümü olduğu, yeni bir sezona ilişkin olmaması nedeniyle tecelli ettiğini
özellikle belirtmek isterim. Bir başka deyişle, bu konudaki düşüncemin daha iyi
anlaşılabilmesi için örnek vermek gerekirse, maliki bulunduğu arsasına inşaat yaptıran ve
yüklenici ile inşaatın 4 (dört) kat yapılması konusunda anlaşan bir kişinin daha sonra 5(beş)
katı yaptırmaya karar verdiğinde, makul olanın yeni bir yüklenici ile anlaşmayacağı, ticari
ilişkilerinde bir problem yoksa eski yüklenici ile ek sözleşme yapacağı gerçeğine
dayanmaktadır.
TFF ile Digitürk arasında yukarıda belirtilen sözleşmeyle 2014-2015 futbol sezonu
sonuna dek sürecek canlı yayın hakları ilişkisi devam ederken, TFF 07.03.2012 gün ve 1930
sayı ile kurumumuza başvurarak, İstanbul C.Başsavcılığınca başlatılan şike operasyonu
nedeniyle Türk Futbolu ile ilgili olarak olağanüstü koşulların oluştuğu, futbol ekonomisinin
derinden etkilenmesi nedeniyle spor kulüplerinin ağır maddi ve manevi zorluklara
katlandıklarını bu nedenlerle, TFF, Spor Toto Süper Lig’de mücadele eden spor kulüpleri ile
Digitürk’ün bir araya gelerek; Paket A Yayın Sözleşmesinin 2017-2018 futbol sezonunu
kapsayacak şekilde 3 (üç) yıl uzatılması konusunda mutabakata vardıklarını belirterek bu
konudaki kurum görüşünün bildirilmesini istemiştir. Aynı konu ile ilgili olarak Doğan TV Dijital
Platform İşletmeciliği (D-Smart)’de 02.04.2012 gün ve 2874 sayı ile kurumumuza
başvurmuş, bu 3 (üç) yıllık başvurunun rekabete aykırı olduğu ve ayrıca bireysel muafiyet
alamayacağını ileri sürmüştür. Bu başvurular üzerine Kurul 09.04.2012 tarih ve 12-18/501-
M sayılı kararında “Türkiye Futbol Federasyonu ile Paket A yayın hakkı sahibi Krea İçerik
Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş. arasında imzalanan Ek Sözleşme'ye yönelik olarak 4054
sayılı Kanun kapsamında muafiyet/menfi tespit incelemesi yapılmasına; Doğan TV Dijital
Platform İşletmeciliği A.Ş. tarafından yapılan başvurunun ve geçici tedbir talebinin yapılacak
inceleme kapsamında değerlendirilmesine” karar vermiş, bu çerçevede yapılan
değerlendirme sonucunda, 30.04.2012 gün ve 12-23/659-181 sayılı kararıyla da Ek
13-58/821-346
14 / 32
Sözleşme’nin 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesindeki bireysel muafiyet koşullarını taşımadığı
gerekçesiyle, söz konusu Sözleşmeye muafiyet tanınmamasına ve geçici tedbir kararı
verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
Sürecin devamında, D-Smart vekili 18.06.2012 ve 16.07.2012 günlü dilekçeleri
ile Kuruma başvurarak, TFF ile Digitürk arasında bir önceki karara aykırı olarak 2 (iki) yıllık
yeni bir ek sözleşme yapıldığına ilişkin duyum aldıklarını ve bu konuda basına yansıyan
haberler bulunduğu bu nedenle konunun araştırılarak böyle bir sözleşmenin olup
olmadığının tespiti ile gerçekten böyle bir sözleşme var ise, sözleşme tarafları hakkında
soruşturma açılmasını ve geçici tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Bu başvuru
nedeniyle, düzenlenen ilk inceleme raporu üzerine Kurulumuzca önaraştırma yapılmış,
Önaraştırma Raporu, Kurul’un 06.12.2012 tarihli toplantısında görüşülmüş ve TFF ile
Digitürk arasında 21.05.2012 tarihinde imzalanan 2015-2016 ve 2016-2017 Futbol Sezonu
Yayın Hakları Sözleşmesi (21.05.2012 tarihli Sözleşme) ile 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin ihlal edilip edilmediğinin ve anılan sözleşmenin bireysel muafiyet şartlarını
taşıyıp taşımadığının tespitine yönelik olarak, TFF ve Digitürk hakkında, 4054 sayılı
Kanun’un 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
Kurulumuz kararı doğrultusunda tekemmül ettirilen soruşturma sürecinin
sonunda, yine kurulumuzca, tarafların sözlü savunma talebi bulunmadığı yönündeki
raportörlerin bilgi notu üzerine, resen sözlü savunma toplantısı yapılıp, yapılmamasına
ilişkin olarak yapılan görüşme ve oylama sonucunda, 2(iki) ye karşılık 3 (üç) oyla sözlü
savunma toplantısı yapılmamasına karar verilmiş ve 11.10.2013 günü yapılan nihai karar
toplantısı sonucunda da, kısa karar da;
1. Türkiye Futbol Federasyonu ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş. arasında
21.05.2012 tarihinde imzalanan 2015-2016 ve 2016-2017 Futbol Sezonu Yayın
Hakları Sözleşmesi’nin, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi çerçevesinde
incelenebileceğine OYÇOKLUĞU ile,
2. Bahse konu sözleşmeye ayrıntıları işbu kararın gerekçe bölümünde belirtilen
koşulların sağlanması kaydıyla 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca bireysel
muafiyet tanınmasına OYÇOKLUĞU ile,
3. Türkiye Futbol Federasyonu ile Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş.’ye aynı
Kanun’un 16. maddesi çerçevesinde idari para cezası verilmesine yer olmadığına Kurul
Üyesi Reşit GÜRPINAR’ın farklı gerekçesi ve OYBİRLİĞİ ile
karar verilmiş olup, mezkur kararın 2.fıkrasına usul ve esas yönlerinden, aşağıda geniş
olarak açıklayacağımız nedenlerle katılmadığım gibi, yine 3.fıkrasına da ek gerekçeler
yazılması görüşünde olduğumdan farklı gerekçe ile katılıyorum.
A- USUL YÖNÜNDEN
Karşı oyumuz da, soruşturma ile ilgili olarak 4054 sayılı yasanın 46 ve müteakip
maddelerine göre sözlü savunma toplantısı yapılıp, yapılmaması konusu ile yine kısa karar
(hüküm fıkrası) ile gerekçe arasındaki belirsizliğin ve öngörülmezliğin bireysel muafiyete
ilişkin olarak kurulca konulan şartlar arasındaki kopuk ve muğlak ilişkilerin varlığı nedeniyle
kararın usul yönünden hukuka aykırılığı ortaya konulacaktır.
13-58/821-346
15 / 32
1-TÜRKİYE FUTBOL FEDERASYONUNUN TALEBİ KARŞISINDA, YASA GEREĞİ
YAPILMASI ZORUNLU OLMASINA RAĞMEN SÖZLÜ SAVUNMA TOPLANTISI
YAPILMADIĞI GİBİ, RAPORTÖRLERİN 25.09.2013, GÜN ve 2012-2-58/BN SAYILI BİLGİ
NOTUNA GÖRE MESKUT GEÇİLEN BU TALEPTEN SONRA RESEN SÖZLÜ
SAVUNMA YAPILMA KONUSUNDA DA KURUL TAKDİR YETKİSİNİ HATALI
KULLANMIŞTIR.
4054 Sayılı Yasanın “Sözlü Savunma Toplantısı’’ başlığı altındaki 46.maddesinin
1.fıkrasında; “Sözlü savunma toplantısı, tarafların cevap dilekçesi ya da savunma
dilekçelerinde sözlü savunma hakkını kullanmak istediklerini bildirmeleri üzerine yapılır.
Ayrıca Kurul, kendiliğinden sözlü savunma toplantısı yapılmasına karar verebilir.’’ hükmü
bulunmaktadır. Bu hüküm doğrultusunda, tarafların sözlü savunma talebi olmadığı yolundaki
25.09.2013 gün ve 2012-2-58/BN sayılı bilgi notundaki raportör beyanları dikkate alınarak
resen, sözlü savunma toplantısı yapılıp yapılmayacağının karara bağlanması, sözlü
savunma toplantısı yapılmamasına karar verildiği taktirde nihai karar toplantısının tarihinin
saptanması için 03.10.2013 günü toplanan kurulumuz, o tarihte, boşalan 2 kurul üyesinin
henüz atanmamış olması nedeniyle 5 üye ile toplanmış, bu karşı oy sahibi ile birlikte, Kurul
üyesi Sn. Murat Çetinkaya’ nın sözlü savunma yapılması gerektiği yönündeki 2 oyuna
karşılık 3 oyla, 13-56/783-M sayılı kararıyla sözlü savunma toplantısı yapılmamasına, nihai
karar toplantısının da, 11.10.2013 günü yapılmasına karar verilmiş, belirlenen bu tarihte
yapılan toplantıda da, Kurulumuz 13-58/821-346 sayılı nihai kararını vermiştir.
Oysa, TFF’nin soruşturma bildirimine karşı verdiği 22.01.2013 gün ve 2013/27-19
sayılı, Rekabet Kurumu kayıtlarına 23.01.2013 gün ve 480 sayı olarak giren Baş hukuk
müşaviri Faruk Baştürk imzalı cevap dilekçesinin (1.yazılı savunma ) ‘’SONUÇ VE İSTEM’’
olarak gösterilen son bölümünde “sözlü savunma düzenlenmesi talebi’’ bulunmaktadır.
Bu teşebbüsün daha sonra verdiği gerek cevap ve savunma dilekçeleri ve gerekse diğer
dilekçelerinde bu talebinden vazgeçtiğine ilişkin bir beyanı da bulunmamaktadır.
Kurulumuzca, TFF vekilinin bu talebi meskut geçilmiş, yukarıda belirtilen 46/1 maddesinin
emredici hükmüne göre talep doğrultusunda yapılması zorunlu olan sözlü savunma
toplantısı yapılmamıştır.
Öte yandan, bir an için bu talebin olmadığını düşünsek bile, Kurulumuza resen sözlü
savunma yapılıp yapılmaması konusunda vereceği kararlarda yukarıda anılan yasa hükmü
ile bir takdir yetkisi tanınmıştır. Kurulun, bu takdir yetkisini kullanırken, soruşturma konusu
piyasanın yapısı, büyüklüğü, niteliği ve yine soruşturma taraflarının pazardaki gücü, pazar
payları, pazara giriş koşulları ve engelleri ile potansiyel rekabet konuları gibi hususları
dikkate alarak konunun, ekonomik hayattaki yansımalarını da göz ardı etmeksizin karar
vermesi gerekir. Türkiye Süper Lig futbol müsabakalarının televizyon yayın hakları pazarı
ve alternatif teknolojiler üzerinden Süper Lig futbol müsabakalarının yayın hakları
pazarlarının yapısal olarak ne denli önemli ve hacminin büyük olduğu, yine soruşturma tarafı
olan Digitürk ve TFF’nun da bu pazardaki güçlerinin ve yine pazardaki payları ile piyasa
durumları dikkate alınarak, milyonlarca futbolseveri ilgilendirdiği gerçeğinden hareketle
Kurulumuzun takdir yetkisini sözlü savunma yapılması yönünde kullanması gerekirdi.
Çünkü, sözlü savunma toplantılarında, kurul üyelerince teşebbüs yetkililerine sorulacak soru
ve alınacak yanıtlar, konunun aydınlanmasına büyük hizmet etmektedir. Belirtmek gerekir
ise, sözlü savunma toplantısı yapılsa idi, bizim de taraflara soracağımız sorular olacaktı. Bu
sorulara örnek vermek gerekirse;
Kurulca muafiyet verilen 21.05.2012 günlü, Digitürk vekili tarafından
22.05.2012 günü onaylı olarak fotokopisi Soruşturma Dosyasına sunulan bu
sözleşmenin 7.(son maddesi) ne göre sözleşmenin tek suret yapılıp, aslının
13-58/821-346
16 / 32
Digitürk’te kalacağı, onaylı suretin ise TFF’na verileceği belirtildiğinden, buna
neden gerek görüldüğü, neden taraf sayısı kadar asıl düzenlenmediği?
Yine, anılan soruşturmaya konu sözleşmenin 4.maddesine göre; Rekabet
Kurulu tarafından TFF ve/veya TFF Yönetim Kurulu üyeleri aleyhine bir idari
para cezası verilmesi halinde, bu tutarın TTF’ nin göndereceği ihtarnamenin
tebliğinden itibaren, 1 hafta içinde nakden ve defaten karşılanacağı, (…..),
bunun verilmemesi halinde, TFF tarafından sözleşmenin fesih edilebileceği
hükme bağlanmış olup, bu hükme neden gerek görüldüğü?
Üç yıl süreli olarak yapılan, Rekabet Kuruluna şikayet üzerine intikal eden,
daha önceki sözleşmeye muafiyet tanınmamasına rağmen, bu süresi iki yıla
indirilen soruşturma konusu sözleşme için muafiyet almak üzere neden
Rekabet Kuruluna doğrudan başvurulmadığı?
Alt lisanslama konusunda düşüncelerin neler olduğu, alt lisanslamanın haftada
kaç maça tanınabileceği, maçların düzeyi ve sayısı dikkate alındığında ne
şekilde rekabet engellerinin aşılabileceği?
hususları tarafımızdan öncelikle TFF ve Digitürk ile D-Smart yetkilileri ve temsilcilerine
sorulacaktı. Maalesef, yapılması zorunlu Sözlü Savunma Toplantısının yapılmaması
nedeniyle sorularımızı sorma ve yanıtlarını alma olanağımız olmamıştır.
Kurulumuz bu soruşturma ile aynı tarihlerde tekemmül eden, mülkiyet sahibi Edirne
Belediyesinden ihale ile kiraladığı Şehirlerarası Otobüs Terminalindeki işyerlerini diğer
otobüs firmalarına kiraya vermeyerek alt pazardaki rakipleri ile sözleşme yapmaktan
kaçınmak suretiyle rekabet ihlalinde bulunan Volkan Metro Turizm Seyahat ve Nakliyat
Tic.Ltd.Şti. hakkındaki soruşturmada, adı geçen teşebbüsün talebi olmamasına rağmen
09.10.2013 gün ve 13-57/820-M kararıyla resen 26.Kasım.2013 tarihinde sözlü savunma
yapılmasına oybirliği ile karar vermiş ve bu tarihte de sözlü savunma yapılmıştır. Konunun
savunmaya ilişkin olması, Kurul üyelerince soru sorularak gerçeğin daha yalın bir şekilde
ortaya çıkması adına, tarafımca da olumlu yönde oy kullanılmıştır.
Bu soruşturma dosyasında, coğrafi olarak tüm Türkiye’yi kapsayan kısaca futbol
canlı yayın pazarı olarak belirteceğimiz pazarın ciro bazında büyüklüğü, Volkan Metro ile
ilgili coğrafi olarak sadece Edirne ilini kapsayan pazarın ciro bazında en az onlarca kat
büyüklüktedir. Bizim de resen sözlü savunma yapılması yönünde oy kullandığımız ancak
Kurulca kabul görmeyen, kendinden çok daha küçük bir pazarda tersine bir uygulama ile
sözlü savunma yapılması yönündeki kararı, bu soruşturma dosyasında aynı konu ile ilgili
olarak verilen kararda takdir yetkisinin hatalı kullanıldığını açıkça göstermektedir.
Digitürk ve TFF aleyhine şikayetçi konumunda bulunan Doğan TV Dijital Platform
İşletmeciliği A.Ş (D-Smart)’nin başvurusu üzerine açılan bu soruşturmada, adı geçen
teşebbüsün de, sözlü savunma yapılması yolunda talebi bulunmaktadır. Bu talebin 4054
sayılı yasa hükümlerine göre karşılanması zorunlu olmayıp, sadece resen karar verme
konusunda takdir yetkisinin kullanımında dikkate alınması gereken bir husustur. Aslında,
mahkemelerde olduğu gibi iddia – savunma – hüküm şeklinde yarı yargısal bir işlev
görerek, idari işlem tesis eden kurulumuzda, 4054 sayılı yasa ile usulü yönden çok az hak
verilen şikayetçinin, idari işlemin kurulca tesisi aşamalarında savunmaya karşı, güçsüz, etkin
ve katılımcı olmayan rolü kanımca Rekabet Hukukunun eksik düzenlenmiş konularından
birisidir. 4054 sayılı yasanın 27/g maddesine göre görevimiz olmasına rağmen, şu ana kadar
hazırlık işlemlerinde dahlimiz olmayan yeni kanunda, umarım bu konu düzenlenerek,
şikayetçiye de, ceza hukukundaki gibi müdahillik benzeri haklarda dahil olmak üzere,
savunma tarafı gibi tüm belgelerin tebliğ edildiği, dosya içeriğinin tamamından bilgi sahibi
olduğu, sözlü savunmada kendini tam ifade edebilen, gerçek bir hüviyet kazandırılır.
13-58/821-346
17 / 32
Yapılacak bu yöndeki bir düzenlemenin gerçeğin ortaya çıkmasında yararlı olacağı ve
sonuç olarak da Rekabet Hukukuna büyük bir katkı sağlayacağı inancındayım.
Bu bağlamda, olayımız hakkında söyleyebileceğim, şikayetçi konumundaki D-
Smart’ın sözlü savunma yapılması yolundaki talebinin sadece, Kurul üyelerince sorulacak
sorular ve alınacak yanıtlarla gerçeğin daha net ortaya çıkabilmesi için, sözlü savunma
toplantısı yapılıp yapılmaması konusunda Kurulumuzca verilen kararda, kullanılan takdir
yetkisi kapsamında dikkate alınması gerektiği kanısındayım.
Şunu da belirtmek gerekir ki, bir mahkeme için duruşma ne ise, sözlü savunma da
Rekabet Hukuku için aynı anlamı ifade eder. Bu mekanlar, her türlü gerçeğin
aydınlatılmasında büyük rol oynayan, demokratik platformlardır. Hukuki dinlenilme, adil
yargılanma hakkı özü itibarıyla düşünce özgürlüğünün yargısal sürümünü güvenceye
almaya kilitlenir. İddia ve Savunma hakkını kısıtlayan fiili ve hukuki engellerin, hükme kaynak
taşınmasını, hükmün yeterince beslenmesini önleyeceği, zayıflayan hükmün en küçük bir
dirençle karşılaştığında tuz buz olacağının örnekleri de çoktur.
2-KURULUMUZCA, BİREYSEL MUAFİYET ŞARTA DAYALI OLARAK VERİLMİŞ, BU
ŞARTLARIN NELER OLDUĞU KISA KARARDA (HÜKÜM FIKRASINDA) YAZILMAMIŞ,
HÜKÜM FIKRASINA “BAHSE KONU SÖZLEŞMEYE AYRINTILARI İŞBU KARARIN
GEREKÇE BÖLÜMÜNDE BELİRTİLEN KOŞULLARIN SAĞLANMASI KAYDIYLA”
ŞEKLİNDE REKABET KURULU KARARLARINDA İKİNCİ KEZ KARŞILAŞILAN,
REKABET HUKUKU USULÜNE AYKIRI BİR BİREYSEL MUAFİYET KARARI
VERİLMİŞTİR.
4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 02.07.2005 gün ve 5388
sayılı kanun 1.maddesi ile değişik 5.maddesinin 1.fıkrasında muafiyet ve muafiyetin
verilmesini sağlayan 2 olumlu, 2 olumsuz koşul öngörülmüş, aynı maddenin 2.fıkrasında da;
‘’Muafiyet belirli bir süre için verilebileceği gibi, muafiyetin verilmesi belirli şartların ve/veya
belirli yükümlülüklerin yerine getirilmesine bağlanabilir. Muafiyet kararları anlaşmanın ya da
uyumlu eylemin yapıldığı veya teşebbüs birliği kararının alındığı yahut bir koşula
bağlanmışsa koşulun yerine getirildiği tarihten itibaren geçerlidir.’’ hükmü getirilmiştir. Bu
hükme göre Rekabet Kurulu, teşebbüslerce, belli koşulların ve/veya belli yükümlülüklerin
yerine getirilmesi şartıyla muafiyet kararı verebilir.
Burada, bu konu ile ilgili karşı oy gerekçelerimizi açıklamadan önce, şart ve şarta
bağlı işlemlerin hukuki niteliğinden söz etmemiz gerekir. Şart (koşul) sözcüğü, içinde
bulunulan durumun özellikleri, istenilen hukuki sonucun gerçekleşmesi için aranan unsurları
veya hukuki işlemin hükümlerini anlatmak için kullanılabilir. Dar ve teknik anlamıyla ele
alındığı zamansa, şart, geleceğe ilişkin, gerçekleşmesi objektif olarak şüpheli bir olayı ifade
eder. Bu nedenle, şart, “vade”, “önolgu” ve “yükleme” den farklıdır. Geleceğe ilişkin bir tarihi
ifade eden “vade” nin gelmesi kesindir. “Şart” olarak belirlenmiş olayın gerçekleşip
gerçekleşmeyeceği ise objektif olarak şüphelidir.
Şarta bağlı bir hukuki işlemden söz edebilmek için;
a. İşlemin hüküm ifade etmesi (erteleyici şart) veya hükümden düşmesi (bozucu
şart) bir olayın gerçekleşmesine bağlanmış olmalıdır.
b. Bu bağlanma iradeden (taraf) kaynaklanmalıdır.
c. Bu çerçevede şartın geçerliliği asıl hukuki işlemin geçerliliğine bağlıdır. Asıl
hukuki işlem herhangi bir nedenle geçersiz olursa, bu işleme bağlı şart da
geçersiz olur.
13-58/821-346
18 / 32
d. Şart olarak kararlaştırılan olay geleceğe ilişkin olmalı ve gerçekleşip
gerçekleşmeyeceği de önceden belli olmamalıdır.(1)
Rekabet Hukukunda, şarta dayalı bireysel muafiyet kararlarında iki ana unsur vardır.
Bir tarafta “Bireysel Muafiyet Kararı” (asıl unsur), diğer tarafta bu karara hayat verecek, onu
hukuk aleminde geçerli ve hüküm ifade edebilecek duruma getirebilecek “Şart” (bağlı unsur)
dır. Bu ikisi birbirinden ayrılmaz nitelikte olup, sıkı sıkıya bağlıdırlar.(2) Çünkü, bu tür bireysel
muafiyet işlemlerinin, hukuki olarak geçerli ve yürütülmesi gerekli bir işlem haline
gelebilmesi, şart olgusunun varlığına ve sonuçta gerçekleşmesine bağlıdır. Şart olgusu
gerçekleşmedikçe, asıl işlem (Bireysel Muafiyet) geçerli bir hukuki işlem olmayacak, asıl
işlemin hukukileşmemesi halinde ise, şartın oluşması bir önem arz etmeyecektir. Şart
muafiyet dışında, Rekabet Kurulunun birleşme/devralma kararlarında da bazen, taraflarca
verilen yükümlülüğü ifade eden taahhüt kavramı altında kullanılan bir argümandır.
Hukuk, arınmış gerçeği, hüküm olarak tanımlar. Saflaşmak,
temellendirmeyle olanaklı olup, hükmün başarısı, sağlamlık standartlarına her koşulda sadık
kalmayı gerektirir. Standartlar, karar vericiye, hükme nasıl ve ne şekilde eriştiğini olgularla
bağını kesmeden ve hukukla yolunu ayırmadan anlatmasını emretmektedir. Meşruiyet,
toplumsal değerlerle barışık olmaklığı gerektiren bir benimsenebilirlik, duyarlılık ölçütüdür.
Gerçeğin önerilen ve buyurulan kurallarla bulunma zorunluluğu, izlediği yöntem geçtiği
güzergâh, tartışarak elde edilen bilginin/gerçeğin/hüküm veya hakikatin ondan etkilenen
herkesle paylaşılmasını dayatmaktadır. Gerekçe , bu süreci gözeten, yöneten ve disipline
eden bir garantördür. Şüphe ile hüküm arasındaki ilişkinin meşruiyeti gerekçeden sorulur.
Buradan bakıldığında gerekçe, retorikle örtüşen bir ikna aracı, meşruiyet nesnesidir. Hatta
çağdaş usul hukuklarının, özellikle çıkış noktası olarak ifade edilebilir.
Bu açıklamalarımızın ışığı altında mezkur kararımızı irdelersek, Rekabet Kurulu
kararında aynen “Bahse konu sözleşmeye ayrıntıları işbu kararın gerekçe bölümünde
belirtilen koşulların sağlanması kaydıyla 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca
bireysel muafiyet tanınmasına’’ şeklinde denmiştir. Kurulumuz, kararın verildiği tarihte belirli
ve öngörülebilir olmayan, ileride gerekçe ile açıklanacağı söylenen, muafiyet kararı veren
kurul üyelerinin zihinlerinde belirliyse bile kararın hüküm fıkrasında kamuoyuna ilan
edilmeyen ve taraflara da bildirilmeyen, belirsiz şart veya şartlara bağlı bir muafiyet kararı
vermiştir. Karada ayrıntıları denmişse de, hükmün verildiği (Kısa kararın) tarihte, şart veya
şartların ne olduğu kısa kararda (hüküm fıkrasında) belli değildir ki ayrıntıları gerekçeli
kararda açıklansın. Gerekçeli kararda açıklanan ayrıntılarla birlikte bizatihi şartın veya
şartların kendisidir.
Rekabet Kurulunun kısa kararına, yani nihai kararı verdiği tarihte hükme ilişkin
kararına, açıkça, bireysel muafiyet için getirdiği şartları tek tek ayrıntılı, taraflarca ve kamu
tarafından anlaşılacak şekilde yazması gerekirdi. Kurul, ben bireysel muafiyet kararı
veriyorum, ancak bunları şarta bağlıyorum ama şartları gerekçeli kararımda açıklayacağım
diyemez. Yukarıda belirtildiği gibi, hüküm, arınmış gerçek, varılan sonuçtur. Gerekçe ise, bu
varılan sonucun muhataplarınca anlaşılır olması, benimsenerek içselleştirilmesi, onun
makul, meşru ve ikna edici olma yeteneğini göstermekte, hukukun, ilgi alanında kalan
sorunları çözerken kendisini bir meşruluk nesnesine yaslama mecburiyeti altında
temellendirme olgusuna dayanmaktadır.
(1) Prof.Dr.Mehmet Ayan Borçlar Hukuku (Genel Hükümler) Şubat 2010 S.102 Vd.
(2)P.Larouche (2000) Competition Law and Regulation in European Telecommunications, Hart Publishing , Oxford.
13-58/821-346
19 / 32
Bu nedenle, Kurulumuzun, şarta dayalı bireysel muafiyet kararına ilişkin, kısa
kararında (hüküm fıkrasında) bir başka deyişle nihai kararını verdiği tarihte şartları net ve
anlaşılabilir bir şekilde belirlememesi, hukuk tekniği açısından, hükmün belirsizliği
nedenleriyle usul ve yasaya aykırıdır. Bir anlamda kısa karar ile gerekçeli karar
çelişmektedir. Şikayetçi ve soruşturma tarafları diyebilir ki, ben senin karar verdiğin tarihte
koyduğun şartı bilmiyorum ki, gerekçeli kararında yazdığın şartın, bir başka deyişle, karar
verdiğin tarihteki iradenin gerçekten bu olup olmadığını bileyim. Bu nedenle, karar hukuken
sakat bir işlemdir.
Kurulumuz, faaliyete başladığı 1997 yılından bu yana, sadece aşağıda kısaca
açıklayacağımız bir diğer kararı haricinde, bu şekilde, şartı hüküm fıkrasına koymayıp,
gerekçeye bıraktığı başka bir kararı yoktur. Daha doğrusu tarafımdan tüm eski kararlar
taranmasına rağmen böyle benzer bir karara rastlanılmamıştır.
Kurulumuz, şarta ve/veya taahhüde bağlı olarak verdiği, tüm muafiyet ile birleşme ve
devralma kararlarında tüm koşulları ayrıntılı ve tek tek, maddeler halinde kısa kararına
(hüküm fıkrasına) koymuştur.
Bu konuya ilişkin olarak örnekler vermek gerekirse;
-Tüvtürk’ün – 2K A.Ş ile yaptığı alt işletim sözleşmesine verilen şartlı muafiyet
kararında koşullar kısa kararda 2 (iki) madde halinde, (3)
-Bankalararası Kart Merkezi A.Ş. (BKM)’nin yönetim kurulu kararlarıyla kredi
kartlarına ilişkin ortak takas komisyonu oranı belirlemesine yönelik verilen
şartlı muafiyet kararında koşullar kısa kararda 6(altı) madde halinde(4)
-Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından satışa sunulan Burgaz Alkollü
İçecekler Ticari ve İktisadi Bütünlüğü’nün Mey İçki Sanayi ve Ticaret A.Ş.
tarafından belirli taahhütler çerçevesinde devralınması işlemine izin
verilmesine ilişkin kararında taahhütler kısa kararda 20(yirmi) yi aşkın madde
halinde(5)
hüküm fıkrasına konulan şartlar ve taahhütler ayrı , ayrı yazılmıştır. Bu şekilde onlarca,
örnek verilebilecek Rekabet Kurulu kararları bulunmaktadır.
Yukarıda kısaca belirttiğimiz gibi, bu karşı oyumuza konu karar dışında,
Kurulumuzun diğer tek benzer kararı “Atık Kağıt” kararıdır. 08.07.2013 gün ve 13-42/528-
238 sayılı kararda, Kurulumuz;
1-………. teşebbüslerin atık kağıt ihraç etmek isteyen teşebbüslere ihracat için gerekli
belgenin verilmesine yönelik olarak birlikte hareket etmek suretiyle 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiklerine OYBİRLİĞİ ile,
2- Söz konusu uygulamaya, 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi çerçevesinde objektif
kriterler belirlenmesi kaydıyla “İhracat: 2011/6 sayılı Tebliğ”in uygulanmaya başlandığı
Haziran 2011 tarihinden itibaren 3 yıl süreyle bireysel muafiyet tanınmasına OYÇOKLUĞU
ile,
3- Bahse konu objektif kriterlerin belirlenmesi konusunda Başkanlığın
görevlendirilmesine OYÇOKLUĞU ile karar vermiştir.
(3) R.K’nun 31.7.2008 gün ve 08/49-700-275 sayılı kararı
(4 ) R.K‘nun 19.08.2009 gün ve 09-36/904-216 sayılı kararı
(5 ) R.K nun 08.07.2010 gün ve 10-49 /900-314 sayılı kararı
13-58/821-346
20 / 32
Yukarıda belirtilen kısa kararda görüleceği üzere Kurulumuz, atık kağıt ile ilgili
soruşturma konusu uygulamaya muafiyet verilmesini, objektif kriterler belirlenmesi kaydına
bağlamış ve bu objektif kriterlerin belirlenmesi konusunda başkanlığı görevlendirmiştir. Bu
karar, şuan da, karşı oy kullandığımız karardan, bir adım daha ileride, hem koşullar kısa
kararla (hüküm fıkrası) ile belirlenmeyerek, “objektif kriterler” kavramı getirilmiş, yine muğlak
ve belirsiz koşullar olarak nitelendirilebilecek bu koşulların belirlenmesi yetkisi de bu kararla
Başkanlık Makamına verilmiştir. Anılan kısa kararın (hüküm fıkrasının), bu dosyamıza
benzer hukuka aykırılığına ilaveten, Kurulun belirlemesi zorunlu olan koşulları, yetki devri
konusunda hiçbir hüküm bulunmamasına rağmen Başkanlık makamına devretmesi de ayrı
bir hukuka aykırılık konusu olup, anılan kararda da, iki Sn. Kurul üyesi ile birlikte
tarafımızdan da bu nedenlerle karşı oy kullanılmıştır. Türk Rekabet hukuku literatürüne giren
bu iki kararın, açılacak olası davalarla iptal edilmesinin, ileride teşebbüsler tarafından,
Kurulumuza karşı emsal olarak kullanılmasını ve böylece aynı hatanın devamını önleme
adına hukuka uygun ve böylece de Rekabet Hukukunun gelişimi adına daha hayırlı olacağı
inancındayım.
B- ESAS YÖNÜNDEN
Karşı oyumuz da, kararın esas yönünden; ihaleye dayalı olarak yapılan sözleşmelerin,
yeni ek sözleşmelerle uzatılmasının rekabet engelleri yaratacak şekilde piyasa dengelerini
bozması başka bir deyişle ihalesiz uzatmaların doğuracağı rekabet sorunları, açık ihale
yapılması gerekliliği, iki ihale arasındaki sürenin ne kadar uzunlukta olması gereği Avrupa
ülkelerinden ve komisyon kararlarından verilen örneklerle açıklanacak, yine şarta dayalı
olarak verilen dosya konusu bireysel muafiyet kararında, gerekçede de olsa konulan
şartların, uzatma sözleşmesinin yarattığı rekabeti bozucu piyasa koşullarını düzeltmekte
yetersiz kalacağı, net ve anlaşılabilir olmadığı, yanlış uygulamalara yol açabileceği
hususları geniş olarak ortaya konulacaktır.
1-FUTBOLDA YAYIN HAKLARININ MERKEZİ PAZARLANMASI VE GELİRLERİN
DAĞITILMASI KONULARI DIŞINDA DOĞABİLECEK REKABET SORUNLARINA
İLİİŞKİN OLARAK REKABET KURULUNUN MÜDAHALE YETKİSİ OLUP, 2010
YILINDA YAPILAN İHALE SONUCU VERİLEN PAKET A YAYIN HAKLARI
SÖZLEŞMESİNİN İHALESİZ UZATILMASININ REKABETE AYKIRILIĞI VE BU YAYIN
HAKLARININ MUTLAKA BELİRLİ ARALIKLARLA (3 YIL) AÇIK VE ŞEFFAF BİR İHALE
İLE VERİLMESİ ZORUNLULUĞU KARARIMIZDA GÖZ ARDI EDİLMİŞTİR.
05.05.2009 gün ve 5894 Sayılı “Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun” un, “Yayınların ve protokol tribünlerinin düzenlenmesi” başlığı altındaki
1.fıkrasında; “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki tüm futbol müsabakalarının televizyon,
radyo, internet ve her türlü teknik cihaz ve benzeri araçlarla yayınlanmasına, iletilmesine,
yayınların düzenlenmesine ve programlanmasına münhasıran Yönetim Kurulu yetkilidir.”
hükmü yer almış, aynı maddenin 2.fıkrasında da; “Anılan yetki özellikle TFF’nin yayın
haklarının merkezi olarak pazarlanmasını ve elde edilen gelirin yetkili organlar tarafından
alınan kararlar uyarınca kulüplere dağıtılmasını kapsar.” şeklinde hükme bağlanmıştır.
Bu hükümle, yasa koyucu tarafından TFF’na, Yönetim Kurulu olarak; T.C. sınırları
içindeki tüm futbol müsabakalarının televizyon, radyo, internet ve her türlü teknik cihaz ve
benzeri araçlarla yayınlanmasına, iletilmesine, yayınların düzenlenmesine ve
programlanmasına münhasıran yetkili kılındığı, bu yetkinin özellikle merkezi pazarlanması
ve spor kulüplerine yapılacak gelir dağıtımlarını kapsadığı belirtilmiştir.
13-58/821-346
21 / 32
Bu hükmün kanımca anlamı şudur. Sadece merkezi pazarlama (tüm maç yayın
haklarının bir bütün ve paketler halinde tek elden satımı ) ve TFF Yönetiminin aldığı kararlara
göre kulüplere gelir dağıtımı konularında alınan kararlara hiçbir makam veya merciinin
müdahale edemeyeceği, ancak, yine müsabakaların televizyon, radyo, internet ve her türlü
teknik cihaz ve benzeri araçlarla yayınlanmasına, iletilmesine, yayınların düzenlenmesine
(buradaki düzenleme tanzim yani hangi maçların yayınlanıp yayınlanmayacağı, haftada kaç
maçın yayınlanacağı gibi konular) ve programlanması (maç saatleri ve günlerinin
programlanması konuları) yine TFF tarafından yapılacağı, ancak bu konularda çıkabilecek
sorunlara, olayımızda Rekabet Kurulunun müdahale edebileceği şeklinde anlaşılmalıdır.
Belirttiğimiz gibi, maddenin 2.fıkrası ile, esasen rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma olarak
değerlendirilebilecek olan Süper Lig yayın haklarının tek elden satışı (merkezi pazarlama)
4054 sayılı Kanun’un kapsamı dışına ve dolayısıyla Rekabet Kurumunun yetki alanı dışına
çıkarılmıştır.
Rekabet otoritelerinin yetkilerinin sınırlarını değerlendirmek amacıyla yayın haklarının
devri konusunda çeşitli ülkelerde yer alan uygulamalara baktığımızda yayın haklarının devri
konusunda dört ayrı sistem görülmektedir.
- Müsabakayı düzenleyen federasyon tarafından toplu pazarlık yapılması ve devamında
elde edilen gelirin kulüplere dağıtımı (İngiltere, Fransa, İtalya),
- Kulüpler tarafından bağımsız pazarlık yapılması (tekil satış) (İspanya),
- Federasyon tarafından pazarlık yapılması için tespit edilmiş maçlar ile kulüpler tarafından
tek taraflı olarak satılabilecek maçların bulunduğu karma bir sistem (UEFA Şampiyonlar
Ligi),
- Maçların yayınlarının bizzat federasyon tarafından gerçekleştirilmesi (Şili).
Bu örneklerden de görüleceği üzere hakların tek elden satımı (merkezi pazarlama)
ve kulüpler tarafından tekil satış iki farklı tarafı temsil etmektedir. Ancak bu iki taraftan biri
olan tek elden satış uygulamasının, ABD’de uygulamanın rekabet hukuku ihlali olduğuna
karar verilmiş, akabinde bir yasa çıkarılarak; İngiltere’de rekabet otoritesinin bireysel satışa
zorlama çabaları başarısız olduktan sonra; Fransa’da da yine 1984 yılında çıkarılan bir yasa
sonucunda bu sistem hayata geçebilmiştir. Hollanda ve İspanya gibi bazı ülkelerde ise
rekabet otoriteleri yayın haklarının tek elden satışına izin vermemektedir.
Bazı ülkelerde rekabet otoritesi tarafından izin verilmeyen, bazı ülkelerde çıkarılan
özel kanunlar ile korunan tek elden satış yöntemi üç aşamalı bir süreç olarak ifade edilebilir.
İlk aşamada, kulüpler hakların birlikte satışı konusunda bir konsensüse varmakta, daha
sonra bu tek elden satışı gerçekleştirecek organ (federasyon) satışı gerçekleştireceği
şartları düzenlemekte (örneğin, ihale ve bu ihale için şartname) ve satışı gerçekleştiren
organ ile yayıncı kuruluş arasında bir sözleşme imzalanmaktadır. İlk aşama olan birlikte
satış uygulaması, aslında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma niteliğinde olup, ayrı ayrı yayın
hakkı sahibi olan kulüplerin fiyat rekabetini ortadan kaldırmakta ve çıktıyı kısıtlamaktadır.
Yayın haklarının devredildiği son aşamada ise satışı gerçekleştiren organ ile yayıncı kuruluş
arasında yapılan sözleşme ise bu kez alt pazarda (genel olarak yayıncılık pazarı) önemli bir
içeriğin münhasır olarak devri ve dolayısıyla pazarı kapama etkisi bağlamında rekabeti
sınırlayıcı nitelik taşımaktadır. Bu nedenle, birlikte satışın kendisi kulüpler arasındaki yayın
haklarının satışı bakımından rekabeti sınırlayan yatay bir anlaşma, satışı yapan organ ile
yayıncı kuruluş arasındaki sözleşme ise alt pazarda rekabeti sınırlayan bir anlaşmadır. Bu
çerçevede herhangi başka bir kanuni düzenlemenin yokluğunda rekabet otoritesinin
değerlendirebileceği iki anlaşma bulunmaktadır.
Merkezi pazarlama (tek elden satış)’nın ikinci aşaması olan ihale düzenlenmesi ve
şartların belirlenmesi konusuna gelince; komisyon UEFA Şampiyonlar ligi kararında, futbol
13-58/821-346
22 / 32
yayın haklarının birlikte satışını kabul ederek, rekabetçi yapı için yol göstermiştir. Karar
altına aldığı ilkelerden en önemlileri, Hakların satışı için kamuya açık ve şeffaf bir ihale
prosedürü takip edilmesi ve hakların süresinin 3 yılla sınırlanması ilkesidir.(6) Komisyon
Alman Futbol Ligi BUNDESLİGA kararında ise benzer bir yol izleyerek, birlikte satış
konusunda karar vermiş, kararda muafiyet tanınmamakla birlikte, taraflarca sunulan
taahhütleri kabul ederek, kararını tesis etmiştir. Yine kararında komisyon; Lig haklarının
dokuz ayrı pakette dağıtılacağı, ayrımcı olmayan ve şeffaf bir prosedürle satılacağı, alt
lisans sahipleriyle olanlar da dahil olmak üzere, yapılan anlaşmaların üç sezonu
geçemeyeceği, ilkelerini devam ettirmiştir.(7)
Herbert Ungerer 2003 yılına ait Commercialising Sport: Understanding The TV Rights
Debate adlı çalışmasında, yayıncılık piyasasında kapama etkilerinin görülmemesi için
komisyon içtihatlarından derlediği ilkeler listesini maddeler halinde belirtmiştir. Bunlar;
ı) Açık bir ihale yapılması,
ıı) Tek bir alıcıdan fazlasına imkan tanıyacak şekilde ihale konusunun birden fazla pakete
bölünmesi,
ııı) Gereğinden fazla münhasırlığa izin verilmemesi ( Üç yıllık münhasırlık süreleri
genelde kabul görmektedir),
ıv) Çoğu zaman gizlenmiş bir münhasırlık, uzatımı olan otomatik yenilemeye izin
verilmemesi,
v) Kullanılmayan hak bulunmaması; bir hakkın merkezi olarak satılmaması halinde katılımcı
kulübün tekil satışına imkan tanıyacak şekilde kulübe iadesi,
vı) Birlikte satışın bazı hakların yeni medyada pazarlanmaması sonucunu doğurmaması(8)
Futbol yayın haklarının satışı ile ilgili olarak belirtilecek en önemli ilkeler görüleceği
üzere, bu hakların açık ve şeffaf bir ihale ile yapılması, ihale yani münhasırlık süresinin
üç yılla sınırlandırılması ve uzatmaya yönelik otomatik yenilemelerin yapılmamasıdır.
Birkaç ay önce, yukarıda canlı yayın haklarının kulüplerce tekil olarak satıldığını
belirttiğimiz İspanya’da , İspanya Rekabet Kurulu (Comision Nacional de la Competencia -
CNC) sözleşmelerinde usulsüzlük yaptıkları gerekçesiyle, spor kulüpleri; Mediapro'ya 6,5
milyon Euro, Real Madrid'e 3,9 milyon Euro, Barcelona'ya 3,6 milyon Euro, Sevilla'ya 900
bin Euro ve Racing Santander'e 30 bin Euro tutarlarında para cezaları vermiş olup, bu
cezalarda, anılan spor kulüplerinin La Liga ve kral Kupası maçları için sözleşme sürelerinin
3(üç) sezondan fazla yapıldığı gerekçesine dayandırılmıştır. Bu kararıda görüşlerimizi teyit
etmesi adına sunmak isteriz(9)
Ülkemizdeki duruma gelince, 2001 yılında yapılan ihale sonucu Digitürk’e verilen yayın
haklarının 9,5 yıllık 2010 yılı öncesi sürecini bir tarafa bırakırsak, 2010 yılında yapılan ihale
ile Türkiye Süper Ligi maçlarının naklen yayın hakları (Paket A) 4 (dört) yıl süre ile Digitürk’e
verilmiş ve ayrıca talep halinde 1 (bir) yıllık uzatma hakkı tanınmıştır.(4+1 yıl), kararımızla
şartlı bireysel muafiyet tanınan sözleşme ise 2 (iki yıllık) süreye ilişkin olup, bu durumda,
2010 yılında yapılan son ihaleden sonra, futbol yayın hakları ihalesiz olarak yapılan 2 (iki)
yıllık uzatma ile 4+1+2= 7 yıllık toplam süreye ulaşmaktadır. Süper Lig müsabakalarının
yayın haklarının bu şekilde TFF tarafından tek yayıncıya devredilmesi bu pazarda sözleşme
(6) Özgür Can Özbek Spor Endüstrisi ve Rekabet Hukuku uygulamaları R.K Uzmanlık tezi 2012 – S.34
(7)Özgür Can Özbek Spor Endüstrisi ve Rekabet Hukuku uygulamaları R.K Uzmanlık tezi 2012 – S.36
(8)
(9)
13-58/821-346
23 / 32
süresini kapsayacak şekilde tekel yaratmakta ve pazara girişleri engellemektedir. Bu
bağlamda, pazara giriş için tek olasılık ihalenin yapıldığı dönem olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu ihalesiz devir pazardaki rekabeti önemli, ölçüde azaltacaktır. Bir başka açıdan bakmak
gerekirse, ihalesiz uzatım münhasırlığa sahip yayıncı kuruluşun pazar gücünü arttıracak,
rekabeti kısıtlayacaktır.
Aslında, Futbol Federasyonu düzenlemeleri de, Futbol Yayın Haklarının ihale ile
verilmesi gerektiğini söylemektedir. Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun’un 1.maddesinde; Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü’nün bu Kanunda
belirtilen usul ve esaslar ile Kanunun uygulanmasına yönelik diğer hususlara dair genel kurul
tarafından yapılan futbola ilişkin düzenlemeyi ifade ettiği belirtilmiştir. Kanundan sonra TFF
için hiyerarşik yönden en üst düzenleme olan, bu statünün “Yayınların Düzenlenmesi”
başlığı altındaki 74.maddenin 10.fıkrasında; “Yayın hakları ihalesi, yürürlükte bulunan yayın
lisans sözleşmesinin süresinin sona ermesinden en erken bir yıl en geç altı ay önce yapılır.”
hükmü bulunmaktadır. Genel kurulca kabul edilen bu Statü’de yayın haklarının ihale ile
verilmesini emretmektedir. Aksine bir davranış genel kurulca kabul edilen Statü’ye aykırı
olacaktır.
Öte yandan, TFF anılan hükümler doğrultusunda, A Milli Futbol Takımının 2014-2018
yılları arasında, oynanacak maçlarının naklen yayını için, yayın haklarını verdiği ilanla
ihaleye çıkartmıştır.(10) TFF nin bu ihale kararı, yasal mevzuatın öngördüğü bir davranıştır.
Olayımızda da, TFF, Ana Statüde öngörülen zamanda Türkiye süper lig maçlarının canlı
yayın haklarını ihaleye çıkarması gerekirdi.
TFF internet sitesinden 03.01.2014 günü yapılan açıklamanın bir bölümünde aynen,
“Spor Toto Süper Lig Yayın Hakları, kanunen Türkiye Futbol Federasyonu tarafından
merkezi sistemle ihale edilmekte olup uzatılması da tüm yasal koşullar sağlanarak ve
kulüplerimizin talebi doğrultusunda gerçekleştirilmiştir.’’ denilmiştir. (11)
Bu açıklamada da görüleceği üzere, yayın haklarının merkezi sistemle ihale edildiği, bir
anlamda ihale ile verilmesi gerektiği tevil yollu olarak TFF tarafından da söylenmiştir.
Bu bölümle ilgili sonuç olarak, ihalesiz olarak, ek sözleşme ile Süper Lig
müsabakalarının yayın haklarının 5 (beş) yıllık süreye ilaveten, 2 (iki) yıl süre ile ihalesiz
uzatılması, Süper Lig müsabakalarının yayın hakları pazarı başta olmak üzere, ödemeli
televizyon yayıncılığı pazarı, dijital platform hizmetleri pazarı ve müsabakaların alternatif
teknolojiler üzerinden yayınlanması pazarlarındaki rekabeti de önemli ölçüde ortadan
kaldıracağını belirtmek isteriz. Kaldı ki, bu şekilde yayın haklarının uzatılmasının objektif bir
faydası da, dosya içeriği bilgi ve belgelere göre tarafımızdan gözlemlenmemiştir. Olaydaki
esas sorun sürededir. İhalesiz uzatımla birlikte 7 (yedi yıl) süre ile yayın hakları, yayıncı
kuruluşta kalmaktadır. Konunun çözümü bir başka deyişle rekabet sorunlarının bu pazarda
ortadan kaldırılması, kararın gerekçe kısmında yazıldığı gibi, Paket A yayın haklarının,
özellikle canlı maç yayın haklarının, kısmen veya bir bütün olarak rakip teşebbüs(ler)e
ve/veya alternatif teknoloji ile yayın yapan teşebbüslere alt lisanslama yoluyla devredilmesi
ve paylaşılması değil, yapılacak yeni, açık ve şeffaf bir ihale ile bu hakların serbest rekabet
koşullarında devredilmesidir. Kurulca verilen muafiyet kararının yetersizliği nedeniyle,
rekabet engellerini ortadan kaldıramayacağını aşağıda muafiyetle ilgili açıklamalarımızda
uzun olarak açıklayacağız.
(10)
(11)
13-58/821-346
24 / 32
2-KURULUMUZCA, SORUŞTURMA KONUSU EK SÖZLEŞMEYE MUAFİYET
TANINMASINA İLİŞKİN OLARAK GETİRİLEN ŞARTLAR, 5.MADDEDE ÖNGÖRÜLEN
OLUMSUZ KOŞULLARI SAĞLAMAKTAN UZAK VE BU NEDENLE, REKABET
ENGELLERİNİ ORTADAN KALDIRICI NİTELİKTE DEĞİLDİR.
4054 Sayılı Yasa’nın 4.maddesinde, piyasalarda rekabeti engelleme, bozma ya
da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan
teşebbüsler arası anlaşmaların hukuka aykırı ve yasak olduğunu, aynı kanunun
5.maddesinde de, Kurulun 2 olumlu, 2 olumsuz 4 şartın varlığı halinde, bu anlaşmaların
4.madde uygulamasından muaf tutulmasına karar verebileceğini, hükme bağlamıştır.
Şikayet üzerine ortaya çıkan soruşturma konusu TFF ile Digitürk arasında
imzalanmış olan, Türkiye süper lig maçlarının canlı yayın haklarının ihalesiz 2 (iki) yıl süre
ile uzatılması, tarafları rekabet hukuku anlamında teşebbüs niteliğine haiz, rekabeti
sınırlayıcı bir sözleşmedir. Bir başka anlatımla, taraflarca imzalanan bu anlaşma yayıncı
kuruluşa münhasıran devredilmiş olan bir yayın hakkının süresinin uzatılmasına ilişkin
hükümler içeren bir dikey anlaşma olması sebebiyle, yukarıda anılan 4.maddenin uygulama
alanı içerisine girmektedir.
2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği, dikey anlaşmaların
anılan 4.madde hükümlerinin uygulanmasından grup olarak muaf tutulmasının koşullarını
belirlemekte olup, grup muafiyetinin uygulanabilmesi için, sağlayıcının, ilgili pazarda Pazar
payının % 40’ı aşmaması gerekir. TFF ile yayıncı kuruluş arasındaki sözleşme genel
anlamda maç yayın hakkının devrine ilişkindir. Soruştuma konusu ek sözleşmede TFF,
yayın hakkını Digitürk’e devreden sağlayıcı konumundadır. 5894 Sayılı Yasa’ya göre TFF
yönetim kurulu, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde tüm futbol müsabakalarının yayın
haklarının merkezi olarak pazarlanmasında münhasır yetkiye sahiptir. Bu nedenle, TFF’nun
futbol müsabakalarının yayın haklarının pazarlanmasına ilişkin pazarda % 100 pazar payına
sahip olduğu ve bundan dolayı ek sözleşmenin, yukarıda anılan Dikey Anlaşmalara İlişkin
Grup Muafiyeti Tebliği’nin sağladığı muafiyetten faydalanamayacağı açıktır.
Kurulumuz, TFF ile Digitürk arasında imzalanan ek sözleşmeyi bu haliyle
4.maddeye aykırı olduğunu bir başka deyişle ihlal olduğunu hüküm fıkrasında (kısa kararda)
belirlemesi gerekirken, belirlememiş sadece kararın gerekçesinde (33.paragraf); taraflar
arasında 21.05.2012 tarihinde yapılan ve 2015-2016 sezonu ile birlikte uygulamaya
geçirilmesi öngörülen dosya konusu sözleşmenin, 4054 sayılı Kanun‘un 4. maddesine aykırı
olduğu, ancak 5. maddede sayılan koşulları karşılaması halinde bireysel muafiyet
kapsamında değerlendirilebileceği kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Kurulumuz bu çerçevede sözleşme tarafları olan TFF ve Digitürk arasındaki ilişkinin,
Kurulca getirilecek koşulların sözleşmeye geçmesi durumunda ,münhasırlığın ilgili
piyasalarda doğurduğu rekabetçi endişelerin önemli ölçüde azalacağı kanaati oluştuğu,
zaten tarafların sözleşmenin 4. maddesine göre Kurul tarafından 4054 sayılı Kanun’un
ihlaline ilişkin bir bildirim yapılması durumunda sözleşmede değişiklik yapmak ve gerekli
olduğu takdirde de yeni bir sözleşme imzalamak konusunda mutabık olduklarını belirttiği
çoğunluk kararının gerekçesinde, sözleşme süresinin üç yıldan iki yıla indirilmesi de dikkate
alınarak, TFF ile Digitürk tarafından akdedilen yeni sözleşmenin, Kanun’un 5. maddesi
hükmünde zikredilen bireysel muafiyet koşullarından yararlanabilmesi, Digitürk’ün sahip
olduğu Paket A yayın haklarının, özellikle canlı maç yayın haklarının, kısmen veya bir bütün
olarak rakip teşebbüs(ler)e ve/veya alternatif teknoloji ile yayın yapan teşebbüslere alt
lisanslama yoluyla devredilmesi ve paylaşılması konusunda başlatılan ve bu pakete ilişkin
13-58/821-346
25 / 32
münhasırlığı sona erdirecek nitelikteki girişimlerin, piyasalarda etki doğuracağı 2015-2016
sezonu başlamadan önce nihayete erdirilerek Kurulumuza tevsik edilmesi ve bu sezonunun
başlamasıyla birlikte fiiliyata geçirilmesi ile mümkün olabileceği sonuç ve kanaatine
ulaşıldığını ortaya koymuştur.
Karar gerekçesi ile Kurulu, münhasırlığın ilgili piyasalarda doğurduğu rekabetçi
endişelerin önemli ölçüde azalacağı kanaatine götüren bireysel muafiyet için yeterli görülen
şartlar şu şekilde özetlenebilir.
I-Digitürk’ün sahip olduğu Paket A yayın haklarının, özellikle canlı maç yayın
haklarının, kısmen veya bir bütün olarak rakip teşebbüs(ler)e ve/veya alternatif
teknoloji ile yayın yapan teşebbüslere alt lisanslama yoluyla devredilmesi ve
paylaşılması.
II-Bu üst fıkrada öngörülen koşullar yerine getirilirken başta TFF ile Digitürk’ün
ve alt lisanslamadan yararlanmak isteyen rakip/alternatif yayıncı teşebbüslerin
makul ve piyasa koşullarına uygun taleplerde bulunması, bu kararda belirtilen
koşulların gerçekleşmesini sekteye uğratacak teklifler ileri sürmemesi.
III-Bu devir ve paylaşımın 2015-2016 sezonu başlamadan önce nihayete
erdirilerek Kurulumuza tevsik edilmesi.
Şeklinde, maddeleştirilebilecek şartlar getirilmiş ve devamında da, bireysel muafiyet
kararının geçerliliği ile ilgili olarak, belirtilen, yükümlülükler/şartlar TFF ve Digitürk tarafından
yerine getirildiği andan itibaren geçerli olacağı, aksi takdirde Kanun’un 4. maddesine aykırı
bir nitelik arz eden ve muafiyet hükümlerinden yararlanamayan ek sözleşmenin, Kanun’un
56. maddesi çerçevesinde geçersiz olacağı ihtar edilmiştir.
Biz, öncelikle karşı oyumuzun bu bölümünde kurulca getirilen şart ve yükümlülükleri
teker , teker maddeler halinde irdeleyip, gerçekten bu şartlar karşısında ilgili piyasalarda ek
sözleşmenin doğurduğu rekabetçi endişelerin önemli ölçüde azalıp azalmayacağını
tartışacağız. Bir sonraki bölümde de ise, bireysel muafiyetle ilgili diğer söyleyeceklerimizi
genel olarak belirteceğiz.
I- Kurulca getirilen şartlar öncelikle, Digitürk’ün sahip olduğu Paket A yayın
haklarının, özellikle canlı maç yayın haklarının, kısmen veya bir bütün olarak
rakip teşebbüs(ler)e ve/veya alternatif teknoloji ile yayın yapan teşebbüslere alt
lisanslama yoluyla devredilmesi ve paylaşılması konusudur.
Lisans Sözleşmeleri hakkında genel bir bilgi verecek olursak, lisans sözleşmesi,
marka sahibinin yani lisans verenin markasını belli bir bedel karşılığında lisans alana
kullanma yetkisi verdiği iki taraflı yazılı bir sözleşmedir. Taraflar tüzel kişi olabileceği gibi
gerçek kişide olabilirler. Lisans sözleşmesi hem lisans veren hem de lisans alan tarafından
marka siciline tescil ettirilebilir. Lisans sözleşmesinin marka siciline tescil ettirilmesi halinde
lisans alan sözleşmeden doğan haklarını iyi niyetli üçüncü kişilere karşı da kullanabilir. Bu
nedenle lisans alanın bu konuya özen göstermesi kendi yararına olup sözleşmeyi sicile tescil
ettirmelidir. Lisans sözleşmesinde aksine bir hüküm olmadıkça, lisans sözleşmesi belli bir
bölge ile sınırlandırılmamış sayılır ve lisans alan bu hakkını tüm Türkiye’de kullanabilir.
Lisans veren bu hakkı sözleşme ile sınırlandırabilir. Mesela bu hakkın lisans alan tarafından
belli bir ilde veya bölgede kullanılacağını sözleşmede belirtebilir. Bu durumda lisans alan
sözleşmedeki bu madde ile bağlı olur. Lisans, tescilli markanın tamamı veya bir kısmı için
verilebilir. Lisans sözleşmesi münhasır lisans sözleşmesi şeklinde yapılabileceği gibi,
13-58/821-346
26 / 32
münhasır olmayan lisans sözleşmesi şeklinde de yapılabilir. Münhasır lisans sözleşmesi
yapılacaksa sözleşmenin münhasır nitelik taşıdığı sözleşme de açıkça belirtilmelidir. Aksi
takdirde münhasır olmayan (basit lisans) sözleşmesi yapılmış sayılır.
Rekabet hukuku uygulamalarında da, sağlayıcıdan münhasıran aldığı bir hakkı, aynı
piyasada iştigal eden bir başka, teşebbüse/teşebbüslere kısmen veya tamamen belli
koşullar altında ve karşılıklı anlaşmayla belirlenen bir bedel karşılığı, hakkın özü ve kullanımı
kendinde kalmak üzere, diğer teşebbüsün/teşebbüslerinde yararlanarak pazarlama hakkına
sahip olmasına alt lisanslama denilmektedir. Burada sağlayıcıdan hakkı münhasıran ilk alan
lisans sahibi olarak tanımlanmaktadır. Lisans sahibi sağlayıcıdan devren belirli süre için
alınan hakkın kullanımı için ilk sahibi olarak kalmakta ve bu haktan
yararlanmaya(/pazarlamaya) devam ederken, bu hakkı diğer bir teşebbüs veya
teşebbüslere kısmen veya tamamen yararlanmasına (pazarlamasına) alt lisanslama yolu ile
vermektedir.
Olayımızda Kurulumuzun, bireysel muafiyet için ilk koyduğu şart Paket A yayın haklarının
özellikle canlı maç yayın haklarının, kısmen veya bütün olarak rakip teşebbüs veya
teşebbüslere ve/veya alternatif teknoloji ile yayın yapan teşebbüslere alt lisanslama yoluyla
devredilmesi ve paylaşılmasıdır.
Bu Kurulca konulan koşulları daha alt bir ayrımda ayrıntılı olarak incelemeden önce,
Paket A yayın haklarının kapsamını belirtmek gerekir.
- Türkiye Süper Liginin isim hakkı ve isim hakkının pazarlanabilmesi (bir
başkasına devredilme hakkı)
- Bu ligden haftada en az 4 (dört) maçın canlı yayın hakkı.(halen tüm maçlar
canlı yayınlanıyor).
- Bütün maçların çekimini yapma hakkı.
- Maçların uluslararası kuruluşlara pazarlanabilmesi.
Kurulumuz öncelikle Paket A Yayın haklarının ÖZELLİKLE CANLI MAÇ YAYIN
HAKLARININ KISMEN VEYA BÜTÜN OLARAK alt lisanslama yoluyla devri ve
paylaşılması şartını getirmiştir.
Kanımca Kurulun koyduğu bu şart muğlak olup, net değildir. Tam açık olarak
yazılmamıştır. Kararda, özellikle canlı maç yayınları denmiş ve devamında kısmen veya
bütün olarak diye belirtirken, paket A yayın haklarını bir bütün olarak alıp, yukarıda Paket A
kapsamında gösterilen haklardan özellikle canlı maç yayını olmak üzere, kalan diğer hakları
(isim hakkı devri-çekim hakkı) kısmen sözünün diğer parçaları olarak mı kastetmekte, yoksa
kısmen derken canlı maç yayınlarının bir kısmını mı kastetmektedir. Bu karardan açıkça
anlaşılamamaktadır. Çünkü Paket A Yayın haklarında (yayın haklarının uluslararası
kuruluşlara devrinin olayımızla ilişkisi yoktur) ülke içi için sadece ligin isim hakkının devri
diğer hak olarak bulunmaktadır. Ancak, süresi tarafımızdan tam olarak bilinmemekle birlikte
halen isim hakkı Digitürk tarafından SPOR-TOTO ‘ya verilmiş olup, isim hakkının devir edilip,
edilmemesi konusu, rekabet engellerini izole edecek bir husus olmayıp, bireysel muafiyeti
sağlamaya yönelik yani rekabet engellerini ortadan kaldırmaya muktedir bir argüman
değildir. Bu durumda Paket A içerisinde kalan ve münhasırlığın ilgili piyasalarda doğurduğu
rekabetçi endişelerin önemli ölçüde azaltabilecek tek unsur canlı maç yayınıdır. Bu nedenle,
karardaki ifade açık ve net olmadığı için, bu şart ile ilgili kısmen veya bütün olarak kavramı
13-58/821-346
27 / 32
ile kastedilen hususun canlı maç yayınları olduğunu düşünüyoruz.Bu durumda Kurulun,
maçların canlı yayınının, kısmen veya bir bütün olarak alt lisanslama yoluyla devrini, yani
daha açık bir ifade ile yazmak gerekirse 18 takımlı ligde bir haftada oynanan 9 (dokuz)
maçın bir veya bir kaçının alt lisanslama yoluyla rakip teşebbüs veya teşebbüslere
verilmesini bireysel muafiyet için yeterli görüldüğü anlaşılmaktadır.
Kanımızca bu haliyle çok hatalı saptanan bir koşuldur. Şöyle ki, Türkiye Spor-Toto
Süper liginde 18 (on sekiz) takım mücadele etmekte, bu takımlardan Galatasaray 19 kez,
Fenerbahçe 18 kez, Beşiktaş 13 kez, Trabzonspor 6 kez ve Bursaspor 1 kez lig
şampiyonluğunu kazanmış olup, diğer takımlar ise şampiyonluk kazanmamıştır. (12)
Tabiatıyla, bu takımların ve hatta özellikle en fazla şampiyonluk yaşamış ilk 5 (beş) takımın
birbirleriyle ve diğer rakipleriyle oynadıkları müsabakaların daha çok seyredilen, bir başka
deyişle daha üst düzey maçlar olduğu tüm spor camiasınca ve maç izleyicileri tarafından
bilinen bir gerçektir. Zaten, müsabakaların yayını izlemek için şifreli ve ödemeli tv hizmeti
veren yayıncı kuruluşa abone olan kişilerin birçoğunun bu belirtilen takımların taraftarı
olduğu da herkes tarafından bilinmektedir. Her hafta oynanan 9 (dokuz) müsabakanın,
şampiyonluk yaşamış bu takımların birbirleriyle veya diğer takımlarla yaptığı (üst düzey )
maçların dışında kalan en az 5-6 maçın canlı yayın haklarının alt lisanslama yoluyla rakip
teşebbüslere devredilmesi halinde münhasırlığın ilgili piyasalarda doğurduğu rekabetçi
endişelerin önemli ölçüde azalmasını sağlayacak mıdır? Bu soruya yanıtımız asla
sağlamayacağıdır.
Kurulumuz, müsabakaların canlı maç yayınları ile ilgili alt lisanslama konusunda,
şampiyonluk yaşamış takımların kendi aralarında veya diğer rakipleri ile yaptığı
müsabakaları kapsayacağı yolunda bir şart koyması gerekirdi. Bunun dışında canlı
yayınlarla ilgili bir alt lisanslama şartının, ek sözleşmenin getirdiği rekabet engellerini
ortadan kaldırması olanaklı olmadığı gibi, bunun sonucu olarak canlı yayınla ilgili, aksi
yöndeki bir şartın konulması halinde bireysel muafiyet tanınması usul ve yasaya aykırı
olacaktır. Kurulumuz yukarıda belirttiğimiz gibi, ligde şampiyonluk yaşamış, bu 5 (beş)
takımın kendi aralarında veya başka takımlarla yaptıkları müsabakaların yayın haklarının alt
lisanslama yolu ile devri konusunda öngöreceği şartın dışındaki hiçbir şart beklenen sonucu
sağlayamaz. Rekabet Kurulu bu tür bir şart, başka bir deyişle haftalık canlı maç yayınının
kapsamı, sayısı ve niteliğini açıkça belirlemeliydi. Şampiyonluk yaşamış 5 (beş) takımın
kendi aralarında veya bu takımların başka takımlarla oynadığı müsabakalar dışındaki canlı
maç yayınlarının, örneğin Kayseri Erciyesspor ile Elazığspor arasında veya Akhisar
Belediyespor ile Konya Torkuspor arasında oynanacak müsabakaların kalite ve
seviyesindeki maçların alt lisanslama ile devri asla rekabet engellerini çözemez ve alt
lisanslama sahibi teşebbüste bu maçların canlı yayını ile asla bu piyasada rakip olamaz ve
yarışması da mümkün değildir. Mevcut karara göre, şartlarda geçen yayın haklarının
KISMEN şeklindeki ifadesi ile başka bir anlatımla kısmen kavramı içerisinde
düşünülebilecek bu tür üst kalite ve seviyedeki maçların alt lisanslama yoluyla verilmesi
halinde öngörülen şart yerine gelmiş olacaktır. Çünkü her hafta naklen yayınlanan tamamı
(bütünü) 9 (dokuz) olan müsabakaların içinde , 8 (sekiz) müsabakada, 1 (bir) müsabakada
kısmen kavramı içerisine girer.Ama olayımızdaki rekabet piyasasında , müsabakaların
sayısı ve düzeyi önem ifade eder. Digitürk, her hafta, Anadolu takımları arasında oynanacak
bir maçı alt lisanslama yoluyla bir rakip teşebbüse verse, bireysel muafiyet için Kurulun
aradığı şart yerine gelmiş olacak mıdır? Bu sorunun yanıtı; Kurul kararına göre EVET, ancak
4054 sayılı kanun ve Rekabet ilkelerine göre ise HAYIR olacaktır. Bu nedenle, Kurulumuzca
konulan açık ve net olmayan, kısmen tabiri ile, bu şartın eksik ve hukuken sakat olduğu
inancındayım.
(12 )
13-58/821-346
28 / 32
Bu konuya ilişkin Dünyadan örnek vermek gerekirse; İngiltere Birinci Ligi (Premier
Lig) 2004-2005, 2005-2006 ve 2006-2007 sezonlarına ilişkin üç yıllık münhasır canlı yayın
hakları British Sky Broadcasting Group (BSkyB)’a 1 (bir) milyar Paund karşılığında satılır.
Ancak, aynı piyasada faaliyet gösteren, yayın haklarını alamayan diğer teşebbüslerin acze
düşmesi ve yok olma tehlikesi altında piyasadan çıkmak zorunda kalacağı noktaya gelmesi
karşısında, İngiltere’de düzenleyici yetkileri de bulunan OFCOM (Independent Regulator
and Competition Authority
for the UK Communications Industries) adlı kurum, yayın haklarının satışı konusundaki
sözleşmeye müdahale ederek, öncelikle her sezon olmak kaydıyla anılan 3 yıllık sözleşme
sürtesi boyunca, 8 (sekiz) adet en üst kalite maçın yayın haklarını BSkyB dışında bir yayın
kuruluşuna (BBC veya ITV) alt lisans yoluyla devredecek ve bunun yanı sıra, 2006-2007
sezonundan sonra(sözleşmenin bitiminden sonra) tüm Premier Ligi bir bütün olarak ele
alan dengeli paketler yaratılacak ve bir daha bunların hepsini tek bir yayıncıya satamayacak
şeklinde yayıncı kuruluşa ve hakların sahibi Premier ligden taahhüt alış ve bunu uygulamaya
geçirecektir.(13)
Öte yandan kararda, bu koşulun “veya“ şeklinde yazılarak adeta bir alternatifi olarak
sunulan şart; yukarıda açıklamaya çalıştığımız; Paket A yayın haklarının özellikle canlı
yayın haklarının rakip teşebbüslere VE/VEYA SADECE ALTERNATİF TEKNOLOJİ İLE
YAYIN YAPAN TEŞEBBÜSLERE alt lisanslama yoluyla devredilmesi ve paylaşılması
koşulunun da yeterli olduğu belirtilmiştir. Bunun anlamı şudur. Yukarıda, özellikle canlı maç
yayın haklarının, kısmen veya bir bütün olarak alt lisanslama konusu hakkında yukarıda
söylediğimiz tüm gerekçelerimiz burada da geçerli olmak üzere (yukarıda belirtilen üst düzey
müsabaka veya diğer takımların maçları konusu), klasik anlamda şifreli, abone sistemli
(ödemeli) televizyon canlı müsabaka yayını yapan D-Smart, Türksat (Teledünya) veya
Telekom dışında, alt lisanslamanın sadece alternatif teknoloji ile yayın yapan teşebbüslere
de verilmesini yeterli görmekte, bu şekilde, bu tip yayın yapan teşebbüslere alt lisanslama
verilmesi halinde de bireysel muafiyetin tanınabileceği kararda öngörülmüştür. Kanımca bu
çok hatalı bir şarttır. Canlı maç yayınlarında, klasik televizyon yayını dışında (şifreli ve
abone sistemli) kalan, gelişmekte olsa da, alternatif teknoloji ile yayın yapan teşebbüslerin
pazar payı çok küçüktür. Bu şekilde sadece alternatif teknoloji ile yayın yapan teşebbüslere
yapılacak alt lisanslama, halen Yayıncı Kuruluş Digitürk’ün faaliyette bulunduğu ödemeli
televizyon yayıncılığı pazarı ve/veya dijital platform yayıncılığı/hizmetleri pazarında, rekabet
sınırlamalarını ortadan kaldırıcı ve rekabeti sağlayıcı bir çözüm değildir. Sadece bu şartın
yerine getirilmesi kanımca bireysel muafiyet için yeterli değildir.
Dosya içerisinde bulunan belge ve bilgilerden; yayıncı kuruluş 17.08.2012 tarihinde
Süper Lig 2012-2013 sezonunun tamamını kapsayacak şekilde 16.08.2013 tarihine kadar
Vatan Gazetesi ve Milliyet gazetesinde, Digitürk’e reklam yeri tahsis edilmesi karşılığında
Süper Lig’de oynanan maçlarda gerçekleşen tüm gol görüntülerinin maç bittikten 60 dakika
sonra internet sitesinde kullanılmasını konu alan bir Görüntü Satış-
Program Yapım ve Reklam Kullanım Barter sözleşmesi imzalanmıştır. Yine, yayıncı kuruluş
16.10.2012 tarihinde Vodafone ile imzalanan “İçerik Lisans Sözleşmesi” ile 2012-2013
sezonuna ilişkin olarak, maç anında ve maç bitimini takip eden 45 dakikalık sürede gol
görüntüleri ve önemli pozisyonların 3G üzerinden Vodafone Maçlar Cepte abonelerine
iletilmesi için içerik temin edilmesi sağlanmıştır. Daha önce 2010-2011 sezonu için Turkcell
ve A web sitesi için maç bittikten 60 dakika sonra maç özetlerinin site ziyaretçileri
tarafından izlenmesi için içerik temin edildiği bilinmektedir.
(13) Gönenç Gürkaynak AB Rekabet Hukuku Uygulamasında Komisyon ve Teşebbüsler Arasında Uzlaşma ve Sulh Rekabet Dergisi
Sayı 17 Sayfa 50
13-58/821-346
29 / 32
Ancak, bu tür maçların canlı yayınından belli bir süre yayımlanması, bu
soruşturmamızın aslını, özünü teşkil eden Süper Lig Müsabakalarının “canlı
yayınlanmasına ikame olduğunu söylemek olanaklı değildir. ’’
Yukarıda da, geniş olarak belirttiğimiz gibi, “ödemeli televizyon yayıncılığı pazarı”
ve/veya “dijital platform yayıncılığı/hizmetleri pazarı” olarak karşımıza çıkan yayıncılık
pazarlarının dışında alternatif teknolojilerle yapılacak yayınlar CANLI YAYINDA olsa tek
başına, belirtilen televizyon yayınlarına ASLA İKAME olamaz. Bu IPTV/İnternet (Web) TV,
3G gibi alternatif teknolojilerden yapılan yayınların tek başına alt lisanslama konu olması,
karşı oyumuzda belirtilen rekabet engellerini ordadan kaldırmayacağı gibi, bu durumda
bireysel muafiyet verilmesi usul ve yasaya olur.
II- Kurulumuz, daha önce yukarıda açıkladığımız fıkrada öngörülen koşullar yerine
getirilirken, yani alt lisanslama yapılırken, alt lisanslama oluşumuna ilişkin olarak,
“başta TFF ile Digitürk’ün ve alt lisanslamadan yararlanmak isteyen
rakip/alternatif yayıncı teşebbüslerin makul ve piyasa koşullarına uygun
taleplerde bulunması, bu kararda belirtilen koşulların gerçekleşmesini sekteye
uğratacak teklifler ileri sürmemesi” şeklinde, ilave bir hükümle alt lisanslamanın
oluşumuna müdahil olmuştur.
Bu şunu ifade etmektedir. Rekabet Kurulu, Yayın haklarının sağlayıcısına (TFF) ve
yayıncı kuruluşa (Digitürk) alt lisanslama işlem ve sözleşmelerinin yapımı aşamasında, bu
kararda öngörülen alt lisanslama şeklinde adlandırılan, bireysel muafiyet için aranan
koşullar gerçekleştirirken, bunları sekteye uğratacak teklifler ileri sürme, yani alt lisanslama
için uçuk ve ödenmez fahiş taleplerde bulunma demekte, öte yandan, yine Rekabet Kurulu
alt Lisanslamadan yararlanmak isteyen (bugün için örneğin D-Smart –Telekom – Turksat
(Teledünya) veya bir başka yeni teşebbüs) rakip/alternatif yayıncı teşebbüslere de, alt
lisanslama talep ederken makul ve piyasa koşullarına uygun taleplerde bulunmalısın, bu alt
lisanslamanın piyasa koşullarındaki ederini vermelisin, düşük ve bu nedenle uzlaşılmaz
taleplerde bulunma demektedir. Rekabet Kurulunca, alt lisanslama konusunda, gerek lisans
veren (lisans sahibi) ve gerekse alt lisans alıcısı için, teklif ve talepler için getirilen makul
talep, piyasa koşullarına uygun talep, alt lisanslamayı sekteye uğratacak teklifler şeklinde
kavramlar getirmiştir. Tarafların, alt lisanslama konusundaki teklif ve taleplerinin hangisi
makul talep, hangisi piyasa koşullarına uygun talep, hangisi koşulları sekteye uğratacak
tekliftir. Bu talep ve teklifler kişiden kişiye ve teşebbüsten teşebbüse farklılık gösterir. Burada
kim hakemlik yapacaktır. Hangi makam veya kuruluş bu talep makuldür, bu talep piyasa
koşullarına uygundur, veya bu teklif alt lisanslamayı sekteye uğratacak bir tekliftir diyecektir.
Bu konuda özellikle başta Rekabet Kurulunun böyle bir yetki ve görevi olmadığı gibi hiçbir
makam veya kuruluşunda böyle bir yetkisi ve görevi bulunmamaktadır. Örneğin alt
lisanslama verme konusunda Digitürk ben bir sezon için 15 (on beş) birim istiyorum dese,
alt lisans almak isteyen rakip teşebbüste 10 (on) birim veriyorum dese ve anlaşma olmasa
bu durumda ne olacaktır. Rekabet Kurulu, yukarıda sayılan ve Rekabet Kurulu kararı
içeriğinde yer alan, “makul talep’’, “piyasa koşullarına uygun talep’’ veya ‘’alt lisanslamayı
sekteye uğratan teklif’’ kavramlarına göre bir inceleme yapabilecek midir? Kanımca
yapması mümkün değildir. Kurula 4054 sayılı yasa ile bu yönde bir yetki verilmediği gibi,
böyle bir görevde verilmemiştir. Bu nedenle Rekabet Kurulunca, karara alt lisanslama
işlemleri yapılırken teşebbüslere bir anlamda uyması gerekli kurallar olarak gösterilen,
“makul talep’’, ‘’piyasa koşullarına uygun talep’’ veya ‘’alt lisanslamayı sekteye uğratan teklif’’
kavramlarının getirilmesi hukuken olanaklı olmayıp usul ve yasaya aykırıdır.
13-58/821-346
30 / 32
Vatan Gazetesi’nin devri ile ilgili olarak verilen Rekabet Kurulu kararını(14),
Danıştay 13.Dairesi(15) “kanunda dayanağı olmayan, geleceğe yönelik, ticari hayatta
önceden belirlenemeyecek iki yıl sonrası için varsayıma dayalı durumlardan hareketle
ayrıntılı, Kurul’un görev ve yetkisinin tartışmalı olduğu kimi konuları da içeren koşullar
belirlendiğini ve bu nedenle kurul kararının devralma konusunda getirilen koşullara ilişkin
kısmının hukuki dayanaktan yoksun olduğu” gerekçesiyle iptaline karar vermiştir. Bu
kararda, yukarıda anlatılan bölümlerdeki savlarımızı doğrular niteliktedir.
Rekabet Kurulunun ve dolayısıyla bizim görevimiz olmayan bu konuyu açıklamak
gerekirse, Bu teklif ve talepler, gerek alt lisansı verecek olan yayıncı kuruluşla, alt lisansı
almaya talipli olan teşebbüs veya teşebbüsler arasında ancak piyasa koşullarında oluşacak
hususlardır. Bir taraftan yayıncı kuruluş, yeni bir ihale yapılmadan, TFF ile anlaşarak
pazarlık usulü ile aldığı 2 (iki) sezonluk yayın hakkına karşı ödeyeceği bedeli, ihaleye
girseydi miktarın hangi bedellere ulaşabileceğini, süre uzatımından dolayı yayın haklarının
uzun süreli olarak elinde kalmasının getirilerini düşünerek bir talepte bulunacak, yine aynı
şekilde alt lisanslamayı almak isteyen teşebbüs veya teşebbüslerde, alt lisanslamanın
olmaması nedeniyle bireysel muafiyetin hükümsüz kalması halinde açılacak olası bir ihaleye
girmesi halinde ödeyeceği bedeli, bugün alt lisanslama şeklinde alırsa ödeyeceği bedeli
düşünerek bir teklif sunacak ve piyasa koşullarında bir fiyat oluşacaktır. Olması da gereken
budur. Bedel konusunda, Rekabet Kurulunun dolaylı da olsa konuyu çözme adına kriterler
getirmek suretiyle müdahilliği, tüm iyi niyetine rağmen etik de olmayacaktır.
III- Rekabet Kurulunun bireysel muafiyete ilişkin getirdiği şartların yerine getirilmesi
zamanına ilişkin olarak kararda, alt lisanslama ile ilgili devir ve paylaşımın 2015-
2016 sezonu başlamadan önce nihayete erdirilerek Kurulumuza tevsik
edilmesi öngörülmüştür.
Kanımızca Kurul tarafından verilen bu süre çok uzundur. Bu sürenin uzun olması,
gelecekte, futbolda yayın hakları piyasasının belirsizliğine yol açacaktır. Şöyle ki; kararda
öngörülen bireysel muafiyet şartlarının yerine getirilip, getirilemeyeceği ihtimalleri altında
öngörülen bu süreyi değerlendirirsek,
Alt lisanslamanın şartlar yerine gelmemesi nedeniyle mümkün olmaması halinde
Kurulca verilen sürenin getireceği sorunlar
Tarafların (Lisans sahibi yayıncı kuruluş – rakip ve/veya alternatif yayıncı teşebbüsler)
alt lisanslama görüşmelerini devam ettirerek Kurulun verdiği sürenin bittiği ki bu tarih (2015-
2016 sezonun başlamadan önce, her sezon olduğu gibi sezon başlangıcı Ağustos ayı
olduğundan) Ağustos 2015 tarihi olacak ve bu tarih itibariyle şartlar yerine gelmezse ne
olacaktır. Bu tarih itibariyle ihaleye çıkılması olanaklı değildir. Yukarıda da, ihale konusunda
belirttiğimiz gibi, Türkiye Futbol Federasyonu Statüsü’nün “Yayınların Düzenlenmesi’’
başlığı altındaki 74.maddenin 10.fıkrasında; Yayın Hakları ihalesi, yürürlükte bulunan yayın
lisans sözleşmesinin süresinin sona ermesinden en erken bir yıl en geç altı ay önce yapılır.
Yani yapılabilecek yeni bir ihale, bu haliyle 2014-2015 sezonu sonunda bitecek yayın
haklarının bitim tarihi olan sezon sonu olan 31 Mayıs 2015 olacaktır. Statüye göre bu tarih
baz alındığında, yeni ihale en erken 31 Mayıs 2014 tarihinde, en geç ise 30 Kasım 2014
tarihi itibariyle ve tabiatıyla bu tarihler arasında bir tarihte yapılacaktır. Rekabet Kurulunun
alt lisanslama için verdiği tarih en son 2015 Ağustos olup, en geç yapılabilecek ihale tarihi
(14) Rekabet Kurulunun 10.03.2008 gün ve 08-23/237-75 sayılı kararı.
(15)Danıştay 13.Dairesinin 15.03.2010 gün ve E.2008/13171, K.2010/2225 sayılı kararı.
13-58/821-346
31 / 32
ise 30 Kasım 2014 tarihidir. Bu durumda, Rekabet Kurulu baştan, alt lisanslama olmaması
ve bu nedenle bireysel muafiyet tanınmaması halinde ihale yapılmayacağını bir anlamda
kabul etmektedir. Bu durumda, yani olası bir alt lisanslama sağlanmaması durumunda
Futbol yayın piyasasında büyük bir kaos çıkacaktır. Şöyle ki, alt lisanslamanın olumsuzluğu
durumunda, Rekabet Kurulunun geçmiş yani bu soruşturma konusu 3(üç) yıllık uzatıma
ilişkin ek sözleşme ile ilgili verdiği, muafiyet tanınmaması yolundaki kararı doğrultusunda,
(16) 2015-2016 futbol sezonu için yayın haklarının şimdiki yayıncı kuruluş olan Digitürk’e
verilmesi mümkün olmadığı gibi, ihalede yukarıda belirtildiği gibi tarihler itibariyle yapılması
mümkün olmadığından, bu piyasanın geleceğinin ne olacağı meçhul olacak ve pazarda
belirsizlikler yaşanacaktır. Bu durumun da, Türk futboluna getireceği çeşitli olumsuzlukları
tahmin etmenin zor olmayacağını düşünüyoruz.
Alt lisanslamanın şartlar yerine getirilmesi nedeniyle mümkün olması halinde
Kurulca verilen sürenin getireceği sorunlar
Taraflarca, Kurulumuzun koyduğu şartların yerine getirilerek alt lisanslamanın kısa
bir süre içerisinde yapılması halinde süre yönünden bir sorun bulunmamaktadır. Ancak, alt
lisanslamanın, Kurulca verilen sürenin bitimine, yani Kurulca verilen son tarih olan 2015
Ağustos (2015-2016 sezonu başlamadan önce) tarihine yakın bir tarihte yapılması söz
konusu olursa, bu durumda alt lisanslama alacak olan rakip veya alternatif yayıncı
kuruluşun, alt lisansla aldığı yayın hakkını pazarlaması (abone kaydı yapması) için bir süre
kalmayacak, alt lisans hakkı aldığı iki sezondan (2015-2016 ve 2016-2017 sezonları) ilk
sezon büyük bir olasılıkla pazarlama ile geçecektir. Çünkü alt lisanslama için Kurulumuzca
son tarih olarak, daha önceki bir tarih verilse, bu durumda alt lisans alacak olan teşebbüs,
ona göre geleceğe ilişkin planlarını yapma olanağı olurdu. Bu durumda tabiatıyla ek
sözleşme sürecinde yayın hakları pazarında tam bir rekabet piyasasının oluşacağını ve
rekabet engellerinin ortadan çıkacağını söylemek doğru olmaz.
Süre konusu, Kurulumuzca şartların getirilmesi konusunda verilen süre, olayın
niteliği ve bireysel muafiyet koşullarının sağlanamaması halinde ihale yapılması
zorunluluğunun ortaya çıkması olasılığı karşısında, ihalenin yapılabilmesine fırsat tanınması
için, en geç ihalenin yapılabileceği 30 Kasım 2014 tarihi dikkate alınarak verilmesi
gerekirken, yukarıda geniş olarak sakıncaları açıklanan nedenlerle, ek sözleşmenin
yürürlüğe gireceği ve canlı yayınların başlayacağı “2015-2016 sezonu başlamadan önce
nihayete erdirilerek Kurulumuza tevsik edilmesi” şeklinde aksi yönde verilen süre usul ve
yasaya aykırı olup, kararımız bu yönüyle de hatalıdır kanısındayım.
Kararın 2.maddesi ile ilgili sonuç olarak özetle, Kurulca getirilen koşulların, Futbol
Yayın Hakları pazarında ortaya çıkacak rekabet engellerini ortadan kaldırmayacağını, bu
nedenle 4054 sayılı yasanın 5.maddesinde öngörülen 2 (iki ) olumsuz koşulu
karşılamaması nedeniyle, ek sözleşmeye bu koşullarda bireysel muafiyet verilmesi
mümkün olmayıp, bütün açıklanan boyutlarıyla Kurulumuz kararının usul ve yasaya aykırı
olduğu, yukarıda geniş olarak belirtilen sakıncaları kaldırılarak getirilecek şartlarla
düzenlenecek bir alt lisanslama ile bireysel muafiyet verilebileceği inancındayım.
KARARIN 3.MADDESİNE FARKLI GEREKÇEMİZ
Kurulumuz, mezkur kararıyla, dosya konusu sözleşmenin geleceğe yönelik olması,
4. madde açısından belirtilen sakıncaların da bu döneme ilişkin olması nedeniyle, Kurul
kararı hilafına olarak yapıldığı iddia edilen bu sözleşme nedeniyle haklarında soruşturma
yürütülen teşebbüslere Kanun’un 16. maddesi çerçevesinde idari para cezası verilmesine
gerek olmadığına karar vermiştir. Bizde aynı gerekçelerle, ek sözleşmenin henüz
(16) Rekabet Kurulunun 30.04.2012 gün ve 12-23/659-181 sayılı kararı.
13-58/821-346
32 / 32
uygulanmamış olması, geleceğe dönük olması nedenleriyle 16.maddeye göre idari para
cezası verilmemesi gerektiğini düşünüyoruz.
Ancak, Kurulumuz kararına ilaveten aşağıdaki hususların karar gerekçesine eklenmesi ve
Kurulca görüş gönderilmesi gerektiği inancındayız.
Soruşturma dosyasının tarafları TFF ve Digitürk, soruşturma konusu ek
sözleşmeden önce, 3 (üç) yıl süreli bir başka ek sözleşme yapmışlar, bu sözleşmeye,
bireysel muafiyete almak üzere kurumumuza başvurmuşlar, yine şikayetçi, konumunda olan
D-Smart’da aynı konuya ilişkin olarak muafiyet verilmemesi dileğiyle şikayette bulunmuştur.
Kurulumuz, yukarıda dipnot 16 olarak anılan kararıyla da anılan sözleşme’nin 4054 sayılı
Kanun’un 5. maddesindeki bireysel muafiyet koşullarını taşımadığı gerekçesiyle, söz
konusu Sözleşmeye muafiyet tanınmamasına karar vermiştir. Bu kararımızdan sonra,
soruşturma tarafları TFF ve Digitürk, bu soruşturmaya konu ek sözleşmeyi yapmış, ancak
bu kez, soruşturma konusu, eski sözleşmeden sadece, süre olarak 3 (üç) yıldan 2 (iki) yıla
kısaltılmış bu sözleşmeye bireysel muafiyet almak üzere, cezaya muhatap olma riskini göze
alarak Kurumumuza başvurmamıştır. Mevzuata göre, başvurma zorunluluğu olmamasına
rağmen, teşebbüsün sadece süre yönünden farklı, bireysel muafiyet tanınmamış
sözleşmeye ilişkin karardan sonra Kuruma başvurması beklenirdi. Soruşturma konusu ek
sözleşmeden Kurumun bilgisi D-Smart’ın şikayeti üzerine olmuştur. Bu süreç dikkate
alınarak, Kurulumuzca, 4054 sayılı Yasanın 9.maddesine göre, özellikle TFF’na,
Kurulumuzca görüş gönderilerek;
Rekabet Hukuku ilkeleri, Dünya uygulamaları da dikkate alınarak bundan böyle;
“Futbol Yayın Haklarının açık ve şeffaf bir ihale ile satılması, rekabetin sağlanması ve piyasa
giriş engellerinin önlenmesi için ihale sürelerinin 3(üç) yıl olarak belirlenmesi, sözleşmelerin
bu süreyi aşmaması, sözleşmelere gizlenmiş münhasırlık yani otomatik yenileme hükmü
konulmaması hususlarına uyulmasının bildirilmesine” karar verilmesi gerektiği inancıyla
kararın 3.maddesine bu ek gerekçe ile katılıyoruz.
SONUÇ:
Yukarıda geniş olarak açıklamaya çalıştığımız nedenlerle, Türkiye Futbol
Federasyonu ile Paket A yayın hakkı sahibi Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon A.Ş
arasında imzalanan ek sözleşme için Kurulumuzca getirilen şartlar, 4054 sayılı Yasa’nın
5.maddesinde öngörülen koşulları sağlamaya yeterli olamayacağından, bu koşullara göre,
bireysel muafiyet kararı verilmesine ilişkin kurulumuz kararının 2.maddesine katılmıyorum.
Bunun yanı sıra kararın 3.fıkrasına da yukarıda anılan ek gerekçelerin yazılması gerektiği
görüşünde olduğumdan farklı gerekçe ile katılıyorum.
Reşit GÜRPINAR
Kurul Üyesi
Full & Egal Universal Law Academy