Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2015-1-37
Karar Sayısı : 15-45/747-271
Karar Tarihi : 24.12.2015
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Ömer TORLAK
Üyeler : Arslan NARİN, Fevzi ÖZKAN, Doç. Dr. Tahir SARAÇ, Kenan TÜRK
B. RAPORTÖRLER : Başak TEKÇAM, Muhammed Safa UYGUR, Metin DEMİRCİ
C. BAŞVURUDA
BULUNAN : OMV Petrol Ofisi A.Ş.
Eskibüyükdere Cad. No:33 Maslak, İstanbul
(1) D. DOSYA KONUSU: OMV Petrol Ofisi A.Ş.’nin yapmış olduğu dikey anlaşma ve
çeşitli uygulamalar yolu ile 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ve
2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’ni ihlal ettiği iddiası
üzerine verilen 09.09.2015 tarih, 15-36/536-170 sayılı kararının yeniden
değerlendirilmesi talebi.
(2) E. DOSYA EVRELERİ: Kurum kayıtlarına 16.11.2015 tarihinde giren başvuru üzerine
düzenlenen 14.12.2015 tarih ve 2015-1-37/BN(2) sayılı Bilgi Notu görüşülerek karara
bağlanmıştır.
(3) F. RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: İlgili Bilgi Notu’nda; anılan başvurunun reddedilmesi gerektiği
ifade edilmiştir.
G. İNCELEME VE DEĞERLENDİRME
(4) Rekabet Kurumu kayıtlarına 16.11.2015 tarih ve 5393 sayı ile giren başvuruda; Rekabet
Kurulunun 09.09.2015 tarih ve 15-36/536-170 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nun (İYUK) 11. maddesi çerçevesinde yeniden değerlendirilerek ilgili kararın
geri alınması talep edilmektedir. Başvuruda bu talebe gerekçe olarak;
- Bir akdin veya hukuki işlemin kurulduğu andaki maddi ve şekli hukuk kurallarına göre
geçerli olup olmadığının değerlendirilmesinin hukukun en temel prensiplerinden olduğu,
bu bağlamda sonradan ortaya çıkan olguların sakat olan bir hukuki işleme sıhhat
kazandıramayacağı gibi sıhhatli olan bir hukuki işlemi de sakatlayamayacağı,
- Kazanılmış haklara saygı ve hukuki belirlilik gibi prensiplerin hukuk düzeninin en temel
unsurlarından olduğu,
- Dikey Anlaşmalara İlişkin Kılavuz’un (Kılavuz) 39. paragrafında yer alan;
“muafiyet kapsamındaki beş yıllık süre dolmadan; faaliyetlerin sona erdirilmesi, devralma
vb. yollarla dikey anlaşmanın taraflarında değişiklik ortaya çıkması halinde muafiyetten
yararlanılabilecek sürenin uzaması söz konusu değildir.”
şeklindeki ilkenin, başlangıçta muafiyet koşullarını taşımayan bir işlemin sonradan
koşulların değişmesiyle muafiyet kazanamayacağına işaret ettiği gibi, bu ilkeden
başlangıçta muafiyet koşullarını taşıyan bir işlemin de sonradan koşulların değişmesiyle
muafiyeti kaybetmeyeceğinin anlaşılması gerektiği,
- Kurul kararında 12.01.2010 tarih ve 10-04/53-27 sayılı karara atıf yapılmış olup, söz
konusu kararda belirtilenin aksine, somut olayda taraflar arasındaki bağlantının
kurulmasında OMV Petrol Ofisi A.Ş.’nin (POAŞ) hiçbir dahli ve onayı olmadığından,
15-45/747-271
2/5
sonradan kurulan bu ilişkinin hukuki sonuçlarından POAŞ’ın etkilenmesinin hiçbir
gerekçeyle açıklanamayacağı,
- Dosya konusu gayrimenkulün devrinin devam etmekte olan bir bayilik sözleşmesiyle
ilişkilendirilerek yeni bir dikey ilişki kurulmuş gibi muafiyet verilmesinin hatalı olduğu,
- Kurul’un bağlantının kurulduğu tarih olarak tapu devir tarihi olan 18.02.2015 tarihini esas
alması gerekirken 30.01.2015 tarihini esas almasının hatalı olduğu
ifade edilmektedir.
(5) Başvuru konusu Kurulumuz kararı incelendiğinde;
- 07.06.2006 tarihinde Tuzla Belediyesi tarafından POAŞ’a 15 yıl süreli intifa hakkı
tanındığı, taraflar arasında ilgili taşınmaz üzerinde akaryakıt istasyonunun kurulması için
bir protokol imzalandığı ve istasyonun 20.04.2007 tarihinde Tuzla Belediyesi tarafından
POAŞ’a teslim edildiği,
- POAŞ ile TUZLA PETROL arasında 01.08.2006 tarihinde 5 yıl süreli bir bayilik
sözleşmesi imzalandığı, 12.03.2012 tarihinde ise 5 yıl süreli yeni bir bayilik sözleşmesi
daha imzalandığı,
- Akaryakıt istasyonunun mülkiyetinin 30.01.2015 tarihinde ALTACAN PETROL’e geçtiği,
- Somut olayda dikey ilişkinin kurulduğu tarihte malik Tuzla Belediyesi ile işletici (bayi)
TUZLA PETROL arasında herhangi bir bağlantının bulunmadığı,
- Ancak daha sonra 30.01.2015 tarihinde gayrimenkulün el değiştirmesi ile bayi TUZLA
PETROL’de %72,5 hissedarlığı bulunan Ali ÇELEBİ’nin aynı zamanda yeni malik
ALTACAN PETROL’ün %45 oranında hissesini elinde bulundurması sebebiyle bayi ile
malik arasında ilişki kurulduğu
tespitlerinin yapıldığı görülmektedir. POAŞ tarafından yapılan başvuruda, yukarıda
zikredilen vakalara ilişkin tespitler yönünden herhangi bir ek bilgi veya belge
sunulmamaktadır. Ek olarak, başvuruda sorunun tespitinde hata bulunmadığı, konunun
yorumlanmasının hatalı olduğu belirtildiğinden, Kurul kararında yer verilen bu tespitlere
ilişkin herhangi bir yeniden değerlendirme talebinin de bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte
yandan Kurul kararında yapılan değerlendirmeler arasında yer alan;
- “Bayi ile malik arasında sonradan kurulan bu bağlantının, 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5.
maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki istisna hükmü kapsamında dosya konusu
dikey ilişkiye yönelik yapılacak değerlendirmeyi değiştirip değiştirmeyeceği
incelenmiştir.” (para.10),
- “Kılavuz’un 39. paragrafında yer alan … şeklindeki açıklama ile taraflar arasındaki dikey
anlaşmanın istisna hükmünden yararlanabilmesi için söz konusu ilişkinin en baştan
itibaren hükümde belirtilen koşullara uygun olarak kurulması gerektiği açıkça
düzenlenmiştir.” (para.11),
- “… yer verilen kararlarda istikrarlı bir şekilde, taraflar arasındaki dikey anlaşmanın
istisna hükmünden yararlanabilmesi için söz konusu ilişkinin en baştan itibaren hükümde
belirtilen koşulları haiz olması gerektiği, alıcı ile malik arasında sonradan kurulan
bağlantının dikey ilişkiyi istisna kapsamından çıkaracağı sonucuna varılmıştır. İstisna
hükmü kapsamı dışında kalan dikey anlaşmanın ise kalan süresinin 5 yıldan uzun
olması halinde, malik ve bayi arasındaki bağlantının kurulduğu tarihten itibaren 5 yıl
süreyle 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5. maddesinde düzenlenen grup muafiyetinden
yararlanmasına karar verilmiştir.” (para.16)
- “… dosya konusu dikey anlaşmanın alıcı ile malik arasında bağlantının kurulduğu
30.01.2015 tarihine kadar istisna hükmü kapsamında olduğu ve bu tarihten itibaren 5 yıl
15-45/747-271
3/5
süre ile 2002/2 sayılı Tebliğ ile getirilen grup muafiyetinden yararlanma imkânı
bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.” (para.17)
yönündeki tespitlerin başvuru kapsamında yeniden değerlendirilmesinin talep edildiği
görülmektedir. Bu çerçevede, Kurulumuzun bahse konu kararında yer verilen hukuki
analizlerin başvuru sahibinin itirazları çerçevesinde yeniden değerlendirilmesine aşağıda
yer verilmektedir.
(6) Başvuru sahibi tarafından öne sürülen hususlar incelendiğinde; (i) akdin geçerliliğinin
kuruluşundaki koşullara göre değerlendirilebileceği ilkesine riayet edilmediği, (ii) kazanılmış
haklara saygı ve hukuki belirlilik prensiplerinin göz önünde bulundurulmadığı, (iii) taraflar
arasında kurulan bağlantıda POAŞ’ın rıza ve onayının bulunmamasının
değerlendirilmediği, (iv) taraflar arasında kurulan bağlantının yeni bir dikey ilişki kurulmuş
gibi değerlendirilerek muafiyet değerlendirmesi yapılmasının hatalı olduğu ve (v) Kurul’un
bağlantının kurulduğu tarih olarak tapu devir tarihi olan 18.02.2015 tarihini esas alması
gerekirken 30.01.2015 tarihini almasının hatalı olduğuna ilişkin iddiaların vurgulandığı
görülmektedir.
(7) Öncelikle yeniden değerlendirmeye konu olan 09.09.2015 tarihli ve 15-36/536-170 sayılı
kararda, taraflar arasındaki sözleşmelerin geçerliliğine ilişkin hiçbir değerlendirmenin
yapılmadığı belirtilmelidir. Bu husus kararın sonuç bölümünden de anlaşılmaktadır. Bu
çerçevede başvuru sahibi tarafından yapılan birinci itirazın yerinde olmadığı
değerlendirilmektedir.
(8) Başvuru sahibi tarafından ileri sürülen ikinci itiraz, Kurul kararında kazanılmış haklara saygı
ve hukuki belirlilik prensiplerinin göz önünde bulundurulmadığına ilişkindir. Konuyla ilgili
olarak Anayasa Mahkemesi’nin 16.07.2015 tarihli ve 29418 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 04.12.2014 tarihli ve 2013/114 E., 2014/184 K. sayılı kararında kazanılmış
haklara saygı ilkesi şu şekilde açıklanmaktadır: “…Kazanılmış haklara saygı, hukuk
güvenliği ilkesinin bir sonucudur. Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan,
tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş, kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır.
Hukuk güvenliği ilkesi aynı zamanda hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin
tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal
düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Kanunlara güvenerek hayatını yönlendiren, hukuki iş ve işlemlere girişen bireyin, bu
kanunların uygulanmasına devam edileceği yolunda oluşan beklentisinin mümkün
olduğunca korunması hukuki güvenlik ilkesinin gereğidir.”
(9) Bu açıdan değerlendirildiğinde, öncelikle, konuyla ilgili olarak daha önce başvuru sahibi
lehine verilmiş, “bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden
kesinleşmiş, kişisel alacak niteliğine dönüşmüş” bir karar bulunmadığından, kazanılmış bir
haktan bahsedilemeyeceği açıktır. Kurul kararının 8. ve 16. paragraflarında mevzuatta yer
verilen kurallara ve konuyla alakalı benzer Kurul kararlarına yer verildiğinden, hukuki
belirlilik ve hukuk güvenliği ilkelerinin göz önünde bulundurulmadığı yönündeki iddiaların da
reddi gerekmektedir. Öte yandan, taraflar arasında kurulan bağlantıda, POAŞ’ın rıza ve
onayının bulunmamasının değerlendirilmemiş olmasının, konunun 4054 sayılı Kanun ve
2002/2 sayılı Tebliğ kapsamında değerlendirilmesinde ve varılacak sonuçta herhangi bir
etkisi bulunmamaktadır. Keza arazi maliki ile alıcı arasındaki bağlantının
değerlendirilmesinde sağlayıcının rızasının veya onayının da göz önünde
bulundurulmasının gerektiği yönünde ne 2002/2 sayılı Tebliğ ve Kılavuz’da ne de geçmiş
tarihli Kurul kararlarında herhangi bir ibare yer almaktadır. Bu çerçevede ileri sürülen bu
itiraz da dayanaktan yoksundur.
(10) Başvuruda ayrıca, taraflar arasında kurulan bağlantının yeni bir dikey ilişki kurulmuş gibi
değerlendirilerek muafiyet değerlendirmesi yapılmasının hatalı olduğu ileri sürülmektedir.
Ancak kararın 10. paragrafında yer verilen; “Bu noktada, bayi ile malik arasında sonradan
15-45/747-271
4/5
kurulan bu bağlantının, 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendindeki istisna hükmü kapsamında dosya konusu dikey ilişkiye yönelik yapılacak
değerlendirmeyi değiştirip değiştirmeyeceği incelenmiştir.” ifadelerinin, somut olaydaki
dikey anlaşmaya, yeni bir dikey ilişki kurulmuş gibi muafiyet verilmesi anlamına gelmediği
açıktır. Kararda geçen bu ifadenin yeterli bir açıklama olduğu değerlendirilmekte ve bu
hususta ek bir açıklama yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
(11) Son olarak başvuru sahibi tarafından öne sürülen, Kurul’un bağlantının kurulduğu tarih
olarak tapu devir tarihi olan 18.02.2015 tarihini esas alması gerekirken 30.01.2015 tarihini
esas almasının hatalı olduğu iddialarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Önaraştırma
kapsamında POAŞ tarafından gönderilen 10.07.2015 tarih ve 3230 sayılı yazıda şu ifadeler
yer almaktadır: “Tuzla Belediyesi Gayrimenkulün satışı ile ilgili olarak 20.01.2015 tarihinde
ihale düzenlemiş ve ihale sonucunu 30.01.2015 tarihinde ihale sonucu satın alan Altacan'a
tebliğ etmiştir.” Ayrıca bu hususta POAŞ’ın gönderdiği belgeler arasında Tuzla Belediye
Başkanlığı’nın 30.01.2015 tarihli “İhale Tebliği” yazısının da bulunduğu görülmektedir. Bu
çerçevede, POAŞ tarafından önaraştırma safhasında tapu devir tarihine ilişkin olarak
herhangi bir bilgi ve belge Kurumumuza intikal ettirilmemiş ve bu tarihin esas alınmasına
yönelik herhangi bir talep ve beyanda bulunulmamıştır.
(12) Öte yandan, bu türden bir talebin Kurumumuza iletilmesi halinde dahi kabulünün mümkün
olmadığı değerlendirilmektedir. Keza 2002/2 sayılı Tebliğ’in 5. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinde yer alan “bağlantı” kavramı malik ve bayi arasındaki hukuki ve iktisadi
bağlantıyı ifade etmektedir. Bu noktada, bayi ve malik arasındaki kira sözleşmeleri,
akrabalık ilişkileri, kefalet ve garanti sözleşmeleri dahi bağlantı kabul edilebilmektedir. Bu
nedenle, bağlantının kurulduğu anın değerlendirilmesinde işleticinin hukuken malik sıfatını
kazandığı anın değil de taraflar arasında hukuki ve iktisadi bağlantıyı gösteren “İhale
Tebliği” tarihinin esas alınmasının mevzuata uygun olduğu kanaatine varılmıştır.
H. SONUÇ
(13) Yapılan yeniden değerlendirme sonucunda, düzenlenen rapora ve dosya kapsamına göre;
OMV Petrol Ofisi A.Ş.’nin yapmış olduğu dikey anlaşma ve çeşitli uygulamalar yolu ile 4054
sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’u ve 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin
Grup Muafiyeti Tebliği’ni ihlal ettiği iddiası üzerine tesis edilen 09.09.2015 tarihli ve 15-
36/536-170 sayılı Kurul kararının kaldırılmasına, geri alınmasına, değiştirilmesine veya yeni
bir işlem yapılmasına yer olmadığına OYÇOKLUĞU ile karar verilmiştir.
15-45/747-271
5/5
KARŞI OY GEREKÇESİ
(24.12.2015 tarihli ve 15-45/747-271 sayılı Kurul Kararı)
09.09.2015 tarih ve 15-36/536-170 sayılı Kurul kararındaki karşı oy yazısında belirttiğim
gerekçelerle, zikredilen kararın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu düşündüğümden, tarafın bu
karara konu başvurusunun kabul edilerek önceki kararın geri alınması gerektiği inancındayım.
Doç. Dr. Tahir SARAÇ
Kurul Üyesi
Full & Egal Universal Law Academy