Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2012-1-67(2) (Soruşturma)
Karar Sayısı : 14-03/60-24
Karar Tarihi : 17.01.2014
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Üyeler : Kenan TÜRK, Dr. Murat ÇETİNKAYA, Reşit GÜRPINAR,
Fevzi ÖZKAN, Doç. Dr. Tahir SARAÇ, Dr. Metin ARSLAN
B. RAPORTÖRLER: İsmail Yücel ARDIÇ, Şamil PİŞMAF, Tuğçe KOYUNCU,
Başak ARSLAN, Muhammed Safa UYGUR
C. BAŞVURUDA
BULUNANLAR : - Resen
- Mehmet DÜMEN
Türk Telekom Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi
Hızır Paşa Mah. 12 Haziran Cad. Amasya
- Gizlilik talepli 2 başvuru
D. HAKKINDA SORUŞTURMA
YAPILANLAR : - Opet Petrolcülük A.Ş.
Temsilcisi: Dr. Kemal Tahir SU
Turan Güneş Bulvarı 100/20 Yıldız Ankara
- Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.
Temsilcisi: Av. Dr. İ. Yılmaz ASLAN
Gazi Umur Paşa Sok. Bimar Plaza No: 38/8 Balmumcu
Beşiktaş İstanbul
(1) E. DOSYA KONUSU: Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin fiyatlandırma ve
sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ve
Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. ile Opet Petrolcülük A.Ş.’nin pazar paylaşımı ve
diğer yollarla aynı Kanun’un 4. maddesini ihlal edip etmediğinin tespiti.
(2) F. İDDİALARIN ÖZETİ: Mehmet Dümen tarafından yapılan başvuruda akaryakıt
dağıtım şirketlerinin 2012 yılı Mart ayı içinde üç kez eş anlı olarak fiyat artışına gittikleri,
bu durumun serbest rekabet kurallarına aykırı bir görünüm çizdiği iddia edilmektedir.
(3) Gizlilik talepli ilk başvuruda akaryakıt şirketlerinin, maliyetlerin arttığı durumda fiyat
artışları gerçekleştirmelerine karşın, aynı durumun petrol fiyatları ile döviz kurlarının
düştüğü dönemlerde gözlenmediği, mevcut durumda da petrol fiyatları ve ABD doları
kuru düşmesine rağmen indirime gidilmediği iddia edilmektedir.
(4) Gizlilik talepli ikinci başvuruda ise brent tipi petrolün iki haftada %15 değer
kaybetmesine rağmen 1 kuruş bile indirim olmadığı, petrol fiyatlarında yaşanacak ufak
bir yükselişte hemen zam yapıldığı; aynı zamanda bayi kar paylarının da Avrupa
ortalamasına göre iki kat daha fazla olduğu iddia edilmektedir.
(5) Rekabet Kurulu’nun 04.07.2012 tarih ve 12-36/1040-M(2) sayılı kararı ile ise Türkiye
Petrol Rafinerileri A.Ş. (TÜPRAŞ)’nin başta aşırı fiyatlama, mal vermeyi reddetme ve bir
ürünü diğer ürünle birlikte satın alma şartına bağlama gibi çeşitli dışlayıcı ve sömürücü
davranışlar yoluyla 4054 sayılı Kanun’un (Kanun) 6. maddesi kapsamında hâkim
durumunu kötüye kullanıp kullanmadığının tespiti ve TÜPRAŞ ve Opet Petrolcülük A.Ş.
14-03/60-24
2/68
(OPET) tarafından pazar paylaşımı ve diğer yollarla Kanun’un 4. maddesinin ihlal edilip
edilmediğinin tespiti amacıyla resen soruşturma açılmasına karar verilmiştir.
(6) G. DOSYA EVRELERİ: Rekabet Kurumu kayıtlarına 04.04.2012, 02.05.2012 tarih ve
2987, 3807 sayılar ile intikal eden başvurular ve ayrıca resen başlatılmış olan çalışma
ile ilgili olarak hazırlanan 17.05.2012 tarihli ve 2012-1-67/İİ sayılı İlk İnceleme Raporu
Rekabet Kurulu’nun 23.05.2012 tarih ve 12-27 sayılı toplantısında görüşülerek, 818-M
sayı ile akaryakıt dağıtım sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin paralel fiyatlama
ve bilgi değişimi yoluyla Kanun'un 4. maddesini ihlal edip etmediklerinin tespiti amacıyla
Türkiye akaryakıt sektöründe faaliyet gösteren teşebbüs ve teşebbüs birlikleri hakkında
önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.
(7) Gizlilik talebi bulunan diğer başvuru 04.06.2012 tarih ve 4569 sayı ile Kurum kayıtlarına
intikal etmiştir.
(8) Yapılan inceleme sonucunda hazırlanan 19.6.2012 tarih, 2012-1-67/ÖA sayılı
Önaraştırma Raporu, 04.07.2012 tarih ve 12-26 sayılı Kurul toplantısında görüşülerek;
- 1040-328 sayı ile akaryakıt dağıtım sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin paralel
fiyatlama yoluyla Kanun'un 4. maddesini ihlal ettikleri iddiasına yönelik olarak
soruşturma açılmamasına,
- 1040-M(2) sayı ile TÜPRAŞ’ın başta aşırı fiyatlama, mal vermeyi reddetme ve bir
ürünü diğer bir ürünle birlikte satın alma şartına bağlama gibi çeşitli dışlayıcı ve
sömürücü davranışlar yoluyla Kanun'un 6. maddesi kapsamında hâkim durumunu
kötüye kullanıp kullanmadığının ve TÜPRAŞ ve OPET tarafından pazar paylaşımı ve
diğer yollarla Kanun'un 4. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla aynı
Kanun'un 41. maddesi uyarınca TÜPRAŞ ve OPET hakkında soruşturma açılmasına
karar verilmiştir.
(9) Kanun’un 43/2. maddesi uyarınca soruşturma kararı ve ileri sürülen iddiaların türü ve
niteliği hakkında yeterli bilgi, teşebbüslere tebliğ edilerek 30 gün içinde ilk yazılı
savunmasını yapmaları talep edilmiştir. Teşebbüslerin ilk yazılı savunması süresi içinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(10) Rekabet Kurulu’nun 27.11.2012 tarih ve 12-60/1596-M sayılı kararı ile soruşturma
süresinin bitiminden itibaren 6 ay uzatılmasına karar verilmiştir.
(11) Soruşturma Heyeti tarafından hazırlanan 4.7.2013 tarih ve 2012-1-67(2)/SR sayılı
Soruşturma Raporu ve ekleri, Kanun'un 45/1. maddesi uyarınca Kurul üyeleri ile ilgili
teşebbüslere tebliğ edilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası uyarınca 30 gün içinde ikinci
yazılı savunmalarını yapmaları talep edilmiştir.
(12) Yasal süresi içinde Kurum kayıtlarına intikal eden ikinci yazılı savunmaya ilişkin
Soruşturma Heyeti’nin görüşlerini içeren Ek Görüş, Kanun’un 45. maddesi uyarınca
Rekabet Kurulu üyeleri ile ilgili teşebbüslere gönderilmiştir. OPET adına üçüncü yazılı
savunma yapılmamıştır. TÜPRAŞ’ın üçüncü yazılı savunması ise yasal süresi içinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(13) 14.01.2014 tarihinde teşebbüs temsilcilerinin katılımıyla sözlü savunma toplantısı
yapılmış ve 17.01.2014 tarihinde Rekabet Kurulu soruşturmaya ilişkin nihai kararını
14-03/60-24 sayı ile vermiştir.
(14) H. RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: İlgili raporda;
1. a) TÜPRAŞ’ın aşırı fiyatlama yoluyla 11.10.2008 - 01.01.2009 tarihleri arasında
hâkim durumunu kötüye kullandığı ve böylelikle Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiği,
teşebbüse Kanun’un 16. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesi gerektiği,
14-03/60-24
3/68
b) Mevcut sektörel düzenleme kapsamında geçerli olan fiyatlandırma mekanizmasının
aşırı fiyat düzeylerinin önüne geçecek ve rekabetçi bir piyasa fiyatı oluşmasını
sağlayacak nitelikte olmaması sebebiyle, rafinerilere ilişkin fiyatlandırma
mekanizmasının aşırı fiyat düzeylerinin önüne geçecek ve tüketicilerin faydasına olacak
şekilde ilgili ve yetkili kuruluşlarca yeniden tanzim edilmesi gerektiği yönünde Rekabet
Kurulu görüşünün hazırlanarak ilgili mercilere gönderilmesinin uygun olacağı,
2. a) Bir ürünün satışını bir başka ürünün de TÜPRAŞ tarafından yeterli görülen miktar
ve/veya oranlarda TÜPRAŞ’dan temin edilmesi şartına bağlamak ve bunun temini için
arzı kısmak dâhil çeşitli uygulamalarda bulunmak yoluyla 2008 yılında Altınbaş Petrol ve
Ticaret A.Ş. (ALPET)’ye, 2009 yılında ise OMV Petrol Ofisi A.Ş. (POAŞ)’ye karşı hâkim
durumunu kötüye kullandığı ve böylelikle Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiği,
b) Adı geçen teşebbüsün gelecekte benzer nitelikteki davranışlardan kaçınması yolunda
uyarılmasının uygun olacağı,
3. a) Bir anlaşma veya uyumlu eylem içerisinde bulunduklarına dair yeterli bulguya
ulaşılamaması nedeniyle OPET ile TÜPRAŞ hakkında Kanun’un 4. maddesi
kapsamında herhangi bir işlem tesisine yer olmadığı,
b) Bununla birlikte, Rekabet Kurulu’nun 26.12.2002 tarih ve 02-81/948-393 sayılı kararı
uyarınca tam işlevsel bir ortak girişim şirketi olarak kabul edilen OPET’in pazarda
bağımsız bir iktisadi teşebbüs olma niteliğine zarar verecek nitelikteki her türlü
hareketten kaçınılması yönünde soruşturma taraflarına Başkanlık görüşü
gönderilmesinin uygun olacağı
ifade edilmiştir.
Yukarıda yer verilen 2. maddeye ilişkin olarak raportörler Tuğçe KOYUNCU ve Başak
ARSLAN tarafından TÜPRAŞ’ın POAŞ ve ALPET’e yönelik uygulamalarının bağlama
yoluyla hâkim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği şeklinde
karşı görüş ifade edilmiştir.
Ek Görüş’de; 2. madde bakımından ulaşılan sonucun değiştirilmesi gerektiği ve
TÜPRAŞ’ın bağlama yoluyla hâkim durumunu kötüye kullandığı ve böylelikle Kanun’un
6. maddesini ihlal ettiğine dair yeterli bulguya ulaşılamaması nedeniyle bir ürünün
satışını bir başka ürünün de TÜPRAŞ tarafından yeterli görülen miktar ve/veya
oranlarda temin edilmesi şartına bağlamak yoluyla anılan Kanun’un 6. maddesinin ihlal
edildiğinden bahisle herhangi bir işlem tesisine yer olmadığı ifade edilmiştir.
Ek Görüş’de raportörler Şamil PİŞMAF ve Muhammed Safa UYGUR tarafından
Soruşturma Raporu’nda 2. maddeye ilişkin olarak ulaşılan sonucun değiştirilmesine yer
olmadığı şeklinde karşı görüş ifade edilmiştir.
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
I.1. Hakkında Soruşturma Yürütülen Teşebbüsler
I.1.1. TÜPRAŞ
(15) 1983 yılında kurulan TÜPRAŞ, ham petrol ve petrol ürünlerini temin, ihraç, ithal etmek
ve depolamak, ham petrol veya yarı mamul petrol işlemek, bunlardan her çeşit petrol
ürünü, ara ürün ve yan ürünleri elde etmek, ham petrolün işlenmesiyle elde edilen
ürünleri depolamak, paçallamak, ihraç etmek, piyasaya arz etmek alanlarında faaliyet
göstermektedir.
(16) Halihazırda faal durumda olan dört rafinerinin tamamını (İzmit, İzmir, Kırıkkale ve
Batman Rafinerileri) bünyesinde bulunduran TÜPRAŞ, Türkiye’de akaryakıt ürünleri
üretimi yapan yegâne teşebbüstür. 28,1 milyon ton/yıl işleme (rafinaj) kapasitesine ve
5.537.259 m3 depolama kapasitesine sahip olan TÜPRAŞ’ın %51 oranındaki hissesi
14-03/60-24
4/68
Koç Holding’in kontrolünde olan Enerji Yatırımları A.Ş.’ye aittir. Geriye kalan %49’luk
hisse ise halka açıktır.
I.1.2. OPET
(17) 1992 yılında kurulan OPET ticari ve endüstriyel yakıtlar, madeni yağlar, depolama ve
uluslararası ticaret alanlarında faaliyet göstermektedir. OPET’in toplam 1.330 adet
istasyonlu bayisi bulunmaktadır. EPDK tarafından hazırlanan 2012 yılı Petrol Piyasası
Raporu’na göre, OPET’in bayiler aracılığıyla yapılan satışlar bakımından benzin
türlerinde pazar payı %19,6; motorin türlerinde ise %16,9 düzeyindedir. OPET, KOÇ
Grubu ve ÖZTÜRK Grubu’nun ortak kontrolünde olan bir ortak girişim şirketidir.
I.2. İlgili Pazar
I.2.1. İlgili Ürün Pazarı
(18) Petrolden üretilen ürünler genel olarak “beyaz ürünler” ve “siyah ürünler” olmak üzere
ikiye ayrılmaktadır. Benzin, motorin, gaz yağı ve jet yakıtı çeşitlerinden oluşan “beyaz
ürünler” motorlu taşıtlarda kullanılırken; fuel oil, kalorifer yakıtı, asfalt çeşitlerinden
oluşan “siyah ürünler” ısınma ve izolasyon amacıyla kullanılmaktadır.
(19) Dosya kapsamında ilgili ürün pazarları “kurşunsuz benzin toptan satışı”, “motorin toptan
satışı”, “siyah akaryakıt ürünlerinin toptan satışı” olarak belirlenmiştir.
I.2.2. İlgili Coğrafi Pazar
(20) İlgili coğrafi pazar “Türkiye” olarak belirlenmiştir.
I.3. Değerlendirme
I.3.1. TÜPRAŞ’ın Hakim Durumuna İlişkin Değerlendirme
(21) Dosya kapsamında TÜPRAŞ’ın Kanun’un 6. maddesi kapsamındaki uygulamaları
incelenmektedir. Bu çerçevede öncelikle TÜPRAŞ’ın ilgili ürün pazarlarında hâkim
durumda olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.
(22) Rekabet Kurulu’nun TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesine ilişkin 21.10.2005 tarih ve 05-71/981-
270 sayılı kararında, TÜPRAŞ’ın Türkiye rafinaj pazarında hâkim durumda olduğu
tespiti yapılmış; 20.06.2008 tarih, 08-40/537-202 sayılı ve 04.11.2009 tarih, 09-52/1246-
315 sayılı kararlarda da bu tespit tekrar edilmiştir.
(23) Dosya mevcudu bilgilere göre, 2012 yılında akaryakıt dağıtım firmaları tarafından
yapılan benzin satışlarının %97,8’i, motorin satışlarının %56’sı ve siyah ürün satışlarının
ise %77’si TÜPRAŞ’a ait rafinerilerden temin edilmiştir. 2005 yılında bu oranların
sırasıyla %76, %65 ve %91 düzeyinde olduğu görülmektedir. Dolayısıyla 2005 yılından
bu yana TÜPRAŞ’ın pazar paylarının dalgalanmalarla birlikte yüksek seviyelerini
koruduğu anlaşılmaktadır.
(24) İlgili pazarlarda oldukça yüksek giriş engelleri bulunmaktadır. Ortalama 5-6 milyon
ton/yıl ham petrol işleme kapasitesine sahip olan bir rafineri kurulması yaklaşık 5 milyar
ABD Doları gibi yüksek bir yatırım maliyeti ve faaliyete başlaması da oldukça uzun bir
zaman gerektirmektedir. Bunun yanısıra batık maliyetlerin yüksekliği de vurgulanmalıdır.
(25) Nitekim TÜPRAŞ’ın özelleştirilmesinin üzerinden geçen yaklaşık 8 yılda yeni bir rafineri
faaliyete geçmediği gibi, hâlihazırda pazara girişe yönelik tek somut adım olan SOCAR
Türkiye Enerji A.Ş. tarafından İzmir Aliağa’da yatırımına başlanan rafinerinin de 2018
yılından önce üretime başlaması beklenmemektedir.
(26) Akaryakıt ürünlerinin toptan satış pazarlarında ithalat ve dağıtıcılar arası ticaret yoluyla
da faaliyette bulunmak mümkün olmakla birlikte, bu kanalların TÜPRAŞ’a etkin bir
alternatif oluşturmadığı anlaşılmaktadır. 2015 yılında tamamlanması planlanan,
14-03/60-24
5/68
tamamlandığında TÜPRAŞ’ın beyaz ürün üretim kapasitesini yaklaşık 3,5 milyon ton
artıracak olan fuel oil dönüşüm ünitesinin faaliyete geçmesiyle birlikte, kısa vadede
TÜPRAŞ’ın pazardaki konumunun daha da güçlenmesi öngörülebilir.
(27) Hakim durum değerlendirmesinde dikkate alınan bir kriter de alıcı gücüdür. Alıcıların
görece büyük, alternatif temin kaynakları hakkında yeterince bilgili ve makul bir sürede
başka bir sağlayıcıya geçme ya da kendi arzlarını yaratma imkânına sahip olmaları
halinde, pazarlık ve böylelikle alıcı gücüne sahip oldukları kabul edilmektedir. Bu
noktada TÜPRAŞ’ın her mali yıl öncesinde dağıtım şirketlerine gönderdiği ve aşağıda
da yer verilecek olan yıllık satışlara ilişkin yazılara değinmek gerekmektedir. Bu
uygulama kapsamında dağıtım şirketlerinin iletecekleri yıllık tahsisat taleplerine
uygulanacak vade, vade farkı, prim ve iskonto gibi hususların TÜPRAŞ tarafından
belirlenerek dağıtım şirketlerine bildirildiği, dağıtım şirketlerinin ise kayda değer bir
pazarlık imkânının olmadığı görülmektedir.
(28) Aşağıda da yer verileceği üzere TÜPRAŞ tarafından arzın öngörülmeyen şekilde
sınırlandırılması durumunda POAŞ gibi Türkiye’nin en büyük dağıtım şirketinin dahi
makul bir süre içinde alternatif temin kaynaklarına ulaşmasının mümkün olmadığı
anlaşılmaktadır.
(29) Bu hususlar çerçevesinde Tüpraş’ın ilgili ürün pazarlarında hakim durumda olduğu
sonucuna ulaşılmaktadır.
I.3.2. TÜPRAŞ’ın Hakim Durumunu Kötüye Kullanıp Kullanmadığına İlişkin
Değerlendirme
(30) Kanun’un 6. maddesine göre "Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde veya
bir bölümünde, bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut
başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması
hukuka aykırı ve yasaktır." Bu başlık altında yukarıda ilgili ürün pazarlarında hakim
durumda olduğu ortaya konulan TÜPRAŞ’ın fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin
uygulamaları yoluyla hakim durumunu kötüye kullanıp kullanmadığı değerlendirilecektir.
I.3.2.1. TÜPRAŞ’ın Fiyatlandırmaya İlişkin Uygulamaları
I.3.2.1.1. Rekabet Hukukunda Aşırı Fiyatlama
(31) Dosya konusu iddialar kapsamında TÜPRAŞ’ın aşırı fiyatlama yoluyla hakim durumunu
kötüye kullandığı iddiası değerlendirilmektedir. Bu çerçevede öncelikle rekabet
hukukunda aşırı fiyatlama kavramı hakkında bilgi verilecektir.
(32) Hakim durumdaki bir teşebbüsün fiyatının sürekli bir biçimde ve önemli ölçüde rekabetçi
fiyatın üzerinde olması hali aşırı fiyatlama olarak kabul edilmektedir. Sömürücü
nitelikteki davranışlar1 içinde yer alan ve tüketici refahında doğrudan bir kayba ve
dağılım etkinsizliğine yol açan aşırı fiyatlama uygulamaları, tüketici refahı odaklı olan
rekabet hukukunun alanlarından birini oluşturmaktadır.
(33) ABD’de genel olarak aşırı fiyatlamaya rekabet hukuku çerçevesinde müdahale
edilmediği, AB rekabet hukuku uygulamasında ise bu ihlal türünün sınırlı sayıda karara
konu olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, genel olarak yüksek giriş engellerinin
olduğu ve uzun dönemde rekabetin sağlanamayacağı durumlarda aşırı fiyatlamaya
müdahale edilebileceği kabul edilmektedir.
1 Kanun’un 6. maddesinde yasaklanan eylemleri genel itibarıyla sömürücü, dışlayıcı ve ayrımcı nitelikteki
eylemler olarak gruplamak mümkündür. Sömürücü eylemler, esas olarak hakim durumdaki teşebbüsün
müşterilerinden aşırı fiyatlama veya benzeri yollarla değer transferini hedef alan eylemlerdir. Dışlayıcı
eylemlerin kapsamına hakim durumdaki teşebbüsün rakiplerini pazar dışına itmeye yönelik eylemleri
girmektedir. Ayrımcılık kapsamındaki eylemler ile ise hâkim durumdaki teşebbüs, ilgili piyasadaki rekabet
koşullarını kendi lehine çevirmeye çalışmaktadır.
14-03/60-24
6/68
(34) Aşırı fiyata ilişkin değerlendirmede ekonomik değer testinin (EDT) esas alındığı, daha
sonra geliştirilen yöntemlerin ise EDT ile çizilen temel çerçeveye dayandığı
görülmektedir.2 İki aşamalı bir test olan EDT’nin ilk aşamasında inceleme konusu
ürün/hizmetin fiyatı ile maliyeti; ikinci aşamada ise fiyat kendi içinde ya da rakip ürün
fiyatları ile karşılaştırılmaktadır. Fiyat-maliyet karşılaştırmasında, ürün maliyetleri ile fiyat
arasındaki fark ve teşebbüsün ne oranda kar elde ettiği tespit edilmekte, maliyetlerin ve
üzerine eklenen makul kar marjının toplamını aşan fiyatların aşırı olduğu kabul
edilmektedir. Ancak maliyetlerin ve makul kar oranının sağlıklı olarak belirlenmesine
ilişkin zorluklar, bu yöntem ile aşırı fiyat tespitinde eksik ve hatalı sonuçlar
doğurabilmektedir. Bu nedenle, aşırı fiyat tespitinde ilk aşamada ulaşılan sonuçların
ikinci aşamada elde edilen bulgularla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.
(35) Testin ikinci aşamasında, ürün fiyatı teşebbüsün hem kendi fiyatı (farklı coğrafi bölgeler,
farklı müşteri grupları ve farklı zaman dilimlerinde uyguladığı fiyatlar) ile hem de rakip
teşebbüs fiyatları ile karşılaştırılmaktadır. Bu kapsamda fiyat düzeylerinin kıyaslanması
esas olmakla birlikte, kar marjlarının kıyaslanması da söz konusu olabilmektedir.
(36) Rekabet Kurulu’nun 03.01.2008 tarih ve 08-01/5-4 sayılı HAVAŞ kararında “ürünün
ekonomik değeriyle kabul edilebilir bir ekonomik bağı bulunmayan aşırı fiyat”ın hakim
durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirileceği tespiti yapılmaktadır. 06.04.2001
tarih ve 01-17/150-39 sayılı BELKO kararında3 ise aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
“Uygulamada Kanun'da öngörülenlerden başka bir takım kötüye kullanma halleri
benimsenebileceğine göre, tekelci fiyatın da bunlardan biri olmaması için bir sebep
bulunmamaktadır. … tekelci fiyat tekelden kaynaklanan sosyal maliyetin temel
sebeplerinden biridir ve eğer anti-tekel hükmüyle izlenen amaç tekelden kaynaklanan
olumsuzlukların bertaraf edilmesi ise, bu uygulamanın yasaklama kapsamında kabul
edilmesi doğal bir netice olarak karşımıza çıkmaktadır. Nitekim anlamı itibarıyla kötüye
kullanma kavramına tekelci fiyatlamadan belki de daha uygun bir örnek davranış biçimi
bulmak güçtür. ... Her ne kadar fiyatlara müdahale mercii olmasa da Rekabet Kurumu,
gerek sömürücü gerekse dışlayıcı sonuçlar doğursun, hakim durumdaki teşebbüslerin
bu tür uygulamaları karşısında önlem alma zorunluluğunda olan yegane Kurum olarak
karşımıza çıkmaktadır.”
(37) Kararda EDT esas alınmış, BELKO’nun fiyatlarının diğer coğrafi pazarlardaki fiyatlardan
%50-60 oranında daha yüksek olduğu tespit edilmiş ve yapılan değerlendirme
sonucunda BELKO’nun aşırı fiyat uygulayarak hakim durumunu kötüye kullandığına
karar verilmiştir. Bu noktada yargı sürecinin tamamlandığını ve söz konusu kararın
Danıştay tarafından onandığını belirtmek gerekmektedir. Danıştay 10. Dairesi’nin
2001/4817 E., 2003/4770 K. sayılı söz konusu kararında, aşırı fiyat uygulamasının
Kanun’un 6. maddesi kapsamında ele alınabileceği belirtilerek, “rekabet koşullarının
bulunmadığı, piyasanın kendi kendini düzeltemediği, aşırı fiyatlandırmanın yeni girişleri
teşvik etmediği, giriş engellerinin bulunduğu, bilgi akışının tam ve homojen olmadığı bir
ekonomide … [aşırı fiyat] gibi istismar edici eylemlere rekabet kuralları aracılığıyla
müdahale edilebileceği” ifade edilmektedir.
(38) Kurul kararlarında aşırı fiyat tespitinde fiyat karşılaştırması ve fiyat-maliyet analizinden
oluşan iki aşamalı bir test benimsendiği; ancak AB yaklaşımından farklı olarak fiyat
2 Alternatif yaklaşımlar arasında aşırı karlılık yaklaşımı, kanıtların sayıca fazlalığı yaklaşımı, giriş sonrası
fiyat düşüşleri yaklaşımı ve yapısal yaklaşım bulunmaktadır.
3 Ankara ilinde kömür ithalatı ve satışı hakkını münhasıran elinde bulunduran bir belediye teşebbüsü olan
BELKO’nun Ankara ısınma amaçlı kömür pazarındaki hakim durumunu aşırı fiyat uygulayarak kötüye
kullanıp kullanmadığı incelenmiştir.
14-03/60-24
7/68
karşılaştırmasına öncelik verildiği ve fiyat-maliyet analizine maliyetlerin kesin olarak
hesaplanabildiği durumlarda yer verildiği görülmektedir.4
(39) BOTAŞ-EGO-İZGAZ-İGDAŞ kararında5 aşırı fiyatlama davranışlarına müdahale
edebilmek için teşebbüslerin fiyat serbestine sahip olması gerektiği ve doğal gaz satış
fiyatlarının alt ve üst limitlerinin ilgili bakanlık tarafından belirlenmesi nedeniyle
teşebbüslerin fiyat serbestisine sahip olmadıkları belirtilerek, aşırı fiyatlamanın
bulunmadığına karar verilmiştir.
(40) Düzenlemeye tabi bir pazarın incelendiği ASKİ-2 kararında6 fiyatların aşırı olabileceği
değerlendirmesi yapılarak, fiyatlandırma mekanizmasının aşırı fiyat düzeylerinin önüne
geçecek ve tüketicilerin faydasına olacak şekilde ilgili ve yetkili kuruluşlarca yeniden
tanzim edilmesi gerektiği yönünde görüş gönderilmesine karar verilmiştir.
(41) İzmir Jeotermal kararında7 ise düzenlemeye tabi olmayan inceleme konusu pazarda
aşırı fiyatlama riskinin bulunduğu ve bu riskin sektörel düzenlemeler yapılarak bertaraf
edilebileceği belirtilerek, rekabet savunuculuğu kapsamında ilgili kuruluşlara görüş
gönderilmesine karar verilmiştir.
I.3.2.1.2. TÜPRAŞ’ın Uyguladığı Fiyatlandırma Modeli ve TÜPRAŞ - Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulu (EDPK) Arasındaki Yazışmalar
(42) 01.01.2005 tarihinden önce rafineri satış fiyatları (RSF), Bakanlar Kurulu’nun 98/10745
sayılı “Ham Petrol ve Petrol Ürünlerinin Alım, Satım, Fiyatlandırma Esasları ile Akaryakıt
Fiyat İstikrar Fonu'nun İşleyişi Hakkında Kararı”8 uyarınca Otomatik Fiyatlandırma
Mekanizması (OFM) olarak bilinen yöntemle belirlenmekte idi.9 OFM genel olarak
uluslararası fiyatlarla uyumlu bir fiyatlandırma sistemi ortaya çıkarmış olmakla birlikte,
son 5 günlük fiyatların aritmetik ortalamasının esas alınması nedeniyle çok kısa dönemli
fiyat değişimlerinin piyasaya yansıtılması noktasında yetersiz kalmıştır.10
(43) OFM, 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu11 ile terk
edilmiş ve akaryakıt fiyatları esas olarak yine uluslararası fiyatlar referans alınarak tespit
edilmeye başlanmıştır. Anılan Kanun’un “Fiyat Oluşumu” başlıklı 10. maddesinde,
rafinerici ve dağıtıcı lisansı kapsamında yapılan piyasa faaliyetlerine ilişkin fiyatların, en
yakın erişilebilir dünya serbest piyasa fiyat oluşumu dikkate alınarak, lisans sahipleri
tarafından hazırlanan tavan fiyatlar olarak EPDK’ya bildirileceği öngörülmektedir.
Bununla birlikte, Petrol Piyasası Fiyatlandırma Sistemi Yönetmeliği’nin “Bildirime Tabi
Tarife Değişiklikleri” başlıklı 10. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendine göre, rekabeti
kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğurabilecek hükümlerin bulunması veya
depolama tarifesinin tip tarifeye uygun olmaması halinde, tarife değişikliği bildirimlerinin
iade edilmesi mümkündür.
4 30.04.2002 tarih ve 02-26/262-102 sayılı TEDAŞ kararı, 26.05.2006 tarih ve 06-36/462-124 sayılı MTS
kararı, 01.03.2007 tarih ve 07-18/164-54 sayılı Biletix kararı
5 08.03.2002 tarih ve 02-13/127-54 sayılı karar
6 20.12.2006 tarih ve 06-92/1176-354 sayılı karar
7 15.07.2009 tarih ve 09-33/739-176 sayılı karar
8 14.03.1998 tarih, 23286 sayılı Resmi Gazete
9 Platts CIF İtalya motorin ve benzin fiyatları ortalamasının işlem tarihindeki döviz kuru ile Türk Lirası’na
çevrilmiş değeri (ithal parite fiyatı) referans fiyat olarak alınmış ve bu referans fiyat 1,03 katsayısıyla
çarpılarak, her bir ürün için RSF’ler belirlenmiştir. RSF tespitinde kullanılan son referans fiyat ile sonraki
günlerde oluşan referans fiyatın 5 günlük hareketli ortalaması arasındaki farkın ±%3’den fazla olması
halinde RSF’ler değiştirilmiştir.
10 Rekabet Kurulu’nun 24.07.2008 tarihli ve 08-47/653-250 sayılı kararında, OFM’nin asıl olumsuz
yönünün kısa dönemli fiyat hareketlerini yansıtmadaki yetersizliğinden ziyade sistemin özünde bulunan
“fiyat regülasyonu” olgusu olduğu değerlendirmesi yapılmıştır.
11 20.12.2003 tarih, 25322 sayılı Resmi Gazete.
14-03/60-24
8/68
(44) OFM'nin yürürlükten kalktığı 01.01.2005 tarihinden 2006 yılı sonuna kadar RSF’lerin
belirlenmesinde OFM prensipleri benzer şekilde uygulanmaya devam edilmiştir.
TÜPRAŞ bu dönemde, 26.01.2006 tarihinde özelleştirilmiştir. 28.08.2006 tarihinde
EPDK tarafından TÜPRAŞ’a bir yazı gönderilerek, TÜPRAŞ’ın tarifelerinin büyük ölçüde
mülga 98/10745 sayılı Bakanlar Kurulu kararında yer alan usul ve esaslar çerçevesinde
oluşturulmasına devam edildiğinin gözlendiği, tarife dosyasının tüm mal ve hizmet
fiyatlarının oluşumunu kapsamadığı ve güncellenmediğinin anlaşıldığı, bu nedenle yeni
bir tarife hazırlanması, tavan fiyatların bu tarifeye göre belirlenmesi ve yeni tarifenin de
31.12.2006 tarihine kadar hazırlanarak EPDK’ya gönderilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
(45) TÜPRAŞ 22.12.2006 tarihli yazısı ile 01.01.2007 tarihinden itibaren geçerli olan tavan
fiyat hesaplamaları ve tarifelerini12 EPDK’ya göndermiştir. EPDK’nın 28.12.2006 tarihli
yazısında ise söz konusu tarifeye ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve TÜPRAŞ’ın yeni
bir tarife hazırlaması istenmiş; yeni tarife hazırlanıncaya kadar 22.12.2006 tarihinde
bildirilmiş olan tarifeye uyulması gerektiği belirtilmiştir.
(46) Bu kapsamda EPDK ile TÜPRAŞ arasında yapılan yazışmalarda TÜPRAŞ tarafından
hazırlanan yeni tarifelerin EPDK’ya gönderildiği ancak EPDK’nın sunulan tarifeleri
uygun bulmayarak iade ettiği ve bu durumun 17.02.2009 tarihli “TÜPRAŞ Akaryakıt
Tavan Fiyat Tarifesi”nin oluşumuna kadar devam ettiği görülmektedir.
(47) Söz konusu süreçte, TÜPRAŞ’ın 30.10.2008 tarihinde sunmuş olduğu akaryakıt tavan
fiyat metodolojisine cevaben EPDK tarafından gönderilen 06.11.2008 tarihli yazıda,
“… 2) Günümüzde yaklaşık %3 düzeyinde olan azami fark uygulaması yerine
getirilmek istenen ‘prim tutarı’nın mevcut tarifenize göre şirketiniz yararına tek
taraflı önemli değişiklik niteliğinde bulunduğu, tarife oluşturulmasına ilişkin ilkelere
uygun olmadığı ve petrol piyasasında faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma
veya kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi doğurabilecek nitelikte olduğu
değerlendirmesiyle, tarife değişikliği bildiriminizin Petrol Piyasası Fiyatlandırma
Sistemi Yönetmeliğinin 10. maddesi gereği iadesi uygun görülmüştür…”
ifadeleri yer almaktadır. Bununla birlikte EPDK tarafından aynı tarihte gönderilen bir
başka yazıda ise,
“Akaryakıt Toptan Fiyat Değişikliği Bildirimi yükümlülüğünüz kapsamına
24/10/2008 ile 05/11/2008 tarihleri arasında Kurumumuza bildirmiş olduğunuz
akaryakıt toptan fiyatlarınızın, ilgi (a) da kayıtlı yazımız [22/12/2006 tarihli ve
31845 sayılı TÜPRAŞ yazısı] ekinde gönderilen tarifenize uygun olarak oluşup
oluşmadığının teyidine ihtiyaç duyulmuştur.
Konunun tetkiki ile fiyatlarınızın ilgi (b) [28/12/2006 tarihli ve 35811 sayılı EPDK
yazısı] ila ilgi (d) [05/12/2007 tarihli ve 27998 sayılı EPDK yazısı] de kayıtlı
talimatlar hilafına farklı oluşmuş olması halinde, 12/11/2008 tarihine kadar oluşum
sebebinin açıklanması gerekmektedir.”
ifadelerinin yer aldığı görülmektedir.
(48) TÜPRAŞ’ın söz konusu yazılara ilişkin olarak EPDK’ya gönderdiği 11.11.2008 tarihli
yazıda;
“… Şirketimiz ise 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu, Petrol Piyasası Lisans
Yönetmeliği ve Petrol Piyasası Tarifeler Yönetmeliğinde belirtilen fiyat listesi
bildirimi ötesinde bir yükümlülüğü olmadığını düşünmekle beraber, ısrarlı
12 Söz konusu tarife uyarınca en fazla son 5 iş gününe ait “parite fiyat” ortalamasının yürürlükteki vergi
öncesi satış fiyatının belirlenmesine esas olan parite fiyatından ±%3’den daha fazla fark göstermesi
durumunda ertesi gün geçerli olmak üzere tavan fiyat değişikliği yapılmakta ve yeni tavan fiyat olarak
parite fiyatın %3 fazlası uygulanmaktadır.
14-03/60-24
9/68
talepleriniz nedeniyle tavan fiyat tarifemiz 10 Ağustos 2007 tarihinde son şekli ile
Kurumunuza bildirilmiştir. Mevzuat gereğince Rafinerici Lisansı sahipleri bildirime
tabi tavan fiyat tarife esasına tabi olduğu için de bu tavan fiyat tarife bildirimimizin
esas alınması gerektiği hususu yasal bir zorunluluktur.
… Tüm bu nedenlerle Petrol Piyasası Fiyatlandırma Sistemi Yönetmeliği'nin
Şirketimize yüklediği yasal sorumluluk çerçevesinde gönderdiğimiz 30.10.2008
tarih ve 22118 sayılı ve 6.11.2008 tarih ve 22613 sayılı yazılarımız ekinde verilen
dört rafinerimize ait Tarifeler çerçevesinde tavan fiyat belirlenmesine devam
edilmektedir.
… Yukarıdaki açıklamalarımız çerçevesinde ilgi (13)'de [06.11.2008 tarih ve 31607
sayılı EPDK yazısı] kayıtlı yazınızla sorulan tarih aralığına ilişkin fiyatlarımız 10
Ağustos 2007 tarihinde bildirilen tavan fiyat tarife bildirimi ve buna bağlı olarak
yapılan 30 Ekim 2008 tarihli değişiklik esas alınarak belirlenmiştir.”
ifadeleri yer almaktadır.
(49) 13.11.2008 tarihinde EPDK tarafından cevaben gönderilen yazıda bu tarife değişikliği
talebinin reddedildiği belirtilerek, hazırlanacak yeni tarife değişikliği bildirimine kadar
22.12.2006 tarihli yazıda TÜPRAŞ tarafından gönderilen ve uygulanması hususunun
EPDK’nın 28.12.2006, 24.07.2007, 05.12.2007 tarihli yazılarında tekraren belirtildiği
tarifenin dört rafineri için uygulanmasının sürdürülmesi gerektiği ifade edilmektedir.
(50) Ayrıca EPDK’nın 25.11.2008 tarihli yazısında, (06.11.2008 tarihli EPDK yazısına konu
olan) TÜPRAŞ’ın 24.10.2008 - 05.11.2008 tarihleri arasındaki tarifesinin teyidinin
yapılmamış olması nedeniyle konuya ilişkin işlem başlatıldığı belirtilmektedir.
(51) TÜPRAŞ’ın 12.12.2008 tarihinde gönderdiği yazıda ise,
“Kanunun özüne uygun olmayan ve bu nedenle de iptal davası açılmış olan, Petrol
Piyasası Fiyatlandırma Sistemi Yönetmeliği yürürlükte olduğu sürece geçerli bir
düzenleme olduğu için Yönetmeliğin çizdiği çerçeve kapsamında Kurumunuza
Tavan Fiyat Tarifesi bildirilmeye devam edilecektir. Bu nedenle Yönetmeliğin
tanımladığı çerçevede Kurumunuzun da görüşleri alınarak hazırlanacak olan
Tarifeler için süreye ihtiyaç duyulmaktadır.”
ifadelerine yer verilmektedir. TÜPRAŞ tarafından 17.02.2009 tarihinde yeni bir tarife
sunulmuş ve bu tarife EPDK tarafından kabul edilmiştir.
(52) Yukarıda özetlenen yazışmalardan TÜPRAŞ RSF’lerinin 2008 yılının son çeyreğinde,
ilgili dönemde geçerli olan tarifeye uygun bir şekilde belirlenmediği anlaşılmaktadır.
(53) Dosya kapsamında EPDK’nın 25.11.2008 tarihli yazısında yer alan “konuya ilişkin
işlemlerin başlatıldığı" yönündeki ifadelere ilişkin olarak EPDK’dan bilgi talep edilmiştir.
EPDK tarafından cevaben gönderilen yazıda, TÜPRAŞ’ın EPDK tarafından uygun
bulunan bir metodoloji sunması nedeniyle hakkında başlatılan işlemlerin
sonuçlandırılmadığı ifade edilmektedir.
(54) Halihazırda geçerli olan tarife ise TÜPRAŞ tarafından EPDK’ya 27.12.2012 tarihinde
gönderilmiştir. Söz konusu “Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesi”nin “Akaryakıt Tavan Fiyat
Metodolojisi” bölümünde, TÜPRAŞ’ın akaryakıt ürünlerinin tavan fiyatlarını tespit
ederken uyacağı usul ve esaslar belirtilmektedir. Buna göre fiyatlar,
“MADDE 10: Akdeniz piyasası fiyatları "Referans Fiyat" olarak alınacaktır. Bu fiyatlar
FOB Med (Italy) veya ClF Med (Genova/Lavera) başlığı altında yayınlanan günlük
fiyatlar olup referans fiyatın belirlenmesinde üst ve alt limitlerinin ortalaması alınır.
Kursunsuz Benzin türlerinin fiyatı için: Premium Unl 10 ppm ClF Med fiyatı alınır.
Gazyağı ve Jet yakıtı fiyatı için: Jet ClF Med fiyatı alınır.
14-03/60-24
10/68
Motorin fiyatı için: 10 ppm ULSD ClF Med fiyatı alınır.
Kırsal Motorin fiyatı için: Gasoil 0.1 % ClF Med fiyatı alınır.
Fuel Oil fiyatı için: Fuel Oil 1.0 % ClF Med fiyatı alınır.
… Fiyat değişikliğinin takibinde Usd biriminden ‘Referans fiyat’ ile kur çarpılarak TL
biriminden ‘Referans Fiyat’ oluşturulur. En fazla son (…..)TL biriminden ‘Referans Fiyat’
ortalamasının, yürürlükteki tavan fiyatın belirlenmesine esas olan referans fiyattan artı
ya da eksi yönde en fazla %(…..)'e kadar (kurşunsuz benzin türleri ve motorin için en
fazla %(…..)'e kadar) fark göstermesi durumunda yeni tavan fiyat belirlenir.
Yeni tavan fiyat belirlenmesinde, fiyat değişikliğinin yapılacağı günden (bu gün dahil)
geriye doğru en fazla son (…..) günlük ortalama TL biriminden referans fiyata en fazla
%(…..) (kurşunsuz benzin türleri ve motorin için en fazla %(…..)) ilave edilir.”
hükmü çerçevesinde belirlenmektedir.
(55) Bu noktada referans fiyat olarak belirlenen Platts İtalya CIF Med fiyatlarından söz etmek
gerekmektedir. Platts dünya çapında fiyat belirleme yetkisi olan ve dünyadaki fiziki
petrol ticaretinin büyük bir kısmında referans fiyat olarak fiyatları kullanılan bir şirkettir.
Bu şirketin günlük raporlarında her petrol ürünü ve her referans liman için fiyat
verilmektedir. Fiyatların belirlenmesinde ise piyasalarda gerçekleşen ticari işlemlere
konu olan fiyat teklifleri dikkate alınmaktadır.
(56) CIF (cost- insurance- freight) fiyatlar, maliyet, sigorta ve navlun giderlerini
kapsamaktadır. Diğer bir deyişle söz konusu satışlarda fiyat, malın alıcının (ithalatçı)
limanına ulaştığı andaki fiyatıdır; o noktaya kadar yapılan tüm giderler satıcıya
(ihracatçı) aittir. Bunun tersi ise FOB (free on board) fiyatlarıdır. FOB fiyatları, satıcı
tarafından malın gemiye yüklendiği durumdaki fiyatları esas alır ve malın alıcıya
ulaştırılmasına kadar yapılacak navlun ve sigorta giderlerini kapsamaz. CIF ile FOB
fiyatlar arasındaki farkı bu navlun ve sigorta giderleri oluşturmaktadır.
(57) TÜPRAŞ RSF’lerinin referans olarak alınan CIF fiyatlarına belirli bir oran eklenerek
belirlendiği dikkate alındığında, maliyetlerin yanı sıra navlun ve sigorta giderleri de belirli
bir oranla ürün fiyatlarına yansıtılmış olmaktadır. Dolayısıyla halihazırda geçerli olan
“Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesi”, Türkiye’deki fiyatların dünya serbest piyasa fiyatlarının
üzerinde oluşmasına neden olmaktadır.
(58) Bu noktada, TÜPRAŞ RSF’lerinin 2008-2012 yılları arasında yürürlükteki tarifelere
uygun olarak belirlenip belirlenmediğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Aşağıdaki
grafiklerde TÜPRAŞ tarafından uygulanan kurşunsuz benzin ve motorin RSF’leri ile aynı
ürünlerin Platts İtalya CIF Med fiyatları (CIF) karşılaştırılmaktadır.
14-03/60-24
11/68
Grafik 1: 2008-2012 yılları Kurşunsuz Benzin (95 Oktan) Fiyatları (TL/ton)
Grafik 2: 2008 yılı Kurşunsuz Benzin (95 Oktan) Fiyatları (TL/ton)
14-03/60-24
12/68
Grafik 3: 2009 yılı Kurşunsuz Benzin (95 Oktan) Fiyatları (TL/ton)
Grafik 4: 2010 yılı Kurşunsuz Benzin (95 Oktan) Fiyatları (TL/ton)
14-03/60-24
13/68
Grafik 5: 2011 yılı Kurşunsuz Benzin (95 Oktan) Fiyatları (TL/ton)
Grafik 6: 2012 yılı Kurşunsuz Benzin (95 Oktan) Fiyatları (TL/ton)
14-03/60-24
14/68
Grafik 7: 2008-2012 yılları Motorin Fiyatları (TL/ton)
Grafik 8: 2008 yılı Motorin Fiyatları (TL/ton)
14-03/60-24
15/68
Grafik 9: 2009 yılı Motorin Fiyatları (TL/ton)
Grafik 10: 2010 yılı Motorin Fiyatları (TL/ton)
14-03/60-24
16/68
Grafik 11: 2011 yılı Motorin Fiyatları (TL/ton)
Grafik 12: 2012 yılı Motorin Fiyatları (TL/ton)
(59) Dosya kapsamında EPDK’dan 2005-2012 yılları arasında TÜPRAŞ RSF’lerinin
EPDK’ya bildirilen “Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesi”nde yer alan düzenlemelere uygun
şekilde gerçekleşip gerçekleşmediği hususuna ilişkin olarak bilgi talep edilmiştir. EPDK
tarafından gönderilen cevabi yazıda TÜPRAŞ'ın yürürlükteki tarife metodolojisine aykırı
herhangi bir faaliyetinin tespit edilmediği, aykırı bir faaliyet söz konusu olursa 5015
sayılı Petrol Piyasası Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca ve Petrol Piyasası
14-03/60-24
17/68
Fiyatlandırma Sistemi Yönetmeliği kapsamında gerekli işlemlerin yapılabileceği ifade
edilmektedir.
(60) Bununla birlikte dosya kapsamında yapılan incelemede 11.10.2008- 01.01.2009 tarihleri
arasında TÜPRAŞ’ın hem kurşunsuz benzin, hem de motorin RSF’lerinin yürürlükte
olan tarifeye aykırı şekilde belirlendiği tespit edilmiştir. Söz konusu döneme ilişkin RSF
oluşumunu gösteren tablolar aşağıda yer almaktadır.
Tablo 1: 11.10.2008-01.01.2009 Tarihleri Arasında TÜPRAŞ Benzin RSF Oluşumu
Kotasyon
Günü
Takvim
Günü
CIF Fiyat
(ABD
Doları/Ton)
Dolar Kuru
İthal Parite
Fiyatı - CIF
Fiyatı (TL/Ton)
Parite
Fiyat
Ortalama
Fiyat
Değişim
Oranı13 (%)
TÜPRAŞ
RSF
(TL/Ton)
11.10.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
10.10.2008 13.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
13.10.2008 14.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
14.10.2008 15.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
16.10.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
15.10.2008 16.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
16.10.2008 17.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
17.10.2008 20.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
21.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..)% (…..)
20.10.2008 21.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
21.10.2008 22.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
22.10.2008 23.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
24.10.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
23.10.2008 24.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
24.10.2008 27.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
27.10.2008 28.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
29.10.2008 30.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
30.10.2008 31.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
31.10.2008 03.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
03.11.2008 04.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
04.11.2008 05.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
05.11.2008 06.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
06.11.2008 07.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
07.11.2008 10.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
11.11.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
10.11.2008 11.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
11.11.2008 12.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
12.11.2008 13.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
14.11.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
13.11.2008 14.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
14.11.2008 17.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
17.11.2008 18.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
18.11.2008 19.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
20.11.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
19.11.2008 20.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
20.11.2008 21.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
21.11.2008 24.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
24.11.2008 25.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
26.11.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
25.11.2008 26.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
26.11.2008 27.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
27.11.2008 28.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
28.11.2008 01.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
01.12.2008 02.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
13 Fiyat değişim oranı, en fazla son 5 iş gününde gerçekleşen TL biriminden "Referans Fiyat" (ithal parite
fiyatı – CIF) ortalamasının, yürürlükteki tavan fiyatın belirlenmesine esas olan referans fiyat ile arasında
oluşan farkı göstermektedir.
14-03/60-24
18/68
02.12.2008 03.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
03.12.2008 04.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
05.12.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
04.12.2008 05.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
11.12.2008 12.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
12.12.2008 15.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
15.12.2008 16.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
16.12.2008 17.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
17.12.2008 18.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
18.12.2008 19.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
19.12.2008 22.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
23.12.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
22.12.2008 23.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
23.12.2008 24.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
24.12.2008 25.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
29.12.2008 30.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
30.12.2008 31.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
01.01.2009 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
31.12.2008 02.01.2009 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
Kaynak: TÜPRAŞ
Tablo 2: 11.10.2008-01.01.2009 Tarihleri Arasında TÜPRAŞ Motorin RSF Oluşumu
Kotasyon
Günü
Takvim
Günü
CIF Fiyat
(ABD
Doları/Ton)
Dolar
Kuru
İthal Parite
Fiyatı - CIF
Fiyatı (TL/Ton)
Parite
Fiyat
Ortalama
Fiyat
Değişim
Oranı (%)
TÜPRAŞ
RSF
(TL/Ton)
11.10.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
10.10.2008 13.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
13.10.2008 14.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
14.10.2008 15.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
16.10.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
15.10.2008 16.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
16.10.2008 17.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
17.10.2008 20.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
20.10.2008 21.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
21.10.2008 22.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
22.10.2008 23.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
24.10.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
23.10.2008 24.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
24.10.2008 27.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
27.10.2008 28.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
29.10.2008 30.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
30.10.2008 31.10.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
31.10.2008 03.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
03.11.2008 04.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
04.11.2008 05.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
05.11.2008 06.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
06.11.2008 07.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
07.11.2008 10.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
11.11.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
10.11.2008 11.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
11.11.2008 12.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
12.11.2008 13.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
13.11.2008 14.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
14.11.2008 17.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
17.11.2008 18.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
18.11.2008 19.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
20.11.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
19.11.2008 20.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
20.11.2008 21.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
21.11.2008 24.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
24.11.2008 25.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
14-03/60-24
19/68
26.11.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
25.11.2008 26.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
26.11.2008 27.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
27.11.2008 28.11.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
28.11.2008 01.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
01.12.2008 02.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
03.12.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
02.12.2008 03.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
03.12.2008 04.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
04.12.2008 05.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
11.12.2008 12.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
12.12.2008 15.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
16.12.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
15.12.2008 16.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
16.12.2008 17.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
17.12.2008 18.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
18.12.2008 19.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
19.12.2008 22.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
23.12.2008 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
22.12.2008 23.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
23.12.2008 24.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
24.12.2008 25.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
29.12.2008 30.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
30.12.2008 31.12.2008 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
01.01.2009 (…..) (…..) (…..) %(…..) (…..)
31.12.2008 02.01.2009 (…..) (…..) (…..) (…..) (…..)
Kaynak: TÜPRAŞ
(61) Tablolardaki bilgiler çerçevesinde 11.10.2008- 01.01.2009 tarihleri arasında, fiyat
değişim oranları söz konusu dönemde geçerli olan ve TÜPRAŞ tarafından 22.12.2006
tarihinde bildirilen “Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesi”nde yer alan ±%3’lük oranı aşmış
olmasına rağmen TÜPRAŞ RSF’lerinin değiştirilmediği anlaşılmaktadır.
(62) Bu hususa ilişkin olarak EPDK tarafından TÜPRAŞ’a 06.11.2008 tarihinde bir yazı
gönderilmiştir. Yukarıda da yer verildiği üzere 25.11.2008 tarihli yazıda konuya ilişkin
işlemlerin başlatıldığı ifade edilmiş olmasına karşın, EPDK tarafından TÜPRAŞ’a
herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır.
(63) Sonuç olarak 11.10.2008- 01.01.2009 tarihleri arasındaki yaklaşık 3 aylık dönemde
TÜPRAŞ tarafından uygulanan kurşunsuz benzin ve motorin RSF’lerinin EPDK
tarafından uygun bulunan 22.12.2006 tarihli “Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesi”ne göre
belirlenmediği görülmektedir.
(64) Bu noktada TÜPRAŞ RSF’lerinin Kanun kapsamında aşırı fiyat niteliği taşıyıp
taşımadığı değerlendirilmelidir.
I.3.2.1.3. TÜPRAŞ RSF’lerinin Aşırı Fiyat Niteliği Taşıyıp Taşımadığına İlişkin
Değerlendirme
(65) Yukarıda da belirtildiği gibi Rekabet Kurulu kararlarında aşırı fiyat tespitinde fiyat
karşılaştırması ve fiyat-maliyet analizinden oluşan iki aşamalı bir test uygulanmakta ve
AB yaklaşımından farklı olarak fiyat karşılaştırmasına öncelik verilmektedir.
(66) Bu çerçevede öncelikle TÜPRAŞ tarafından uygulanan RSF’ler, en yakın erişilebilir
dünya serbest piyasa fiyat oluşumu olarak kabul edilen Platts İtalya CIF Med fiyatları ile
ve ayrıca TÜPRAŞ’ın ihracat fiyatları ile karşılaştırılacaktır. Daha sonra fiyat-maliyet
karşılaştırması yapılacak ancak aşağıda açıklanacağı üzere maliyet hesaplamasının
sağlıklı bir veri sunmaması nedeniyle bu hususta kesin bir değerlendirme yapılmayarak,
dosya konusu bakımından dikkat çekici olan hususlar vurgulanacaktır.
14-03/60-24
20/68
(67) TÜPRAŞ’ın Türkiye rafinaj pazarında tek oyuncu olması, farklı coğrafi pazarlarda
faaliyet gösteren rakip teşebbüslerin ise ham petrol temin kaynaklarının, lojistik
koşullarının, tabi oldukları yasal düzenlemelerin farklı olması gibi nedenlerle sağlıklı
sonuç vermeyeceği kanaatine ulaşılması nedeniyle rakipler/pazarlar arasında fiyat
karşılaştırması veya coğrafi fiyat karşılaştırması yapılmamıştır.
I.3.2.1.3.1. TÜPRAŞ Fiyatları İle Platts İtalya CIF Med Fiyatlarının Karşılaştırılması
(68) TÜPRAŞ’ın 2008-2012 yıllarında kurşunsuz benzin ve motorin RSF’leri ile aynı
dönemde Platts İtalya CIF Med ortalama fiyatları karşılaştırıldığında; kurşunsuz benzin
ortalama RSF’lerinin Platts İtalya fiyatlarının yıllar itibariyle sırasıyla %4,98; %5,07;
%3,67; %1,50 ve %1,77 oranında; motorin ortalama RSF’lerinin ise Platts İtalya
fiyatlarının sırasıyla %5,32; %5,80; %3,17; %0,44 ve %1,76 oranında üzerinde olduğu
görülmektedir.
(69) Bununla birlikte TÜPRAŞ RSF’leri ile Platts İtalya CIF Med fiyatları günlük bazda
karşılaştırıldığında, fiyat farklılıkların bazı tarihlerde ciddi oranlara ulaştığı; aradaki farkın
kurşunsuz benzinde (-)%15 ile (+)%40; motorinde ise (-)%10 ile (+)%26 oranında
olduğu görülmektedir. Özellikle 11.10.2008- 01.01.2009 tarihleri arasındaki dönemde
TÜPRAŞ RSF’leri, Platts İtalya CIF Med fiyatlarının önemli ölçüde üzerinde seyretmiştir.
(70) Aşağıdaki grafiklerde 11.10.2008 - 01.01.2009 tarihleri arasında gerçekleşen TÜPRAŞ
RSF’leri ile Platts İtalya CIF Med fiyatlarına yer verilmektedir.
Grafik 13: 11.10.2008-01.01.2009 Tarihleri Arasında Kurşunsuz Benzin Fiyat Karşılaştırması (TL/ton)
14-03/60-24
21/68
Grafik 14: 11.10.2008-01.01.2009 Tarihleri Arasında Motorin Fiyat Karşılaştırması (TL/ton)
(71) Bu karşılaştırma çerçevesinde, TÜPRAŞ RSF’lerine ilişkin olarak 2008-2012 yıllarının
tamamını kapsayacak şekilde bir aşırı fiyatlama tespiti yapmak mümkün olmamakla
birlikte, özellikle 2008 yılının son üç ayında RSF’lerin Platts İtalya CIF Med fiyatlarının
önemli ölçüde üzerinde olduğu görülmektedir. 11.10.2008 - 01.01.2009 tarihleri
arasında ortalama RSF, ortalama Platts İtalya CIF Med fiyatlarından benzinde %14,5 ve
motorinde %15 oranında daha yüksek gerçekleşmiştir.
(72) Bu noktada yıllık bazda yapılan karşılaştırmada en yüksek %5 civarında olan farkın
11.10.2008 - 01.01.2009 tarihleri arasında yaklaşık 3 katına çıktığı vurgulanmalıdır.
I.3.2.1.3.2. TÜPRAŞ’ın Yurt İçi RSF’leri İle İhracat Fiyatlarının Karşılaştırılması
(73) TÜPRAŞ yurt içi RSF’leri ile ihracat fiyatlarının aylık ortalamalarına bakıldığında,
kurşunsuz benzin RSF’lerinin her zaman ihracat fiyatlarının üzerinde gerçekleştiği;
2008’in son üç ayında ise aradaki farkın %20-30 oranına kadar çıktığı görülmektedir.
Aynı karşılaştırma motorin için yapıldığında ise bazı dönemlerde ihracat fiyatları yurt içi
RSF’lerin altına düşmekle birlikte, yine 2008’in son üç ayında RSF’lerin ihracat
fiyatlarından yaklaşık %20 daha yüksek olduğu görülmektedir.
14-03/60-24
22/68
Grafik 15: Aylık Ortalama RSF ile İhracat Fiyatları Karşılaştırması (Kurşunsuz Benzin, TL/ton)
Grafik 16: Aylık Ortalama RSF ile İhracat Fiyatları Karşılaştırması (Motorin, TL/ton)
(74) Bu veriler çerçevesinde Ekim 2008 - Ocak 2009 döneminde TÜPRAŞ’ın yurt içine ve
yurt dışına yaptığı satışlarda uyguladığı ortalama fiyatlar arasındaki farklılıklar dikkat
çekicidir. Bu husus, yukarıda yer verilen aynı dönemde oluşan RSF’lerin Platts İtalya
CIF Med fiyatlarının önemli ölçüde üzerinde gerçekleştiği tespitini desteklemektedir.
14-03/60-24
23/68
I.3.2.1.3.3. TÜPRAŞ’ın RSF’leri ile Maliyetlerinin Karşılaştırılması
(75) Aşırı fiyat tespitine ilişkin değerlendirmede fiyat kıyaslamalarının yanısıra fiyat-maliyet
analizleri yapılmaktadır. Ancak rafineri üretim teknolojilerinin ve sektörün özellikleri
nedeniyle ürün bazında sağlıklı bir maliyet hesaplamasının mümkün olmaması bu
hususta bir analiz yapılmasının önünde engel oluşturmaktadır. Dosya mevcudu bilgilere
göre; TÜPRAŞ’ın ürün maliyetleri sadece muhasebe ve vergi amaçlı hesaplanmakta
olup, gerçek maliyetleri yansıtmamaktadır. Ayrıca TÜPRAŞ yetkilileri tarafından ürün
fiyatlarının maliyetlerinden bağımsız olarak uluslararası piyasada belirlendiği ve
maliyetlerin fiyatlandırmaya herhangi bir etkisinin bulunmadığı, bu nedenle ürünlerin
gerçek kar/zarar durumunun tespit edilemeyeceği, rafinaj sektöründe bütün olarak
rafineri karlılığının dikkate alındığı, buna bağlı olarak üretim/satış optimizasyonuna
gidildiği ifade edilmiştir.
(76) Rafineri endüstrisinde tek bir girdiden (ham petrol) birden çok ürün üretilmekte, istenilen
ürünün üretilmesi, istenmeyen ürünün ise hiç üretilmemesi imkanı bulunmamakta,
üretim ancak kullanılan ham petrolün evsafına ve rafineri konfigürasyonuna göre belli
yüzdelerle farklılaştırılabilmektedir. Dolayısıyla birden fazla ürün üretilmesinin zorunlu
olduğu rafinaj sektöründe maliyet ve karlılık analizleri ürün bazında değil, toplu olarak
yapılmaktadır. Bunun yanısıra yüksek kurulum ve işletim maliyetleri de ürün
maliyetlerine sağlıklı bir şekilde yansıtılamadığı için TÜPRAŞ, toplam üretim maliyetini
satış fiyatlarını baz alarak ürünlere dağıtmaktadır.
(77) Bu çerçevede maliyet analizi aşırı fiyat değerlendirmesi kapsamında güvenilir bir veri
kaynağı oluşturmamaktadır. Bununla birlikte yukarıda yer verilen tespitlere paralel
olarak, TÜPRAŞ’ın 2008 yılının son üç ayında oluşan benzin ve motorin kar marjı
oranlarının inceleme dönemi olan 2008-2012 yıllarının geri kalan dönemine göre daha
yüksek gerçekleşmiş olması nedeniyle buna ilişkin grafiklere de yer verilecektir.
(78) Aşağıdaki grafiklerde hesaplanan üretim maliyetleri ve satılan mal maliyetlerinin14
(SMM) RSF’leri karşılaştırmalı olarak yer almaktadır. Grafiklerde ürün bazında
SMM’lere göre elde edilen kar marjları da gösterilmektedir. 2008-2012 yılları arasında
ortalama benzin kar marjı %11,96, motorin kar marjı ise %9,75 olarak gerçekleşmiştir.
Grafik 17: (…..)
14 TÜPRAŞ, imalat maliyetlerinin hesaplanmasında üretim maliyetleri, direkt işçilikler ve imalat
giderlerinden oluşan toplam maliyetlerini üretilen ürün ve ara ürünlere yansıtmaktadır. İlk olarak ay sonu
son fiyat listesindeki rafineri çıkış fiyatı ve ara ürün fiyatları, aylık üretim miktarları ile çarpılarak, fiili üretim
maliyetlerinin dağıtımında kullanılmak üzere ürün bazında “parite maliyetleri” hesaplanmakta, daha sonra
hesaplanan toplam maliyetler “parite maliyetleri” ağırlığında ürünlere dağıtılmaktadır.
SMM’lerin hesaplanmasında ise öncelikle ürün bazında hesaplanan aylık üretim maliyetleri “dönem başı
stok tutarları” ile toplanarak toplam satılabilir ürün maliyeti hesaplanmakta; toplam satılabilir ürün
maliyetleri aylık üretim miktarı ve dönem başı stok miktarının toplamına bölünerek satılabilir birim ürün
maliyeti hesaplanmakta, satılabilir birim ürün maliyetleri ise satış miktarları ile çarpılarak ürün bazında
SMM’lere ulaşılmaktadır.
14-03/60-24
24/68
Grafik 18: (…..)
(79) Yukarıda yer verilen tespitler doğrultusunda TÜPRAŞ’ın 11.10.2008 - 01.01.2009
tarihleri arasındaki RSF’lerinin aşırı fiyat niteliği taşıdığı kanaatine ulaşılmaktadır. Bu
noktada Kanun’un 6. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin olarak bir tespitte bulunmadan
önce Danıştay 13. Dairesinin 2008/14245 E., 2012/960 K. sayılı kararına yer vermek
uygun olacaktır. Söz konusu kararda;
“… bir piyasanın düzenleyici ve denetleyici bir kurumun regülasyonuna tabi olmasının o
piyasada yer alan faaliyetleri 4054 sayılı Kanun kapsamı dışına çıkarmayacağı,
Rekabet Kurulu'nun 4054 sayılı Kanun çerçevesinde tüm mal ve hizmet piyasalarında
rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya
hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için
gerekli düzenleme ve denetimleri yaparak rekabetin korunmasını sağlamakla
görevlendirilmiş olduğu, söz konusu düzenleyici kurumların piyasa hakkındaki
tasarruflarında rekabetçi bir piyasa düzeni sağlamakla yükümlü olmalarında rağmen,
piyasada gerçekleşen rekabet ihlâllerinin tespit ve idari yaptırıma tabi tutulması, Kanun
veya ikincil düzenlemelerle öngörülen veya öngörülebilecek istisnalar dışında, 4054
sayılı Kanun kapsamında Rekabet Kurulu'nun görev alanına girdiği görülmektedir.”
ifadelerine yer verilmektedir. Bu çerçevede düzenleyici ve denetleyici bir kurumun
regülasyonuna tabi olan bir piyasada faaliyet gösteren TÜPRAŞ’ın fiyatlandırma
davranışlarının Kanun kapsamında değerlendirilebileceğine kuşku bulunmamaktadır.
(80) 11.10.2008- 01.01.2009 tarihleri arasındaki yaklaşık üç aylık dönemde TÜPRAŞ
tarafından uygulanan RSF’lerin EPDK tarafından uygun bulunan 22.12.2006 tarihli
“Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesi”ne göre belirlenmediği tespiti çerçevesinde de, piyasada
düzenleyici kurumun fiyatlamaya ilişkin bir regülasyonu bulunmakla birlikte, buna aykırı
davranan TÜPRAŞ’ın fiyat serbestisine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
(81) Yukarıda yer verilen tespitler doğrultusunda, TÜPRAŞ’ın 11.10.2008 - 01.01.2009
tarihleri arasında aşırı fiyatlama yoluyla hâkim durumunu kötüye kullandığı ve böylelikle
Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
(82) Ayrıca Kanun’un 27. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca, rafinerilere ilişkin
fiyatlandırma mekanizmasının tüketicilerin faydasına olacak şekilde ilgili ve yetkili
kuruluşlarca yeniden tanzim edilmesi yönünde ilgili mercilere görüş bildirilmesine karar
verilmiştir.
I.3.2.2. TÜPRAŞ’ın Sözleşmelere İlişkin Uygulamaları
(83) Bu başlık altında TÜPRAŞ’ın mal vermeyi reddetme ve bir ürünü diğer bir ürünle birlikte
satın alma şartına bağlama gibi eylemler yoluyla Kanun’un 6. maddesi kapsamında
hâkim durumunu kötüye kullanıp kullanmadığı değerlendirilecektir. Kanun’un 6.
maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde “Bir mal veya hizmetle birlikte, diğer mal veya
hizmetin satın alınması … gibi tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin
sınırlamalar getirilmesi” kötüye kullanma hallerinden sayılmaktadır.
14-03/60-24
25/68
(84) Bu hükümde, hakim durumdaki bir teşebbüsün bağlayıcı bir uygulamada bulunması ya
da bağlayıcı bir kayıt dayatmasının 6. madde anlamında ihlal oluşturacağı açıkça
hükme bağlanmıştır. Hükmün amacı, hakim durumda bulunan teşebbüs tarafından,
pazarlık imkanı bulunmayan teşebbüslere karşı, ticari bağımsızlığa aykırı olacak şekilde
yapılan dayatmaların önüne geçmektir.15
(85) Kural olarak, tüm teşebbüslerin iş yapacakları teşebbüsleri seçme özgürlükleri
bulunmakla birlikte, rekabet hukukunda istisnai hallerde hâkim durumdaki teşebbüslerin
sözleşme yapmayı reddetmeleri rekabeti kısıtlayıcı bir davranış olarak
değerlendirilebilmekte ve bu tür bir davranışta bulunan teşebbüse sözleşme yapma
yükümlülüğü getirilebilmektedir.
(86) Sözleşme yapmanın/mal vermenin reddi, hâkim durumdaki teşebbüsün, kendisine
yöneltilen sözleşme yapma talebini herhangi bir gerekçe belirtmeksizin reddetmesi
şeklinde ortaya çıkabileceği gibi doğrudan ya da makul olmayan ertelemeler, ürün
arzının azaltılması ve makul olmayan sözleşme şartları ileri sürülmesi gibi davranışlar
yoluyla dolaylı olarak reddetme şeklinde de ortaya çıkabilmektedir. Mal vermenin hâkim
durumdaki teşebbüs tarafından getirilen bir koşula bağlandığı (belirli bir malın/hizmetin
de hâkim durumdaki teşebbüsten satın alınması gibi) haller ise koşullu reddetme olarak
nitelendirilmekte ve esas olarak bağlama kavramı çerçevesinde değerlendirilmektedir.
(87) Bağlama, genellikle bir mal veya hizmeti (bağlayan ürün) hâkim durumdaki teşebbüsten
satın alan müşterilerin bir başka mal veya hizmeti (bağlı ürün) de aynı teşebbüsten
almasının zorunlu kılınmasını ifade etmektedir. Bağlama davranışı, iki ayrı ürün olarak
kabul edilebilecek ürünlerin entegre edilmesi (teknolojik bağlama) yoluyla veya
sözleşmeler yoluyla (sözleşmesel bağlama) gerçekleştirilebilmektedir.
(88) Bağlama yoluyla hâkim durumdaki teşebbüs, bağlı pazardaki rakipleri için potansiyel
müşterilerin sayısını azaltarak mevcut rakiplerin pazar dışına çıkmasına neden
olabilmekte, giriş engellerini artırabilmekte veya yeni giriş engelleri yaratabilmektedir.
Bağlı pazarın kapanması hâkim durumdaki teşebbüsün bu pazarda daha çok kâr elde
etmesini sağlayabileceği gibi, bağlayan pazardaki hâkim durumunun güçlenmesine ya
da korunmasına da hizmet edebilmektedir.
(89) Bağlamaya ilişkin teorik çerçeve ortaya konulduktan sonra, aşağıda bu iddiaya ilişkin
olarak dosya kapsamında elde edilen bilgi ve belgelere yer verilmektedir:
(90) Belge 1: TP Petrol Dağıtım A.Ş. (TP) yetkilileriyle yapılan görüşme tutanağında
aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
…..(TİCARİ SIR)…..
(91) TP yetkilileri tarafından, yüksek düzeyde motorin ithalatı yaptıkları gerekçesiyle
TÜPRAŞ’ın 2011 yılında motorin taleplerini ilk aşamada reddettiği ve ithalat yapan diğer
dağıtım şirketlerinin de tehdit edildiği iddia edilmektedir Bununla birlikte dosya
kapsamında bu iddiayı destekler nitelikte herhangi bir bulguya ulaşılamamıştır.
(92) Belge 2: POAŞ’da yapılan yerinde incelemede elde edilen, 01.06.2009 - 17.07.2009
tarihleri arasında gönderilen e-postalarda;
Kimden: (…..) (POAŞ)
Kime: (…..) (TÜPRAŞ)
Tarih: 01.06.2009
15 23.01.2003 tarih ve 03-06/59-21 sayılı Turkuaz kararı
14-03/60-24
26/68
“(…..) Bey,
22 Nisan 2009 tarihinde aşağıdaki mesajımızda belirtilen, şirketimizle ilgili olarak oluşan
bazı gelişmeler değerlendirilip sizinle paylaşacağımız tarafınıza iletilmişti.
Bu kapsamda şirketimiz için ortaya çıkan gelişmeler doğrultusunda kırsal motorin
satışlarında %8 oranında bir daralma olacağı hesaplanmaktadır. Bu doğrultuda Tüpraş
ve ithalat programlarında aynı oranda kısıtlamaya gidilerek hazırlanan kırsal
motorin ve ikmal programı Temmuz-Eylül dönemi için ekte gönderilmektedir.
Ayrıca yine aynı yorumla hazırlanan son üç aylık kırsal motorin ikmal programı ise
tahmini olarak aşağıdaki şekilde realize olması beklenmektedir. …”
Kimden: (…..)
Kime: (…..)
Tarih: 23.06.2009
“(…..) Bey,
Aşağıdaki 22 Nisan 2009 tarihli mail’inizde ifade edildiği gibi şirketinizin 2009 yılının
tamamında rafinerilerimizden 954.000 ton kırsal motorin çekişi konusunda mutabakata
varılmasına rağmen 1 Haziran tarihli mailinizdeki revize ile yıllık talebiniz 873.000 tona
düşürülmektedir.
Hatırlanacağı üzere 2009 yılı kırsal motorin baz talebiniz ve fiili gerçekleşmeleri
değerlendirilirken 1.282.000 ton olan 2008 yılı kırsal motorin çekişinize göre 2009
programınızın 954.000 ton ile %26 daha düşük belirlendiği, bunun da piyasadaki
daralmanın üstünde bir orana tekabül ettiği belirtilmişti. Fiili çekişlerinizin ise baz
talebinizin de altında gerçekleşmesinden dolayı yılın geri kalan döneminde yıl
toplamında baz talebinizdeki miktara ulaşacak şekilde aylık taleplerinizin revize edilmesi
konusunda mutabakata varılmış ve 22 Nisan tarihli mail’inizle bu miktarın çekileceği
belirtilmiştir. Ancak bu miktar 873.000 ton olarak taahhüdünüze aykırı bir şekilde revize
edilmektedir. Ayrıca piyasada da böyle bir revizyonu doğrulayacak ve haklı gösterecek
bir gelişme gözlenmemektedir.
1 Haziran tarihli mail’inizdeki bu revizyonun kabul edilmesinin söz konusu olmadığını,
954.000 tondan daha düşük ikmal programında ısrar edilmesi halinde, Temmuz ayından
itibaren tüm ürünlerde rafineri üretimleri çerçevesi ve ölçüsünde ikmal yapılacağı
hususunu bilgilerinize sunarım.
(…..)”
Kimden: (…..)
Kime: (…..)
Tarih: 01.06.2009
“(…..) Bey,
01 Haziran 2009 tarihli yazımızda, çok açık olarak belirtildiği üzere, yapılan revizyonlar
2009 planına baz olan 954.000 mton kırsal motorin TÜPRAŞ programına göre
yapılmıştır. Tekrar ediyoruz, bizim baz olarak kullandığımız değer, 2009 orijinal
TÜPRAŞ programı olan 954.000 mton’dur.
… Satış Bölümlerinden gelen kırsal motorin için, yaklaşık 350.000 mton daha düşük
revize program doğrultusunda, bizim de İkmal Grubu olarak bu revizyonu, 2009 orijinal
ithalat ve TÜPRAŞ programlarından aynı yüzdesel oranlarda düşürmeyi hem
TÜPRAŞ’dan hem de ithalat yaptığımız tedarikçilerden talep etmemizin çok doğal
olduğu kabul edilmesi gereken bir husustur.
Öte yandan, rafinerinin de bu değişiklikler karşısında operasyon zorluklarını göz önüne
aldığımızın da tarafınızca bilinmesini rica ederiz. …”
Kimden: (…..)
Kime: (…..)Tarih: 17.07.2009
14-03/60-24
27/68
“(…..) Bey,
Aynı tartışmayı yapmanın hiçbir yararı yok. Biz diyoruz ki, sizin baz program dediğiniz
miktar yani 954 kt geçen yıl çektiğiniz miktardan %26 daha düşük belirlenmiş bir alım
planı. Dolayısı ile bu miktar üzerinden eksi yönde bir revizyonun ancak satışlarınızda
%26’dan daha fazla bir düşüş olması halinde mümkün olabileceği, bunun revize
edilmesini kabul etmeyeceğimizi bilgilerinize ve teyidinize sunarım.
Saygılarımla,
(…..)”
ifadeleri yer almaktadır.
(93) Belge 3: POAŞ’da yapılan yerinde incelemede elde edilen 19.08.2009 tarihli e-postada
“… Tüpraş ikide bir tehdit savuruyor… jet vermem diye …” ifadeleri yer almaktadır.
(94) Belge 4: POAŞ’da yapılan yerinde incelemede elde edilen 24.09.2009 ve 25.09.2009
tarihli e-postalarda;
Kimden: (…..) (POAŞ)
Kime: (…..) (POAŞ)
Tarih: 24.09.2009
“(…..) Bey;
Ekteki EKİM 2009 TÜPRAŞ AKARYAKIT TAHSİSLERİ tablosundan da anlaşılacağı
üzere; Ekim ayı için talep edilen TÜPRAŞ ikmal programının tamamının
karşılanmayacağı bildirilmiştir.
A) Eksik tahsis miktarları Rafineriler bazında;
İzmit Rafinerisi 35.500 Mton %18
İzmir Rafinerisi 32.450 Mton %27
Kırıkkale Rafinerisi 5.060 Mton %12
------------------------- --------------------------
TOPLAM Eksik Tahsis 73.010 Mton %20 olarak gönderilmiştir.
B) TÜPRAŞ’ın ürün cinsleri bazında Ekim ayı eksik tahsisi ise;
Kurşunsuz Benzin 8.810 Mton %20
Motorin 10 ppm 22.450 Mton %34
Jet A-1 29.800 Mton %22
Denizcilik FOil 6.300 Mton %22
Fuel Oil No6 4.400 Mton %44 olarak bildirilmiştir.
TÜPRAŞ’ın web sitesi vasıtasıyla bildirilen (Ek – ekim tahsis.doc) ve yukarıda özetlenen
tahsis karşılama bildirimi ve günlük tahsis uygulaması göz önüne alındığında, Ekim
ayında ilave bir ikmal yapılamadığı taktirde; Ekim ayının ikinci haftasında, satış için
stok-out olacağımız anlaşılmaktadır. 73.010 Mton olan eksik tahsisten (Jet A-1 ve
denizcilik yakıtları düşüldükten sonra) ulusal stok seviyesini etkileyen 35.710 Mton eksik
tahsis (2 3 gün eksik) oluşmaktadır.
Kırsal Motorin İthalat programında bir gecikme veya bir aksilik olması durumunda ulusal
stok yükümlülüğümüz kritik seviyeye inebilecektir.
Konuyu bilgilerinize arz ederim.”
Kimden: (…..)
Kime: (…..)Tarih: 25.09.2009
“(…..) Bey,
Dün akşam (…..) ile buluştum ve Ekim ayı tahsisleri ile ilgili olarak görüştüm. (…..) Bey
konuyu arkadaşları ile akşam tekrar değerlendireceğini söyledi. Aşağıdaki mesajımda
14-03/60-24
28/68
bildirilen eksik tahsis miktarlarının normal seviyeye çekmeleri için durumu bugün tekrar
değerlendirdiler. Bu sabah (…..) ile yaptığım telefon görüşmesi sonucunda ise; 2009 yıl
sonu itibariyle toplam kırsal motorin çekiş miktarımızın 900.000 mton’un altında
olmamak kaydıyla TÜPRAŞ tahsislerimizde sorunla karşılaşmamak konusunda uzlaşma
sağlamayı başardık. (Bütçe programımız 954.000 ton, TÜPRAŞ’a bildirilen miktar:
854.000 mton idi.)
Ekim-Aralık dönemi kırsal motorin programının yaklaşık 900.000 ton olacak şekilde
revize edilerek bugün içinde TÜPRAŞ’a bildirilmesi için talimatınıza sunarım.”
ifadeleri yer almaktadır.
(95) Belge 2’den POAŞ’ın 2008 yılında gerçekleştirdiği fiili çekiş miktarının yaklaşık %26
altında olmak üzere 2009 yılı kırsal motorin baz talep miktarını 954.000 ton olarak
belirlediği ve bunun TÜPRAŞ’da rahatsızlık yarattığı anlaşılmaktadır. POAŞ’ın
satışlarında da 2008’e kıyasla %26’nın üzerinde bir düşüş gözlenmemesi halinde talep
miktarına dair revizyonun kabul edilmeyeceği, 954.000 tonluk tahsis miktarının
gerçekleşmemesi halinde ise 2009 yılı Temmuz ayından itibaren tüm ürünlerdeki
tahsislerin rafineri üretimleri ölçüsünde belirleneceği bildirilmektedir. Bir başka ifadeyle,
POAŞ’ın hâlihazırda bir önceki yıla göre düşen kırsal motorin talebinde ilave bir azalma
daha olması halinde, kırsal motorin dışındaki ürünlerin POAŞ tarafından talep edilen
miktarlarda tedarik edilmeyeceği ifade edilmektedir. Belge 3’de yer alan ifadelerden ise
TÜPRAŞ’ın bu husustaki “uyarı”yı yinelediği anlaşılmaktadır.
(96) Belge 4’den TÜPRAŞ’ın, aralarında ciddi miktarda arz fazlasına16 sahip olduğu benzin,
denizcilik fuel oil ve fuel oil no6’nın da bulunduğu kırsal motorin dışında kalan ürünlerde,
POAŞ’a tahsis edilecek miktarları %20-%44 arasında değişen oranlarda düşürdüğü
anlaşılmaktadır. Kırsal motorin talebinin yıllık olarak toplam 83.000 ton indirilmesi
nedeniyle diğer ürünlerde POAŞ’a yapılacak tahsisat yalnızca Ekim ayı için toplam
71.760 ton azaltılmıştır. Ancak Ekim ayında bazı ürünler bakımından POAŞ’ın ulusal
stok tutma yükümlülüğünü yerine getirememe durumunun ortaya çıkması üzerine
TÜPRAŞ ile yeniden görüşüldüğü ve yıllık toplam kırsal motorin çekiş miktarının
900.000 tonun üzerine çıkarılması kaydıyla kırsal motorin dışında kalan ürünlerin
tahsisinde sorun yaşanmayacağı taahhüdünün alındığı anlaşılmaktadır. Nitekim dosya
kapsamında yapılan incelemede 2009 yılı sonunda POAŞ’ın TÜPRAŞ’dan yaptığı kırsal
motorin alımlarının 901.864 ton olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir.
(97) Bu noktada 2009 yılında TÜPRAŞ tarafından yurt içine arz edilen toplam kırsal motorin
miktarının yaklaşık 4.666.000 ton; ihraç edilen kırsal motorin miktarının ise yaklaşık
55.300 ton olduğunu; TÜPRAŞ tarafından arz edilen toplam 4.721.500 tonluk satışın
2.502.000 tonunun ithalat, geriye kalan yaklaşık 2.219.500 tonun ise üretim yoluyla
karşılandığını belirtmek gerekmektedir. Söz konusu dönemde dağıtım şirketleri
tarafından iç piyasaya yapılan toplam kırsal motorin satışları ise 10.317.308 ton
düzeyindedir.17 Dolayısıyla 2009 yılında TÜPRAŞ’ın toplam kırsal motorin arzı, Türkiye
toplam kırsal motorin talebinin oldukça altında kalmış; üstelik TÜPRAŞ tarafından arz
edilen kırsal motorinin önemli bir kısmı ithalatla karşılanmıştır. Bu bakımdan 2009
yılında TÜPRAŞ’ın kırsal motorin arzına kıyasla oldukça yüksek oranda talep fazlası
olduğu anlaşılmaktadır.
16 2009 yılında TÜPRAŞ’ın toplam benzin türleri üretimi 3,8 milyon ton iken yurt içi toplam benzin tüketimi
2,18 milyon ton düzeyindedir. Aynı yıl içinde TÜPRAŞ tarafından yurt içi piyasaya arz edilen fuel oil türleri
miktarı 2,64 milyon ton iken, Petrol Sanayi Derneği 2009 yılı Sektör Raporu’na göre fuel oil ve kalorifer
yakıtı (fuel oil 4) türlerinden oluşan siyah ürün tüketimi, bir önceki yıla kıyasla %30,5 azalarak yaklaşık 1,9
milyon ton olarak gerçekleşmiştir.
17 EPDK Petrol Piyasası Sektör Raporu 2009.
14-03/60-24
29/68
(98) Dosya mevcudu bilgilere göre POAŞ tarafından 2009 yılının ilk 9 ayında (yılın dörtte
üçünde) gerçekleştirilen kırsal motorin çekişleri toplamı 670.000 ton düzeyindedir. Bu
miktar aynı yıl için başlangıçta bildirilen 954.000 tonluk baz talep miktarının dörtte üçüne
denk gelen 715.500 tonluk miktardan ise yalnızca 45.500 ton düşüktür. Bu husus ve
yukarıda yer verilen bilgiler dikkate alındığında, POAŞ’a uygulanan tahsislerde kırsal
motorin dışındaki ürünler bakımından tek bir ayda getirilen 71.760 tonluk indirimin,
dosya kapsamında TÜPRAŞ tarafından ileri sürülen “POAŞ’ın düşen kırsal motorin
talebinin rafineri üretim dengeleri üzerinde meydana getirdiği olumsuz etki” argümanı ile
açıklanamayacağı anlaşılmaktadır.
(99) Belge 5: POAŞ’da yapılan yerinde incelemede alınan ve 03.04.2012 tarihinde yapıldığı
anlaşılan bir sunumda “… MOTORİN: 2012 yılı boyunca TÜPRAŞ’la yapılan
görüşmelerde, TÜPRAŞ kendisinden belirli miktarda motorin alınması konusunda ısrarcı
oldu, aksi takdirde talep edilen benzin ve jet yakıtı arzını yapmayacağını...” ifadeleri yer
almaktadır.
(100) Belgeden TÜPRAŞ’ın kendisinden belirli miktarda motorin alınmaması halinde, talep
edilen benzin ve jet yakıtı tahsisini yapmayacağını bildirdiği anlaşılmaktadır.
(101) Aşağıdaki e-postada da POAŞ’ın 2012 yılı Temmuz ayında ilave Jet A-1 tahsisi
talebinin rafineri üretim, stok ve satış dengeleri çerçevesinde karşılanamayacağının
bildirildiği görülmektedir:
Kimden: (…..) (POAŞ)
Kime: (…..) (TÜPRAŞ)
Tarih: 06.07.2012
“(…..) Bey,
İzmir Rafinerisi Jet A-1 tahsislerimize 10.000 mton ilave verilmesi, ilave talebin İzmir
Rafinerisinden mümkün olamayan kısmı var ise İzmit Rafinerisinden verilmesi
konularında yardımlarınızı önemle rica ederim. …”
Kimden: (…..)
Kime: (…..)
Tarih: 06.07.2012
“(…..) Bey,
Rafineri üretim programlarımız ve Jet A-1 stok, üretim, satış dengelerimiz çerçevesinde
ilave talebinizin karşılanması mümkün görülmemiştir. …”
(102) TÜPRAŞ’da yapılan yerinde incelemede elde edilen, TÜPRAŞ çalışanı (…..) tarafından
TÜPRAŞ yöneticilerine gönderilen 15.03.2012 tarihli e-postada ise:
“… Üretimi devam eden Jet A-1’in tamamı T-Sevgi tankerine verileceği için POAŞ’ın
2.95 kt JA1 talebi kabul edilmemiştir. …”
ifadeleri yer almaktadır.
(103) Dosya mevcudu bilgilere göre 2012 yılının ilk altı aylık dönemine ilişkin olarak POAŞ’ın
talep, tahsis ve çekiş miktarları aşağıdaki tabloda gösterilmektedir:
Tablo 3: 2012 yılı Ocak-Haziran Dönemi POAŞ’ın talep, tahsis ve çekiş miktarları (ton)
Motorin Jet Yakıtı Benzin
Baz Talep Miktarı (…..) (…..) (…..)
POAŞ Revize Talep / TÜPRAŞ Toplam Tahsis Miktarları (…..) (…..) (…..)
Gerçekleşen Alım (…..) (…..) (…..)
Kaynak: POAŞ
(104) Tablonun incelenmesinden, 2012 yılı Ocak-Haziran döneminde POAŞ tarafından
yapılan revize taleplerin TÜPRAŞ tarafından uygun bulunduğu; motorinde revize edilen
tahsisin bir miktar altında çekiş yapılmasına karşın, Jet A-1’de revize tahsis talebinin
14-03/60-24
30/68
büyük ölçüde çekilebildiği, benzin türlerinde ise POAŞ’ın revize tahsisi aşan taleplerinin
dahi karşılandığı görülmektedir.
(105) Bu çerçevede Belge 5’e ilişkin olarak bir ihlal tespiti yapılmamıştır.
(106) Belge 6: TÜPRAŞ’da yapılan yerinde incelemede elde edilen “Alpet” konulu e-postada;
Kimden: (…..) (TÜPRAŞ)
Kime: (…..) (TÜPRAŞ)
“(…..) Hanım,
Ekteki yazıyı Alpet’e göndermeyi düşünüyoruz. Hukuki açıdan görüşünüzü alabilir
miyiz? (…..)”
ifadeleri yer almaktadır.
(107) Söz konusu e-posta ekinde yer alan “ALPET.doc” adlı belgede şu ifadeler yer
almaktadır:
“Sayın Baylar,
… Şirketinizle 2006 yılından bugüne kadar yapılan bütün toplantı ve görüşmelerde,
Tüpraş’dan yaptığınız alımların, beyaz ve siyah ürünleri kapsayacak şekilde makul
oranlarda dağılımlı olması ve çekişlerinizin verdiğiniz programlardan büyük sapmalar
göstermemesi konuları ifade edilmiş ve aksine bir durumun rafineri operasyonlarını
olumsuz etkileyeceği belirtilmiştir.
Ancak 2007 yılında belirtilen konularda iyileşme sağlanması yerine, ürün
çekişlerinizdeki beyaz/siyah oranının giderek daha da kötüleştiği ve alım
programlarınızın gerçekleştirilmediği gözlemlenmiştir.
Bunun da ötesinde, 2008 yılı Ocak ayı ürün çekişlerinizin, bütün uyarılarımıza rağmen,
zaten düşük seviyede olan taleplerinizin çok altında gerçekleştiği görüldüğünden,
şirketinize yapılan Şubat 2008 tahsisleri, Ocak 2008 ayındaki çekiş yüzdeleriniz dikkate
alınarak üretim programlarımız ve rafineri dengelerimiz paralelinde düzenlenmiştir.
Tahsislerin tarafınıza bildirilmesini müteakip şirketiniz yöneticileri Tüpraş’ı ziyaret
ederek, bu tahsislerin Karayolları Genel Müdürlüğüne teslim etmeyi taahhüt ettiğiniz
kalorifer yakıtı miktarını karşılamadığını belirtmişler ve Şubat ve Mart aylarında Alpet’e
2.000 ton kalorifer yakıtı tahsis edilmesi halinde sonraki aylardaki taahhütlerini
karşılamak üzere ithalat hazırlıklarını yapacaklarını ifade etmişlerdir.
Bunun üzerine şirketinize, tarafımızı bağlayan hiçbir taahhüt bulunmamasına rağmen,
Karayolları Genel Müdürlüğünün faaliyetlerinin aksamaması için Şubat ve Mart 2008
aylarında bu aylara münhasır ve Karayolları Genel Müdürlüğü’ne teslim edilmek şartıyla
4.000 ton kalorifer yakıtı teslim edilmiştir.
Nisan 2008 ayında ise, taahhüt ettiğiniz şekilde ithalat hazırlıklarınızın yapılmış olduğu
tarafınızca da ifade edildiğinden, ithalata başlangıç döneminizdeki Karayolları Genel
Müdürlüğü ihtiyacının karşılanması için 766 ton kalorifer yakıtı tahsis edilmiştir.
Mayıs 2008 ayından itibaren kalorifer yakıtı tahsisleriniz diğer ürün çekişlerinizdeki
gelişmeler paralelinde düzenlenecektir.”
(108) Dosya kapsamında konuya ilişkin olarak ALPET (…..) Müdürü (…..) tarafından şu
hususlar ifade edilmiştir:
“TÜPRAŞ ile 2008 yılında bu olay yaşanmıştır. TÜPRAŞ’ın 2008 yılı başında siyah ürün
tahsislerimizi düşürdüğünü bildirmesi üzerine o zamanki genel müdürümüz (…..)
TÜPRAŞ yetkilileri ile görüşmüş ve Karayolları Genel Müdürlüğüne olan taahhütlerimizi
yerine getirebilmemiz için TÜPRAŞ’dan kalorifer yakıtı almamız gerektiğini belirtmiştir.
Bunun üzerine TÜPRAŞ tarafından geçici olarak ve Karayolları Genel Müdürlüğüne
14-03/60-24
31/68
sunulmak üzere kalorifer yakıtı tahsisi yapılmıştır. Ancak bahsedilen yazının tarafımıza
gönderilip gönderilmediğini hatırlamıyorum. …”
(109) Belgedeki ifadelerden, TÜPRAŞ’ın ALPET’i yalnızca belirli ürünleri değil, hem siyah
hem de beyaz ürünleri alması yönünde 2006 yılından itibaren düzenli olarak uyardığı,
ALPET’in alım programını TÜPRAŞ’ın istediği şekilde gerçekleştirmemesi üzerine de
ürün tahsislerini düşürdüğü anlaşılmaktadır.
(110) Dosya mevcudu bilgilere göre söz konusu yazı 07.04.2008 tarihinde TÜPRAŞ
tarafından ALPET’e gönderilmiştir. TÜPRAŞ Şubat 2008’de ALPET’in toplam 8.090
ton’luk motorin talebine karşılık 1.626 ton; 835 ton’luk kurşunsuz benzin talebine karşılık
180 ton, 1.880 ton’luk fuel oil talebine karşılık 376 ton ve 4.350 ton’luk fuel oil no4
(kalorifer yakıtı) talebine karşılık 870 ton18 olmak üzere, ALPET baz talebinin yalnızca
%20’si seviyelerinde tahsisat yapmıştır. Söz konusu tahsisat miktarlarının, ALPET’in
2008 yılı Ocak ayında gerçekleştirdiği fiili çekiş miktarlarının dahi altında belirlendiği
dikkat çekmektedir. ALPET’in Ocak 2008’de toplam talebinin %52’si düzeyinde
(motorinde %22, benzinde %75, fuel oil’de %62 ve fuel oil no4’de %98 olmak üzere) fiili
çekiş oranına ulaştığı anlaşılmaktadır.
(111) Aynı yılın Mart ve Nisan aylarında da ALPET’in talebinin yine yaklaşık %20’si
seviyesinde ürün tahsisatı yapıldığı görülmektedir. TÜPRAŞ ALPET’e “Mayıs 2008
ayından itibaren kalorifer yakıtı tahsisleriniz diğer ürün çekişlerinizdeki gelişmeler
paralelinde düzenlenecektir.” ifadesine yer verilen 07.04.2008 tarihli bir yazı
göndermiştir. 10.04.2008 tarihinde ise ALPET ve TÜPRAŞ yetkilileri arasında bir
toplantı yapıldığı, bu toplantıda varılan mutabakat sonrasında 15.04.2008 itibariyle
ALPET’e uygulanan tahsis kısıtlamasına son verildiği anlaşılmaktadır. Nitekim Mayıs
2008’de ALPET’in toplam beyaz ürün çekişlerinin, 4.860 ton’u motorin ve 1.005 ton’u
benzin olmak üzere 5.865 ton’a yükseldiği tespit edilmiştir. Bu miktar ALPET’in, Belge
6’da sözü edilen Ocak 2008 beyaz ürün çekişlerinin iki katından fazlasına tekabül
etmektedir. Müteakip aylarda da ALPET’in TÜPRAŞ’dan toplam beyaz ürün çekiş
miktarlarını yükselttiği; bazı aylarda bu miktarın 16.000 tonun üzerinde gerçekleştiği
tespit edilmiştir.
(112) Bu çerçevede;
- TÜPRAŞ’ın 2006 yılından itibaren ALPET’i, TÜPRAŞ’dan alımlarının ağırlıkla siyah
ürünlerden oluşmaması, hem beyaz hem de siyah ürünlerden benzer oranlarda alım
yapması yönünde sürekli olarak uyardığı,
- Aralık 2007 ve Ocak 2008’de ALPET’in beyaz ürün çekişlerinin TÜPRAŞ tarafından
istenilen düzeyde olmaması nedeniyle, Şubat 2008’de tüm ürünlerde ALPET’e yönelik
tahsislerin talebin %20’si düzeyine çekildiği; ancak yapılan görüşmeler neticesinde
sadece Karayolları Genel Müdürlüğü’ne teslim edilmek üzere geçici olarak kalorifer
yakıtında ek tahsisat yapıldığı,
- Mart ve Nisan aylarında da TÜPRAŞ’ın ALPET tahsislerini düşürmek yönündeki
stratejiyi aynı şekilde sürdürdüğü ve “Mayıs 2008 ayından itibaren kalorifer yakıtı
tahsisleriniz diğer ürün çekişlerinizdeki gelişmeler paralelinde düzenlenecektir.”
ifadesinin de yer aldığı 07.04.2008 tarihli yazıyı ALPET’e gönderdiği ve beyaz
ürünlerden TÜPRAŞ’ın istediği seviyelerde alım yapılmaması halinde kalorifer yakıtında
ALPET tarafından talep edilecek miktarın bütünüyle karşılanmayacağının bildirildiği,
18 Fuel oil no4’e ilişkin olarak daha sonra ek tahsisat yapılmış ve toplam satış 2.691 ton olarak
gerçekleşmiştir.
14-03/60-24
32/68
- Uygulanan tahsis kısıtlamasının ve bu son uyarı yazısının etkili olduğu, ALPET’in
Mayıs 2008’den itibaren TÜPRAŞ’dan yaptığı beyaz ürün (benzin ve motorin) alımlarını,
geçmiş aylardaki talebine kıyasla dikkate değer şekilde artırmak durumunda kaldığı
açıkça görülmektedir.
(113) EPDK 2008 yılı Petrol Piyasası Sektör Raporu’nda yer alan verilere göre, 2008 yılında
TÜPRAŞ tarafından fuel oil türlerinde toplam 4,801 milyon ton üretim, 459 bin ton ithalat
yapılmış; iç piyasaya fuel oil satışları 3,09 milyon ton olarak gerçekleşirken toplam
2,275 milyon ton fuel oil ise ihraç edilmiştir. Dolayısıyla 2008 yılında TÜPRAŞ’ın iç
piyasadaki fuel oil talebini oldukça aşan bir arz fazlasına sahip olduğu; bu bakımdan o
tarihte pazar payı benzin türlerinde %1,4, motorin türlerinde %2,5 ve fuel oil türlerinde
ise %0,8 düzeyinde olan ALPET’in, talebini siyah ürünlere yoğunlaştırması nedeniyle
rafineri üretim dengesinin bozulacağına yönelik bir gerekçenin gerçekçi olmadığı açıktır.
2008 yılında ALPET’in toplam fuel oil talebinin, TÜPRAŞ’ın toplam fuel oil arzının
yalnızca %0,37’si oranında olduğunu vurgulamak gerekmektedir.
(114) Öte yandan Belge 2, Belge 3 ve Belge 4’e ilişkin tespit ve değerlendirmeler ışığında;
- TÜPRAŞ’ın, 2009 yılında POAŞ’ı belirli miktarlarda kırsal motorinin kendisinden satın
alınması, aksi takdirde kırsal motorin dışında kalan ürünlerin POAŞ tarafından talep
edilen miktarlarda satılmayacağı yönünde defaatle uyardığı;
- POAŞ’ın kırsal motorin alımlarını artırmaması üzerine Ekim 2009’da benzin, jet yakıtı,
fuel oil gibi ürünlerde POAŞ’a yönelik tahsisatı sınırlandırdığı,
- Makul bir süre içinde alternatif temin kaynağına ulaşma imkânı bulunmayan POAŞ’ın
Ekim ayı ortasında bazı ürünlerde satış yapamama ve ulusal stok tutma
yükümlülüklerini yerine getirememe durumunun ortaya çıkması üzerine TÜPRAŞ’dan
yapacağı kırsal motorin alımlarını artırmaya razı olduğu ve ancak bu gelişme
neticesinde POAŞ’a yönelik tahsisat sınırlandırmasına son verildiği,
- Nitekim yıl sonu itibarıyla POAŞ’ın TÜPRAŞ tarafından bildirilen miktarda alım yapmak
durumunda kaldığı
anlaşılmaktadır.
(115) Bu noktada TÜPRAŞ’ın bu uygulamalarının alıcılarla yaptığı sözleşmeler ile
bağlantısının ortaya konulması gerekmektedir. TÜPRAŞ ile dağıtım şirketleri arasında
imzalanan “Petrol Ürünleri Satış Anlaşmaları”nda şu hüküm yer almaktadır: "ALICI'nın
çekişlerinde, ürün bazında ve rafineriler toplamında, tahsise göre %25 oranında daha
düşük gerçekleşme olması halinde, SATICI, takip eden ay ALICI'nın taleplerine
bakmaksızın tahsis yapabilir.”
(116) TÜPRAŞ tarafından her takvim yılı öncesinde dağıtım şirketlerine gönderilen "... Yılı
Satış Uygulamaları"nın, 4. maddesinde ise şu hususlar düzenlenmiştir: "ALICI (...) aylık
tahsisini ürünler ve rafineriler bazında en az %95 oranında çekmekle yükümlüdür. Kendi
kusuru ile çekiş oranının 2 (iki) ay üst üste %90'ın altında kalması halinde SATICI ürün
teslim miktarı dahil, kredi ve teslimat şartlarını belirlemekte serbest olacaktır.”
(117) TÜPRAŞ’ın akaryakıt dağıtım şirketleri ile bu koşulları dayatabildiği sözleşmeler
yapabilmesinin ilgili pazarlarda hakim durumda olmasından kaynaklandığı
vurgulanmalıdır. Yukarıda da belirtildiği gibi bu uygulama kapsamında dağıtım
şirketlerinin tahsisat taleplerine uygulanacak vade, vade farkı, prim veya iskonto gibi
hususlar TÜPRAŞ tarafından belirlenerek dağıtım şirketlerine bildirilmekte, dağıtım
şirketlerinin ise kayda değer bir pazarlık imkânı bulunmamaktadır.
(118) Hâkim durumdaki teşebbüslerin sahip oldukları pazar gücünün avantajından
faydalanarak gerçekleştirdikleri tüketici refahını azaltıcı nitelikteki eylemleri Kanun
14-03/60-24
33/68
tarafından yasaklanmaktadır. Bu itibarla, hâkim durumdaki teşebbüslerin, eylemleri ile
rekabetin kısıtlanmasına yol açmama şeklinde “özel sorumluluğu”nun bulunduğu kabul
edilmektedir. Bu özel sorumluluk, hâkim durumdaki teşebbüslerin meşru ticari
menfaatlerini koruma amacıyla hareket ettiklerini öne sürdükleri hallerde dahi Avrupa
Birliği Adalet Divanı (ABAD) içtihatlarıyla da altı çizilen “orantılılık ilkesi”ne riayet
etmelerini zorunlu kılmaktadır. Orantılılık ilkesi, meşru ticari menfaatini korumayı
amaçladığını öne süren hâkim durumdaki teşebbüsün; (i) kullandığı araç ya da
yöntemlerin korunmaya çalışılan menfaati makul biçimde elde edebilmek için uygun
olmasını ve (ii) davranışın zorunlu olmasını gerektirmektedir. Bu gerekliliğin doğal bir
yansıması, alıcılarla yapılan sözleşmelerde doğrudan ya da dolaylı olarak tüketici
refahının azalması sonucunu doğurabilecek hükümlerin dikte edilmesinden kaçınılması
kadar, sözleşme hükümlerinin de korunmaya çalışan menfaate kıyasla ölçüsüz bir
cezalandırma aracı olarak kullanılmasından imtina edilmesidir.
(119) Bu çerçevede TÜPRAŞ’ın yukarıda yer verilen uygulamalarının, POAŞ ve ALPET
tarafından daha önce sözleşmeler ile TÜPRAŞ’a karşı üstlendikleri taahhütlerine
uymamaları nedeniyle meşru menfaatin korunması amacıyla gerçekleştirildiğinin
varsayımı halinde dahi, belirli ürünlerdeki talebini düşüren alıcının bu talebini tekrar
yükseltmesini teminen, diğer ürünlere ilişkin arzı alt piyasadaki alıcının faaliyetlerinin
devamında sıkıntı yaratacak ölçüde kısmanın orantılılık ilkesiyle bağdaşmadığı
kanaatine ulaşılmaktadır.
(120) Bunun yanısıra TÜPRAŞ’ın yukarıda yer verilen ilgili yıllardaki üretim ve arz miktarları
ile alıcıların talebine ilişkin veriler çerçevesinde, salt “rafineri üretim dengelerini
korumak” şeklindeki bir argümanın, POAŞ ve ALPET’e yönelik yukarıda yer verilen
uygulamaların objektif haklı gerekçesini teşkil edemeyeceği de açıktır.
(121) Bahse konu uygulamalar sebebiyle gerek POAŞ gerekse ALPET, alım programlarını
kendi iradeleriyle belirledikleri zaman, miktar ve koşullarda alternatif temin kaynaklarına
yönlendirebilmek yerine TÜPRAŞ’a kaydırmak durumunda kalmakta, bu durum
TÜPRAŞ’ın hâkim durumdaki teşebbüsün sahip olduğu özel sorumluluk ile
bağdaşmayan dosya konusu uygulamalarının rekabet karşıtı etkilerini de ortaya
koymaktadır. Söz konusu uygulamanın yüksek depolama kapasitesi ve ithalat imkânı ile
Türkiye’nin en büyük dağıtım şirketi olan POAŞ’ı dahi kısa sürede TÜPRAŞ’ın koyduğu
şartları kabule zorladığı görülmektedir.
(122) Bu bilgiler çerçevesinde, TÜPRAŞ’ın sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla hâkim
durumunu kötüye kullanıldığı ve Kanun’un 6. maddesinin ihlal ettiği kanaatine
ulaşılmaktadır.
(123) Ayrıca Kanun’un 9. maddesinin 1. fıkrası uyarınca yukarıda ihlal oluşturduğu belirtilen
fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin uygulamalar ve aynı sonucu doğuran ya da
doğurabilecek niteliğe sahip uygulamalardan kaçınılması gerektiği yönünde TÜPRAŞ’a
görüş bildirilmesine karar verilmiştir.
I.3.3. TÜPRAŞ ve OPET’in Kanun’un 4. Maddesini İhlal Edip Etmediklerine İlişkin
Değerlendirme
(124) Dosya kapsamında değerlendirilmesi gereken bir diğer husus TÜPRAŞ ve OPET
tarafından pazar paylaşımı ve diğer yollarla Kanun’un 4. maddesinin ihlal edilip
edilmediğidir.
(125) Türkiye’de hâlihazırda EPDK’dan aldıkları “dağıtıcı lisansı” ile faaliyet gösteren toplam
58 akaryakıt dağıtım şirketi bulunmaktadır. OPET 2012 yılı itibarıyla beyaz akaryakıt
ürünleri bakımından %17 oranındaki pazar payı ile pazarın ikinci büyük firması
konumundadır. TÜPRAŞ’dan yaptığı alımların yanısıra ithalat da yapan ve 1.115.193 m³
14-03/60-24
34/68
depolama kapasitesine sahip olan OPET dağıtıcılar arasında en fazla ithalat yapan
ikinci firmadır.
(126) OPET, 2012 yılında dağıtıcılar arası ticaret kapsamında dağıtım firmalarına toplam
(…..) ton akaryakıt satışı gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla OPET toplam alımlarının büyük
bölümünün satışını asli faaliyet alanı olan akaryakıt dağıtım pazarında
gerçekleştirmekte, bunun yanında tali olarak da dağıtıcılar arası ticaret kapsamında
faaliyet göstermektedir. 2012 yılında OPET’in dağıtıcılar arası ticaret kapsamında
yaptığı satışların Türkiye’de bu kapsamda yapılan toplam satışların yaklaşık %(…..)’sine
tekabül ettiği görülmektedir.
(127) Yukarıda da belirtildiği gibi TÜPRAŞ’ın %51 oranındaki hissesi Koç Holding
kontrolündedir. OPET ise KOÇ Grubu ve ÖZTÜRK Grubu’nun ortak kontrolünde olan bir
ortak girişim şirketidir. Kurucu teşebbüslerin ortak girişimle aynı pazarda veya alt/üst
pazarlarda faaliyetlerine devam etmeleri durumunda, ana teşebbüslerle ortak girişim
arasındaki ilişkinin mahiyeti önem arz etmekte, bu durum ortak girişimin kendi ticari
politikasını bağımsız olarak belirlemesini etkileyebilmektedir.
(128) Bu çerçevede ana teşebbüslerden biri ortak girişimle aynı pazarda veya bu pazarın alt
veya üst pazarında ya da bu pazarla yakından ilişkili komşu pazarda faaliyet
gösteriyorsa, bu durum ana şirketlerin hem ortak girişimle rekabetlerinin, hem de kendi
aralarındaki rekabetin olumsuz etkilenmesine, bağımsız teşebbüsler arasında Kanun’un
4. maddesi çerçevesinde rekabeti kısıtlayan işbirliğine ve rekabete aykırı etkinin yayılma
riskine (spill over effect) yol açabilmektedir.
(129) Bu noktada OPET’in ve TÜPRAŞ’ın faaliyet konularına bakıldığında, TÜPRAŞ’ın esas
olarak üretim veya ithalat yoluyla akaryakıt toptan satışı pazarında faaliyet gösterdiği,
OPET’in ise esasen bu pazarın alt pazarı konumunda olan akaryakıt dağıtım pazarında
faaliyet göstermekle birlikte söz konusu teşebbüslerin akaryakıt toptan satış pazarında
birbirinin rakibi oldukları, OPET’in aynı zamanda TÜPRAŞ’ın müşterisi olduğu,
alımlarının yaklaşık yarısını TÜPRAŞ’dan yaptığı ve TÜPRAŞ’ın diğer dağıtım
firmalarına yapılan satışlarda OPET’in bazı depolarını kullandığı görülmektedir.
(130) Taraflar arasındaki bu ilişki, OPET’in ticaret politikalarını TÜPRAŞ’dan bağımsız bir
şekilde belirleyip belirlemediği hususunu ve TÜPRAŞ ile OPET arasında koordinasyon
etkisini gündeme getirmektedir. Özellikle OPET ile TÜPRAŞ yönetim kurullarında ortak
üyelerin bulunması OPET ile TÜPRAŞ arasında bilgi akışı ve koordinasyon sağlayan bir
mekanizma oluşturabilecektir. Bu hususlar çerçevesinde TÜPRAŞ ve OPET arasındaki
ilişkinin Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti kısıtlayıcı etkiler doğurup
doğurmadığı hususunda bir değerlendirme yapmak gerekmektedir.
(131) Dosya kapsamında yapılan incelemede öncelikle OPET’in TÜPRAŞ’dan yaptığı
alımların pazar koşullarında gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmıştır. Bu kapsamda
TÜPRAŞ’ın 2010-2012 yılları arasında POAŞ, SHELL, BP, LUKOIL ve OPET’e yaptığı
kurşunsuz benzin ve motorin satışlarının yıllık ortalama fiyatları incelenmiş ve söz
konusu yıllarda TÜPRAŞ’ın satış fiyatlarının OPET bakımından herhangi bir farklılık arz
etmediği anlaşılmıştır.
(132) Dosya kapsamında OPET’de yapılan yerinde incelemede elde edilen belgelere ise
aşağıda yer verilmektedir:
(133) Belge 10:19 (…..) tarafından gönderilen 07.06.2010 tarihli “TÜPRAŞ vs İthalat Konuları”
konulu e-postada;
19 Soruşturma raporuyla aynı olması ve savunmalarda yapılan belge numaralarına atıflarda karışıklık
olmaması için, belge numaralarında değişiklik yapılmamıştır.
14-03/60-24
35/68
“Opet Marmara Terminali’mizden BP’ye ve diğer firmalara dönem ve spot bazında
yaptığımız satışların Grup içerisinde belli yorumlara yol açtığını biliyorum. Bu konuda
görüşlerimizi bildirmek isterim.
Biz prensip olarak Türkiye’deki firmalara herhangi bir satış yapmadan önce mutlaka o
müşterinin belli bir lokasyon için ihtiyacını halen Tüpraş’dan mı yoksa ithal yoluyla mı
karşıladığını araştırıyoruz ve eğer ihtiyaçlarını Tüpraş’dan karşılıyorlarsa, nedenini
müşteriye açıkça belirtip kesinlikle teklif bile vermiyoruz. Ayrıca bu konunun çok önemli
olduğunu müşteriye de vurguluyoruz. Şu ana kadar bu durumun hiçbir istisnası olmadı.
BP ile Tüpraş’ın arasında birkaç hafta önce yapılan toplantıda kesinlikle bir yanlış
anlaşılma olmuş olmalı. Çünkü Cuma günü BP ile yaptığım telefon görüşmesinde, bu
toplantıda kesinlikle ve açık olarak Tüpraş’a ‘Fiyatlarınız yüksek. Bu şartlarda sizden
alımlarımızın artmayacağını hatta azalacağını ve ithalata devam edeceğimizi bildirmek
zorundayız. Bu konunun Opet’ten alımlarımızla hiçbir ilgisi yok, Opet’ten
aldığımız/alacağımız miktarları diğer ithal kaynakları ile (Tüpraş ile değil) karşılaştırarak
karar veriyoruz ve bunu yapmaya da devam edeceğiz’ demişler. Kendilerinden Tüpraş
ile tekrar görüşmelerini ve bu noktayı Tüpraş’a tekrar vurgulamalarını ve ilave olarak da
Opet olarak bu konuya çok hassasiyetle yaklaştığımızı da Tüpraş’a söylemelerini rica
ettim. Hemen kabul ettiler, Tüpraş’ı arayacaklar ve yanlış anlaşılmayı ortadan
kaldıracaklar. …”
(134) Belge 11: 09.06.2010 tarihli ve “Tüpraş vs İthalat Konuları” konulu e-postada;
“BP’den (…..) dün bizi ziyaret etti ve malum BP’nin Tüpraş’dan, Opet’den ve tüm diğer
kaynaklardan alımlarını konuştuk. Aşağıdaki mailde de bahsettiğim gibi ricamız üzerine
(…..) Tüpraş’dan (…..)’ı arayarak bir kere daha ‘Tüpraş’dan alımlarımızı azaltmamız
şirket stratejimizin bir parçasıdır, Opet’ten alımlarımızla yakından-uzaktan hiçbir alakası
yoktur. Hatta Opet yerine bölgedeki diğer rafinerilerden ithal etmek ve hatta hatta
Ataş’tan mal çekmek daha caziptir.’ (Ataş Shell ile büyük kargolarla mal ithalati
yapıyorlar düzenli olarak) demiştir. Hasan Tan da açıklamalarından dolayı kendisine
teşekkür etmiş ve durumun tamamen netlik kazandığını bildirmiştir."
(135) Belge 12: 14.12.2010 tarihli e-postada;
“Rekabet hukuku açısından aşağıdaki cümlenin bir mahsuru yoktur herhalde.
Önemli Not: HER firma ile görüşmelerimizde grup politikamızı yineliyoruz. Tüpraş’a
verdiğiniz taahhütleri etkilememek kaydıyla sizlerle çalışmak istiyoruz. Yalnız ithal
ediyor olduğunuz miktarların bir kısmına adayız. Tüpraş’dan aldığınız miktarlara değil.”
(136) Belge 13: 19.01.2011 tarihli “3. PARTİ SATIŞLAR TOPLANTISI” başlıklı belgede;
“C.A- Y. (…..) görüşmesi: 3. Partilerin Tüpraş dışında alımlarının tamamını verebiliriz.
BP bizden aldıkça Tüpraş’dan alımını azaltmış. BP Tüpraş’dan alımını taahhüt ettikten
sonra kendi yapacağı ithalatın tamamına dahi teklif verebiliriz…”
ifadeleri yer almaktadır.
(137) Belgeler değerlendirildiğinde Belge 10 ve Belge 12’de yer alan ifadelerden, OPET’in
stratejik olarak TÜPRAŞ ile rekabet etmekten kaçındığı ve TÜPRAŞ’ın tepkisini
çekmemeye özen gösterdiği anlaşılmaktadır. Özellikle Belge 10’da yer alan “Biz prensip
olarak Türkiye’deki firmalara herhangi bir satış yapmadan önce mutlaka o müşterinin
belli bir lokasyon için ihtiyacını halen Tüpraş’dan mı yoksa ithal yoluyla mı karşıladığını
araştırıyoruz ve eğer ihtiyaçlarını Tüpraş’dan karşılıyorlarsa, nedenini müşteriye açıkça
belirtip kesinlikle teklif dahi vermiyoruz” ifadesi dikkat çekmektedir.
(138) Buna karşın dosya mevcudunda, OPET’in izlediği bu stratejinin TÜPRAŞ’la
koordinasyonlu olarak şekillendiğine dair herhangi bir bulgu bulunmamaktadır.
14-03/60-24
36/68
(139) Belge 10 ve Belge 11’de yer alan ifadelere ilişkin olarak BP yetkilileri ile bir görüşme
yapılmıştır. BP yetkilileri tarafından “TÜPRAŞ’ın menfaatleri de göz önünde
bulundurularak alınan grup içi bir karar” gerekçe gösterilerek OPET’in BP’ye yaptığı
ürün satışını Ağustos 2010’da durdurduğu, Şubat 2011’de ise satışların tekrar başladığı
ifade edilmiştir.
(140) Bununla birlikte bu hususa ilişkin olarak da dosya mevcudunda OPET ve TÜPRAŞ
arasında olası bir koordinasyonu ortaya koyabilecek herhangi bir belge
bulunmamaktadır.
(141) Dosya kapsamında dağıtıcılar arası ticaret içinde en çok akaryakıt alımı yapan LUKOIL
ve TOTAL yetkilileri ile de görüşülmüş; yapılan görüşmelerde dağıtıcılar arası ticaret ve
transit ticaret kapsamında OPET veya TÜPRAŞ’ın ticaretlerini sınırlayan herhangi bir
uygulamasıyla karşılaşmadıkları ifade edilmiştir.
(142) Bu tespit ve değerlendirmeler ışığında, OPET ve TÜPRAŞ’ın Kanun’un 4. maddesini
ihlal ettiğine dair yeterli bulgu olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
I.4. Savunmalar ve Değerlendirilmesi
I.4.1. TÜPRAŞ’ın hâkim durumda olmadığı iddiası
(143) TÜPRAŞ adına yapılan savunmalarda özetle;
- 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ile 01.01.2005 tarihi itibarıyla dağıtım şirketlerinin
alımlarının en az %60’ını TÜPRAŞ’dan yapma zorunluluklarının kaldırıldığı, dağıtım
şirketlerinin istedikleri takdirde akaryakıt ürünlerinin tamamını ithalat yoluyla temin
etme imkânlarının olduğu,
- Yakın bölgemizde 53'ü Akdeniz, 18'i Karadeniz'de olmak üzere toplam 71 rafineri
bulunduğu, bunun yanı sıra Hindistan'dan ABD'ne kadar birçok ülkedeki rafinerilerin
Türkiye akaryakıt piyasasını çok yakından takip ettikleri ve litrede 1 kuruş fark
yaratacak fiyat avantajını bile değerlendirerek ülkemizde rahatlıkla ürün satabildikleri,
- Dağıtım şirketlerine ait ürün ithal etmeye imkan sağlayan terminallerin toplam
kapasitesinin 3,8 milyon m3 olduğu, bu terminaller üzerinden yılda yaklaşık 38,8
milyon ton ürün ithalatı yapılabileceği, 2010 yılı EPDK Petrol Piyasası Sektör
Raporu’na göre 21 ithalatçı dağıtım şirketinin 25'i aşkın ülkeden 8,6 milyon ton ürün
ithalatı gerçekleştirdiği,
- 2011 yılı benzin ve motorin tüketimi toplamının yaklaşık 16 milyon ton olduğu dikkate
alındığında, ülkemizin ihtiyacının iki katından daha fazla ithalat kapasitesi ve bu
çerçevede potansiyel rekabet bulunduğu,
- 25’in üzerinde ikmal kaynağının ve yeterli kapasitenin bulunduğu bir piyasada
TÜPRAŞ’ın hâkim durumda olduğunu söylemenin mümkün olmadığı,
- TÜPRAŞ’ın Türkiye toplam benzin pazarının yaklaşık %89'una, motorin pazarının ise
yaklaşık %52'sine sahip olduğu, üretimden satışlar dikkate alındığında ise bu payın
%33 civarında olduğu, bu bakımdan motorin pazarında TÜPRAŞ’ın hâkim durumda
olduğunun iddia edilemeyeceği,
- Benzin pazarında TÜPRAŞ'ın pazar payı yaklaşık %89 düzeyinde olsa da, motorin
pazarına kıyasla oldukça küçük ve talebin düşüş trendinde olduğu benzin pazarında
söz konusu pazar payının önemli bir pazar gücüne işaret etmediği,
- İthalatın tamamen serbest ve TÜPRAŞ ile aynı koşullarda yapıldığı dikkate
alındığında üretimden kaynaklanan özel bir güçten bahsedilemeyeceği,
- Yalnızca üretimden yapılan satışlar dikkate alındığında benzin ve motorinde toplam
pazar payının ortalama %40’lar civarında olduğu
ve TÜPRAŞ’ın hâkim durumda olmadığı iddia edilmektedir.
14-03/60-24
37/68
(144) TÜPRAŞ’ın pazar payının tespiti bakımından üretimden yapılan satışlarla ithalattan
yapılan satışların ayrılması ve pazar gücünün tespitinde salt üretimden yapılan
satışların dikkate alınması gerektiği iddiasının kabulü mümkün değildir. Nitekim
TÜPRAŞ dışında kalan teşebbüslerin sahip oldukları ithalat imkânına bu kadar büyük
bir önem atfedilirken, TÜPRAŞ’ın fiili ithalatının dikkate alınmaması talebi çelişki
oluşturmaktadır. Öte yandan, mevcut pazar koşullarında, dağıtım şirketlerinin fiili ve
potansiyel ithalatları yurt içindeki tek üretici konumundaki TÜPRAŞ’ın sahip olduğu
yüksek pazar gücünü dikkate değer şekilde sınırlandırabilecek nitelikte değildir.
(145) TÜPRAŞ’ın hakim durumda olduğuna dair yapılan tespitin detayları yukarıda yer
almaktadır ve burada tekrarına gerek görülmemiştir.
I.4.2. TÜPRAŞ’ın 11.10.2008-1.1.2009 tarihleri arasındaki fiyatlandırma
uygulamalarının aşırı fiyatlama olarak değerlendirilemeyeceği iddiası
(146) TÜPRAŞ tarafından yapılan savunmalarda;
- Dosya konusunun EPDK’nın görev ve yetki alanında olduğu ve konuya ilişkin sektör
spesifik mevzuat olan Petrol Piyasası Kanunu ve ilgili yönetmeliklerin, tarifelerin
rekabeti sınırlayıcı olmasını engellemeye yönelik olarak son derece zorlayıcı, detaylı
ve müdahaleci nitelikte düzenlemeler getirdiği; dolayısıyla öncelikle tavan fiyat
regülasyonu sebebiyle TÜPRAŞ’ın aşırı fiyatlama yapabilecek bir fiyatlama
serbestisine sahip olmadığı,
- 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu ve 17.07.2004 tarihli Petrol Piyasası Tarife
Yönetmeliği uyarınca TÜPRAŞ tarifelerinin bildirime tabi olduğu, TÜPRAŞ’ın fiyat
belirlerken her zaman tarifesinde belirlenen kriterlere uyduğu,
- RSF değişimlerinin TÜPRAŞ tarafından EPDK'ya bildirilen tarifedeki formülasyon
çerçevesinde, referans fiyatın hareketli ağırlıklı ortalamasına göre belirlendiği, dosya
kapsamında bu husus dikkate alınmaksızın, hatalı bir şekilde, günlük fiyat
değişimlerinin korelasyonuna göre hesap yapıldığı, örneğin referans fiyatın 30 günlük
bir dönemde bir gün %1 artıp ertesi gün %1 azaldığı bir senaryoda hareketli
ortalamanın bir önceki RSF belirlenmesinde kullanılan referans fiyattan farkı hiçbir
zaman %3'den fazla olmayacağından, TÜPRAŞ RSF’lerinin bu dönemde hiç
değişmeyeceği ve günlük referans fiyat değişimlerinin RSF değişimleri ile ilişkisinin
korelasyon katsayısının sıfır çıkacağı,
- Rekabet hukukunun en tartışmalı konularından biri olan aşırı fiyata müdahale
hususunda rekabet hukukunun doğru bir enstrüman olup olmadığının
değerlendirilmesi gerektiği, ardıl (ex-post) müdahalenin rekabet hukuku ile korunması
istenen menfaatin sağlanamaması ve hatta rekabetçi zarar ortaya çıkması sonucunu
doğurabileceği,
- ABD rekabet hukukunda aşırı fiyatlamanın ihlal olarak kabul edilmemesine karşın AB
rekabet hukukunda ancak çok istisnai durumlarda ihlal olarak kabul edilebildiği ve
özellikle pazarın kısa ya da orta vadede kendisini düzeltmesinin beklendiği hallerde
müdahale edilmemesi gereğinin kabul edildiği,
- Rekabet Kurulunun 15 yıllık uygulamasına bakıldığında ise aşırı fiyatlama eyleminin
bugüne kadar tek bir soruşturmaya konu edildiği ve bu durumun Kurul’un
yaklaşımının da tıpkı AB’ye paralel olarak aşırı fiyatlamaya ilişkin uygulamaların
ancak istisnai hallerde ele alınması yönünde olduğunu gösterdiği,
- Kurul’un aşırı fiyat iddiası ile ilgili olarak üç önemli karar aldığı (ASKİ kararları20 ve
Belko Kararı21) ve incelenen her iki teşebbüsün de mutlak tekel konumunda olduğu,
20 13.03.2001 tarih, 01-12/114-29 sayılı ve 26.05.2005 tarih ve 05-36/484-115 sayılı kararlar
21 06.04.2001 tarih, 01-17/150-39 sayılı karar
14-03/60-24
38/68
ilgili ürünlerin ikame edilemediği gibi, yasal korumalar nedeniyle rakip bir teşebbüsün
ilgili pazara girmesinin de imkânsız olduğu,
- Aşırı fiyatın tespiti için ürün maliyetinin net ve kesin olarak hesaplanabildiği
durumlarda tüm üretim maliyetleri toplamı ile fiyatın karşılaştırılması ve ilgili/komşu
pazarlardaki aynı veya benzer ürünlerin fiyatlarının karşılaştırılmasının yapıldığı,
ayrıca pazara giriş engellerinin derecesinin ele alındığı, ürünün ekonomik değeri ile
fiyatları arasındaki farkın belirlenmesi için EDT yapılması gerektiği,
- Ne ölçüde bir kar marjının aşırılığın göstergesi olacağına dair genel kabul görmüş bir
kuraldan bahsetmenin mümkün olmadığı, Kurul’un farklı kriterler üzerinden
karşılaştırma yaparak; MTS tarafından rakiplerine nazaran %25-30 oranında daha
yüksek fiyat uygulanmasını; Ströer/Akademi Grubu’nun, pazar ortalamasının oldukça
üzerinde olacak şekilde, İstanbul billboard piyasasında fiyatları ortalama %45
civarında ve megaboard piyasasında yaklaşık %128 oranında yükseltmesini; okul
kıyafeti kararında rekabet koşulları itibariyle karşılaştırılabilir bir coğrafi pazarda
faaliyet gösteren rakibi ile arasındaki fiyat farkının %20-30 civarında olmasını aşırı
fiyatlama olarak görmediği,
- BELKO'nun ise satış fiyatlarını aynı ya da eşdeğer niteliklere sahip kömürlerin
rekabete açık diğer coğrafi pazarlarda oluşan fiyatlara göre, 1996-1999 döneminde
ortalamada %50-60 oranında yüksek seviyelerde belirlediği değerlendirilerek para
cezası uygulandığı,
- Stroer-Kentvizyon kararında sektörün %20’lik kâr marjının önemli ölçüde üzerinde
elde edilen kâr haddinin bile aşırı fiyatlama için dayanak oluşturamayacağı; Biletix
kararında Biletix’in kâr marjının biletin internetten ya da çağrı merkezinden
alınmasına bağlı olarak %11,11 ile %17,78 arasında değiştiği ve bu oranların aşırı
fiyatlandırma olarak değerlendirilemeyecek kadar düşük kaldığı sonucuna ulaşıldığı,
- Kurul’un BOTAŞ Kararı’nda ise 1997’de %32, 1998’de %53 ve 1999’da %67-77
oranındaki kâr ortalamasının aşırı kâr olarak değerlendirilebilmesi bakımından
doğrudan karşılaştırma yapılabilecek başka bir teşebbüs ya da yakın bir pazar
bulunmadığını belirttiği ve BOTAŞ’ın bu kadar yüksek bir kâr oranına sahip olmasına
rağmen, Türkiye’de perakende satış fiyatlarının AB ortalamalarının altında olması
sebebiyle aşırı fiyatlama bulunmadığına karar verdiği,
- İzmir Jeotermal Kararında, İzmir Jeotermal’in dönem kârlılığının %20 seviyesinde
kaldığı ve bu oranda bir kâr düzeyinin aşırı fiyatın göstergesi olabileceğini
söylemenin mümkün olmadığı; Bereket Jeotermal Kararı’nda da aşırı fiyatlama
değerlendirmesini yıllık olarak yaptığı ve beş yıllık zaman dilimi içinde, bazı yıllarda
birim kâr oranının oldukça yüksek olmasına karşın bazı yıllarda düşük olmasını, 2004
yılında ise yüksek bir negatif değer oluşmasını aşırı fiyatlamanın söz konusu
olmadığına dayanak gösterdiği, 2007 yılı verileri dikkate alındığında Bereket
Jeotermal tarafından elde edilen birim kâr oranının %101 gibi aşırı yüksek bir orana
ulaştığı tespit edilmiş olmasına karşın, bu fiyatlamanın yalnızca bir sene boyunca
uygulanması ve yıllık dalgalanmaların söz konusu olması sebebiyle genel olarak aşırı
fiyatı çağrıştıran bir göstergenin bulunmadığı kanaatine ulaşıldığı,
- AB Komisyonu ve Rekabet Kurulu emsal kararlarından açıkça görülebileceği üzere,
somut olayda TÜPRAŞ tarafından çok sınırlı bir dönemde uygulanmış olan fiyatların,
aşırı fiyatlama olamayacak kadar düşük seviyede olduğu,
- Aşırı fiyatlama ihlalinden bahsedebilmek için ortada tekel ya da tekele yakın hâkim
durumda bulunan bir teşebbüsün bulunması gerektiği, TÜPRAŞ’ın ise benzin ve
motorin pazarında tekel ya da tekele yakın seviyede bir hâkim durumda
bulunduğundan bahsedilemeyeceği,
14-03/60-24
39/68
- Rafinaj sektörünün özellikleri nedeniyle maliyetlere ürün bazında değil, toplam olarak
bakılması gerektiği kabulüne rağmen muhasebe amaçlı olarak hesaplanan
maliyetlerin (sadece benzin ve motorin için) dikkate alındığı, diğer ürün karlılıklarının
hiç dikkate alınmadığı, yapılan hesaplamaların sektör dinamiğinin bir gerçeği olan
toplam maliyeti yansıtmaktan da uzak kaldığı ve bu durumun da hatalı analiz
yapılmasına ve hatalı sonuç doğmasına neden olduğu,
- Rafinaj sektörünün en önemli girdisi ve tek hammaddesi olan ham petrolün tamamen
döviz bazında fiyatlandırıldığı, döviz kurunda meydana gelen hızlı değişimin
maliyetler üzerindeki etkisinin göz ardı edildiği,
- 2008 yılının ham petrol fiyatları açısından tarihinin en dalgalı yılı olduğu, fiyatların
Temmuz ayı başında 137,11 ABD Doları/varil ile zirve noktasına ulaştıktan sonra
hızla düşüşe geçtiği ve sürekli yaşanan düşüşler sonucunda Aralık ayı başında 43,12
ABD Doları/varil seviyesine, yıl sonu itibariyle ise 35,99 ABD Doları/varil seviyesine
indiği ve böylece fiyatların yılın ilk yarısında önce yaklaşık %50 artıp, dünya
ekonomilerinde başlayan ekonomik krizle beraber yılın ikinci yarısında hızla indiği ve
yıl ortasına göre yaklaşık %75, yıl başına göre ise yaklaşık %60 düştüğü,
- TÜPRAŞ’ın uluslararası piyasada yaşanan bu gelişmelerden olumsuz etkilendiği,
buna rağmen fiyatların en hızlı düştüğü Temmuz-Ekim 2008 döneminde dahi bu
olumsuzluğu piyasaya yansıtmadığı, ancak fiyatların hızla düşmeye devam etmesi ve
aynı süreçte Türk Lirası’nın da hızla değer kaybetmesi sonucunda yaşama refleksi ile
incelenen dönemin sadece sınırlı bir kısmında (1 ay 20 gün) fiyat düşüşlerini
yavaşlatmak zorunda kaldığı,
- Aşırı fiyatlama yapıldığı iddia edilen 2008 yılının son 3 ayında ham petrol fiyatlarının
çok hızlı değiştiği ve Ekim’de (…..), Kasım’da (…..) ve Aralık’da (…..) olmak üzere
TÜPRAŞ’ın toplam (…..) ABD Doları zarara uğradığı,
- Sadece bu finansal neticelerin bile ilgili dönemde yüksek kar marjı ile satış yapıldığı
iddiasının gerçek dışılığını göstermek için yeterli bir delil teşkil ettiği, uğranılan bu
zararın azaltılması için hammadde fiyat düşüşlerinin nihai ürün fiyat indirimleri olarak
yansıtılmasının kısa bir süre için yavaşlatılmasının ticaret hayatının olağan akışına
uygun olduğu,
- TÜPRAŞ fiyatlarının CIF fiyatlarıyla kıyaslandığı ve 2 ay 20 günün ortalamasının
alınması halinde uygulanan fiyatlar arasındaki farkın kurşunsuz benzinde %14,5;
motorinde ise %15 oranında kaldığının tespit edildiği, bu oranların Rekabet
Kurulu’nun, Avrupa Komisyonu’nun ve ABD mahkemelerinin emsal kararlarıyla
kıyaslandığında, aşırı fiyatlamanın varlığına işaret etmekten oldukça uzak olduğu,
aynı durumun yurt içi fiyatlar ile ihracat fiyatlarının karşılaştırılması sonucunda
ulaşılan değerler bakımından da geçerli olduğu,
- Rekabet Kurulu’nun emsal kararları ile paralel bir biçimde 4 yıllık zaman diliminin
değerlendirildiği ve bu süreçte aşırı fiyatlama ihlalinin gerçekleşmediğinin tespit
edildiği; ancak buna rağmen Türk Rekabet Hukuku’nda, AB Rekabet Hukuku literatür
ve içtihatlarında yer almayan bir metodoloji ile inceleme yapılarak aşırı fiyatlama
ihlalinin günlük olarak gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırıldığı ve 2008 yılının son
2 ay 20 gününde aşırı fiyatlama yapıldığı sonucuna ulaşıldığı,
- Oysa birçok emsal kararda da açıkça ifade edildiği üzere aşırı fiyatlama ihlalinden
söz edebilmek için ihlalin sürekli olması gerektiği, somut olayda ise bir süreklilikten
söz etmenin hiçbir biçimde mümkün olmadığı
ve TÜPRAŞ’ın aşırı fiyatlama ihlalinde bulunmadığı iddia edilmektedir.
(147) Rekabet Kurulu’nun aşırı fiyata ilişkin kararları incelendiğinde; hâkim durumda olan bir
teşebbüsün rekabetçi şartlarda uygulayamayacağı ve sunduğu ürünün ekonomik
değerinin önemli ölçüde üzerinde olan fiyatların aşırı fiyat olarak değerlendirildiği
14-03/60-24
40/68
görülmektedir. BELKO kararında da “Ekonomik teoride tekelci fiyat, pazar gücünün
kullanımı sonucunda rekabetçi fiyatların üzerinde belirlenen fiyatlar olarak
tanımlanmakla birlikte, fiyatın ne kadarlık bir oranının aşırı olarak nitelendirilmesi
gerektiğine ilişkin bir kural bulunmamaktadır. Olay bazında değerlendirilmesi gereken
bu durum; pazara giriş engellerinin derecesi, diğer teşebbüslerin pozisyonu, farklı
coğrafi pazarlardaki ilgili ürün fiyatları gibi pek çok etkene bağlı olarak değişkenlik
gösterebilmektedir.” ifadeleriyle belirtildiği üzere, yapılan değerlendirmelerde ne ölçüde
bir fiyat ve/veya kar marjının aşırı olarak kabul edileceğine ilişkin kesin bir kural
bulunmamaktadır. Benzer şekilde, bu tespit için ne kadarlık bir sürenin gerekli olduğuna
ilişkin olarak da bir kuralın bulunmadığını söylemek mümkündür.
(148) Aşırı fiyatın “pazar gücünün uygulanması sonucunda sürekli olarak rekabetçi düzeyin
önemli ölçüde üzerinde belirlenen fiyat” şeklindeki tanımı ve Rekabet Kurulu
kararlarında “hâkim durumda olan bir teşebbüsün rekabetçi şartlarda uygulayamayacağı
ve sunduğu ürünün ekonomik değerinin önemli ölçüde üzerinde olan fiyatlar”ın aşırı fiyat
olarak değerlendirildiği dikkate alındığında, aşırı fiyatlama ihlalinden bahsedebilmek için
ortada tekel ya da tekele yakın hâkim durumda bulunan bir teşebbüsün bulunması
gerektiği iddiasının da herhangi bir geçerliliğinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim
Kanun’un 6. maddesinin lafzında da bu yönde bir ifade yer almamaktadır.
(149) Dosya kapsamında ilk olarak TÜPRAŞ tarafından uygulanan RSF’ler, en yakın
erişilebilir dünya serbest piyasa fiyatları olarak kabul edilen Platts İtalya CIF Med
fiyatlarıyla karşılaştırılmış ve sonrasında TÜPRAŞ’ın yurt içi RSF’leri ihracat fiyatları ile
kıyaslanmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi fiyat-maliyet analizine ise aşırı fiyatlama
değerlendirmesinin temeli olarak değil, diğer karşılaştırmalarda yapılan tespitlere paralel
olarak, TÜPRAŞ’ın 2008’in son üç ayında oluşan benzin ve motorin kar marjı
oranlarının inceleme dönemi olan 2008-2012 yıllarının geri kalan dönemine göre daha
yüksek gerçekleşmiş olması nedeniyle yer verilmiştir.
(150) Bu noktada ayrıca, petrol ürünlerinin hemen hemen tüm mal ve hizmetlerin maliyetini
etkilemek gibi bir özelliğinin bulunduğu vurgulanmalıdır. Bu nitelikte bir ürünün satış
fiyatında gerçekleşecek 1 kuruş’luk değişimin bile ekonomide yaratacağı etkinin
büyüklüğü açıktır. Türkiye’de 2012 yılında 1,85 milyon ton benzin ve 15,6 milyon ton
motorin satışı gerçekleşmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre hane halkı
tüketim harcaması içinde akaryakıt ürünlerinin doğrudan ve dolaylı olarak etkilediği
ulaştırma kaleminin payının artış eğiliminde olduğu ve 2002 yılında %8,7 oranında
gerçekleşen ulaştırma harcamalarının 2012 yılında %17,2’ye çıktığı görülmektedir.
(151) 2012 yılı tüketici fiyatları endeksi sepetinde yer alan ürünler ve ağırlıkları incelendiğinde;
toplam 448 ürün arasında benzinin %2,25’lik pay ile yedinci, motorinin ise %1,16’lık pay
ile ondördüncü sırada yer aldığı görülmektedir.22 Üstelik, sıralamada ağırlık bakımından
benzin veya motorinin üzerinde yer alan ürünlerden, doğal gaz dışında tek bir arz
kaynağına bu denli bağımlı başka bir ürün bulunmamaktadır. Benzin ve motorine ilişkin
olarak yapılan aşırı fiyat değerlendirmesinde bu hususların da dikkate alınması gereği
açıktır.
(152) Bu çerçevede dosya konusu pazar ve ürünlerin özellikleri ile birlikte; literatür, mehaz
mevzuat ve Kurul kararları kapsamında yapılan değerlendirmelerde hangi ölçüde bir
fiyat ve/veya kar marjının aşırı fiyatlama tespiti için gerekli olduğuna ilişkin bir
sınırlamanın da bulunmadığı göz önüne alındığında, geçmiş Kurul kararlarından farklı
(ya da daha düşük) oranlar ile aşırı fiyat tespiti yapılabilmesinin mümkün olduğu
anlaşılmaktadır.
22
14-03/60-24
41/68
(153) Bu başlık altında son olarak pazarın düzenlemeye tabi olduğu ve dosya konusunun
EPDK’nın görev alanında olduğu iddiası değerlendirilmelidir. Kurul’un bazı kararlarında
düzenlemeye tabi olan pazarlarda teşebbüslerin aşırı fiyatlama davranışlarına
müdahale edebilmek için fiyat serbestine sahip olmaları gerektiği değerlendirmesi
yapılmış olmakla birlikte, yukarıda da yer verildiği gibi 11.10.2008- 01.01.2009 tarihleri
arasındaki yaklaşık 3 aylık dönemde TÜPRAŞ tarafından uygulanan RSF’lerin EPDK
tarafından uygun bulunan 22.12.2006 tarihli “Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesi”ne göre
belirlenmediği tespiti çerçevesinde, düzenleyici kurumun fiyatlamaya ilişkin
regülasyonuna aykırı davranan TÜPRAŞ’ın fiyat serbestisine sahip olduğu
görülmektedir. EPDK tarafından ise TÜPRAŞ’a herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır.
(154) Nitekim Kurul’un yukarıda yer verilen ve savunmada da atıf yapılan, düzenlemeye tabi
bir pazarın incelendiği ASKİ-2 kararında da fiyatların aşırı olabileceği değerlendirmesi
yapılarak, fiyatlandırma mekanizmasının aşırı fiyat düzeylerinin önüne geçecek ve
tüketicilerin faydasına olacak şekilde ilgili ve yetkili kuruluşlarca yeniden tanzim edilmesi
gerektiği yönünde görüş gönderilmesine karar verilmiştir.
(155) Bu çerçevede dosya konusunun EPDK’nın görev ve yetki alanı içinde olduğu ve konuya
ilişkin sektör spesifik mevzuat olan Petrol Piyasası Kanunu ve ilgili yönetmeliklerin,
tarifelerin rekabeti sınırlayıcı olmasını engellemeye yönelik olarak son derece zorlayıcı,
detaylı ve müdahaleci nitelikte düzenlemeler getirdiği; dolayısıyla tavan fiyat
regülasyonu sebebiyle TÜPRAŞ’ın aşırı fiyatlama yapabilecek bir fiyatlama serbestisine
sahip olmadığı iddialarının da dayanağı bulunmamaktadır.
I.4.3. TÜPRAŞ’ın POAŞ ve ALPET’e karşı sözleşmelere ilişkin uygulamalarının
hâkim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği iddiası
(156) TÜPRAŞ adına yapılan savunmalarda özetle;
- AB Rekabet Hukuku’nda bağlama uygulamaları ile ilgili olarak, ABİDA’nın 102.
maddesinin uygulanmasına ilişkin çıkarılan Kılavuz’da (i) bağlayan ve bağlanan
ürünlerin farklı ürünler olması ve (ii) bağlama uygulamasının kapatıcı etki yaratması
kriterlerinin yer aldığı,
- 102. maddenin uygulanmasına dair modernizasyon sürecinde, belirli davranışları ihlal
olarak kabul eden şekilci yaklaşım yerine, kötüye kullanmanın tespitinde davranışın
rekabet sürecine ve tüketicilere olan etkilerinin esas alındığı yaklaşımın
benimsendiği, bu çerçevede Kılavuz’da mevcut veya muhtemel rakiplerin arz
kaynaklarına veya pazarlara ulaşımının engellenmesi veya zorlaştırılması anlamına
gelen pazar kapama kavramına odaklanıldığı, kapama etkisinin değerlendirilmesinde
bağlanan ürünün pazarının ne kadarının rakiplere kapatıldığının dikkate alınması
gerektiği,
- Rekabet Kurulunun emsal kararları dikkate alındığında, birlikte satış uygulamasının
hâkim durumun kötüye kullanımı kapsamında değerlendirilebilmesi için (i) bağlanan
pazarda hâkim durumun tespiti, (ii) birlikte satışa konu olan ürünlerin ayrı ürünler
olması, (iii) uygulamanın bağlanan pazarda rekabet karşıtı kapama etkisine neden
olması, (iv) tüketiciye ürünleri ayrı ayrı satın alma seçeneğinin sunulmaması ve (v)
birlikte satış uygulamasının haklı gerekçesinin olmaması şartlarının bir arada
bulunması gerektiği,
- Somut olayda, kapatıcı etkinin ortaya çıkıp çıkmadığının irdelenmediği, tamamen
şekilci bir yaklaşımla hâkim durumun kötüye kullanıldığının iddia edildiği; sayılan
içtihat ve doktrin çerçevesinde doğrudan rekabet karşıtı dışlayıcı etkinin varlığı
gösterilmeksizin bu şekilde bir kanaate varılmasının mümkün olmadığı,
- Bağlamanın varlığından söz edebilmek için, ürünlerin paket olarak satışından çok
alıcının almayı arzu etmediği bir ürünü satın almaya zorlanıp zorlanmadığının
14-03/60-24
42/68
aranması gerektiği; bu çerçevede hâkim durumdaki teşebbüsün sözleşmenin
yapılmasını, karşı tarafın sözleşme ile bağlantısı bulunmayan ek yükümlülükleri kabul
etmesine bağlamasının söz konusu olduğu,
- TÜPRAŞ’ın her faaliyet yılından önce dağıtım şirketlerinden rafineriler ve ürünler
bazında yıllık taleplerini topladığı ve kendi faaliyet programını bu taleplere göre
oluşturduğu; dağıtım şirketlerinin TÜPRAŞ’dan yaptıkları alımlara benzer şekilde
TÜPRAŞ’ın da kendi tedarikçilerinden aynı yöntemle ham petrol alımı yaptığı; bu
çerçevede yıllık alımlarının yaklaşık %80’ini senelik anlaşmalarla, kalanını ise spot
alımlarla gerçekleştirdiği,
- TÜPRAŞ ile ALPET ve POAŞ dâhil dağıtım şirketleri arasında imzalanan
sözleşmelerin tarafların irade serbestisi çerçevesinde kurulduğu, sözleşmelerin
akdedildiği aşamada dağıtım şirketlerinin almayı istemedikleri bir ürünü almaya
zorlanmalarının söz konusu olmadığı, dolayısıyla bağlamaya maruz kalmadıkları;
aksine verdikleri taleplere/taahhütlere diğer bir deyişle sözleşme şartlarına uygun
davranmaya davet edilmelerinin söz konusu olduğu,
- TÜPRAŞ ile POAŞ arasında akdedilen Petrol Ürünleri Satış Anlaşması Genel
Şartlar’ın eki niteliğindeki Özel Şartlar’ın 2.1 maddesinde alıcının yıllık baz taleplerini
en geç bir önceki yılın 16 Aralık tarihine kadar bildireceğinin, bu taleplerini yılın her
çeyreği için 30 gün önceden aylar, rafineri bölgeleri ve ürünler bazında en fazla %10
oranında revize edebileceğinin, 2.2. maddesinde revize baz talepler üzerinden ilgili
aydan 15 gün önce rafineri ve ürünler bazında en fazla %10 oranında yeniden revize
edebileceğinin belirtildiği, 4. maddesinde ise alıcının aylık tahsislerini rafineri ve
ürünler bazında en az %95 oranında çekmekle yükümlü olduğunun düzenlendiği,
çekiş oranının iki ay üst üste %90’ın altında kalması halinde ise TÜPRAŞ’ın teslim
miktarları dâhil teslim şartlarını belirlemeye yetkili olduğu,
- POAŞ’ın 2009 yılı Şubat, Mart ve Nisan aylarında kırsal motorin fiili çekiş/baz talep
oranlarının sırasıyla %88, %70 ve %82 olarak gerçekleştiği; 2009 yılının üçüncü
çeyreği için revize taleplerinin aylar, rafineri bölgeleri ve ürünler bazında sözleşmede
öngörülen %10 oranını geçtiği; öte yandan sözleşme kapsamında revizyon
imkânlarının ne şekilde gerçekleştirileceğinin belirlenmesine karşın POAŞ’ın geçmiş
aylarda taahhüdünün altında gerçekleşen fiili çekiş miktarlarını da revizyon
kapsamına alarak geçmişe dönük bir revizyon gerçekleştirdiği, bu çerçevede
POAŞ’ın sözleşmeye aykırı davrandığı,
- Benzer şekilde ALPET ile TÜPRAŞ arasında imzalanan Petrol Ürünleri Satış
Anlaşması Genel Şartlar’ın eki niteliğindeki Özel Şartlar’ın 6. maddesinde de
ALPET’in üç aylık ve aylık taleplerini belirlenen zaman periyotlarında ve limitler
çerçevesinde revize ederek TÜPRAŞ’a bildirmekle ve aylık tahsislerini rafineri ve
ürünler bazında en az %95 oranında çekmekle yükümlü olduğunun düzenlendiği,
- Buna karşın ALPET’in 2008 yılı Ocak ayındaki fiili çekiş yüzdesinin motorinde
%22’de, benzinde ise %54’de kaldığı, dolayısıyla ALPET’in de sözleşmeye aykırı
hareket ettiği; bu nedenle TÜPRAŞ’ın 28.01.2008 tarihinde, firmanın ürün tahsislerini
en düşük oranda gerçekleşen ürün çekişi yüzdesi çerçevesinde düşürdüğü, ALPET’e
yapılan uyarının ve tahsis revizyonunun taahhüdüne uymamasından kaynaklandığı,
nitekim benzer durumda olan şirketlerin de TÜPRAŞ tarafından uyarıldığı,
- Belge 6’nın dosyada yer verilmeyen kısmında, rafinerilerin ham petrolü işleyerek
belirli oranlarda beyaz ve siyah petrol ürünleri üreten müesseseler olduğunun,
sadece tek bir ürün üretme yeteneğine sahip olmadıklarının ve tüm operasyonlarını
dağıtım şirketlerinin verdiği yıllık programlara göre planlayarak faaliyetlerini
sürdürebileceklerinin ifade edildiği; bu hususun Rekabet Kurulunun geçmiş
kararlarında tespit edildiği şekliyle rafinerilerde üretilen petrol ürünlerinin bağlı ürünler
olduğu gerçeğinin bir ifadesi olduğu,
14-03/60-24
43/68
- TÜPRAŞ’ın POAŞ ve ALPET ile imzalamış olduğu sözleşmelerin Borçlar Kanunu’nun
207. maddesi anlamında satış sözleşmesi olduğu; bu bakımdan taraflar arasındaki
alım satım ilişkilerinin anılan Kanun’un taşınır mal satışına dair 209-236.
maddelerinde düzenlenen hükümlerine tabi olduğu,
- Satış sözleşmesinin hukuki niteliği itibariyle, rızaî, iki tarafa borç yükleyen ve temlik
borcu doğuran bir sözleşme olduğu; aslî unsurlarının, satışa konu olan bir ürün,
bunun karşılığında ödenmesi kararlaştırılan satış bedeli ve satılan ile satış bedelinin
birbiriyle değiştirilmesi konusunda tarafların anlaşmasından oluştuğu ve sürekli bir
borç ilişkisi doğurduğu,
- Bu tür sözleşmelerde ifanın edime uygun olması prensibi uyarınca borçlunun
borçlandığı edimden farklı bir şeyi, o şey edimden daha az değerli bile olsa ifaya
mecbur olmadığı; benzer şekilde alacaklının da borcun konusu olan edimden farklı
bir şeyi, çok daha değerli bile olsa kabule mecbur kılınamayacağı,
- Borçlar Kanunu’nun 112. maddesinde “Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu,
kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan
doğan zararını gidermekle yükümlüdür.” hükmünün yer aldığı; bu çerçevede
TÜPRAŞ’ın sözleşmeye aykırılık nedeniyle sözleşmeden dönme ve müspet zararın
tazmini haklarının bulunduğu, buna karşın TÜPRAŞ’ın POAŞ ve ALPET’i almak
istemedikleri ürünleri almaya zorlamadığı, aksine sayılan hakları kullanma yoluna
gitmeyerek “sözleşmeye bağlılık ilkesi”ne uygun davrandığı,
- Borçlar Kanunu’nun 97. maddesinde "karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası
isteminde bulunan tarafın sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra
ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması
gerekir." hükümlerinin “ödemezlik def’i”nin mahiyetini düzenlediği; TÜPRAŞ’ın alım
taahhüdüne aykırı davranan POAŞ ve ALPET’e karşı, karşı edim olan ürün tedarik
etme edimini yerine getirmemesinin, rekabet hukuku kapsamında bir bağlama eylemi
olarak değil borçlar hukuku kapsamında ödemezlik def’inin ileri sürülmesi olduğu;
belgelerdeki bu mahiyetteki beyanların bağlama olarak değerlendirilmesinin yasal
olarak büyük bir hata olduğu,
- Her iki dağıtım şirketi ile imzalanan sözleşmelerde yer alan “Kendi kusuru ile çekiş
oranının 2 (iki) ay üst üste % 90’ın altında kalması halinde SATICI ürün teslim miktarı
dahil, kredi ve teslimat şartlarını belirlemekte serbest olacaktır.” hükmü ile,
TÜPRAŞ’a Borçlar Kanunu’nun 97. maddesinin yanı sıra sözleşme ile de bir nevi
iradi bir ödemezlik def’i hakkı tanındığı,
- Özel Şartlar’ın tüm petrol ürünlerini kapsayacak şekilde düzenlendiği ve tüm petrol
ürünleri için tek bir sözleşme yapıldığı; anlaşmanın tamamında ürün ifadesi
kullanılarak hiçbir maddede ürün alt kırılımı belirtecek “ilgili ürün”, “söz konusu ürün”
gibi kısıtlayıcı bir ifadeye yer verilmediği, bu çerçevede yalnızca anılan maddedeki
ürün ifadesini “ilgili ürün” olarak yorumlamanın sözleşmenin genel mantığına ve
bütünlüğüne aykırı olduğu, “teslim miktarını serbestçe belirleme” hakkının, yalnızca
sözleşmeye aykırı alıma konu olan ürün bakımından değil, sözleşme kapsamındaki
tüm ürünler bakımından söz konusu olduğu,
- Bu bakımdan Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi ve sözleşmelerin yukarıda zikredilen
hükümleri dikkate alındığında, TÜPRAŞ’ın “teslim miktarını serbestçe belirleme”
hakkını, yalnızca sözleşmeye aykırı davranılarak eksik çekiş yapılan ürün için değil,
sözleşmeye konu diğer ürünler için de kullanabileceği,
- Bu çerçevede TÜPRAŞ’ın gerek POAŞ gerekse ALPET’e karşı:
- Borcunu yerine getirmediği için tazminat talebinde bulunmak,
- Daha önce akdedilen petrol ürünleri alım satımına ilişkin sözleşmeyi feshetmek,
14-03/60-24
44/68
- Borçlar Kanunu’nun 97. maddesi çerçevesinde ödemezlik defi’i ileri sürerek
taahhütlerini gereği gibi yerine getirene kadar ürün vermemek
şeklindeki haklarını kullanmasının mümkün olduğu,
- Buna karşın TÜPRAŞ’ın her iki şirkete karşı da bu haklarını kullanmak yerine, Borçlar
Kanunu’nun 97. maddesine dayanarak “teslim edeceği ürün miktarını serbestçe
belirleme” hakkını kullandığı, böylelikle esasen sözleşmeye aykırı davranan
teşebbüsleri mağdur etmemek için azami gayreti sarf ettiği; bu durumun esasa etki
eder şekilde hatalı değerlendirildiği,
- Amacın müşterinin mağdur edilmesi veya daha fazla ürün almaya zorlanması
olmadığı, müşterinin talebine/taahhüdüne güvenle üretim maliyetine, stok ve rafinaj
faaliyet riskine katlanan TÜPRAŞ’ın zararının azaltılması, tazmin edilmesi ve/veya
önlenmesi olduğu; taahhüdüne uymayan firmanın sözleşmesinin tamamen
feshedilmesi ve ilgili firmaya hiçbir ürün verilmemesi yerine tahsislerin düşürülmesi
yoluna gidilmesinin, TÜPRAŞ’ın mal vermeyi reddetme veya hâkim durumunu kötüye
kullanma gibi bir amacının olmadığını gösterdiği,
- Soruşturma Raporu’na karşı görüş yazılarında ifade edildiği üzere, çekişleri tahsis
taleplerinin belli oranda altında kalan müşterilerin bir sonraki tahsislerinin TÜPRAŞ
tarafından belirlenmesine yönelik uygulamaların ticari hayatın olağan akışı içerisinde
makul görülebilecek bir sınırlama ve objektif haklı bir gerekçe olarak kabul
edilebileceği,
- POAŞ tarafından taahhüt edilmesine karşın eksik çekilen miktarın yurt içi arz ve talep
dengeleri karşısındaki durumuna ilişkin değerlendirmelerin objektif kriterlere
dayanmadığı; POAŞ ve ALPET için TÜPRAŞ’ın yasa ve sözleşmeden doğan
haklarını kullanması açısından genel bir arz talep dengesinin veya hangi ürünün yurt
içine satıldığının, hangisinin ihraç edildiğinin bir önemi olmaması gerektiği;
TÜPRAŞ’ın sözleşmeye aykırı hareket eden şirketlere, sözleşme ile belirlenen
miktarlara uygun olarak ürün sağlama gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığı,
- Borçlar hukuku bağlamında hukuka uygun olarak nitelendirilebilecek sözleşmesel bir
davranışın rekabet hukuku bağlamında ihlal olarak değerlendirilemeyeceği, Rekabet
Kurulu tarafından çeşitli tarihlerde tesis edilen kararlarla, tam iki tarafa borç yükleyen
karşılıklı sözleşme ilişkilerinde öngörülen yükümlülüklerin yerine getirilmemesinin
rekabet hukuku bağlamında haklı gerekçe olarak değerlendirildiği,
- ABAD’ın içtihadında haklı gerekçenin unsurlarının (i) hâkim durumdaki teşebbüsün
fiili amacının hâkim durumunu güçlendirmek ya da kötüye kullanmak olmaması;
dolayısıyla gerçek amacın meşru ticari menfaatin korunması olması, (ii) hâkim
durumdaki teşebbüsün davranışının orantılı olması şeklinde belirlendiği,
- Orantılılık ilkesi çerçevesinde (i) kullanılan araç ya da yöntemlerin yasal olarak
korunan menfaati makul biçimde elde edebilmek için uygun olmasının ve (ii)
davranışın zorunlu olmasının arandığı,
- TÜPRAŞ’ın, sözleşmeleri ağır bir biçimde ihlal eden ve ihlalde ısrarcı davranan
POAŞ ve ALPET’e karşı sözleşmeler ve kanundan doğan haklarını kullandığı; bu
durumun ihlal olarak değerlendirilmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, aksi halde,
TÜPRAŞ’ın taraf olduğu sözleşmelerin tamamının temenni niteliğinde kalacağı,
dileyenin sözleşmeye uygun davranıp davranmama keyfiyetine sahip olacağı
sonucunun çıkacağı ki hâkim durumdaki teşebbüslerin dahi bu kadar ağır bir özen
sorumluluğu olduğunun kabulünün mümkün olmadığı
ve TÜPRAŞ’ın sözleşmelere ilişkin uygulamalar yoluyla hakim durumunu kötüye
kullanmadığı iddia edilmektedir.
14-03/60-24
45/68
(157) Öncelikle, 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 26. maddesine göre tarafların yapacakları
sözleşmenin içeriğinin kanunda öngörülen sınırlar içinde belirleneceği ve 27. maddesine
göre ise kanunun emredici hükümlerine aykırı sözleşme hükümlerinin kesin olarak
hükümsüz olduğu ifade edilmelidir.
(158) Öte yandan 4054 sayılı Kanun’un, Borçlar Kanunu’na kıyasla özel kanun niteliğini haiz
olduğu, bu çerçevede normlar hiyerarşisi dikkate alındığında, duruma uygun olduğu
ölçüde öncelikle uygulanacağı izahtan varestedir. Bu nedenle “Borçlar hukuku
bağlamında hukuka uygun olarak nitelendirilebilecek sözleşmesel bir davranışın rekabet
hukuku bağlamında ihlal olarak değerlendirilemeyeceği” iddiasının kabulü mümkün
değildir. Borçlar Kanunu, Medeni Kanun veya Ticaret Kanunu’na göre meşru sayılan bir
eylemin Rekabet Kanunu kapsamında ihlal niteliği taşıyabileceğine kuşku
bulunmamaktadır. Aksi bir yorum, taraflar arasında anılan genel kanunlara göre uygun
şekilde kurulan herhangi bir sözleşme ilişkisinde Rekabet Kanunu’nun uygulanmaması
ve tarafların rızasıyla akdedilmiş bir sözleşmeye dayanılarak yapılan işlemler
bakımından rekabet hukukunun tamamen işlevsiz kılınması anlamına gelecektir.
(159) Rekabet hukuku açısından bakıldığında, rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar veya tekelci
uygulamalar, müşterilerin “seçme özgürlüğünü” kısıtlamaktadır. Bu uygulamalar
yasaklanmakla sözleşme özgürlüğü sağlanmış olmaktadır.23 Medeni hukuk ya da
borçlar hukuku gibi rekabet hukuku da özel kişilerin sözleşme serbestisi ilkesi
çerçevesinde yaptıkları sözleşmelere uygulanmaktadır.
(160) Öte yandan savunmalarda iddia edildiği gibi, TÜPRAŞ ile POAŞ ve ALPET arasında
imzalanan Petrol Ürünleri Satış Anlaşması’nın; herhangi bir ürün bakımından
sözleşmeye aykırı davranış söz konusu olduğunda, TÜPRAŞ’a diğer ürünler için “teslim
miktarını serbestçe belirleme” hakkı verdiği de şüphelidir.
(161) Söz konusu hükümler “... ALICI ... aylık tahsisini ürünler ve rafineri bazında en az %95
oranında çekmekle yükümlüdür. Kendi kusuru ile çekiş oranının 2 (iki) ay üst üste
%90’ın altında kalması halinde SATICI ürün teslim miktarı dahil, kredi ve teslimat
şartlarını belirlemekte serbest olacaktır.” şeklindedir. Bu hükümlerden, sözleşme konusu
ürünlerden herhangi birinin dağıtım şirketi tarafından sözleşme ile belirlenen aylık tahsis
oranlarının altında çekilmesi halinde, TÜPRAŞ’ın diğer ürünlere ilişkin olarak da tahsis
miktarını serbestçe belirleyebileceği sonucunu kesin olarak çıkarmanın mümkün
olmadığı ve bu hususta bir açıklık bulunmadığı görülmektedir.
(162) TÜPRAŞ’ın POAŞ ve ALPET’e karşı dosya konusu uygulamaların rekabet hukuku
kapsamında bir bağlama eylemi değil, borçlar hukuku kapsamında ödemezlik def’i
olduğu iddiasının da kabulü mümkün değildir. Bu noktada Belge 2’de yer alan “954.000
tondan daha düşük ikmal programında ısrar edilmesi halinde, Temmuz ayından itibaren
tüm ürünlerde rafineri üretimleri çerçevesi ve ölçüsünde ikmal yapılacağı” ve “Biz
diyoruz ki, sizin baz program dediğiniz miktar yani 954 kt geçen yıl çektiğiniz miktardan
%26 daha düşük belirlenmiş bir alım planı. Dolayısı ile bu miktar üzerinden eksi yönde
bir revizyonun ancak satışlarınızda %26’dan daha fazla bir düşüş olması halinde
mümkün olabileceği, bunun revize edilmesini kabul etmeyeceğimizi …” ifadelerine
dikkat çekmek gerekmektedir.
(163) Belgede POAŞ sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle değil, kırsal motorin bakımından
bir önceki yıla kıyasla düşen talebi hususunda uyarılmaktadır ve bu talebin daha da
düşmesinin engellenmesinin amaçlandığı görülmektedir. POAŞ’ın satışlarında %26’nın
üzerinde bir düşüş gözlenmemesi halinde, POAŞ’ın esasen sözleşmede düzenlenmiş
olan talep miktarına dair revizyon imkânını kullanmasının dahi kabul edilmeyeceğinin
ifade edilmiş olması dikkat çekicidir.
23 ASLAN, İ. Y. (2008), “Rekabet Hukuku Teori Uygulama Mevzuat”, Ekin Yayınları, 2008, s. 21
14-03/60-24
46/68
(164) Benzer şekilde ALPET’e ilişkin olarak Belge 6’da yer alan “Şirketinizle 2006 yılından
bugüne kadar yapılan bütün toplantı ve görüşmelerde, Tüpraş’dan yaptığınız alımların,
beyaz ve siyah ürünleri kapsayacak şekilde makul oranlarda dağılımlı olması …”,
“Ancak 2007 yılında belirtilen konularda iyileşme sağlanması yerine, ürün
çekişlerinizdeki beyaz/siyah oranının giderek daha da kötüleştiği …” ve “Mayıs 2008
ayından itibaren kalorifer yakıtı tahsisleriniz diğer ürün çekişlerinizdeki gelişmeler
paralelinde düzenlenecektir.” ifadelerinden, TÜPRAŞ’ın ALPET’e uyguladığı tahsisat
kısıtlamasının nedeninin, ALPET’in beyaz ürünlere kıyasla siyah ürünlerden daha fazla
alım yapması olduğu açıkça görülmektedir.
(165) Kaldı ki, sözleşmeye aykırılık gerekçesi ve ödemezlik def’i iddiası kabul edilse dahi, söz
konusu uygulamaların “orantılılık ilkesi”ne uygun olmadığı açıktır. Yukarıda da belirtildiği
gibi orantılılık ilkesi, meşru ticari menfaatini korumayı amaçladığını öne süren hâkim
durumdaki teşebbüsün; (i) kullandığı araç ya da yöntemlerin korunmaya çalışılan
menfaati makul biçimde elde edebilmek için uygun olmasını ve (ii) davranışın zorunlu
olmasını gerektirmektedir. TÜPRAŞ’ın herhangi bir dağıtım şirketinin belirli bir ürüne
dair çekişlerinin istikrarlı olarak tahsislerinin altında seyretmesi halinde, aynı ürüne
ilişkin olarak izleyen aylarda yapılacak tahsisleri çekişlerdeki değişimleri dikkate alarak
belirleyebileceğine ve bu hususun arzın kısılması bakımından haklı gerekçe teşkil
edebileceğine kuşku bulunmamaktadır. Ancak daha önce de ifade edildiği üzere, belirli
bir üründe talebini düşüren alıcının bu talebini tekrar yükseltmesini teminen, geriye
kalan ürünlerin arzını alt piyasadaki alıcıyı faaliyetlerini durdurma tehlikesiyle karşı
karşıya bırakacak ölçüde kısmanın orantılılık ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.
(166) TÜPRAŞ’ın POAŞ ve ALPET’e yönelik uygulamalarına ilişkin olarak yapılan
değerlendirme, yukarıda 97, 98 ve 113. paragraflarda da ifade edildiği gibi, TÜPRAŞ’ın
inceleme dönemindeki üretim ve arz miktarları ile alıcıların talebine ilişkin somut ve
objektif verilere dayanmaktadır. Bu çerçevede rafineri üretim dengelerini korumak
şeklindeki bir gerekçe de dayanaktan yoksundur.
(167) Bu başlık altında son olarak kapama etkisinin ortaya konulmadığı iddiası
değerlendirilmelidir. Kapama etkisi, hâkim durumdaki teşebbüsün davranışları
sonucunda tüketicilerin zararına olacak şekilde mevcut ya da potansiyel rakiplerin arz
kaynaklarına veya pazarlara ulaşımının zorlaştırılması ya da engellenmesini ifade
etmektedir. Yukarıda da ifade edildiği üzere, ilgili pazarlarda TÜPRAŞ yegâne üretici
olarak faaliyetini sürdürmektedir. Pazara yeni bir girişin ise en erken 2018 yılında
olabileceği öngörülmektedir. Akaryakıt ürünlerinin toptan satış pazarlarında ithalat ve
dağıtıcılar arası ticaret yoluyla da faaliyette bulunmak mümkün olmakla birlikte, bu
kanalların TÜPRAŞ’a etkin bir alternatif oluşturmadığı anlaşılmaktadır.
(168) Hal böyleyken, oldukça istisnai bir nitelik arz eden mevcut pazar yapısında, TÜPRAŞ’ın
hem toptan satışlar bakımından rakibi, hem de müşterisi ve Türkiye’nin en büyük
akaryakıt dağıtım şirketi olan POAŞ’ı dahi kısa sürede TÜPRAŞ tarafından ortaya
konulan şartları kabule icbar eden bir uygulamanın, doğası gereği rekabete aykırı
etkilere sahip olacağı açıktır. Nitekim yukarıda da bu husus vurgulanmış ve bahse konu
uygulamalar sebebiyle POAŞ ve ALPET’in, alım programlarını kendi iradeleriyle
belirledikleri zaman, miktar ve koşullarda alternatif temin kaynaklarına yönlendirebilmek
yerine TÜPRAŞ’a kaydırmak durumunda kaldıkları, bu durumun TÜPRAŞ’ın hâkim
durumdaki teşebbüsün sahip olduğu özel sorumluluk ile bağdaşmayan dosya konusu
uygulamalarının rekabet karşıtı etkilerini de ortaya koyduğu tespiti yapılmıştır.
I.4.4. TÜPRAŞ- OPET İlişkisine İlişkin Savunmalar
(169) TÜPRAŞ ve OPET tarafından yapılan savunmalarda özetle anılan teşebbüsler
tarafından Kanun’un 4. maddesinin ihlal edilmediği iddia edilmektedir.
14-03/60-24
47/68
(170) Yukarıda da belirtildiği üzere dosya kapsamında bu hususa ilişkin olarak ihlal tespiti
yapılmamıştır. OPET tarafından yapılan savunmada yer verilen, yürütülen
soruşturmanın muhatabının OPET değil, Opet Trade Singapore olması gerektiği
iddiasına ilişkin olarak Opet Trade Singapore’un tamamen OPET’in kontrolünde bir
şirket olması dikkate alınarak OPET hakkında soruşturma açıldığı belirtilmelidir.
I.5. Ceza Tespitine İlişkin Değerlendirme
(171) Yukarıda yer verilen tespit ve değerlendirmeler çerçevesinde, ilgili pazarlarda hâkim
durumda olduğu ortaya konulan TÜPRAŞ’ın, 11.10.2008 - 01.01.2009 tarihleri arasında
benzin ve motorin ürünlerine dair fiyatlandırma davranışları ve 2008 yılında ALPET’e,
2009 yılında ise POAŞ’a karşı bir ürünün satışını bir başka ürünün de TÜPRAŞ
tarafından yeterli görülen miktar ve/veya oranlarda TÜPRAŞ’dan temin edilmesi şartına
bağlamak ve bunun temini için arzı kısmak şeklindeki sözleşmelere ilişkin uygulamaları
yoluyla hâkim durumunu kötüye kullandığı ve böylelikle Kanun’un 6. maddesini ihlal
ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
(172) Bu çerçevede TÜPRAŞ’a Kanun’un 16. maddesi ile “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma,
Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek
Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik” (Ceza Yönetmeliği) hükümleri uyarınca idari para
cezası verilmesi gerekmektedir.
(173) Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi ve aynı maddenin 2. fıkrası
uyarınca temel para cezası belirlenmiş ve %1 oranı esas alınmıştır.
(174) J. SONUÇ
04.07.2012 tarih, 12-36/1040-M(2) sayılı Kurul kararı uyarınca yürütülen soruşturma ile
ilgili olarak düzenlenen Rapor’a ve Ek Görüş’e, toplanan delillere, yazılı savunmalara,
sözlü savunma toplantısında yapılan açıklamalara ve incelenen dosya kapsamına göre;
1. Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin
uygulamaları yoluyla hakim durumunu kötüye kullandığına, bu suretle 4054 sayılı
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiğine OYÇOKLUĞU ile,
2. Bu nedenle 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in 5. maddesinin birinci fıkrasının
(b) bendi ve ikinci fıkrası hükümleri uyarınca 2013 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul
tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren %1’i oranında olmak üzere;
- Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’ye 412.015.081,24 TL
idari para cezası verilmesine OYÇOKLUĞU ile,
3. a) 4054 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (g) bendi uyarınca, rafinerilere ilişkin
fiyatlandırma mekanizmasının tüketicilerin faydasına olacak şekilde ilgili ve yetkili
kuruluşlarca yeniden tanzim edilmesi yönünde ilgili mercilere ve
b) 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yukarıda ihlal oluşturduğu
belirtilen uygulamalar ve aynı sonucu doğuran ya da doğurabilecek niteliğe sahip
uygulamalardan kaçınılması gerektiği yönünde Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’ye
görüş bildirilmesine OYBİRLİĞİ ile,
4. Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. ve Opet Petrolcülük A.Ş.’nin 4054 sayılı Kanun’un
4. maddesini ihlal ettiklerine dair yeterli bulguya ulaşılamadığına; bu nedenle aynı
Kanun'un 16. maddesi uyarınca anılan teşebbüslere idari para cezası uygulanmasına
14-03/60-24
48/68
gerek olmadığına OYBİRLİĞİ ile,
Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
KARŞI OY GEREKÇESİ
(17.01.2014 Tarih ve 14-03/60-24 Sayılı Kurul Kararı)
Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. (TÜPRAŞ)’nin fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin
uygulamaları yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini, ayrıca Opet Petrolcülük A.Ş.
ile pazar paylaşımı ve diğer yollarla aynı Kanun’un 4. maddesini ihlal edip etmediğini
belirlemek üzere yürütülen soruşturma sonucunda; Kurulumuz, TÜPRAŞ’ın fiyatlama ve
sözleşmelere ilişkin uygulamalarını 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında
değerlendirmiş ve anılan teşebbüse gayri safi gelirinin %1’i oranında idari para cezası
tatbik edilmesine karar vermiştir.
İlgili dosyadaki bilgi ve belgeler, piyasada düzenleyici kurum olan EPDK’nın fiyatlamaya
ilişkin regülasyonu da göz önünde bulundurulduğunda, 2008 yılının son çeyreğinde
TÜPRAŞ tarafından uygulanan kurşunsuz benzin ve motorin rafineri satış fiyatlarının
22.12.2006 tarihli “Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesi”ne göre belirlenmediğini ortaya
koymaktadır. Dolayısıyla bu dönemde ve sözleşmelere ilişkin daha sonraki
uygulamalarında TÜPRAŞ’ın, “hâkim durumdaki teşebbüslerin özel sorumlulukları”
bulunduğuna dair yaklaşım çerçevesinde hâkim durumunu kötüye kullandığı ve böylece
Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiği kanaatini taşıyorum. Bununla birlikte, ilgili pazardaki
regülasyonlar, ihlalin devam ettiği süre, kriz dönemi şartları ve akaryakıt dağıtım
firmalarının tabi oldukları sözleşmelerin niteliği ile taahhüt ettikleri hususlar vb. unsurlar
gözetildiğinde tatbik edilecek ceza miktarının, ilgili yönetmelik çerçevesinde TÜPRAŞ’ın
yıllık gayri safi gelirlerinin %0.5’i oranında olması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmam mümkün olmamıştır.
Prof. Dr. Nurettin KALDIRIMCI
Başkan
14-03/60-24
49/68
KARŞI OY
(17.01.2014 tarihli 14-03/60-24 Sayılı Kurul Kararı)
Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin uygulamaları
yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6.maddesini ve Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. ile Opet
Petrolcülük A.Ş.’nin pazar paylaşımı ve diğer yollarla aynı Kanun’un 4.maddesini ihlal
edip etmediğinin tespiti konulu Kurul Kararının 2.maddesine;
Olayın vuku bulduğu kriz dönemi şartları da dikkate alındığında, söz konusu şirketin
hakim durumunu kötüye kullandığı, uyguladığı fiyat politikasının ülke ekonomisi
üzerindeki olası etkileri karşısında verilen ceza oranın daha fazla olması gerektiği
görüşüyle, katılmak mümkün olmamıştır.
Dr.Metin ARSLAN
Kurul Üyesi
14-03/60-24
50/68
17.01.2014 tarihli ve 14-03/60-24 sayılı Kurul Kararı’na
KARŞI OY GEREKÇESİ
Mezkur Karar’ın Sonuç bölümünün 1. maddesinde belirtildiği üzere, Türkiye Petrol
Rafinerileri A.Ş.’nin (TÜPRAŞ) fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin uygulamaları
yoluyla hakim durumunu kötüye kullandığına, bu suretle 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun’un (Kanun) 6. maddesini ihlal ettiğine karar verilmiştir. Söz
konusu Karar’ın belirtilen maddesine aşağıda izah edilen nedenlerle katılma imkanı
bulunamamıştır.
1. Öncelikle bir konuya dikkat çekmek gerekmektedir. Nihai Karar’da dosya konusu:
“Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin
uygulamaları yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ve Türkiye Petrol
Rafinerileri A.Ş. ile Opet Petrolcülük A.Ş.’nin pazar paylaşımı ve diğer yollarla
aynı Kanun’un 4. maddesini ihlal edip etmediğinin tespiti”
şeklinde yer almıştır. Soruşturma Raporu’nda ise dosya konusu:
“Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında
hakim durumunu kötüye kullanıp kullanmadığının tespiti ile Türkiye Petrol
Rafinerileri A.Ş. ve Opet Petrolcülük A.Ş. tarafından pazar paylaşımı ve diğer
yollarla aynı Kanun’un 4. maddesini ihlal edip etmediğinin tespiti”
şeklinde yer almıştır. TÜPRAŞ ve Opet ile ilgili kısımlarda herhangi bir karmaşıklık
görünmemekle birlikte, dosya konusunun TÜPRAŞ’ın incelenecek eylemlerine ilişkin
kısmında gereğinden fazla bir genelleme yer aldığı görülmektedir.
Halbuki Rekabet Kurulu 04.07.2012 tarih, 12-36/1040-M(2) sayılı kararı ile soruşturma
açarken, bu ilk kısımla ilgili olarak kararında (Kararın 1-a maddesi):
Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin başta aşırı fiyatlama, mal vermeyi reddetme
ve bir ürünü diğer bir ürünle birlikte satınalma şartına bağlama gibi çeşitli
dışlayıcı ve sömürücü davranışlar yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi
kapsamında hakim durumunu kötüye kullanıp kullanmadığının
belirlenmesi amacıyla soruşturma açtığını açıkça ifade etmiştir.
Bu çerçeveden bakıldığında, Kurul’un Nihai Kararı’nda ihlal olduğu sonucuna ulaşılan
eylemlerin net bir şekilde belirtilmesi gerekirken, çok genel bir ifade ile “…fiyatlandırma
ve sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla…” denilerek, TÜPRAŞ’ın Kanun’a aykırı
olan eylemleri açıklıkla Karar sonucuna yansımamıştır. Halbuki, ortada bir suç, daha
doğrusu bir kabahat var ise, bu kabahatin ne olduğunun net bir şekilde belirtilmesi
gerekmektedir ki, kabahatin maddi ve manevi unsurları da hiç bir şüpheye yer
vermeyecek şekilde ortaya konulabilsin ve gerektiği takdirde doktrinde tartışılabilsin ve
tarafların savunma hakkına halel gelmesin.
2. Belirtilen bu hususlar bir yana bırakıldığında, Karar’ın içeriği incelendiğinde
görülecektir ki, Kurul ilk başta soruşturma açılmasına ilişkin Kararı’nda da yer
verildiği üzere 2 temel hususu değerlendirerek karar vermiştir. Bunlar aşırı
fiyatlama ve mal vermeyi reddetme/ürün bağlama konularıdır.
14-03/60-24
51/68
3. Aşırı fiyatlandırma konusunda:
a. Öncelikle Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun (EPDK) özelleştirme
işleminin gerçekleştirilmesinden itibaren, TÜPRAŞ ile fiyatlama konusunda
yakın bir temas içerisinde olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu süreç
içerisinde gerekli fiyatlandırma mekanizmasının TÜPRAŞ tarafından
oluşturularak kendisine bildirilmesini isteyen EPDK, piyasayı yakından takip
etmektedir. Nitekim, soruşturma kapsamında aşırı fiyatlandırma olduğu iddia
edilen dönemde de yeni bir fiyatlandırma mekanizması üzerinde EPDK onay
verene kadar, TÜPRAŞ’ın 2006 tarihli fiyatlama mekanizmasına uyması
gerektiği açıkça düzenleyici kurum EPDK tarafından TÜPRAŞ’a bildirilmiştir.
Diğer yandan, soruşturma heyetinin bilgi talebi üzerine, Karar’da da yer
verildiği üzere, EPDK tarafından, TÜPRAŞ’ın uyguladığı fiyatların kendisine
bildirilen sistematiğe uygun olarak gerçekleştirildiği ifade edilmiştir. EPDK’nın
kendi onayına tabi bir fiyatlandırma uygulamasının onayının kapsamını aşıp
aşmadığına ilişkin bu görüşü dikkate almak yerine, Karar’da bu durumun böyle
olmadığının ispatlanmaya çalışılması ve buradan hareketle de TÜPRAŞ’ın
fiyat serbestisine sahip olduğuna dayanarak aşırı fiyatlandırma
değerlendirmesi yapılması kanımızca hukuki temelden yoksun bir yaklaşımdır.
Fiyatlara ilişkin Karar’da yer verilen bu durum gerçeği yansıtsa dahi, izlenecek
birincil yöntemin, yapılan hesaplamalar neticesinde elde edilen bulguların
EPDK ile paylaşılması ve EPDK’nın da bu varsayılan gerçekliği tespit etmesi
ertesinde gerekli düzenleyici aksiyonu alması şeklinde olması gerekirdi. Bu
düzenleyici müdahalenin sömürücü eylemin (ki aşırı fiyatlandırma sömürücü
bir kötüye kullanma halidir) olası zararlarını ortadan kaldırmaması durumunda
ise Rekabet Kurulu’nun konuya müdahil olabileceği izahten varestedir.
b. Buna rağmen, Rekabet Kurulu’nun yaklaşımının hukuki olduğu kabul edilse
dahi, Karar’da aşırı fiyatlandırma analizi doğru temeller üzerine kurulmamıştır.
Şöyle ki:
Aşırı fiyatlandırmada temel yaklaşım, fiyatların sürekli bir biçimde ve önemli
ölçüde rekabetçi fiyatların üzerinde seyrettiğinin tespit edilmesidir.
Bu iki husus mezkur dosya bazında değerlendirildiğinde hem süreklilik hem de
önemlilik ölçütlerinin gerçekleşmediği kanaati hasıl olmuştur.
Kurul’un daha önceki aşırı fiyatlandırma kararları incelendiğinde, diğer ülke
uygulamaları, özellikle de Avrupa Birliği (AB) uygulamaları göz önüne
alındığında bu kadar kısa süreli ve fiyatların bu ölçüde yüksek seyrettiği bir
aşırı fiyatlandırma davası bilgimiz dahilinde bulunmamaktadır.
Dosyada, her bir ürünün maliyetlerine ulaşılamadığından hareketle, temel
olarak, EPDK’ya bildirilen hesaplama sistematiği göz önüne alınarak, TÜPRAŞ
tarafından uygulanan fiyatların bu sistematikten yüksek olmasından hareket
edilmiştir. Halbuki, mezkur dosya bazında her bir ürünün maliyetlerinin ayrı
ayrı hesaplanmasına gerek bulunmamaktadır. Bir varil ham petrolün rafineride
işlenmesi sonucunda zorunlu olarak elde dilen birkaç ürün (benzin, motorin
vd.) birlikte bulunmaktadır. Yani, ortada birbirinden net bir şekilde
14-03/60-24
52/68
ayrıştırılabilen, fiyatlandırmaları birbirinden bağımsız ve ayrışık yapılabilecek
ürünler bulunmamaktadır. Böyle bir durumda hammadde maliyetleri ile birlikte
diğer üretim maliyetleri birlikte düşünülerek, maliyetlerin toplam çıktı üzerinden
bir değerlendirmesini yapmak, muhasebe açısından doğru bir yaklaşım olduğu
gibi, iktisaden de mantıklı bir uygulamadır. Bu şekilde ilgili girdi miktarı ve diğer
maliyetler baz alınarak toplam kârlılık dikkate alınarak aşırı bir kâr elde edilip
edilmediği, bunun ardından da fiyatların aşırı bir şekilde belirlenip
belirlenmediği tespit edilebilir. Ancak Karar’da bu sistematik takip edilmemiştir.
Aksine Kurul günlük fiyat değişmelerini dikkate alarak, yaklaşık 2 ay boyunca
uygulanan fiyatların ortalama olarak %15 dolaylarında belirtilen sistematikle
hesaplanan fiyatlardan yüksek olduğu sonucuna ulaşmıştır. Halbuki,
fiyatların belirtilen sistematikten yüksek olması aynı zamanda aşırı
fiyatlandırma yapıldığı anlamına gelmez. Zira, fiyatların belirtilen sistematikten
%15 dolaylarında yüksek seyretmesi aşırı fiyatlandırma analizinde gerekli olan
“önemlilik” kriterini sağlamaktan uzak olduğu gibi, ele alınan 50 günlük süre
de “süreklilik” kriterine uygunluk göstermemektedir.
Dikkatle incelendiğinde görülecektir ki, bu dönemde, uygulanan bu fiyatlara
rağmen TÜPRAŞ finansal olarak zarar etmiştir. İncelenen dönem dikkate
alındığında, zarar eden bir firmanın aşırı fiyatlama yaptığını ileri sürmek ciddi
bir iddiadır. Bu durumda Rekabet Hukuku açısından bakılması gereken husus,
yıl bazında uygulanan ortalama fiyatlardır. Yıl bazında bir değerlendirme
yapıldığında ise aşırı fiyatlandırma yapıldığına ilişkin iddia daha da
zayıflamaktadır.
c. Ayrıca, Kurul, akaryakıt ürünlerinin, diğer mal ve hizmet piyasalarında önemli
bir girdi olmasına da değerlendirmelerinde yer vermiştir. Ancak, böyle bir
yaklaşım esasen, ham petrol ve akaryakıt fiyatlarındaki değişimin ivedilikle ve
otomatikman diğer mal ve hizmetlerin fiyatlarına yansıdığını, dolayısıyla
enflasyonist bir baskı oluşturduğunu varsaymaktadır. Fakat incelenen dönem
açısından ayrıntılı bir hesaplama yapmadan, böyle bir neden-sonuç ilişkisini
iddia etmek ve ileri sürmek bilimsel temelden yoksundur. Zira, akaryakıt
ürünlerinin ve ham petrol fiyatlarının enflasyonist etkileri üzerine yapılan
ampirik çalışmalar incelendiğinde, bu çalışmalarda birbirinden farklı sonuçlara
ulaşıldığı görülmektedir. Ancak bir genelleme yapılacak olursa, ham petrol
fiyatlarındaki hareketliliğin, kısa dönemli enflasyonist baskılarının daha düşük
bir olasılık olduğuna ilişkin sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir.
Kaldı ki gerçekten ve ciddi bir yıllık enflasyonist baskının oluşması için
akaryakıt fiyatlarında, daha önceki dönemle karşılaştırıldığında sürekli bir
yükselme meydana gelmelidir. İncelenen dönemde TÜPRAŞ tarafından
uygulanan fiyatlar yükselme eğiliminde değil, bilakis düşme eğilimindedir. Zira,
söz konusu dönemde yaşanan küresel ekonomik krizin de etkisiyle dünya ham
petrol fiyatlarında bir düşüş yaşanmaktadır. Ancak bu düşüş, Soruşturma
Heyetince hesaplanan günlük bazda fiyatlardaki düşüşe göre daha hızlı
seyretmektedir. Buradan hareketle, fiyat düşüşlerinin hesaplanan ortalama
fiyatlardan daha yavaş ve/veya daha az bir şekilde düştüğünden hareketle
aşırı fiyatlandırma yapıldığını iddia etmek kanımızca yanlış bir yorumdur.
Bu çerçevede, fiyat indirimlerini çok kısa süreli olacak şekilde gecikmeli ve
daha düşük oranda ilgili piyasaya yansıtan bir teşebbüsün bu uygulamasının
14-03/60-24
53/68
aşırı fiyatlandırma olarak değerlendirilmesi rekabet hukuku ve iktisadı ile
bağdaştırılabilecek bir yaklaşım değildir.
Yine bu hususla bağlantılı olarak, incelenen dönemin, finansal krizin en tepe
noktada yaşanmaya başlandığı bir dönem olduğu da hesaba katılması
gereken bir durumdur. İncelenen döneme damgasını vuran krizin etkisi ile
Akdeniz havzasında üretim yapan bazı rafinerilerin kapanmak zorunda olduğu
da dikkat edilmesi gereken bir husustur.
Rafinerilerin ham petrolü tedarik ettikleri dönem ile bu ham petrolden üretim ve
satış gerçekleştirdikleri dönem arasında bir gecikme bulunmaktadır. Tedarik
anlaşmalarının yapıldığı dönemin ekonomik koşulları (ham petrol fiyatı ve
döviz kuru gibi) ile tedarik edilen ham petrolün üretiminin ve satışının
gerçekleştirildiği dönemin ekonomik koşulları birbirinden farklılıklar gösterebilir.
İncelenen dönem 2008 yılının tümü ile birlikte değerlendirildiğinde, TÜPRAŞ’ın
tedarik anlaşmalarını yaptığı andaki ham petrol fiyatlarının incelenen
dönemdekinden yüksek iken, aksine döviz kurunun da daha düşük olduğu
görülmektedir. Böyle bir ekonomik ortamda hızlı fiyat düşüşlerini nihai ürün
fiyatlarına kademeli olarak yansıtmak rasyonel ve basiretli bir tacir olmanın
gereğidir. Aksi bir hareket, hakkında soruşturma yürütülen teşebbüsün,
kapanmak ve faaliyetlerine son vermek durumunda kalan bölgedeki diğer
rafinelerle aynı kaderi paylaşması anlamına gelecektir. Konuya bu zaviyeden
bakıldığında, TÜPRAŞ’ın, aşırı fiyatlandırma yoluyla hakim durumunu kötüye
kullanmadığı, hatta rasyonel bir kriz yönetimi süreci izlediği anlaşılmaktadır.
d. Son olarak değinilmesi gereken bir husus daha bulunmaktadır. Mevcut
Karar’da, aşırı fiyatlandırma analizinde izlenen yaklaşımın kabul edilmesi
durumunda, bu yaklaşım mezkur sektördeki diğer konulara ilişkin Rekabet
Hukuku incelemelerinde de yanlış bir yolun izlenmesine yol açacaktır. Şöyle ki:
İncelenen dosyadaki koşullarda, yapılan uygulamaların aşırı fiyatlandırma
olduğu kabul edilsin. Şimdi, tam tersi bir durumu varsayalım. Hipotetik olarak,
ham petrol fiyatlarının hızla yükseldiği bir ekonomik konjonktür olsun. Böyle bir
durumda, TÜPRAŞ’ın bu hızlı fiyat artışlarını kendi uyguladığı nihai fiyatlara,
baz alınan fiyatlardan daha düşük olacak şekilde, gecikmeli ve daha düşük
oranlarda yansıtması durumunda ne olacaktır? Gerçekleşmesi oldukça
muhtemel böyle varsayımsal bir tablonun ortaya çıkması durumunda, aynen
mevcut dosyada olduğu gibi, gerçekleşen maliyetlerin dikkate alınmadan,
referans fiyat sistematiği baz alınırsa, zorunlu olarak bu eylemin yanlış bir
şekilde yıkıcı fiyatlandırma olarak nitelendirilmesi yoluna gidilebilecektir.
Hâlbuki Rekabet Hukuku ve İktisadı açısından, ne böyle bir durumda
doğrudan doğruya yıkıcı fiyatlandırma demek, ne de mezkur dosyadaki gibi
maliyetlere dikkat etmeden, piyasanın yapısını hassas bir şekilde hesaba
katmadan ve ekonomik konjonktürü göz ardı ederek aşırı fiyatlandırma
sonucuna ulaşmak mümkündür.
4. Mal vermeyi reddetme/ürün bağlama hususunda ise:
Soruşturma Heyetince, incelenen dosya kapsamında bu açıdan herhangi bir ihlal
olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Dosya bu çerçeveden incelendiğinde, taraflar
arasında bütün ticari ilişkilerin, TÜPRAŞ açısından basiretli bir tacir seviyesinde,
14-03/60-24
54/68
normal ticari ilişkiler ve sözleşmelerle devam ettiği, sözleşmelerde de ihlal
doğuracak nitelikte hükümler bulunmadığı kanaati hasıl olmuştur. Ayrıca,
bağlama konusunda Soruşturma Heyetince ilgili belgelerin ayrı ayrı ve ayrıntılı
olarak incelenmesi ve irdelenmesi sonucunda, Soruşturma Raporunda azınlık,
Ek Görüşte ise çoğunluk görüşü olarak ortaya konulan, kanaatimizle aynı
doğrultuda bulunan bağlama/ürün vermeyi reddetme eylemlerinin
gerçekleşmediğine yönelik görüşlere de tamamen katılmaktayız. Bu nedenle
Karar’ın 2. maddesine katılmamız mümkün olmamıştır.
5. Yukarıda izah edilen nedenlerle Kurul Kararı’nın hâkim durumun kötüye
kullanıldığına yönelik 1. maddesine katılma imkânı bulunamamıştır.
6. Hal böyle iken, Kurul kararlarındaki maddelerin ayrı ayrı oylanmasının bir sonucu
olarak, 1. maddeye katılmamıza rağmen, TÜPRAŞ’ın hâkim durumunu kötüye
kullandığı OYÇOKLUĞU ile KABUL EDİLMİŞTİR. Bu noktadan sonraki
oylamalarda bu durum kabul edilmiş bir karar olarak dikkate alınmak suretiyle
diğer maddeler oylanmıştır. Buna göre, bu eylem ihlal olarak kabul edilince, 4054
sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma,
Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde
Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in ilgili hükümleri çerçevesinde
yapılan değerlendirmeler neticesinde takdir edilen ceza miktarına ilişkin 2.
maddedeki karar tarafımızca da uygun bulunmuştur.
Dr. Murat ÇETİNKAYA
Kurul Üyesi
14-03/60-24
55/68
Rekabet Kurulu’nun 17.01.2014 Tarih ve 14-03/60-24 Sayılı
Kararına
KARŞI OY GEREKÇESİ
Kurulumuz mezkur kararı ile “1.Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin fiyatlandırma ve
sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla hakim durumunu kötüye kullandığına, bu
suretle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiğine
OYÇOKLUĞU ile,
2.Bu nedenle 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması
Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in 5. maddesinin birinci fıkrasının
(b) bendi ve ikinci fıkrası hükümleri uyarınca 2013 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul
tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren %1’i oranında olmak üzere;
- Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’ye 412.015.081,24 TL
idari para cezası verilmesine OYÇOKLUĞU ile,
3.a) 4054 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (g) bendi uyarınca, rafinerilere ilişkin
fiyatlandırma mekanizmasının tüketicilerin faydasına olacak şekilde ilgili ve yetkili
kuruluşlarca yeniden tanzim edilmesi yönünde ilgili mercilere ve
b) 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yukarıda ihlal oluşturduğu
belirtilen uygulamalar ve aynı sonucu doğuran ya da doğurabilecek niteliğe sahip
uygulamalardan kaçınılması gerektiği yönünde Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’ye
görüş bildirilmesine OYBİRLİĞİ ile,
4.Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş. ve Opet Petrolcülük A.Ş.’nin 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesini ihlal ettiklerine dair yeterli bulguya ulaşılamadığına; bu nedenle aynı
Kanun'un 16. maddesi uyarınca anılan teşebbüslere idari para cezası uygulanmasına
gerek olmadığına OYBİRLİĞİ ile,
Ankara İdare Mahkemelerinde yargı yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.’’ Biz bu
kararın 1.ve 2.maddelerindeki çoğunluk görüşüne katılmadığımızdan, karşı oy
gerekçelerimiz aşağıda açıklanmıştır.
Karşı oyumuza konu bu kararının 1.maddesinde; Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.
(TÜPRAŞ)’nin fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla hakim
durumunu kötüye kullandığı şeklinde geniş bir ifade kullanılmışsa da; Kararın
içeriğinden de anlaşılacağı üzere fiyatlandırma uygulamaları ile kast edilenin Rekabet
Hukuk’unda “Aşırı Fiyat” olarak isimlendirilen eylem; ve sözleşmelere ilişkin
uygulamalar ile kast edilenin ise “bir ürünü diğer bir ürünle birlikte satın alma şartına
bağlama ve bunun temini için arzı kısmak” gibi 4054 Sayılı Kanun’un 6.maddesi
kapsamında değerlendirilebilecek ihlaller olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan karşı
oyumuz, Kararımızın 1.maddesi ile ilgili olarak aşırı fiyat ile ürün bağlama olarak iki ayrı
bölüm halinde belirtilecek ve daha sonrada 2.maddeye ilişkin gerekçelerimiz
açıklanacaktır.
AŞIRI FİYAT ve REKABET OTORİTESİ İLE SEKTÖREL DÜZENLEYİCİ KURUMUN
İŞLEVLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Serbest pazar ekonomisi sisteminin en belirgin ve önemli özelliği piyasada faaliyet
gösteren teşebbüslerin kendi faaliyetleri ile ilgili konularda özgürce karar verebilme ve
bu kararları uygulamaya koyma haklarının bulunmasıdır. Bu bağlamda, piyasada
faaliyet gösteren teşebbüsler, piyasada oluşan arz, talep ve rekabet koşullarını da
14-03/60-24
56/68
dikkate alarak ürettikleri mal ve hizmetlerin miktarı ve fiyatı gibi parametreleri özgürce
belirlemektedirler.
4054 sayılı Kanun’un 6.maddesi ile; “Bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin
bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek
başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye
kullanması hukuka aykırı ve yasaktır.” şeklinde düzenleme getirilmiş, bu maddenin
devamında da, tadadı bir şekilde kötüye kullanma hallerine örnekler sayılmıştır.
Başka bir anlatımla, hakim durumdaki teşebbüslerin, piyasada normal ve etkin bir
rekabetin işlevsel olduğu bir dönemde yapamayacakları uygulamaları, hakim durumda
olmanın getirdiği olanakları kullanarak yapmaları ve tabiatıyla piyasadaki rekabeti
bozucu , engelleyici ve kısıtlayıcı sonuçlar doğurarak bu sayede, normal kazançlarının
üzerinde bir ticari kazanç sağlamaları, yasa hükmü ile yasaklanmaktadır.
Hakim durumdaki teşebbüslerin, kötüye kullanma olarak kabul edilebilecek
davranışları, Rekabet Hukukunda iki ana grupta değerlendirilmektedir. Bunlar sömürücü
davranışlar ve dışlayıcı davranışlardır. Sömürücü davranışlarda, hakim durumdaki
teşebbüs pazar gücünün avantajını kullanarak fiyatlama ya da diğer uygulamalar
yoluyla, belirli düzeyde pazar gücüne sahip olmayan bir teşebbüsün elde edemeyeceği
şekilde müşterilerden rant elde etmektedir. Sömürücü davranışların en önemli özelliği
tüketici refahında doğrudan bir kayba yol açmasıdır. Dışlayıcı davranışlarda ise,
rakiplere yöneltilen ancak, dolaylı olarak tüketici refahını da azaltan, rakiplerin rekabet
etme yeteneğini yasaya aykırı şekilde sınırlayan davranışlar söz konusu olmaktadır.
Aşırı fiyatlama ile ilgili rekabet hukuku uygulaması ve doktrininde, bu tür
davranışlara sınırlı durumlarda müdahale edilmesi yolunda bir yaklaşımın izlendiği
görülmektedir. Bu yaklaşımın ardında yatan temel gerekçeler;
ı-müdahale sonucunda teşebbüslerin karlarının sınırlanacak olması nedeniyle pazara
girişlerin engelleneceği ve teşebbüslerin araştırma geliştirme çalışmalarının ve
yatırımlarının azalacağı gibi pazarın işleyişine ilişkin sakıncalar
ıı-rekabet otoritelerinin aşırı fiyatlamayı doğru biçimde ortaya çıkaramayacak olmaları
nedeniyle hatalı karar verme riski ve aşırı fiyatlamayı etkin şekilde önleyemeyeceğine
yönelik kaygılar gibi rekabet otoritelerinin müdahalesinden kaynaklanan sakıncalar
şeklinde iki ana gruba ayrılmaktadır.
Aşırı fiyatlamanın saptanmasında, rekabet otoritelerince uygulanan yöntemler esas
olarak Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın ekonomik değer testi olarak bilinen iki aşamalı
test öngören United Brands (24) kararı ile ortaya konulmuştur. Söz konusu testin ilk
aşaması, fiyat-maliyet karşılaştırmasını içermekte, ikinci aşamada ise, ürünün fiyatının
kendi içinde zaman veya coğrafi pazarlar bakımından kıyaslanması ya da rakip
ürünlerin fiyatları ile kıyaslanması yolu izlenmektedir. Ancak, ekonomik değer testi,
maliyetlerin doğru şekilde hesaplanamaması, makul kar marjının yanlış takdir edilmesi
ve kıyaslamanın tutarlı şekilde yapılamaması gibi pek çok riski barındırmakta, bu
nedenle de sadece gösterge şeklinde sonuçlar vermektedir.Bu arada sözü edilen,
Brands kararının Adalet Divanı tarafından iptal edildiğini de belirtmek isteriz.
Aşırı fiyatlamaya rekabet hukuku boyutunda müdahale edilmesi ile ilgili olarak önemli
bir diğer konuda müdahale yöntemidir. Aşırı fiyatlama ihlali saptandığında rekabet
otoritelerinin genellikle yaptığı müdahale yöntemi, aşırı fiyatlamada bulunan teşebbüse
idari para cezası verilmesi ve fiyatların aşırı olmayan seviyeye indirilmesine yönelik
birtakım tedbirler uygulanmasıdır. Ancak, rekabet otoritelerinin fiyat düzenlemesine
(24)Case 27/76United Brands Company and Unişted Brands contiental Bv , Commission (1978) ECR 207
14-03/60-24
57/68
başvurması anlamına gelen bu tedbirlerin etkin ve uzun vadeli sonuçlar yaratması pek
de olanaklı değildir. Bunun asıl nedeni, aşırı olamayan fiyat düzeylerinin, bir başka
anlatımla makul kar marjının rekabet otoritelerince takdir edilmesinin zorluğu ve rekabet
otoritelerinin müdahalesinin bir defaya mahsus olmasıdır. Ürünün ekonomik değerini
yansıtan makul fiyat düzeyinin saptanması ancak, arz ve talebe ilişkin tüm unsurların bir
arada irdelenmesiyle olanaklı olabilecektir. Rekabet otoritelerinin varlık neden ve
amaçları bu olmadığı gibi, bunu yerine getirebilecek yeterliliği taşıdığını söylemekte
oldukça güçtür. Aksi düşünce ile, rekabet otoritelerinin makul fiyat düzeyini doğru ve
sağlıklı şekilde takdir edebileceği kabul edilse bile ilgili ürüne yönelik arz ve talep
koşulları sürekli değişim göstereceğinden, takdir edilen fiyat düzeyinin bu değişimlere
paralel olarak sürekli güncelleşmesi gereksinimi doğacaktır. Böyle bir izleme fonksiyonu
da rekabet otoritelerinin değil, gereksinim gösteren pazarlar bakımından oluşturulmuş
düzenleyici otoritelerin görevi ve işlevi olmalıdır. Bu sebeplerle, doktrinde ve
uygulamada aşırı fiyatlama davranışı karşısında rekabet otoritelerinin yaptırım
uygulamak ve fiyat düzenlemesine başvurmak yerine rekabet savunuculuğu
bağlamında, aşırı fiyatlamaya olanak tanıyan pazar yapısını ortadan kaldırmaya yönelik
tedbirler alması anlayışı giderek çoğalmaktadır.
Kısaca, rekabet otoritelerinin fiyat düzenlemesine benzer her çeşit müdahalesi hata
riskini barındırmakta ve ancak kısa süreli etkiler yaratmaktadır. Pazardaki arz ve talep
koşullarının sürekli takip edilmesini gerektiren bu yoldaki bir düzenleme ise ancak
pazarda uzmanlaşacak ve pazarı sürekli izleyecek bir düzenleyici otorite tarafından
yapılabilecektir.(25)
Kurulumuzun, Tüpraş’ın jet motorlu uçaklarda yakıt olarak kullanılan Jet A-1 yakıtı
pazarındaki hakim durumunu, aşırı fiyat uygulamak suretiyle kötüye kullandığı iddiasının
değerlendirildiği kararında da(26) ; “yapısal tedbirlerin mümkün olması ve düzenleyici
hukukun varlığı halinde aşırı fiyatlamaya rekabet hukuku çerçevesinde müdahale
edilmemesi” gerektiği belirtilmiştir. Doğal tekelin veya yüksek giriş engellerinin
bulunduğu ya da önemli düzeyde ölçek ekonomilerinin söz konusu olduğu sektörlerde
genellikle sektörel düzenlemeler uygulanmaktadır. Bu bağlamda tesis edilen sektörel
düzenlemeler, tekel gücüne sahip teşebbüslerin bu güce bağlı olarak uygulayacakları
fiyatlama politikası ile sebep olacakları dağıtım etkinsizliğini önlemeyi amaçlamaktadır.
Aşırı fiyatlama konusunda müdahalenin, ilgili sektörü sürekli izleyen, sektör
dinamiklerine hakim ayrıntılı olarak fiyat-maliyet analizleri yapabilecek, kar marjlarını
göz ardı etmeyecek şekilde uzmanlaşmış sektörel düzenleyici kurumlar tarafından
yerine getirilmesi daha uygun ve etkin olacaktır. Buna ilaveten, teşebbüslerin fiyatlama
eylemlerine ilişkin olarak sektörel düzenleyici kurum tarafından yapılacak, eylem öncesi
koruyucu ve önleyici düzenlemeler (öncül müdahale), rekabet otoritesinin cezalandırıcı
müdahalesinin (ardıl müdahale) ortaya çıkaracağı durumlardan daha sağlıklı sonuçlar
doğuracaktır.
Buraya kadar, öncelikle aşırı fiyat ve saptanması konusu, yine rekabet otoritesi ile
ilgili sektördeki düzenleyici kurumun karşılıklı işlev ve durumlarını genel olarak
anlatmaya çalıştık. Aşağıdaki bölümde de dosya konusu olaydaki akaryakıt rafinaj
fiyatlandırılmasına ilişkin regülasyon sürecinin ve hükümlerinin açıklanması ve
akabinde, aşırı fiyatla ilgili tüm açıklamalarımıza ilişkin olarak dosya konusu olayın
değerlendirilmesi yapılacaktır.
(25)Rekabet Kurulunun 15.07.2009 gün ve 09-33/739-176 sayılı İzmir Jeotermal kararı.
(26)Rekabet Kurulunun 04.11.2009 gün ve 09-52/1246-315 sayılı kararı sayfa 4 (140)
14-03/60-24
58/68
AKARYAKIT RAFİNAJ PİYASASINDA FİYATLANDIRMAYA İLİŞKİN REGÜLASYON
SÜRECİ VE YAPILAN UYGULAMA
Akaryakıt ürünlerinin rafineri çıkışı fiyatlandırılmasında, rafinerilerin ithalat
korumasında bulunduğu, 01.01.2005 öncesi, Otomatik Fiyatlandırma Sistemi (OFM)
uygulanırken, 5015 sayılı Kanunun geçici 1.maddesi, OFM’ye dayanak olan 98/10475
sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi’ni 01.01.2005 tarihi itibariyle yürürlükten
kaldırmıştır.
5015 sayılı Kanun’un fiyatlandırmaya ilişkin 10.maddesinde, fiyatlandırmayla ilgili
olarak “serbest piyasa koşulları”na yapılmış bir yollama bulunmaktadır. Ancak, gerek
ham petrol ve gerekse nihai ürün fiyatlandırılmasında “en yakın erişilebilir dünya fiyatları
dikkate alınarak” ifadesine yer verilerek, gerçekte tam bir serbestlik verilmediği de
görülmektedir. Piyasada da bu hükümler tam bir serbestlik olarak algılanmamış olup,
sadece rafineri çıkış fiyatlandırılmasında uygulanmak üzere “Platts İtalya-CİF-MED”
fiyatları referans olarak alınmaktadır.
Yukarıda anılan 10.madde hükmüne göre, lisans sahipleri yani rafinericiler
tarafından hazırlanan tavan fiyatlar, Bildirime Tabi Tarife kapsamında, düzenleyici
kurum olan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’na (EPDK) bildirilmek zorunda olup,
yine 5015 sayılı Kanuna göre düzenlenen Petrol Piyasası Fiyatlandırma Sistemi
Yönetmeliği’nin 10.maddesi gereği, rekabeti kısıtlama amacı taşıyan veya bu etkiyi
doğurabilecek nitelikte bulunması halinde, bildirim olarak sunulan bu tarifenin kurumca
geri çevrilme olanağı bulunmaktadır.
Öte yandan, anılan 10.madde de, bu hükümlere ilaveten; petrol piyasasında
faaliyetleri veya rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu
etkiyi doğuran veya doğurabilecek nitelikte anlaşma veya eylemlerin piyasa düzenini
bozucu etkiler oluşturması halinde, gerekli işlemlerin başlatılmasıyla birlikte, her
seferinde iki ayı aşmamak üzere, faaliyetlerin her aşamasında, bölgesel veya ulusal
düzeyde uygulanmak için taban ve/veya tavan fiyat tespitine ve gerekli tedbirlerin
alınmasına Kurum’un yetkili olduğu açıklanmıştır. EPDK’nın elinde rafinaj fiyatlama
konusunda, tarife iadesi olanağına ilaveten, taban ve/veya tavan fiyat saptama ve tedbir
alma şeklinde müdahale görev ve yetkisinin de bulunduğu açıktır.
Dosya konusu olayımızda, Tüpraş’ın uyguladığı fiyatlandırma modeli ve sürece
baktığımızda, bir çok yazışma olmakla birlikte, Tüpraş’ın 26.01.2006 tarihinde
özelleştirilmesinden sonra, EPDK’nın talebi üzerine 22.12.2006 tarihli yazısı ekinde
01.01.2007 tarihinden itibaren yürürlüğe koyacağı tarifesini göndermiştir. Tarifeye
cevaben EPDK, anılan tarifede bir takım değişiklikler önermekle birlikte, yeni bir tarife
hazırlanana dek 22.12.2006 tarihli bu tarifeye uyulmasını istemiştir. Bu aşamadan sonra
EPDK ile Tüpraş arasında bir takım yazışmalar devam etmiş, Tüpraş, 17.02.2009
tarihinde sunulan yeni tarifeye kadar eski tarifeyi uygulamaya devam etmiştir. Bu
yazışmalar, genellikle aşağıda açıklayacağımız gibi, EPDK’nın Tüpraş’’den şekli
düzeltme ve değişiklik yapılması yolundaki direktiflerine ilişkin konuları içermektedir.
EPDK’nın 25.11.2008 tarihli yazısında geçen, konuya ilişkin olarak işlemlerin
başlatıldığı yönündeki ifadesi üzerine Soruşturma Heyetince EPDK ‘ya yazılan yazı ile
bu durumun açıklanması ve sonucunun ne olduğu sorulmuştur.
EPDK Soruşturma heyetine verdiği 01.07.2013 günlü yanıtta özetle; Tüpraş’ın 2006
yılında fiyat uygulamalarının incelenmesi sonucunda, yurt dışı emsallere göre kar
marjının yüksek seyrettiğinin saptanması üzerine, konunun Kurula taşındığı ve Kurulun
17.08.2006 gün ve 866/185 sayılı kararı ile; Tüpraş’ın fiyat oluşumuna ilişkin usul ve
esasları belirleyen yeni bir tavan fiyat tarifesi hazırlaması ve daha sonra yapılacak
değişikliklerin Kuruma bildirilmeksizin uygulanması, şeklinde düzenleme yapıldığı ve
14-03/60-24
59/68
bunun Tüpraş’a bildirildiği, bunun üzerine 22.12.2006 tarihli yazı ile yukarıda bahsi
geçen tarifenin Tüpraş tarafından sunulduğunu, bu tarifenin mülga BKK’daki fiyat
oluşumu ile ilgili sistematiğe benzerlik gösterdiği ve fiyat oluşumundaki % 3 oranının
korunduğunun görüldüğü belirtilmiştir. EPDK’nın daha sonra “TARİFENİN ŞEKLE
İLİŞKİN EKSİKLİKLERİNİN TAMAMLANMASI” için 2006 yılına ait bu tarifenin iade
edildiğini, yeni bir tarifeye kadar, bunun uygulanmasına devam edilmesini istediklerini
belirtmiştir. Daha sonraki değişik tarihlerde, Tüpraş’ın yeni tarifeler sunduğunu ancak, %
25’e varan marjlar içeren bu tarifelerin Kurumları tarafından kabul edilmediği, yine 2006
tarihli uygulanmasına devam edilmesinin istenildiği ifade edilmiştir. EPDK söz konu
yazısı ile bunların yanı sıra, başlatıldığı belirtilen işlemlerin 5015 sayılı Yasa kendilerine
verilen tavan fiyat belirlemesi çalışmaları olduğu, Tüpraş’ın makul bir metodoloji ortaya
koyması üzerine konu sonuca ulaştırılarak, başlatılan işlemlere devam edilmesine gerek
kalmadığını bildirmiştir. Bütün bu anlatımlardan anlaşılan, aşırı fiyat yapıldığı iddia
edilen süreçte kullanılan 2006 tarifesinin şekli eksikliklerinin dışında bir probleminin
olmadığıdır.
Süreçle ilgili tüm açıklamalarımızın ışığı altında, dosya konusu olayın
irdelenmesine geçerek, Tüpraş’ın aşırı fiyat yoluyla hakim durumunu kötüye
kullandığına ilişkin çoğunluk kararına karşı oy gerekçelerimizi maddeler halinde
sunacağız.
1- DOSYA KONUSU SEKTÖRÜ DÜZENLEYİCİ KURUM OLAN EPDK’NIN
FİYATLARI REGÜLE ETMESİ NEDENİYLE AŞIRI FİYAT KONUSUNDA REKABET
KURULUNUN OLAYA MÜDAHALE ETMESİ OLANAKLI GÖRÜLMEMİŞTİR.
A- Yukarıda geniş olarak aşırı fiyatla ilgili açıklamalarda bulunduk. ABD uygulamasında
aşırı fiyata rekabet otoritesinin müdahil olmadığı, AB de ise Komisyonun ihtiyatlı bir
yaklaşımla müdahil olduğunu belirtmiştik ve ayrıca AB’nin ve Kurulumuzun çeşitli
kararlarından örnekler vermiştik. Kurulumuzun aşırı fiyatla ilgili ceza verdiği, başka bir
anlatımla doğrudan müdahil olduğu tek karar BELKO kararıdır. Bunun dışında ceza
tertip edilen başka bir karar yoktur. Ancak, BELKO’nun temel tüketim maddesine konu
pazarda , hukuki tekel konumunda olmasından dolayı bu pazara giriş olanağının hiç
bulunmadığını da hatırlatmak isteriz.
Yukarıda da açıkladığımız gibi, 5015 sayılı yasa ile, serbest piyasa koşullarına
yollamalar yapılsa da, anılan yasanın diğer hükümler ile, tarifeler bildirime dayalı olsa da
fiyatlara tavan konulması, tarife yönetmeliği ile getirilen metodolojiye uymayan
tarifelerin iadesi ve yine, petrol piyasasında faaliyetleri rekabeti engelleme, bozma
veya kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran eylemlerin varlığı halinde taban
ve/veya tavan fiyat tespitine ve gerekli tedbirlerin alınmasına EPDK ‘nın yetkili olması
doğrultusundaki hükümlerin, Tüpraş’ın fiyatların belirlenmesinde tam bir serbesti içinde
olmadığı, sonuç olarak akaryakıt rafinaj fiyatlarının regüle edildiği anlaşılmaktadır.
Kurulumuz aksine bir düşünce ile fiyat serbestisi bulunduğu, bir anlamda rafinaj
fiyatlarının regüle edilmeyen bir alan olduğu düşüncesinden hareketle aşırı fiyat
denetimi yapmıştır. Kanımca bu hatalı bir yargı olup, yukarıda geniş olarak
açıkladığımız gibi EPDK bu konuya sürekli olarak müdahil olma olanağı karşısında bu
konuda yetkili ve görevli kurum olduğu açıktır. Özelleştirmeden önceki sistemdeki
metodolojide rafinerilerin devlete ait olmasından dolayı korumacı düzenlemelerin ve
uygulamaların bulunması nedeniyle, her ne kadar özelleştirmeden önce 5015 sayılı
kanun yürürlüğe girmişse de, özelleştirme ile birlikte serbest piyasa koşullarına uyum
konusunda gerek EPDK ve gerekse Tüpraş’ın, usulü konularda birtakım eksikliklerin
olması da doğal olarak karşılanmalıdır.
Öte yandan, 2006 yılında özelleştirilmesinden sonraki süreçte Tüpraş ile EPDK
arasında fiyatlandırma ile ilgili tarife ilişkilerini, soruşturma heyetine EPDK tarafından
14-03/60-24
60/68
verilen yanıt yazısı da dahil olmak üzere açıklamaya çalıştık. Bu ilişkilerde anlaşılacağı
üzere;
ı-EPDK tüm yazılarında Tüpraş’a 22.12.2006 tarihli yazı ekindeki sunulan tarife
metodolojisini uygulamaya devam etmesini istediğini,
ıı-Anılan 2006 tarifesinden sonraki tüm süreçte bu tarifenin şekle ilişkin eksikliklerin
tamamlanması için yazılar yazdıklarını,
ııı-2006 tarifesi ile % 3 oranının korunduğu, daha sonra %25 e varan marjlar içeren
tarifeleri kabul etmediklerini, (yani 2006 tarifesinin uygunluğu zımnen ifade ediliyor)
ıv- Başlatılan işlemlerin tavan fiyat konusu olduğu, Tüpraş’ın makul bir metodoloji
ortaya koyması üzerine konu sonuca ulaştırılarak başlatılan işlemlere devam
edilmesine gerek kalmadığını,
belirttiği anlaşılmıştır,
EPDK’nın söylediklerinin tamamının bence kısa özeti şudur. EPDK; ‘’ Tüpraş ,
5015 sayılı Kanunla fiyat konusunda yasaya ve bunun yanı sıra, şekli eksiklikler olsa ve
sonradan tamamlasa da, benim koyduğum düzenlemelere uymuştur.’’ demektedir. Bu
durum karşısında, Rekabet Kurulunun regüle edilen ve regülasyonu yapan Kurumca
konulan kurallara uyulduğu da açıkça belirtilen bir alana müdahale etmemesi gerektiği
inancındayım. Yine ifade etmek gerekirse, salt rekabet mevzuatı açısından
bakıldığında, 5015 sayılı yasa ile getirilen ve Tüpraş tarafından uygulanan mevcut
fiyatlandırma modelinin, 4054 sayılı Kanun’un 6.maddesine aykırılık teşkil etmediği,
bununla birlikte “uluslar arası fiyatlara uygunluğunun sağlanması” konusunda hangi
kriterlere uyması gerektiği noktasında açıklık bulunmadığı ve bunun petrol piyasası
mevzuatı çerçevesinde çözülmesi gereken bir konu olduğu kanısında olduğumu da
ayrıca belirtmek isterim.
B- EPDK tarafından regüle edilen alanlarla ilgili benzerlik taşıyan bir başka yakın tarihli
kararımızı belirtmekte ve bu olaya ilişkin konunun aydınlanması adına her iki olayı
karşılaştırmakta yarar görmekteyim. 01.11.2012 gün ve 12-53/1491-519 sayılı
Kurulumuz kararına konu olayda, bazı gazete haberleri üzerine Kurumumuzca resen
yapılan incelemede, Çalık Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş’nin dağıtım bölgesindeki
serbest tüketicilerin diğer tedarik şirketleri ile çalışmalarını engellemek suretiyle, elektrik
dağıtım faaliyetinde sahip olduğu hakim durumunu, tedarik faaliyetleri bakımından
kötüye kullanarak 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6.maddesini
ihlal edip etmediğinin saptanması amacıyla, önaraştırma yapılmasına karar verilmiş,
yapılan önaraştırma sonucu düzenlenen raporda; raportörlerce, soruşturma açılması
önerilmiş, Kurulumuz da, konuyu 04.07.2012 tarihli toplantısında görüşerek, 12-
36/1038-M sayılı kararı ile, Dosya konusu uygulamalar hakkında Enerji Piyasası
Düzenleme Kurulunun (EPDK) görüşünün alınmasını teminen dosyanın Kurul
gündeminde incelemeye alınmasına karar vermiştir.
Karar gereği, Kurumumuzca yazılan yazıya verilen, EPDK’nun Başkanlık imzalı
23.08.2012 gün ve 6547 sayılı yazısında; konu ile ilgili hukuki uygulamalar sıralanmış,
özellikle, dağıtım şirketlerinin belirli hallerde, tüketici elektriğini kesebileceği konusunda
yetkisinin bulunduğu ve ayrıca EPDK’nın, dosya konusu olayla ilgili olarak 18.07.2012
gün ve 3933/21 sayılı kararı ile Çalık Yeşilırmak Elektrik Dağıtım A.Ş hakkında
soruşturma yapılmasına gerek olmadığına karar verildiğinin belirtilmesi üzerine, konu bir
kez daha Kurul gündemine gelmiş, Kurulumuz 01.11.2012 gün ve 12-53/1491-519 sayılı
kararıyla, teşebbüsün belirli, şartlarda elektrik kesme yetkisinin bulunması, başka bir
anlatımla olayın regüle edilmiş bir konu olduğu dosya içeriği tüm bilgi ve belgelerden
anlaşılması üzerine, teşebbüsün yasal yetkilerini kullanma adına yaptığı uygulamalar
nedeniyle soruşturma açılmamasına oyçokluğuyla karar vermiş hatta bir adım daha ileri
14-03/60-24
61/68
giderek, raportörlerin konuya ilişkin Rekabet Kurumu görüşünün Önaraştırma Raporu ve
ekleri ile birlikte EPDK’ya gönderilmesi yolundaki önerini de kabul etmeyerek, bu yönde
de bir karar almamıştır.
Her iki olayda da (dosyamız ve örnek verilen olay), 6.madde ihlali iddiası vardır.
Emsal dosyadaki iddia tüketicilere yönelik davranış ve uygulamalarıyla elektrik tedarik
şirketlerinin faaliyetlerini zorlaştırmak (dışlayıcı davranış), olayımızdaki ise, aşırı
fiyattır.(sömürücü davranış) Her iki olayda da düzenleyici kurum EPDK olup,
teşebbüslerin yasada öngörülen hüküm ve davranışlara uygun hareket ettiğini açıkça
belirtmektedir. Başka bir anlatımla, teşebbüslerin yasal sınırlarda kaldıklarını söylemiş
ve bunlara ilaveten her iki olayda da, soruşturma açmama veya işlem yapmama
yolunda hareket ettiğini belirtmiştir. Bu nedenlerle, önceki kararımızdaki içtihadı
sürdürmek adına da tarafımdan, aşırı fiyat konusundaki içtihatlarımıza da uygun olarak,
Kurulumuzun müdahil olamayacağı noktasından hareketle, ihlal olmadığı ve bu nedenle
idari para cezası verilmemesi gerektiği yönünde oy kullanılmıştır.
C- Yukarıda ilk bölümde açıkladığımız gibi, aşırı fiyat 4054 sayılı Yasanın 6.maddesi
kapsamında değerlendirilen, çeşitli rekabet hukuk sistemlerinde farklı düzenlenen,
bazılarında rekabet ihlali olarak bile görülmeyen, rekabet otoritesi tarafından
saptanmasının ve bunun sonucu olarak sağlıklı ve doğru karar verilebilmesinin oldukça
zor olduğu bir ihlal türüdür. İfade etmek gerekirse 6.maddenin en hassas ve adeta
rekabet otoritesinin yumuşak karnıdır. Bu özelliklerinin yanı sıra, yapıldığı ileri sürülen
aşırı fiyat eylemi, sektördeki düzenleyici kurumun bilgisi ve ortaya koyduğu
düzenlemelerin uygulanması nedeniyle ortaya çıkıyorsa, yani bir regülasyon sonucu
doğmuşsa, bu eyleme Rekabet Kurulu tarafından müdahale edilmesi, benzetmek
gerekirse, tam olmasa da, bir anlamda bireysel başvuru kapsamında, Danıştay veya
Yargıtay kararlarının Anayasa Mahkemesince incelenmesi yolu gibi düşünülebilir. Son
2010 Anayasa değişikliği ile getirilen bireysel başvuruda, adli ve idari yargının yüksek
mahkemesi ve son karar organı olan, gerek Yargıtay’ın ve gerekse Danıştay’ın
kesinleşmiş kararları Anayasa Mahkemesince incelenebilmektedir. Ancak, Rekabet
Kuruluna bu şekilde verilmiş bir görev ve yetki bulunmamaktadır.
Bilindiği gibi çeşitli sektörlere yönelik olarak, düzenleyici ve denetleyici kurumlar
olup, bunlara örnek olarak EPDK, BTK, SPK ve BDDK gösterilebilir. Her biri kendi
alanları ile ilgili piyasaları düzenlemekte ve denetlemektedir. Rekabet Kurumu’un bu
düzenleyici ve denetleyici kurumlardan farkı; rekabet ihlalleri ile birleşme ve devralma
(Bankacılık Kanun’undaki istisna hariç) yönünden tüm sektörlerde görevli ve yetkili
olmasıdır. Bunun tek istisnası ise, yeter ki konu, bir başka düzenleyici ve denetleyici
kurum veya kuruluşça regüle edilmesin.
Olaya bir başka açıdan bakarsak, düzenleyici ve denetleyici bir kurum tarafından
regüle edilen bir konuda, bir başka düzenleyici ve denetleyici kurumca müdahale
edilmesi bir anlamda yerindelik denetimi olur. Bir başka idarenin tasarrufunda olan,
idarenin takdir yetkisinin ve uzmanlığının gereği olarak idarece yapılması gereken
denetim olarak kısaca tanımlayacağımız yerindelik denetimi, yasa ile idari yargı yerine
bile verilmezken, bir başka idari makamca kullanılması hukukun genel ilkelerine aykırı
olacağı düşüncesindeyim. Bu yönüyle de Kurulumuzun çoğunluk kararına katılmıyorum.
D- Yukarıda açıklamaya çalıştığımız regülasyonla ilgili konudaki görüşlerimize karşı
görüş olarak, aksi yönde olan, kararımızın gerekçesinde de yer alan Danıştay
13.Dairesinin E.2008/14245, K. 2012/960 sayılı kararı gösterilebilir. Danıştay 13.Daire;
kararında,
14-03/60-24
62/68
“ …….Rekabet Kurulu'nun, düzenleyici otorite kararları uyarınca hareket etmiş olduğu
saptanmış olsa dahi anti-rekabetçi davranışlar sergileyen teşebbüslerin davranışlarını
tespit ve yaptırım uygulama yetkisine sahip olduğu ve bu teşebbüslerin 4054 sayılı
Kanun uygulamasından bağışık tutulmasının, sektörde gerçekleştirilebilecek rekabet
ihlâllerinin yaptırımsız kalması sonucunu doğurabileceğinden, şikâyete konu iddialarına
ilişkin davranışların varlığı ve bu davranışların hâkim durumun kötüye kullanılması
niteliğinde olduğunun saptanması veya bu duruma yönelik somut delillere ulaşılması
halinde, konu hakkında soruşturma zamanaşımı süresi içerisinde, Rekabet Kurulu'nca
soruşturma açılması ve ihlâlin kesin olarak tespiti halinde yaptırım uygulanmasının
önünde bir engel bulunmamaktadır.” denildiği, bu nedenle bir anlamda BTK tarafından,
regüle edilmiş bir alanda , regülasyon olmasına rağmen bir rekabet ihlali varsa , bu
koşullarda bile, bu ihlale Rekabet Kurulu’nun müdahil olabileceğinin belirtildiği ifade
edilmektedir.
Sözü geçen 13.Daire kararının , ayrı bir bölümün de de, ………. “yine 406 sayılı
Kanun'un, 4502 sayılı Kanun'un 6. maddesiyle yeniden düzenlenen 10. maddesinin
altıncı fıkrası gereğince, Telekomünikasyon Kurumu'nun, bu maddenin uygulanma
esaslarını ve standart referans tarifeleri, ara bağlantı ve roaming anlaşmalarının tabi
olduğu ayrıntıları gösteren yönetmelikler çıkaracağı ve standart referans tarifeleri,
şebeke ara bağlantıları ve roaming ile ilgili anlaşmaların telekomünikasyon hizmetlerinin
yürütülmesinde ve altyapının işletilmesinde serbest rekabeti engelleyici sonuçlara yol
açmayacak tedbirleri alacağı ve gerektiğinde 4054 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde
Rekabet Kurumu'na başvurabileceği öngörülmüştür.’’ denilmiştir. Kararın bu bölümünde
açıklanan ilgili maddeye göre Bilgi Teknolojileri Kurumu(BTK) ’nun Rekabet Kurumuna
gerektiğinde başvurabileceği hususu yasada bu hükümle düzenlendiği gibi, 5809 sayılı
Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 7. maddesinin 2.fıkrasına hükmüne göre de,
Rekabet Kurulu’nca, Elektronik haberleşme sektörüne ilişkin olarak yapacağı inceleme
ve tetkiklerde, birleşme ve devralmalara ilişkin olarak vereceği kararlar da dahil olmak
üzere elektronik haberleşme sektörüne ilişkin olarak vereceği tüm kararlarda öncelikle
BTK görüşünün alınmasının zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır.
İlgili yasal düzenlemelerde de görüleceği üzere, bu hükümlerle, RK ile BTK
arasında yasal bir işbirliği öngörülmüştür. Bu işbirliği, bir anlamda birbirini tamamlama
ve görüş alma şeklinde görülmektedir. Bu nedenle, Danıştay 13.Daire kararında
öngörülen içtihadın, RK ile BTK’nın bu ikili özel durumuna ilişkin olarak yasal hükümlerin
cevaz vermesinin sonucu olduğunu düşünüyorum. RK ile dosya konusu olayla ilgili
düzenleyici kurum olan EPDK arasında, mevzuatta kamu kurumları bütünlüğü ilişkisi
dışında, bu türde ikili ilişkileri ve işbirliğini sağlayan özel hükümler bulunmamaktadır. Bu
nedenle, Danıştay kararı, bu anılan hükümlere dayalı, RK – BTK ilişkisine münhasır,
özel bir karar olup, genelleştirilmesinin ve tüm düzenleyici ve denetleyici kurumlara
teşmil edilmesinin olanaklı olmadığı inancındayım.
2-SEKTÖRÜN EPDK TARAFINDAN REGÜLE EDİLMESİNE RAĞMEN BİR AN İÇİN
REKABET KURULUNUN MÜDAHALE YETKİSİ BULUNDUĞUNU KABUL ETSEK
BİLE EKSİK İNCELEME NEDENİYLE AŞIRI FİYAT KANITLANAMAMIŞTIR.
Yukarıda aşırı fiyatın, rekabet otoriteleri tarafından saptanmasına ilişkin
yöntemlerden kısaca bahsetmiştik. Aşırı fiyat, Rekabet sözlüğünde(27); “hakim durumun
kötüye kullanımı sonucunda bir ürünün ekonomik değeri ile fiyatı arasında makul
olmayan farklılığın bulunmasıdır.” şeklinde tanımlanmıştır. Her ürünün ve hizmetin,
(27)Rekabet Kurumu, Rekabet Terimleri Sözlüğü sayfa 54
14-03/60-24
63/68
teşebbüse bir maliyeti bulunmaktadır. Teşebbüs, bu maliyetinin çok üzerinde, sonuçta
tüketicileri sömürecek düzeyde bir fiyatla ürün ve hizmetini satıyorsa burada aşırı bir
fiyattan söz edilir. Bu nedenle aşırı fiyatın saptanmasında, maliyetin hesaplanması çok
önemlidir. Ancak, genellikle bir çok sektörde bu maliyetleri de, veriler tam ortaya
koyarak hesaplamak da zordur. Ama olanaksızda değildir. Şöyle ki fiyata ilişkin diğer
rekabet ihlallerinin saptanmasında ki farklılığı bir örnekle kısaca belirtmek gerekirse
örneğin, maliyeti bir çizgi olarak düşünürsek yıkıcı fiyatlamada, başka koşulların varlığı
ile birlikte satış fiyatının bu çizginin altında oluşması yeterlidir. Bir başka anlatımla bu
çizginin altındaki her fiyat yıkıcı fiyattır. Oysa, aşırı fiyatta maliyet üzerindeki her fiyat
aşırı fiyat değildir. Satış fiyatı zaten maliyet üzerinde olacak ki teşebbüs kar etsin. Ancak
hangi noktada aşırı fiyat oluşur, bu hangi seviyedir, bunu belirlemek rekabet otoritesinin
görevidir. İşte bu kolay da bir iş değildir. Bu konuyu aşağıda açıklamaya çalışacağız.
Soruşturma Heyeti, maliyet hesaplarının zorluğundan bahisle, bu yola girmeyerek,
2008-2012 yılları arasındaki, günlük bazda, Tüpraş’ın motorin ve benzin fiyatlarını,
Platts İtalya CIF MED fiyatlarını karşılaştırmış, bu karşılaştırma sonucunda, tarifeye
uyulmadığı ve 11.10.2008 – 01.01.2009 tarihleri arasında RFS, ortalama Platts İtalya
CIF MED fiyatlarından benzinde %14,5 ve motorinde %15 oranında daha yüksek
olduğunu belirtmiştir. Yine, yıllık bazda bu oranın % 5 olduğunu raporunda ifade
etmiştir. Ancak, soruşturma heyeti fiyatların artmadığını, Platts İtalya CIF MED
fiyatlarındaki düşüşe paralel olarak Tüpraş fiyatlarında aynı hızda düşüş olmadığından
hareketle aşırı fiyat saptamasında bulunmaktadır.
Kanımca sadece, Tüpraş fiyatlarının, Platts İtalya CIF MED fiyatlarını
karşılaştırması yeterli değildir. Bu karşılaştırma gerçek sonuçları vermekten uzaktır.
Günlük olarak karşılaştırma yapılarak aşırı fiyat saptanmaya çalışılmıştır. Dönemsel
maliyet bazlı bir çalışma ile maliyetlerin çıkarılması ve bu maliyetlerle fiyatların belirli bir
dönem, en az 6 aylık veya yıllık bir periyotun dikkate alınması gerekirdi. Rafinaj
maliyetlerinin en önemlisi ham petrol olup, başta belli bir dönemde, alınan ham petrol
maliyetleri ve diğer teşebbüs maliyetleri bir bütün halinde alınarak bu çıkan maliyetle,
aynı dönemdeki satışlar arasındaki fark bulunarak aşırı fiyat konusu açıklığa
kavuşturulabilirdi. Kaldı ki, rafinaj pazarında, bir varil ham petrolden ne oranda benzin,
motorin veya bir başka ürün üretileceğine ilişkin oranlar bellidir. Bu nedenle bütüncül bir
maliyet hesabından hareketle sonuca varılabilirdi. Soruşturma Heyeti, Kurumumuz
bünyesinde bulunan, Kurul kararlarında öngörülen veya tespiti yapılan
sektörlerde/piyasalarda araştırma ve analiz yapmak, gerektiğinde Kurum dışından
uzman desteği almakla da görevli olan Ekonomik Analiz ve Araştırma Dairesi
Başkanlığından yardım alma olanağı bulunurken, bu yola gitmeyerek, günlük fiyatlardan
hareketle, maliyeti bilinmeksizin, sadece karşılaştırma ile sonuca ulaşılması
hedeflenmişse de, bu yöntemle gerçek aşırı fiyat saptaması yapılabileceği kanısında
değilim. Neden bu düşüncede olduğumu da aşağıda kısa maddeler halinde
belirteceğim.
ı-Her şeyden önce 2008 yılında çıkan, aşırı fiyat ihlalinin oluştuğu tarihlerle örtüşen
zaman sürecinde had safhaya ulaşarak hızlanan global kriz (Global Financial Collapse)
olayımızın çözümünde önemli bir etkendir. Soruşturma heyetince bu husus
irdelenmemiş ve bu krizin yarattığı sonuçlar ve rafinaj fiyatlarına olan etkisi göz ardı
edilmiştir. Kanımca bu eksiklikte, aşırı fiyat saptamasının sağlıklı olmasını önleyen bir
husustur.
14-03/60-24
64/68
ıı-Yine aynı dönemde, yani 2008 yılında, ham petrol varil fiyatı tarihi rekor kırarak
144,22 ABD Dolarına çıkmış ve daha sonrada hızlı bir düşüşe içine girmiştir. 2008 yılı
için ham petrolün varil başına yıllık ortalaması 97 dolar olmuştur.(28)
ııı-Ham petrol fiyatlarının bu şekilde yükseldiği ve değişken olduğu 2008 yılında
uzun süre 1.200 ve 1.300 bandında bulunan dolar, kasım ayı itibariyle 1.700 bandını
aşmıştır. Ham petrol alımlarının dolar olarak alındığı da bilinmektedir.(29)
Aşırı fiyatın olduğu ileri sürülen 2008 yılının son çeyreğinde, aynı süreçte gelişen ve
en üst düzeye çıkan finansal global kriz nedeniyle dolar kurlarındaki rekor artış ve ham
petrol fiyatlarındaki değişken durum, soruşturma heyetince maliyet hesabı
yapılmadığından, bu konular irdelenmemiştir. Oysa bu belirtilen parametreler, rafinaj
fiyatlarının oluşmasında doğrudan etki etmekte ve fiyat artışlarına neden olmaktadır. Bu
hususlarda, Soruşturma Heyetince göz ardı edilmiştir. Soruşturma Heyetinin fiyat
karşılaştırması sonucunu yan delillerle desteklemesi gerekirdi. Tek başına böyle bir
saptama yeterli olmadığı gibi, belirtimiz diğer tüm hususlar Soruşturma Heyetinin fiyat
karşılaştırma sonucunu havada bırakmaktadır.
ıv-Diğer taraftan, Tüpraş bu tarihlerde global finansal kriz sonucu, tüm
savunmalarında ve yapılan sözlü savunma toplantısı sunumlarında, Ekim 2008 de;
(…..) USD, Kasım 2008 de; (…..) USD ve Kasım 2008 de ise; (…..) USD olmak üzere
toplam (…..) USD zarar ettiğini ısrarla ifade etmesine rağmen, soruşturma raporunda da
görüleceği üzere bu konu hiç incelenmemiş, bir başka anlatımla dikkate alınmamış ve
bu nedenle de Kurulumuzca eksik inceleme sonucu karar verilmiştir. Tüpraş’ın ileri
sürdüğü zarar konusunun, öncelikle incelenmesi gerekirdi. Çünkü aşırı fiyatlamanın
yapıldığı ileri sürülen bir süreçte, teşebbüsün zarar etmesinin kanımca söz konusu
olmaması beklenir. Kaldı ki, Tüpraş’ın zarar ettiğini ileri sürdüğü süreçte, krizin etkisiyle,
ülkemiz çevresinde bulunan bir çok rafineri kapanmış bir çoğu da kar etmeden veya
zararları sineye çekerek ayakta durmaya çalışmıştır. Burada yeri gelmişken, şunu da
ayrıca belirtmek isterim ki, 1970 li yıllarda, karaborsaya düşmüş akaryakıt ve bunun
sonucu sıra beklenerek veya acil durumlarda mülki idare amirlerinden alınan bir yazı ile
5-10 litre benzin alındığı günleri hatırlayan birisi olarak, krizin teşebbüs bazında, zarara
rağmen başarılı yönetilerek, bu dönemde ülkemizin akaryakıtsız kalmamasının ve
sıkıntı çekilmemesinin de, krizin ülkemizi teğet geçmesi gerçeği de unutulmaksızın,
dikkate değer bir konu olduğu inancındayım.
v- Bir başka belirtilecek konu ithalat konusudur.2006 yılı öncesi, dağıtım şirketleri
satışlarının ürünler bazında, en az % 60’ını Tüpraş’tan almak zorundayken, 5015 sayılı
yasa ile getirilen hükümlere göre, petrol ürünleri ithalatı, lisansı olan kuruluşlar için 1
Ocak 2005 tarihinden geçerli olmak üzere tamamen serbest bırakılmıştır. Bir başka
ifade ile dağıtım şirketleri isterlerse sattıkları akaryakıtın tamamını ithal etmek olanağına
sahiptirler.Yukarıda da belirttiğimiz gibi , aşırı fiyat ihlali nedeniyle ceza uygulanan tek
dosya olan Belko’nun faaliyette bulunduğu pazarda hukuki tekel söz konusu olması
nedeniyle böyle bir olanak yoktu.
Bölgemizde, 53’ü Akdeniz, 18’i Karadeniz’de olmak üzere toplam 71 rafineri
bulunmaktadır. Rusya, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, İsrail, İtalya, İran ve İspanya
gibi bölge ülke rafinerilerinin yanı sıra Hindistan’dan ABD’ne kadar olmak üzere birçok
ülke rafinerisi Türkiye akaryakıt piyasasını çok yakından takip etmekte ve tonda 1-2
(28) Pet-der 2009 yılı ocak-eylül dönemi Sektör Raporu sayfa 3
(29) Merkez Bankası 2008 yılı dolar alış-satış fiyatları
14-03/60-24
65/68
dolarlık (litrede 0,02-0,04 kuruş) fiyat avantajlarını dahi değerlendirerek ürünlerini
ülkemizde satma gayreti içerisindedirler.(30) Ülkemize akaryakıt ithaline hiçbir mevzuat
veya yapısal kısıtlama mevcut değildir. Akaryakıt Dağıtım firmaları Tüpraş’tan alım
yaptıklarında, ÖTV’ni mal bedeli ile birlikte ödemektedirler. Buna karşılık ithalat
yaptıklarında ise ÖTV’nin teminata bağlanarak tüketiciye ulaşmasının ardından devlete
15 günü aşkın gecikmeli olarak ödemektedirler.(1-15 arasında aldıklarını, her ayın
25’inden sonra;15-30’u arası aldıklarını ise diğer ayın 10’nundan sonra ödemektedirler).
ÖTV düzenlemesinin, ithalatı teşvik ettiği açıkça görülmektedir. Ekonomik kurallara
göre; ithalata ilişkin bu serbestlik ve kolaylıklar ortamı varken, Tüpraş tarafından aşırı
bir fiyatlama olması halinde ithalatın artması beklenir. Dosya içerisinde bulunan belge
ve bilgilerden ithalatın, bu dönemde arttığına ilişkin bir belge veya bilgi
bulunmamaktadır. Soruşturma heyetince, ithalat konusunun irdelenmesi, bu dönemdeki
var ise aşırı fiyat nedeniyle talebin ithalata yönelip, yönelmediği ve sebeplerinin de
değerlendirilmesi gerekirdi.
Bütün bunların yanı sıra, rekabet hukuku öğretisine göre, aşırı fiyat sürecinin
süreklilik arz etmesi ve aşırı fiyata ilişkin artışın veya diğer piyasalara göre stabil kalan
veya geç düşen oranın , anlam ifade eden bir başka deyişle dikkate değer artış oranına
ulaşması gerekir. Olayımızda, aşırı fiyatlama sürecinin 11.10.2008– 01.01.2009 tarihleri
arasında gerçekleştiği ileri sürülmekle, 2.5 ay dolayındaki bu süreç, aşırı fiyat ihlalinin
süreklilik unsurunu sağlamadığı gibi, benzinde %14,5 ve motorinde %15 oranındaki
yükseklikte , aşırı fiyat yönünden kayda değer bir oran değildir. Rekabet Kurulunun
Biletix kararında %11.11 ile %17.78 oranları(31), yine Botaş kararında % 67-77
oranları(32), bu oranın çok daha üstünde gerçekleşmesine rağmen fiyat oranları aşırı
fiyat olarak kabul edilmemiştir.Olayımızda %14,5 ve %15 oranlarına aşırı fiyat
denmektedir.Kanımca, Soruşturma Heyetinin kendi hesaplamaları sonucu bulduğu bu
oranın, tarifenin üzerinde olduğu gerekçesiyle aşırı fiyat denildiğini sanıyorum.Eğer bu
oran % 10 veya %12 olsa yine aşırı fiyat denecek miydi.? Neden % 15 oranı aşırı fiyat
olarak kabul edildi. Soruşturma Raporunda ve Kararımızda bu sorunun yanıtı
bulunmamaktadır.Bunun dışında başka ülkelerde bulunan rafinaj fiyatları ile de bir
kıyaslama yapılmamıştır.Bu noktalardan da kararın eksik olduğunu düşünmekteyim.
Yukarıda aşırı fiyat konusuna ilişkin olarak belirttiğimiz tüm nedenlerle, öncelikle
regüle edilen bir fiyatlama sistemi olması nedeniyle Rekabet Kurulunun müdahil
olamayacağı, bir an için müdahil olması gerektiği düşünülse bile eksik ve hatalı
yöntemler uygulanması nedenleriyle, aşırtı fiyat konusunun kanıtlanamadığı ve ortaya
açıkça konulamadığı için ihlal olduğu yolundaki Kurulumuz çoğunluk kararına
katılmıyorum.
BİR ÜRÜNÜ DİĞER BİR ÜRÜNLE BİRLİKTE SATIN ALMA ŞARTINA BAĞLAMA
İHLALLERİNE İLİŞKİN KARŞI OY GEREKÇELERİMİZ
Kurulumuz, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin
fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla hakim durumunu kötüye
kullandığına karar vermiş bulunmaktadır. Kararda; sözleşmelere ilişkin uygulamaları
derken, gerekçeden de anlaşılacağı üzere bunun 2008 yılında Alpet ve 2009 yılında
Poaş’a karşı bir ürünün satışını bir başka ürününde Tüpraş tarafından yeterli görülen
miktar ve/veya oranlarda Tüpraş’dan temin edilmesi şartına bağlamak ve bunun temini
(30)
(31)Rekabet Kurulunun 01.03.2007 gün ve 07-18/164-54 sayılı kararı
(32)Rekabet Kurulunun 08.03.2002 gün ve 02-13/127-54 sayılı kararı.
14-03/60-24
66/68
için arzı kısmak şeklindeki sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla hakim durumunu
kötüye kullandığı ve böylelikle 4054 sayılı Kanun’un 6.maddesini ihlal ettiği ileri
sürülerek, ihlal yönünde karar verilmiştir.
Bağlama anlaşmaları, satıcı konumundaki bir teşebbüsün bir ürünün satımını
alıcının ayrı bir ürünü de alması koşuluna bağlamasıdır. Bağlama anlaşmalarında alıcı
tarafından esas olarak talep edilen birinci ürüne “bağlayıcı veya bağlayan ürün’’, bu
ürünle birlikte alımı zorunlu kılınan ikinci ürüne “bağlanan ya da bağlı ürün’’
denilmektedir. Bağlama anlaşmaları olayın niteliğine göre 4054 sayılı Kanun’un 4 ve
6.maddesi kapsamında değerlendirilmektedir.(33)
Bağlama ihlalinin unsurlarının ise, öncelikle iki ayrı ürünün varlığı, ürünlerin
bağlanması ve satıcının bir ürüne ilişkin ekonomik gücünü diğer ürüne aktarma girişimi
olarak tanımlayabileceğimiz, yeterli ekonomik güç olduğunu belirtebiliriz.(34)
4054 sayılı Kanun’un 6.maddesinin (c) bendinde, “bir mal veya hizmetle birlikte,
diğer mal veya hizmetin satın alınmasını veya aracı teşebbüsler durumundaki alıcıların
talep ettiği bir malın veya hizmetin, diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri
şartına bağlanması ya da satın alınan bir malın belirli bir fiyatın altında satılmaması gibi,
tekrar satış halinde alım satım şartlarına ilişkin sınırlamalar getirilmesi” kötüye kullanma
olarak nitelendirilmiştir.
Soruşturma Raporunda, bağlama uygulamasının rekabet karşıtı piyasa kapamaya
sebep olmasının her zaman aranmayacağı, tek başına bağlama anlaşmasının varlığının
bile ihlal olarak değerlendirilebileceği noktasından hareketle ihlal olarak kabul edilmiştir.
Oysa, bağlama veya bir başka dışlayıcı uygulamanın rekabeti kısıtlayıcı bir eylem kabul
edilmesi için, hakim durumdaki teşebbüs davranışının fiili ve muhtemel bir piyasa
kapama sonucunun doğması gerekir. Olayımızda, soruşturma raporunda, muhtemel
piyasa kapama etkisi irdelenmemiş ve doğal olarak da böyle bir kapama etkisi
saptaması ortaya konulmamıştır.
Dosya içerisinde bulunan tüm belge ve bilgilerden anlaşıldığı üzere, Tüpraş üretim
tahsis programını yıllık olarak belirlemekte, bunun sonucu olarak da yıllık ham petrol
alımların piyasadan toplanan talepler doğrultusunda gerçekleştirmektedir. Bilindiği gibi,
rafinerilerde, ham petrolden sadece tek bir ürün elde edilmemekte, üretimde kullanılan
ham petrolden, hangi çeşit ve ne miktarda petrol ürününün üretileceği daha önceden
bilinen bir konudur. Bir ürünün rafinajda üretiminin azaltılması için, ham petrol miktarının
da azaltılması gerekir. Bir başka anlatımla, rafinaj üretiminde, bugün girdi olarak
kullanılan ham petrolle, örneğin sadece motorin üretelim denilemez, illaki üretimde
kullanılan ham petrolden belli oranlarda ürünler elde edilir. Yine dosyadaki bilgilerden,
Tüpraş’ın ham petrol alımlarının yaklaşık % 80 ‘lik bölümünün yıllık kontratlarla,
kalanının ise spot alımlarla sağlandığı anlaşılmaktadır.
Bütün bu üretimle ilgili bu zorunlu durumlar nedeniyle Tüpraş’ın, ürün çekişleri
daha önceki tahsis taleplerinin altında gerçekleşen alıcıların bir sonraki tahsislerini
belirlemesi, bu piyasadaki normal ticari hayatın bir gerçeği olarak makul görülebilecek,
bir tenkis ve objektif nitelik taşıyan haklı bir gerekçe olarak kabul edilmelidir. Dosyamız
içerisinde bulunan Poaş ve Alpet’le ilgili tüm belge ve yazışmalarda geçen ifadelerin ve
ilişkilerin, daha önceden anılan tarafların taleplerini Tüpraş’a bildirmeleri ancak, birtakım
(33)Rekabet Kurumu, Rekabet Terimleri Sözlüğü sayfa 56
(34)Kürşat Ünlüsoy Rekabet Hukukunda Bağlama Anlaşmaları Uzmanlık tezi S. 49
14-03/60-24
67/68
nedenlerle, bu taleplerine sadık kalmayarak bu taleplerinin altında çekiş yapmalarından
sonraki aşamada, Tüpraş’ın kendilerine ne miktarda ürün verebileceğine ilişkin pazarlık
görüşmeleri olarak nitelendirilebilecek bir iletişim olduğu değerlendirilmektedir. Bütün
belgelerde geçen ifadelerden, gerek Poaş’ın ve gerekse Alpet’in benzin, motorin veya
bir başka ürünü Tüpraş’tan almaları halinde, bir başka ürünü de, kendisinden almaya
zorlandığı yolunda bir anlam ve niyet çıkarılmamıştır. Bütün yazışmalarda, hiçbir şekilde
bir zorlama gözlemlenmemiştir. Bunun da ötesinde, Poaş’ın ilave motorin
gereksiniminin, Tüpraş’ın ilave tahsisi ile sağlandığı, yine Alpet’in taahhüdü olmamasına
rağmen geçici olarak Kalorifer yakıtı talebini karşılanması için Tüpraş tarafından ek
tahsisat yapıldığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Dosya içerisinde bulunan Ek-‘19 olarak işaretlenen, “2008 yılı Altınbaş Talep-
Tahsis-Çekiş değerlendirilmesi başlıklı belgeden anlaşıldığı üzere, Alpet (Altınbaş)’in
Ocak 2008 ayı için toplam 8.370 Ton motorin talebinde bulunduğu ve bu talebi
doğrultusunda aynı miktarda ürünün Tüpraş tarafından kendilerine tahsis edildiği, fiili
durumda 1.846 ton motorin çekişi gerçekleştirildiği, 6.524 ton ürünü daha önce tahsis
aşamasında talep etmesine rağmen, çekmediği anlaşılmıştır. Gelişen bu süreçte,
Tüpraş’ın Alpet’e bir sonraki ay olan Şubat ayındaki tahsisin gerçekleştirilmesi
aşamasında, ürün üretim ve satış programını doğrudan etkileyen bu durumu göz önüne
alması, basiretli bir tacir davranışı olup, hakim durumun kötüye kullanılması şeklinde
değerlendirilmesinin hatalı olacağı kanısındayım.
Öte yandan Tüpraş’ın Poaş ve Alpet’le rafinaj ürünlerinin alım satım ilişkilerini
düzenleyen “Petrol Ürünleri Satış Anlaşması’na Ek Protokol” ün Genel Şartlar Başlığı
altındaki 1.1.maddesinde; “ALICI, yıllık baz taleplerini aylar ve rafineri bölgeleri itibari ile
ayrı ayrı Ekim ayının 15'ine kadar SATICI'ya bildirecektir. ALICI, söz konusu yıllık
taleplerini yılın her çeyreği için 30 gün önceden aylar, rafineri bölgeleri ve ürünler
bazında artı/eksi % 15 limiti içinde revize edebilecektir. ALICI'nın baz talepleri,
SATICI'nın programlarının hazırlanmasına esas teşkil edeceğinden ALICI taleplerin
gerçekçi olarak verilmesine özen gösterecektir.” hükmü yer almış, yine aynı Protokol’ün
1.3.maddesinde “SATICI ise her ay tahsisin ait olduğu aylık kesin talepleri hangi
oranlarda karşılayacağını rafineriler itibariyle talebin ait olduğu aydan bir önceki ayın
25'ine kadar ALlCl'ya bildirecektir.”şeklinde düzenlenmiştir.
Protokol hükümleri, Tüpraş’la aralarında müşteri ilişkileri bulunan firmaların yıllık
tahsis talepleri ile değişikliğin bildirim usulleri ile Tüpraş’ın bu durumlarda ne yapacağını
düzenlemektedir.
Aynı Protokol’ün 1.9.maddesinde de; “ALICI'nın çekişlerinde, ürün bazında ve
rafineriler toplamında, tahsise göre % 25 oranında daha düşük gerçekleşme olması
halinde, SATICI, takip eden ay ALICI'nın taleplerine bakmaksızın tahsis yapabilir.”
hükmü yer almıştır.
Soruşturma Dosyasında Belge-2 olarak belirtilen ve Tüpraş ile Poaş arasındaki e-
posta yazışmalarından anlaşılacağı üzere, TÜPRAŞ’ın POAŞ’a tahsis talebine bağlı
kalması gerektiğini, aksi halde Temmuz ayından itibaren tüm ürünlerde rafineri
üretimleri çerçevesi ve ölçüsünde ikmal yapacağını bildirdiği görülmektedir. Bu
yazışmaların temelini ise 2009 yılı için POAŞ’ın yıllık 954.000 ton kırsal motorin
çekeceğini taahhüt etmesine rağmen 01.06.2009 tarihinde 873.000 ton olarak bu
tahsisini revize etmek istemesi konusu teşkil etmektedir. Yukarıda da açıkladığımız gibi,
rekabet hukukunda bağlama uygulaması ile hâkim durumun kötüye kullanılmasının en
önemli unsuru, alıcının aslında almak istemediği bir ürünü veya miktarı almaya
14-03/60-24
68/68
zorlanmasının söz konusu olmasıdır. Ancak TÜPRAŞ’ın söz konusu eyleminin bu yönde
bir davranış olarak değerlendirilemeyeceği; aksine taraflar arasında sürmekte olan bir
ticari ilişki boyutunda, tahsis taleplerine ilişkin görüşmelerin bir bölümü olduğu kanısına
varılmıştır.
Mal bağlama konusu ile ilgili sonuç olarak, Tüpraş’ın 2008 yılında Alpet ve 2009
yılında Poaş’a karşı bir ürünün satışını bir başka ürününde Tüpraş tarafından yeterli
görülen miktar ve/veya oranlarda Tüpraş’dan temin edilmesi şartına bağlamak ve
bunun temini için arzı kısmak şeklindeki sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla hakim
durumunu kötüye kullandığı ve böylelikle 4054 sayılı Kanun’un 6.maddesini ihlal ettiği
yolundaki kurulumuz çoğunluk kararına, taraflar arasında bütün ticari ilişkilerin, Tüpraş
açısından basiretli bir tacir ölçüsünde, normal ticari ilişkiler ve sözleşmelerle devam
ettiği, sözleşmelerde de, ihlal doğuracak nitelikte hükümler bulunmadığı görüşündeyiz.
Bunun yanı sıra, bağlama konusunda raportörlerce ilgili belgelerin ayrı ayrı ve ayrıntılı
olarak incelenmesi ve irdelenmesi sonucu, soruşturma raporunda; azınlık görüşü, ek
görüşte ise; çoğunluk görüşü olarak ortaya konulan, görüşümüzle aynı doğrultuda
bulunan, görüşlere de tamamen katıldığımızı ayrıca ifade etmek isterim.
KARARIN İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE İLİŞKİN 2.MADDESİNE KARŞI
OYUMUZ
Tarafımızdan, kararın 1.maddesinde kararlaştırılan, Türkiye Petrol Rafinerileri
A.Ş.’nin fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin uygulamaları yoluyla hakim durumunu
kötüye kullandığına, bu suretle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 6.
maddesini ihlal ettiği yolundaki çoğunluk görüşüne katılmadığımızdan, olayda hiçbir
ihlalin söz konusu olmaması karşısında adı geçen teşebbüse verilen cezanın yersiz ve
mesnetsiz olacağı, bu nedenle idari para cezası verilmemesi gerektiği inancıyla
kararımızın 2.maddesine de katılmıyorum.
SONUÇ
Yukarıda geniş olarak açıklanan ve sunulan nedenlerle, Kurulumuzun, İhlal ve
bunun sonucu olarak idari para cezası verilmesine ilişkin kararın, çoğunluk görüşünü
aksettiren, 1 ve 2. maddelerine katılmıyorum.
Reşit GÜRPINAR
Kurul Üyesi
Full & Egal Universal Law Academy