Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2009-2-172 (Önaraştırma)
Karar Sayısı : 15-41/677-239
Karar Tarihi : 20.11.2015
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Ömer TORLAK
Üyeler : Arslan NARİN, Fevzi ÖZKAN, Dr. Metin ARSLAN,
Doç. Dr. Tahir SARAÇ, Kenan TÜRK
B. RAPORTÖRLER: Özgür Can ÖZBEK, Beyza AĞVAZ
C. BAŞVURUDA
BULUNAN : Vodafone Telekomünikasyon A.Ş.
Temsilcisi: Av. Dr. İ. Yılmaz ASLAN
Barbaros Bulvarı Tan Apt. 60/5 Balmumcu Beşiktaş/İstanbul
D. HAKKINDA İNCELEME
YAPILAN : Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş.
Aydınevler Mah. İnönü Cad. No:20 Küçükyalı Ofispark Maltepe
İstanbul
(1) E. DOSYA KONUSU: Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş.’nin ayrımcı uygulamalar ve
seçici fiyatlama yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiği iddiası üzerine
alınan 09.09.2009 tarih ve 09-45/1136-286 sayılı Kurul kararının Danıştay 13.
Dairesi’nin 2010/457 E., 2015/427 K. sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine konunun
yeniden değerlendirilmesi.
(2) F. İDDİALARIN ÖZETİ: Vodafone Telekomünikasyon A.Ş. (Vodafone) tarafından yapılan
başvuruda özetle;
- Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş.’nin (Turkcell) şebekeler arası trafik verisini işleyerek
abonelerinin en çok aradığı Vodafone müşterilerini tespit ettiği,
- Bu kişilere telefonda pazarlama yöntemi ile Turkcell GSM hattı pazarlandığı,
- Turkcell’in bu görüşmelerde Vodafone müşterilerine ücretsiz telefon, 532 ile başlayan
Turkcell hattı, ilgili yılın sonuna kadar maliyetin altında olmayan ancak indirimli tarife
teklif ettiği,
- Olay bakımından ilgili ürün pazarının “GSM mobil telefon hizmetleri pazarı” olarak
tanımlanabileceği ve Turkcell’in bu pazarda hâkim durumda bulunduğu,
- Turkcell’in bu eyleminin ayrımcılık ve seçici düşük fiyatlama teşkil ettiği,
- Turkcell’in Vodafone’u piyasa dışına çıkarmaya ve faaliyetlerini zorlaştırmaya yönelik
yukarıda yer verilen eyleminin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un
(4054 sayılı Kanun) 6. maddesinin (a) ve (b) bentlerine aykırı olduğu
iddia edilerek, rekabet ihlalinin tespit edilmesi talep edilmektedir.
15-41/677-239
2/8
(3) G. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 03.03.2008 tarih, 1320 sayı ile giren başvuru ve
bu kapsamda gönderilen 29.04.2008 tarihli, 2575 sayılı ve 02.05.2008 tarihli, 2703 sayılı
yazılar üzerine 4054 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri çerçevesinde düzenlenen 15.05.2008
tarih, 2008-2-92/İİ-08-FGA sayılı İlk İnceleme Raporu 08-34 sayılı Kurul toplantısında
görüşülerek 20.05.2008 tarih ve 08-34/453-159 sayı ile iddialara ilişkin olarak 4054 sayılı
Kanun çerçevesinde önaraştırma yapılmasına ya da soruşturma açılmasına gerek
olmadığına karar verilmiştir.
(4) Rekabet Kurulunca verilen kararın iptali istemiyle Vodafone tarafından açılan davada,
Danıştay 13. Dairesince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) 27.
maddesindeki koşulların birlikte oluştuğu belirtilerek dava sonuçlanıncaya kadar yürütmenin
durdurulması kararı verilmiştir1. Anılan Danıştay kararına karşı Hukuk Müşavirliğimizce
yapılan itiraz Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 25.06.2009 tarih ve 2009/152 E. sayılı
kararı ile reddedilmiştir. Başvurulara ilişkin olarak hazırlanan 11.08.2009 tarih ve 2009-2-
172/BN-09-AA sayılı Bilgi Notu üzerine Rekabet Kurulu 26.08.2009 tarih ve 09-39/928- M
sayı ile başvuru hakkında 4054 sayılı Kanun’un 40. maddesinin 1. fıkrası ve Çalışma Usul ve
Esasları Hakkında Yönetmelik’in 55. maddesinin 1. fıkrası uyarınca önaraştırma yapılmasına
karar vermiştir. 4054 sayılı Kanun’un ilgili hükümleri çerçevesinde düzenlenen 28.09.2009
tarih ve 2009-2-172/ÖA-09-AA sayılı Önaraştırma Raporu 08.10.2009 tarihli 09-45 sayılı
Kurul toplantısında görüşülerek 09-45/1136-286 sayı ile, “BTK’nın Görüş Yazısı’nda,
işletmecilerin telekomünikasyon mevzuatından kaynaklanan yükümlülükleri uyarınca bu
eylemlerine son vermeleri gerektiğinin Turkcell ve Vodafone’a bildirildiği anlaşılmaktadır. Bu
sebeple, bu aşamada, şikayete konu eylem hakkında 4054 sayılı Kanun kapsamında ayrıca
bir işlem tesis edilmesine gerek bulunmadığı kanaatine varılmıştır.” denilerek şikayet konusu
iddialar ile ilgili olarak Turkcell hakkında aynı Kanun’un 41. maddesi uyarınca soruşturma
açılmasına gerek bulunmadığına, şikayetin reddine karar verilmiştir.
(5) Rekabet Kurulu’nun söz konusu 08.10.2009 tarihli ve 09-45/1136-286 sayılı kararı, Danıştay
13. Dairesi’nin 06.02.2015 tarihli ve 2010/457 E., 2015/427 K. sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
Bahse konu Danıştay kararında;
“Rekabet Kurulu tarafından 5809 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca istenilen ve Bilgi
Teknolojileri İletişim Kurumu'nca gönderilen görüş yazısında ise, tarafların uyarıldığı,
ancak konu hakkında herhangi bir soruşturma açılmadığı ve yaptırım uygulanmadığı
anlaşılmaktadır.
Bütün bu hususların birlikte değerlendirilmesinden, şikâyet konusu davranışlar ile ilgili
olarak sektörel anlamda Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun düzenleme ve
denetleme yetkisi bulunduğu açık olmakla birlikte, telekomünikasyon sektöründe
gerçekleşebilecek rekabet ihlalleri konusunda, genel yetkili olan Rekabet Kurulu, anti-
rekabetçi davranışlar sergileyen teşebbüslerin davranışlarını tespit ve yaptırım
uygulama yetkisine sahip olduğundan bu teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun
uygulamasından bağışık tutulması, sektörde gerçekleştirilebilecek rekabet ihlallerinin
yaptırımsız kalması sonucunu doğurabileceğinden şikâyete konu iddialarına ilişkin
davranışların varlığı ve bu davranışların rekabet ihlali niteliğinde olduğunun saptanması
veya bu duruma yönelik somut delillere ulaşılması halinde, konu hakkında soruşturma
1 Danıştay 13. Dairesince yürütmesi durdurulan 20.05.2008 tarih ve 08-34/453-159 sayılı Rekabet Kurulu kararı
daha sonra Danıştay 13. Dairesi’nin 23.11.2011 tarihli 2008/9448 E., 2011/5239 K. sayılı kararı ile “…Kurum
tarafından Kanun'un ‘Kurulun İnceleme ve Araştırmalarında Usul’ başlıklı dördüncü kısımdaki, Rekabet
Kurulu'nun inceleme ve araştırmalarında uyulması zorunlu usullerin uygulanması ve önaraştırma kararının
verilmesi…” gerektiği ifade edilerek iptal edilmiştir.
15-41/677-239
3/8
zamanaşımı süresi içerisinde, Rekabet Kurulu'nca soruşturma açılması ve ihlalin kesin
olarak tespiti halinde yaptırım uygulanmasını önünde bir engel bulunmamaktadır.
Bu durumda, Rekabet Kurulu'nca şikâyet konusu iddialar değerlendirmek suretiyle, Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun görüşü ve konu hakkında idari yaptırım niteliğinde
işlemler tesis edilmiş olması ihtimalinde, bu hususun da dikkate alınarak hareket
edilmesi gerekmekte iken, şikâyete konu olan uygulamalar hakkında 4054 sayılı Kanun
kapsamında herhangi bir işlem tesis edilemeyeceği gerekçesiyle konu hakkında
soruşturma açılmasına gerek olmadığına ve şikayetin reddine ilişkin Kurul kararında
hukuka uygunluk bulunmamıştır.
Diğer yandan, bu karar üzerine doğrudan soruşturma açılmasına gerek olmadığı ve
kararda belirtilen gerekçe doğrultusunda önaraştırma sürecinin tekrarlanması gerektiği,
bu süreç sonrasında 4054 sayılı Kanun'un 40. ve ilgili diğer maddelerinde öngörülen
idari usulün işletilerek gerekli görülmesi halinde soruşturma açılabileceği de
kuşkusuzdur”
ifadelerine yer verilmiştir.
(6) Mahkeme kararı üzerine hazırlanan 07.08.2015 tarihli ve 2009-2-172/BN sayılı Bilgi Notu
Rekabet Kurulu’nun 01.09.2015 tarihli toplantısında görüşülmüş ve 15-34/499-M sayı ile
Turkcell'in ayrımcı uygulamalar ve seçici fiyatlama yoluyla 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği
iddiasına ilişkin olarak aynı Kanunun 40. maddesinin 1. fıkrası uyarınca önaraştırma
yapılmasına karar verilmiştir. İlgili karar uyarınca düzenlenen 04.11.2015 tarih ve 2009-2-
172/ÖA2 sayılı Önaraştırma Raporu görüşülerek karara bağlanmıştır.
H. RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: İlgili raporda; başvuru konusu iddialarla ilgili olarak Turkcell
hakkında 4054 sayılı Kanun’un 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına gerek olmadığı
sonucuna ulaşıldığı ifade edilmiştir.
I. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
I.1. İlgili Pazar
(7) Elektronik haberleşmenin sağlanabilmesi için gerekli olan şebekeleri genel olarak sabit ve
mobil olmak üzere ikiye ayırmak mümkündür. İkinci nesil (2N) mobil şebekelere 2009 yılında
2N şebekelerden daha hızlı veri transferine imkan veren üçüncü nesil (3N) şebekeler
eklenmiştir. Günümüzde mobil operatörler 2N ve 3N şebekeleri bir arada işletmektedir.
Özellikle 3N şebekelerin devreye girmesinden sonra mobil şebekeler üzerinden sesli arama,
kısa mesaj (SMS), çokluortam mesajı (MMS) gibi hizmetlerin yanı sıra görüntülü arama,
genişbant internet erişim hizmetleri de verilmektedir. Bu hizmetlerden faydalanabilmek için
abonenin uygun bir cihaz ile SIM kart edinmesi ve bir mobil şebeke işletmecisinin tarifesine
kayıtlı olması gerekmektedir. Aboneler mobil hizmetlerden ön ödemeli veya faturalı olarak
yararlanabilmektedir.
(8) Ülkemizde mobil telefon hizmetleri alanında faaliyet gösteren ilk teşebbüs 1994 yılında
faaliyete geçen Turkcell olmuştur. Özellikle 2000’li yılların başından itibaren mobil telefon
hizmetleri hızla yaygınlaşmış, 2015 Haziran ayı itibariyle abone sayısı 72.174.826’ya, 0-9
yaş arası hariç nüfusa göre penetrasyon oranı %112,4’e ulaşmıştır2. Halen imtiyaz
sözleşmesi kapsamında üç mobil şebeke işletmecisi (Turkcell, Vodafone, Avea) faaliyet
göstermektedir.
2 BTK Üç Aylık Pazar Verileri Raporu 2015 Yılı 2, Çeyrek.
15-41/677-239
4/8
(9) İlgili Pazarın Tanımlanmasına İlişkin Kılavuz’un 20. paragrafında “…inceleme konusu işlem,
gerek ürün gerekse coğrafi açıdan olası alternatif pazar tanımları çerçevesinde rekabet
açısından endişeler yaratmıyor ya da alternatif tüm tanımlar açısından rekabeti bozucu bir
etki söz konusu oluyorsa pazar tanımı yapılmayabilir” denmektedir. Dosya kapsamında da
inceleme sonucunu değiştirmediği gerekçesiyle pazar tanımı yapılmamıştır.
I.2.Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Görüşü
(10) Dosya kapsamında Kurum kayıtlarına 09.05.2008 tarih ve 2877 sayı ile giren BTK
görüşünde özetle;
- Vodafone’un 13.03.2008 tarihinde Turkcell’in Vodafone abonelerine doğru
başlatılan çağrıları inceleyerek Vodafone abonelerinin numaralarına ulaştığı, bu
abonelere izinsiz olarak ulaşarak Turkcell hizmetlerini pazarladığı şikayetini BTK’ya
da ilettiği,
- Şikayet üzerine Turkcell’den telefonda pazarlama faaliyetinin Vodafone tarafından
da yürütüldüğü, bu durumun 28 Mayıs 2007 tarihli ihtarname ile Vodafone’a
bildirildiği bilgisinin alındığı,
- Bir ürünün satılması ya da pazarlanması sırasında abone tarafından verilmesi
halinde aboneye ait iletişim bilgilerinin kullanılabildiği,
- Diğer taraftan Telekomünikasyon Sektöründe Kişisel Bilgilerin İşlenmesi ve
Gizliliğinin Korunması Hakkında Yönetmeliğin 8. maddesinin ikinci fıkrası
çerçevesinde trafik verilerinin işletmeci tarafından hizmet amaçları dışında
kaydedilmesi, saklanması ve gözetiminin yasak olduğu, söz konusu yasağın ihlal
edildiğine dair tüketici şikayetlerinin gelmesi veya BTK tarafından yapılan inceleme
ve denetimlerde bu yönde verilerin elde edilmesi halinde idari para cezası
uygulanacağı yönünde Turkcell ve Vodafone’un ikaz edildiği
ifade edilmektedir.
I.3. Değerlendඈrme
I.3.1. Seçici Fiyatlama İddiasına İlişkin Değerlendirme
(11) Seçici fiyatlamanın bir ihlal türü teşkil edip etmediği rekabet hukukunun en tartışmalı
konularından biridir. Amerika Birleşik Devletleri uygulamasında hâkim durumdaki
teşebbüslerin seçici fiyatlama davranışı ihlal kabul edilmezken, Avrupa Birliği uygulamasında
diğer ihlallerin varlığı halinde seçici fiyat uygulamasının kötüye kullanma olarak
değerlendirilebildiği görülmektedir. Dosya kapsamında yapılan değerlendirmede seçici
fiyatlamanın ihlale sebebiyet vermeyeceği gibi bir ön kabul tercih edilmemiş, mevcut olayın
özelliklerinin ele alınması tercih edilmiştir. Bununla birlikte somut olayın incelenmesinden
önce arka plandaki teorik temellere yer verilecektir.
(12) Literatürde seçici fiyatlama olarak tanımlanan davranış, aynı mal veya hizmet için
müşterilerin bir kısmından maliyetin üzerinde ancak diğer müşterilere nazaran düşük fiyat
talep edilmesi durumudur. Bu davranışın ihlal kabul edilerek yasaklanmasının rekabetten
beklenen temel faydalardan olan tüketiciye düşük fiyatla sunum yapılmasına engel olacağı
açıktır. Şu halde bu temel faydadan feragat edilmesini makul ve gerekli kılan koşulların
varlığının aranması ve yaptırım uygulamasının her hâlükârda istisnai nitelikte olması rekabet
kanunlarından beklenen amaçlar bakımından daha uygun olacaktır.
15-41/677-239
5/8
(13) Yukarıda değinildiği üzere AB Komisyonu seçici fiyatlamayı ilave belirli koşulların varlığı
halinde kötüye kullanma olarak değerlendirebilmektedir. Komisyon’un bu konuyla ilgili emsal
nitelikteki kararları AKZO3, Hilti4, Compagnie Maritime Belge5 (CMB) ve Irish Sugar6
kararlarıdır. Bu kararlar incelendiğinde öne çıkan ilk unsur, davranışları incelenen
teşebbüslerin pazar güçlerinin hâkim durum olarak nitelenebilecek durumun ötesinde bir
nokta olan “süper hâkim duruma” işaret etmesidir. Örneğin CMB’de hâkim durumdaki
teşebbüs olan gemi birliğinin pazar payı %90’ın üzerindedir. Bu türden teşebbüslerin hâkim
durumdan doğan özel sorumluluklarının sınırlarının diğer hâkim durumdaki teşebbüslere
kıyasla daha geniş olduğunu, bir başka deyişle davranışları bakımından daha az özgür
olduklarını söylemek mümkündür7.
(14) Bahse konu kararlardaki bir diğer ortak nokta dışlama niyetinin her bir vakada ortaya
konabilmiş olmasıdır. Ancak buradaki kritik husus dışlama niyetinin olmadığı durumda ihlal
niteliği taşımayan eylemin niyetin ortaya konabilmesi neticesinde doğrudan kötüye kullanma
niteliği kazanıp kazanmadığıdır. Kararlardaki ortak üçüncü unsur birden fazla dışlayıcı
uygulamanın varlığı ve bundan doğan kümülatif etkinin ihlal sonucuna ulaşmadaki etkisidir.
Hilti kararında bağlama, Irish Sugar kararında ise sadakat ve hedef indirimleri gibi başka
uygulamalara eklenen seçici fiyat uygulaması ihlalin bir parçası olmuştur.
(15) Sayılan kararlar incelendiğinde, rekabet kanunlarıyla faydaları gözetilmesi gereken başlıca
ekonomik karar vericiler olan tüketicilerin doğrudan faydalarını artırıcı maliyet üstü fiyat
indirimlerinin ihlal olarak değerlendirilebilmesi için, süper hâkim durumda olma (tekel gücüne
yaklaşan bir hâkim durumda bulunma), dışlayıcı niyetin açıkça ortaya konması ve seçici
fiyatlamanın birden fazla dışlayıcı uygulamayla birlikte varlığı koşullarının arandığı
görülmektedir. Nitekim Kurulun 08.02.2010 tarih ve 10-14/175-66 sayılı İzocam kararında da
yukarıda sayılan koşullar seçici fiyatlama uygulamalarına müdahale edilmesi için gerekli
kriterler olarak sayılmıştır.
(16) Dosya konusu olayda Kuruma yapılan 03.03.2008 tarihli ilk başvuruda Vodafone temsilcisi
tarafından ticari sır niteliği taşımak kaydıyla üç abonenin ismi ve kendilerine yaptıkları
başvuru belgelendirilerek, Turkcell’in maliyetin altında olmayan düşük fiyatlar sunmak
suretiyle abone kazanmaya çalıştığı iddia edilmektedir. Şikâyetin kapsadığı düşünülebilecek
2007-2009 arası dönemde (başvuru tarihinden bir yıl öncesi ve sonrası bir gösterge olarak
kullanılmıştır) Vodafone’un abone sayısı asgari 13.900.000 olmuştur. Bu aşamada
gönderilen isimlerin şikâyetlerin bir örneklemi olduğu düşünülebilirse de, şikâyetçi teşebbüs
tarafından daha sonra 29.04.2008 tarihinde yeni bir dilekçeyle yalnızca bir abonenin ismi
verilerek ek delil sunulması bu görüşü desteklememektedir. Dolayısıyla Vodafone tarafından
yapılan başvurularda Türkiye gibi mobil penetrasyon oranının son derece yüksek olduğu bir
pazar için çok az sayıda tüketici şikâyetinin yer aldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bu
durum, seçici fiyatlamanın ihlal olarak kabul edilebilmesi için önemli hususlardan biri olan
davranışın sistematikliği hususunu desteklememektedir.
3 AKZO Chemie BV v. Commission [1991] ECR I-3359.
4 Eurofix-Bauco v. Hilti, OJ 1988 L 65/19.
5 C-395/96 P ve C-395/96 P, Compagnie Maritime Belge Transports SA and others ve Komisyon [2000] ECR
I-1365.
6 Case 97/624, Irish Sugar plc., OJ (1997) L 258.
7 Şüphesiz süper hâkim durumdaki teşebbüslerin diğerlerinden ayrı standartlara tabi tutulmaları söz konusu
ise süper hâkim durumun ne kadarlık bir pazar payı gerektirdiği gibi hususlar açıklığa kavuşturulmalıdır.
Bununla birlikte yukarıda yer verilen kararlarda olduğu gibi pazar payının %90’ı geçtiği vakaların her durumda
hâkim durumun nitelikli bir haline işaret ettiği muhakkaktır.
15-41/677-239
6/8
(17) Başvurularda görülebilecek bir diğer eksiklik, Vodafone tarafından şikâyet konusu edilen
tarifelerin ne olduğu konusunun açıklığa kavuşturulmamasıdır. Vodafone tarafından sunulan
abone başvurularında ise Turkcell müşteri hizmetleri tarafından yapılan aramalarda “kendi
tarifeleri hakkında bilgi verildiği”, “çok avantajlı görüşme sağlanacağı”, “532 ile başlayan
prestij kartı gönderileceği ve bu kartın vergisinin de ödeneceği gibi hususlar”ın yer aldığı
görülmektedir. Dosya kapsamındaki bilgilerden şikâyetin kapsamı konusuna ışık tutabilecek
bir diğer belge ise tarafların birbirlerine çektikleri ihtarnamelerdir. Vodafone tarafından
Turkcell’e çekilen 16.03.2007 tarihli ihtarnameye cevaben Turkcell tarafından 28.05.2007
tarihinde tanzim ettirilen ihtarnamede, ilk kez faturalı hat tesisi ve/veya ön ödemeli
abonelikten faturalı aboneliğe geçiş için dönemsel bir kampanya yürütüldüğü, bu kampanya
kapsamında tele-satış faaliyetlerinin yapıldığı, ancak tele pazarlama faaliyetlerinin yalnızca
Vodafone abonelerine yönelik olmadığı ve mevcut Turkcell abonelerine sunulan imkânların
ötesinde avantajlar sunulmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca aynı ihtarnamede yapılan ticari
değerlendirme sonucunda tele-pazarlama faaliyetinin sona erdiği de belirtilmektedir.
(18) Turkcell tarafından en geç 2007 yılı Mayıs ayı sonunda bitirildiği iddia edilen kampanyanın
pazarda doğurduğu etkinin değerlendirilmesi de şüphesiz son derece önemlidir. Bu
çerçevede 2007 yılından başlayan dönemde Turkcell lehine olmak üzere Vodafone abone
sayısında önemli bir düşüş yaşanması dosya konusu davranışın dışlayıcı bir nitelik taşıdığına
işaret edebilecektir. Bu analizde Turkcell’in kampanyanın bitirildiği iddiası ihmal edilmiş ve
şikâyetçinin daha lehine olacak şekilde 2007-2009 yılları arasındaki pazar payları dikkate
alınmıştır. Kampanyanın amacının düşük gelir getirse de abone kazanımı olduğu göz önünde
tutularak abone sayıları bazında pazar payları değerlendirilmiştir.
Şekil 1: Mobil Şebeke İşletmecilerinin 2007-2009 Yılları Arasında Abone Sayısına Göre Pazar Payları (%)
Kaynak: BTK Üç Aylık Pazar Verileri Raporları
(19) Şekilde yer alan veriler değerlendirildiğinde şikâyet konusu tele-pazarlama faaliyetinin
başladığı 2007 yılında Turkcell’in yaklaşık %2’lik pazar payı kaybı yaşadığı ve takip eden iki
yılda pazar payının dar bir bantta yatay seyrettiği görülmektedir. Öte yandan Vodafone’un
pazar payı 2007 ile 2008’in ilk çeyreği arasında %2’ye varan bir artış kaydettikten sonra 2009
sonuna kadar düşüş trendine girmiştir. Bununla birlikte Vodafone’un 2008 yılında kayıp
yaşadığı çeyreklerde Avea’nın aynı oranda pazar payı kazandığı da yine verilerden
görülebilmektedir. 2009 yılında Turkcell pazar payında görülen hafif artışın hem Vodafone
hem Avea cephesindeki pazar payı kayıplarına denk düştüğü de tespit edilebilmektedir. Bu
veriler ışığında 2007-2009 arasında Turkcell’in pazar payı kazanırken Vodafone’un kaybettiği
bir başka deyişle seçici fiyatlama yoluyla rakibini dışladığı bir döneme rastlanmamaktadır.
15-41/677-239
7/8
(20) Yapılan şikâyette çok detaylandırılmamakla birlikte maliyet üstü uygun fiyatların yanında
sunulan bir diğer fayda da Turkcell’e geçmeyi kabul eden abonelere “prestijli numara”
verilmesidir. Ülkemizde bir dönem bazı numaraların daha itibarlı oldukları kabul edilmiş ve
hatta bu numaralar belli bir ekonomik değer taşımış olsa da numara taşınabilirliğinin hayata
geçirilmesiyle beraber kullandığı operatörü değiştiren abonenin numarasını değiştirmesine
gerek kalmamasıyla birlikte bu tip numaraların önerilmesinin de önü kapanmıştır. Mobil
hatlarda numara taşıyabilme imkanının 9 Kasım 2008’de başladığı göz önüne alındığında
kampanyanın bu tarihten sonra uygulanmasının anlamlı olmadığı ortaya çıkmaktadır.
(21) Yukarıda sunulan bilgiler ışığında şikâyet konusu dönemde Turkcell’in yüksek bir pazar
payına sahip olmakla beraber pazarda süper hâkim durumda olmaktan uzak olduğu,
Vodafone’u dışlamaya yönelik bir niyetin mevcut dosya kapsamında belgelendirilemediği,
iddia konusu eyleme eşlik eden başkaca bir kötüye kullanmanın varlığından söz edilemediği,
bu eyleme ilişkin az sayıda tüketici başvurusuna yer verildiği ve iddia konusu davranışın
pazardaki etkisinin tespit edilemediği söylenebilecektir. Dolayısıyla doğrudan tüketici
faydasını artırması beklenen iddia konusu seçici fiyatlama uygulamasını, dosya
kapsamındaki bilgi, belge ve bulgular çerçevesinde ihlal olarak nitelemenin rekabet
hukukunun amaçlarıyla bağdaşmayacağı değerlendirilmektedir.
I.3.2. Fiyat Ayrımcılığı İddiasına İlişkin Değerlendirme
(22) 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin (b) bendinde hâkim durumun kötüye kullanılması
hallerinden biri olarak “[..]eşit durumdaki alıcılara aynı ve eşit hak, yükümlülük ve edimler için
farklı şartlar ileri sürerek, doğrudan veya dolaylı olarak ayırımcılık yapılması” sayılmaktadır.
Fiyat ayrımcılığı, bir teşebbüsün maliyet farklılığı gibi haklı bir gerekçe olmaksızın bir ürün
veya hizmeti farklı alıcılara farklı fiyatlarla temin etmesidir. Söz konusu uygulama, refahı
artırarak rekabetçi etkiler doğurabileceği gibi fiyat ayrımcılığına giden hâkim durumdaki
teşebbüsün faaliyette bulunduğu piyasada veya hâkim durumdaki teşebbüsün müşterisi
konumundaki teşebbüslerin rekabet ettiği piyasada rekabeti olumsuz etkileyebilmektedir.
Uygulamanın hâkim durumdaki teşebbüsün rakipleri açısından dışlayıcı etkiler doğurması
birinci seviye zarar olarak adlandırılmaktadır. Fiyat ayrımcılığının alıcıların faaliyet gösterdiği
alt pazardaki rekabet koşullarını olumsuz etkilemesi ise ikinci seviyede zarar oluşturan fiyat
ayrımcılığı olarak ifade edilmektedir. Başvuruda Turkcell’in mevcut ve diğer operatör
abonelerine sunmadığı şartlarla Vodafone abonelerine avantajlı teklifler sunmasının
ayrımcılık teşkil ettiği iddia edilmektedir. Söz konusu iddianın birinci seviye zarar oluşturan
fiyat ayrımcılığına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
(23) Öncelikle belirtilmelidir ki fiyat ayrımcılığı per se rekabet ihlali anlamına gelmemektedir. Diğer
bir ifadeyle 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespiti için sadece
ayrımcılık eyleminin var olup olmadığının değil, aynı zamanda bu eylemin rakipleri dışlayıcı
bir etkisinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir. Rekabet Kurulu’nun
08.07.2010 tarihli ve 10-49/919-323 sayılı kararında da “… şeklen gerçekleşen bir
ayrımcılığa değil ayrımcılık vasıtası ile rekabetin kısıtlanması ya da bozulmasına müdahale
edilmesi gerekmektedir” ifadesi yer almaktadır.
(24) Bu bağlamda fiyat ayrımcılığının rekabet hukuku uygulamasında hâkim durumun kötüye
kullanılması halleri içinde bir unsur olarak karşımıza çıktığını söylemek mümkündür. Bu
durumlarda ayrımcılık, ihlale yol açan eyleme ve hâkim durumdaki teşebbüsün bu
eyleminden fayda sağlamasına imkân sunmakta veya söz konusu eylemin dışlayıcı etkilerini
güçlendirmektedir.
15-41/677-239
8/8
(25) Dosya konusu olay incelenirken öncelikle fiyat ayrımcılığının varlığı tespit edilmelidir. 4054
sayılı Kanun’un 6. maddesinin (b) bendinin lafzından fiyat ayrımcılığından bahsedebilmek
için (1) alıcıların eşit konumda olmaları, (2) ilgili ürün veya hizmetin aynı ve eşit hak,
yükümlülük ve edimlerden oluşması ve (3) bu ürün veya hizmet için farklı koşullar ileri
sürülmesi gerekmektedir. Vodafone başvurusunda sadece kendi müşterilerine sunulan bir
tekliften bahsederken, Turkcell 28.05.2007 tarihinde Vodafone’a gönderdiği ihtarnamede ve
31.03.2008 tarihinde BTK’ya gönderdiği yazıda söz konusu teklifin ilk kez faturalı hat abonelik
tesisini veya ön ödemeli abonelikten faturalı aboneliğe geçişi teşvik için yürütülen dönemsel
bir kampanya olduğunu, Turkcell bayileri ve internet sitesinde de duyurulan kampanyanın
hem Turkcell hem de tesadüfi örnekleme yöntemi ile seçilen diğer operatörlerin abonelerine
sunulan genel bir teklif olduğunu ifade etmektedir. Bu çerçevede Turkcell’in aynı hizmetin
temini için eşit konumdaki alıcılara birbirinden farklı teklifler sunduğunun tespit edilemeyeceği
kanaatine varılmıştır.
(26) Turkcell tarafından sunulan teklifin fiyat ayrımcılığı teşkil ettiği kabul edilse dahi söz konusu
uygulamanın olası ilgili ürün pazarında dışlayıcı bir etki doğurduğunun tespit edilemediği
“I.4.1. Seçici Fiyatlama İddiasına İlişkin Değerlendirme” başlıklı bölümde yer alan
değerlendirmeden de görülmektedir. Fiyat ayrımcılığı ile rakiplerin piyasadan dışlandığı iddia
edilen dönemde Turkcell’in önemli bir pazar payı artışı kaydedememiş hatta 2008 yılında az
da olsa pazar payı kaybetmiş olması ile uygulamanın sistematik, geniş kapsamlı ve uzun
süreli olduğunun da söylenememesi göz önünde bulundurularak, fiyat ayrımcılığının
bulunduğu varsayımı altında dahi hâkim durumun kötüye kullanılmasından
bahsedilemeyeceği değerlendirilmiştir.
(27) Yapılan tespit ve değerlendirmeler ışığında, şikâyete konu davranışın 4054 sayılı Kanun’un
6. maddesi kapsamında bir kötüye kullanma teşkil etmediği sonucuna ulaşılmıştır.
J. SONUÇ
(28) Düzenlenen rapora ve incelenen dosya kapsamına göre, 4054 sayılı Kanun’un 41. maddesi
uyarınca şikayetin reddi ile soruşturma açılmamasına OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy