Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2015-4-51 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 17-39/636-276
Karar Tarihi : 28.11.2017
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan :Prof. Dr. Ömer TORLAK
Üyeler : Arslan NARİN, Adem BİRCAN,
Şükran KODALAK, Mehmet AYAN
B. RAPORTÖRLER : Esin AYGÜN, Erdem AKTEKİN, Noyan DELİBAŞI, Cüneyd DAL
C. HAKKINDA SORUŞTURMA
YAPILANLAR :- Bank of Tokyo-Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş.
Temsilcileri: Dr. M. Fevzi TOKSOY, Bahadır BALKI,
Firdevs Sera ERZENE YILDIZ
Çamlıca Köşkü, Francalacı Sk. No:28 Arnavutköy, Beşiktaş,
İSTANBUL
- Citibank A.Ş.
Temsilcileri: Av. Gönenç GÜRKAYNAK,
Av. K. Korhan YILDIRIM, Av. Eda DURU
Çitlenbik Sokak No:12 Yıldız Mahallesi 34349 Beşiktaş,
İSTANBUL
- Deutsche Bank A.Ş.
Temsilcisi: Av. Prof. Dr. İ. Yılmaz ASLAN
Gazi Umur Paşa Sok. Bimar Plaza No: 38/8
Balmumcu 34349 Beşiktaş, İSTANBUL
- HSBC Bank A.Ş.
Temsilcileri: Av. Serdar PAKSOY, Derya GENÇ
Orjin Maslak, Eski Büyükdere Cad., No:27, Kat:11, Maslak,
İSTANBUL
- ING Bank A.Ş.
Temsilcileri: Av. Şahin ARDIYOK, Av. Belit POLAT
Büyükdere Cad., Bahar Sk., No: 13 River Plaza, Kat: 11-12
34394 Levent, İSTANBUL
- JPMorgan Chase Bank N.A. Merkezi Columbus Ohio
İstanbul Türkiye Şubesi
Temsilcileri: Av. Gönenç GÜRKAYNAK,
Av. Hakan ÖZGÖKÇEN, Av. Görkem YARDIM
Çitlenbik Sokak No:12 Yıldız Mahallesi 34349 Beşiktaş,
İSTANBUL
- MerriII Lynch Yatırım Bank A.Ş.
Temsilcileri: Av. Şahin ARDIYOK, Av. Ceren ÜSTÜNEL
Büyükdere Cad., Bahar Sk., No: 13 River Plaza, Kat: 11-12
34394 Levent, İSTANBUL
- Société Générale (S.A.) Paris Merkezi Fransa İstanbul
Türkiye Merkez Şubesi
Temsilcisi: Sezin ELÇİN CENGİZ
Maya Akar Center, Büyükdere Caddesi No: 102 Kat: 28,
34394 Esentepe, İSTANBUL
17-39/636-276
2/136
- Standard Chartered Yatırım Bankası Türk A.Ş.
Temsilcisi: Av.Halil Emre ÖNAL
Gedik Eraksoy Avukatlık Ortaklığı, River Plaza Büyükdere
Cad. Bahar Sok. No:13 Bağımsız Bölüm No:45 Levent,
İSTANBUL
- Sumitomo Mitsui Banking Corporation
Temsilcileri: Av. Gönenç GÜRKAYNAK, Av. Ceren
ÖZKANLI, Av. O. Onur ÖZGÜMÜŞ, Av. Nazlı Ceren
MOLLAOĞLU
Çitlenbik Sokak No:12 Yıldız Mahallesi 34349 Beşiktaş,
İSTANBUL
- The Royal Bank of Scotland Plc. Merkezi Edinburgh
İstanbul Merkez Şubesi
Temsilcileri: Av. Şahin ARDIYOK, Av. Barış YÜKSEL
Büyükdere Cad., Bahar Sk., No: 13 River Plaza, Kat: 11-12
34394 Levent, İSTANBUL
- Türk Ekonomi Bankası A.Ş.
Temsilcileri: Av. Dr. H. Ercüment ERDEM, Av. Piraye
ERDEM
Valikonağı Cad. Başaran Apt. No: 21/1-3 34367 Nişantaşı,
İSTANBUL
- UBS AG
Temsilcileri: Av. Ümit HERGÜNER, Av. Ayşe HERGÜNER
BİLGEN
Büyükdere Cad. 199 Levent, İSTANBUL
(1) D. DOSYA KONUSU: Türkiye’deki kurumsal müşterilere kredi sağlayan bankalar
tarafından güncel kredi sözleşmelerine ilişkin faiz, vade gibi kredi koşullarına dair
bilgiler ile diğer finansal işlemlerle ilgili rekabete hassas bilgilerin paylaşılması
suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiği iddiası.
(2) E. İDDİALARIN ÖZETİ: Rekabet Kurumu kayıtlarına 26.08.2015 tarihinde faks olarak
gönderilen başvuruyla, başvuru sahibinin temsilcileri tarafından, Türkiye’de kurumsal kredi
sağlayan ve aralarında müvekkillerinin de bulunduğu bazı bankaların müşterilerine kredi
teklifi verirken fiyat ve kredi hacmi gibi kredi koşulları hakkında geleceğe dönük ve rekabete
duyarlı bilgileri düzenli olarak paylaşmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması
Hakkında Kanun’un (4054 sayılı Kanun) 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle "Kartellerin
Ortaya Çıkarılması Amacıyla Aktif işbirliği Yapılmasına Dair Yönetmelik" (Pişmanlık
Yönetmeliği) kapsamında pişmanlık başvurusunda bulunulmuştur.
(3) F. DOSYA EVRELERİ: Başvuru kapsamında yer verilen bilgi ve belgelerin incelenmesi
sonucunda düzenlenen 02.11.2015 tarih ve 2015-4-51/İİ sayılı İlk İnceleme Raporu ile
02.11.2015 tarih ve 2015-4-51/BN sayılı Bilgi Notu Rekabet Kurulunun (Kurul) 03.11.2015
tarih ve 15-39/654-M ve 15-39/660-M sayılı toplantılarında görüşülerek ilgili başvurunun
Pişmanlık Yönetmeliği’nin 6. maddesindeki koşulların yerine getirilmesi kaydıyla aynı
Yönetmelik’in 4. maddesinin birinci fıkrası kapsamında kabul edilmesine ve 4054 sayılı
Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrası uyarınca önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.
17-39/636-276
3/136
(4) Hazırlanan 03.12.2015 tarih ve 2015-4-051/ÖA sayılı Önaraştırma Raporu ve ekleri
Kurul’un 16.12.2015 tarih ve 15-44 sayılı toplantısında görüşülmüş ve dosya kapsamındaki
iddialar bakımından ek inceleme yapılmasına 15-44/742-Mİ sayı ile karar verilmiştir.
Yapılan ek inceleme sonucunda hazırlanan 11.04.2016 tarih ve 2015-4-051/BN-2 sayılı
Bilgi Notu, Kurul’un 20.04.2016 tarihli toplantısında görüşülmüştür. Kurul’un 20.04.2016
tarih ve 16-14/219-M sayılı kararı uyarınca Türkiye’deki kurumsal müşterilere kredi
sağlayan bankalar tarafından güncel kredi sözleşmelerine ilişkin faiz, vade gibi kredi
koşullarına dair bilgiler ile diğer finansal işlemlerle ilgili rekabete hassas bilgilerin
paylaşılması ve geleceğe dönük rekabetçi davranışlar hakkında ipuçları sağlanması
suretiyle 4054 sayılı Kanun’un maddesinin ihlal edildiği şüphesi ile Bank of Tokyo-
Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş. (BTMU), Citibank A.Ş. (CİTİ), Deutsche Bank A.Ş. (DB), HSBC
Bank A.Ş. (HSBC), ING Bank A.Ş. (ING), JPMorgan Chase Bank N.A. Merkezi Columbus
Ohio İstanbul Türkiye Şubesi (JP), Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. (BOFA), Société
Générale S.A. Paris Merkezi Fransa İstanbul Türkiye Merkez Şubesi (SG), Standard
Chartered Yatırım Bankası Türk A.Ş. (SC), Sumitomo Mitsui Banking Corporation (SMBC),
The Royal Bank of Scotland Plc. Merkezi Edinburgh İstanbul Merkez Şubesi (RBS), Türk
Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB) ve UBS AG (UBS)1 unvanlı bankalar hakkında soruşturma
açılmasına karar verilmiştir.
(5) Kurul’un 25.08.2016 tarihli toplantısında, 16-29/489-M sayılı karar ile soruşturmanın ilk altı
aylık süresinin bitiminden itibaren altı ay uzatılmasına karar verilmiştir.
(6) Soruşturma sürecinde, dosya konusu işlemler ve genel olarak kurumsal krediler ve
bankacılık sektörü hakkında detaylı bilgiye sahip olmak amacıyla soruşturma tarafı
bankalardan ve ilgili pazarda müşteri konumundaki teşebbüslerden bilgi/belge talebinde
bulunulmuş ve bazı teşebbüsler ile çeşitli tarihlerde görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Ayrıca
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez
Bankası (TCMB) yetkilileri ile toplantılar gerçekleştirilerek görüş alışverişinde
bulunulmuştur.
(7) Soruşturma tarafı teşebbüslerden; BTMU’nun pişmanlık başvurusu 14.10.2015 tarihinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. 05.05.2016 tarihinde soruşturma bildirimi ile BTMU’ya
hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı savunmasını Kuruma
göndermesi gerektiği iletilmiştir. BTMU’nun birinci yazılı savunması 08.06.2016 tarihinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Bunların dışında BTMU’dan 17.11.2015 ve 28.10.2016
tarihlerinde bilgi talebinde bulunulmuştur. BTMU tarafından gönderilen 01.12.2015,
29.03.2016, 30.11.2016, 02.12.2016 ve 10.04.2017 cevabi yazılar tarihlerinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(8) CİTİ’de 04.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile CİTİ’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Soruşturma sürecinde CİTİ,
20.05.2016 tarihli yazı ile kendisine gönderilen soruşturma bildiriminde yer verilen
belgelerden bazılarının ticari sırlardan arındırılmamış kopyalarının temin edilmesi talebinde
bulunmuş, bu talebe karşılık CİTİ’ye gönderilen 23.05.2016 tarihli yazı ile soruşturma
bildiriminde yer verilen belgeler CİTİ çalışanlarının isimleri açık olacak şekilde
gönderilmiştir. Sonrasında CİTİ’nin birinci yazılı savunması 03.06.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir. Bunların dışında CİTİ’den 16.11.2015, 27.09.2016 ve 28.10.2016
tarihli yazılar ile bilgi talebinde bulunulmuştur. CİTİ tarafından gönderilen cevabi yazılar
10.11.2015, 27.11.2015, 17.11.2015, 10.10.2016 ve 01.12.2016 tarihlerinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
1 Ticari unvanlar için kullanılan kısaltmalar içeriğe bağlı olarak ilgili ekonomik bütünlüğün Türkiye iştirakine
veya söz konusu ekonomik bütünlüğün tümüne işaret edecek şekilde kullanılacaktır.
17-39/636-276
4/136
(9) DB’de 04.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile DB’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Soruşturma sürecinde DB,
25.05.2016 tarihli yazı ile dosyaya giriş talebinde bulunmuş, bu talebe karşılık DB’ye
gönderilen 31.05.2016 tarihli yazı ile soruşturma ile ilgili tüm bilgi ve evrak taleplerinin
ancak soruşturma raporunun tebliği sonrasında karşılanabileceği bildirilmiştir. Sonrasında
DB’nin birinci yazılı savunması, 06.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
Bunların dışında DB’den 16.11.2015, 27.09.2016 ve 28.10.2016 tarihli yazılar ile bilgi
talebinde bulunulmuştur. DB tarafından gönderilen cevabi yazılar 01.07.2016, 27.11.2015,
19.11.2015, 11.10.2016 ve 16.12.2016 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Öte
yandan, 06.03.2017 tarihli yazı ile DB’ye, vekilinin aynı zamanda soruşturma sürecinde
bilgisine başvurulan başka bir teşebbüsün de vekilliğini yürüttüğüne ilişkin bilgi verilmiştir.
(10) HSBC’de 05.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile HSBC’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Soruşturma sürecinde HSBC,
13.06.2016 tarihli yazı ile dosyaya giriş talebinde bulunmuş, bu talebe karşılık HSBC’ye
gönderilen 23.06.2016 tarihli yazı ile soruşturma ile ilgili tüm bilgi ve evrak taleplerinin
ancak soruşturma raporunun tebliği sonrasında karşılanabileceği bildirilmiştir. Sonrasında
HSBC, 29.06.2016 tarihli yazı ile dosyaya giriş hakkının soruşturma raporu beklenmeksizin
kullandırılmasına ilişkin talepte bulunmuş, bu talebe karşılık Kurul’un talebin reddine ilişkin
16-26/442-200 sayılı kararını bildiren 05.08.2016 tarihli yazı HSBC’ye gönderilmiştir.
HSBC’nin birinci yazılı savunması 08.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
Bunların dışında HSBC’den 16.11.2015 ve 03.11.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde
bulunulmuştur. HSBC tarafından gönderilen cevabi yazılar 27.11.2015, 20.11.2015,
30.11.2015, 22.07.2016 ve 22.11.2016 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(11) ING’de 04.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile ING’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. ING’nin birinci yazılı savunması
03.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Birinci yazılı savunmada ayrıca
soruşturma bildiriminde yer alanlara ilave bilgi ve belge gönderilmesi talebinde bulunulmuş,
bu talebe karşılık ING’ye Dosyaya Giriş Hakkının Düzenlenmesine ve Ticari Sırların
Korunmasına İlişkin Tebliğ (2010/3 sayılı Tebliğ) kapsamında başvurması gerektiğine dair
07.06.2016 tarihli cevabi yazı gönderilmiştir. Bunların dışında ING’den 16.11.2015,
03.11.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde bulunulmuştur. ING tarafından gönderilen cevabi
yazılar 02.12.2015, 19.11.2015 ve 09.03.2017 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal
etmiştir.
(12) JP’de 04.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile JP’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Soruşturma sürecinde JP,
18.05.2016 tarihli yazı ile kendisine gönderilen soruşturma bildiriminde yer verilen
belgelerden bazılarının ticari sırlardan arındırılmamış kopyalarının temin edilmesi talebinde
bulunmuş, bu talebe karşılık JP’ye gönderilen 20.05.2016 tarihli yazı ile soruşturma
bildiriminde yer verilen belgeler JP çalışanlarının isimleri açık olacak şekilde gönderilmiştir.
Sonrasında JP’nin birinci yazılı savunması 06.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal
etmiştir. Bunların dışında JP’den 16.11.2015, 27.09.2016 ve 28.10.2016 tarihli yazılar ile
bilgi talebinde bulunulmuştur. JP tarafından gönderilen cevabi yazılar 27.11.2015,
07.12.2015, 19.11.2015, 10.10.2016, 01.12.2016 ve 27.02.2017 tarihlerinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
17-39/636-276
5/136
(13) BOFA’da 04.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile BOFA’ya hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Soruşturma sürecinde BOFA
tarafından, 25.05.2016 tarihli yazıyla soruşturma bildiriminde yer alanlara ilave olarak bilgi
ve belge talebinde bulunulmuş, bu talebe karşılık BOFA’ya 2010/3 sayılı Tebliğ
kapsamında başvurulması gerektiğine dair 07.06.2016 tarihli cevabi yazı gönderilmiştir. Bu
cevaba karşılık olarak BOFA, 20.06.2016 tarihli yazısıyla talebinin İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun (İYUK) 11. maddesi kapsamında tekrar değerlendirilmesini istemiş, cevap
olarak BOFA’ya, Kurul’un talebin reddine ilişkin 16-26/442-200 sayılı kararını bildiren
05.08.2016 tarihli yazı gönderilmiştir. Sonrasında BOFA’nın birinci yazılı savunması
08.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Bunların dışında BOFA’dan
16.11.2015 ve 28.10.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde bulunulmuştur. BOFA tarafından
gönderilen cevabi yazılar 27.11.2015, 19.11.2015, 21.11.2016 ve 24.02.2017 tarihlerinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(14) SG’de 05.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile SG’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Sonrasında SG’nin birinci yazılı
savunması, 06.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Bunların dışında
SG’den 16.11.2015 ve 28.10.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde bulunulmuştur. SG
tarafından gönderilen cevabi yazılar 26.11.2015, 23.11.2015 ve 28.11.2016 tarihlerinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(15) SC’de 05.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile SC’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Sonrasında SC’nin birinci yazılı
savunması, 06.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Bunların dışında
SC’den 16.11.2015 ve 28.10.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde bulunulmuştur. SC
tarafından gönderilen cevabi yazılar 30.11.2015, 17.11.2015 ve 06.12.2016 tarihlerinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(16) SMBC’de 05.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile SMBC’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Soruşturma sürecinde SMBC,
16.05.2016 tarihli yazı ile kendisine gönderilen soruşturma bildiriminde yer verilen
belgelerden bazılarının ticari sırlardan arındırılmamış kopyalarının temin edilmesi talebinde
bulunmuş, bu talebe karşılık SMBC’ye gönderilen 17.05.2016 tarihli yazı ile soruşturma
bildiriminde yer verilen belgeler SMBC çalışanlarının isimleri açık olacak şekilde
gönderilmiştir. Sonrasında SMBC’nin birinci yazılı savunması 03.06.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir. Bunların dışında SMBC’den 16.11.2015, 27.09.2016 ve
28.10.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde bulunulmuştur. SMBC tarafından gönderilen
cevabi yazılar 13.11.2015, 27.11.2015, 10.06.2016 ve 30.11.2016 tarihlerinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(17) RBS’de 04.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile RBS’e hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Sonrasında RBS’nin birinci yazılı
savunması, 07.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Bunların dışında
RBS’den 16.11.2015 ve 28.10.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde bulunulmuştur. RBS
tarafından gönderilen cevabi yazılar 12.11.2015, 25.11.2015, 01.12.2016 ve 24.02.2017
tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
17-39/636-276
6/136
(18) TEB’de 04.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli soruşturma
bildirimi ile TEB’e hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci yazılı
savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildirilmiştir. Sonrasında TEB’in birinci yazılı
savunması 03.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Bunların dışında
TEB’den 16.11.2015, 19.10.2016 ve 28.10.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde
bulunulmuştur. TEB tarafından gönderilen cevabi yazılar 13.11.2015, 27.11.2015,
19.11.2015, 08.11.2016 ve 23.11.2016 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(19) UBS’de 05.11.2015 tarihinde yerinde inceleme yapılmıştır. 05.05.2016 tarihli yazıyla
UBS’nin yurt içi birimine, 05.05.2016 tarihli yazı ile UBS’in yurt dışı merkezine soruşturma
bildirimi gönderilmiş ve UBS’ye hakkında soruşturma açıldığı ve 30 gün içerisinde birinci
yazılı savunmasını Kuruma göndermesi gerektiği bildiriminde bulunulmuştur. Sonrasında
UBS’in birinci yazılı savunması 08.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
Bunların dışında UBS’den 16.11.2015 ve 28.10.2016 tarihli yazılar ile bilgi talebinde
bulunulmuştur. UBS tarafından gönderilen cevabi yazılar 25.11.2015, 17.11.2015 ve
05.12.2016 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(20) Önaraştırma ve soruşturma sürecinde elde edilen bilgi ve belgeler kapsamında incelenen
kredi sözleşmelerinde müşteri konumunda olduğu anlaşılan teşebbüslerden Türk
Telekomünikasyon A.Ş.’den (TÜRK TELEKOM) 27.11.2015 tarihli yazıyla bilgi ve belge
talebinde bulunulmuştur. TÜRK TELEKOM’dan gelen cevabi yazı 01.12.2015 tarihinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. İlerleyen dönemde 01.07.2016 ve 17.01.2017 tarihli
yazılar ile teşebbüsten ilave bilgi talebinde bulunulmuş, bunlara ilişkin cevabi yazılar
01.08.2016, 30.01.2017 ve 10.04.2017 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(21) Turkcell İletişim Hizmetleri A.Ş.’den (TURKCELL) bilgi ve belge talebinde bulunulmuş,
buna ilişkin TURKCELL’den gelen 03.12.2015 tarihli cevabi yazı Kurum kayıtlarına intikal
etmiştir. İlerleyen dönemde 10.06.2016 ve 20.12.2016 tarihli yazılar ile ilave bilgi talebinde
bulunulmuş, bunlara ilişkin cevabi yazılar 11.07.2016 ve 10.01.2017 tarihlerinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(22) Avea İletişim Hizmetleri A.Ş. ’den (AVEA) bilgi ve belge talebinde bulunulmuş, AVEA’dan
gelen 15.01.2016 tarihli cevabi yazı Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. İlerleyen dönemde
11.08.2016 ve 17.01.2017 tarihli yazılar ile ilave bilgi talebinde bulunulmuş, bunlara ilişkin
sırasıyla 19.08.2016 ve 30.01.2017 tarihli cevabi yazılar Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
Daha sonrasında ilgili teşebbüsten e-posta yolu ile ilave bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna ilişkin cevabi yazı 10.04.2017 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(23) Anadolu Efes Biracılık ve Malt Sanayii A.Ş.’den (EFES) bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık EFES’ten gelen 21.01.2016 ve 25.01.2016 tarihli cevabi yazılar
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. İlerleyen dönemde 10.06.2016 tarihinde ilave bilgi
talebinde bulunulmuş, cevabi yazı 22.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(24) Türk Hava Yolları A.O.’dan (THY) 09.02.2016 ve 10.06.2016 tarihli yazılar ile bilgi ve belge
talebinde bulunulmuş, bunlara karşılık THY’den gelen cevabi yazılar 16.02.2016 ve
11.07.2016 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(25) Arçelik A.Ş.’den (ARÇELİK) bilgi ve belge talebinde bulunulmuş, buna karşılık
ARÇELİK’ten gelen cevabi yazı 11.04.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
İlerleyen dönemde 10.06.2016 tarihinde ilave bilgi talebinde bulunulmuş, bunlara ilişkin
cevabi yazı 11.07.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
17-39/636-276
7/136
(26) Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş.’den (ERDEMİR) bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık 11.04.2016 tarihinde cevabi yazı Kurum kayıtlarına intikal
etmiştir. İlerleyen dönemde 15.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde bulunulmuş,
buna karşılık ERDEMİR’den gelen cevabi yazı 29.08.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına
intikal etmiştir.
(27) Coca-Cola Satış ve Dağıtım A.Ş.’den (CC) 10.06.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge
talebinde bulunulmuş, buna karşılık CC’den gelen cevabi yazı 24.06.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(28) Yıldız Holding A.Ş.’den (YILDIZ), 10.06.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık cevabi yazı 23.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal
etmiştir.
(29) Koç Holding A.Ş.’den (KOÇ) 10.06.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde bulunulmuş,
buna karşılık KOÇ’tan gelen cevabi yazı 24.06.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal
etmiştir.
(30) Ojer Telekomünikasyon A.Ş.’den (OTAŞ) 11.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık OTAŞ’tan gelen cevabi yazı 05.09.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(31) Gama Holding A.Ş.’den (GAMA) 15.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık GAMA’dan gelen cevabi yazı 04.11.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir. Söz konusu cevabi yazının gönderilmesinden önce GAMA
yetkilileri tarafından bankaların kendileri hakkındaki yazışmaları 17.10.2016 tarihli yazı ile
talep edilmiş, bu yazışmalar banka ve çalışan isimleri karartılmak suretiyle 27.10.2016
tarihli yazı ile kendileriyle paylaşılmıştır.
(32) Tiryaki Agro Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.’den (TİRYAKİ) 15.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve
belge talebinde bulunulmuş, buna karşılık TİRYAKİ’den gelen cevabi yazı 09.09.2016
tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(33) Doğuş Holding A.Ş.’den (DOĞUŞ) 15.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık DOĞUŞ’tan gelen cevabi yazı 24.08.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(34) Ekim Turizm Tic. ve San. A.Ş.’den (EKİM) 15.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık EKİM’den gelen cevabi yazı 29.08.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(35) TAV Havalimanları Holding A.Ş.’den (TAV) 15.08.2016 tarih ve 8964 sayılı yazı (ile bilgi ve
belge talebinde bulunulmuş, buna karşılık TAV’dan gelen 31.08.2016 tarih ve 5226 sayılı
cevabi yazı Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(36) Akbank T.A.Ş.’den (AKBANK) 26.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık AKBANK’tan gelen cevabi yazı 19.09.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(37) Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’den (TÜPRAŞ) 26.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge
talebinde bulunulmuş, buna karşılık TÜPRAŞ’tan gelen cevabi yazı 19.09.2016 tarihinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(38) Eczacıbaşı Holding A.Ş.’den (ECZACIBAŞI) 26.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge
talebinde bulunulmuş, buna karşılık ECZACIBAŞI’ndan gelen cevabi yazı 26.09.2016
tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Öte yandan, 06.03.2017 tarihli yazı ile
ECZACIBAŞI’na, vekilinin aynı zamanda soruşturma tarafı bir teşebbüsün de vekilliğini
yürüttüğüne ilişkin bilgi verilmiştir.
17-39/636-276
8/136
(39) İpek Kağıt Sanayi ve Ticaret A.Ş.’den (İPEK) 26.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge
talebinde bulunulmuş, buna karşılık İPEK’ten gelen cevabi yazı 19.09.2016 tarihinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(40) Limak Holding A.Ş.’den (LİMAK) 26.08.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık LİMAK’tan gelen cevabi yazı 09.09.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(41) Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş.’den (BOTAŞ) 11.10.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge
talebinde bulunulmuş buna karşılık BOTAŞ’tan gelen cevabi yazı 27.10.2016 tarihinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(42) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından (İBB) 11.10.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge
talebinde bulunulmuş buna karşılık İBB’den gelen cevabi yazı 04.11.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(43) Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.’den (FORD) 11.10.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge talebinde
bulunulmuş, buna karşılık FORD’dan gelen cevabi yazı 28.10.2016 tarihinde Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir.
(44) Çukurova Holding A.Ş.’den (ÇUKUROVA) 11.10.2016, 17.01.2017 ve 21.02.2017 tarihli
yazılar ile bilgi ve belge talebinde bulunulmuş, buna karşılık ÇUKUROVA’dan gelen cevabi
yazılar 31.10.2016, 24.01.2017 ve 28.02.2017 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal
etmiştir.
(45) Türkiye İş Bankası A.Ş.’den (İŞ BANKASI) 11.10.2016 ve 17.01.2017 tarihli yazılar ile bilgi
ve belge talebinde bulunulmuş, buna karşılık İŞ BANKASI’ndan gelen cevabi yazılar
22.11.2016 ve 24.01.2017 tarihlerinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(46) Socar Turkey Petrol Enerji Dağıtım San. ve Tic. A.Ş.’den (SOCAR) 11.10.2016 tarihli yazı
ile bilgi ve belge talebinde bulunulmuş, buna karşılık SOCAR’dan gelen cevabi yazı
27.10.2016 tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(47) Ericsson Telekomünikasyon A.Ş.’den (ERICSSON) 20.12.2016 tarihli yazı ile bilgi ve belge
talebinde bulunulmuş, buna karşılık ERICSSON’dan gelen cevabi yazı 09.01.2017
tarihinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(48) Türk bankacılık sektörünün düzenleyicisi olan BDDK’dan 09.02.2016 tarihli yazı ile bilgi
talebinde bulunulmuş buna karşılık BDDK’dan gelen cevabi yazı 29.03.2016 tarihinde
Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Ayrıca 12.05.2016 tarihli yazı ile BDDK’ya, söz konusu
bankalar hakkında soruşturma açıldığına dair bildirim yapılmıştır.
(49) Yürütülen soruşturmaya istinaden hazırlanan 20.04.2017 tarih ve 2015-4-51/SR sayılı
Soruşturma Raporu taraflara ve Kurul üyelerine tebliğ edilmiş olup tarafların ikinci yazılı
savunmaları ilgili yazıyla birlikte talep edilmiştir. İkinci yazılı savunma sürelerinin uzatılması
talebi üzerine CİTİ, DB, JP ve SMBC için düzenlenen 03.05.2017 tarihli ve 2015-4-51/BN-
5 sayılı Bilgi Notu, ING için düzenlenen 08.05.2017 tarihli ve 2015-4-51/BN-9 sayılı Bilgi
Notu, BTMU için düzenlenen 09.05.2017 tarihli ve 2015-4-51/BN-10 sayılı Bilgi Notu, RBS
için düzenlenen 12.05.2017 tarihli ve 2015-4-51/BN-11 sayılı Bilgi Notu 15.05.2017 tarihli
Kurul toplantısında ele alınmıştır. Tarafların talepleri uygun görülerek ikinci yazılı savunma
sürelerinin 4054 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bitiminden itibaren
30 gün uzatılmasına sırasıyla 17-16/232-M, 17-16/236-M, 17-16/237-M ve 17-16/247-M
sayı ile karar verilmiştir. 26.05.2017 tarihli Kurul toplantısında ise ikinci yazılı savunma
sürelerinin uzatılması talebi hakkında BOFA için hazırlanan 16.05.2017 tarihli ve 2015-4-
51/BN-12 sayılı Bilgi Notu görüşülmüş ve 17-17/256-M sayı ile talep uygun bulunmuştur.
17-39/636-276
9/136
(50) Soruşturma Raporunda yapılan tespit ve değerlendirmelere ilişkin teşebbüslerin ikinci yazılı
savunmaları süresi içerisinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Bu kapsamda BTMU’nun
savunması 23.06.2017 tarih ve 4516 sayı ile, CİTİ’nin savunması 22.06.2017 tarih ve 4455
sayı ile, DB’nin savunması 23.06.2017 tarih ve 4500 sayı ile, HSBC’nin savunması
24.05.2017 tarih ve 3629 sayı ile, ING’nin savunması 28.06.2017 tarih ve 4547 sayı ile,
JP’nin savunması 22.06.2017 tarih ve 4457 sayı ile, BOFA’nın savunması 28.06.2017 tarih
ve 4549 sayı ile, SG’nin savunması 23.05.2017 tarih ve 3581 sayı ile, SC’nin savunması
09.05.2017 tarih ve 3158 sayı ile, SMBC’nin savunması 21.06.2017 tarih ve 4413 sayı ile,
RBS’nin savunması 28.06.2017 tarih ve 4548 sayı ile, TEB’in savunması 25.05.2017 tarih
ve 3677 sayı ile ve UBS’nin savunması 24.05.2017 tarih ve 3607 sayı ile Kurum kayıtlarına
intikal etmiştir.
(51) Kurum kayıtlarına yasal süresi içinde intikal eden tarafların ikinci yazılı savunmasına
karşılık hazırlanmış bulunan 13.07.2017 tarih ve 2015-4-051/EG sayılı ek görüş taraflara
tebellüğ edilmiştir.
(52) Üçüncü yazılı savunma sürelerinin uzatılması talebi üzerine CİTİ, DB, JP ve SMBC için
düzenlenen 20.07.2017 tarihli ve 2015-4-51/BN-19 sayılı Bilgi Notu, ING, BOFA, RBS için
düzenlenen 28.07.2017 tarihli ve 2015-4-51/BN-20 sayılı Bilgi Notu, BTMU için düzenlenen
01.08.2017 tarihli ve 2015-4-51/BN-21 09.08.2017 tarihli Kurul toplantısında ele alınmıştır.
Tarafların talepleri uygun görülerek üçüncü yazılı savunma sürelerinin 4054 sayılı
Kanun’un 45. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, bitiminden itibaren 30 gün uzatılmasına
sırasıyla 17-26/408-M, 17-26/409-M ve 17-26/410-M sayı ile karar verilmiştir. Tarafların son
yazılı savunması yasal süresi içinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(53) 4054 sayılı Kanun’un 46. maddesi uyarınca sözlü savunma toplantısı tarihinin belirlenmesi
konulu ve 19.09.2017 tarih ve 2015-4-51/BN-22 sayılı Bilgi Notu 27.09.2017 tarihli Kurul
toplantısında ele alınmıştır. Soruşturma kapsamında, sözlü savunma toplantısının
14.11.2017 tarihinde yapılmasına 17-30/518-M sayı ile karar verilmiştir.
(54) BOFA, ING ve RBS tarafından yapılan, Kurum kayıtlarına 06.11.2017 tarihinde 8070, 8071
ve 8072 sayılar ile intikal eden ve özetle, sözlü savunma toplantısının gizli olarak yapılması
talebini içeren başvurular üzerine hazırlanan 07.11.2017 tarihli ve 2015-4-51/BN-23 sayılı
Bilgi Notu 09.11.2017 tarihli Kurul toplantısında ele alınmıştır. Konuya ilişkin olarak
hazırlanan Bilgi Notu’nda; söz konusu talebin gerekçesi olarak; içinde bulunulan dönemde
uluslararası ikili ilişkiler konjonktürünün hassas olmasının, sektörün kendine özgü kritik
yapısının ve savunmalar sırasında paylaşılacak olan bilgilerin hassas olmasının ileri
sürüldüğü, 4054 sayılı Kanun ve Rekabet Kurulu Nezdinde Yapılan Sözlü Savunma
Toplantıları Hakkında Tebliğ (2010/2 sayılı Tebliğ) hükümleri değerlendirildiğinde esasen
teşebbüslerin oturumun tamamının gizli olması yönünde bir talepte bulunmalarının
mümkün olmadığı, hatta aleniyet ilkesinin bir gereği olarak teşebbüslerin bu talebi kendi
kısımları bakımından da ancak ticari sır içeren bölümler için gerekli ispat yükümlülüklerini
yerine getirmeleri halinde iletebilecekleri, bununla birlikte Kurul’un 4054 sayılı Kanun’un 47.
maddesine dayanarak bütün sözlü savunmanın gizli olarak yapılması yönünde bu
aşamada yeni bir karar vermesi önünde bir engel de bulunmadığı, sözlü savunmasının
kısmen veya tamamen gizli oturumda yapılmasına ilişkin talepte bulunan teşebbüslerin bu
talebini, sunumda kullanacağı ticari sır içeren bilgileri gerekçeleriyle birlikte sunmak
suretiyle temellendirmesi gerektiği, ancak başvuruda bunun yapılmamış olduğu ifade
edilmiştir. Bu gerekçelerle, 4054 sayılı Kanun’un 47. maddesi ve 2010/2 sayılı Tebliğ’in 9.
maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları dikkate alınarak başvuru sahibi
teşebbüslerin gizlilik taleplerinin reddine 09.11.2016 tarih ve 17-36/597-M sayı ile karar
verilmiştir.
17-39/636-276
10/136
(55) Kurul yürütülen soruşturma ile ilgili olarak düzenlenen Rapor’a, Ek Görüş’e, toplanan
delillere, yazılı savunmalara, sözlü savunma toplantısında yapılan açıklamalara ve
incelenen dosya kapsamına göre 28.11.2017 tarihinde 17-39/636-276 sayılı nihai kararını
vermiştir.
(56) G. RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: İlgili dosyada; ayrı ayrı olmak üzere BTMU ve ING arasında,
BTMU ve RBS arasında, BTMU ve JP arasında, BTMU ve BOFA arasında, BTMU ve CİTİ
arasında, BTMU ve SMBC arasında, BTMU ve DB arasında, ING ve JP arasında,
gerçekleştiği tespit edilen rekabeti kısıtlama amacı taşıyan anlaşma / uyumlu eylemin, 4054
sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği, bu nedenle adı geçen teşebbüsler hakkında 4054
sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu
Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para
Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in (Ceza Yönetmeliği) 5. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendi uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği, BTMU’ya verilecek idari para
cezasının Pişmanlık Yönetmeliği’nin 4. maddesinin birinci fıkrası uyarınca %100 oranında
indirilmesi gerektiği, HSBC, SG, SC, TEB ve UBS’nin 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiğine dair
herhangi bir bulguya ulaşılamadığı dile getirilmektedir.
H. İNCELEME, GEREKÇE VE HUKUKİ DAYANAK
H.1. Hakkında Soruşturma Yürütülen Teşebbüsler
H.1.1. Bank of Tokyo-Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş. (BTMU)
(57) BTMU 1986 yılında açılan temsilcilik bürosu aracılığıyla Türkiye’de faaliyet gösteren en
eski Japon kuruluşlarından biridir. BTMU, Türkiye’de bir banka kurmak için BDDK’dan 2012
yılının Aralık ayında kuruluş izni almıştır. BTMU, Kasım 2013'te faaliyetlerine başlamış olup
Türkiye’de tek şubeli, ticari bir banka olarak faaliyet gösteren Japon sermayeli şirketlere,
büyük Türk şirket ve holdinglerine, finansal kurumlara ve belli başlı Asya ve Avrupa kökenli
çok uluslu şirketlere butik bankacılık hizmetleri vermektedir. İş modeli tamamıyla kurumsal
bankacılık üzerine kurulmuş olup, bireysel bankacılık hizmetleri sunmamakta ve gişe
hizmeti vermemektedir.
(58) BTMU bünyesinde kredilendirme kararı bankacılık mevzuatına uygun olarak ve kredinin
tutarına bağlı olarak genel müdür veya yönetim kurulu tarafından verilmektedir. (…..).
H.1.2. Citibank A.Ş. (CİTİ)
(59) CİTİ, BDDK’nın 10.03.2004 tarih ve 1222 sayılı yazısı ile mevduat kabul etmek ve
bankacılık işlemleri yapmak üzere izin almıştır. 31.03.2004 tarihinde Citibank N.A. merkezi
New York, N.Y. İstanbul Türkiye Merkez Şubesi'nin bütün aktifi, (mevduat dâhil olmak
üzere) pasifi, hak ve borçları CİTİ’ye devredilmiştir. 02.05.2013 tarihi itibarıyla CİTİ
hisselerinin %99,99’una sahip olan Citibank Overseas Investment Corporation, söz konusu
hisselerin tamamını Citigroup Netherlands B.V.’ye devretmiştir. Citigroup bireysel, ticari,
kurumsal, yatırım ve özel bankacılık, takas hizmetleri, nakit yönetimi, hazine ve sermaye
piyasaları hizmetleri, sigorta; tüketici ve işletme finansmanı, emeklilik ve yatırım fonu
yönetimi, vekâlet hizmeti, menkul kıymet ve saklama hizmetleri gibi finansal hizmetler
sunmaktadır. CİTİ ise kurumsal ve ticari bankacılık, fon yönetimi, döviz, para piyasaları ve
menkul kıymet işlemleri (hazine işlemleri), saklama ve emanet işlemleri alanında faaliyet
göstermekte olan bir bankadır.
(60) CİTİ, kredi değerlendirme sürecinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve BDDK tarafından
belirlenen ilgili kural ve düzenlemelere göre kendisi tarafından yönetildiğini, bununla birlikte
gerek duyulması halinde ilgili yurtdışı ekiplerinin uzmanlık görüşlerinin ve onaylarının
istenebildiğini ve gelecek olumlu/olumsuz görüşlerin de kredi değerlendirme sürecinde
dikkate alınabildiğini belirtmiştir.
17-39/636-276
11/136
H.1.3. Deutsche Bank A.Ş. (DB)
(61) 1987 yılında Türk Merchant Bank A.Ş. olarak kurulan DB’nin unvanı 1997 yılında Bankers
Trust A.Ş. olarak değişmiştir. DB, 2000 yılından itibaren Türkiye’deki faaliyetlerine
Deutsche Bank A.Ş. unvanı ile devam etmektedir. Kurumsal nakit yönetimi, risk yönetimi
ve takas hizmetleri sunmaya başlayan DB, öncelikli olarak kurumsal müşterileri hedef
almaktadır.
(62)
(…..TİCARİ SIR…..)
H.1.4. HSBC Bank A.Ş. (HSBC)
(63) HSBC, 1990 yılında İstanbul’da Midland Bank A. Ş. unvanıyla kurulmuş, 1999 yılında
unvanını “HSBC Bank A.Ş.” olarak değiştirmiştir. Kurulduğu yıldan itibaren kurumsal
bankacılık alanında ve sermaye piyasalarında faaliyet gösteren HSBC, 1997 yılından sonra
bireysel bankacılık hizmetleri de sunmaya başlamıştır. Eylül 2001’de Demirbank T.A.Ş. ve
iştirakleri HSBC Bank Plc tarafından satın alınmış ve Aralık 2001’de HSBC ile
birleştirilmiştir. HSBC, Türkiye ve KKTC’de kurulmuş 291 şubesiyle bireysel bankacılık,
kurumsal ve yatırım bankacılığı, işletme bankacılığı, özel bankacılık ve hazine ve sermaye
piyasaları alanlarında hizmet vermektedir.
(64) Çok taraflı kredi işlemleri, bankanın kurumsal bankacılık ve yatırım bankacılığı bünyesinde
yer alan yapılandırılmış finansman ekibince gerçekleştirilmektedir. Bankacılık mevzuatı
gereğince HSBC sermayesinin %1’ine kadar olan büyüklükteki kredi işlemleri için genel
müdür veya genel müdürün yetki aktarımında bulunduğu kişiler yetkiliyken, sermayenin
%10’una kadar olan işlemler için kredi komitesi nihai onay merciidir.
H.1.5. ING Bank A.Ş. (ING)
(65) İlgili dönemde, Ordu Yardımlaşma Kurumu (OYAK), Alarko Grubu ve Cerrahoğlu Grubu ile
beraber dört ortaklı bir Türk bankası olarak faaliyetini sürdüren ING’nin unvanı 1991’de
“Türk Boston Bank A.Ş.” olarak değişmiş ve 1993 yılında OYAK diğer bütün hisseleri alarak
bankanın tek sahibi olmuştur. 10.05.1996 tarihinde “Türk Boston Bank A.Ş.”nin unvanı
değiştirilerek “Oyak Bank A.Ş.” olmuştur. OYAK uhdesinde bulunan toplam sermayesine
tekabül eden hisselerinin tamamının 24.12.2007 tarihi itibarıyla ING Bank N.V.’ye devri
uygun görülerek “Oyak Bank A.Ş.” olan unvan, 07.07.2008 tarihinden itibaren geçerli
olmak üzere “ING Bank A.Ş.” olarak değiştirilmiştir. ING, Türkiye’de KOBİ, ticari, bireysel
ve kurumsal bankacılık faaliyetleri alanında faaliyet göstermektedir.
(66) Teşebbüsten elde edilen bilgilere göre, ING kredi işlemlerine ilişkin onay mercii, bankacılık
mevzuatı hükümlerince, yönetim kurulu ve yönetim kurulunun yetki devrettiği yetki
sahipleridir. Kredi onayı sürecinde bankanın ana ortağı olan ING Bank NV’den danışmanlık
hizmeti kapsamında görüş alınması mümkün olabilmektedir.
H.1.6. JPMorgan Chase Bank N.A. Merkezi Columbus Ohio İstanbul Türkiye Şubesi
(JP)
(67) JP, JPMorgan Chase&Co.’nun bir iştirakidir. JP, bu şube vasıtasıyla ağırlıklı olarak hazine
işlemleri ve fon yönetimi alanında faaliyet göstermektedir. Ayrıca, mevduat toplama
yetkisini haiz yabancı banka şubesi statüsünde olmakla birlikte, mevcut ürün ve faaliyet
yapısı çerçevesinde, fiilen mevduat toplamamakta, bireysel bankacılık ve ticari bankacılık
alanlarında herhangi bir faaliyet göstermemektedir.
17-39/636-276
12/136
(68)
(…..TİCARİ SIR…..)
H.1.7. Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. (BOFA)
(69) 12.02.1992 tarihinde Tat Yatırım Bankası Anonim Şirketi adıyla kurulan Banka, 07.12.2006
tarihinde Merrill Lynch European Asset Holdings Inc. tarafından satın alınmıştır.
01.02.2007 tarihinde unvanı Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş. olarak değiştirilmiştir. Bank of
America Corporation, 01.01.2009 tarihi itibarıyla bankanın % 99,99 payla ortağı olan Merrill
Lynch European Asset Holdings Inc.’in nihai ortağı Merrill Lynch & Co. Inc.’i satın almıştır.
Merkezi İstanbul’da olan ve başka şubesi bulunmayan BOFA’nın mevduat kabul etme
yetkisi bulunmamaktadır ve yatırım bankası statüsündedir.
(70) BOFA, SPK’dan aldığı izinler çerçevesinde Türkiye pazarında aracılık faaliyeti yürütmekte
olup BDDK’nın ilgili mevzuatı gereği, BOFA’nın kredi tahsisleri BOFA Yönetim Kurulu ile
ilgili komitelerin imzası, onayı ve kararıyla yapılmaktadır. (…..)
H.1.8. Société Générale S.A. Paris Merkezi Fransa İstanbul Türkiye Merkez Şubesi
(SG)
(71) SG, ülkemizde kurumsal bankacılık hizmetleri çatısı altında kurumsal müşterilerine nakdi,
gayri nakdi kredi, proje finansmanı, yapılandırılmış finansman işlemleri ve kurumsal
finansman hizmetleri sunmaktadır. Şubenin sermayesinin %100’ü ve şube yönetiminin tam
kontrolü Société Générale (S.A.) Paris’e aittir.
(72) SG esasen, Türkiye'deki müşteriler ile Société Générale S.A. arasında bir köprü görevi
görüp müşteriler ile ilişkinin kurulması ve iletişimin sağlanmasından sorumludur. (…..)
H.1.9. Standard Chartered Yatırım Bankası Türk A.Ş. (SC)
(73) SC, 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu’na uygun olarak, 09.01.1990 tarihinde
yatırım bankası olarak kurulmuştur. 18.03.2004 tarihinde ticari bankacılık lisansı altında
faaliyet gösteren Crédit Lyonnais (Paris) Merkezi Fransa İstanbul Türkiye Merkez Şubesini
devralmış ve 28.12.2007 tarihi itibariyle unvan değişikliğine giderek “Credit Agricole Bank
Türk A.Ş.” olan ticaret unvanını “Credit Agricole Yatırım Bankası Türk A.Ş.” olarak
değiştirmiştir. Bu bankanın sermayesinin %100’üne tekabül eden hisselerin tamamının
Standard Chartered Bank ve bağlı kuruluşları tarafından devralınmasına istinaden,
bankanın hissedarlık yapısı ve kontrolü 04.11.2012 tarihi itibarıyla değişmiştir. Bu
kapsamda bankanın ticaret unvanı Standard Chartered Yatırım Bankası Türk A. Ş. olarak
değiştirilmiştir. SC’nin hâkim sermayedarı Standard Chartered Bank Limited’dir. Banka,
yatırım bankası olması sebebiyle mevduat kabul etmemektedir. SC’nin ana faaliyet
konuları; kurumsal müşterilere finansman sağlamak, ticari finansman faaliyetleri ve hazine
işlemleridir.
(74)
(…..TİCARİ SIR…..).
17-39/636-276
13/136
H.1.10. Sumitomo Mitsui Banking Corporation (SMBC)
(75) SMBC, küresel düzeyde bankacılık faaliyetleri yürütmekte olup Türkiye’deki müşterilerine
kullandırılan kredileri Avrupa-Ortadoğu-Afrika Bölgesi hizmetleri altında
sınıflandırmaktadır. Kredi işlemleri Avrupa-Ortadoğu-Afrika Bölümü'nün bölgesel merkezi
olan SMBC Londra tarafından organize edilmekte ve yürütülmektedir. (…..).
(76) SMBC İstanbul Temsilcilik Ofisi, 17.02.2012 tarihinde kurulmuş olup Türkiye'de tüzel kişiliği
bulunmamaktadır. Temsilcilik statüsünde olduğundan Türkiye'de herhangi bir gelir getirici
ticari faaliyette bulunmamaktadır. (…..).
H.1.11. The Royal Bank of Scotland Plc. Merkezi Edinburgh İstanbul Merkez Şubesi
(RBS)
(77) Holantse Bank Uni N.V. Merkezi Amsterdam İstanbul Şubesi olan ismini 1995 yılında ABN
AMRO Bank N.V. Merkezi Amsterdam İstanbul Şubesi olarak değiştiren RBS, 1 Ocak 1921
tarihinde bankacılık faaliyetlerine başlamıştır. 14.11.2012 tarihli BDDK kararına istinaden
23.11.2012 tarihinde RBS’nin unvanı The Royal Bank of Scotland plc Merkezi Edinburgh
İstanbul Merkez Şubesi olarak değişmiştir. RBS’nin faaliyet alanı ticari bankacılık
işlemlerini kapsamaktadır.
(78) RBS, kendileri tarafından tahsis edilen kredilerin global grup politikaları ile uyumlu olması
gerektiğini ve bu kapsamda, belirli bir Iimiti aşan kredilerin The Royal Bank of Scotland
Plc.'nin onayına sunulduğunu belirtmiştir.
H.1.12. Türk Ekonomi Bankası A.Ş. (TEB)
(79) 1927’de İzmit’te Kocaeli Halk Bankası T.A.Ş. unvanıyla faaliyetlerine başlayan TEB, 1982
yılında Çolakoğlu Grubu tarafından satın alınmıştır. Aynı yıl bankanın unvanı Türk Ekonomi
Bankası A.Ş., şirket merkezi de İstanbul olarak değiştirilmiştir. 10.02.2005 tarihinde TEB,
BNP Paribas ile ortaklık anlaşması imzalamıştır. 2009 yılında BNP Paribas Grubu’nun
Fortis Bank Belçika ve Fortis Bank Lüksemburg’un çoğunluk paylarını satın alması
sonucunda BNP Paribas Grubu, Fortis Bank A.Ş. Türkiye’nin (FORTİS) büyük ortağı haline
gelmiştir. Bunu takiben, TEB’in dolaylı çoğunluk hissedarları BNP Paribas Grubu ve
Çolakoğlu Grubu, TEB ile FORTİS’in TEB markası altında birleşmesi konusunda
anlaşmaya varmış ve 14.02.2011’de iki bankanın yasal birleşmesi tamamlanmıştır.
Birleşme sonucunda, TEB Holding A.Ş., TEB’de %55 oranında çoğunluk hisselerine sahip
olmuştur. TEB Holding A.Ş. ise %50’şer hisse oranıyla Çolakoğlu Grubu ile BNP Paribas’ın
ortak girişimidir.
(80) TEB, müşterilerine, kurumsal, KOBİ, hazine ve sermaye piyasaları, bireysel ve özel
bankacılık hizmetlerinin yanı sıra iştirakleri aracılığıyla da, yatırım, leasing, faktoring,
sigorta ve portföy yönetimi alanlarında finansal hizmet ve ürünler sunmaktadır.
(81) (…..). Bankanın kredi kararları bankacılık mevzuatı uyarınca yönetim kurulu, kredi komitesi
ve genel müdürlük birimlerince alınmaktadır.
17-39/636-276
14/136
H.1.13. UBS AG (UBS)
(82) UBS’in Türkiye temsilcisi UBS AG Türkiye Temsilcilik Ofisi, sadece bağlı bulunduğu banka
adına bankanın ve sunduğu hizmetlerin tanıtımı, Türkiye'de kurulu kredi kuruluşları veya
finansal kuruluşlarla olan ilişkilerin güçlendirilmesi, piyasa araştırması yapılması ve
toplanan bilgilerin merkeze raporlanması faaliyetlerini yürütmektedir. Dolayısıyla, anılan
temsilcilik herhangi bir bankacılık hizmeti sunmamakta veya sermaye piyasalarında faaliyet
göstermemektedir. Ayrıca, UBS’in, Türkiye’de UBS Menkul Değerler A.Ş. adlı bir iştiraki de
bulunmaktadır. Bu anonim şirket temsilcilik ile aynı adreste faaliyet göstermektedir. UBS
Grubu tarafından 14.04.2006 tarihinde eski unvanı ile Arı Menkul Kıymetler A.Ş. paylarının
satın alındığı UBS Menkul Değerler A.Ş., Sermaye Piyasası Kurulunca (SPK) verilen
yetkiler kapsamında aracı kurum olarak faaliyet göstermektedir.
(83) UBS, sendikasyon kredilerini yatırım bankacılığı bölümü dâhilinde, hiyerarşik olarak
konumlandırılan ilgili komite ve birimlerden alınan onaylar neticesinde gerçekleştirmektedir.
(…..).
H.2. Bankacılık Sektörü ile İlişkili Mevzuat, Sektörün Düzenlenmesi ve Denetimi
(84) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve diğer ilgili mevzuat çerçevesinde, BDDK’ya Türk
bankacılık sektörünün düzenlemesi ve denetlenmesine ilişkin görev ve yetkiler tanınmıştır.
BDDK banka ve çeşitli finansal şirketlerin kuruluşu, faaliyetleri, yönetimi, birleşme,
bölünme, hisse değişimi ve tasfiyelerini düzenlemek ve denetlemekle yetkilidir. Mezkûr
Kanun’la bankaların faaliyet alanları belirlenmiş olup, yeni bir bankanın kurulması ve
faaliyete başlaması belli koşullara bağlanarak BDDK’nın iznine tabi tutulmuştur. Bankacılık
piyasasında, düzenleyici ve denetleyici kurum olan BDDK’nın yanı sıra TCMB de mevduat
sınıflaması, zorunlu karşılıklar, kredi kartı faizlerinin sınırları konularında düzenleyici
kuruluş rolü üstlenmektedir. Halka açık bankalar ise SPK’nın düzenlemelerine de tabidir.
Ayrıca mevduat sigortası alanında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) düzenleme
yapma yetkisi bulunmaktadır.
H.2.1. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun İlgili Hükümleri
(85) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Kuruluş veya Türkiye’de Şube ve Temsilcilik Açma
İzni” başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
“Türkiye'de bir bankanın kurulmasına veya yurt dışında kurulmuş bir bankanın
Türkiye'deki ilk şubesinin açılmasına, bu Kanunda öngörülen şartların yerine
getirilmesi kaydıyla Kurul’un (BDDK) en az beş üyesinin aynı yöndeki oyuyla
alınacak kararla izin verilir. İzin için yapılacak başvurulara ve iznin verilmesine ilişkin
usûl ve esaslar Kurulca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir…Yurt dışında kurulu
bankalar, mevduat veya katılım fonu kabul etmemek ve Kurulca belirlenecek
esaslara göre faaliyet göstermek kaydıyla, Kurul’un (BDDK) izni ile Türkiye'de
temsilcilik açabilirler.”
17-39/636-276
15/136
(86) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun “Kredi Açma” başlıklı 51. maddesinin ilgili kısmı ise şu
şekildedir:
“Kredi açma yetkisi banka yönetim Kurul’una aittir. Yönetim kurulu; kredi açma, onay
verme ve diğer idarî esaslara ilişkin politikaları oluşturmak, bunların uygulanmasını
ve izlenmesini sağlamak ve gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Yönetim kurulu
kredi açma yetkisini Kurulca belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde kredi
komitesine veya genel müdürlüğe devredebilir. Genel müdürlük kendisine
devredilen kredi açma yetkisini diğer birimleri, bölge müdürlükleri veya şubeleri
aracılığıyla da kullanabilir. Kredi komitesinin oluşumu ile çalışma ve karar alma
esasları Kurulca belirlenir. Bu Kanunun kredi sınırlarına ilişkin hükümlerine tâbi
olmayan krediler için kredi açma yetkisi yönetim Kurul’unca belirlenecek usûl ve
esaslar çerçevesinde devredilebilir.”
H.2.2. İkincil Düzenlemeler
(87) 01.11.2006 tarih ve 26333 sayılı Resmi Gazete’de (RG) yayımlanarak yürürlüğe giren
“Bankaların İzne Tabi İşlemleri ile Dolaylı Pay Sahipliğine İlişkin Yönetmelik”in 10.
maddesine göre, Türkiye'de temsilcilik açılması BDDK’nın iznine tabidir. Temsilcilikler
mevduat veya katılım fonu kabul edemez, kredi kullandıramaz ve 5411 sayılı Bankacılık
Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilen diğer faaliyetlerde bulunamaz veya bunlara aracılık
edemezler. Temsilciliklerin faaliyetlerine ilişkin usul ve esaslar BDDK tarafından düzenlenir.
(88) 01.04.2008 tarih ve 26834 sayılı RG’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Türkiye’de Açılan
Temsilciliklerin Faaliyetlerine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ”in 4. maddesine göre,
temsilciliklerde sadece bağlı bulunulan banka adına bankanın ve sunduğu hizmetlerin
tanıtımı, Türkiye’de kurulu kredi kuruluşları veya finansal kuruluşlarla olan ilişkilerin
güçlendirilmesi, piyasa araştırması yapılması ve toplanan bilgilerin merkeze raporlanması
faaliyetleri yürütülür, herhangi bir şekilde gelir veya zorunlu giderler ve bağış dışında gider
doğurucu bir faaliyette bulunulamaz.
(89) Aynı Tebliğ’in 9. maddesine göre temsilciliklerde, bağlı bulunulan banka veya bir başka
banka veya finansal kuruluş adına mevduat veya katılım fonu kabul edilemez, kredi
kullandırılamaz veya 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 4. maddesinde sayılan diğer
bankacılık faaliyetleri gerçekleştirilemez, bu amaçla evrak ya da cüzdan bulundurulamaz,
personel istihdam edilemez.
(90) 01.11.2006 tarihli ve 26333 sayılı RG’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Bankaların Kredi
İşlemlerine İlişkin Yönetmelik”in “Kredi açma yetkisinin devri” başlıklı 5. maddesi aşağıdaki
gibidir:
“(1) Bankalarda kredi açma yetkisi esas itibariyle yönetim Kurul’una aittir. Yönetim
kurulu; kredi açma, onay verme ve diğer idarî esaslara ilişkin politikaları oluşturmak,
bunların uygulanmasını ve izlenmesini sağlamak ve gerekli tedbirleri almakla
yükümlüdür. Yönetim kurulu kredi açma yetkisini teşkil edeceği kredi komitesine veya
genel müdürlüğe devredebilir. Yönetim Kurul’unca kredi açılmasında veya yetki
devrinde genel müdürlüğün yazılı önerisi aranır. Hesap durumu belgesi alınması
zorunluluğu bulunan krediler için, genel müdürlüğün kredi açılmasına ilişkin
önerilerinde, kredi talebinde bulunanların mali tahlil ve istihbarat raporlarının ekli
olması zorunludur.
(2) Bir gerçek veya tüzel kişiye açılacak kredi sınırının tespitinde, yönetim kurulu, en
fazla, kredi komitesine özkaynakların yüzde onu, genel müdürlüğe yüzde biri
tutarındaki kredi açma yetkisini devredebilir. Genel müdürlük kendisine devredilen
kredi açma yetkisini diğer birimleri, bölge müdürlükleri veya şubeler aracılığıyla da
kullanabilir.
17-39/636-276
16/136
(3) Yönetim Kurul’unca yetkinin, kredinin tutarı, cinsi, alınacak teminat başta olmak
üzere kredi açılmasında mutaden tespiti gereken hususları içerecek şekilde kapsam
ve sınırlarının açık ve ayrıntılı olarak belirlenmiş ve yazılı biçimde, kredi açılmadan
önce devredilmiş olması gerekir.
(4) Kredi açma yetkisini haiz olanlar, kendileri ile eş ve velâyeti altındaki çocuklarının
veya bunlarla risk grubu oluşturan diğer gerçek ve tüzel kişilerin taraf olduğu kredi
işlemlerine ilişkin değerlendirme ve karar verme aşamalarında yer alamaz ve bu
hususu yazılı olarak denetim komitesine bildirir.”
H.3. Kurumsal Bankacılık Sektörü ve Kurumsal Bankacılık Hizmetleri
(91) Dünyada ticari faaliyetlerin kapsamı ve çeşitliliği arttıkça sermaye birikimine olan ihtiyaç da
artmış, sermaye ihtiyacı bireysel ihtiyaçlardan ülkelerin kalkınmasında kilit rol oynayan
projelerin finansmanına kadar geniş bir alana yayılmıştır. Kamu ve özel kesimin büyük
ölçekli yatırım ve kalkınma projelerinde kendi öz kaynaklarının yanında kredi kullanma
fırsatlarından da yararlanması dünya kredi piyasasının hacmini her geçen yıl daha da
arttırmıştır.2 Bu doğrultuda gelişim ve değişim gösteren finans piyasası koşulları kurumsal
bankacılık hizmetlerine olan ihtiyacı artırmış ve bu hizmetlerin çeşitlenmesine yol açmıştır.
(92) Kurumsal bankacılık, genellikle 25 milyon ABD Doları ve üzeri değerdeki büyük şirketlere
sunulan çeşitli bankacılık hizmetleri için kullanılan geniş kapsamlı bir kavramdır. Çeşitli
türlerde oluşan borçlanma işlerinin ayarlanması, denizaşırı yavru şirketlerin ödeyecekleri
vergilerin en aza indirilmesine yardımcı olunması gibi nakit yönetimi hizmetlerinin
sunulması, döviz kurlarındaki dalgalanmaların idare edilmesi ve hazine çözümleri
sunulması gibi çeşitli ve katma değeri yüksek hizmetleri içermektedir. Kurumsal bankacılar,
farklı endüstrileri hedefine almaktadırlar. Örneğin enerji, madencilik, elektrik, gaz ve su
şirketlerine yönelik yeni bir enerji santralinin ya da maden ocağının fonlanması için fizibilite
çalışması, proje finansmanı, mevcut büyük işletmeler için işletme sermayesi, borç yeniden
yapılandırılması gibi hususlar kurumsal bankacılık hizmetleri adı altında sunulmaktadır.
Kurumsal bankalar, büyük şirketlerin en büyük borç sağlayıcısı olduğu için ve aynı
zamanda mali durumları bozulan şirketlerin borç yeniden yapılandırılmalarının en önemli
aracısı olduğu için, bu alanlar, söz konusu hizmetleri sunan bankalar için çok önemli kâr
elde etme noktalarıdır.
(93) Kurumsal bankacılık, işletmeler için borçlanma imkânları sunarak onların büyümesini ve
daha fazla insana istihdam alanı açmasını sağlayarak ülke ekonomisinin büyümesine katkı
sağlamaktadır. Kurumsal bankacılık kapsamında sunulan hizmetlerin maliyetleri ve kalitesi,
ekonominin genelini desteklemede hayati bir rol oynamaktadır. Yatırım yapma ihtiyacı olan
kurumsal müşterilerin gerekli sermayeyi temin edemediği ya da çok yüksek maliyetlere
katlanarak temin edebildiği bir ortamda yatırımlar ve işletmelerin operasyonel kabiliyetleri
sekteye uğrayacaktır. Nitekim finansman maliyetlerindeki artış bütün mal ve hizmetlerin
fiyatını artırmakta ve dolayısıyla nihai tüketicilerin bu mal ve hizmetlere erişim imkânını
kısıtlamaktadır. Bu nedenle, kurumsal ve ticari kredi pazarında etkin ve işleyebilir bir
rekabetin olması müşterilerin diğer unsurlarla birlikte arzu edilen hizmetleri doğru ve makul
fiyatlarla elde edebilmeleri ve bu imkânlara elverişli bir şekilde erişimleri için çok önemlidir.
2 SAKARYA Ş, SEZGİN H. (2015), Sendikasyon Kredisi Kullanımının Bankaların Hisse Senedi Getirilerine
Etkisi: Olay Çalışması Yöntemiyle BİST’te Bir Uygulama, Bankacılar Dergisi, Sayı 92, s. 5.
17-39/636-276
17/136
(94) Bankacılık sektörü açısından yüksek sermaye, teknik altyapı, çok sayıda ve farklı alanlarda
uzman personel, güven algısı gibi gereksinimler ve ciddi ölçüde yasal düzenlemeye tabi
olma vb. girişi zorlaştırabilecek faktörlerden bahsedilebilecekse de azımsanamayacak
sayıda oyuncu bulunduğu da görülmektedir. Türk bankacılık sektöründe Aralık 2016
itibarıyla 34’ü mevduat, 13’ü kalkınma ve yatırım ve 5’i katılım bankası olmak üzere toplam
52 adet yerli ve yabancı banka faaliyet göstermektedir. BDDK verilerine göre Türkiye’de
faaliyet gösteren mevduat bankaları ve yabancı yatırım bankaları aşağıdaki gibi
sınıflandırılmaktadır.
Tablo 1: Türkiye’de Faaliyet Gösteren Bankalar
Türlerine Göre Bankalar
Türkiye'de Kurulu Yabancı Yatırım Bankaları
Pasha Yatırım Bankası A.Ş.
Standard Chartered Yatırım Bankası Türk A.Ş.
Merrill Lynch Yatırım Bank A.Ş.
Bankpozitif Kredi ve Kalkınma Bankası A.Ş.
Kamu Mevduat Bankaları
T.C. Ziraat Bankası A.Ş.
Türkiye Halk Bankası A.Ş.
Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.
Özel Mevduat Bankaları
Türk Ekonomi Bankası A.Ş.
Akbank T.A.Ş.
Şekerbank T.A.Ş.
Türkiye İş Bankası A.Ş.
Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.
Turkish Bank A.Ş.
Fibabanka A.Ş.
Anadolubank A.Ş.
Türkiyede Kurulu Yabancı Mevduat Bankaları
Türkiye Garanti Bankası A.Ş.
Arap Türk Bankası A.Ş.
Citibank A.Ş.
ING Bank A.Ş.
Turkland Bank A.Ş.
CBCTurkey Bank A.Ş.
QNB Finansbank A.Ş.
Deutsche Bank A.Ş.
HSBC Bank A.Ş.
Alternatifbank A.Ş.
Burgan Bank A.Ş.
Denizbank A.Ş.
Rabobank A.Ş.
Odea Bank A.Ş.
Bank of Tokyo Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş.
Mevduat Toplama Yetkisine Sahip Yabancı Banka Şubeleri
The Royal Bank of Scotland Plc.
Bank Mellat
Habib Bank Limited
JP Morgan Chase Bank National Association
Societe Generale S.A.
Intesa Sanpaolo S.P.A.
Kaynak: BDDK (Erişim tarihi: 03.04.2017)
17-39/636-276
18/136
(95) Birçoğu ülkemizde de faaliyet gösteren kurumsal bankacılık hizmetleri sunan dünyanın en
büyük bankaları ise şu şekilde sıralanmaktadır:
Tablo 2: Kurumsal Bankacılık Hizmetleri Sunan En Büyük Bankalar
Varlıklara Göre En Büyük 10 Banka 2010 Yılı Pazar Değeri (milyar ABD Doları)
1. BNP 2,964
2. Royal Bank of Scotland 2,747
3. HSBC 2,364
4. Crédit Agricole 2,243
5. Barclays 2,233
Tablo 2’nin devamı:
Varlıklara Göre En Büyük 10 Banka 2010 Yılı Pazar Değeri (milyar ABD Doları)
6. Bank of America 2,223
7. Mitsubishi UFC Finacial Group 2,196
8. Deutsche Bank 2,162
9. JP Morgan Chase 2,032
10. Citi Bank 1,867
Kaynak: Fitch Ratings/Global Finace 2010 World’s Biggest Banks Surveys
(96) Bankalar tarafından verilen kredilerin, nitelik, vade, teminat, kaynak ve veriliş amacı da
dahil olmak üzere pek çok kriter çerçevesinde sınıflandırıldığı görülmektedir. Veriliş amacı
bakımından krediler, yatırım kredileri ve işletme kredileri olarak sınıflandırılmaktadır.
Kurumsal müşterilere sağlanan krediler ise; rotatif kredi, çoklu döviz opsiyonlu kredi,
işletme sermayesi kredisi gibi kırılımlar içermektedir. Krediler; sabit miktar, kredi limiti ya
da bu ikisinin bir kombinasyonunu içerebilmektedir. Faiz oranları kredi dönemi için sabit
olabilir veya Libor3 gibi bir oran esas alınarak dalgalanabilir.
(97) Kredi imkânlarına olan talep ve bu ürünlerin arz modelleri dikkate alındığında, kurumsal
müşterilere sunulan kredi ürünleri bu dosya kapsamında üç ana ürün tipi altında
sınıflandırılabilecektir. Bunlar, bilateral (iki taraflı) krediler, sendikasyon (çok taraflı) kredileri
ve kulüp (çok taraflı) kredileridir.
H.3.1.Çift Taraflı (Bilateral veya Birebir) Krediler
(98) Müşteriye tek bir banka tarafından sağlanan kredi veya kredi imkânlarıdır. Bir müşterinin
büyük bir krediye ihtiyaç duyması halinde, birkaç banka ile bilateral anlaşma yapması
mümkündür. Uygulamada kurumsal müşteriler, bir kredi işlemi için önerilen koşulları
sağlamaları için birden çok bankayı davet etmekte ve bu bankalardan gelen bireysel
tekliflerin ardından, almış oldukları en düşük teklif hakkında bankaları bilgilendirmek ve bu
seviyeye inip inmeyeceklerini öğrenmek amacıyla müzakere etmek istediği bankalara geri
dönmektedir. Daha sonra müşteri bir veya birden fazla banka ile görüşmekte ve ayrı kredi
anlaşmaları imzalamaktadır. Aşağıda, geleneksel çift taraflı kredilendirme süreci basitçe
şekillendirilmiştir.
Şekil 1: Geleneksel Çift Taraflı (Bilateral) Kredilendirme4
3 Libor (London Interbank Offered Rate, L): Londra Bankalararası Kredi Faiz Oranı, kısa vadeli krediler için
büyük uluslararası bankaların birbirlerine uyguladıkları kredi faizi.
4 KUTLU H.A. ve diğerleri (2012), Risk Yönetimi Aracı ve Finansman Alternatifi Olarak Sendikasyon Kredileri,
s. 3.
17-39/636-276
19/136
H.3.2. Çok Taraflı (Multilateral) Krediler
H.3.2.1. Sendikasyon Kredileri (Syndicated Loans) ve İşlem Süreci
(99) Dünyada oldukça geniş kullanım alanına sahip kurumsal bankacılık hizmetlerinden birisi
de sendikasyon kredileridir. Para ve sermaye piyasalarında kullanılan bir araç olan
sendikasyon kredileri bir kredi alıcısı için bir grup ödünç veren tarafından sunulan (sendika
olarak adlandırılmaktadır) ve bir veya birkaç banka tarafından (aracı banka olarak
adlandırılmaktadır) yapılandırılan, düzenlenen ve uygulanan kredilerdir. Sendikasyonların
ortaya ilk çıktığı dönemde gizlilik ön planda iken günümüzde bu krediler hem borç alan hem
de borç veren için itibar kaynağı olan bir pazarlama unsuru haline gelerek, kredi
sözleşmesinin imzalanmasının ardından günlük basında ve ulusal yayınlarda katılımcıları,
katılım seviyeleri ve faiz oranları hakkında haberlerin yer aldığı kredilere dönüşmüştür.
(100) Türkiye’de 80’li yıllardan itibaren özel kuruluşlar da yurtdışından borçlanabilme imkânına
kavuşmuş, bu kapsamda ülkemiz 90’lı yıllarda sendikasyon kredileri ile tanışmıştır. Türkiye
ekonomisinin kronik sorunlarından olan yetersiz sermaye birikimi ve yabancı fon ihtiyacı
özel sektör kuruluşlarını ve özellikle de bankaları dış kaynak arayışına itmiştir. Sendikasyon
kredileri Türk bankaları için en önemli fon kaynağı olma özelliğini taşımakta, ayrıca borç
alan finansal kuruluşlar bakımından mevduata kıyasla daha düşük maliyetli olmakla birlikte
bono ihraççılarının taşıdığı halka duyuru ve pazarlama yapmak gibi yükümlülüklere
girmeden kredi riskinin paylaştırılması imkânı vermektedir.
(101) Sendikasyon, genellikle müşteri tarafından talep edilen kredi miktarı ya da kredi riski her
bir bankanın belirli türdeki ürün ve müşteri için olan iç limitini aşıyor ve bu nedenle salt
bilateral kredi verilemiyor ise oluşmaktadır. Sendikasyon kredilerinde banka ya da müşteri
anlaşma için ilk girişimde bulunan taraf olmakla birlikte çoğu durumda müşteri, birçok
bankaya fiyat teklifi talebi göndermekte, her bir banka ise müşteri tarafından belirlenen son
tarihe kadar varsa teklifini göndermektedir. Müşteri böylelikle gelen tekliflere göre
piyasadaki fiyatları tartma ve kendisine uygun bir yol çizme imkanı elde edebilmektedir.
Ancak, bazı durumlarda da banka, müşterinin belirli bir ihtiyacını tespit etmekte ve
müşterinin tam olarak farkında olmayabileceği bir ihtiyaca ya da cazip piyasa koşullarına
yönelik talep edilmemiş bir teklifi de müşteriye iletebilmektedir. Her iki durumda da müşteri
bankalar ile birebir piyasayı ölçümledikten sonra kendi şartlarına uyan bir banka ile
sendikasyonun gerçekleştirilme şekline ilişkin mutabakata varmaktadır. Aşağıdaki şekilde,
sendikasyon süreci basit biçimde ifade edilmeye çalışılmıştır.
Şekil 2: Çok Taraflı (Multilateral) Kredilendirme5
5 KUTLU H.A. ve diğerleri (2012), Risk Yönetimi Aracı ve Finansman Alternatifi Olarak Sendikasyon Kredileri,
s. 3
17-39/636-276
20/136
H.3.2.1.1. Sendikasyon Türleri ve Sendikasyonda Lider Düzenleyicinin Rolü
(102) Sendikasyon kredilerinin hukuki olarak iki farklı taahhüt ve yüklenime göre düzenlenmesi
mümkün olup, bu farklı taahhüt esaslarına göre iki farklı sendikasyon sözleşme türü söz
konusudur: yüklenimli (underwritten) sendikasyon ve en iyi çaba esasına dayalı (best
efforts) sendikasyon. Yüklenimli sendikasyon işlemlerinde lider düzenleyicilerin
sendikasyon tutarının tamamını veya bir kısmını her halükarda kredi alana sunmayı
taahhüt etmeleri söz konusuyken; en iyi çaba esasına dayalı sendikasyon işlemlerinde ise
bir taahhüt veya tam bir yüklenim söz konusu olmayıp lider düzenleyiciler yalnızca müşteri
ile anlaşılan faiz oranından sendikasyon tutarını oluşturmak için en iyi gayreti
göstereceklerini beyan ve taahhüt etmektedir.
(103) Sendikasyon ve kulüp kredileri gibi çok taraflı kredilerde bankalar arası koordinasyonu
sağlama görevi üstlenen banka(lar) “lider düzenleyici(ler) (mandated lead arranger(s))”
unvanı almaktadır. Lider düzenleyici görevinin hangi banka veya finansal kuruluş
tarafından yürütüleceği bizzat krediyi alan tarafından belirlenmektedir. Böylelikle kredi alan,
bir veya birden fazla bankaya kredi kullanım sürecinin başında sendikasyon yetkisi
(syndication mandate) vermek suretiyle katılımcı bankaların seçimini ve kredi tutarının
bankalara dağılımını sendikasyon bankalarına bırakabilmektedir. Sendikasyon
işlemlerinde kredi alan tarafından yetkilendirilmiş lider düzenleyici(ler)in diğer olası
katılımcılarla belli kurallar içerisindeki iletişimi ve koordinasyonu çerçevesinde
sendikasyona katılan bankalar, kredi alan ile lider düzenleyici(ler)in müzakere edip belirli
ölçülerde mutabık kaldığı kredi hükümlerini aynı veya benzer koşullara tabi olacak şekilde
kabul etmektedirler.
H.3.2.1.2. Davet Mektubuyla Sendikasyon Sürecinin Başlatılması
(104) Sendikasyon kredisi işlemleri genellikle kredi alan bankanın veya bir aracının sendikasyona
katılması muhtemel bankalara sendikasyon kredisine katılmaları amacıyla ilettiği bir davet
mektubu ile başlamaktadır. Kredi talebi olan müşteri veya aracı, talep ettiği krediye ilişkin
tutar, fiyat veya vade gibi değişkenlerden bir veya birkaçını belirlemek suretiyle oluşturduğu
teklif davetini (request for proposal/rfp) çalışmayı arzu ettiği bankalara gönderir. Bu davete
cevap vermeleri için bankalara makul bir süre tanınır. Bu süre, işlemin hacmine ve
karmaşıklığına göre değişebilmektedir. Söz konusu süre içerisinde bankalar işleme ilişkin
değerlendirmelerini yaparak işleme katılmak istedikleri tutarı, kabul edebilecekleri faiz ve
vade opsiyonlarını ve ilgili diğer hususları müşteriye iletirler. Bu süreç kapalı zarf usulü
gerçekleştirilen ihalelere benzetilebilir. Sendikasyon sürecinin hiçbir aşamasında müşteri
veya aracı ile muhtemel katılımcı banka(lar) arasında ikili pazarlıklar gerçekleştirilebilmesi
önünde bir engel bulunmamaktadır.
17-39/636-276
21/136
H.3.2.1.3. Davete Cevap, Yetkilendirme ve Potansiyel Katılımcı Bankaların
Belirlenmesi
(105) Müşteriden teklif daveti alan bankalar söz konusu kredi işlemine ilişkin olarak, müşterinin
taleplerini kabul edip edemeyeceklerini veya kendi şartlarını belirtirler. Müşteri, teklif
davetine karşılık bankalardan gelen cevapları, bankaların sendikasyon süreçlerindeki
kabiliyet ve tecrübelerini, bankadan olan beklentilerini ve sair bankacılık işlemlerinin
durumunu da dikkate alarak yetkilendireceği bankaları belirler ve bunlarla yetki mektubu
(mandate letter) imzalar. Hangi bankaların yetkilendirileceğinin belirlenmesi aşamasında
kredi talep eden ile potansiyel lider bankalar arasında fiyat konusunda çıkar çatışması
vardır. Kreditör toplam gelirini artırabilmek için olabildiğince yüksek bir fiyat almaya
çalışırken kredi talebinde bulunan maliyetlerini düşürebilmek için mümkün olan en düşük
fiyatla işlemi sonuçlandırmayı amaçlamaktadır.6 Yetkilendirilen bankalar bu aşamadan
sonra, kredi koşullarının yer aldığı ve sektörde “term sheet” olarak anılan bir teklif
dokümanı, borçlanıcı şirketin faaliyet gösterdiği sektöre ilişkin bilgi içeren bir bilgi kitapçığı
(information memorandum) ve müşteri ile belirlenen bankaları sendikasyona davet etmek
üzere kullanılan davet mektubunu (invite letter) hazırlar. Buna ek olarak, sendikasyon
içinde görev alacak işlem avukatlarının atanması, dokümantasyonun (kredi sözleşmesi,
teminat sözleşmeleri vb.) müzakeresi gibi görevler lider düzenleyici banka(lar)nın görevleri
arasındadır. Dolayısıyla sendikasyonun ilk safhasında belirlenen lider düzenleyici banka
artık müşteri için bir tür temsilci görevi görmekte ve koordinatör veya konsorsiyum lideri gibi
hareket etmektedir.
(106) Düzenleyici (arranger), lider düzenleyici (lead arranger) veya yetkilendirilmiş lider
düzenleyici (mandated lead arranger) olarak anılan bankalar, bütün katılımcı bankalarca
sağlanan kredi hizmetine ek olarak koordinatörlük, kredi temsilciliği, teminat temsilciği gibi
görevler üstlendiklerinden dolayı bu hizmetler karşılığında belirli ücretler alabilmektedir. Bu
ücretler kredi faiz oranının içinde görünmeyebilen fakat kredinin hepsi dâhil (all-in) fiyatı
belirlenirken hesaba katılabilen ücretlerdir. Söz konusu fiyatlar, kredi davetine cevaben her
bir bankanın kendi karar mekanizması kapsamında fonlama maliyeti, minimum özsermaye
karlılığı hedefi ve kredi talep edenin finansal durumu, faaliyet gösterdiği sektör gibi etmenler
gözetilerek belirlenmektedir.
(107) Hem kredi alanın hem de kreditörlerin üzerinde hemfikir oldukları hüküm ve koşulların
belirlenmesi neticesinde kredi sözleşmesi imzalanır. Kredi sözleşmesinin; kredinin ticari
hükümlerini ortaya koymak, lider banka, borçlu ve kredi temin eden kuruluşlar arasındaki
hukuki ve ticari ilişkileri düzenlemek, kredinin borçluya kullandırılmasını ve geri ödemesini
planlamak, temerrüt halinde uygulanacak olan usulleri belirlemek, borçlunun başka borçları
olması halinde bu borcun alacaklıları ile muhtemel çatışmaları önlemek gibi amaçları
bulunmaktadır.7
6 SARIGÜL H. (2015), Sendikasyon Kredisi Kullanım Duyurularının Bankaların Hisse Senedi Getirilerine
Etkileri, Finansal Araştırmalar ve Çalışmalar Dergisi, Cilt 7, Sayı 12, s. 118
7 BERKER N. (2002), Sendikasyon Kredisi Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk, s. 31.
17-39/636-276
22/136
H.3.2.1.4. Sendikasyon Kredilerinin Biçimsel Özellikleri
Birden Fazla Kreditörün Varlığı
(108) Sendikasyon kredilerinin büyük tutarlı olması başta gelen bir özelliğidir. Nitekim tek bir
bankanın kendi portföyüne rahatça alabileceği küçüklükteki kredilerin çok taraflı olarak
kullanılması olası değildir. Sendikasyon kredilerindeki kadar büyük tutarlı olmayan ancak
yine de ilgili müşteriye tek bir bankanın sağlayabileceği limitin üzerinde olan finansman
ihtiyaçları kulüp kredileriyle karşılanabilmektedir. Bir kulüp kredisinde kredi verenler
genellikle benzer miktarlarla krediye katılırlar. Çok sayıda bankanın katıldığı bir
sendikasyon kredisinde ise katılımcı bankaların birbirinden farklı miktarlarla krediye
katılmaları bu kredi türüne has diğer bir özelliktir.
Vade Yapısı
(109) Sendikasyon kredileri genellikle orta ve uzun vadeli olurlar. Sendikasyon tekniğinin zorluğu
ve karmaşıklığı nedeniyle kredi sürecinin başında gerçekleştirilen uygulamalar sık
tekrarlanabilir nitelikte değildir. Buna ek olarak Türkiye’de yerleşik şirketler tarafından
yurtdışından kullanılan döviz kredilerinde vadenin uzun olması Türk mali politikalarınca
desteklenmektedir. Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu (KKDF) için yapılan kesinti
oranlarının kredi vadesine bağlı olarak değişmesi buna bir örnektir. Türkiye’de yerleşik
kişilerin yurtdışından kullandıkları döviz ve altın kredilerinde ortalama vadesi bir yıla kadar
olan kredilerde %3, ortalama vadesi bir yıl (bir yıl dahil) - iki yıl arası olanlarda %1, ortalama
vadesi iki yıl (iki yıl dahil) – üç yıl arası olanlarda %0,5 kesinti yapılmakta, buna karşılık
vadesi üç yıl (üç yıl dahil) ve üzerinde olan kredilerde kesinti yapılmamaktadır.
Faiz Yapısı
(110) Sendikasyon kredilerinin bir diğer özelliği sabit faizden çok değişken faizle fiyatlanmalarıdır.
Bu fiyat, fonun kredi verenlere maliyeti ve bunun üzerine eklenen bir marjın toplamı olarak
ifade edilmektedir. En çok kullanılan faiz oranları Libor ve Euribordur8. Değişken faiz
uygulaması kredi verenleri faiz riskine karşı korumaktadır. Sendikasyon kredilerinde borçlu
kredi verenlere aynı oran üzerinden faiz ödemektedir. Ancak kredi birden fazla dilimden
oluşuyorsa her dilim için farklı bir faiz oranı da belirlenebilmektedir. Bununla birlikte aynı
dilime katılmış olan bankalar aynı faiz oranına tabi olmaktadır.9
Ortak Kredi Dokümantasyonu ve Kredinin Duyurulması
(111) Yukarıda belirtilenlere ek olarak yalnızca çok taraflı kredilerde söz konusu olan ve katılımcı
bankalarca gerçekleştirilen ortak kredi dokümantasyonu, kredinin bütün hüküm ve
koşullarının belirlenmesi dolayısıyla sürecin önemli bir parçasıdır. Son olarak işlem
sonucunun kamuoyuna duyurulması ve bir pazarlama aracı olarak kullanılması,
sendikasyonlara özgü bir başka özelliktir. Birçok kredi veren kuruluş tarafından oluşturulan
bir konsorsiyumdan kredi kullanmak borçlu için itibar kaynağı iken hâlihazırda yüksek
kredibilitedeki bir kurumsal müşteriye kredi kullandırabilmek de kredi veren kuruluşların
saygınlığı üzerinde olumlu etki göstermektedir.
8 Euribor (The Euro Interbank Offered Rate): Avrupa Bankalar Arası Faiz Oranı, Avrupa Bankacılık
Federasyonu tarafından Avrupa Bölgesi bankalarının diğer bankalara Euro birimi üzerinden toptan para
piyasalarında veya bankalar arası piyasalarda garantisiz fonları borç vermek için önerdiği ortalama faiz
oranlarına dayalı olarak yayımlanan günlük referans faiz oranlarını gösterir.
9 SAKARYA Ş, SEZGİN H. (2015), Sendikasyon Kredisi Kullanımının Bankaların Hisse Senedi Getirilerine
Etkisi: Olay Çalışması Yöntemiyle BİST’te Bir Uygulama, Bankacılar Dergisi, Sayı 92,s.7-8.
17-39/636-276
23/136
H.3.2.2. Kulüp Kredileri (Club Deals/Loans) ve İşlem Süreci
(112) Kredi Piyasası Birliği (Loan Market Association-LMA)10’nin sendikasyon kredilerinin bir türü
olarak sınıflandırdığı kulüp kredileri müşterilerin aleni bir öncü banka veya aracı banka
olmadan temin ettikleri çok taraflı bir kredi türüdür. Kulüp kredileri genellikle ya krediyi alan
tarafından ya da bir koordine eden banka (coordinating bank) tarafından düzenlenmektedir.
Müşterinin tercihine ve bankaların talebine göre birden çok bankaya koordinatör unvanı
verilebilmektedir. Ancak her iki durumda da kulüp kredilerinde belirleyici ve lider konumda
olan taraf müşteridir. Kulüp kurma süreci daha gayri resmi bir şekilde organize edildiğinden,
genellikle kulüp oluşumuna eşlik eden iletişim ve bilgi akışını düzenleyen kurallar az
sayıdadır. Müşterinin belirlediği net kurallar çerçevesinde koordinasyonu sağlayan banka
ile ve koordinasyonu sağlayan bankanın da olası sendikasyon katılımcılarıyla iletişime
geçtiği resmi sendikasyon süreçlerinin aksine, burada müşteri ve olası kulüp katılımcıları
arasındaki bilgi akışı daha esnek bir yapı içerisinde gerçekleşmektedir.
(113) Kulüp kredisi talep eden müşteri piyasada geçerli olan fiyatlara ilişkin genellikle yüksek
seviyede bilgi sahibi olup kulübe katılacak bankalara ilişkin son kararı da vermektedir. Aracı
banka tarafından bir araya getirilen sendikasyon kredilerinin aksine, kulüp kredileri
neredeyse müşterinin kendisi tarafından organize edilmektedir. Başlangıçta, müşteri seçtiği
bankalarla görüşmekte ve bir teklif vermelerini talep etmektedir. Bu "fiyat keşfi" turundan
sonra, "müşteri kabul etmeye niyetli olduğu" ya da "piyasayı temizleyen fiyat" olarak
gördüğü bir fiyat belirlemekte, daha sonra bazı bankaları, belirlediği fiyattan kulübe
katılmaları için davet etmektedir. Daha sonra her banka, bu daveti değerlendirerek kulübe
katılıp katılmayacağına karar vermektedir. Eğer yeterli sayıda banka önerilen
fiyatlandırmayı kabul etmez ise anlaşmaya varılana kadar müşteri ve kulüp arasında gidip
gelen bir süreç gerçekleşmektedir. Bir bankanın koordinatör olarak görev yaptığı
durumlarda bu banka "açık toplantı" gerçekleştirerek durumu kolaylaştırıcı rol
oynamaktadır. Sendikasyondan farklı olarak bir kulüp kredisinde kredi verenler genellikle
benzer miktarlarda krediye katılırlar. Kulübün oluşturulmasını takiben genellikle tüm kredi
verenlerin ve kredi alanın taraf olduğu tek bir anlaşma (facility agreement) akdedilir.
Dolayısıyla tüm tarafların anlaşma şartları üzerinde uzlaşması gerekmekte, bu amaçla
müşterinin yer aldığı veya yer almasa da onun bilgisi ve rızası dahilinde çoklu müzakereler
gerçekleştirilmekte ve kredi sözleşmesi akdedilmektedir.
10 Söz konusu teşebbüs birliği Avrupa, Orta Doğu ve Afrika bölgelerindeki sendikasyon kredileri pazarının
likiditesini, etkinliğini ve şeffaflığını arttırmak amacını taşımakta olup borçlanacak teşebbüsler bakımından
sendikasyon kredilerinin temel borçlanma araçlarından biri haline gelmesi için faaliyetlerini sürdürmektedir.
17-39/636-276
24/136
H.3.3. Pazarın Yapısına İlişkin Açıklamalar
(114) Kurumsal bankacılık pazarında çok sayıda banka faaliyet göstermektedir. Türkiye’de
faaliyet gösteren şirketlere kredi kullandıran bu bankaların bir kısmı Türkiye’de yerleşik olup
doğrudan kredi kullandırmaktadır. Söz konusu bankaların bir kısmı ise şirketlere
kullandırılan kredilerde aracı bir rol üstlenmekte ve krediler bu bankaların yurtdışı
birimlerince sağlanmaktadır. Bu bakımdan Türkiye’deki kurumsal kredi pazarının toplam
büyüklüğü ve bu pazarda faaliyet gösteren bankaların pazar payları hakkında kesin verilere
ulaşmak güçtür. Öte yandan, her bir bankanın kredi sınıflandırmasına ilişkin kıstaslarının
farklılık göstermesi ve yabancı bankaların kredi kullandırma süreçlerinde yurtdışı
birimlerinin veya yurtdışında bulunan merkezlerinin onaylarının gerekmesi ve bazı
kredilerin yurtdışı birimlerinin bilançolarında gösterilmesi kurumsal kredi pazarının toplam
büyüklüğü ve bu pazarda faaliyet gösteren bankaların pazar payları hakkında kesin verilere
ulaşmayı zorlaştıran diğer bir unsurdur. Bu durum Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların
konsolide pazar verilerine ulaşılmasına engel olmaktadır. Ancak bu bölümde TCMB,
Dealogic ve soruşturma tarafı bankalarca bildirilen çeşitli kredi verilerinden yararlanılmak
suretiyle pazarın görünümü hakkında açıklamalar yapılmıştır.
(115) Sendikasyon kredilerinin genellikle yurtdışı kaynaklı olmaları nedeniyle Türkiye’nin yurtdışı
borç komposizyonuna ilişkin açıklama yapmakta fayda görülmektedir. Aşağıda,
yurtdışından yapılan borçlanmayı yansıtması bakımından özel sektörün yurtdışından
sağladığı uzun vadeli kredi borcuna ilişkin özet bilgiler yer almaktadır. Bu krediler yalnızca
bir yıldan uzun vadeli çok taraflı kredileri kapsamamakta mezkûr vade yapısındaki bilateral
kredileri de yansıtmaktadır. Ancak yurtdışından sağlanan krediler içerisinde sendikasyon
ve kulüp kredilerinin de önemli paya sahip olduğu değerlendirilmektedir.
(116) Özel sektörün yurt dışından sağladığı uzun ve kısa vadeli kredilerin borçlu ve alacaklı
bilgileri, döviz cinsi, kullanım, anapara/faiz ödemeleri ve ödeme planları şeklindeki kredi
ayrıntıları işlemlere aracılık eden bankalar tarafından TCMB’ye işlem bazında gönderilen
bildirim formlarından derlenmektedir. Aşağıdaki tablodan görülebileceği üzere; özel
sektörün 203 milyar ABD Doları11 uzun vadeli kredi borcu bulunmaktadır. Söz konusu, 203
milyar ABD Dolar olan uzun vadeli kredi borcunun 148 milyar dolarlık bölümü (%73’ü) özel
alacaklılara (yabancı bankalar, yerleşik bankaların yurtdışı şube ve iştirakleri, bankacılık
dışı finansal kuruluşlar ve finansal olmayan kuruluşlar) ait olup geri kalan 54,8 milyar ABD
Doları (%27’si) Avrupa Yatırım Bankası (European Investment Bank-EIB), Avrupa İmar ve
Kalkınma Bankası, Uluslararası Finans Kurumu gibi resmi kuruluşlardan ve tahvil
yatırımcılarından sağlanmıştır. Dolayısıyla, uzun vadeli kredi borcunun dağılımında özel
alacaklılar öne çıkmaktadır. Söz konusu özel alacaklıların kullandırdığı 148 milyar ABD
Doları tutarındaki kredinin içerisinde yabancı ticari bankalar 90 milyar ABD Doları
(%60,7’si) ile ilk sırada yer alırken, yerleşik bankaların yurtdışı şube ve iştirakleri 27,6 milyar
ABD Doları (%18,6) ile onu takip etmektedir. Özetle, Türkiye’de yerleşik özel şirketlere
yurtdışından uzun vadeli kredi sağlayan özel alacaklıların %79,3’ü (117,6 milyar ABD
Doları) bankalar olup bunun %76,5’i yabancı bankalar, geri kalan %23,5’i yerleşik
bankaların yurtdışı şube ve iştirakleridir.
11 Söz konusu 203 milyar ABD Doları’nın komposizyonu 123,7 milyar ABD Doları, 67,6 milyar ABD Doları
eşleniği Euro ve 11,6 milyar ABD Doları eşleniği diğer para birimleri şeklindedir. Dolayısıyla borcun yarıdan
fazlası doğrudan ABD Doları cinsindedir.
17-39/636-276
25/136
Tablo 3: Özel Sektörün Yurtdışından Sağladığı Uzun Vadeli Kredi Borcu12
(Milyar ABD Doları, Ocak 2017)
Borçluya Göre Dağılım
A
Finansal
(1+2)
1-
Bankalar
2-
Bankacılık
Dışı
Finansal
Kuruluşlar)
B-
Finansal
Olmayan
Toplam
(A+B)
Alacaklıya Göre Dağılım 106,1 87,6 18,5 96,9 203,0
I-Resmi Alacaklılar 11,7 10,9 0,8 8,6 20,3
II-Özel Alacaklılar 65,6 52,4 13,3 82,6 148,2
i- Yabancı Ticari Bankalar 55,7 46,4 9,4 34,2 90,0
ii- Yerleşik Bankaların Yurtdışı Şube ve İştirakleri 4,2 0,9 3,3 23,4 27,6
iii- Bankacılık Dışı Finansal Kuruluşlar 5,6 5,0 0,6 13,0 18,5
iv- Finansal Olmayan 0,1 0,1 0,0 12,0 12,1
III-Tahvil Alacakları 28,8 24,3 4,5 5,7 34,5
Kaynak: TCMB
(117) Yukarıdaki tablonun borçlu tarafına bakıldığında ise toplam 203 milyar ABD Doları olan bir
yıl ve üzeri vadeli kredilerde finansal kuruluşların 106 milyar ABD Doları (%52,3), finansal
olmayan kuruluşların 96,9 milyar ABD Doları (%47,7) tutarında kredi borcu olduğu
görülmektedir. Dolayısıyla ülkemizde finansal kesim ile finansal olmayan (reel) kesimin
yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi tutarları arasında büyük bir fark bulunmamaktadır.
Bu borç özel sektörün söz konusu iki ana alt grubu tarafından yaklaşık olarak yarı yarıya
olarak paylaşılmıştır. Türkiye’de yerleşik finansal kuruluşlar yurtdışından uzun vadeli kredi
kullanırken daha çok yabancı ticari bankalardan borçlanma (55,7 milyar ABD Doları,
%52,5) veya tahvil ihracı (28,8 milyar ABD Doları, %27,1) yoluna gitmektedir. Buna karşılık,
finansal olmayan (reel) kesimin uzun vadeli kredilerinde daha dengeli bir özel alacaklı
dağılımı olduğu ancak toplam 96,9 milyar ABD Doları tutarındaki uzun vadeli kredi
stokunun %72,8’inin (70,6 milyar ABD Doları) finansal kuruluşlarca sağlandığı
görülmektedir. Dolayısıyla hem yabancı bankalar hem de yerleşik bankaların yurtdışı şube
ve iştirakleri, Türkiye’de faaliyet gösteren özel şirketler için en önemli fon sağlayıcıları
konumundadır.
(118) TCMB tarafından açıklanan özel sektörün uzun vadeli kredi borcu verilerinde krediler çok
taraflı veya çift taraflı gibi ayrımlara tabi tutulmamıştır. Öte yandan Türkiye’de kullandırılan
çok taraflı kredilerin başta gelen müşterileri bankalar ve kurumsal şirketlerdir. Türk
bankalarının yabancı para cinsinden büyük montanlı fon ihtiyaçlarını belirli aralıklarla
kullandıkları sendikasyon kredileri vasıtasıyla karşıladığı ve bunları Türkiye’de tekrardan
krediye dönüştürdükleri bilinmektedir. Genellikle yabancı para cinsinden olan bu fonlar Türk
bankalarınca yurtiçinde faaliyet gösteren şirketlere döviz kredisi olarak çok taraflı veya iki
taraflı olarak kullandırılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, Türk bankaları çok taraflı kredi
pazarında, özellikle yabancı para krediler açısından hem müşteri hem de sağlayıcı
konumundadır.
12 Özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu; kamu bankaları hariç özel bankalar,
bankacılık dışı finansal kuruluşlar ile finansal olmayan kuruluşlar (KİT’ler hariç) ve gerçek kişilerin
yurtdışından sağladığı uzun vadeli nakit krediler, yurtdışındaki tahvil ihraçları ile ithalatın finansman
şekillerinden mal mukabili ve kabul kredili mal mukabili ödeme haricindeki diğer vadeli ödeme şekillerine göre
oluşan vadesi bir yıldan (365 gün) uzun ticari kredileri içermektedir.
17-39/636-276
26/136
(119) TCMB verilerine ek olarak, bankaların kullandırdıkları kredi büyüklüğüne ilişkin üçüncü kişi
mali pazarlar platformu Dealogic verilerinin yer aldığı tablo aşağıda sunulmaktadır.
Dealogic verilerine göre belirli yerli ve yabancı bankaların, ana şirketi Türk olan
teşebbüslere kullandırdıkları çok taraflı kredi tutarları ve bu pazarda sahip oldukları pazar
payları aşağıdaki tabloda gösterilmektedir.
Tablo 4: Türk Şirketlerine Çok Taraflı Kredi Kullandıran Bankalar ve Pazar Payları
Sıra* Bankalar Kredi Tutarı (Milyon ABD Doları)
Pay
(%)
1 Türkiye Garanti Bankası A.Ş. (…..) (…..)
2 Türkiye İş Bankası A.Ş. (…..) (…..)
3 ING (…..) (…..)
4 T.C. Ziraat Bankası A.Ş. (…..) (…..)
5 Türkiye Halk Bankası A.Ş. (…..) (…..)
6 Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. (…..) (…..)
7 Akbank T.A.Ş. (…..) (…..)
8 Sberbank CIB (…..) (…..)
9 HSBC (…..) (…..)
10 DB (…..) (…..)
11 SG (…..) (…..)
12 BNP (…..) (…..)
15 CİTİ (…..) (…..)
19 BOFA (…..) (…..)
21 SC (…..) (…..)
23 SMBC (…..) (…..)
26 JP (…..) (…..)
27 BTMU (…..) (…..)
36 Goldman Sachs (…..) (…..)
133 TEB (…..) (…..)
149 UBS (…..) (…..)
Ara Toplam 22.055 50,29
Diğer 21.794 49,71
Toplam 43.849 100,00
Kaynak: Dealogic
* Tabloda yer alan sıra numaraları ilgili bankanın pazar payı sıralamasını göstermektedir.
Türk şirketlerine çok taraflı kredi kullandıran 150'nin üstünde banka mevcut olup tabloda ilk
12 bankadan sonra yalnızca soruşturma tarafı bankalara yer verilmiştir.
(120) Dealogic platformu, çok taraflı kredi işlemlerine dâhil olan bankalar tarafından sunulan ve
yalnızca kamuya açık olan bilgileri içermektedir. Söz konusu veriler, çok taraflı kredi
pazarında faaliyet gösteren bankaların kredi büyüklüklerine ve pazar paylarına ilişkin kesin
bir tablo çizememekle birlikte izlenim oluşturma imkânına sahiptir. Nitekim soruşturma
tarafı olan dört adet banka13 söz konusu verilerin pazar payı hesaplamasında
kullanılabileceği yönünde beyanda bulunmuştur. Ancak söz konusu tablo
değerlendirilirken, Türk bankalarının özellikle döviz cinsi çok taraflı kredi işlemlerinde bazen
kredi alan bazen de kredi veren konumunda olduğu dikkate alınmalıdır. TCMB verilerinin
de dikkate alınması durumunda, yabancı bankaların çok taraflı krediler pazarında sahip
olduğu pazar payı değerlerinin tabloda belirtilen değerlerden esasen daha yüksek olması
kuvvetle muhtemeldir.
13 Dealogic verilerinin kullanılabileceği yönünde beyanda bulunan bankalar (…..), (…..), (…..) ve (…..)’dir.
17-39/636-276
27/136
(121) Bankaların ilgili pazardaki faaliyetlerini ortaya koyabilmek adına soruşturma tarafı
bankalardan, kurumsal ve ticari krediler pazarında kullandırdıkları kredi miktarlarına ve
dağılımlarına yönelik veriler talep edilmiştir. Taraflarca gönderilen, 2015 yılı itibarıyla
kurumsal ve ticari krediler pazarında nakdi kredi stoku verilerinin çift taraflı/çok taraflı gibi
ayrımlara tabi tutulmaksızın toplulaştırılarak sunulduğu tablo aşağıda yer almaktadır.
Tablo 5: 2015 Yılı İtibarıyla Nakdi Olarak Kullandırılan Kurumsal ve Ticari Kredi Büyüklüklerine Göre
Bankalar14
Bankalar Kredi Stoku (Milyon ABD Doları)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..)15 (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(…..) (…..)
(122) Yukarıdaki tablodan görüldüğü üzere, Türkiye’de (…..) bankalarının kurumsal ve ticari
bankacılık pazarındaki kredi stoku daha büyüktür. Söz konusu kredi büyüklükleri,
soruşturmaya konu faaliyetlerdeki pazar güçlerinin ortaya konması açısından tek başına
anlam ifade etmemekte olup TCMB ve Dealogic verileriyle bir arada değerlendirilmelidir.
Yukarıdaki tablonun tek başına anlam ifade etmemesinin diğer bir nedeni ise bankalar
tarafından kabul edilen kurumsal müşteri ve ticari müşteri kriterlerinin birbirlerine göre
farklılık göstermesidir. Bankalar farklı büyüklükteki müşterilerini farklı sınıflandırmalara tabi
tutabilmektedir. Bir müşterinin kurumsal veya ticari olarak nitelendirilmesinde bankalar
farklı kriterleri dikkate alabilmektedir.
(123) Sonuç olarak, veri kısıtı ve kredi tanımlamalarındaki farklılıklar gibi faktörlerden ötürü çift
taraflı/çok taraflı krediler pazarında ve bunları kapsayan kurumsal ve ticari krediler
pazarında pazar sınırlarının tam olarak çizilmesinin kolay olmadığı değerlendirilmekte olup
bu nedenle teşebbüslerin pazar paylarına ilişkin kesin bir yargıda bulunulamayacaktır.
H.4. İlgili Pazar
(124) Rekabet hukuku incelemelerinde ilgili pazarın tanımlanmasının temel amacı, incelenen
teşebbüslerin karşı karşıya bulundukları rekabet koşullarını belirleyerek, bu teşebbüslerin
davranışlarını sınırlama ve rekabetçi baskıdan bağımsız olarak davranmalarını önleme
gücüne sahip rakiplerinin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak pazar tanımının taşıdığı bu önem
inceleme konusu rekabet ihlalinin türüne göre değişebilmektedir. Örneğin, hakim durumun
kötüye kullanılması hallerinde öncelikle bir hakim durum tespiti yapılması gerekeceğinden
ilgili pazarın tanımlanması bir ön şart olarak görülebilir. Benzer şekilde rekabeti azaltıcı
etkisinin olup olmayacağı değerlendirilen yoğunlaşma işlemlerinde de ilgili pazar tanımı
rekabetçi baskının tespiti bakımından önemli bir unsur olarak değerlendirilmektedir.
Bununla birlikte yatay anlaşmalar gibi ilgili pazar ne şekilde tanımlanırsa tanımlansın ihlalin
unsurlarının ve/veya uzlaşmanın taraflarının değişmediği ihlallerde ilgili pazar tanımının
yapılmayabileceği genel olarak kabul edilmektedir. Nitekim Kurul tarafından yayımlanan
"İlgili Pazarın Tanımlanmasına İlişkin Kılavuz"un 20. paragrafında bu husus "... inceleme
14 2015 yılı için ABD Doları kuru: 2.72, Euro kuru: 3.018, İsviçre Frangı kuru: 2,819 olarak alınmıştır. (…..).
15 (…..).
17-39/636-276
28/136
konusu işlem, gerek ürün gerekse de coğrafi açıdan olası alternatif pazar tanımları
çerçevesinde rekabet açısından endişeler yaratmıyor ya da alternatif tüm tanımlar
açısından rekabeti bozucu bir etki söz konusu oluyorsa pazar tanımı yapılmayabilir”
şeklinde ifade edilmiştir. Bu çerçevede olası pazar tanımlarının, ihlalin varlığına ilişkin
değerlendirmeye halel getirmeyeceği kanaatine ulaşılması halinde ilgili pazar tanımının
yapılmayabileceği kabul edilmiştir.
(125) Bu bilgiler ve açıklamalar çerçevesinde mevcut soruşturma bakımından ilgili pazarın
bileşenleri olan ilgili ürün pazarına ve ilgili coğrafi pazara ilişkin değerlendirmelere aşağıda
yer verilmiştir.
H.4.1. İlgili Ürün Pazarı
(126) Bankacılık sektörü, esas olarak tasarruf sahipleri ile yatırımcılar arasında fon transferi
konusunda aracılık hizmetleri görmektedir. Bu çerçevede bankalar çeşitli düzenleyici
kısıtlara tabi olarak fon bulma ve kredi verme faaliyetlerini sürdürmektedirler. Kredi
faaliyetleri genel itibariyle bireysel ve kurumsal krediler olarak iki ana başlıkta toplanmakta
olup, bireysel krediler; tüketici, araç, mortgage kredileri gibi alt branşlardan oluşmaktadır.
Kurumsal krediler ise ticari işletmelere sunulan yatırım, finansman, yeniden finansman vb.
kredilerden meydana gelmektedir.16
(127) Bankacılık hizmetlerine yönelik Kurul kararlarına bakıldığında, ilgili pazarın en geniş tanımı
ile “bankacılık hizmetleri” şeklinde, yahut her bir ana hizmet türü baz alınmak suretiyle
“mevduat hizmetleri”, “kredi hizmetleri” ve “kredi kartı hizmetleri” şeklinde ya da daha alt
segmentler bazında “konut kredileri” veya “KOBİ’lere sunulan kredi hizmetleri” ve “bireysel
ve ticari kredi hizmetleri”17 şeklinde tanımlanabileceği görülmektedir.18
(128) Soruşturma konusunu, Türkiye’deki kurumsal müşteriler için kredi sağlanması ve diğer
finansal hizmetler oluşturmaktadır. Dolayısıyla ilgili pazarın en dar haliyle “kurumsal
krediler pazarı” olarak tanımlanması mümkündür. Bununla birlikte, ilgili pazarın geniş ya da
dar tanımlanması teşebbüsler üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkide bulunmayacak ve
ihlale ilişkin değerlendirmeyi etkilemeyecektir.19 Dolayısıyla, bu açıklamalar dikkate
alındığında mevcut soruşturma bakımından ilgili ürün pazarının tanımlanmasına gerek
görülmemiştir.
H.4.2. İlgili Coğrafi Pazar
(129) Bankacılık alanında sunulan hizmetlerin tüm ülke çapında verilebiliyor olması nedeniyle
ilgili coğrafi pazar “Türkiye” olarak belirlenmiştir.
H.5. Dosya Kapsamında İncelenen Kredi İşlemleri
(130) Bu bölümde elde edilen bilgi ve belgeler krediyi talep eden müşteriye göre
sınıflandırılmıştır.
16 07.03.2011 tarihli ve 11-13/243-78 sayılı Kurul Kararı (Maaş Promosyonları Kararı).
17 23.06.2011 tarihli ve 11-39/813-256 sayılı Kurul Kararı; 16.12.2010 tarihli ve 10-78/1602-611 sayılı Kurul
Kararı.
18 08.03.2013 tarihli ve 13-13/198-100 sayılı Kurul Kararı (Banka II Kararı).
19 Benzer yönde bakınız Maaş Promosyonları Kararı, Banka II Kararı.
17-39/636-276
29/136
H.5.1. TURKCELL
H.5.1.1. İşlem 1
(131) Delil 1: 25-26.02.2013 tarihinde BTMU Kurumsal Bankacılık Müdürü M. G, TURKCELL'den
''başka bir uluslararası bankadan 170 bps all-in 150m ABD Doları 1 yıl" şartlarını içeren bir
teklif aldığını öğrenmiştir. M. G., bir iç yazışma ile bu bilgiyi B. M.20 ve S. R.21 ile
paylaşmıştır. Aşağıda belirtilen e-postalarda, M. G., TURKCELL işi için (…..), RBS ve (…..)
ile yaptığını ileri sürdüğü görüşmeler hakkında iş arkadaşlarını bilgilendirmektedir:
Tercüme:
MG: “Turkcell ile konuştum, (…..) yıllık (…..) ABD doları tutar için başka bir
uluslararası bankadan 170 bps herşey dahil bir teklif almışlar. Ben 200 bps teklif
ettim ama biraz esnek olabileceğimi de söyledim, iç müzakerelerinden sonra bize
dönüş yapacaklar.”
Orijinal Metin:
MG: “Spoke with Turkcell, they received 170 bps all-in from another international
bank for $ (…..) year. I quoted 200 bps but said that we could be a bit flexible, they
will discuss internally and get back.”
Tercüme:
MG: "Şu an (…..) 'da çalışan (…..)'den eski iş arkadaşımla konuştum. (…..) ay
önce (…..) yıllık (…..) $ kredi vermişler 200bps'ten ama arkadaşım 1 yıllık fiyatların
hızla düştüğünü doğruladı, (…..) de dün aramış onu ağzını aramak için onlar da
Turkcell'in onlardan 150 bps istediğini söylemiş. Ben de 175 bps teklif vermeyi
öneriyorum. Sen ne diyorsun ?"
Orijinal Metin:
MG: “spoke with my ex-associate from (…..) who is now with (…..). they lended
the $ (…..) year loan (…..) months ago at 200 bps but she confirmed that pricing
for 1 year is coming down sharply, (…..) has also called her yesterday to sound out
pricing who said that Turkcell was asking 150 bps from them, so I suggest that we
offer 175 bps, what do you say?”
Tercüme:
MG: "(…..) $ veren banka (…..) 'ymış! Fiyat kesinlikle hepsi dahil 170bps. RBS de
aynı fiyattan 85m $ veriyor. (…..) de aynı fiyattan $50 - $70m'luk teklif üzerinde
çalışıyor. Bu durumda 170'e inmemiz lazım."
Orijinal Metin:
MG: “the bank offering this $ (…..) is (…..)! price is definitely 170bps all-in. RBS is
also offering $85m at same price, (…..) is also working on a $ 50 to 75m offer
withsame price. in this case we have go down to 170.”
(132) Delil 2: 27.02.2013 tarihinde BTMU çalışanı M. G. tarafından RBS Kurumsal Bankacılık
Müdürü B. K.’ya gönderilen e-postaya aşağıda yer verilmektedir:
MG: "Selam, sen Turkcell'e yeni kredi verecek misin? Fiyat çok düşük, ne
diyorsun? Şu anda onlara riskiniz var mı? haftaya görüşmek üzere."
20 İlgili dönemde Londra'da BTMU'nun Yönetici Müdürü ve Avrupa Kredi Departmanı Merkez ve Doğu Avrupa,
Rusya ve Bağımsız Devlet Topluluğu Genel Müdürü.
21 B. M.’nin ekibinde direktör
17-39/636-276
30/136
H.5.1.2. İşlem 2
(133) Delil 3: 23.12.2013 tarihli bir e-posta ile BTMU çalışanı M. G., bankanın EMEA (Avrupa,
Orta Doğu ve Afrika belirli bölgeler) bölgesi Avrupa Kredi Departmanı Yönetici Direktörü J.
R. ve Avrupa Kredi Departmanı Kredi Analizi Bölümü direktörü W. L.’yi TURKCELL’in o
dönemki bir kredi işlemi ile alakalı olarak bilgilendirmiştir22:
Tercüme:
MG: “(…..),
Ekim ayında Beyaz Rusya'daki iştiraklerini kısmen finanse etmeleri için Financell'e
(…..) $ uzatma vermiştik. [...] Turkcell verdiğimiz (…..) $'ı 9 Nisan'a kadar (3 aylık
bir uzatma) uzatıp uzatamayacağımızı ve aynı tenorda (…..) $ için (…..) 'nin yerine
geçme konusundaki isteğimizi soruyor, 3 ay (Türk bankalarının fx23 fonlaması son
çeyrekte kısa dönem kredileri için c. 25 İla 50 bps arasında arttı çünkü dünya
çapında EM riski için istek azaldı ve dolaysıyla Türk bankaları Turkcell'in agresif
fiyat beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyorlar - ayrıca Turkcell iki kredi için de
diğer banklardan teklif alıyor- daha şimdiden (…..) ve (…..) benimle iletişime
geçerek teklifimizi sordular). (…..) $'m 3 aylık uzatması için 130 ile 140 bps marjin
ve yeni (…..) $'lık kredi için 120 bps teklif vermeyi hedefliyoruz. Ek (…..) $ kredi
için uzatma yaparsak o halde toplam riziko sahamız (…..) $'a ulaşacak, Türkiye
strateji raporumuzda belirtmiş olduğumuz (…..) $'ın fazlasıyla altında. Uygun
olduğun zaman konu ile ilgili görüşlerinizi bildirirseniz sevinirim.”
Orijinal Metin:
MG: “(…..),
We had extended $(…..) to Financell to partially finance their subsidiary in Belarus
back in October. […] Turkcell is asking whether we can extend our $(…..) until April
9th (3 months extension) and our appetite to replace (…..) for the $(…..) again for
same tenor, 3 months (fx funding for Turkish banks has increased by c. 25 to 50
bps in the last quarter for short term facilities due to decreasing global appetite for
EM risk and hence Turkish banks are having hard time to meet aggressive pricing
expectations of Turkcell - Turkcell is also getting quotations from other banks for
both loans - I was already contacted by (…..) and (…..) asking for our quotation).
We aim to quote 130 to 140 bps margin for the 3 month extension of the $(…..)
loan and 120 bps for the new $(…..) loan. If we extend this incremental $(…..) loan
then our total exposure reaches $(…..), well below the $(…..) that we had indicated
under our Turkey strategy paper. Appreciate your feedback at your convenience.”
(134) Delil 4: 24.12.2013 18:18 tarihinde BTMU çalışanı M. G., direktörü W. L.’yi işleme ilişkin
TURKCELL’den kendisine iletildiği değerlendirilen rakibi CİTİ’nin fiyatlaması hakkında
bilgilendirmiştir:
Tercüme:
MG: “Citi son dakikada L+100 bps teklifi yaptı, ben kabul etmedim (bizim fiyatımız
120 bps), uzatma işlemi için onaylarını bekleyelim, teşekkürler."
Orijinal Metin:
MG: “Citi made a last minute offer at L+100 bps which I did not accept (our price is
120 bps), let's wait for their confirmation to process the extension, thx.”
22 BTMU teklifini 24.12.2013 tarihinde sunmuştur.
23 Foreign Exchange/Döviz
17-39/636-276
31/136
(135) Delil 5: BTMU çalışanı M. G. ile JP Kurumsal Bankacılık Direktörü D. A. arasında geçen
24-25.12.2013 tarihli yazışmalar aşağıdaki gibidir:
> MG: “Selam, Turkcell’e L+100 sen mi söyledin?”
> DA: “Abi senin 130 bps’i mi aşağıya çeken mi oldu:) Yok
ben değilim, 100 bps vermek akıl karı değil.”
> DA: “(…..) ya sordun mu?”
>MG: “O vermedi, (…..) 24 Amerikan Bankası dedi, o
zaman ya Bofa ya da Citi, öğrenince haber veririm sana.”
>DA: “(…..) hep Amerikan bankası diyor zaten”
>MG: “Bugün bana da başka bir Amerikan bankası dedi,
bizimki japon, şaşırma dedim”
>MG: “Suçlu Citi Zamanında sözleşmede (…..) yapıp
girememişler, şimdi içeri girmek için böyle kamikaze fiyat veriyorlar ama korkma
bunlar ancak (…..) $ verebilirler, zaten 100 bps bunların neredeyse cost of
funding’i çok uzun verdirmezler. Kendine sakla tabi ki bu bilgiyi.”
(136) Delil 6: BOFA Kurumsal Bankacılık ve Yatırım Direktörü S. U. ile BTMU çalışanı M. G.
arasında geçen 24-25.12.2013 tarihli yazışmaların ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
> MG: “... Turkcell’e L+100 fiyatının sen mi verdin?”
> SU: “Yok biz vermedik. Kusura bakma arayamadım
arayacağım ayrıca genel. Şimdiden iyi seneler.”
(137) Delil 7: 25.12.2013 tarihinde BTMU çalışanı M. G., CİTİ Kurumsal Bankacılık Bölüm
Başkanı E. K. ile TURKCELL işlemine ilişkin olarak iletişime geçmiştir. Aşağıda,
görüşmenin ayrıntılarına yer verilmektedir:
>MG: “(…..) selam, Turkcell'e sen mi bakiyosun?”
>EK: “Selamlar (…..) ben bakiyorum. hayirdir insallah :)”
>MG: “Yavrucum neden fiyati öldürdün öyle, keşke kote
etmeden once arasaydın. Sen (…..) $ mi verebiliyorsun ?”
>EK: “Ben fiyatı değiştirmedim abi hiç, hep ayni fiyatı
veriyorum... Benden kullanmadı ama hiç kredi henüz”.
>MG: “100bps demişsin, kimse vermiyor o kadar düşük
fiyat:)”
>EK: “Abi biz fiyat istikrarından yanayız :) dediğim gibi benim
fiyat gecen ayda böyleydi, şimdi de aynı."
24 Bahsi geçen kişinin, Aralık 2010 – Mayıs 2016 döneminde TURKCELL’in hazine biriminde çalışmış olan
(…..) olduğu değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
32/136
(138) Daha sonra, 27.12.2013 tarihinde, M. G., BTMU çalışanları B. M. ve S. R.'ye aşağıdaki e-
postayı iletmiştir:
Tercüme:
MG: "Citi'deki arkadaşım ile konuştum, 100 bps'i doğruladı, (…..) $ limitleri var ama
(…..) $ olarak arttırmaya çalışıyorlar. Bir ikilem içerisindeyim, fiyat kırmak
istemiyorum ama Citi'nin bu ilişkiye girmesini de istemiyorum. 100 bps'e inmek
istiyor musun (bu 2 aylık bir uzatma olacak)?”
Orijinal Metin:
MG: I spoke with my friend at Citi, he confirmed 100 bps, they have $(…..) limitbut
trying to increase it to $(…..). I have a dilemma, I don't want to cut price but I also
do not want Citito enter this relationship, do you want to go down to 100 bps (this
will be a 2 month extension)?
H.5.1.3. İşlem 3
(139) Delil 8: ING Ticari ve Kurumsal Yapılandırılmış Finansmandan Sorumlu Direktörü G. A.’nın
11-13.08.2014 tarihlerinde BTMU çalışanı M. G. ile yaptığı yazışmaların detayları
aşağıdaki gibidir:
GA: “Kısa bir soru: senin bu tcell deaIlarıinda legal opinion filan oluyor mu? Çok
sağol, (…..)”
MG: “Biz kısa vadeli işlemler olduğu ve yönetim kurulu kararına istinaden olduğu
için almadık .”
(…)
GA: “Sorsaydın söylerdim.
Turkcell'e teklif veriyorsun herhalde yine?”
MG: “EVET AMA BU SEFER 90 BPS DİYOR.”
GA: “Ne diyorsun?? ..”
MG: “Malesef ama ben bekliyordum”
GA: “Bunlar L+90bps veya 100bps değil mi? All-in değil?”
MG: “tabi ki LIBOR var “
GA: “o kadar da degil diyorsun :)”
MG: “Aynen”
H.5.1.4. İşlem 4
(140) Delil 9: 14.01.2015 tarihinde, BTMU çalışanı M. G., ING çalışanı G. A. ile bir telefon
görüşmesi gerçekleştirmiştir. Söz konusu görüşmenin ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
(…)
GA: “Turkcell Astel işini ne yapıyorsun?”
MG: “Ben pas geçtim abi. Biz maalesef.”
GA: “Hadi ya, niye?”
MG: “Bizim bankanın (…..) şeyleri var, (…..).”
GA: “Hmm...”
17-39/636-276
33/136
MG: “Onun için bizimkiler de Ukrayna'da riskimiz var, Rusya'da riskimiz var diye
şeyi istemiyorlar.”
GA: “Turkcell garantisini sallamıyorlar yani”
MG: “Evet”
GA: “Sen zaten iyi çaktığın için çok da umurunda değil herhalde. 200 kağıt mı
verdin en son ne yaptın?”
MG: “200 verdim yeter zaten. Abi bunu da vermek isterdim bir 50 kağıt falan burada
çünkü daha iyi marj yapılır yani.”
GA: “Yapılır değil mi bu sefer?”
MG: “Tabii tabii, bence yapılır.”
GA: “Ben de öyle diye düşünüyorum.”
MG: “Yani şimdi birçok banka şey yapıyor, yani en azından bizim gibi kamikaze
şeyler yapamaz diye düşünüyorum. Büyük ihtimalle (…..),(…..) de, sen bir şey
söyleme de, (…..) zaten verdi diye düşünüyorum, onlar zaten 1 yıl vermiyorlar diye
galiba, ya da bilmiyorum ama bence sen şey yaparsın yani daha iyi-.”
GA: “Amerikalılar da yapamayabilir bunu tabii.”
MG: “Amerikalılar yapar.”
GA: “Yapar mı?”
MG: “Yapar yapar.”
GA: “Dur bir (…..) 'e sorayım ne yapıyor.”
MG: “(…..) miti var yani hatta onlar tercih ederler bak şimdi biz size orada yardımcı
olacağız diye. Mesela (…..) tercih eder çünkü (…..) 'nin zaten orada organizasyonu
da var.”
GA: “Hmm...”
MG: “Onu şey olarak yapar, cross seli olarak, oradan nakit işine girerim falan diye
şey yapabilir.”
GA: “Anladım.”
MG: “Ama yani kısıtlı olur. Fransızlar falan da verebilir.”
GA: “AvrupalIlar daha relaxed olur heralde, evet.”
MG: ” Evet yani 10 bps'ten iyi para yaparsın abi, belki daha bile fazla.”
GA: “20 bps'ten daha olması lazım bu az buz bir şey değil, bir de batık şirket,
borrower dediğin şirket”
MG: “Aynen, borrower dediğin şirket batık, bir de anlatmak da çok zor yani. Batık
olan yere daha çok kredi gömüyorlar.”
GA: “Evet abi o da bir sakat yani, enteresan bir şey yani.”
MG: “Dedim abi neden böyle bir şey yapıyorsunuz ki, ne güzel Financell'in
üzerinden yapıyordunuz –“
GA: “Neden sence böyle bir şey yapıyorlar?”
MG: “Vardır abi bir şeyleri. (…..) –“
(…)
17-39/636-276
34/136
MG: “Herhalde. Bence şey yapacaklar, o krediyi sonra sermayeye falan
çevirecekler, ya bak şirket krediyi ödemiyor onun için biz bunu sermayeye
çevireceğiz falan deyip ondan sonra herhalde onu dilute edecekler.”
GA: “Evet, neyse bizim Turkcell garantisi olduğu için o çok umurumuzda
olmayabilir.”
MG: “Aynen abi ben de olsam gözüm kapalı verirdim yani.”
GA: “Anladım. Bakalım ya yine 28 Ocak'a bir dünya acayip şey, type deadline.”
MG: “Kaç para aldın?”
GA: “Bir şey almadım daha, hiç bir şey almadım yani. Daha sıfır yani.”
MG: “Ha.”
GA: “Fiyat falan hiçbir şey konuşmadık.”
MG: “Anladım."
H.5.1.5. İşlem 5
(141) Delil 10: BTMU’ya ait 27.07.2015 tarihli bir iç yazışmada M. G.’ye ait aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır:
Tercüme:
MG: "Bu arada, diğer bankaların birkaçı ile bu sabah konuştum, 7 yıl (2+5) için
nispeten herşey dahil 300bps'nin biraz altında fiyatlıyorlar, 3 yıllık bulletlar aynı
seviyelerde ancak 5 yıllıklar (2+3) genel olarak 250bps'ye yakın."
Orijinal Metin:
MG: “By the way, I spoke with some other banks this morning, they are pricing 7
yrs (2+5) as well at slightly below 300 bps all-in. 3 yr bullet is at similar levels but 5
yrs (2+3) is generally close to 250 bps.”
(142) Söz konusu BTMU çalışanına aynı gün ING çalışanı G. A. tarafından aşağıdaki e-posta
gönderilmiştir:
GA: "Tcell en son 1y'da nerelerde bulunuyordu fiyat? Sağol, (…..) "
(143) Delil 11: BTMU çalışanı ile ING çalışanı arasında 27.07.2015 tarihinde gerçekleşen telefon
görüşmesinde aşağıdaki ifadeler yer almaktadır
MG: Tam ben seni arayacakken sen beni aradın ha bu kadar olur.
(…)
MG: Turkcell’e şeyi yolladın mi?
GA: Yok daha yollamadık.
MG: Siz de mi yollamadınız bugün geldi diye bizde bugün yollayacağız. Ne şey
yapıyorsunuz?
GA: Daha çok karar vermedik ama 3,5,7 ile mi yapsak mı diye filan düşünüyoruz?
MG: Ben yokken bizimkiler 3 yıl bullet ve 5 yıl 2+3 diye koymuşlar, 7'yi
koymamışlar, 10’u koymamışlar.
GA: 10 yıl imkânsız zaten.
17-39/636-276
35/136
MG: 10'u (…..) verir, (…..) verir, Türk bankaları verir. (…..) 25 da öyle dedi. Siz
onlara bakmayın, 3-5 seneye bakın dedi. Ben dedim bizimkilere 7'yi de koyun
dedim.
GA: Bizde hala 7'yi koysak mı diye bakıyoruz.
MG: Ne yani orda fazla bir şey olmaz. Kapasite olarak ne koyuyorsun?
GA: Kapasite olarak değil de, yıl olarak kapasiteden ziyade şey olarak kapasiteden
bahsediyoruz rating kriterlerine göre kapasiteden bahsediyoruz. Yani rating
kaybetmemesi downgrade gelmemesi gibi.
MG: 2 milyar gibi gözüküyor.
GA: Bizim düşüncemiz daha az, daha 1,5’a daha yakın.
MG: Additional.
GA: 1,5 additional diyorum.
MG: Anladım. Biz 2'yi zorlar diye şey yapıyoruz.
GA: Hiç downgrade olmadan?
MG: Evet.
GA: Yani 1,5 - 2 civarlarında.
MG: Fiyatlama ne koyacaksın?
GA: Çok karar vermedik, bizim yüksek çıkıyor ratinglerden, 3'lerde falan çıkıyor
tutturabilmemiz için, daha doğrusu tutturabilmeye yaklaşabilmemiz için filan ama
onun çok yüksek olduğunu düşündüğüm için ben böyle 2,5’a falan çekmeyi
düşünüyorum en azından 5 yil kısmını.
MG: Anladım, bizimkiler çok agresif, 2.40 indirmişler 5 yılı.
GA: 5 yıl 2.40 iyiymiş.
MG: Bence gereksiz, biraz daha yukarıda olmasın da …
GA: 5 yıl derken 2+3?
MG: Evet 2+3.
GA: 1 yılı nerelerden borçlanmıştı?
MG: 1 yılı 1,15 den falan.
GA: Öteki 3 aylar?
MG: 3 aylarda 65-70'lerle borçlandı. Saçma sapan. Bu bir gösterge değil.
GA: 3 yılda o zaman 2 ye mi yakın?
MG: 2,25. Anlamsız birşey koymuşlar, bence 5 yılı biraz yukarı çekmek lazım. Bir
de piyasa darman duman, sen nasıl görüyorsun?
GA: Yani darma duman değil, son 2 gündür işlem olmadığı için bilemiyorum ama
baksan 2,76 falan oldu. 1-2 hafta bakmak lazım spreadler yukarı gidiyor mu?
Benchmark olmadığı için 2,76 oldu, 3,05, pound 4,3.
Yani 3 yılı 2,5 veya belki biraz üzerinde yani 3 yıl derken 5 yılı 2,5 veya biraz üstü,
7 yılı geç yedi yıl bence şey de olmaz, 3le 5 yıl desek: 3 ü 2.30 -2.40, 5'i 2.50-2.60
desek mantıklı olur.
25 (…..)’nün ilgili dönemde TURKCELL Hazine Birimi Sorumlusu olduğu değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
36/136
MG: Evet aynen, 7'yi sen ne diyorsun gösterelim mi?
GA: Gösteririz herhalde, 3'e yakın bir şey söyleriz.
MG: Peki onu 3+4 olarak mi düşünmek lazım?
GA: 2+5.
MG: 2,5 o zaman bir şey olmayacak, 4,5 yıla çıkacak, biri 3 yıl, biri 3,5 yıl, biri de
4,5 yıl. Peki sence 7 yıla yabancı banka gelir mi?
GA: Gelir, niye gelmesin Turkcell’e?
MG: Bence de, ben de söyledim bizimkilere 7 yılı koyun dedim. 7 yılı çok yaptık biz
Türkiye'de, kesin gelir
GA: 7 yıl olur, yedi yıl niye olmasın?
MG: Bir de acquisition finance yapıyorsun, capex falan değil.
GA: Bir sebebi olursa aynen öyle neden olmasın. Bence bu tamamen teorik bir
egzersiz.
H.5.1.6. İşlem 6
(144) Delil 12: 14.08.2014 tarihinde JP çalışanı D. A. ile ING çalışanı G. A. arasındaki
yazışmaların ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
DA: “Tamam abi, Onun dışında nasıl olsun, ibanking tarafı yoğun
İki hafta tatildeyim, bu hafta iş başı yaptım, bir mandate var yeni, birkaçta
kovaladığımız iş, onlar yoğun tutuyor.
Senin nasıl? Sen lottery finansmanına bakıyor musun?”
GA: “Vaaay, büyük ibanker kaptın mandate’i yani? Bizim yapabileceğimiz bir şey
var mı?
Türkcell’i kovalıyorsundur sen???
Yok abi, o sponsorlarla o verdikleri parayla bizim tarafta zor iş o….sen bakıyor
musun?”
DA: “Kaptık, close ederiz inşallah. Solo deal abi, piyasaya çıkmıyoruz ama bir
değişiklik olursa haberin olur zaten.
Türkcell’le bir şey kovalamıyorum aslında. Ne var ki orada? ECA işi ertelendi zaten.
Lottery’de mezz arıyorlar, belki ona bakıcaz.”
GA: “Vay be sen de solocu oldun yani sonunda
Ee refi var işte Türkcell’de? 3 aylık dönüş Financell?
Haa, öyle mi? O bizlik hiççç değil…”
17-39/636-276
37/136
H.5.2. TÜRK TELEKOM
H.5.2.1. İşlem 1
(145) Delil 13: 13-16.01.2014 tarihleri arasında, TÜRK TELEKOM'un teklif talebiyle ilgili ING
çalışanı G. A. ve BTMU çalışanı M. G. arasında aşağıdaki e-posta yazışmaları
gerçekleşmiştir:
GA: “Günaydın, gelmiştir sana da TT EIB. Bunun en sonuncusunu siz mi
yapmıştınız? Fiyat ne olmuştu? Ölüyse hemen pas gecelim:)”
MG: "Ben pas geçtim bile"
GA: "Sen ötekini kaçtan yapmıştın ?"
MG: "Hatırlamıyorum, perşembe dönünce söylerim"
GA: "Tamam, çok iyi olur valla. Sen niye pas geçtin?"
MG: “Bunun yerine kredi veririm daha çok kazanırım, sonuçta limitten yiyor, benim
fonlama derdim de yok."
GA:"Eyvallah, fonlama maliyeti arbitrajı olabilir tabii. Yani 4 yıllık bir krediden
kazancın net margin 200bps'in üzerindeyse, I agree ki olabilir... Perşembe fiyata
bakarsan çok sevinirim. Sen koordination da yapmıştın orda? Çok ucuza? (…..)"
MG:" (…..) almıştım, benim fonlama maliyetim daha düşük tabi ki:)"
GA: "Bu arada bugün (…..)26'la konuştum, (…..) dan yaptık öteki eib'yi diye
sallıyor."
MG:"Doğrudur Türk bankası unfunded iş olduğu sadece komisyon geliri olarak
bakar bu tip işlemlere."
GA: "Senin "deal"dan bahsediyor"
MG: ":) hic hatırlamıyorum, bakıcam"
(…)
GA: “Bedavaya yapmışsın :) upfront kaç?”
MG: “(…..) bps. Doğru dersin ama fiyatı ben değil SMBC drive etti, onlar daha
ucuzdu, (…..), ahval ve şartları düşünürsen hiç kötü değil :)”
GA: “Fee iyiymiş. Neyse biz pas geçiyoruz..”
(…)
(146) Delil 14: 15.01.2014 tarihinde M. G., başka bir teşebbüsün borçlanma fiyatlarına ilişkin
olarak JP çalışanı D. A. ile iletişime geçmiştir. D. A. 16.01.2014 tarihinde yine bir diğer JP
Kurumsal Bankacılık Direktörü T. Ü.’yü de e-postasına ekleyerek cevaplamış ve TÜRK
TELEKOM işleminde BTMU’nun işleme katılım durumunu sormuştur.
(…)
TU: "yok daha bakmadım., supplier belli olmuş mu? TT-EIB yapıyor musun?"
MG: "Sanırım belli, firma ile konuşmadım. TT'yi pas gecicem, return dusuk, sen?"
TU: "bakıyoruz., daha karar vermedim."
26 İlgili dönemde, TÜRK TELEKOM Finans Başkanlığı’nda müdür olarak görevli (…..) olduğu
değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
38/136
H.5.2.2. İşlem 2
(147) Delil 15: TÜRK TELEKOM ile ilgili bir işlem hakkında ING çalışanı G. A. ile BTMU çalışanı
M. G. arasında 07.01.2015 tarihinde gerçekleşen aşağıdaki yazışmaların yapıldığı tespit
edilmiştir. Bu yazışmaların detayı aşağıdaki gibidir:
GA: “(…) Sen mi demistin kazanci deal'inin (…..) vs ile yapiyor (…..) diye? Biliyor
musun ne oluyor orda? Merak ediyorum ne olacak diye ...”
MG: “Dün aradım açmadın. TT EIB için geldi mi sana?
Aksada ne oluyor bilmiyorum, ben (…..)'e hayır dedim sonrasını takip etmedim.”
GA: Ben de :) ha öyle mi? Bir call var şimdi sonra arayım seni.
MG: Cepten ara maya ofisteyim.
(148) Delil 16: ING çalışanı G. A. 12.01.2015 tarihinde BTMU’dan M. G.’yi aramış ve iki çalışan
arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşmiştir. Söz konusu görüşmenin ilgili kısmı aşağıda
yer almaktadır:
(…)
MG: “Ne yapıyorsun?”
GA: “İyi valla ne yapayım. Konuştum şimdi ben de söyledim.”
MG: “Ee?”
GA: “Diğer bankalardan bekliyorum falan gibi ayak yaptı. Günlerdir bekliyor ama
hakikaten yani. Sen de şey dedin, 130?”
MG: “Evet”
GA: “Eh iyi herkes o zaman öyle yapacak herhalde diye düşünüyorum. SNBC eğer
bozmazsa işi.”
MG: “Cuma akşamı aradı beni SNBC, ondan sonra.”
GA: “(…..) 27?”
MG: “Evet (…..). Ondan sonra abi dedi sen şey yaptın mı, verdin mİ? Verdim abi
dedim. Ne olur fiyatı öldürme dedi. Abi dedim sen fiyatı öldürüyorsun, ben neden
öldüreyim? Yok abi biz hiç öldürmüyoruz dedi. Zaten ben fiyat kötü olduğu için
geçen seneki işe girmedim nasıl fiyat öldürebilirim ki dedim. Yani ben fiyatı
beğenmediğim için dedim geçen sene yaptığın işe girmedim dedim?”
GA: (gülüyor)
MG: “Ben dedim fiyatı drive etmem. Sen dedim öldüreceksen öldürürsün. Bence
dedim diğer bankaların da öldürmeye niyeti yok dedim. Sen dedim şey dur dedim.
Yok yok abi biz de öldürmeyeceğiz dedi. Zaten bizim dışımızdaki diğer bankalara
gitme şansı yok dedi. Başka banka üzerinden yapamazlar dedi. Yapmak isterlerse
yaparlar dedim ama yani bu adamları biliyorsun öyle bir yönteme gidecek adamlar
değil dedim. Onun için şey olmaz”.
GA: “Aynen öyle.”
MG: “Yani biz dedim sizin yaptığınız fiyatlara geliriz dedim. Hani şey olduğu için,
mevcut, içinde olduğumuz deal olduğu için.”
GA: “Benchmark var arada aynen.”
27 SMBC çalışanı (…..)
17-39/636-276
39/136
MG: “Ama bakın dedim 1 yıllık krediler 1,50'ler seviyesinde geliyor bu kadar
öldürmeye çalışmayın dedim (…..)'a28. (…..) da tamam abi dedi diğer bankalardan
gelsin dedi konuşuruz dedi.”
GA: “İyi o zaman herhâlde üç aşağı beş yukarı söylediğimiz gibi olur.”
MG: “Herhalde, aynen.”
GA: “İyi iyi, eyvallah. Tamamdır.”
(…)
(149) Delil 17: 16.01.2015 tarihinde, M. G., SMBC Müdürü A. A ile bir telefon görüşmesi
gerçekleştirmiştir. Söz konusu görüşmenin ilgili kısmına aşağıda yer verilmektedir.
(…)
MG: “Türk Telekom sende mi?”
AA: “Türk Telekom'u (…..) dediğim arkadaşım cover ediyor. Ben FICS yapıyorum
(…..) corporate yapıyor.”
MG: “Bir EIB işi var da beraber yaptığımız orada bir fiyatta (…..) konuşmuştuk
geçen hafta. En azından siz ne seviyelerdesiniz biz nerelerdeyiz diye. Şimdi Türk
Telekom geldi de fiyat belirlenmiş, dedim yine fiyat indi aşağıya.”
AA: “Fiyat belirlenmiş mi? Ne dediler size?”
MG: “120 dediler”.
AA: “Anladım.”
MG: “Biz 130 demiştik aşağısında yapma niyetimiz yok demiştik de şimdi (…..)29
aradı diğer bankalar 120'ye geldi diyor da acaba diyorum fish mi ediyorlar yoksa
hakikaten birisi en sonunda okey dedi mi diyorum?”
AA: “Yani orada son şeyden bilgim yok çünkü (…..) çalışıyordu üzerinde
bakıyorum şu an yerinde değil ama hani şey bilmiyorum Türk Telekom bize de
bugün döndü mü hani son fiyatla ilgili hani en son bu hafta görüşüldüğünden
haberdarım ama bize döndü mü açıkçası emin olamıyorum.”
MG: “Anladım, okey. (…..) oralarda mı?”
AA: “(…..) bugün ofiste ama şuan yerinde değil öğleden sonra da olmayacak ama
yakalayabilirsem onu notunuzu iletirim. Ben sizin bir de direkt numaranızı alayım
isterseniz”
((…..) direkt telefon hattının numarasını da alıyor.)”
AA: Tamamdır ben (…..) de ileteceğim bu söylediklerinizi.
(…)
28 İlgili dönemde, TÜRK TELEKOM Finans Başkanlığı’nda müdür olarak görevli (…..) olduğu
değerlendirilmektedir.
29 İlgili dönemde, TÜRK TELEKOM Finans Başkanlığı’nda müdür olarak görevli (…..) olduğu
değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
40/136
(150) Delil 18: 16.01.2015 tarihinde M. G.’nin ING çalışanı G. A. ile bir telefon görüşmesi daha
gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Söz konusu telefon görüşmesinin ilgili kısmı aşağıda yer
almaktadır:
(…)
MG: “Bir şey diyeceğim. (…..) aradı mı seni?”
GA: “Yok aramadı. Seni aradı mı?”
MG: “Aradı.”
GA: “Ne diyor?
MG: “120”
GA: “120 mi?”
MG: “Hu” (onaylıyor)
GA: “120'yle yapalım mı diyor?”
MG: “120'ye diğer bankalar okey dedi, sen de okey misin diyor.”
GA: “Bana hiç öyle bir şey- biz hiç öyle bir şey söylemedik.”
MG: “Biliyorum abi tahmin ediyorum zaten.”
GA: (Gülüyor)
MG: “Bir (…..) arıyor şey için.”
GA: “Peki sen ne dedin?”
MG: “Ben de bakayım dedim yapabilir miyim diye.”
GA: “Yok beni aramadı ben zaten şey dedim 130 dedim yani. Ne diyeceksin?”
MG: “İşte bilmiyorum hala 130'dayız. Hani eğer başka banka hakikaten 120 diye
şey yapıyorsa hani düşünebiliriz diyeceğim. Yani ne diyeyim artık yani? Yok
yapmıyorum dersen..”
GA: “Yok tabii canım yok yapmıyorum diye nasıl diyeceksin.”
MG: “Diyemem.”
GA: “Sen öyle deyince de bize diyecek ki bu banka 120'yi düşünürüm diyor siz de
120'ye inin diyecek 120'ye indirecek yani. Aynen abi. (Gülüyor) Neyse ne yapalım
ya yapacak bir şey yok.”
MG: “Zaten bir (…) değil abi (…..) euroluk bir şey yani. 1,5 yıl, non-cash. Bir tek bir
amendment yapacağız geçeceğiz yani bir şeyle uğraşmayacağız yani.”
GA: “Neyse işte iyi yani 120'ye bitirecek bu işi gibi gözüküyor.”
MG: “Bence de bence de. Yani ben yapmasam –“
GA: “Sen 125 falan de bakalım.”
MG: “Ya 5 bps pazarlığı da yapmak istemiyorum. (…..) euroda yani 100 olsa
anlayacağım topu topu (…..) Euro bir şey yani kelle başı.”
GA: “Evet iyi abi o zaman sen söyle bakalım bizi de arayıp şey yapsın.”
MG: “Ya bir de aslında yani tabii şey veriyor yani 120 onun üzerine %15 de koy
aslında 138 ödüyor.”
GA: “138 nereden ödüyor?”
17-39/636-276
41/136
MG: “(…..).”
GA: “Hu” (anlıyor)
MG: “Sen şey mi gösteriyorsun –“
GA: “(…..).”
MG: “Bana aslında bu 140'a geliyor.”
GA: “Anladım.”
MG: “(…..).”(Gülüyor)
GA: (Gülüyor). “İyi abi ya ne yapalım sen bir söyle bakalım herife ne diyecek. Bize
de gelip onu kullanacak herhalde. Ne yapalım?”
MG: “Ya ben şey diyeceğim abi zorlanıyoruz 130 hani biliyorsun zaten biz şey
yapamamıştık hani hakikaten diğerleri çok şeyse yapalım diyeceğim ama hani ben
şey olmak istemiyorum yani. Öyle dedim zaten (…) yine bana geldi.”
GA: “Seni fiyatları öldürücü görmüş devamlı sana geliyor. (Gülüyor). Seni (…..)
gördü bunlar indirir fiyatları dedi.”
MG: “Fiyatları öldürmüş olsam zaten daha evvelden girerdim bi-li yapardım”
GA: “Eyvallah abi o zaman sen söyle ondan sonra let's take it from there. 120 ise
120 ne yapalım?"
MG: “Tamam Ok abi.”
(…)
H.5.3. AVEA
H.5.3.1. İşlem 1
(151) Delil 19: 23.01.2014 tarihinde BTMU çalışanı M. G.’nin RBS ile görüştüğü anlaşılmıştır. Bu
kapsamda yazışmaların ilgili kısmına aşağıda yer verilmektedir:
Tercüme:
MG: "RBS aradı. Benzer çekinceleri varmış. TT garantisini tercih ediyorlarmış. Her
şey dahil 400 bps seviyesinde $50m katılım ile cevap vereceklermiş. Bizimle
çalışmaktan memnuniyet duyarlarmış."
Orjinal Metin:
MG: “RBS called, have similar reservations, prefer TT g'tee, will respond for a
$50m participation with all-ln 400 bps level, happy to work with us. Rgds”,
(152) Delil 20: 28.01.2014 tarihinde BTMU çalışanı M. G. ile RBS çalışanı B. K. arasında geçen
konu kısmı boş olan e-postalarda aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
MG: “Selam, Avea'ya döndün mü? Biz bugün dönebileceğiz, dün uzun tartıştık
sendikasyoncularla, 450'ye yakın bişey söylemeye karar verdik 5 yıl olduğu ve
kredi profili zayıf olduğu için, sonra konuşuruz.”
BK: “İyi edersin Marjin 365 geçtim fee 150 Yükselttim yani biraz sen de 450ye
yakın gidersen çok uzak değiliz.30”
MG: "Operating loss var limited bilgilerden gördüğüm kadarıyla, muhakkak net
loss da vardır, eğer öyleyse bizim için TT garantisiz çok zor."
30 RBS’nin teklifin AVEA’ya ulaştığı tarih, ilgili görüşmeden bir gün önce, 27.01.2014 tarihidir.
17-39/636-276
42/136
(153) M. G., bu yazışmadan birkaç dakika sonra RBS’nin fiyatlamasını şirket içi e-posta ile
iletmiştir:
Tercüme:
MG: "RBS 365 marjin ve 150 bps UFF (her sey dahil 408 bps) gösteriyor,
Bilginize."
Orijinal Metin:
MG: “RBS showed 365 margin and150 bps UFF (all-in 408bps), fyi.”
(154) Delil 21: BTMU gösterge teklifini AVEA'ya 28.01.2014 tarihinde e-posta ile göndermiştir.
29.01.2014 tarihinde bir başka e-postayla da M. G.; çalışma arkadaşlarını gösterge teklifin
AVEA'ya sunulduğu hakkında bilgilendirmiştir. Ayrıca RBS, JP, DB ve BOFA'nın kendisini
arayarak BTMU'nun sendikasyona katılımına ilişkin AVEA tarafından davet edilip
edilmediğini sorduklarını belirtmiştir:
Tercüme:
MG: "Ekteki sunumu dün gece Avea'ya gönderdik, üç imkân sunduk ve onları çok
daha düşük bir fiyatlama aracılığıyla TT garantili olanağa çekmeye çalıştık.
Şimdiye dek RBS, (…..), (…..) ve (…..) beni aradı ve davet edilip edilmediğimizi
sordular. Her biri Avea için tek başına bir fiyatlama öngören anlaşma ile geri dönüş
yapmış ve kredidense fiyatlama gerekçeleri nedeniyle TT garantisini tercih
ettiklerini belirtmiştler. Çünkü her biri Avea'yı TT'nin stratejik bir varlığı olarak
görüyor. Bilginize.”
Orjinal Metin:
MG: “We've sent out attached presentation to Avea last night, showing them 3
options, we tried to temp them for a TTg'teed facility via significantly lower pricing.
RBS, (…..), (…..) and (…..) have called me so far asking whether we received the
invite. They have all responded for a Avea stand-alone priced deal while citing their
preference for a TT g'tee due for pricing reasons rather than credit as they all
perceive Avea as a key strategic asset of TT. fyi.”
Tercüme:
WL: “Bunu bizimle paylaştığın için teşekkürler (…..). Diğer bankaların da bizimle
aynı şekilde garanti tercih ettiklerini duymak beni sevindirdi çünkü bu karşılıklı
olarak hem müşteri için daha ucuz fiyatlama oluşturmalı hem de bizim açımızdan
ilave kredi koruması sağlamaktadır."
Orjinal Metin:
WL: “Thank you for sharing this with us (…..). I am glad to hear the other banks
are aligned with us in preferring a guarantee which should be mutually beneficial
for the customer in terms of cheaper pricing and added credit protection from our
perspective.”
17-39/636-276
43/136
(155) Delil 22: 27.03.2014 tarihinde BTMU çalışanı M. G. ile RBS çalışanı B. K. arasında geçen
konu kısmı boş olan e-postalarda aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
MG: “(…..) ve (…..) Avea'da tt garanti icin 350'nin ustu diyorlar turkiye down
grade olacagi icin, ben de fiyatı ayni tutuyorum.”
BK: “All in mi margin mi”
MG: “All in”
BK: “Ben de 350ye getiririm fiyatı. Sen kaçtın”
MG: “350”
BK: “255 marjinle vermisin. Hadi fee koydum max 300. Nasıl artiracan oğlum.
Neyse ben de 350 derim.”
MG: “Abicim bunu biz 2 ay önce el sıkıştık, all in tabi ki 300 civari, 1 ay once de
avea fiyatını 350 olarak söyledik, piyasa farklı ve vade 5 yıl.”
BK: “Tamam tamam tahmin ediyorum.”
(156) Delil 23: 01.04.2014 tarihinde, AVEA'ya teklif talebi için ön protokol sunulmadan önce
BTMU Sendikasyonlar Müdürü W. W. tarafından M. G.’ye "geçen hafta anlaşıldığı üzere
her şey dahil 325 bps olarak değiştirildi" bilgisi iletilmiştir. BTMU Sendikasyonlar Yönetici
Direktörü R. J. de M. G.’ye gönderdiği e-postada aşağıdaki hususları ifade etmiştir:
Tercüme:
RJ: "(…..), Lütfen konuştuğumuz şekilde fiyatlamayı 325 seviyesinde tutmak
istediğimi unutma. Eğer çok sayıda bankaya gittilerse senin dediğin gibi o zaman
bütün bankalar hakkında görüşe sahip değiliz."
Orjinal Metin:
RJ: “(…..), Please note that I would like to keep the pricing at 325 as we had
agreed. If they have göne to many banks as you had told me then we do not have
visibility on all the banks.”
Tercüme:
MG: "Önerim 335'te fiyatlama yapmamız. Geçen hafta TT'ye 3 yıllık tek ödemeli
krediyi 300 bps'te verdik ki onu en başta 320 olarak fiyatlandırmıştık, Avea'ya
verilecek yeni kredi 3,5 ortalama vadeli 5 yıllık TT garantili. Diğer tüm uluslararası
bankalar 350 ve üstü fiyatlama yapıyor."
Orjinal Metin:
MG: “Suggest that we price at 335, we lent TT 3yr bullet loan at 300 bps last week
which we had initially priced at 320, this new loan is to Avea against TT g'tee for
5yrs with 3.5 average tenor. All other int'l banks are pricing at 350 or above.”
Tercüme:
RJ: “Değerlendirmekten memnun olurum. Kaç tane uluslararası banka davet edildi
ve sen kaç tanesiyle konuştun?”
Orjinal Metin:
RJ: Happy to consider. How many international banks have been invited and how
many have you spoken to?
Tercüme:
17-39/636-276
44/136
MG: "TT ile riski olan tüm bankalar, ben (…..), (…..), (…..), RBS, (…..) ve (…..) ile
konuştum."
Orjinal Metin:
MG: All the banks that have exposure with TT, I've spoken with (…..), (…..), (…..),
RBS, (…..) and (…..).
Tercüme:
RJ: "(…..), bu fiyatlama konusunda sana güveniyorum ve her ne kadar daha senin
konuşmamış olduğun 6 uluslararası banka daha davet edilmiş olsa da 335 bp her
şey dahil ile devam edeceğim.”
Orjinal Metin:
RJ: “(…..), I trust you on this pricing and will go with 335 bp all-in even though
there may be a further 6 international banks invited that you have not spoken to.”
Tercüme:
MG: "Bunlar TT'nin kilit ilişkili bankalar, diğerleri takip ediyor"
Orjinal Metin:
MG: “These are the key relation banks for TT, other follow”
H.5.3.2. İşlem 2
(157) Delil 24: AVEA’ya dair bir kredilendirme işlemine ilişkin olarak ING çalışanı G. A. ile BTMU
çalışanı M. G. arasında geçen 09.04.2014 tarihli yazışmada tarafların işleme katılım
durumlarına yönelik bilgi değişiminin gerçekleştirildiği görülmektedir:
GA: “Sen avea’ya filan bakıyor musun?”
MG: “Tabi ki”
GA: “Ben de onu pas geçtim”
MG: “Tahmin ettim”
GA: “Başka iş var mı şuan tt’de?”
MG: “Şu anda yok”
GA: “Sen Otaş’da var mısın?”
MG: “Hayır”.
H.5.4. İPEK
(158) Delil 25: İPEK işlemine ilişkin olarak M. G. ile G. A. arasında 21.01.2014 tarihli aşağıdaki
yazışma geçmiştir:
MG: “Ipek kagit finansallar zayif, kefalet ya da teminat olmadan cok zor, bilgin
olsun.”
H.5.5. TÜPRAŞ
(159) Delil 26: 06.04.2015 tarihinde BTMU çalışanı M. G. CİTİ çalışanı E. K.'ya aşağıdaki e-
postayı göndermiştir:
MG: "(…..) selam, Tupras kısa vadeli kredi fiyatının (…..) bps'e indirtmek istiyor,
biz 80 çektik, ne diyorsun?"
17-39/636-276
45/136
H.5.6. İBB
(160) Delil 27: BTMU çalışanı M. G. ile ING çalışanı G. A. arasında geçen, 20.08.2013 ile
04.09.2013’li yazışmaların ilgili kısmı aşağıda yer almaktadır:
MG: "biz arkadan geliyoruz:)"
GA: “Siz belediyede bu söylediğin nexi fiyatlamasini (80-90bps margin) hangi
currency olarak duşundunuz? Ypy?Usd?Eur??”
MG: “eur”
GA: “Yok abi onlara girmiyoruz. Siz?”
(161) Delil 28: BTMU çalışanı M. G. ile ING çalışanı G. A. arasındaki 15.01.2014 tarihli e-
postalarda İBB projesinden bahsedilmiştir. Bu projeye atıfta bulunulan kısım aşağıda
sunulmuştur:
GA: "??:) Bu arada imm japon isini ne yaptin?"
MG: "Malesef (…..) ile ortak teklif verdik, (…) (…..) fiyati öldürmüş, ben yapmayalım
dedim ama tokyo (…..) ilişkisinden dolayi cok ısrar etti, full cover olduğu için ok
dedim."
GA: "Nexi cover var değil mi? 100 pc comprehensive mi? Hadi bakalim, biz de
diğer ikiyle giriyoruz gibi.31"
MG: "Evet. iyi olan kazansın "
GA: "(…..) götürür bence "
MG:"Finansman götürür diyelim:)"
GA: “Finansmanin farkı cok az oluyor genelde, teknik bid farklari o kadar cok
oluyorki.”
MG: “ Bizim finansmanin düşünürsen fark var”
(…)
H.5.7. TAV İŞLEMİ
(162) Delil 29: Bodrum Havaalanına dair bir kredilendirme işlemine ilişkin olarak ING çalışanı G.
A. ile BTMU çalışanı M. G. arasında geçen 09.04.2014 ve 13.05.2014 tarihli yazışmaların
ayrıntıları aşağıdaki gibidir:
MG: “Tav Bodrum - ben pas geçtim”
GA: “Niye??”
MG: “Bizimkiler regional ve mevsimselligi yuksek olanlari sevmiyorlar, ayrica deal
cok ufak geldi.”
GA: “Biz simdilik devam.”
MG: “Tam size gore zaten, bi de bireyseli al yanina, tamamini yap.”
> GA: “Biz de pas geçiyoruz… Çok agresif… Başka kimler bakıyor
biliyor musun? Kim yapacak acaba?”
31 NEXI (Japon ihracat ve Yatırım Sigortası-Nippon Export and lnvestment lnsurance): %I00 hissesi Japon
Devleti'ne ait olan NEXI, Japon ihracatçılara ihracat kredileri sunmaktadır. Yukarıdaki “100 pc
comprehensive” ifadesinin "%100 teminat içeren NEXI sigortalı" anlamında kullanıldığı değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
46/136
H.5.8. TİRYAKİ
(163) Delil 30: 16-17.12.2013 tarihinde BTMU çalışanı M. G. ile RBS çalışanı B. K. arasında
geçen “Tiryaki” konulu e-postalarda aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
MG: “Tiryaki'de fiyat 350 bps margin ve 100 bps upfront, dusuk degil mi bu?
bilaterallarda kactan borclaniyorlar? sagol,”
BK: “Bilateral 3 yil yok 3 yil degil mi bu? Biraz dusuk kalmis...ama cok cok fena
değil”
MG: “3 yil bullet bu adamlar icin dusuk bence, 50 bps artirmalarini isticem.
1 yilda ne cakiyordunuz bunlara? (…..):)”
BK: “1 yil doviz vermiyorum, tl overdraft32 hep.”
MG: “TL'de fiyat nerelerde?”
BK: “Kapattik overdraftlari. (…..) ile veriyordum.”
H.5.9. GAMA TÜRKERLER
(164) Delil 31: TÜRKERLER - GAMA adlı bir işleme ilişkin olarak 25.12.2014 tarihinde ING
çalışanı G. A. ile BTMU çalışanı M. G. arasındaki yazışmaların detayları aşağıdaki gibidir:
MG: “Günaydın, İzmir ve Kocaeli PPP'lerin finansmanı ne durumda?”
GA:“Günaydın, hiç bakmadım onlara.”
MG: “Neden?”
GA: “Abi çok appetite yok bizde, ancak yaparsak bir iki tane yapicaz, o da iste
adana, etlik gibi yabancı sponsorlular olur ..”
GA: “Biliyorum. O da olur aslında da şimdiye kadar baktıklarımızdan değil.”
MG: “Kim advise ediyor biliyor musun?”
GA:“Nope”
MG:“Ok, gamayı arayayım bi”
H.5.10. Diğer İşlemler33
(165) Delil 32: JP çalışanı D. A. ile BTMU çalışanı M. G. arasında geçen 11.11.2013 tarihli
yazışmaların ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:
DA: “Bende finansallardaki dipnot üzerinden zorluyorum ama henüz belli değil. Bu
arada onu halletsek bile bekledikleri fiyat çok düşük kalıyor. Fiyat beklentisini
tutturabiliyor musun sen?”
MG: “130 diyicem alırsa ”
32 Söz konusu terimin kredili mevduat hesabı anlamında olduğu değerlendirilmektedir.
33 İlgili yazışmaların tam olarak hangi işleme dair olduğu tespit edilemediğinden yazışmalar bu başlık altında
toplanmıştır.
17-39/636-276
47/136
(166) Delil 33: 29-30.01.2014 tarihlerinde M. G., DB Kurumsal Bankacılık Direktörü C. C.
arasındaki yazışmaların detayları aşağıdaki gibidir:
CC: "(…..) selam,
Abi fazla bi kıpırdanma yok ancak son 1 ayda 30-40 bps seviyelerinde post
finansmanlarda artış olmuş. Aynı şey teyit kom'ları icin de geçerli. Yani 1 senede
eskiden 135bps seviyelerinde birpfin fiyatlamasi bugunlerde 165-170
seviyelerinde"
MG: "Aramizda kalsin (…..) hala 130-140 dan yapiyor, (…..) ucuzcu bankaci
unvanini korumaya devam ediyor "
(167) Bununla birlikte, yukarıdaki konuşmadan birkaç saat sonra M. G., banka çalışanlarına iç
yazışma şeklinde bankaların fiyatlama bilgisini iletmektedir. Buna ilişkin yazışmaya
aşağıda yer verilmiştir:
Tercüme:
MG: "(…..), talimat verildigi üzere, Türk pazarındaki yakın tarihli dalgalanma
sonrası kurumsal finansman fiyatlamalarına ilişkin olarak (finans sonrası + ithalat
kredi mektubu iskonto etme) uluslararası bankaların bazıları ile konuştum. Birinci
seviye bankalann fiyatlamaları şöyledir:
(…..): L + 150 / 180 bps (…..): L + 150 bps
Deutsche: L+ 170 bps”
Orijinal Metin:
MG: "(…..), as instructed I've spoken to some of the int'l banks with regard to their
trade finance pricings (post finance + import l/c discounting) after recent volatilityin
Turkish market, following is pricings for Tier 1 banks; (…..): L+ 150/180 bps (…..):
L+ 150 bps Deutsche : L+ 170 bps"
(168) Delil 34: 25.03.2013 tarihinde BOFA çalışanı S. U. ile BTMU çalışanı M. G. arasında geçen
yazışma aşağıdaki gibidir:
MG: “Selam Türkcell ile kredi sözleşmesini negotiate ediyoruz, material adverse
clause’u (…..), biz ise (…..) kapsamalı diyoruz, onlar da diğer bankalar bu şekilde
kabul ediyor diyorlar, doğru mu?
Kolay gelsin”
(169) Delil 35: 18.04.2014 tarihli ve “FİNANCELL” konulu ING çalışanı G. A., BTMU çalışanı M.
G. arasındaki yazışmaların detayları aşağıdaki gibidir:
GA: “Patron, ne sorucam sana, bu financellerde nasil bir negative pledge language
var? Cok sagol”
MG: “(…..), zaten max 1 yil vade yapacaksin ve kimseye verilen bi pledge yok.”
GA: “Ne kadar carve out var?”
MG: Nerden hatirlayim :)”
17-39/636-276
48/136
(170) Delil 36: Aşağıda yer verilen, JP çalışanı D. A. ile ING çalışanı G. A. arasında geçen
18.04.2014 tarihli yazışmalar aşağıdaki gibidir:
GA: “Abi senin tcell loanlarında nasıl bir negative pledge language var?”
DA: “(…..)”
GA: “(…..)”
DA: “yup”
GA: “Nice
(…..) …”
DA: “(…..)”
(171) Delil 37: 13.09.2013 tarihinde ING çalışanı G. A. ile BTMU çalışanı M. G. arasında geçen
konu kısmı boş olan e-postada aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
MG: Hani girmiyodunuz, yalanci:)
GA: Ne???Ben sana buyuk rakamla giriyoruz dedim, comm.tranche da yokuz
sadece...
MG: Biz 200, siz?
GA: 250
MG: "Hepsi eca mi? Biz 25 commercial yapmaya çalışıyoruz."
GA: "Hepsi eca..."
(172) Delil 38: ING çalışanı G. A.’nın 04.12.2013 tarihinde BTMU çalışanı M. G. ile yaptığı
yazışmaların detayları aşağıdaki gibidir:
GA: (…..)'e biz sattık. Rbs de exit etti bildiğim kadarıyla, (…..)'e kaldı..."
MG: "Bakmiyon yani?"
GA: "Nope, bizim için bu kadar history'den sonra zor...Sen napican?"
MG: "Bizim commodity ekibi yapmak istiyor, ben oraya gitmem ama size de engel
olmam dedim"
(173) Delil 39: ING çalışanı G. A. ile BTMU çalışanı M. G. arasında geçen 13.05.2014 tarihli
yazışmaların ayrıntıları aşağıdaki gibidir:
GA: “(…) Başka kimler bakıyor biliyor musun? Kim yapacak acaba?”
MG: “Bence (…..)”
GA: “Abi onlar herşeyden çıkıyor… Bunu nasıl yapacak? Socar mocar, herşeyden
çıktılar… Yabancı var mıdır sence başka?
MG: “Socarda (…..) çıkartıldılar, sende kalsın. Ucuz fiyat verirlerse (…..) alır.”
GA: “Onun farkındayım biraz ama bence kendi taraflarında da bence sıkıntı var…
ukraine vs… Port’dan da çıkmışlar… Sen (…..)’e baktın mı bu arada?
MG: “(…..) ne? Özbekistan mı?”
17-39/636-276
49/136
(174) Delil 40: BTMU çalışanı M. G. ve ING çalışanı G. A. arasında gerçekleştirilen 28-
29.10.2014 tarihli yazışma aşağıda yer almaktadır:
MG: "Selam, onay aldın mı? Socar'a mektup için fiyat verdin mi?"
GA: "Yep. Not yet bildiğim, ona ben bakmıyorum çok."
GA: "Sen ne yaptın Socar'ı?"
MG: "Onayları tamamlamaya çalışıyorum."
(175) Delil 41: 09.04.2015 tarihinde M. G. ile JP çalışanı T. Ü. arasında bir telefon görüşmesi
gerçekleşmiştir. Bahsedilen görüşmenin yazıya dökülmüş hali aşağıdadır:
MG: Oyak sende mi?
TÜ: Hayır (…..)'de.
MG: Ataer'e bakıyor mu?
TÜ: Bilmiyorum, yapıyordu bir şeyler ama tam detayına hakim değilim.
MG: Ha okey. Sen şeyi ne yaptın Socar'ı?
TÜ: Yaptım, kapadım, verdik bile.
MG: Verdin mi?
TÜ: Verdik. 200 dolar verdim işte.
MG: Ya üf şey yapma.
TÜ: Ne para mı diyorsun?
MG: Evet
TÜ: Cash vermedim LC34 verdim.
MG: Tamam tamam şeyi diyorum sen bana
TÜ: Yapmadım istemediler ben de zorlamadım abi.
MG: Ben bakayım diyorum ona ya ne diyorsun?
TÜ: Neye abi?
MG: E işte 150 demiyor muydun?
TÜ: Ha?
MG: 150 istiyorlar demedin mi sen bana?
TÜ: Ha istiyorlar da ne yaptılar bilmiyorum sonra.
MG: Kimle konuşayım?
TÜ: Ha?
MG: Kimle konuşayım onu?
TÜ: (…..) konuş abi istiyorsa para. Para istiyor musun diye ara (…..).
MG: (…..)
TÜ: Hmm (Onaylıyor)
MG: (…..) şeydi değil mi ben oraya gittiğimde –
TÜ: (…..) altındaki (…..).
34 LC ifadesinin “Letter of Credit” teriminin kısaltması olduğu değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
50/136
MG: Dur bakayım bende var mıymış onun şeyi. ((…..) isimli kişinin irtibat bilgilerini
arıyor)
TÜ: (…..)e git abi o sana gönderir.
MG: Dur bakayım. (…..) değil mi?
TÜ: Hmm (onaylıyor)
MG: Tamam varmış okey.
TÜ: Tamam ama yani benden duymuş gibi yapma fishing'i.
MG: Yok canım. Okay arayayım ben (…..).
(176) Delil 42: JP çalışanı D. A., BTMU çalışanı M. G. ve JP çalışanı T. Ü.’nün 15-16.01.2014
tarihli yazışmaları aşağıdaki gibidir:
MG: “Selam, Eczacıbaşı ile çalışıyor musunuz?” 1 senede kaçla borçlanıyor
biliyor musun?”
DA: “Selam abi
Eczacıbaşı (…..) account’u. Onu cc’ledim.”
TÜ:“Selam (…..),
(…..).”
MG: “Sağolun beyler, enteresan durum (…..) ve (…..) bir sürü kredimiz var dediler,
(…..) 12 ay üzeri pek vermez acaba 18 ay PE mi kullanıyorlar? İpek kağıt ECA
işine baktın mı?”
(177) Delil 43: BTMU çalışanı M. G. ile JP çalışanı T. Ü. arasında gerçekleşen 05.06.2015 tarihli
telefon görüşmesinin ayrıntılarına aşağıda yer verilmektedir:
TÜ: “Abi bunlar bilateral istemişler (…..), vermemiş bunlar da, verememişler.”
MG: “Aaa, ama herifler (…..) gibi paraları var bunların ulan içeride.”
TÜ: “Abi ne yapmışlar esas sen biliyorsun değil mi? Bu, ortalığı karıştırdılar ya
Gebze İzmir'de, bu tip bankalar (?) etti hepsini. Bunlar 650 kağıt mı ne underwrite
ettiler sözüm ona. (…..) 35(…..).”
MG: “Orada patlak mı var?”
TÜ: “(…..).”
MG: “Tabi.”
TÜ: “Ne patlağı var? Ne patlak?”
MG: “Hayır hayır, distribute edebilecekler mi onu?”
TÜ: “Abi herifler satıyorlarmış bize ya, sen ne diyorsun. Şey diyeceğim sana.
MG: Biliyorum, biliyorum ben dün şeydeydim (…..) ile beraberdim.”
TÜ: “(…..)? Nerede?”
MG: “Ankara'da.”
MG: “E biz de girdik deal'a”
TÜ: “Girdin mi?”
35 CLN teriminin, “Credit Linked Notes” kısaltması olduğu; bu ifadeden kredi ve taahhüdün birlikte sunulduğu
ikili bir ürünün anlaşılması gerektiği değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
51/136
MG: “Tabi.”
TÜ: “Hayırlı olsun abi ya, çok iyi iş yapmışsın.”
MG: “Yok daha girmedim de, zorluyorum girmeye çalışıyorum.”
TÜ: “Biz girsek, biz yapabilir miyiz? Zorlayım mı?”
MG: “Abi, 15 sene lan.”
TÜ: “Yapamam ben ya. Ama abi, bir şey söyleyeceğim böyle diyorsun da,
Deutsche ne yapıyor biliyorsun değil mi? Margin 4.75 orada değil mi?”
MG: “Evet daha şey disclose etmiyorlar ama 4.75 diye biliyorum ben de.”
TÜ: “Ben de öyle biliyorum. (…..).”
MG: “Doların üzerine 2 percent veriyorum diyor abi. (…..) per distribute ederse (.)
gibi para kazanacaklar.”
TÜ: “(…..) öyle yapmış.”
MG: “E tabi.”
TÜ: “(…..) ne yaptı, sekiz yüz milyon dolar distribüte etti herif ya.”
MG: “Abi helal olsun.”
TÜ: “(…..) diye bir (…..) var ya orada, Londra'da, o (…..) yapıyormuş hepsini, helal
olsun (…..).”
TÜ: “Abi o yüzden girelim, ben de gireyim, 200 kağıt alayım deneyim diyorum yani.
En kötü ihtimalle 200 milyon dolar Türkiye riskim olur. CDF alır hedge ederim yani.”
MG: “Aynen abi. Ben de işte onun için istiyorum zaten. Abi dedim ki yani bunu
hedge etsen, kaça edersin? (…..)."
(178) Delil 44: 20.02.2014 tarihinde BTMU çalışanı M. G., DB çalışanı C. C.’ye aşağıdaki iletiyi
göndermiştir:
MG: "Sen 1 yıl için Libor+ 210'mu verdin?"
(179) Delil 45: 15.11.2013 tarih ve “Call Report: Bonds and Loans_13-14 Nov 2013” konulu RBS
çalışanı B. K. tarafından gönderilen kısmı gizli tutulan e-postada aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır:
BK:
…Catched up with NBAD (…..),
JP (…..),
BOTM (…..),
BNP (…..),
HSBC (…..),
SocGen (…..) and exchanged market views…
17-39/636-276
52/136
H.6. Hukuki Değerlendirme
(180) 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya
dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi
doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler
ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerini yasaklamaktadır.
(181) Bu çerçevede, 4. madde kapsamında bir ihlal sonucuna ulaşabilmek için teşebbüslerin,
amacı veya etkisi rekabeti engellemek, bozmak ya da kısıtlamak olan bir anlaşma ve/veya
uyumlu eylemin tarafı olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Teşebbüsler arası
oluşturulan koordinasyonun gücü ve ortaya çıkış şeklindeki farklılıkların bir sonucu olarak
madde kapsamında “anlaşma” ve “uyumlu eylem” olarak iki farklı nitelendirmeye gidilmesi
ile ekonomik aktörlerin piyasada alacakları kararları bağımsız bir biçimde belirlemesine
yönelik sahip oldukları yükümlülüğe aykırı olabilecek tüm irade uyuşmalarının hüküm
kapsamına alınması sağlanmıştır.
(182) 4054 sayılı Kanun’a benzer şekilde üç farklı koordinasyon türüne yer veren Avrupa
Birliğinin İşleyişine Dair Anlaşma’nın (ABİDA) 101. maddesinin sahip olduğu bu
sınıflandırmanın, yukarıda ifade edilen amaca yönelik olduğu ve teşebbüsler arası
koordinasyonun ortaya koyulması halinde, işbirliğinin türüne ilişkin net bir sınıflandırmanın
yapılmasının madde kapsamında yapılacak hukuki analizi etkilemeyeceği kabul
edilmektedir36. Bu kapsamda, çoğunlukla iç içe geçen bu terimlerin nihai amacının;
teşebbüslerin bağımsız karar aldıkları haller ile davranışlarını koordine ettikleri haller
arasındaki ayrımı nitelemekten öteye geçmediği söylenebilecektir.
(183) Bilindiği üzere rekabet hukuku uygulamasında “anlaşma” kavramı geniş olarak
yorumlanmakta, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında kabul edilmesi için
anlaşmanın yazılı olması, hukuki bağlayıcılığının bulunması veya bir yaptırım içermesi
gerekmemektedir. Aksine 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin, şekline bakılmaksızın,
taraflar arasında belirli bir irade uyuşmasını içeren, tüm anlaşma ve/veya uyumlu eylemleri
kapsadığı kabul edilmektedir. Yine anlaşma tarafı herhangi bir teşebbüsün, anlaşmanın
oluşmasında sınırlı katkı vermesi veya tam olarak uygulamaması, teşebbüsün anlaşmanın
tarafı olmadığı anlamına gelmemektedir.
(184) 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi yalnızca amacı veya etkisi rekabeti engelleme olan
anlaşmaları yasaklamamakta, uyumlu eylem tanımı ile; açık bir irade uyuşması ortaya
konulamasa da, taraflar arasında bireysel karar alma mekanizmalarının yerine geçen bir
koordinasyonun oluşturulması durumu da madde kapsamına alınmaktadır.
(185) Başka bir deyişle, teşebbüsler arasındaki koordinasyon yoluyla rekabetin engellendiğinin
tespit edilmesi için, her durumda hayata geçirilmiş elle tutulur bir planın varlığına ihtiyaç
duyulmamaktadır. Teşebbüslerin, rakiplerinin pazardaki davranışlarını etkilemeyi veya
rakiplerine gelecekte pazarda alacakları ve/veya alabilecekleri kararlara ilişkin bilgi vermeyi
amaçlayan doğrudan veya dolaylı iletişimleri uyumlu eylem kapsamında
değerlendirilmektedir.
36 Case C-238/05, para 32.
17-39/636-276
53/136
(186) Avrupa Birliği Genel Mahkemesinin (Genel Mahkeme) “Cimenteries” kararı ortaya konulan
bu yaklaşımı özetleyen iyi bir örnektir. Mahkemeye göre, teşebbüsler arasında bağımsız
karar alma mekanizmalarının yerine geçen bir koordinasyonun ve böylelikle bir uyumlu
eylemin varlığının kabulü için, teşebbüslerin bir veya daha fazla rakibine belirli bir şekilde
davranacağını taahhüt ettiğinin veya tarafların gelecekte belirli bir şekilde davranmak üzere
anlaştıklarının her durumda ortaya konulması gerekmemektedir. Teşebbüslerin,
gerçekleştirdikleri doğrudan veya dolaylı bilgi değişimleri ile pazarda çizecekleri yöne veya
ortaya koyacakları davranışlara ilişkin rakipleri nezdindeki belirsizlikleri ortadan
kaldırmaları veya azaltmaları koordinasyonun varlığını göstermek için yeterlidir37.
(187) Taraflar arasında tespit olunan uyumlu eylemin rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama
amacı veya etkisi olup olmadığının belirlenmesi ise paylaşılan bilginin niteliğinin
incelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda, takip eden kısımda rekabet hukuku
kapsamında rakipler arası paylaşılan bilginin ne şekilde değerlendirildiği üzerinde
durulacaktır.
H.6.1. Rekabet Hukukunda Bilgi Değişimi
(188) Ticari hayat içerisinde, rakip olsun veya olmasın birçok teşebbüs doğrudan veya teşebbüs
birlikleri, pazar araştırma şirketleri, piyasadaki müşteriler ve dağıtıcılar, vs. yoluyla dolaylı
bir şeklde aralarında bilgi değişiminde bulunmakta ve bir anlamda pazarı belirli ölçüde
şeffaflaştırmaktadır. Genel olarak pazardaki tüm paydaşlara (teşebbüsler ve müşteriler)
yansıyan bu tip bir şeffaflaşmanın etkinlik artırıcı olduğu kabul edilmektedir. Bununla
birlikte, bilgi değişimleri özellikle rakipler arasında gizli olarak gerçekleştirilmesi ve rekabet
ortamını bozabilecek hassas bilgiler içermeleri halinde rekabet hukuku tarafından
yasaklanabilmektedir.
(189) Başta fiyat ve üretim miktarları olmak üzere, incelenen pazarın niteliklerine göre,
paylaşılmaları halinde pazarın temel rekabet parametrelerini şeffaflaştıran, teşebbüslerin
birbirilerinin hamlelerine ilişkin sahip oldukları belirsizlikleri ortadan kaldıran, maliyet, satış
verileri, kapasite kullanım oranları, teklif şartnameleri içerikleri, sözleşme maddeleri, stok
durumları olmak üzere bunlara benzer niteliklere sahip tüm bilgiler rekabet ortamı
açısından üst düzeyde hassas bilgiler olarak kabul edilmektedir.
(190) Rekabet hukuku kapsamında bilgi değişimleri, taraflar arasında hâlihazırda mevcut bir
anlaşmanın yürütülmesine ilişkin olabileceği gibi; rekabete hassas bilgilerin değişimini
içeren teşebbüsler arası irtibatların bizatihi kendileri de anlaşma ve/veya uyumlu eylem
olarak nitelendirilmektedir. Yatay İşbirliği Anlaşmalarına İlişkin Kılavuz’un (Kılavuz) 41.
paragrafında da “Bilgi değişimi, bir anlaşmanın temel konusunu oluşturabileceği gibi, başka
bir yatay anlaşmanın parçası da olabilir” ifadesiyle bu durum ortaya konulmaktadır.
(191) Rekabet üzerinde etki doğurabilecek hassas bilgiler içeren bilgi paylaşımları, teşebbüslerin
bireysel olarak belirlemeleri gereken rekabetçi davranışları bakımından pazarı
şeffaflaştırmakta ve teşebbüslerin rekabet etmek yerine kendileri için daha avantajlı olan
rekabeti kısıtlayıcı koordinasyonu kurmalarını sağlamaktadır.
(192) Açıklanan doğrultuda rekabeti kısıtlama amacına sahip olduğu tespit edilen bilgi değişimleri
4. madde kapsamında rekabeti kısıtlayıcı bir uyumlu eylem/anlaşma olarak kabul
edilmektedir. Özellikle fiyat veya üretim miktarına ilişkin bilgi değişimlerine, genel rekabet
hukuku uygulaması göz önüne alındığında rekabet hukuku kapsamında ayrı bir önem
atfedilmekte, bu tür anlaşmaların amaç bakımından rekabeti sınırladığı; taraflar arası bir
uyumlu eylem teşkil eden rekabete hassas bilgi değişimlerinin de, tarafların fiyat veya
üretim miktarına ilişkin bilgiler içermesi halinde amaç bakından rekabeti kısıtlayıcı olduğu
kabul edilmektedir.
37 Case T-25/95, para. 1592.
17-39/636-276
54/136
(193) Kurul’un bu tutumunu, otomotiv üreticileri ve distribütörlerine yönelik olarak yürütülen
soruşturma sonucunda vermiş olduğu kararında da yinelediği görülmektedir38: “Bu
bağlamda işbu soruşturma bakımından söz konusu fiyat stratejisi görüşmelerinin anlaşma
ve/veya uyumlu eylem niteliği arz ettiği, dolayısıyla salt bilgi değişimi olarak kabul
edilemeyeceği değerlendirilmekle birlikte, fiyat yahut fiyat stratejisine yönelik bilgi değişimi
uygulamalarının dahi tek başına 4054 sayılı Kanun'un ihlaline vücut vereceğine dikkat
çekilmesinde yarar görülmektedir. (…) Doktrinde ve içtihatta kabul edilen görüşe göre
geleceğe yönelik fiyat değişimi rekabeti kısıtlama amacı taşımakta olup piyasadaki
etkilerine bakılmaksızın rekabet ihlali olarak değerlendirilmektedir.”
H.6.2. Devam Eden Tek İhlal Yaklaşımı
(194) Belirli bir zaman aralığına yayılmış, aynı teşebbüsler arasında veya ayrı ayrı farklı
teşebbüsler arasında olmakla birlikte aynı ortak amaca yönelik olduğu izlenimini doğuran,
rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma / uyumlu eyleme işaret eden, birden fazla delilin elde
edilmesi halinde, tek bir ihlalin mi yoksa aynı anda birden fazla ihlalin mi mevcut olduğunun
kabul edilmesi gerektiği 4. madde ihlallerine ilişkin tartışılan unsurlardan biri olmaktadır.
(195) “Yonga Levha Kararı” Kurul’un devam eden tek bir ihlal yaklaşımına ilişkin
değerlendirmelerini içermesi açısından önemlidir. Yonga levha ve/veya lif levhanın satış
ve vade koşullarını belirlemek suretiyle rekabeti kısıtlayan teşebbüslerin, 1993-2001 yılları
arasında devam eden tek çerçeve anlaşmanın tarafı olduklarına kanaat getiren Kurul, şu
değerlendirmelerde bulunmuştur: “Elde edilen belgelerin her biri bir anlaşma olarak
nitelendirilmediği gibi bu belgelerin birbirlerinden bağımsız anlaşmalara işaret ettiği de öne
sürülmemektedir. İddia, soruşturmaya taraf teşebbüslerin 1993 yılından başlayan ve
günümüze kadar devam eden tek bir çerçeve anlaşma ile bu anlaşmanın uygulanmasını
gösterir mutabakatlar dâhilinde hareket ettikleri yönündedir. Bu anlaşma düzeni
çerçevesinde 17.12.1993 tarihli belge, teşebbüslerin aralarındaki rekabeti kısıtlama
konusundaki temel mutabakatı, diğer belgeler ise bunun hayata geçirilebilmesinin
ayrıntılarını düzenlemektedir.” 39
(196) 2012 tarihli “Doğu Çimento Kararı”nda iki farklı grup belge ile ortaya konulan anlaşmaları
ele alan Kurul, belgelerle ortaya konulan anlaşma / uyumlu eylemlere ilişkin kronolojik
sürecin iç içe geçmiş olması, ilgili oldukları coğrafi bölgelerin kesişmesi ve bu belgelerin
birbirinden bağımsız iki ayrı davranışı göstermemesi nedeniyle tek bir ihlalin oluştuğu
sonucuna varmıştır.40
(197) Avrupa Birliği Adalet Divanının (ABAD) vermiş olduğu “Polipropilen41 Kararı”nın bu
konudaki standardı belirleyen kararlardan biri olduğu kabul edilmektedir. ABAD ilgili
kararıyla, ortak bir plan çerçevesinde aynı ekonomik amaca yönelen, zamana yayılmış
anlaşma/uyumlu eylemleri tek bir ihlal olarak sınıflandırmaktadır.
(198) ABAD kararında, Genel Mahkeme’nin, teşebbüsler arasında tespit olunan birden fazla
anlaşma/uyumlu eylemin, fiyat hareketlerini kontrol etmeyi hedefleyen tek bir ekonomik
amaca sahip genel sistemin birer parçası olduğu ve tek bir amaca sahip bu ihlali parçalara
ayırmanın yanlış olacağı şeklindeki tespitini onaylamıştır. Diğer bir ifadeyle, teşebbüslerin
polipropilen piyasasındaki fiyat ve arz miktarının tespitine yönelik rekabeti kısıtlayıcı
davranışlarda bulunduklarını saptayan mahkeme, bu doğrultuda gerçekleştirilen tüm
davranışları devam eden tek anlaşma/tek çerçeve anlaşma kavramı altında birleştirerek,
her bir teşebbüsün tüm toplantılara yahut karar alma süreçlerine katıldığını ispatlamaya
gerek duymaksızın, tüm teşebbüsleri tek bir genel ihlalden sorumlu tutmuştur.
38 Kurul’un 18.04.2011 tarihli, 11-24/464-139 sayılı kararı, para. 1040.
39 Kurul’un 19.12.2005 tarihli, 05-85/1181-335 sayılı kararı, para. 1180.
40 Kurul’un 06.04.2012 tarihli ve 12-17/499-140 sayılı kararı, para. 318.
41 Case C-49/92P.
17-39/636-276
55/136
(199) Bununla birlikte ABAD, devam eden tek bir ihlal yaklaşımında teşebbüslerin sorumluluğu
bakımından bir hususun altını dikkatle çizmiştir: Bir teşebbüsün tarafı olduğu
anlaşma/uyumlu eylemlerin genel ihlalin bir parçası sayılabilmesi için, teşebbüsün, bu
faaliyetleriyle ana ihlal kapsamında hedeflenen ortak amaca katkıda bulunma niyetinde
olması ve diğer teşebbüslerin ortak hedefe yönelik gerçekleştirdikleri faaliyetlerin farkında
olduğunun yahut en azından bunu öngörmüş ve bu kapsamda ortaya çıkacak riskleri kabul
etmiş olduğunun Komisyon tarafından ortaya konulması gerekmektedir.42
(200) Öte yandan rekabeti kısıtlayıcı nitelikte, aynı amaca yönelik ortak plan dâhilinde
gerçekleştirilen davranışlar aynı ihlal kapsamında değerlendirilirken, iki anlaşma arasında
ortak amacının varlığının ortaya koyulamadığı durumlarda ise tek bir ihlalin varlığından söz
edilmemektedir. Örneğin, “Cimenteries” kararında iki teşebbüs arasındaki fiyatlara ilişkin
bilgi değişiminin, pazar paylaşımına yönelik çerçeve anlaşmanın bir parçası olduğunun ve
aynı ekonomik amaca yöneldiğinin Komisyon tarafından ispatlanamaması nedeniyle
çerçeve anlaşmadan ayrı bir ihlal olarak kabul edilmiştir.43
(201) Ortak bir amaca yönelik, belirli bir zaman aralığına yayılmış birden fazla anlaşma/uyumlu
eylemin hangi durumlarda, ele alınan zaman döneminde devam eden sürekli tek bir ihlal
olarak kabul edildiği de üzerinde durulması gereken bir diğer konudur. Bu gibi durumlarda,
bir ihlalin devam eden tek bir ihlal olarak nitelendirilebilmesi için, söz konusu faaliyetlerin
iki tarih arasında kesintisiz bir şekilde devam ettiğinin kanıtlanması gerekmektedir. Bununla
birlikte, rekabet otoritelerinin ihlalin başlangıcı ile sona erdiği tarih arasındaki dönemin
tamamına ilişkin delil elde etmelerinin güç olması nedeniyle, hakkında delil bulunmayan
dönemlerde de ihlalin devam ettiğini kabul etmeye yetecek objektif ve tutarlı delil ve
karinelerin varlığı durumunda ihlalin kesintisiz olarak devam ettiği varsayılmaktadır.
(202) Örneğin, Genel Mahkeme aynı ekonomik amaca yönelik olmakla birlikte aralarında yedi yıl
gibi uzun bir süre bulunan iki anlaşmayı, anlaşmanın bu tarihler arasında devam ettiğini
kabul edecek objektif ve tutarlı kanıtların olmaması nedeniyle ayrı ihlaller olarak kabul
etmiştir44. Bununla birlikte benzer bir davada yine Genel Mahkeme, aynı taraflara, amaca,
coğrafi kapsama ve yöntemlere sahip ihlalin iki yıl süreyle kesilmesinin tek bir ihlalin varlığı
tespitini sakatlamayacağını, iki yıllık sürenin yalnızca cezanın hesaplanmasında dikkate
alınmayacağını ifade etmiştir.45
(203) Benzer bir durumla Beyaz Et Kararı’nda karşılaşan Kurul da, aynı ekonomik amaca yönelik
olarak aynı teşebbüslerin farklı tarihlerde gerçekleştirdikleri bir dizi anlaşmayı, devam eden
tek bir ihlalin parçaları olarak kabul etmiş, ancak anlaşmanın belirli dönemlerde kesildiğine
karar vererek bu süreleri ceza hesaplamasına dâhil etmemiştir46.
42 Case C-49/92P, para. 82-84.
43 Para 4042.
44 Case T-43/92, para. 79 ve devamı.
45 Case T-147/09, para. 88.
46 Kurul’un 25.11.2009 tarihli ve 09-57/1393-362 sayılı kararı.
17-39/636-276
56/136
(204) Yukarıda yer verilen yaklaşımlar özetlenecek olursa teşebbüsler arası tespit edilen
anlaşma/uyumlu eylemler, aynı ekonomik amaca yönelik olmaları ve teşebbüslerin bu
amaca yönelik genel çerçevenin farkında olmaları durumunda, tek bir ihlal olarak kabul
edilmektedir. Bu analizin gerçekleştirilmesinde, ihlalin gerçekleştiriliş şekli, coğrafi
kapsamı, taraf olan teşebbüslerin benzerliği gibi unsurlar değerlendirilmeye alınmaktadır.
İhlalin süresinin tespitinde ise aksi yönde objektif ve açık kanıtlar olmaması halinde, farklı
tarihlerde aynı ortak amaca yönelik olduğu tespit edilen anlaşma/uyumlu eylemler devam
eden tek bir ihlal olarak nitelendirilmektedir. Aynı amacı, tarafları, şekli, coğrafi alanı vb.
unsurları kapsayan ve fakat kısa dönemler için kesildiği anlaşılan uyumlu eylem/anlaşmalar
ise tek bir ihlal olarak kabul edilmekte ancak anlaşmanın kesildiği süreler ceza
uygulamasında dikkate alınmamaktadır.
H.6.3. Kurumsal Kredi İşlemleri Bakımından Rekabet Hukuku Kurallarının
Uygulanması
(205) Soruşturma sürecinde, kurumsal krediler pazarının işleyişinin daha iyi anlaşılabilmesini
teminen, bazı kurumsal kredi müşterileri ile görüşmeler gerçekleştirilmiş ve/veya bilgi
talebinde bulunulmuştur.
(206) Bu kapsamda, gerek müşterilerle yapılan görüşmeler, gerekse sektörden elde edilen bilgi
ve belgeler, bilateral kredilerde müşterinin hangi bankalardan teklif aldığının veya
sendikasyon/kulüp kredilerinde hangi bankaların yetkilendirilmek için kısa listeye
alındığının müşterinin bilgisi dâhilinde olduğunu, katılımcı bankaların nihai seçiminin,
yetkilendirilen bankanın önerileri sonrasında müşteri tarafından yapıldığını ve bu nedenle
nihai katılımcıların seçiminin müşterilerin yetkisi ve bilgisi dâhilinde kaldığını
göstermektedir. Nitekim BDDK tarafından gönderilen yazıda da, gerek sendikasyon
gerekse de kulüp kredilerinde kiminle ve hangi bankayla hangi kapsamda bilgi
paylaşılacağı konularındaki kontrolün kredi alanda olduğuna dikkat çekilmiştir.
(207) Bundan başka,
- Müşteriler tarafından bankalara hangi bankaların ilgili işlem için teklif verdiklerinin ve
kısa listeye alındığı gibi bilgilerin verilmeyebileceği;
- Kulüp kredilerinde bankaların muhatabının koordinatör banka veya müşterinin
kendisi olduğu,
- Resmin bütününü kredi alan şirketin görebileceği,
yönünde yapılan açıklamalar da kulüp ve sendikasyon kredilerinin işleyişinde kredi
alanların sahip olduğu kontrole dikkat çekmektedir.
17-39/636-276
57/136
(208) Sendikasyon kredilerinin rekabet hukuku bakımından hangi kapsamda değerlendirilmesi
gerektiğine ilişkin olarak Loan Market Association/Kredi Piyasası Birliği tarafından üyeleri
ile paylaşılan bir duyuruya yer verilmesi, konunun açıklanması bakımından faydalı
olacaktır. Söz konusu duyuruda47 sendikasyon kredilerinin yol açabileceği rekabet hukuku
ihlallerinden kaçınılması bakımından üyelere çeşitli tavsiyelerde bulunulmuştur. Bu
çerçevede bankaların birbirleri ile birden fazla bankanın yer alacağı işlemler için rekabet
halinde oldukları durumlara ve bu tip işlemlerin rekabet hukukundan muaf olmadığına ve
bu konuya yönelik olarak rekabet otoriteleri tarafından benimsenen bir rehber
bulunmadığına dikkat çekilerek özellikle hangi konuların riskli olduğu ve hangi konulara
dikkat edilmesi gerektiği şu şekilde özetlenmiştir:
- Genel düzeyde yapılan piyasa araştırması,
- İhale aşaması: Teşebbüslerin birbirleriyle rekabete duyarlı bilgi değişimi içinde
olması,
- Tarafların -kendileri tarafından talep edilmemiş olsa bile- rekabete duyarlı bir bilginin
kendileri ile paylaşılması,
- Sendikasyon kredisinin tarafları arasında sözleşme koşulları belirlenirken
gerçekleşen iletişimler,
- Bankaların yeniden finansman veya finansal sıkıntı içerisindeki şirketler bakımından
gerçekleştirdikleri iletişimler.
(209) Risk alanları bu şekilde belirlendikten sonra, genel prensip olarak, uygulanabildiği ölçüde,
bankaların rakipleri ile olan iletişimleri bakımından yetkilendirilmiş bankanın atanmasından
önce/ atanmasını takiben veya sendikanın kurulması gibi aşamalarda müşterinin bilgisine
başvurması ve bunu kayıt altına alması tavsiye edilmiştir. Müşterinin onayı alındıktan sonra
bu onay sınırları dâhilinde hareket edilmesi gerekliliğine dikkat çekilmiştir.
(210) Müşteri ve banka arasında ikili görüşmelerde yapılan pazarlıklarla ulaşılan nihai faiz
oranları ve diğer ödeme koşulları çerçevesinde sağlanan bilateral kredilerde rakip
konumunda olan bankaların kendi aralarında müşterilere sunacakları teklifleri konuşmaları,
sürecin hiç bir aşamasında olağan karşılanmamaktadır. Rakip bankaların birbirlerinin
gelecekteki fiyatlarına ilişkin konuşmaları ve bu konuda bilgi paylaşımında bulunmaları
rekabet hukuku açısından 4. maddenin ihlali olarak kabul edilmektedir. Özellikle müşteri
özelinde faiz oranları ve ödeme koşulları konularında bilgi paylaşımı yapılması, rakiplerin
kredi sağlama sürecinde daha az rakip baskısı hissetmesine neden olacağından nihai kredi
faiz oranlarının olması gerekenden farklı seviyede oluşmasına sebep olabilecektir.
47
0law%20to%20syndicated%20loan%20arrangements.pdf
17-39/636-276
58/136
(211) Kulüp ve sendikasyon kredilerine ilişkin olarak yapılan bilgi değişimlerinin statüsünün
ortaya konması ise ayrıca önem taşımaktadır zira kulüp kredilerinin doğası gereği
bankaların “belirli bir noktadan sonra” kendi aralarında bilgi paylaşımında bulunmak
durumunda kaldıkları bilinmektedir. Meblağ olarak yüzlerce milyon dolarlık kredilerin söz
konusu olduğu bu alanda bu noktanın tespiti önem arz etmektedir. Zira bu noktadan önce
yapılacak bilgi değişimlerinin rekabeti kısıtlayıcı olması ve kredi kullanan kurumsal
müşterilerin her bir ‰ 1’lik faiz artışında yüzbinlerce dolarlık zararlarla karşı karşıya
kalmaları ve yapılacak yatırımların maliyetlerini önemli oranda artırmaları söz konusu
olabilmektedir. Kulüp kredileri için yapılacak değerlendirmenin en önemli kısmı bilgi
değişiminin yapılmasının olağan karşılanabileceği “belirli noktanın” tespitidir. Yapılan
görüşmelerde kulüp kredisi kullanan kurumsal müşterilerin ortak olarak ifade ettiği nokta;
müşteri tarafından beklenen, özellikle ilk davetin yapılmasının ardından işlemin banka ve
müşteri arasında gizlilik ilkeleri çerçevesinde yürümesidir. Dolayısıyla kredi alan müşteri
ilgili kulüp üyelerine birbirleri ile koşullara ilişkin olarak iletişime geçmeleri konusunda
açıkça yetki vermedikçe ve her halükarda bu yetki verilinceye kadar, bankalar arasında
önerilen ticari koşullara ilişkin olarak gerçekleşen bilgi değişimleri rekabet hukuku ihlali
teşkil edecektir. Müşterinin kulüp partnerlerini seçmeden önce bir teklif daveti oluşturması
halinde, bankaların teklif davetine istinaden teklif edecekleri koşulları ve yanıtlar
sunulmadan birbirleri ile paylaşmaları da rekabet hukuku ihlali teşkil edecektir. Ancak
müşteriye müşterinin bilgisi dâhilinde ortak teklif sunma niyetinde olan bankaların kendi
aralarında bilgi paylaşmaları rekabet hukuku ihlaline yol açmayabilecektir. Nitekim BDDK
tarafından gönderilen yazıda da belirtildiği üzere, müşterinin önceden onayının alınması
kaydıyla sendikasyon veya kulüp kredilerinde ortak teklif vermek mümkündür. Ancak
müşterinin onayıyla ortak teklif verilse dahi, müşteri söz konusu teklifi her bir banka ile ayrı
ayrı müzakere edebilmektedir.
(212) Sendikasyon kredileri bakımından ise öncelikle, tabi oldukları kuralların ve şekil şartlarının
bilateral kredilerden farklı olduğu ve kulüp kredileri ile benzer yanları olmakla birlikte
sendikasyon kredilerinin oldukça farklı şekillerde düzenlenebildiği belirtilmelidir. Zira
burada işlem koşulları ile ilgili olarak yetkilendirilen bir banka bulunmaktadır. Bununla
birlikte, sendikasyon kredilerinin rekabet hukuku uygulamalarından muaf olduğunu
söylemek mümkün görünmemektedir. Zira bu kredi türleri bakımından da tarafların bilgi
değişiminde bulunurken dikkate alması gereken hususlar bulunmaktadır. Yukarıda da
belirtildiği gibi, kulüp kredilerinde olduğu gibi sendikasyon kredilerinde de hangi bankaların
yetkilendirilmek için kısa listeye alındığının tamamen müşterinin bilgisi dâhilinde olduğu,
yine, katılımcı bankaların nihai seçiminin, yetkilendirilen bankanın önerileri sonrasında
müşteri tarafından yapıldığı ve bu nedenle nihai katılımcıların seçiminin müşterilerin yetkisi
ve bilgisi dâhilinde olduğu anlaşılmaktadır. Sendikasyon kredilerinin işleyişinin ve yapılan
iletişimlerin değerlendirilebilmesi bakımından yetkilendirme öncesi ve sonrası döneme
ilişkin ayrım yapılabilmektedir. Bu kapsamda, yetkilendirme öncesindeki dönemde
(düzenleyici bankanın belirlenmesinden önce/pre mandate), bankaların birbirleri ile
düzenleyici banka olma amacıyla teklif verme konusundaki niyetlerini ya da bu görevi
üstlenmek için teklif edecekleri koşulları paylaşmalarının, genel teorik çerçeve ile de işaret
edildiği üzere rekabet hukuku ihlaline yol açacağı belirtilmelidir. Yetkilendirme öncesindeki
bu dönemde ayrıca bankaların sendikasyon kredisine hangi şartlar altında katılmak
isteyecekleri hakkındaki bilgi değişimlerinin de rekabet hukuku ihlaline yol açması oldukça
muhtemeldir. İşlemin yürütülmesi için koordinatör banka olabilmek için rekabet içerisinde
olan bankaların müşterilerin bilgisi olmadan fiyat, vade ve sözleşme koşulları gibi rekabete
hassas bilgileri değişmemeleri esastır.
17-39/636-276
59/136
(213) Yetkilendirme sonrasındaki dönemde (“post-mandate”) düzenleyici banka, sendikasyon
kredisine hangi koşullar altında katılmak istediklerini diğer bankalar ile görüşmek üzere
genellikle müşteri tarafından yetkilendirilmektedir. Müşterinin verdiği yetki sınırları
içerisinde kalmak kaydıyla düzenleyici banka ile potansiyel katılımcılar arasındaki bilgi
değişimlerinin kural olarak rekabet hukuku ihlaline yol açmaması mümkündür. Buna karşın,
düzenleyici banka olarak yetkilendirilmeyen bankaların (müşterinin onayı da olmaksızın)
sendikasyona katılmak isteyecekleri koşullara ilişkin ayrıntıları birbirleri ile paylaşmaları
rekabet hukuku ihlaline yol açabilecektir.
(214) Sonuç olarak, elde edilen bilgi ve belgeler, birden fazla banka tarafından yürütülen işlemler
bakımından bu bankalar arasındaki iletişimlerin rekabet hukuku bakımından
değerlendirilmesinde iletişimlerin zamanının, içeriğinin ve müşterinin söz konusu iletişimler
hakkında bilgi sahibi olup olmadığının önem taşıdığını göstermektedir.
H.6.4. Taraflar Arasındaki İletişimlerin 4054 sayılı Kanun Kapsamında
Değerlendirilmesi
H.6.4.1. BTMU-RBS Arasındaki İletişimlerin Değerlendirilmesi
(215) AVEA’nın ilk işlemi kapsamında yer verilen Delil 19’daki iletiye göre 23.01.2014 tarihinde
BTMU çalışanı M. G. AVEA’nın bir kredi işleminde sunacağı fiyat ile ilgili olarak RBS ile
görüştüğünü ifade etmektedir. Delil 20’de 28.01.2014 tarihinde BTMU çalışanı M. G. ile
RBS çalışanı B. K. arasında geçen konu kısmı boş olan e-posta yer almaktadır. İlgili e-
postada M.G. “450'ye yakın bişey söylemeye karar verdik 5 yıl olduğu ve kredi profili zayıf
olduğu için…” demektedir. B. K. “İyi edersin Marjin 365 geçtim fee 150 Yükselttim yani biraz
sen de 450ye yakın gidersen çok uzak değiliz.48” cevabını vermiştir. M. G. bu yazışmadan
birkaç dakika sonra RBS’nin fiyatlamasını şirket içi e-posta ile iletmiştir.
(216) BTMU gösterge teklifini AVEA'ya 28.01.2014 tarihinde e-posta ile göndermiştir. 29.01.2014
tarihinde bir başka e-postayla da (Delil 21) M. G. çalışma arkadaşlarını gösterge teklifin
AVEA'ya sunulduğu hakkında bilgilendirmiştir.
(217) 27.03.2014 tarihinde BTMU çalışanı M. G. ile RBS çalışanı B. K. arasında geçen konu
kısmı boş olan e-postalarda (Delil 22) aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
MG: “(…..) ve (…..) Avea'da tt garanti icin 350'nin ustu diyorlar turkiye down
grade olacagi icin, ben de fiyatı ayni tutuyorum.”
BK: “All in mi margin mi”
MG: “All in”
BK: “Ben de 350ye getiririm fiyatı. Sen kaçtın”
MG: “350”
BK: “255 marjinle vermisin. Hadi fee koydum max 300. Nasıl artiracan oğlum.
Neyse ben de 350 derim.”
MG: “Abicim bunu biz 2 ay önce el sıkıştık, all in tabi ki 300 civari, 1 ay once de
avea fiyatını 350 olarak söyledik, piyasa farklı ve vade 5 yıl.”
BK: “Tamam tamam tahmin ediyorum.”
48 RBS’nin teklifin AVEA’ya ulaştığı tarih, ilgili görüşmeden bir gün önce, 27.01.2014 tarihidir.
17-39/636-276
60/136
(218) 01.04.2014 tarihinde, AVEA'ya teklif talebi için ön protokol sunulmadan önce BTMU
Sendikasyonlar Müdürü W. W. tarafından M. G.’ye "geçen hafta anlaşıldığı üzere her şey
dahil 325 bps olarak değiştirildi" bilgisi iletilmiştir (Delil 23). BTMU Sendikasyonlar Yönetici
Direktörü R. J. de M. G.’ye gönderdiği e-postada "… fiyatlamayı 325 seviyesinde tutmak
istediğimi unutma..." demektedir. M. G. ise cevaben "Önerim 335'te fiyatlama yapmamız.
Geçen hafta TT'ye 3 yıllık tek ödemeli krediyi 300 bps'te verdik ki onu en başta 320 olarak
fiyatlandırmıştık, Avea'ya verilecek yeni kredi 3,5 ortalama vadeli 5 yıllık TT garantili. Diğer
tüm uluslararası bankalar 350 ve üstü fiyatlama yapıyor." iletisini göndermiştir. Bunun
üzerine R. J., M. G.’ye kaç banka ile görüştüğünü sormuş, M. G.’de "TT ile riski olan tüm
bankalar, ben (…..),(…..),(…..), RBS, (…..) ve (…..) ile konuştum." cevabını paylaşmıştır.
R. J. “…konuşmamış olduğun 6 uluslararası banka daha davet edilmiş olsa da 335 bp her
şey dahil ile devam edeceğim.” demiş M. G. de "Bunlar TT'nin kilit ilişkili bankalar, diğerleri
takip ediyor" bilgisi vermiştir.
(219) İşleme ilişkin olarak AVEA’dan gelen bilgiler kapsamında, söz konusu işlemin AVEA
tarafından, hissedar kredilerinin bir kısmının hissedarı olan TÜRK TELEKOM’a geri
ödenmesi ve AVEA'nın o dönemdeki çalışma sermayesi ihtiyacının karşılanması amacıyla
yapıldığı anlaşılmaktadır. Kapalı ihale usulüyle yapılan işleme, yerli ve yabancı toplam 35
banka davet edilmiştir. AVEA tarafından işleme davet edilen bankalardan 12 banka, ihale
sonucu oluşan fiyat seviyesi üzerinden (…..) ABD Doları ve (…..) Euro (toplam (…..) ABD
Doları) olmak üzere iki farklı para biriminde AVEA'ya kredi sağlamıştır.
(220) İhale kapsamında öncellikle olarak 2014 yılının Ocak ayında AVEA tarafından bir ön teklif
toplama süreci gerçekleştirilmiştir. Bu ön teklif sürecini takiben, AVEA tarafından Mart
ayında bankalardan 04.04.2014 tarihine kadar birinci tekliflerini iletmeleri talep edilmiştir.
Bankaların birçoğu belirtilen tarihe kadar tekliflerini sunmuş olup, bu tarihe kadar
sunmayanlara ise 11.04.2014 tarihine kadar tekliflerini sunmaları için bir hafta ek süre
verilmiş ve belirtilen tarihte teklifler toplanarak ilk turun tamamlanması sağlanmıştır.
Akabinde, bankaların teklifleri arasında bir değerlendirme yapılarak daha iyi teklif veren 20
banka 15.05.2014 tarihinde ikinci tura davet edilmiştir. İkinci turda bankalara 30.05.2014
tarihine kadar tekliflerini AVEA tarafından belirtilen ticari koşullara uygun bir şekilde revize
etmeleri talep edilmiştir.49 Sonuç olarak, revize talebe uygun bir şekilde tekliflerini ileten 12
banka kreditör olarak işlemde yer almaya hak kazanmıştır.
(221) AVEA tarafından söz konusu işleme ilişkin olarak ilk teklif aşamasında bankalardan, TÜRK
TELEKOM garantili ve garantisiz fiyat talep edildiğine, buradaki amacın AVEA için işlemin
hangi koşullarda daha uygun fiyatla ve başarıyla tamamlanabileceğini görmek olduğuna
dikkat çekilmiştir. İşlemin TÜRK TELEKOM garantili olması, daha fazla bankanın işleme
katılmasını, daha yüksek miktarda teklif toplanmasını ve işlemin daha ucuza
tamamlanmasını sağlamıştır. Garanti olmaksızın bankaların işleme teklif ettikleri fiyat,
TÜRK TELEKOM garantili fiyata göre çok daha yüksek bir seviyede oluşmuştur. Bu
sebeple, AVEA tarafından işlemin TÜRK TELEKOM garantili olması tercih edilmiştir.
(222) RBS’nin savunmasının kapsamında öncelikle, Delil 19’a yönelik iletişimin BTMU’nun lider
düzenleyici olarak atandığı bir işleme yönelik olduğu ve BTMU’nun kredi alan tarafından
diğer bankaların da sendikasyon kredisini sağlamak için kurulacak sendikasyona
katılmaları yönünde çalışmak için yetkilendirilmiş olduğu ifade edilmiştir. Sendikasyon
kredileri bakımından bu şekilde bilgi değişimlerinin gerçekleşmesinin zaruri ve kaçınılmaz
olduğu savunulmaktadır.
49 AVEA tarafından bilgi talep yazısında açıkça söylenmese de işlem kapsamında anılan teklifleri içeren
tablonun incelenmesi sonucunda ikinci turun ardından teşebbüsün bir kez daha son on ikiye kalan bankalara
tekliflerini revize ettirdiği anlaşılmaktadır.
17-39/636-276
61/136
(223) RBS tarafından ayrıca söz konusu işlem kapsamında yapılan yazışmaların risklerin
değerlendirilmesi ve teklif talebinin amaca hizmet edebilmesi açısından faydalı olduğu
belirtilmektedir. Yapılan savunmaya göre, bankalar piyasadan bilgi almadıkça ilk tekliflerini
sunamayabilirler ve bu durum piyasa iştahına ilişkin olarak müşteriyi yanıltabilir. Bankaların
bilgi asimetrisini düzeltmek için bilgi alışverişinde bulunmaması durumunda teklif talebinin
amaca hizmet etmeyeceği savunulmaktadır. RBS tarafından gönderilen savunmada, B. K.
ve G. T. arasındaki 23.01.2014 tarihli yazışmaya yer verildiği görülmektedir. B. K.’nın
"Avea'ya 150 bps ücret ve [325-350] bps marjı ile dönüş yapıyoruz öyleyse?" sorusuna
karşılık G. T. “'Katılıyorum, kendi iç öz kaynak/risk istekliliğimiz ve genel pazar koşulları
dikkate alındığında burada agresif olmanın bir manası yok” şeklinde bir cevap vermiştir.
Savunmada ayrıca katılımcı bankalar arasındaki bu iletişimlerin faydasına dikkat çekilmiş
ve bu tip iletişimlerin son fiyatı etkilemeksizin arzı arttırdığı savunulmuştur.
(224) İşleme ilişkin BTMU ve RBS arasındaki bilgi paylaşımları işlemin resmi teklif tarihinden
önce Ocak ayında gerçekleştirilen bir nevi alıştırma dönemi olan “Pre-RFP” döneminde
başlamıştır. Delil 20’den görüleceği üzere BTMU kendi fiyatlamalarını RBS ile, RBS ise bu
aşamada AVEA’ya sunduğu “365 bps marj 150 bps ücret” şeklindeki fiyatlamasını BTMU
ile paylaşmış, BTMU çalışanı da bu bilgiyi şirketin daha üst düzey karar alıcılarına iletmiştir.
İlgili dönemde AVEA’ya RBS tarafından sunulan teklif metni incelendiğinde RBS’nin e-
posta ile uyumlu şekilde [335-360] bps marj ve 150 bps ücret teklif ettiği görülmüştür.
(225) İşlemin esas teklif toplama döneminde gerçekleşen Delil 22 ele alındığında, BTMU ve RBS
çalışanlarının ilgili AVEA işlemine teklif verme tarihi olan 04.04.2014 tarihinden önce
27.03.2014’te işleme sunacakları tekliflere ilişkin bilgi paylaşımında bulundukları
görülmektedir. Her iki banka işleme 350 bps her şey dahil fiyat vereceklerini ifade
etmişlerdir. 01.04.2014 tarihinde BTMU çalışanının bu bilgiyi iç değerlendirme süreçlerinde
kullanarak RBS’nin 350 bps fiyat vereceğini bu nedenle ilk aşamada 325 olarak
belirledikleri fiyatlarını 335 seviyesine çıkarmalarının uygun olacağını belirttiği
görülmektedir. BTMU’nun fiyatlamadan yetkili çalışanı da bu tavsiyeyi kabul ederek 335
bps fiyatlama yapacağını ifade etmektedir.
(226) Teşebbüslerin işleme verdikleri teklifler incelendiğinde BTMU’nun 03.04.2014 tarihinde 335
bps her şey dâhil fiyat ve RBS’nin 333 bps her şey dâhil fiyat verdiği görülmüştür. RBS’nin
fiyatındaki ihmal edilebilecek farklılık göz ardı edildiğinde her iki teklifin de süreçle uyumlu
olduğu görülmektedir. Bununla birlikte tarafların geleceğe yönelik fiyatlarına ilişkin bilgi
değişiminde bulundukları elde edilen yazışmalardan açıkça görülmektedir. Bu kapsamda
yer verilen tespitler bahsi konu işleme ilişkin BTMU ve RBS’nin rekabeti kısıtlama amacı
taşıyan bir anlaşmanın / uyumlu eylemin tarafı olduğunu göstermekte ve ilgili iletişimlerde
yer verilen fiyatın BTMU ve RBS tarafından verilen tekliflerle uyumlu olduğu dikkate
alındığında işlem özelinde anlaşmanın / uyumlu eylemin uygulandığı da
değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
62/136
(227) RBS’nin Delil 19 kapsamında yapmış olduğu yetkilendirmeye dayanan savunma ise
AVEA’dan gelen cevaplar ve yazışmaların bütünü göz önünde bulundurularak geçerli kabul
edilmemiştir. Yine RBS’nin iletişimlerin müşterinin yararına olacağı yönünde savunmasına
da kesinlikle katılmak mümkün değildir. Bankacılık da dâhil olmak üzere istisnasız tüm
pazarlarda birbirine rakip konumundaki teşebbüslerin geleceğe yönelik fiyatlamalarına
ilişkin bilgi değişimlerinin bir etkinlik yaratmasının mümkün olmadığı ve bu iletişimlerin
rekabeti kısıtlama amacı taşıyan bir anlaşma/uyumlu eylem olarak kabul edildikleri açıktır.
İkinci olarak bu dosya kapsamında incelenen firmalar teşebbüslerin de kabul ettikleri üzere
“blue-chip” olarak tanımlanan, Türkiye’nin en önde gelen, en düşük fiyatlamalar ile
borçlanabilen öncü kuruluşlarıdır. Bankaların birçok farklı bankacılık ürünün temini için de
çalıştıkları, finansal durumları ve işleyişleri hakkında net bir fikre sahip olunan firmaların
herhangi bir kredi alan gerçek şahıs ile eş tutularak iletişimlerin bilgi asimetrisinin ortadan
kaldırılması gibi bir amaca hizmet ettiğini kabul etmenin mümkün olmadığı belirtilmelidir.
Kaldı ki, bu eşleştirme kabul edilecek bile olsa bankalar arası paylaşılacak bilginin, örneğin
bireysel kişiler için örnek verilen bir “kara liste” gibi, teşebbüslerin bireysel sunacakları fiyat
düzeylerini değil teşebbüsün riskine işaret eden toplulaştırılmış bir veri olması
gerekmektedir. Yine bu durumda bile ilgili verinin bankalar arası ikili gizli görüşmeler ile
değil belirli bir sistematik içerisinde tüm pazarla paylaşılması gerektiği açıktır. Ancak
belirtildiği üzere AVEA’nın veya bu dosya kapsamında müşteri konumundaki firmaların
bankaların hakkında bilgiye erişmede zorlandıkları isimsiz bireysel müşteriler ile
karşılaştırılması düşünülemez. Bu nedenle RBS’nin bu kapsamda yapmış olduğu
savunmayı kabul etmek mümkün olmamıştır.
(228) Ticari hayat içerisinde, rakip olsun veya olmasın birçok teşebbüs doğrudan veya teşebbüs
birlikleri, pazar araştırma şirketleri, piyasadaki müşteriler ve dağıtıcılar, vs. yoluyla dolaylı
olarak aralarında bilgi değişiminde bulunmakta ve bir anlamda pazarı belirli ölçüde
şeffaflaştırmaktadır. Genel olarak pazardaki tüm paydaşlara (teşebbüsler ve müşteriler)
yansıyan bu tip bir şeffaflaşmanın etkinlik artırıcı olduğu kabul edilmektedir. Bununla
birlikte, bilgi değişimleri özellikle rakipler arasında gizli olarak gerçekleştirilmesi ve rekabet
ortamını bozabilecek hassas bilgiler içermeleri halinde rekabet hukuku tarafından
yasaklanabilmektedir.
(229) Başta fiyat ve üretim miktarları olmak üzere, incelenen pazarın niteliklerine göre,
paylaşılmaları halinde pazarın temel rekabet parametrelerini şeffaflaştıran, teşebbüslerin
birbirilerinin hamlelerine ilişkin sahip oldukları belirsizlikleri ortadan kaldıran, maliyet, satış
verileri, kapasite kullanım oranları, stok durumları olmak üzere bunlara benzer niteliklere
sahip tüm bilgiler rekabet ortamı açısından üst düzeyde hassas bilgiler olarak kabul
edilmektedir.
17-39/636-276
63/136
(230) Fiyata ilişkin bilgi değişimleri amacı bakımından rekabeti kısıtlayıcı kabul edilmektedir.
Tarafların rakibinin fiyatına ilişkin bilgi sahibi olması pazarda rekabetin en önemli
parametresine ilişkin belirsizliği kaldırmaktadır. Amacı rekabeti kısıtlayıcı anlaşma / uyumlu
eylemlerin etkisinin değerlendirilmesine ise gerek görülmemektedir. Otomotiv
Kararı’ndaki50 şu ifadeler ile konuya ilişkin Kurul yaklaşımını özetlemektedir:
“Nitekim geleceğe yönelik fiyat değişimi, Rekabet Hukuku bakımından diğer bilgi
türlerine yönelik paylaşımlara kıyasla daha büyük bir endişe yaratmaktadır. Zira
böyle bir bilgi, teşebbüsün piyasada uygulayacağı ticari stratejileri ortaya çıkarmakta
ve böylelikle potansiyel olarak rekabeti kısıtlamaktadır. Dolayısıyla bilgi değişiminin
değerlendirilmesinde esas olan yaklaşım rule of reason olmakla birlikte, geleceğe
yönelik fiyat ve/veya fiyat stratejilerine ilişkin bilgilerin değişimi, belirtilen kuraldan
istisna tutulmuştur. Doktrinde ve içtihatta kabul edilen görüşe göre geleceğe yönelik
fiyat değişimi rekabeti kısıtlama amacı taşımakta olup piyasadaki etkilerine
bakılmaksızın rekabet ihlali olarak değerlendirilmektedir.”
(231) Mevcut durumda olduğu gibi iki teşebbüs arasında gizli bir biçimde muhtemel fiyatlara
ilişkin bilgi değişimlerinin genel olarak amacı bakımından rekabeti kısıtlayıcı anlaşma /
uyumlu eylem olarak kabul edilmesi Danıştay kararlarında da söz konusudur. Danıştay 13.
Dairesinin 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/3564, K.: 2017/947 sayılı ve 28.02.2017 tarih, E.:
2013/317, K.: 2017/471 sayılı ve 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/4615, K.: 2017/960 sayılı
kararlarında konuya ilişkin olarak şu değerlendirmelere yer verilmiştir:
“4054 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre, anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs
birliği kararlarının rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı amaç taşıması
yeterlidir; amacı bu olduğu takdirde, söz konusu davranışların ayrıca piyasada
rekabeti bozucu etkilerinin görülmesi veya bu etkilerin ispati aranmayacaktır. Bir
başka anlatımla, rekabeti ihlal edici amacın belirlenebildiği durumlarda, rekabete
aykırı olduğu iddia edilen fiili ve davranışlarının mahiyetinin belirlenmesi asgari
seviyede önem taşımaktadır. Nitekim 4054 sayılı Kanun'un aktarılan hükümleri ve
buna ilişkin gerekçelerde özetle; rekabetin ihlal edilmesini amaç edinen fiil ve
davranışların yasaklandığı belirtilmiştir.
Rekabet açısından önemli olduğunda kuşku bulunmayan geleceğe ilişkin rekabete
hassas bilgilerin piyasada rekabet edilen başka bir teşebbüsle paylaşılmasında,
rekabeti ihlal edici bir amacın olduğu şüphesi ortaya çıkacaktır. Nitekim gerek
Avrupa Birliği Adalet Divanının (ABAD'ın) "T-Mobile" kararında gerekse doktrinde
rakipler arasında gelecekteki davranışlarına yönelik belirsizlikleri ortadan
kaldırabilecek nitelikte olan bilgi paylaşımlarının rekabete aykırı olarak
değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Söz konusu rekabete hassas bilgi;
geleceğe ilişkin fiyat veya buna ilişkin stratejik bir bilgi olduğu takdirde, rekabeti ihlal
etme amacının ayrıca irdelenmeye ihtiyaç göstermeyecek şekilde ortada olduğu da
açıktır. Ayrıca, teşebbüsler arası bilgi paylaşımlarının, piyasada bir etkisinin
olmadığı ileri sürülebilirse de belirtilen rekabete hassas bilgi paylaşımının,
teşebbüslerin gelecekte piyasada alacakları kararlarda etkili olacağının aksi
ispatlanmadıkça kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durum, ABAD'ın "Polypropylene"
ve "Sugar" kararlarında teşebbüsler aleyhine bir karine olarak değerlendirilmiştir. Bir
başka anlatımla; fiyatların yükseltilmesi hususunda rakipler arasında kesin bir
anlaşmaya varılmasa dahi bir rakibin geleceğe ilişkin fiyatlama stratejisini açıkladığı
bir toplantıya sadece katılmış olmak da bir karine olarak kabul edilmektedir.”
50 Kurul’un 18.04.2011 tarihli ve 11-24/464-139 sayılı kararı.
17-39/636-276
64/136
(232) Kılavuz’da da geleceğe yönelik planlara ilişkin bir bilgi değişiminin amaç yönünden rekabeti
kısıtlama ihtimali, mevcut verilerin değişimine kıyasla daha fazla görülmekte, rakiplerin,
gelecekte uygulamayı planladıkları fiyat, üretim ya da satış miktarı gibi rekabete duyarlı
bilgileri aralarında değişmesinin, genellikle fiyat ya da miktar tespiti amacı taşıdığı
belirtilerek, bu tür bilgi değişimlerinin 5. maddede sayılan muafiyet koşullarını taşıma
ihtimalinin çok düşük olduğu değerlendirilmektedir.
(233) Yapılan değerlendirme neticesinde BTMU ve RBS arasında, fiyat bilgilerinin paylaşımına
yönelik gerçekleşen bilgi değişiminin rekabeti kısıtlama amacı taşıyan bir uyumlu
eylem/anlaşma teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca işlem kapsamında BTMU ve RBS
tarafından verilen teklifler dikkate alındığında rekabeti kısıtlayıcı etkinin de ortaya çıktığı
görülmektedir. Dolayısıyla BTMU ve RBS tarafından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin
ihlal edildiği tespit edilmektedir.
(234) Daha önce de ifade edildiği üzere rakip konumundaki teşebbüslerin geleceğe yönelik
fiyatlamalarına ilişkin bilgi değişimlerinin bir etkinlik yaratması mümkün görünmemektedir.
Bu nedenle taraflar arasındaki anlaşma/uyumlu eylemin 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi
kapsamında bireysel muafiyet alması da söz konusu değildir.
H.6.4.2. BTMU-ING Arasındaki İletişimlerin Değerlendirilmesi
(235) TURKCELL’in beşinci işlemine yönelik Delil 10’da yer alan BTMU’ya ait 27.07.2015 tarihli
bir iç yazışmada M. G tarafından "Bu arada, diğer bankaların birkaçı ile bu sabah konuştum,
7 yıl (2+5) için nispeten herşey dahil 300bps'nin biraz altında fiyatlıyorlar, 3 yıllık bulletlar
aynı seviyelerde ancak 5 yıllıklar (2+3) genel olarak 250bps'ye yakın." denilmektedir. Söz
konusu BTMU çalışanına aynı gün ING çalışanı G. A. tarafından "Tcell en son 1y'da
nerelerde bulunuyordu fiyat?” ifadesini içeren bir e-posta gönderilmiştir.
(236) Delil 11’de yer alan BTMU çalışanı ile ING çalışanı arasında 27.07.2015 tarihinde
gerçekleşen telefon görüşmesinde aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
MG: Turkcell’e şeyi yolladın mi?
GA: Yok daha yollamadık.
MG: Siz de mi yollamadınız bugün geldi diye bizde bugün yollayacağız. Ne şey
yapıyorsunuz?
GA: Daha çok karar vermedik ama 3,5,7 ile mi yapsak mı diye filan düşünüyoruz?
MG: Ben yokken bizimkiler 3 yıl bullet ve 5 yıl 2+3 diye koymuşlar, 7'yi
koymamışlar, 10’u koymamışlar.
GA: 10 yıl imkânsız zaten.
MG: 10'u (…..) verir, (…..) verir, Türk bankaları verir. (…..)51 da öyle dedi. Siz
onlara bakmayın, 3-5 seneye bakın dedi. Ben dedim bizimkilere 7'yi de koyun
dedim.
GA: Bizde hala 7'yi koysak mı diye bakıyoruz.
MG: Ne yani orda fazla bir şey olmaz. Kapasite olarak ne koyuyorsun?
GA: Kapasite olarak değil de, yıl olarak kapasiteden ziyade şey olarak kapasiteden
bahsediyoruz rating kriterlerine göre kapasiteden bahsediyoruz. Yani rating
kaybetmemesi downgrade gelmemesi gibi.
MG: 2 milyar gibi gözüküyor.
GA: Bizim düşüncemiz daha az, daha 1,5’a daha yakın.
MG: Additional.
GA: 1,5 additional diyorum.
MG: Anladım. Biz 2'yi zorlar diye şey yapıyoruz.
GA: Hiç downgrade olmadan?
51 (…..) ilgili dönemde TURKCELL Hazine Birimi Sorumlusu olduğu değerlendirilmektedir.
17-39/636-276
65/136
MG: Evet.
GA: Yani 1,5 - 2 civarlarında.
MG: Fiyatlama ne koyacaksın?
GA: Çok karar vermedik, bizim yüksek çıkıyor ratinglerden, 3'lerde falan çıkıyor
tutturabilmemiz için, daha doğrusu tutturabilmeye yaklaşabilmemiz için filan ama
onun çok yüksek olduğunu düşündüğüm için ben böyle 2,5’a falan çekmeyi
düşünüyorum en azından 5 yil kısmını.
MG: Anladım, bizimkiler çok agresif, 2.40 indirmişler 5 yılı.
GA: 5 yıl 2.40 iyiymiş.
MG: Bence gereksiz, biraz daha yukarıda olmasın da …
GA: 5 yıl derken 2+3?
MG: Evet 2+3.
GA: 1 yılı nerelerden borçlanmıştı?
MG: 1 yılı 1,15 den falan.
GA: Öteki 3 aylar?
MG: 3 aylarda 65-70'lerle borçlandı. Saçma sapan. Bu bir gösterge değil.
GA: 3 yılda o zaman 2 ye mi yakın?
MG: 2,25. Anlamsız birşey koymuşlar, bence 5 yılı biraz yukarı çekmek lazım. Bir
de piyasa darman duman, sen nasıl görüyorsun?
GA: Yani darma duman değil, son 2 gündür işlem olmadığı için bilemiyorum ama
baksan 2,76 falan oldu. 1-2 hafta bakmak lazım spreadler yukarı gidiyor mu?
Benchmark olmadığı için 2,76 oldu, 3,05, pound 4,3.
Yani 3 yılı 2,5 veya belki biraz üzerinde yani 3 yıl derken 5 yılı 2,5 veya biraz üstü,
7 yılı geç yedi yıl bence şey de olmaz, 3le 5 yıl desek: 3 ü 2.30 -2.40, 5'i 2.50-2.60
desek mantıklı olur.
MG: Evet aynen, 7'yi sen ne diyorsun gösterelim mi?
GA: Gösteririz herhalde, 3'e yakın bir şey söyleriz.
MG: Peki onu 3+4 olarak mi düşünmek lazım?
GA: 2+5.
MG: 2,5 o zaman bir şey olmayacak, 4,5 yıla çıkacak, biri 3 yıl, biri 3,5 yıl, biri de
4,5 yıl. Peki sence 7 yıla yabancı banka gelir mi?
GA: Gelir, niye gelmesin Turkcell’e?
MG: Bence de, ben de söyledim bizimkilere 7 yılı koyun dedim. 7 yılı çok yaptık biz
Türkiye'de, kesin gelir
GA: 7 yıl olur, yedi yıl niye olmasın?
MG: Bir de acquisition finance yapıyorsun, capex falan değil.
GA: Bir sebebi olursa aynen öyle neden olmasın. Bence bu tamamen teorik bir
egzersiz.
(237) TURKCELL’den gelen bilgilerde 14.07.2015 tarihinde TURKCELL'in olası finansman
ihtiyaçlarının karşılanması için hem kredi hem bono piyasasından finansman temin etmek
üzere RFP'ye çıkıldığı ifade edilmektedir.
(238) İlgili krediye, (…..) 50 milyon ABD Doları ve 133.594.584.97 Euro, (…..) 200 milyon ABD
Doları, (…..) 200 milyon ABD Doları, ING 178.126.113.29 Euro ve (…..) 50 milyon ABD
Doları ve 133.594.584.97 Euro tutarda katılım göstermiştir. Kredinin faiz oranı üç aylık ABD
Doları Libor ve Euribor + (…..), aranjörlük komisyonu (…..) olarak gerçekleşmiştir.
01.01.2016-31.03.2016 dönemi için (…..) taahhüt komisyonu ve 31.03.2016-30.06.2016
dönemi için (…..) taahhüt komisyonu ödenmiştir. Kredinin fiyatı herşey dâhil yaklaşık olarak
(taahhüt komisyonu hariç olmak üzere) üç aylık Libor/Euribor + (…..) olarak
gerçekleşmiştir.
17-39/636-276
66/136
(239) ING tarafından Delil 10’daki tespite ve işleme yönelik olarak yapılan açıklamada, söz
konusu işlemin FİNANCELL işlemine yönelik olabileceği, bu nedenle 4054 sayılı Kanun
kapsamı dışında olabileceği, bundan başka, TURKCELL’in bankalar ile işleme yönelik
olarak konuştuğu ve bankalar tarafından iletilen teklifleri diğer bankalar ile paylaştığı ifade
edilmiştir. Delil 11'de yer alan ifadelerin ise, rekabete aykırılık yönünde bir amaç veya etki
içermediği açıklanmaktadır. Hatta aksine, taraflar arasındaki iş geliştirme çabasından
ibaret olup, sonucunda söz konusu işlemin de gerçekleşmediği savunulmuştur.
(240) BTMU çalışanı M. G. ile ING çalışanı G. A. arasında TURKCELL'in teklif talebine ilişkin
27.07.2015 tarihinde gerçekleşmiş olan iletişim incelendiğinde; BTMU ve ING
çalışanlarının, TURKCELL'in teklif talebine istinaden tekliflerini sunmadan önce, teklifleri
ile ilgili fiyat, vade, miktar gibi pazardaki rekabetin ana parametrelerine ilişkin bilgi
değişiminde bulundukları anlaşılmaktadır. Tarafların özellikle de işleme yapacakları
tekliflere ilişkin olarak vade uzunluğuna göre verecekleri fiyatlar ve muhtemel miktarlar
hakkında bilgi değişiminde bulundukları görülmektedir. Bu kapsamda BTMU çalışanı beş
yıl süreli kredilendirme için 2,40 faiz marjı teklif ettiklerini ifade etmiştir. ING çalışanı ise üç
yıllık vade için 2.30 -2.40, 5 yıllık vade için 2.50-2.60 ve yedi yıllık vade için yaklaşık üç
civarı bir faiz marjı teklif vermeyi planladığını açıklamıştır. Bu bilginin daha sonra M. G.
tarafından BTMU iç yönetimiyle paylaşıldığı da Delil 10’dan anlaşılmaktadır. ING’nin ilgili
bilgilerin TURKCELL tarafından paylaşıldığına yönelik savunması ise paylaşılan bilgilerin
detayı ve TURKCELL’den gelen cevaplar dikkate alınarak geçerli bulunmamıştır.
(241) ING’nin eylemin Türkiye piyasasına herhangi bir etkisi olmadığına yönelik savunması da
geçerli kabul edilememiştir. 4054 sayılı Kanun’un kapsamını belirleyen 2. maddesinde
“Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu
piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve
kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu
hâkimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve
devralma niteliğindeki her türlü hukukî işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik
tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer.”
denilmektedir. Maddeye göre “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet
piyasalarında faaliyet gösteren” ya da “bu piyasaları etkileyen” anlaşma ve/veya uyumlu
eylemler Kanun kapsamında değerlendirilmektedir. Madde metninde “bu piyasaları
etkileyen” terimine yer vermek suretiyle, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, rekabet
hukukunda “etki teorisi” olarak adlandırılan sistem 4054 sayılı Kanun’da da benimsenmiştir.
Etki teorisi çerçevesinde rekabet hukuku kuralları, niteliği gereği, ihlalin temel unsurunu
teşkil eden “etkileri” esas alınarak tanımlanmaktadır. Zira rekabet ihlallerinde sonuç, pazar
üzerinde doğan rekabeti kısıtlayıcı etki ve esas olarak bu yolla tüketicilerin zarar görmesidir.
(242) Bu dosya kapsamında değerlendirilen tüm deliller Türkiye’de kurulu Türk şirketlerinin veya
bunların iştiraklerinin işlemlerine ilişkindir. Bilindiği üzere rekabet hukukunda şirket değil
teşebbüs kavramı ele alınmakta ve bu kavramın kontrol yoluyla birbirine bağlı olan ve
birçok şirketten oluşan ekonomik bütünlüğü işaret ettiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda
iletişimler ile teşebbüsler arasında sınırlandırıldığı tespit olunan rekabet, Türk
teşebbüslerinin kredi alım işlemlerine ilişkindir.
(243) Bu nedenle anlaşma ve/veya uyumlu eylem nerede gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, bu
işlem örneğinden gitmek gerekirse, taraflar arasında rekabete konu ürün/hizmet
TURKCELL ekonomik bütünlüğüne sunulacak bir kredi işlemidir ve bu ürün/hizmet özelinde
rekabetin kısıtlanmasından etkilenen müşteri Türkiye’de kurulu TURKCELL teşebbüsüdür.
(244) Sonuç olarak; BTMU ve ING arasında ikili iletişim kapsamında tarafların TURKCELL’in ilgili
kredi işlemine sunacakları miktar ve fiyat tekliflerine yönelik bilgi paylaşımı
gerçekleştirdikleri görülmektedir.
17-39/636-276
67/136
(245) BTMU ve ING arasındaki bir diğer iletişim TURK TELEKOM’un ikinci işlemi kapsamında
gerçekleşmektedir. TÜRK TELEKOM ile ilgili bir işlem hakkında ING çalışanı G. A. ile
BTMU çalışanı M. G. arasında 07.01.2015 tarihinde gerçekleşen Delil 15’te sunulan
aşağıdaki yazışmaların yapıldığı tespit edilmiştir. Bu yazışmalarda M. G., G. A.’ya TÜRK
TELEKOM’un kendilerine kredi teklifinde bulunup bulunmadığını sormaktadır. Ardından
ING çalışanı G. A. 12.01.2015 tarihinde BTMU’dan M. G.’yi aramış ve iki çalışan arasında
Delil 16’da yer alan bir telefon görüşmesi gerçekleşmiştir. Bu görüşmede TÜRK TELEKOM
için verilecek teklifler konuşulmuştur. 16.01.2015 tarihinde M. G.’nin ING çalışanı G. A. ile
Delil 18’de yer alan bir telefon görüşmesi daha gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Söz konusu
telefon görüşmesinde tarafların fiyatlama ile ilgili olarak konuştukları kısım aşağıda yer
almaktadır:
(…)
GA: “Peki sen ne dedin?”
MG: “Ben de bakayım dedim yapabilir miyim diye.”
GA: “Yok beni aramadı ben zaten şey dedim 130 dedim yani. Ne diyeceksin?”
MG: “İşte bilmiyorum hala 130'dayız. Hani eğer başka banka hakikaten 120 diye
şey yapıyorsa hani düşünebiliriz diyeceğim. Yani ne diyeyim artık yani? Yok
yapmıyorum dersen..”
GA: “Yok tabii canım yok yapmıyorum diye nasıl diyeceksin.”
MG: “Diyemem.”
GA: “Sen öyle deyince de bize diyecek ki bu banka 120'yi düşünürüm diyor siz de
120'ye inin diyecek 120'ye indirecek yani. Aynen abi. (Gülüyor) Neyse ne yapalım
ya yapacak bir şey yok.”
MG: “Zaten bir (…) değil abi (…..) euroluk bir şey yani. 1,5 yıl, non-cash. Bir tek bir
amendment yapacağız geçeceğiz yani bir şeyle uğraşmayacağız yani.”
GA: “Neyse işte iyi yani 120'ye bitirecek bu işi gibi gözüküyor.”
MG: “Bence de bence de. Yani ben yapmasam –“
GA: “Sen 125 falan de bakalım.”
MG: “Ya 5 bps pazarlığı da yapmak istemiyorum. (…..) euroda yani 100 olsa
anlayacağım topu topu (…..) Euro bir şey yani kelle başı.”
GA: “Evet iyi abi o zaman sen söyle bakalım bizi de arayıp şey yapsın.”
MG: “Ya bir de aslında yani tabii şey veriyor yani 120 onun üzerine %15 de koy
aslında 138 ödüyor.”
GA: “138 nereden ödüyor?”
MG: “(…..).”
GA: “Hu” (anlıyor)
MG: “Sen şey mi gösteriyorsun –“
GA: “(…..).”
MG: “Bana aslında bu 140'a geliyor.”
GA: “Anladım.”
MG: “(…..).”(Gülüyor)
17-39/636-276
68/136
GA: (Gülüyor). “İyi abi ya ne yapalım sen bir söyle bakalım herife ne diyecek. Bize
de gelip onu kullanacak herhalde. Ne yapalım?”
MG: “Ya ben şey diyeceğim abi zorlanıyoruz 130 hani biliyorsun zaten biz şey
yapamamıştık hani hakikaten diğerleri çok şeyse yapalım diyeceğim ama hani ben
şey olmak istemiyorum yani. Öyle dedim zaten (…) yine bana geldi.”
GA: “Seni fiyatları öldürücü görmüş devamlı sana geliyor. (Gülüyor). Seni (…..)
gördü bunlar indirir fiyatları dedi.”
MG: “Fiyatları öldürmüş olsam zaten daha evvelden girerdim bi-li yapardım”
GA: “Eyvallah abi o zaman sen söyle ondan sonra let's take it from there. 120 ise
120 ne yapalım?"
MG: “Tamam Ok abi.”
(…)
(246) TÜRK TELEKOM’dan ilgili işlem hakkından gelen bilgilerde, TÜRK TELEKOM'un
07.01.2015'te mevcut EIB kredisinin garanti kısmının uzatılmasına dair bir işleminin olduğu
anlaşılmış olup buna ilişkin detaylar aşağıdaki şekildedir:
(247) Şöyle ki; TÜRK TELEKOM ile EIB arasında 12.05.2010 yılında imzalanan banka garantili
EIB kredisinin vadesi sekiz yıldır. İlgili dönemde krediye teklif veren sekiz banka arasından
en iyi fiyat teklifine sahip (yıllık % (…..) garanti ücreti ve %(…..) aranjörlük komisyonu,
toplam maliyet %(…..) olmak üzere) dört banka (SG, ING, BTMU ve SMBC) bu kredinin
garantörü olmuştur.
(248) TÜRK TELEKOM’dan gelen bilgide ayrıca EIB lehine 2011 yılında alınan dört yıllık banka
garantilerin vadesinin 22.06.2015 tarihi olduğu belirtilmiştir. Bu tarihte sona eren garantinin,
EIB kredisinin vadesi olan 2018 yılına kadar uzatılması gerekmiştir. Bu işlem bakımından
herhangi bir ihale/teklif süreci yürütülmemiş, banka garantilerinin mevcut garantör
bankalarla yenilenmesi amacıyla 07.01.2015 tarihinde bankalarla görüşme başlatılmış ve
garantör bankalara, garantinin uzatılması için isteklerinin olup olmadığı ve %1,20 yıllık
garanti ücretini kabul edip etmedikleri sorulmuştur.
(249) ING’nin savunmasında Delil 16 ve Delil 18’e yönelik olarak TÜRK TELEKOM’un kredi
uzatması için dört bankaya başvurduğu ve ilgili işlemin Kamuyu Aydınlatma Platformu’na
(KAP) açıklandığı ifade edilmektedir.
(250) Her ne kadar bu işlem kapsamında TÜRK TELEKOM tarafından fiyatın 120 bps olarak
taraflarla paylaşıldığı ifade edilse de teşebbüs tarafından gönderilen, mevcut garantör
bankalardan olan SMBC ile yazışmaların incelenmesi sonucunda, 120 bps’lik fiyatın ilk
aşamada TÜRK TELEKOM tarafından paylaşılmadığı hatta tam aksine 13.01.2015
tarihinde SMBC’nin sunduğu teklifinin ayrı bir komisyon ücreti içerecek şekilde olduğu;
15.01.2015 tarihinde ise TÜRK TELEKOM tarafından komisyon ücreti içermeyecek şekilde
teklifin revize edilmesinin istendiği, bu çerçevede SMBC tarafından 15.01.2017 tarihinde
revize teklifin sunulduğu anlaşılmaktadır. TÜRK TELEKOM tarafından işleme ilişkin
bankalara resmi bir talep belgesi gönderilmemiş olsa da, yukarıda açıklandığı üzere
SMBC’nin ilk teklifini komisyon ücreti içerecek şekilde ve 120 bps’ten farklı bir fiyattan
sunmuş olması, işleme ilişkin uygulanacak fiyatın önceden belirlenmediğini, pazarlığa konu
olduğunu ve bankaların tekliflerini sunma aşamasında esnek olduklarını göstermektedir.
17-39/636-276
69/136
(251) Diğer taraftan, mevcut garantörlerden olan BTMU ve ING arasında söz konusu işleme
yönelik olarak telefon görüşmeleri gerçekleştirildiği, bu kapsamda ilk olarak 12.01.2015
tarihinde ING çalışanının BTMU çalışanını aradığı ve BTMU’nun 1,30 oranında teklif
verdiğini ING ile paylaştığı, ING’nin de “iyi herkes o zaman öyle yapacak herhalde diye
düşünüyorum SMBC eğer bozmazsa işi” ifadeleri ile aynı yöndeki teklifini BTMU ile
paylaştığı tespit edilmiştir.
(252) Bu görüşmeden sonra TÜRK TELEKOM’un BTMU çalışanı ile görüşerek diğer bankaların
120 bps fiyat teklifi verdiği şeklinde bir bilgi paylaştığı tahmin edilmektedir. 16.01.2015
tarihinde BTMU ve ING arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmiş ve TÜRK
TELEKOM’un BTMU’ya garantör bankalardan birinden teklif olarak aldığını ileri sürdüğü
1,20 fiyatının BTMU ve ING tarafından da verilip verilemeyeceği, TÜRK TELEKOM
tarafından başka bir fiyatın kabul edilip edilemeyeceği konuları görüşüldükten sonra taraflar
TÜRK TELEKOM’un istediği 1,20 fiyatına inebilecekleri konusunda mutabık kalmışlardır.
(253) Tüm süreç değerlendirildiğinde işleme ilişkin teklif verme aşamasında BTMU ve ING’nin
önce 130 bps fiyat verme konusunda anlaştıkları, diğer bir garantör SMBC’nin TÜRK
TELEKOM’dan gelen 120 bps teklifini 15.01.2015 tarihinde kabul ettiği, bu bilginin TÜRK
TELEKOM tarafından BTMU’nun fiyatını aynı seviyeye çekmek için BTMU ile paylaşıldığı,
bunun üzerine teklifi doğrulatmak isteyen BTMU çalışanının 16.01.2015 tarihinde SMBC
ile iletişime geçerek TÜRK TELEKOM tarafından kendisine sunulan bilgiyi doğrulatmaya
çalıştığı, ilgili kişiye ulaşamaması sonucunda tekrar ING’deki meslektaşını arayarak bu
bilgiyi onunla görüştüğü ve BTMU ve ING’nin önceki anlaşmalarının tersine 10 bps’lik
indirimi kabul ederek 120 bps fiyat vermeye karar verdikleri anlaşılmıştır.
(254) Sonuç olarak; BTMU ve ING arasında bu işlem kapsamında TURK TELEKOM’a önce 130
bps sonra 120 bps fiyat verme konusunda bir anlaşma bulunduğu tespit edilmektedir.
Ancak SMBC ile BTMU arasındaki iletişimlerde SMBC tarafından rekabete duyarlı bir
bilginin BTMU ile paylaşılması söz konusu olmadığından SMBC açısından ihlal tespiti
yapılmamıştır.
(255) Taraflar arasındaki bir diğer iletişim AVEA’nın ikinci işlemi kapsamında gerçekleşmektedir.
AVEA’ya dair bir kredilendirme işlemine ilişkin olarak ING çalışanı G. A. ile BTMU çalışanı
M. G. arasında geçen Delil 24’te yer alan 09.04.2014 tarihli yazışmada tarafların işleme
katılım durumlarına yönelik bilgi değişiminin gerçekleştirildiği görülmektedir.
(256) İlgili tespitteki iletişimden ING ve BTMU’nun AVEA’nın net olarak tespit edilemeyen bir
işlemine ilişkin bankalarının katılımlarına dair geleceğe yönelik bilgi paylaşımında
bulundukları anlaşılmaktadır. İlgili işleme katılım durumunun belirlenmesi bankaların işlem
kapsamında verecekleri fiyatı etkileyecek önemli bir parametredir. Zira katılacak banka
sayısı ve/veya hangi bankanın katılacağı bilgisi kredi işlemindeki rekabet seviyesini
doğrudan etkilemekte dolayısıyla işleme verilecek fiyat teklifinde etkili olabilmektedir.
(257) Bir diğer iletişim İBB işlemine yönelik gerçekleşmektedir. BTMU çalışanı M. G. ile ING
çalışanı G. A. arasında geçen, M. G.’nin "belediye” işleminden bahsettiği Delil 27’de yer
alan e-posta yazışmaları, 20.08.2013 ile 04.09.2013 tarafların temasa geçtiğini
göstermektedir. Ayrıca BTMU çalışanı M. G. ile ING çalışanı G. A. arasındaki 15.01.2014
tarihli Delil 28’deki e-postalarda İBB projesinden bahsedilmiştir.
(258) İBB tarafından gönderilen cevap yazısında, talep edilen kredinin tutarı ve büyüklüğü ne
olursa olsun, davet edilen bankaların isimlerinin hiçbir şekilde diğer bankalar ile
paylaşılmadığı belirtilmektedir. Bankaların verdiği fiyat bilgileri de hiçbir şekilde diğer
bankalar ile paylaşılmamaktadır. Kredi teklifleri hakkında bankaların kendi aralarında işlem
hakkında bilgi alışverişinde bulunmaları İBB tarafından istenmeyen bir durum olarak ifade
edilmiştir. Bankaların birbirlerinin tekliflerinden haberdar olmamalarının kendileri için asıl
olan davranış olduğu ve bu yolla rekabetin sağlandığı belirtilmiştir.
17-39/636-276
70/136
(259) ING’nin savunmasında öncelikle, tespitte bahsi geçen "nexi fiyatlandırması" ifadesinin
Japon konsorsiyum fiyatlandırmasından ileri geldiği belirtilmektedir. Söz konusu
fiyatlandırmaya, teknik bedel niteliğindeki Japon teknolojisi fiyatı ile finansman maliyetinin
dâhil edildiği, bu noktada konsorsiyumu destekleyen bankaların birbirinden tamamen
bağımsız hareket ettiği ifade edilmektedir. İşlem kapsamında Japon firmanın ING değil
BTMU tarafından desteklendiği ve dolayısıyla işlem için öngörülen fiyatlar üzerinde ING’nin
ya da BTMU'nun birbirlerine yönelik herhangi bir tasarrufu olmadığı, verilen fiyatın da
birbirinden bağımsız olmasından hareketle söz konusu teşebbüslerin de tamamen
bağımsız hareket ettiği vurgulanmaktadır. Kendisine teklif sunulurken aynı zamanda
finansman ihtiyacının da karşılanmasını talep eden IBB'ye yönelik teklif süreçlerinin uzun
yıllar devam ettiğine ve söz konusu projenin hayata geçmediğine dikkat çekilmektedir. Söz
konusu işlemde kredi riskinin oldukça düşük olduğu, fiyatın işleme müdahil olan ülkenin
ECA (Export Credit Agent-ihracat kredi aracısı) kuruluşuna göre nispeten jenerik nitelikte
belirlendiği belirtilmektedir.
(260) Delil 28’de sunulan, taraflar arasında gerçekleştirilen iletişimden ING ve BTMU’nun IBB’nin
net olarak tespit edilemeyen bir işlemine ilişkin bankalarının katılımlarına dair geleceğe
yönelik bilgi paylaşımında bulundukları anlaşılmaktadır. Öncesinde de ifade edildiği üzere
kredi işlemine katılacak banka sayısı ve/veya hangi bankanın katılacağı bilgisi işlem
kapsamında bankalar arasındaki rekabet seviyesini doğrudan etkilemekte dolayısıyla
işleme verilecek fiyat teklifinde etkili olabilmektedir. Nitekim İBB’de davet edilen bankaların
isimlerinin hiçbir şekilde diğer bankalar ile paylaşılmadığını belirtmektedir.
(261) Taraflar arasındaki bir diğer iletişim GAMA TÜRKERLER işlemi kapsamında
gerçekleşmiştir. Delil 31’deki iletişimde TÜRKERLER - GAMA adlı bir işleme ilişkin olarak
25.12.2014 tarihinde ING çalışanı G. A.’nın BTMU çalışanı M.G.’ye anılan işlem konusunda
ING’de iştah olmadığını belirterek strateji paylaştığı anlaşılmaktadır.
(262) GAMA’dan gelen cevap yazısında anılan işlemlerin GAMA Holding A.Ş.'nin TÜRKERLER
İnşaat A.Ş. ile birlikte imzalamış oldukları İzmir Bayraklı ve Kocaeli Entegre Sağlık Tesisi
ihaleleri olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir. Projenin finansmanı için kredi sözleşmeleri
imzalanan bankalar her iki proje için de aynı ve yabancı menşeili olup Overseas Private
Investmenst Company (OPIC), Export Development of Canada (EDC), European Bank for
Reconstruction and Development (EBRD), ICBC Bank, Intesa Bank ve UniCredit Bank'tan
oluşmaktadır.
(263) Tespitteki yazışmalardan ING ve BTMU’nun GAMA ve TÜRKERLER’in yaklaşan kredi
işlemlerine ilişkin bankalarının katılımlarına dair geleceğe yönelik bilgi paylaşımında
bulundukları tespit edilmektedir.
(264) Yukarıda işlem özelinde yapılan değerlendirmelerde BTMU ve ING’nin bazı kredi işlemleri
ile ilgili olarak fiyat, miktar, vade ve kredi işlemine katılım gibi bilgilileri birbirleriyle
paylaştıkları görülmektedir. İlgili paylaşımlar birden fazla işlem kapsamında gerçekleşmiş,
bazen sadece fiyat ya da katılım bilgisi paylaşılırken bazen de bu bilgilerin hepsinin bir
arada paylaşılması söz konusu olmuştur.
(265) Daha önce de ifade edildiği üzere, ticari hayat içerisinde, rakip olsun veya olmasın birçok
teşebbüs doğrudan veya teşebbüs birlikleri, pazar araştırma şirketleri, piyasadaki
müşteriler ve dağıtıcılar, vs. yoluyla dolaylı olarak aralarında bilgi değişiminde bulunmakta
ve bir anlamda pazarı belirli ölçüde şeffaflaştırmaktadır. Genel olarak pazardaki tüm
paydaşlara (teşebbüsler ve müşteriler) yansıyan bu tip bir şeffaflaşmanın etkinlik artırıcı
olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, bilgi değişimleri özellikle rakipler arasında gizli
olarak gerçekleştirilmesi ve rekabet ortamını bozabilecek hassas bilgiler içermeleri halinde
rekabet hukuku tarafından yasaklanabilmektedir.
17-39/636-276
71/136
(266) Başta fiyat ve üretim miktarları olmak üzere, incelenen pazarın niteliklerine göre,
paylaşılmaları halinde pazarın temel rekabet parametrelerini şeffaflaştıran, teşebbüslerin
birbirilerinin hamlelerine ilişkin sahip oldukları belirsizlikleri ortadan kaldıran, maliyet, satış
verileri, kapasite kullanım oranları, stok durumları olmak üzere bunlara benzer niteliklere
sahip tüm bilgiler rekabet ortamı açısından üst düzeyde hassas bilgiler olarak kabul
edilmektedir.
(267) Fiyata ilişkin bilgi değişimleri amacı bakımından rekabeti kısıtlayıcı kabul edilmektedir.
Tarafların rakibinin fiyatına ilişkin bilgi sahibi olması pazarda rekabetin en önemli
parametresine ilişkin belirsizliği kaldırmaktadır. Amacı rekabeti kısıtlayıcı anlaşma / uyumlu
eylemlerin etkisinin değerlendirilmesine ise gerek görülmemektedir. Bu yaklaşım Kurul
tarafından Otomotiv Kararı’nda52, Danıştay tarafından ise Danıştay 13. Dairesinin
06.04.2017 tarih ve E.: 2011/3564, K.: 2017/947 sayılı ve 28.02.2017 tarih, E.: 2013/317,
K.: 2017/471 sayılı ve 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/4615, K.: 2017/960 sayılı kararlarında
kabul görmektedir. Kılavuz’da da geleceğe yönelik planlara ilişkin bir bilgi değişiminin amaç
yönünden rekabeti kısıtlama ihtimali, mevcut verilerin değişimine kıyasla daha fazla
görülmekte, rakiplerin, gelecekte uygulamayı planladıkları fiyat, üretim ya da satış miktarı
gibi rekabete duyarlı bilgileri aralarında değişmesinin, genellikle fiyat ya da miktar tespiti
amacı taşıdığı belirtilerek, bu tür bilgi değişimlerinin 5. maddede sayılan muafiyet
koşullarını taşıma ihtimalinin çok düşük olduğu değerlendirilmektedir.
(268) Dosya kapsamındaki ilgili pazarın özellikleri de dikkate alındığında fiyat bilgisi dışında kalan
miktar, vade ve katılım bilgileri de pazarda faaliyet gösteren teşebbüsler arasındaki rekabet
açısından fiyat gibi önemli parametrelerdir. Aynı zamanda kredi kullanan teşebbüslerin
hangi teşebbüsten krediyi kullanacağı konusunda da belirleyici olabilecek niteliktedir. Bu
bilgilerin teşebbüsler arasında özellikle de bir arada paylaşımı piyasayı şeffaflaştırmakta
ve rekabeti kısıtlayıcı bir nitelik sergilemektedir.
(269) Yapılan değerlendirme neticesinde BTMU ve ING arasında, fiyat, miktar, vade ve/veya ilgili
kredi işlemine katılımlarına ilişkin bilgilerin paylaşımına yönelik gerçekleşen bilgi
değişiminin rekabeti kısıtlama amacı taşıyan bir uyumlu eylem/anlaşma teşkil ettiği
sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla BTMU ve ING tarafından 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesinin ihlal edildiği tespit edilmektedir. Daha önce de ifade edildiği üzere, rakip
konumundaki teşebbüslerin geleceğe yönelik fiyatlamalarına ilişkin bilgi değişimlerinin bir
etkinlik yaratması mümkün görünmemektedir. Bunun yanı sıra rekabeti kısıtlayıcı nitelikte
bulunan diğer bilgi paylaşımları bakımından da 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (a)
bendi kapsamında değerlendirilebilecek bir etkinlik kazanımı söz konusu değildir.
Dolayısıyla taraflar arasındaki anlaşma/uyumlu eylemin 4054 sayılı Kanun’un 5. maddesi
kapsamında bireysel muafiyet alması da söz konusu değildir.
(270) Dosya kapsamındaki diğer delillerde yer alan iletişimler dolayısıyla herhangi bir ihlal tespit
edilmemiş olup ilgili deliller tarafların savunmaları ile birlikte aşağıdaki bölümde
değerlendirilmektedir.
H.6.5. Teşebbüslerin Savunmalarının Değerlendirilmesi
(271) Bu bölümde hem ihlal tespiti yapılan hem de ihlal tespiti yapılmayan teşebbüslerin
savunmalarına yer verilmektedir.
H.6.5.1.Teşebbüslerin Usule İlişkin Savunmaları
(272) Öncelikle ihlal tespiti yapılan teşebbüslerin (ING ve RBS) ardından ihlal tespiti yapılmayan
(BOFA, CİTİ, JP ve SMBC) teşebbüslerin usule yönelik savunmaları aşağıda teşebbüs
bazında değerlendirilmektedir.
52 Kurul’un 18.04.2011 tarihli ve 11-24/464-139 sayılı kararı.
17-39/636-276
72/136
H.6.5.1.1. ING Tarafından Yapılan Savunmalar
Soruşturma Raporunda, Soruşturma Bildiriminde Yer Almayan ve Savunma İmkanı
Bulunmayan Tespitlere Yer Verildiği İddiası
(273) ING tarafından yapılan savunmada Soruşturma Raporunda, Soruşturma Bildiriminde yer
almayan tespitlere yer verildiği belirtilmiş ve Soruşturma Bildiriminde yer almayan tespitlere
ilişkin olarak savunma yapılamadığı ifade edilmiştir. Soruşturma Bildiriminde tercümesine
yer verilen tespitlerin orijinallerine Soruşturma Raporunda yer verildiği belirtilmekle birlikte
metinlerin orijinallerine yönelik savunma hakkının kısıtlandığı iddia edilmektedir. Benzer
şekilde, ticari sır gerekçesi ile büyük ölçüde kapatılan tespitlerin açık haline Soruşturma
Raporunda yer verildiği belirtilmekle birlikte birinci yazılı savunmada etkili ve tam bir
savunma yapılamadığı iddia edilmektedir. Rekabet kanunu uyarınca hakkında soruşturma
yürütülen tarafın sunması öngörülen savunmaların birbirinin ikamesi olmadığı
vurgulanmaktadır. Bundan başka, Soruşturma Raporunda yer verilen ve halihazırda
toplanmış olan birtakım bilgi ve belgelerin kendilerine tebliğ edilmediği öne sürülmüştür.
(274) 4054 sayılı Kanun’da soruşturmanın başlamasıyla birlikte öngörülen, taraflara Soruşturma
Bildirimi yapılması ve birinci yazılı savunmalarının alınması, taraflara ek bir görüş sunma
imkanı vermesi dolayısıyla olumlu değerlendirilebilecek bir usuldür. Bu usul ile
karşılaşılmamasının nedeni soruşturma aşamasının da esasen önaraştırma dönemi gibi bir
araştırma süreci olması ve bu nedenle dünya uygulamalarında henüz araştırma
aşamasında olan somut iddialara sahip olmayan bir dosya ile ilgili savunma alınmasının
olağan olmamasıdır.
(275) Savunmada da isabetle belirtildiği üzere, Soruşturma Bildiriminde ticari sır gerekçesi ile
kapatılan ve/veya orijinalleri sunulmayan tespitler Soruşturma Raporu ile birlikte
soruşturmaya taraf teşebbüslerle paylaşılmıştır. Belgelerin teşebbüslere ilişkin ihlal
iddialarını desteklemek üzere kullanılmalarını takiben ve artık Soruşturma Raporu
hazırlanmış olduğundan, daha açık hallerini sunmak mümkün olmuştur.
(276) Son olarak, teşebbüslerin, kendileri ile ilgili 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiğine yönelik bir
iddia olması durumunda bu durum kendisine Soruşturma Raporu ile bildirilmekte ve
teşebbüsün bu aşamadan itibaren ikisi yazılı biri sözlü olmak üzere üç savunma hakkı
bulunmaktadır. Söz konusu savunmalar birbirinin ikamesi olmasa da aynı sürecin
tamamlayıcı parçalarıdır. Bu açıklamalar 4054 sayılı Kanun’un 44. maddesinde yer alan
“Kurul, tarafları bilgilendirmediği ve savunma hakkı vermediği konuları kararlarına dayanak
yapamaz” yönündeki hüküm ile birlikte değerlendirildiğinde savunma hakkının kısıtlandığı
iddiasının yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Soruşturma Bildiriminde ve Soruşturma Raporunda Yer Verilen Tespit ile ING’de Yapılan
Yerinde İncelemede Alınan Yazışmalar Arasında Uyumsuzlukların Bulunduğu İddiası
(277) ING savunmasında ayrıca Soruşturma Bildiriminde ve Soruşturma Raporunda yer verilen
tespitler ile ING’de yapılan yerinde incelemede alınan yazışmalar arasında uyumsuzluklar
bulunduğunu iddia etmiştir. Bu kapsamda belirtilen husus Delil 29 ve 39 kapsamındaki
yazışmaların devamı niteliğindeki bir bölüme Soruşturma Bildiriminde yer verilmemesine
rağmen Soruşturma Raporunda yer verilmiş olmasıdır. Ayrıca yazışmanın ING’den alınan
versiyondan farklı olduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda işaret edilen son husus Soruşturma
Raporunda “SMBC” olarak kısaltılan banka unvanının, Soruşturma Raporunun ekinde
sunulan yazışmada “Socgen” olarak yer almasıdır.
17-39/636-276
73/136
(278) Öncelikle belirtilmelidir ki Delil 29 ve 39, BTMU ve ING’den aynı konuya yönelik olarak
alınan yazışmalar bir arada değerlendirilerek hazırlanmış olup alınan kısımlar esas
dokümanlardaki yerlerine birebir referans verilerek taraf ile paylaşılmıştır. Yazışmaların
orijinallerinin ekli olarak gönderilmesinin amacı tam da bu şekilde oluşan karışıklıkların
önlenmesi ve taraflara kendileri hakkında düzenlenen belgeler bakımından etkin savunma
yapma imkanının tanınmasıdır. Delil 13 kapsamında öne sürülen “Socgen” ve “SMBC”
ifadelerinin farklı olması ise sehven yapılmış bir hata olup Soruşturma Raporunun ekinde
ilgili yazışmanın gönderilmiş olması karşısında herhangi bir karışıklığın bulunmadığı
kanaatine varılmıştır.
Soruşturma Raporunda Müşterilerden Alındığı Belirtilen Bilgilerin Çoğuna Yer Verilmediği
İddiası
(279) ING savunmasında ayrıca Soruşturma Raporunda müşterilerden alındığı belirtilen bilgilerin
çoğunluğuna yer verilmediğine zira 28 müşteriden bilgi alınmasına rağmen ING ile altı
teşebbüsün verdiği cevabın paylaşıldığına dikkat çekmiştir. Soruşturma Raporunda buna
yönelik bir açıklama getirilmediği, söz konusu cevapların ING ile paylaşılmasının
soruşturma kapsamında incelenen kredilerin tüm aktörleri tarafından nasıl ele alındığının
ortaya konulması ve bu doğrultuda kuruma bilgi sağlanması bakımından önemli olduğu
belirtilmektedir. Soruşturma Raporunda yer verilmeyen 22 müşterinin yorumunun yalnızca
ING’den gizlenmediği, 4054 sayılı Kanun’un 45. maddesi uyarınca Soruşturma Raporunun
ilgili tarafların yanı sıra Kurul’a da tebliğ olunduğu ve bağlayıcı olmamakla birlikte Kurul
tarafından yapılacak değerlendirme için yol gösterici olduğu ifade edilmiş ve bu bilgilerin
süreci etkileyecek şekilde eksik sunulduğu iddia edilmiştir.
(280) Soruşturma Raporunda soruşturma evreleri, yapılan incelemeler ve görüşlerine başvurulan
teşebbüsler de genel hatlarıyla sunulduktan sonra ING’ye yönelik olarak ihlal isnadı yapılan
işlemler, işlemin geçtiği bağlamın anlaşılabilmesini teminen işlemde yer alan diğer
yazışmalar ve bu yazışmaların ait olduğu diğer teşebbüslerin savunmalarını içerecek
şekilde sunulmuş; işlemin müşterisi konumundaki teşebbüslerin de açıklamalarına yer
verilmiştir. ING’nin dahil olmadığı ve/veya ING’ye ihlal isnadı yapılmayan ve dolayısıyla
ING’nin savunmasına esas bir unsur teşkil etmeyen söz konusu yazışmalar ING’ye
gönderilmemiştir. Söz konusu yazışmaların faaliyet stratejisi, fiyatlandırma politikaları,
pazarlama taktikleri ve masraflar gibi ticari sırlar içermesi, ihlalin ispatlanması bakımından
zorunlu olmaması ve savunma hakkı ile ilişkilendirilememesi dolayısıyla kendileriyle
paylaşılmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla savunma hakkının kısıtlandığı iddiasının da
kabul edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Soruşturma Raporunda Yer Verilen Tespitlerden Bazılarının Eksik Olduğu İddiası
(281) Savunmada, Soruşturma Raporunda yer verilen tespitlerin bazılarının “(…)” konmak
suretiyle kısaltılmış olmasının tespitleri eksik bıraktığı iddia edilmektedir. Bu durumun ING
lehine kullanılabilecek delillerden ING’nin mahrum bırakıldığını gösterdiği, ING’nin
savunmasını inşa ederken kullanabileceği delillere erişmesinin mümkün olmadığı
açıklanmıştır. Bu kapsamda Delil 8 örnek olarak sunulmuştur.
17-39/636-276
74/136
(282) Soruşturma Raporunda, gerek pişmanlık başvurusu kapsamında elde edilen iletişimlere,
gerekse soruşturma tarafı teşebbüslerden elde edilen yazışmalara ilgili olduğu ölçüde yer
verilmiş ve soruşturmanın konusu dışında kalan ve dolayısıyla tarafları doğrudan
ilgilendirmeyen (kişisel diyaloglar gibi) ve uygunsuz kabul edilebilecek bazı içerikler (argo)
“(…)” ibaresine yer verilerek kullanılmamıştır. Bu durum genel itibarıyla başvurulan bir
yöntem olup ilgili metnin konuya odaklı kalmasını sağlayan bir gerekliliktir. Kaldı ki taraflara
yazışmaların orijinal versiyonlarının gönderilmesi ve/veya Kurum merkezinde bunlara
erişim sağlanması tereddüt yaratabilecek bu tip durumları önlemek içindir. Tarafların ilgili
yazışmalardan yola çıkarak kendileri ile ilgili değerlendirmelerde dikkate alınmasını talep
ettikleri durumlar bakımından ikinci ve üçüncü yazılı savunma hakları ile sözlü savunma
haklarının bulunduğu açıktır. Bahse konu iddiada da ING tarafından (…) ibaresi ile kısaltma
yapıldığı belirtilmekle birlikte, kullanılmayan kısmın kendileri için neden önemli olduğuna
veya bu bölümün alınmamasının nasıl kendileri aleyhine tercihte bulunduğunu gösterdiğine
dair bir iddia yoktur. Bu yönde bir iddianın olmaması ise yer verilmeyen diyalogların niteliği
gereği doğaldır zira (…) ibaresi ile atlanan kısım iki banka çalışanı arasında tatillerine
yönelik bir yazışmadır. Kaldı ki Delil 8, ING’nin kendisinden alınan bir belgeye
dayanmaktadır ve belgenin bir sureti yapılan yerinde inceleme esnasında kendilerine
bırakılmıştır. Bu nedenle Delil 8’in kendilerine tebliğ edilmeyen bir kısmı olduğu yönündeki
iddia da kabul edilmemiştir.
Dosyaya Giriş Hakkının Gereğince Kullanılmasının Mümkün Olmadığı İddiası
(283) Yapılan savunmalarda dosyaya giriş hakkının gereğince kullanılmasının mümkün
olmadığı, zira yapılan incelemelerde not tutulmasına izin verilmediği ifade edilmiştir. İlgili
tarafların her türlü evraka ve delile erişebilmesinin esas olduğu, bunun tek istisnasının ticari
sır olduğu ifade edilirken ticari sırların korunması menfaati ile savunma hakkı arasındaki
dengenin hukuki güvenliği sarsacak şekilde bozulmamasının önemine de vurgu yapılmıştır.
Mevcut delillerin ve müşterilerden alınan bilgilerin karartılmış olmasının savunma hakkını
kısıtladığı iddia edilmektedir.
(284) 2010/3 sayılı Tebliğ ile soruşturma dosyası kapsamında bazı bilgi ve belgelere (pişmanlık
başvurusu, bilgisine başvurulan üçüncü taraflardan gelen belgeler) ilişkin erişimde diğer
belgelere göre bu belgelerin taraflara kopyalarının gönderilmesi yerine Kurum bünyesinde
erişime açılması şeklinde farklı bir usul getirilmiştir. Bu kapsamda dosyaya giriş talebine
dair Kurul’un 01.06.2017 tarih ve 17-18/272-116 sayılı kararı uyarınca teşebbüsün dosyaya
giriş başvurusunda yukarıda belirtilen tür belgelere erişim talep edildiğinden bu belgelere
erişim Kurum bünyesinde sağlanmıştır. 2010/3 sayılı Tebliğ ile getirilen farklı bir usulün
gereği olarak bu belgelere erişimde herhangi bir mekanik ve elektronik kopya alınmaması
sağlanmıştır. Her ne kadar 2010/3 sayılı Tebliğ’de, mehaz AB mevzuatındaki
düzenlemeden farklı olarak, belgelerin kopyalarının alınmaması yönünde açık bir
düzenleme olmasa da, bu uygulamanın diğer belgelerden farklı bir şekilde Kurum
merkezinde inceleme usulü getiren düzenlemenin doğal bir sonucu olduğu
değerlendirilmektedir. Teşebbüslere mekanik veya elektronik olarak belgeleri veya belgeler
içerisindeki bilgileri kopyalama imkanı verilmesi halinde esasen bu belgelerin kopyalarının
teşebbüse gönderilmeyerek Kurum merkezinde erişime açılmasının bir anlamı
kalmayacaktır. Kurul da teşebbüsün talebini değerlendirdiği kararında açıklanan yönde bir
irade ortaya koyarak belgelerin herhangi bir şekilde mekanik veya elektronik kopyalarının
alınmadan incelenmesi yönünde karar vermiştir.
17-39/636-276
75/136
Ticari Sırlar Nedeniyle Kapatılan Yazışmaların Savunma Hakkını İmkânsız Hale Getirdiği
Savunması
(285) Savunmada yer alan hususlardan bir diğeri, Soruşturma Raporunda yer alan tespitlerden
bir kısmının ve müşterilerden elde edilen bilgi ve belgelerin önemli bir bölümünün
karartılmış olması nedeniyle, ING hakkında yürütülmekte olan soruşturmaya temel teşkil
eden dokümanların yeterince anlaşılamadığı ve bu sebeple savunma hakkının
kullanılamadığıdır. Soruşturma Bildiriminde yer alan karartılmış tespitlere yönelik
savunmaları takiben Soruşturma Raporunda bu tespitlerin bir kısmının açık hale getirildiği
belirtilmekle birlikte, Delil 10, 14 ve 17’nin savunma hakkını kısıtlayacak şekilde karartılmış
olduğu iddia edilmektedir.
(286) Savunmada isabetle belirtildiği üzere, Soruşturma Bildiriminde yer verilen ticari sırları
kapatılmış tespitler, Soruşturma Raporunda ING ile yeniden paylaşılmıştır. Bununla birlikte
Delil 17, ING’ye ihlal isnadı yapılan işlemler kapsamında diğer bankalar arasındaki
yazışmalar olup ING ile ilgili işlemlerin çerçevesinin tam olarak anlaşılabilmesi için
paylaşılmıştır. Aynı amaçla, ilgili bankaların konuya yönelik savunmalarına da yer verilerek
bütünlük sağlanmıştır. Kaldı ki, Delil 10 kapsamındaki iddianın sehven yöneltmiş olduğu,
zira ilgili tespitin kapatılmamış olduğu açıktır. Müşterilerin cevaplarının kapatılmış olması
iddiası bakımından belirtilmelidir ki, müşteriler tarafından sağlanan bilgiler 2010/3 sayılı
Tebliğ’in 7.maddesi kapsamında iç yazışma olarak kabul edilmektedir. Zira ilgili
düzenlemede “özel sektör gerçek ve tüzel kişileri gibi bilgisine başvurulanlarla yaptığı
yazışmalar”ın da iç yazışma kabul edileceği düzenlenmektedir. Bu kapsamda ilgili
metinlerin sadece ihlal isnadı yapılan işlemler kapsamında ve yazışma sahiplerinin ticari
sırlarının muhafaza edilerek paylaşılmasının aynı Tebliğ’in 15. maddesi ile uyumlu olduğu
ve ilgili kısımlarının gerek Soruşturma Raporunda yer verilerek gerekse Kurum merkezinde
erişime açılarak ING vekillerine sunulmuş olması karşısında savunma hakkının kısıtlandığı
iddiasının kabul edilmesi mümkün değildir.
Önaraştırma Raporunun Tebliğ Edilmemiş Olması
(287) Soruşturma Bildirimi kapsamında teşebbüse yönelik iddiaların dayanağını teşkil eden
değerlendirmeler hakkında ilave bilgilendirme yapılmadığı, soruşturma açılmasında
kullanılan her bir verinin soruşturma açılan teşebbüslerce de değerlendirilmesi gerektiği,
soruşturma açılmasına delil teşkil eden Önaraştırma Raporunun tebliğ edilmemesinin bu
raporda yer alan tespitlere karşı savunma hakkının kısıtlanmasına neden olduğu ve sağlıklı
bir savunma yapılabilmesi için hakkında iddialar bulunan tarafın bu iddialara temel olan
somut olay ve eylemlerin ne olduğunu bilmesinin gerektiği ifade edilmektedir.
17-39/636-276
76/136
(288) Söz konusu savunmayı değerlendirmek için ilk olarak 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı
Kanunu’nun (4982 sayılı Kanun) ilgili hükümlerine değinilecektir. 4982 sayılı Kanun’un
“Bilgi verme yükümlülüğü” başlıklı 5. maddesinde “Kurum ve kuruluşlar, bu Kanunda yer
alan istisnalar dışındaki her türlü bilgi veya belgeyi başvuranların yararlanmasına sunmak
ve bilgi edinme başvurularını etkin, süratli ve doğru sonuçlandırmak üzere, gerekli idarî ve
teknik tedbirleri almakla yükümlüdürler.” denilmektedir. Bununla birlikte “İdarî soruşturmaya
ilişkin bilgi veya belgeler” başlıklı 19. maddesinde ise aşağıdaki hüküm yer almaktadır:
“Kurum ve kuruluşların yetkili birimlerince yürütülen idarî soruşturmalarla ilgili olup,
açıklanması veya zamanından önce açıklanması hâlinde;
a) Kişilerin özel hayatına açıkça haksız müdahale sonucunu doğuracak,
b) Kişilerin veya soruşturmayı yürüten görevlilerin hayatını ya da güvenliğini
tehlikeye sokacak,
c) Soruşturmanın güvenliğini tehlikeye düşürecek,
d) Gizli kalması gereken bilgi kaynağının açığa çıkmasına neden olacak veya
soruşturma ile ilgili benzeri bilgi ve bilgi kaynaklarının temin edilmesini güçleştirecek,
Bilgi veya belgeler, bu Kanun kapsamı dışındadır.”
(289) 4982 sayılı Kanun’un 5. maddesinin, aynı Kanun’un 19. maddesi ile birlikte
değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Diğer taraftan, 2010/3 sayılı Tebliğin 6.maddesinde;
"Taraflar, dosyaya giriş hakkı kapsamında, Kurum içi yazışmalar ve başka teşebbüs,
teşebbüs birliği ve kişilere ilişkin ticari sır ve diğer gizli bilgileri içerenler hariç olmak üzere,
Kurum bünyesinde kendileri ile ilgili düzenlenmiş her türlü evraka ve elde edilmiş olan her
türlü delile erişebilir." düzenlemesi yer almıştır.
(290) Gerek 4982 sayılı Kanun’un 19. maddesi, gerekse 2010/3 sayılı Tebliğ, tarafların kendileri
hakkında düzenlenen belgelere erişimini mümkün kılarken bunun istisnalarını da
düzenlemiş bulunmaktadır. Teşebbüslerin soruşturma kapsamında kendileri ile ilgili
düzenlenmiş bilgi ve belgeleri isteme hakları bulunmakla birlikte, bu bilgi ve belgelere
erişimin de yine mevzuat hükümlerinin izin verdiği ölçüde gerçekleştirilmesi esastır. Nitekim
Çimsa Çimento Sanayî ve Ticaret A.Ş.’nin kendileri hakkında değerlendirmeye alınmış
olma ihtimali olan tüm bilgi ve belgeler ile önaraştırma raporunun kendilerine gönderilmesi
talebinin Kurum tarafından reddedilmesi ve Bilgi Edinme Değerlendirme Kuruluna konu ile
ilgili yapılan itiraz başvurusunun da reddedilmesi üzerine açılan dava üzerine alınan Ankara
16. İdare Mahkemesinin E:2012/313 ve K:2012/1701 sayılı kararında53 şu ifadeler yer
almaktadır:
“Bunun yanında davacı tarafından önsoruşturma raporunun da tarafına verilmesi
istenilmekte ise de, önsoruşturma raporu kişi ve kuruluşlar hakkında soruşturma
açılıp açılmayacağına yönelik bir ön araştırma niteliğinde olup, bu haliyle davacı
hakkında hukuki anlamda bir sonuç doğurmamaktadır. Bu rapor sadece davacı
hakkında soruşturma açılıp açılmamasına etki etmekte olup, yukarıda metni yazılı
4054 sayılı Kanunun 45/1. maddesine göre asıl hazırlanacak soruşturma raporu
zaten davacıya tebliğ edilecektir. Yine yukarıda metni yazılı 4982 sayılı Yasanın 19/c
maddesine göre önsoruşturma raporunun davacıya verilmesinin soruşturmanın
güvenliğine tehlikeye düşürüp düşürmeyeceğinin değerlendirilmesi hususunda
idarelerin takdir hakkı olup, Mahkememizin idareleri bu takdir hakkı konusunda
sınırlandıramayacağı açıktır. Bu açıdan anılan ön soruşturma raporunun davacıya
verilmemesinin de yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.”
53 Benzer yönde Ankara 13. İdare Mahkemesinin E.: 2012/618 ve K.: 2012/2836 sayılı kararı.
17-39/636-276
77/136
(291) Ankara 2. İdare Mahkemesinin E:2013/583, K:2013/1736 sayılı kararında ise “Ayrıca
Ankara 11. İdare Mahkemesinin 26.04.2012 günlü, E:2011/1735, K:2012/590 sayılı
kararıyla ön araştırma raporunun bilgi edinme başvurusu kapsamında verilmesi gerektiği
yolunda karar verilmiş ise de, bilgi edinme kapsamında verilmesi gereken belgelerin
soruşturma aşamasında verilmesi yolunda yasal bir zorunluluk bulunmaması nedeniyle
anılan husus işlemi sakatlar nitelikte değildir.” ifadeleri yer almaktadır.54
(292) Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ve mahkeme kararları çerçevesinde tarafın
önaraştırma raporunun tebliğ edilmediği ve savunma hakkının kısıtlandığı iddiaları geçerli
bulunmamıştır.
(293) Kaldı ki Kurul 01.06.2017 tarih ve 17-18/272-116 sayılı kararıyla, 2010/3 sayılı Tebliğ
hükümleri uyarınca Kurum içi yazışma niteliği taşıyan ve teşebbüse yönelik herhangi bir
ihlal iddiası içermeyen Önaraştırma Raporunun teşebbüs ile paylaşılamayacağı kararını
vermiştir.
Dosyada Meşru ve Hukuka Uygun Elde Edilmemiş Olan Tespitlerin Kullanılmadığı, Bu
Kapsamda Telefon Görüşmelerine Yer Verildiği İddiası
(294) Savunmada belirtilen bir diğer husus, dosya kapsamında ING hakkında ileri sürülen
iddiaların desteklenmesi amacıyla yer verilen 23 tespitin beş adedinin telefon görüşmeleri
olduğu ve bu görüşmelerin kayda alınması ve mevcut soruşturmaya temel teşkil edecek
şekilde dosyada yer almasında hukuka uygunluk bulunmadığıdır. Hukuka aykırı elde
edilmiş delillerle soruşturma ve kovuşturma yürütülmemesinin, bu tür bir delilin karara esas
teşkil etmemesinin ve hakimin bu deliller doğrultusuna vicdani kanaat dahi
oluşturmamasının hem Ceza Hukuku hem de Anayasa ile teminat altına alınmış bir ilke
olduğu vurgulanmaktadır. Soruşturmaya konu olayda, herhangi bir hakim veya cumhuriyet
savcısı kararı olmaksızın kayıt altına alınan telefon görüşmelerinin hukuka aykırı yollardan
elde edilen deliller olduğu ve bu açıdan "zehirli ağacın meyvesi" teorisi kapsamında
değerlendirilmesi gerektiği belirtilen diğer hususlar arasındadır.
(295) Nitekim dosyada, söz konusu telefon görüşmelerinin kayıt altına alınmasını meşru kılacak
bir hakim veya cumhuriyet savcısı kararına atıfta bulunulmadığı, bu yönde bir kayda ilişkin
ING tarafından da onay verilmesinin söz konusu olmadığı belirtilmektedir. Dosyada söz
konusu hususa ilişkin olarak görüşmeyi gerçekleştiren kişilerin banka çalışanları olduğu ve
sektörde telefon görüşmelerinin kaydedilmesine yönelik uygulamaların genel geçer bir
uygulama olduğu belirtilse de dosyada yer verilen tespitlere konu telefon görüşmelerinin
banka çalışanlarının masa telefonlarından yapıldığının anlaşıldığı açıklanmaktadır. ING
Genel Müdürlüğü'nde yapılan aramaların kayda alınmasına yönelik bir uygulamanın
bulunmadığı; Genel Müdürlüğe arama yapıldığında söz konusu telefon görüşmelerinin
kayda alınacağı yönünde bir uyarı yapılmadığı belirtilmektedir. Bu nedenle, banka
çalışanları ile yapılan görüşmelerin kayda alınmasına yönelik uygulamanın iddia edildiğinin
aksine genel geçer bir uygulama olmadığı belirtilmiştir. Görüşmelerin bu varsayımla kayda
alınmasının hukuken geçerli bir rızaya dayandığını söylemenin mümkün olmadığı ifade
edilerek Kurum merkezinde yapılan inceleme kapsamında da ilgili telefon kayıtlarının
dökümlerinde böyle bir uyarının yer almadığına dikkat çekilmiştir.
54 Benzer yönde Ankara 4. İdare Mahkemesinin 22.04.2015 tarihli E.: 2014/1187, K.: 2015/593 sayılı kararı.
17-39/636-276
78/136
(296) Bilindiği üzere, 4054 sayılı Kanun'un 40. ve 44. maddeleri uyarınca rekabet hukukunda
re’sen araştırma ve re’sen harekete geçme ilkeleri geçerlidir. Söz konusu prensiplere ek
olarak, Kurul adına hareket eden yetkili personelin mezkûr Kanun'un 14. ve 15.
maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak suretiyle her türlü evrak ve bilgiyi talep
edebileceği, benzer şekilde ihlal iddiasına muhatap olan teşebbüslerin de "kararı
etkileyebilecek her türlü bilgi ve delili" Kurul'a sunma imkânına sahip olduğu öngörülmüştür.
Bu çerçevede Kurumun uyguladığı usul bakımından serbest delil sisteminin geçerli olduğu
görülmektedir.
(297) Taraflarca öne sürülen ve her ne kadar banka ile çalışanı arasında yapılan sözleşme
uyarınca banka çalışanının yapacağı aramaların kayıt altında olduğunun farkında olduğu
ve fakat bağımsız üçüncü kişilerin onayının aranmadığı hususuna yönelik olarak
belirtilmelidir ki; görüşmeyi gerçekleştiren kişiler banka çalışanlarıdır ve sektörde bu tür
uygulamaların genel geçer bir uygulama olduğu bilinmektedir.
(298) Nitekim pişmanlık başvurusunda bulunan teşebbüs tarafından yapılan açıklamada, şirket
içi insan kaynakları politikaları uyarınca, çalışanın telefon görüşmelerinin kaydedilmesine
dair onay mektubu ile şirket içi telefon ve e-postaları üzerinden yapacağı iş ile ilgili
görüşmelerin kaydedileceği, dinleneceği ve denetleneceğine dair muvafakatnamenin, işe
giriş sürecinde alındığı ifade edilmiştir. Böylelikle, teşebbüs çalışanları telefonlarının ve e-
postalarının takip edilmesine muvafakat vermektedir.
(299) Buna ek olarak teşebbüsün yerel ve küresel gereklilikleri nedeniyle, teşebbüs şirket dışı bir
hattan arandığında, arayan kişi aradığı çalışana bağlanmadan önce, otomatik olarak
Türkçe ve İngilizce olarak çift dilde telefonlarının kaydedilebileceği uyarısını almaktadır.
Böylelikle teşebbüsü dışarıdan arayan kişiler de telefonlarının kaydedilebileceğinden
haberdar olmaktadır.
(300) Bu kapsamda, özellikle taraflar arasında birden çok aramanın söz konusu olması halinde,
arama karşı tarafça başlatılmış olsa dahi muhatabın kendi aramalarının kayıt altına
alındığını bildiği bir durumda kendisine yapılan aramaların da kayıt altına alınacağını
bilmesinin makul olduğu açıktır.
(301) Son olarak tekrarlamak gerekir ki bankacılık sektöründe, görüşmelerin kayıt altına alınması
ve yazılı iletişimlerin uyum programları çerçevesinde taramaya tabi tutulması yaygın
uygulamalardır. İncelenen iletişimlerde temas kuran tarafların üst düzey ve tecrübeli
bankacılık sektörü çalışanları olduğu, yukarıdaki açık bilgilendirme prosedürleri ile birlikte
değerlendirildiğinde tarafların telefon görüşmelerinin ve diğer iletişimlerinin
kaydedilebileceğinden haberdar oldukları kanaati oluşmuştur. Bu nedenle iletişimlerin rıza
unsurunun var olduğu kabul edilerek delil olarak kullanılmasında hukuken bir engel
olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
(302) Dosya kapsamındaki beş telefon görüşmesinin dört tanesi ING ve BTMU çalışanları
arasında gerçekleşmiş olup aramalar ING çalışanı tarafından başlatılmıştır. BTMU
tarafından verilen bilgilere göre BTMU Türkiye, telefon görüşmelerini ön bir bildirim yaparak
kayıt altına almaktadır. BTMU Türkiye, şirket dışı bir hattan arandığında, arayan kişi aradığı
BTMU Türkiye çalışanına bağlanmadan önce, otomatik olarak Türkçe ve İngilizce olarak
çift dilde yapılan aşağıdaki anonsu duymaktadır:
“Bank of Tokyo- Mitsubishi UFJ Türkiye'ye hoşgeldiniz. Görüşmelerimiz kalite
yönetimi amacıyla kaydedilebilmektedir."
"Welcome to Bank of Tokyo- Mitsubishi UFJ Turkey. Your call may be recorded for
quality management purposes."
17-39/636-276
79/136
(303) Bu kapsamda savunmada da isabetle belirtildiği üzere G. A. yapmış olduğu dört arama
bakımından da görüşmelerinin kayıt altına alındığının farkındadır ve bir ING çalışanı
tarafından, konuşmaların kayda alındığına yönelik uyarı veren bir bankanın çalışanı
arandığında, yapılmakta olan görüşmelerin kayda alındığının ING çalışanı tarafından
bilindiği ve çalışanın konuşmaya devam etmesi halinde söz konusu kayda onay verdiği
hususunda tartışma yoktur.
BDDK Düzenlemelerinin Varlığı Karşısında Kurumun Yetkisine Yönelik Savunmalar
(304) 2005 yılında kabul edilen özel nitelikli Bankacılık Kanunu’nun 1994 tarihinde kabul edilen
genel nitelikteki 4054 sayılı Kanun’a kıyasla evleviyetle dikkate alınması gerektiği,
bankacılık kurallarının rekabet kuralları ile öngörülenden farklı olarak, ekonomik istikrar
açısından da son derece riskli olan ters seçim ve ahlaki risk problemlerini gidermeyi
amaçlayan bir mekanizma öngördüğü belirtilmekte ve “Sırların Saklanması” başlıklı 73.
madde uyarınca da bankaların ve finansal kuruluşların, "kendi aralarında doğrudan
doğruya ya da risk merkezi veya en az beş banka ya da finansal kuruluş tarafından
kurulacak şirketler vasıtasıyla yapacakları her türlü bilgi ve belge alışverişinin" sır saklama
yükümlülüğü dışında olduğu vurgulanmaktadır. 4054 sayılı Kanun kapsamında iki halde
bilgi değişiminin rekabete aykırı kabul edildiği ve bu hallerin;
- bilgi değişiminin rekabete aykırı bir anlaşmanın kurulmasını kolaylaştırmak amacıyla
kullanılması
- bilgi değişimi yoluyla piyasadaki belirsizliğin ortadan kaldırılması, teşebbüsler arası
gizli anlaşmaların kolaylaştırılması ve maliyet bazlı fiyatlandırmanın engellenmesi
olduğu, 73. madde ile öngörülen bilgi değişiminin piyasadaki belirsizliğin bertaraf edilmesi
ile ilgili olduğu belirtilerek bu konudaki değerlendirmelerin sektöre özgü düzenlemeler
kapsamında yapılması gerekliliğine işaret edilmektedir.
(305) Öncelikle belirtilmelidir ki, bilgi değişimlerinin iki halde rekabete aykırı kabul edildiği
yönündeki tartışma dayanaksız bulunmuştur zira rekabeti kısıtlama amacına sahip olduğu
tespit edilen tüm bilgi değişimleri 4. madde kapsamında kabul edilmektedir. Dolayısıyla
savunmada yer verildiği üzere bilgi değişimlerinin sadece rekabete aykırı bir anlaşmanın
kurulmasını veya piyasadaki belirsizliğin ortadan kaldırılmasıyla kısıtlamak mümkün
değildir; bilgi değişiminin bizatihi kendisi bir anlaşma / uyumlu eylem teşkil edebilmekte ve
rekabetçi parametrelere ilişkin iletişimler içermesi halinde 4054 sayılı Kanun’a aykırı kabul
edilmektedir.
(306) BDDK’nın bankacılık ve finans sektörünün düzenleyici otoritesi olduğu şüphesizdir. Ancak
bu düzenleme yetkisi Kurumun yetkisine giren işlemler açısından Kurul’un inceleme
gerçekleştirmesine engel teşkil etmemektedir. Bankacılık Kanunu’nda yer verilen ve bilgi
değişiminin belli şartlar altında sır saklama yükümlülüğü kapsamına girmeyeceğine ilişkin
düzenleme ise bankalar arasında gerçekleşebilecek bilgi değişimlerine onay verildiği
anlamına gelmemektedir.
17-39/636-276
80/136
(307) Bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun'un Kapsam başlıklı 2. maddesinde "Türkiye Cumhuriyeti
sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen
her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma,
uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye
kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her
türlü hukukî işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme
ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun kapsamına girer." hükmüne yer verilerek
Kanun'un kapsamı belirtilmiştir. Bu çerçevede, Türkiye sınırları içindeki tüm mal ve hizmet
piyasalarında meydana gelebilecek her türlü rekabeti kısıtlayıcı anlaşma, uyumlu eylem vb.
işlemler Kanun kapsamında ele alınmakta, dolayısıyla bankaların ve genel olarak finansal
hizmet kuruluşlarının eylemleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Nitekim 4054 sayılı
Kanun'un 3. maddesinin gerekçesinde "bir bedel veya menfaat karşılığı yapılan fikri, bedeni
veya her ikisi beraber yapılan faaliyetler hizmet olarak tanımlanırken, tanım, en geniş
anlamıyla bankacılık, sigortacılık, para, kredi, sermaye, bilgi ve sair unsurları da
içermektedir." ifadelerine yer verilerek, açıkça bankaların ve her türlü bankacılık işleminin
Kanun kapsamında olduğu vurgulanmıştır. Diğer taraftan, bankacılık sektörüne yönelik
daha önceki Kurul kararları55 ile bu kararlara ilişkin Danıştay kararları56 incelendiğinde,
sektörün Kurum tarafından geçmişte de denetlendiği ve bazı teşebbüslere para cezalarının
verildiği, bu kararların Danıştay tarafından da onandığı görülecektir.
(308) Bunun yanı sıra belirtilen iddianın, tek bir kamu kurumunun yürürlükteki tüm mevzuat
bakımından denetim yapması sonucunu doğurması nedeniyle de kabul edilmesi mümkün
değildir. Her kurumun uygulamakla yükümlü olduğu mevzuatı çerçevesinde denetim
görevini ifa ettiği açıktır. Ayrıca, BDDK denetçilerine diğer kanunlara aykırılık tespit edilmesi
durumunda yalnızca bildirim yükümlülüğü getiren 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 95.
maddesi uyarınca, 4054 sayılı Kanun'a aykırılığın tespiti durumunda bildirimin yapılacağı
makam Rekabet Kurumu olacağından, bildirime istinaden denetim görevini yine Rekabet
Kurumu yapacaktır. Aksi takdirde, benzer bir yorumla Maliye Bakanlığının vergi denetimi
yetkisinin yahut Sermaye Piyasası Kurulunun bankaların halka açık şirketler olmasından
kaynaklanan yetkilerinin de kullanılamaması gibi bir sonuç ortaya çıkacaktır ki, böyle bir
durum kanun koyucunun iradesi olamayacağı gibi zorlama bir yorumla dahi iddia
edilemeyecek bir husustur.
(309) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 19. maddesinin konunun değerlendirmesinde yol
gösterici olduğu değerlendirilmektedir. Anılan maddede "... Bankaların bu Kanun
hükümlerine göre birleşme, bölünme ve devirlerinde ... devir veya birleşmeye konu
bankaların toplam aktiflerinin sektör içindeki paylarının yüzde yirmiyi geçmemesi kaydıyla
4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 1, 10 ve 11 inci maddeleri hükümleri
uygulanmaz." hükmü bulunmakta ve bankaların belirli eşikler içindeki yoğunlaşma
işlemlerinde 4054 sayılı Kanun'un uygulanmayacağı açıkça belirtilmektedir. Ancak,
yoğunlaşma işlemi dışındaki konuların, 4054 sayılı Kanun kapsamı dışına çıkarıldığına
ilişkin herhangi bir kanun hükmü bulunmamaktadır.
55 Kurul’un 24.11.2005 tarih, 05-79/ 1082-309 sayılı Benkar Kararı, 07.03.2011 tarih, 11-13/243-78 sayılı
Maaş Promosyonları Kararı, 08.03.2013 tarih, 13-13/198-100 sayılı Banka II Kararı.
56 Danıştay 13. Dairesinin E.: 2006/2437 K.: 2008/3350 sayılı kararı, Danıştay 13. Dairesinin E.: 2015/4548
K.: 2015/4616 sayılı kararı
17-39/636-276
81/136
(310) Savunmalarda belirtildiği şekilde bankaların bilgi değişimini öngören mevzuat hükmü
olduğu ifade edilen 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 73. maddesinin dördüncü fıkrasında
aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
"Kurumun gözetim ve denetimine tabi kuruluşların, bunların ortaklarına, bağlı
ortaklık, iştirak, birlikte kontrol edilen ortaklıklarının faaliyetlerine veya müşterilerine
ilişkin yabancı ülke kanunlarına göre denetime yetkili ve Kurum muadili mercilerin
taleplerinin Kurumca karşılanması, gizlilik sözleşmesi yapılması ve sadece belirtilen
amaçlar ile sınırlı kılınması koşuluyla bankaların ve finansal kuruluşların, kendi
aralarında doğrudan doğruya ya da risk merkezi veya en az beş banka ya da finansal
kuruluş tarafından kurulacak şirketler vasıtasıyla yapacakları her türlü bilgi ve belge
alışverişinin yanı sıra doğrudan veya dolaylı pay sahipliği yoluyla sermayelerinin
yüzde onunu ve daha fazlasını temsil eden paylarının satışı amacıyla muhtemel
alıcıların yapacakları değerleme çalışmalarında ya da sermayelerinin yüzde on veya
daha fazlasına sahip olan yurt içinde veya yurt dışında yerleşik kredi kuruluşu ile
finansal kuruluşlar da dâhil ana ortakların konsolide finansal tablo hazırlama
çalışmalarında, risk yönetimi ve iç denetim uygulamalarında veya kredileri de dâhil
varlıkların ya da bunlara dayalı menkul kıymetlerin satışı amacıyla yapılacak
değerleme çalışmalarında ya da değerleme, derecelendirme veya destek hizmeti
alınması ile bağımsız denetim faaliyetlerinde ve gerekli tedbirlerin alınması kaydıyla
hizmet alımlarına yönelik işlemlerde kullanılmak üzere bilgi ve belge taleplerinin
karşılanması sırasında banka ya da müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerin öğrenilmesi
sır saklama yükümlülüğü dışındadır".
(311) Anılan hüküm uyarınca yapılacak bilgi değişimleri için taraflar arasında bir gizlilik
sözleşmesi yapılması ve bilgi değişiminin belirtilen amaçlar ile sınırlı kalması
gerekmektedir. Dolayısıyla bankaların bu hükme göre bilgi paylaştıklarını iddia etmeleri
durumunda aralarında akdettikleri "gizlilik sözleşmesi"nin Kurumumuza gönderilmesi
gerekmektedir. Ancak bu şekilde bir belge Kurum kayıtlarına ulaşmamıştır.
(312) Bilindiği üzere 4054 sayılı Kanun, piyasalarda rekabetin sağlıklı işlemesinden doğan kamu
menfaatini korumaktadır. Bu çerçevede bankaların kamuya olan sorumluluğu, 4054 sayılı
Kanun hükümlerine riayet edilmesini de kapsamaktadır. Belirtilen hususa ek olarak; BDDK
ve TCMB ile yapılan görüşmelerde soruşturmaya konu olan eylemlere ilişkin olarak,
bankaların uzlaşma içerisinde hareket etmelerine yol açabilecek bir hukuki düzenlemenin
ya da talimatın bulunmadığı açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla bankaların BDDK
regülasyonları sebebiyle rekabetin sınırlandığı iddiasının kabulü mümkün
görünmemektedir.
(313) Bu kapsamda 73. maddeye yönelik olarak ayrıca belirtilmelidir ki, bankalar arasında madde
hükmünde belirtilen usulde ve amaçlarla yapılan bilgi değişimlerine izin verildiği
belirtilmemekte yalnızca bu değişimlerinin 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda belirtilen sır
saklama yükümlülüğü kapsamına girmeyeceği ifade olunmaktadır. Teşebbüsleri Kanun ile
getirilen belirli bir yükümlülükten muaf tutan bir düzenlemenin, teşebbüsleri 4054 sayılı
Kanun’un uygulamasından da muaf tuttuğunu iddia etmek mümkün değildir. Dosya
kapsamında 95. maddeye atıf yapılmasının nedeni ise 5411 sayılı Bankacılık Kanunu
dışındaki ihlaller bakımından ilgili otoritelerin sorumlu olacağına şüphe olmadığına bir defa
daha vurgu yapılmasıdır. Genel kanun / özel kanun dahil olmak üzere yetki tartışmasına
yönelik iddialar daha önce de ifade edildiği üzere gerek Kurul gerek Danıştay nezdinde
kabul görmemiştir.
17-39/636-276
82/136
Türkiye Piyasasını Etkilemeyen İşlemlerin 4054 Sayılı Kanun’un ve Kurumun Yetkisi
Dışında Olduğuna Yönelik Savunmalar
(314) Etki doktrini bakımından ise Türkiye’deki kurumsal müşterilerin yabancı iştiraklerinin
Türkiye’deki mal ve hizmet piyasaları üzerindeki etkilerinin ortaya konmadığı öne
sürülmüştür. İSDEMİR57, SunExpress58, İthal Kömür59, Blok Tren60 ve Ege Çimento61
kararlarına ve diğer ülke uygulamalarına atıfta bulunularak etki doktrinin yeniden
değerlendirilmesi talep edilmektedir. Somut olayda TURKCELL’in yabancı iştirakleri
FINANCELL ve ASTELİT’in Türkiye’deki mal ve hizmet piyasaları ile faaliyet veya etki
açısından bağlantısının ortaya konulamadığı belirtilmiştir. Ayrıca Kurul’un İthal Kömür
Kararı'nda teşebbüslerin faaliyetlerinin 4054 sayılı Kanun kapsamında
değerlendirilebilmesi için Türkiye’de ciro elde edilmesini gerekli kıldığı iddia edilmektedir.
FINANCELL ve ASTELİT’in Blok Tren Kararı çerçevesinde Türkiye piyasalarında
doğrudan, önemli ve amaçlanmış / öngörülebilir bir etkisinin olmadığına dikkat çekilerek
ispat yükünün yerine getirilmediği savunulmuştur.
(315) İlgili savunma işlemler bakımından yapılan değerlendirmelerde de ele alınmış olmakla
birlikte bu kısımda daha ayrıntılı incelenmektedir. 4054 sayılı Kanun’un “Kapsam” başlıklı
2. maddesinde belirtildiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet
piyasalarında faaliyet gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün
aralarında yaptığı rekabeti engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulamalar 4054
sayılı Kanun’un kapsamına girmekte ve Kurul’un inceleme yetkisi doğmaktadır.
(316) Kanun hükmü ortaya koyulduktan sonra tayin edilmesi gereken konu, rekabeti sınırlayıcı
anlaşma ve uygulamaların ne şekilde Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki mal ve hizmet
piyasalarını etkileyebileceği meselesidir. Söz konusu Kanun hükmünün ve Kanun’un
genelinin gözettiği amacın, ülkemiz mal ve hizmet piyasalarının serbest ekonomi kuralları
içerisinde etkin bir şekilde işlemesi olduğu açıktır. Bu bakımdan piyasaları etkileme
olgusunun doğru bir şekilde ele alınması elzemdir.
(317) Bu açıdan ticari hayatta faaliyet gösteren tüzel kişilerin salt hangi ülke hukuk sistemlerine
göre kurulduğu yahut hangi ülke siciline kayıt altında olduğu hususlarından yola çıkılarak
bir sonuca varmak hatalı bir yaklaşım olacaktır. Nitekim 4054 sayılı Kanun’da benzer bir
yaklaşım teşebbüs kavramının tanımında da benimsenmektedir. Bu kapsamda
incelemelerde sorumluluk tayini açısından sadece hukuki durum değil, fiili durum da
araştırılarak şirket tanımından daha geniş bir şekilde teşebbüs tanımı yapılmakta ve bu
kapsamda aynı ekonomik bütünlük içerisinde yer alan ayrı tüzel kişiliklere sahip şirketler,
tek bir teşebbüs olarak kabul edilmektedir.
57 Kurul’un 15.12.1999 tarihli ve 99-59/639-406 sayılı kararı.
58 Kurul’un 27.10.2011 tarihli ve 11-54/1431-507 sayılı kararı.
59 Kurul’un 02.09.2010 tarihli ve 10-57/1141-430 sayılı kararı.
60 Kurul’un 16.12.2015 tarihli ve 15-44/740-267 sayılı kararı.
61 Kurul’un 14.01.2016 tarihli ve 16-02/44-14 sayılı kararı.
17-39/636-276
83/136
(318) Bu konuya yönelik olarak dosya konusu işlemler bakımından önem arz eden bu işlemlerin
Türkiye’de kurulu Türk şirketlerinin veya bunların iştiraklerinin işlemlerine ilişkin olmasıdır.
4054 sayılı Kanun’da şirket değil; teşebbüs kavramı ele alınmakta ve bu kavramın kontrol
yoluyla birbirine bağlı olan ve birçok şirketten oluşan ekonomik bütünlüğü işaret ettiği kabul
edilmektedir. Bu kapsamda iletişimler ile teşebbüsler arasında sınırlandırıldığı tespit olunan
rekabet, Türkiye’de kurulu teşebbüslerin kredi alım işlemlerine ilişkindir. Bu nedenle
anlaşma ve/veya uyumlu eylem nerede gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, taraflar arasında
rekabete konu ürün/hizmet TURKCELL ekonomik bütünlüğüne sunulacak bir kredi işlemidir
ve bu ürün/hizmet özelinde rekabetin kısıtlanmasından etkilenen müşteri Türkiye’de kurulu
TURKCELL teşebbüsüdür. Blok Tren Kararında ise
“Türk Rekabet Hukuku mevzuatı ve uygulamaları çerçevesinde Türkiye dışında
yerleşik olan teşebbüslerin Türkiye piyasalarına etkisi olan rekabeti kısıtlayıcı
davranışlarına, söz konusu teşebbüslerin Türkiye’de kurulu iştiraklerinin olup
olmadığına bakılmaksızın, 4054 sayılı Kanun’un uygulanabileceği sonucuna
ulaşılmaktadır. Türkiye dışında yerleşik teşebbüslerin rekabeti kısıtlayıcı
davranışlarının Türkiye piyasalarına etkisinin ölçülebilmesi için hangi kriterlerin
uygulanması gerektiği konusunda ise, Türk Rekabet Hukuku mevzuatında açık bir
düzenleme bulunmadığı, AB hukukunda da bu konudaki kriterlerin net bir şekilde
ortaya konulmadığı görülmektedir. ABD hukukunda yer alan, etkinin “doğrudan”,
“önemli (“significant”, kayda değer)” ve “amaçlanmış/öngörülebilir” olmasına ilişkin
kriterlerin ise etki teorisinin gündeme geldiği dosyalarda somut olayın özelliklerine
uygun olduğu ölçüde kısmen ya da birlikte esas alınabileceği değerlendirilmektedir.”
ifadeleri yer almaktadır. Dosya konusu işlem Türkiye’de yerleşik bir şirketin iştiraklerini
konu edindiğinden Blok Tren Kararı’nda yer verilen kriterlerin ayrıca değerlendirilmesine
gerek bulunmamaktadır.
H.6.5.1.2. RBS Tarafından Yapılan Savunmalar
Soruşturma Raporu Öncesi Döneme Dair İddialar
(319) Teşebbüs savunmasında, Soruşturma Raporunun tebliğine kadar geçen sürede kendisine
yönelik suçlamaların temelini oluşturan kritik deliller hakkında son derece kısıtlı bir bilgiye
sahip olduğu, 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde yer alan “yeterli bilgi” unsurunun
sağlanması için; işbirliği içinde olunduğu iddia edilen teşebbüslerin kimliklerinin,
suçlamaların temelini oluşturan işlemlerin ve ihlal teşkil ettiği ileri sürülen konuşmaların
içeriklerinin de sunulması gerektiği, bu yaklaşımın tarafın Pişmanlık Yönetmeliği
kapsamında yapabileceği başvuruları da engellediği, kaldı ki bildirimde kapatılan bilgilerin
Soruşturma Raporuna kadar gizli bilgi olup daha sonra bu gizliliğin kalktığı yönündeki
yaklaşımın kabulünün mümkün olmadığı ifade edilerek Kurul’un kanunda geçen “yeterli
bilgi” kavramını, yapacağı tanımdan kaynaklanacak sonuçları da dikkate alarak,
tanımlanması talep edilmiştir.
(320) Daha önce de ifade edildiği üzere, 4054 sayılı Kanun’da soruşturmanın başlamasıyla
birlikte öngörülen, taraflara Soruşturma Bildirimi yapılması ve birinci yazılı savunmalarının
alınması uygulaması taraflara ek bir görüş sunma imkanı vermesi dolasıyla olumlu
değerlendirilebilecek bir usuldür.
17-39/636-276
84/136
(321) 4054 sayılı Kanun’un 42. maddesinde de ifade edildiği üzere, Kurul ihbar veya şikayet
başvurularında ileri sürülen iddiaları ciddi ve yeterli bulması durumunda soruşturma açma
kararı almasını takiben ihbar veya şikayet edenlere ileri sürülen iddiaların ciddi
bulunduğunu ve araştırmaya başlandığını bildirmektedir. Bir araştırma aşaması olması
nedeniyle soruşturma kararının alınması noktasında Kurul’un ve soruşturma heyetinin
elinde ciddi ve yeterli şüphe dışında, hangi teşebbüslerin rekabeti kısıtlayıcı işbirliği
içerisinde oldukları hususunda ve suçlamaların temelini oluşturan işlemler hakkında kesin
bir yargısı bulunmamaktadır. Başka bir deyişle, Soruşturma Bildirimini de yapan ve
soruşturmayı yürütmekle görevlendirilen heyetin, dosya konusu iddiaları araştırmaya yeni
başlayacağı, bir yılı aşabilen soruşturma aşamasının ilk anlarında “işbirliği iddia olunan
teşebbüsler hakkında bilgilerinin olması” veya “bu teşebbüslere yöneltilebilecek iddialara”
ilişkin bir kanaatlerinin olması hem açıklandığı üzere zamanlama itibariyle hem de böyle
bir durumun heyetin tarafsızlığına gölge düşürme ihtimali nedeniyle kesinlikle mümkün
değildir.
(322) Kanun yapıcı da doğal olarak bu durumun bilinciyle, Soruşturma Bildirimine ilişkin 43.
maddede taraflara “iddiaların türü ve niteliği ile ilgili yeterli bilgi” sunulacağını düzenlemiştir.
Madde gerekçesine bakıldığında teşebbüslere “ne tür bir iddia ve şikayet ile itham
edildiklerinin bildirilmesi gerekliliği yerine getirilmek istenmektedir” denilmektedir. Madde
gerekçesi ve yukarıda yer verilen 42. maddenin ilgili kısmı ile birlikte okunduğunda
Soruşturma Bildirimi ile ihbar ve şikayet yoluyla teşebbüslere yöneltilen ve ciddi bulunması
nedeniyle araştırılmak üzere soruşturulmaya taşınan “iddia ve şikayet” hakkında
bilgilendirilmelerinin amaçlandığı açıktır.
(323) Bununla birlikte Kurum, soruşturma süreçlerini mümkün olduğunca şeffaf ve teşebbüslere
olabildiğince kendilerini ifade etme imkanının tanındığı evreler haline getirme istekliliğiyle,
soruşturma bildirimlerini dosya özelinde imkan verdiği ölçüde genişletmeye gayret
göstermektedir. Soruşturma bildirimleri teşebbüslerin itham edildikleri “iddia ve şikayet” in
ötesinde Kurul’un rekabet hukuku teorisi içerisinde bu iddia ve şikayeti konumlandığı alan,
bu alana ilişkin geçmiş ve mevcut değerlendirmeleri ve önaraştırma döneminde elde edilen
delilleri içerebilmektedir. Ancak takdir edilecektir ki Kurum iddiaları araştıracağı en önemli
evreye yeni girmektedir ve bu aşamada elindeki tüm değerlendirmeleri ve delilleri tarafların
erişimine tamamıyla açması soruşturma evresinin sağlığını olumsuz etkileyebilecektir.
Açıklandığı üzere kanun koyucu da bunu öngörerek Soruşturma Bildirimini yer verilen kısıtlı
kapsamla sınırlamıştır.
(324) Bununla birlikte Kurumun mümkün olduğunca şeffaflığı sağlamaya yönelik pozitif yaklaşımı
bu dosyada da devam ettirilmiş ve soruşturmanın önaraştırmada elde edilen belgelerden
taraflarla ilgili olanların içerikleri soruşturmanın sağlığına zarar vermemelerinin sağlanacağı
ölçüde karartılarak taraflara yapılan bildirim kapsamında gönderilmiştir. Teşebbüsün iddia
ettiğinin aksine, Soruşturma Bildiriminde içeriklerinin bir kısmı paylaşılan belgelerin
soruşturma aşamasında ihlal iddiasına dayanak teşkil eder hale gelmesi durumunda bu
belgelerin daha kapsamlı olarak teşebbüsle paylaşılması soruşturma sürecinin olağan bir
sonucudur. Belgelerin teşebbüslere ilişkin ihlal iddialarını desteklemek üzere
kullanılmalarını takiben, ve artık Soruşturma Raporu tamamlanmış olduğundan, daha açık
hallerini sunmak mümkün olmuştur.
(325) Son olarak, 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiğine yönelik bir iddia olması durumunda, bu durum
teeşebbüse Soruşturma Raporu ile bildirilmekte ve teşebbüsün bu aşamadan itibaren ikisi
yazılı biri sözlü olmak üzere üç savunma hakkı bulunmaktadır. Bu nedenle savunmada
soruşturma heyetince benimsendiği iddia edilen, teşebbüsü ancak “sözlü savunma
toplantısı öncesinde” yeteri kadar bilgilendirmeyi amaçlayan yaklaşımın usulen de
imkansız olduğunu belirtmek gerekmektedir.
17-39/636-276
85/136
Dosyaya Giriş Hakkının İhlal Edildiği İddiası
(326) Teşebbüs, dosyaya giriş hakkı kapsamında incelemesine uygun görülen belgelerin
herhangi bir surette kopyasının alınamadığını veya bu belgelere ilişkin not tutulmasının
engellediğini ve bu durumun mevcut soruşturma kapsamında savunma hakkını önemli
derecede kısıtladığını belirterek, 2010/3 sayılı Tebliğ ile 4054 sayılı Kanun’un 44.
maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
(327) Kurul teşebbüsün dosyaya giriş talebini değerlendirdiği 01.06.2017 tarih ve 17-18/274-118
sayılı kararında belgelerin herhangi bir şekilde mekanik veya elektronik kopyalarının
alınmadan incelenmesi yönünde karar vermiştir. Söz konusu durumun gerekçesine ING’nin
“Dosyaya Giriş Hakkının Gereğince Kullanılmasının Mümkün Olmadığı İddiası” bölümünde
yer verildiğinden, tekrara düşmemek için burada yer verilmemektedir. İlgili bölümdeki
değerlendirmeler ışığında söz konusu savunmaya katılınmamaktadır.
Önaraştırma Raporunun Tebliğ Edilmemesi
(328) Soruşturma Bildirimi kapsamında teşebbüse yönelik iddiaların dayanağını teşkil eden
değerlendirmeler hakkında ilave bilgilendirme yapılmadığı, dosya kapsamında iddiayı
oluşturmak için kullanılan her bir verinin soruşturma açılan teşebbüslerce de
değerlendirilmesi gerektiği, soruşturma açılmasına delil teşkil eden Önaraştırma
Raporunun tebliğ edilmemesinin tespitlere karşı savunma hakkının kısıtlanmasına neden
olduğu ve sağlıklı bir savunma yapılabilmesi için hakkında iddialar bulunan tarafın bu
iddialara temel olan somut olay ve eylemlerin ne olduğunu bilmesi gerektiği ifade
edilmektedir.
(329) İlgili savunmaya yönelik gerekçelere ING’nin aynı yönde yaptığı savunmaların
değerlendirildiği “Önaraştırma Raporunun Tebliğ Edilmemiş Olması” başlıklı bölümde yer
verilmektedir. Söz konusu bölümdeki gerekçelerle ilgili savunma RBS açısından da kabul
edilmemektedir. Ayrıca Kurul 01.06.2017 tarih ve 17-18/274-118 sayılı kararıyla, 2010/3
sayılı Tebliğ hükümleri uyarınca Kurum içi yazışma niteliği taşıyan ve teşebbüse yönelik
herhangi bir ihlal iddiası içermeyen Önaraştırma Raporunun teşebbüs ile
paylaşılamayacağı kararını vermiştir.
Pişmanlık Başvurusunun Varlığı Hakkında Tarafların Bilgilendirilmemesinin Hukuka Aykırı
Olduğu İddiası
(330) Savunma hakkının kullanılmasında zaruri olan ve hiçbir şekilde gizli olarak
nitelendirilemeyecek pişmanlık başvurusunun varlığına ilişkin bilginin Soruşturma
Bildiriminde tarafla paylaşılmayarak hataya düşüldüğü, bu bilginin Soruşturma Raporu
öncesi aşama kapsamında karar verme sürecini etkileyecek çok değerli bir bilgi iken,
Soruşturma Raporu sonrası aşamada taraflar için hiçbir değer arz etmeyeceğinden yapılan
bu usuli hatanın söz konusu bilginin Soruşturma Raporunda sağlanmasıyla düzelmeyeceği
ifade edilmektedir.
(331) Pişmanlık başvurusunun bulunduğuna dair açıklamaya, teşebbüse gönderilen Soruşturma
Raporunda yer verilmiş olup, teşebbüsün başvurudan haberdar olması sağlanmıştır. Ancak
Soruşturma Raporunun tebliğinden önceki dönemde soruşturma taraflarına bu başvurunun
varlığına ilişkin bir bilgilendirme yapılmasına ilişkin herhangi bir hukuki düzenleme
bulunmayıp, bu konuda idarenin takdir hakkı olduğu değerlendirilmektedir. Nitekim
Pişmanlık Yönetmeliği’nin 6. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde, Kurumun görevli
birimi tarafından aksi belirtilmedikçe, başvurunun Soruşturma Raporunun tebliğine kadar
gizli tutulacağı hükmü yer almaktadır. Esasen pişmanlık başvurusunda bulunan teşebbüse
yönelik getirilen bu hüküm, idarenin başvurunun hangi döneme kadar gizli kalması gerektiği
hususunda takdir hakkının bulunduğunu ortaya koyar niteliktedir.
17-39/636-276
86/136
Mevcut Soruşturmada Kurul’un Yetkisine İlişkin Savunmalar
(332) 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73. maddesinin dördüncü fıkrasının bankaların kendi
aralarında müşteri bilgisi değiştirmesine açıkça izin verdiği, bunun nedeninin kredi alanlara
ilişkin bankalar arasındaki bilgi asimetrisinin giderilmesine yönelik olduğu, örneğin bir
bankadan önemli bir miktarda borç alan teşebbüsün ikinci bir bankaya gitmesi halinde ikinci
bankanın bu talebi doğru değerlendiremeyeceği, dolasıyla ilgili hükmün bankaların her türlü
müşteri bilgisini değişmesine izin verdiğinin kabulü halinde bu uygulamaların 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesi kapsamında incelemesinin mümkün olmadığı ileri sürülmektedir.
(333) Söz konusu savunmaya dair gerekli açıklamalara ING’nin aynı savunmasının
değerlendirildiği “BDDK Düzenlemelerinin Varlığı Karşısında Kurumun Yetkisine Yönelik
Savunmalar” başlığı altında yer verilmiş olup, söz konusu gerekçeler dolayısıyla
teşebbüsün öne sürdüğü savunma da kabul edilmemiştir.
H.6.5.1.3. CİTİ Tarafından Yapılan Savunmalar
Soruşturma Raporunda Yer alan İddiaların Belirsizliğine İlişkin Savunmalar
(334) Dosya kapsamında anlaşma ve uyumlu eylem aynı türden bir ihlal teşkil ediyormuş gibi
hareket edildiği, bununla birlikte anlaşma / uyumlu eylem ihlal türleri arasında farklılıklar
bulunduğu, bu farklılıkların varılması gereken nihai sonuçlara etkileri olduğu, tanımları,
koşulları, unsurları, ispat ve cezalandırma açısından tabi oldukları rejim ve kapsamları
bütünüyle farklı iki ihlal türü olan "anlaşma" ve "uyumlu eylemin", aradaki sınırlar
belirlenmeksizin ve muğlak bir şekilde bir arada iddiaya konu edilmesinin savunma hakkını
zedelediği ifade edilmektedir.
(335) Savunma değerlendirildiğinde teşebbüsün anlaşma / uyumlu eylemin 4054 sayılı Kanun’un
4. maddesinde yasaklanan bir ihlal türü olduğunu ve bu iki ihlal türü için ayrı ispat
standartları kullanılması gerektiğini ifade ettiği görülmektedir. 4054 sayılı Kanun’un 4.
maddesi ile yasaklanan, teşebbüsler arası anlaşma / uyumlu eylemler değil amacı veya
etkisi rekabeti kısıtlayıcı olan anlaşma ve uyumlu eylemlerdir. Dosya kapsamında
“anlaşma” ve “uyumlu eylem” kavramlarına 4054 sayılı Kanun’da teşebbüsler arasında
gerçekleşen koordinasyonların ortaya çıkabilecek tüm hallerini kapsayabilmek adına yer
verilmiştir. Kurul’un Doğu-Güney Doğu Anadolu Çimento Kararında62 da bir davranışın
anlaşma veya uyumlu eylem olarak tanımlanmasının bu davranışın 4054 sayılı Kanun’un
4. maddesine aykırı olup olmadığına dair değerlendirme bakımından herhangi bir anlam
ifade etmediği açıkça belirtilmektedir.
(336) Bununla birlikte bu açıklamalarının ardından teşebbüs, “anlaşma” / “uyumlu eylem”
kavramları arasındaki en önemli farklılığın ispat yüküne ilişkin olarak ortaya çıktığını ileri
sürmektedir. Teşebbüse göre anlaşmanın varlığı için rekabeti kısıtlayıcı amacın açıkça
belirtilmiş olması, rekabeti kısıtlama amacının bir teşebbüs tarafından dile getirilmesi, diğer
teşebbüs(lerin) açıkça veya zımnen bu amaçlar doğrultusunda işbirliği yapmayı kabul
etmesi gerekmekte, uyumlu eylem için ise bu seviyede bir delil olmadığından otoritelerin
uyumlu eylemi ikinci delillerle ispat edeceği ve tarafların bunun aksini ispat edebilecekleri
belirtilmektedir.
(337) Anlaşma / uyumlu eylemin varlığı rekabeti kısıtlayıcı işbirliğinin varlığına değil taraflar
arasındaki irade uyuşmasının, esasen kavramların birbiri yerine kullanılabildiği
düşünüldüğünde fark yaratmamakla birlikte, gücü ve gerçekleştiriliş şekline bağlıdır. Bu
bağlamda dosya kapsamında yer verilen iletişimlerin anlaşma mı uyumlu eylem mi
oluşturduğu yönünde ayrı bir değerlendirme yapılmamış, dolayısıyla söz konusu savunma
kabul edilmemiştir.
62 Kurul’un 06.04.2012 tarihli ve 12-17/499-140 sayılı kararı.
17-39/636-276
87/136
Ceza Yönetmeliği’nin Hukuka Aykırı Olduğu İddiası
(338) Ankara 6. İdare Mahkemesinin 03.07.2014 tarihli E.: 2013/1557, K.: 2014/636 sayılı
kararında Kurul'un 30.10.2012 tarih ve 12-52/1479-508 sayılı kararında Ceza Yönetmeliği
hükümlerinin uygulanarak idari para cezası verilmesini değerlendirdiği, söz konusu
kararda, yasada verilen düzenleme yetkisinin dışına çıkılarak hakkında yaptırım
uygulanacak teşebbüslerin aleyhine olacak biçimde yönetmelik hükmü getirildiği ve
Kanun'a aykırı yönetmelik hükümleri uygulanarak belirlenen idari para cezasına ilişkin
işlemde hukuka uyarlılık bulunmadığı sonucuna varılarak kararın iptaline karar verildiği
belirtilerek mevcut soruşturma kapsamında da kanuna aykırı bulunan Yönetmelik
hükümlerinin uygulamasının hukuka aykırı olacağı iddia edilmiştir.
(339) Ceza Yönetmeliği’nin 4054 sayılı Kanun’a aykırı olduğu iddiasının değerlendirildiği
Danıştay 13. Dairesinin E.: 2014/5110, K.: 2015/1998 sayılı ve 27.05.2015 tarihli kararında
“Yönetmeliğin, 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinde belirtilen hususlara ilişkin olarak ve
anılan maddenin verdiği yetki uyarınca, Kabahatler Kanunu'nun 4. maddesinde ifadesini
bulan kanunilik ilkesi sınırları çerçevesinde ve anılan Kanun'un 17. maddesinin ikinci fıkrası
ile 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinde idari para cezası miktarının belirlenmesinde
kullanılacağı öngörülen kriterler göz önüne alınarak, Kanun'da öngörülen azami yüzde
onluk oranı aşmamak üzere belirlenmesine yönelik ve Kanun'un verdiği takdir yetkisinin
objektifleştirilmesi amacıyla yapılan dava konusu düzenlemelerinde üst hukuk normlarına
ve dayanağı Kanun hükümlerine aykırılık görülmemiştir.” ifadelerine yer verilerek Ceza
Yönetmeliği hukuka uygun bulunmuştur. Bu itibarla teşebbüsün, Ceza Yönetmeliği’nin
hukuka aykırı olduğuna yönelik savunmasına itibar edilmemiştir.
H.6.5.1.4. JP Tarafından Yapılan Savunmalar
Soruşturma Açılmasına İlişkin Kanuni Sürelere Uyulmadığı İddiası
(340) Önaraştırma Raporunun sunulması ile soruşturma açılması kararı arasında geçen sürenin
yasal süreden uzun olduğu ve yasal sürelere uyulmamasının JP’nin hukuki güvenlik
hakkını ihlal ettiği belirtilmiştir.
(341) Mevcut soruşturmaya esas teşkil eden önaraştırmanın yapılmasına yönelik olarak
raportörler, 03.11.2015 tarih ve 15-39/654-M sayılı Kurul Kararı ile Başkanlık Makamının
03.11.2015 tarih ve 11357 sayılı Olur’ları ile görevlendirilmiş olup, hazırlanan 03.12.2015
tarih ve 2015-4-051/ÖA sayılı Önaraştırma Raporu ve ekleri Kurul’un 16.12.2015 tarih ve
15-44 sayılı toplantısında görüşülmüştür. Bu itibarla önaraştırmanın 4054 sayılı Kanun'un
40. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen süre içerisinde tamamlandığı görüldüğünden,
belirtilen iddianın yerinde olmadığı anlaşılmaktadır. 4054 sayılı Kanun’un 41. maddesi
“Önaraştırma raporunun Kurula teslimini takip eden 10 gün içinde, Kurul elde edilmiş olan
bilgileri değerlendirerek karar vermek üzere toplanır ve soruşturma açılmasına veya
açılmamasına karar verir” hükmünü amir olmakla birlikte, geçmiş Danıştay kararları
uyarınca 4054 sayılı Kanun’un Kurul için düzenlediği incelemeye ve önaraştırma sürecini
sonuçlandırmaya yönelik sürelerin düzenleyici süreler olduğu değerlendirilmektedir.
Nitekim Danıştay, bu sürelerin soruşturma sürecine hız kazandırmak, Kurul’un işleri süratle
karara bağlamasını sağlamak amacıyla getirilen ve iç uygulamaya yönelik süreler olduğunu
kabul etmiştir.
Soruşturma Dosyasında Yer Alan Bilgi ve Belgelerin JP’ye Sağlanmadığı Savunması
(342) Dosyaya giriş başvurusu ile talep edilen soruşturma dosyasında yer alan bilgi ve belgelere
yeterli erişimin tanınmadığı, bu durumun ikinci yazılı savunmanın hazırlanmasına engel
olduğu ve savunma hakkının ihlal edildiği belirtilmiştir.
17-39/636-276
88/136
(343) Soruşturma Raporunun tebliğinden sonra teşebbüsün dosya giriş talebi değerlendirilmiştir.
Bu kapsamda teşebbüs tarafından başvuru formunda belirtilen belgelerin, belirlenecek
tarihte Kurum merkezinde incelemeye açılması talebine ilişkin hazırlanan Bilgi Notu Kurul’a
sunulmuş, Kurul 15.05.2017 tarih ve 17-16/234-99 sayılı kararı ile, 2010/3 sayılı Tebliğ
hükümleri uyarınca Kurum içi yazışma niteliği taşıyan ve teşebbüs leh veya aleyhine
kullanılabilecek nihai bir belge niteliği taşımayan Önaraştırma Raporunun teşebbüs ile
paylaşılamayacağı kararını vermiştir. Bunun yanı sıra kararda, yine 2010/3 sayılı Tebliğ
uyarınca Kurum içi yazışma niteliği taşıyan ve özel sektör gerçek veya tüzel kişilerinden
elde edilen bilgi ve belgeler ile pişmanlık başvurusu kapsamında elde edilen bilgi ve
belgelerin, soruşturma tarafı banka açısından aklayıcı veya suçlayıcı nitelik taşımasından
dolayı, bu belgelerin Kurum merkezinde teşebbüs temsilcilerinin incelemesine açılmasına
karar verilmiştir. JP tarafından talep edilen belgelerden teşebbüse gönderilebileceğine
karar verilen belgeler ise teşebbüse gönderilmiştir.
H.6.5.1.5. BOFA Tarafından Yapılan Savunmalar
İhlalin Niteliğine ve Pişmanlık Başvurusuna İlişkin BOFA’nın Bilgilendirilmediği Savunması
ile Adil Yargılanma Hakkının Kısıtlandığı Savunması
(344) Teşebbüs savunmasında, iddia edilen ihlalin hangi başlık altında değerlendirilmesi
gerektiğini ilgili hukuksal dayanaklar ışığında belirleme yükümlülüğünün yerine
getirilmediğini, bu durumun iddialara karşı detaylı bir savunma hazırlamasını engellediği
veya bu durumda ileri sürülen iddiaların tersini kanıtlamaya çalışmasının mümkün olmadığı
öne sürülmüştür. Buna ek olarak teşebbüse pişmanlık başvurusunun varlığına ilişkin
Soruşturma Raporunun tebliğine kadarki süreçte bir bilgi verilmemesinin BOFA’nın hakkını
ihlal ettiği, çünkü bu tip bir bilginin de ihlalin niteliğine dair yeterli bilgiler arasında yer aldığı
ve pişmanlık başvurusunun olduğunun bilinmesinin, soruşturma taraflarının da pişmanlık
programlarına katılıp katılmama konusunda kararlarına yön verebileceği belirtilmiştir.
(345) Önaraştırma Raporunun tebliğ edilmemesine yönelik uygulamanın Kurum’un açıklık ve
şeffaflık ilkeleriyle bağdaşmadığı, oysaki Önaraştırma Raporunun soruşturmanın
sonucunu doğrudan etkileyebilecek bir belge niteliği taşıdığı, ancak bu belgenin banka ile
paylaşılmamasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de (AİHM) benimsediği “silahların
eşitliği” ilkesine aykırılık teşkil ettiği iddiasında bulunulmuştur.
(346) Ayrıca soruşturma dosyasında yer alan bazı belgelerin ticari sır içerdiği gerekçesiyle bir
kısmının karartıldığı, ancak söz konusu uygulama nedeniyle isnat edilen iddiaların türü ve
niteliği hakkında yeterli bilginin sağlanmadığı belirtilerek Soruşturma Raporu öncesi
dönemde yeterli bilgi sağlanamamasının, teşebbüsleri bir pişmanlık başvurusunda bulunup
bulunmamaya karar verme hakkından mahrum bıraktığı öne sürülmüştür.
(347) Diğer taraftan teşebbüsün dosyaya giriş hakkını kullanması sırasında belgelerin bir
nüshasının verilmediği, ayrıca Kurum merkezinde incelemeye açılan belgelerin incelemesi
sırasında not tutulmasına izin verilmediği, bu bakımdan bankanın, dosyaya giriş hakkını
tam anlamıyla kullanma imkânı elde edemediği ifade edilmiştir. Haklı bir gerekçesi olmayan
tüm bu uygulamalar savunma hakkı ile adil yargılanma hakkının telafi edilemez şekilde
zedelendiği belirtilmiştir.
(348) 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinde, soruşturma açılması kararını müteakip, iddiaların
türü ve niteliği hakkında yeterli bilginin taraflara gönderilmesi gerektiği hükmü yer
almaktadır. Bu kapsamda banka çalışanları arasındaki ihlal şüphesi taşıyan iletişimlere,
ticari sırlar korunmak suretiyle, BOFA’ya gönderilen Soruşturma Bildiriminde yer verilmiştir.
17-39/636-276
89/136
(349) Bilindiği üzere soruşturma açılması kararı sonrası taraflara gönderilen soruşturma
bildirimleri, yalnızca önaraştırma sürecinde elde edilen bilgi ve belgelerin, teşebbüse ilişkin
iddianın genel çerçevesiyle birlikte sunulmasıdır. Önaraştırma süresinin kısıtlı olması ve
yapılan incelemenin soruşturma süresinde derinleşeceği dikkate alındığında, Soruşturma
Bildiriminde iddialara ilişkin dosya kapsamındaki tüm bilgi ve belgelerin değil, 4054 sayılı
Kanun’un ifadesiyle “yeterli” bilginin sağlanması gerekmektedir. Söz konusu soruşturmada
ise tarafa gönderilen Soruşturma Bildiriminde iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgi
sağlanmıştır.
(350) Soruşturma süreci sonunda ise Soruşturma Raporu taraflara tebliğ edilmiştir. Ayrıca
raporun ekinde, tarafa yöneltilen ihlal iddiasına dayanak teşkil eden belgelerin orijinallerine
de yer verilmiş olup, teşebbüslerin kendilerine yöneltilen suçlamalar hakkında detaylı bilgi
sahibi olmaları ve etkin savunma haklarının korunması amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra ihlal
iddiasının hukuki konusu hakkında hem teorik açıdan hem de rekabet otoritelerinin
içtihatları açısından kapsamlı açıklamalara yer verilmiştir.
(351) Daha öncesinde de ifade edildiği üzere teşebbüsün iddia ettiğinin aksine, Soruşturma
Bildiriminde içeriklerinin bir kısmı paylaşılan belgelerin soruşturma aşamasında ihlal
iddiasına dayanak teşkil eder hale gelmesi durumunda bu belgelerin daha kapsamlı olarak
teşebbüsle paylaşılması soruşturma sürecinin olağan bir sonucudur. Belgelerin
teşebbüslere ilişkin ihlal iddialarını desteklemek üzere kullanılmalarını takiben daha açık
hallerini sunmak mümkün olmuştur.
(352) Ayrıca Soruşturma Raporunun tebliğinden sonra teşebbüsün dosya giriş talebi
değerlendirilmiştir. Kurul 01.06.2017 tarih ve 17-18/273-117 sayılı kararıyla, 2010/3 sayılı
Tebliğ hükümleri uyarınca Kurum içi yazışma niteliği taşıyan ve teşebbüs leh veya aleyhine
kullanılabilecek nihai bir belge niteliği taşımayan Önaraştırma Raporunun teşebbüs ile
paylaşılamayacağı kararını vermiştir. Bunun yanı sıra aynı kararda, yine 2010/3 sayılı
Tebliğ uyarınca Kurum içi yazışma niteliği taşıyan ve özel sektör gerçek veya tüzel
kişilerinden elde edilen bilgi ve belgeler ile pişmanlık başvurusu kapsamında elde edilen
bilgi ve belgelerin, soruşturma tarafı banka açısından aklayıcı veya suçlayıcı nitelik
taşımasından dolayı, bu belgelerin Kurum merkezinde teşebbüs temsilcilerinin
incelemesine açılmasına karar verilmiştir.
(353) Bu kapsamda belirlenen tarihte söz konusu belgeler, 2010/3 sayılı Tebliğ’in ticari sırların
korunmasına ilişkin hükümleri gözetilmek suretiyle BOFA vekillerinin incelemesine
açılmıştır. Bununla birlikte, 2010/3 sayılı Tebliğ ile getirilen farklı bir usulün gereği olarak
bu belgelere erişimde herhangi bir mekanik ve elektronik kopya alınmaması sağlanmıştır.
Söz konusu durumun gerekçesie ING’nin “Dosyaya Giriş Hakkının Gereğince
Kullanılmasının Mümkün Olmadığı İddiası” bölümünde yer verildiğinden, tekrara
düşmemek için burada yer verilmemektedir. İlgili değerlendirmeler ışığında söz konusu
savunmaya katılınmamaktadır.
(354) Savunmada yer verilen diğer bir husus da, tarafın pişmanlık başvurusunun varlığından geç
haberdar olunduğuna dairdir. İlgili savunma RBS tarafından da sunulmuş olup “Pişmanlık
Başvurusunun Varlığı Hakkında Tarafların Bilgilendirilmemesinin Hukuka Aykırı Olduğu
İddiası” başlıklı bölümde değerlendirilmiştir. İlgili bölümdeki gerekçeler dolayısıyla
BOFA’nın bu konu hakkındaki savunması kabul edilmemiştir.
(355) Sonuç olarak ilgili mevzuat çerçevesinde soruşturma tarafı bankanın savunma hakkını
eksiksiz kullanabilmesi ve adil yargılanma hakkının tesisi amacıyla dosya kapsamında yer
alan ve BOFA ile ilişkilendirilecek bilgi, belge ve iddialar hakkında teşebbüsün bilgi sahibi
olmasına çalışılmıştır.
17-39/636-276
90/136
(356) Önaraştırma Raporunun tebliğ edilmemesi hakkındaki savunma ING’nin “Önaraştırma
Raporunun Tebliğ Edilmemiş Olması” başlıklı bölümde cevaplandığından bu bölümde aynı
değerlendirmeye tekraren yer verilmektedir. İlgili değerlendirmeler çerçevesinde söz
konusu savunma kabul edilmemektedir.
BDDK Düzenlemeleri Karşısında Kurumun Yetkisinin Tartışmalı Olduğu Savunması
(357) BOFA’nın savunmasında söz konusu soruşturma açısından Kurumun yetkisinin tartışmalı
olduğu öne sürülmüştür. Bu kapsamda, bankacılık sektörünün Türkiye'de ciddi şekilde
düzenlenmekte olduğu ve bankacılık sektörünün birtakım özelliklerinin mevzuatı kati bir
surette şekillendirdiği beyan edilmiştir. 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun ilgili
maddelerinin ve BDDK düzenlemelerinin kredi alanlara dair birtakım bilgilerin
paylaşılmasına cevaz verdiği belirtilerek, tamamen hukuka uygun ve ilgili Kanun ve BDDK
düzenlemeleri ile tutarlılık içeren bilgi değişimi iddiaları hususunda Kurumun inceleme
yetkisinin bulunmadığı iddia edilmiştir.
(358) Bu kapsamda 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73. Maddesinin dördüncü fıkrasının, kredi
alanlara ilişkin her tür bilginin bankalar arasında değişilmesine izin veren açık ve özel bir
hüküm niteliği taşıdığı, bu hükmün sektörün doğası gereği risk ve istikrarın doğru biçimde
yönetilmesi ihtiyacından dolayı getirildiği belirtilmiştir. Teşebbüsün savunmasında konuyla
ilgili olarak Soruşturma Raporunda yer verilen ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 73.
maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında taraflarca bir bilgi değişimi gerçekleştirilecekse,
gizlilik anlaşması yapılması gerektiğine yönelik ifadeye karşı olarak, ne soruşturma
heyetinin ne de Rekabet Kurumunun, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nda öngörülen usule
dair gerekliliklerin yerine getirilip getirilmediğini karara bağlayacak bir konumda olmadığı,
bu yetkinin BDDK’ya ait olduğu ifade edilmiştir.
(359) Söz konusu savunmaya dair gerekli açıklamalara ING’nin aynı savunmasının
değerlendirildiği “BDDK Düzenlemelerinin Varlığı Karşısında Kurumun Yetkisine Yönelik
Savunmalar” başlığı altında yer verilmiş olup, söz konusu gerekçeler dolayısıyla
teşebbüsün öne sürdüğü savunma kabul edilmemiştir.
Türkiye Piyasasını Etkilemeyen İşlemlerin Kurumun Yetkisi Dışında Olduğu Savunması
(360) Savunmada çeşitli ülkelerin rekabet otoritelerinin ve Kurul’un geçmiş tarihli kararları
üzerinden açıklamalar yapılmış ve sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki
mal ve hizmet piyasalarını doğrudan veya en azından dolaylı olarak etkilemeyen
teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun kapsamında incelenmesinin mümkün olmadığı
değerlendirmesinde bulunulmuştur.
(361) Dosya kapsamında BOFA hakkında yer verilen tüm tespitlerin TURKCELL’in yabancı
iştiraklerinin kredilendirme işlemine ilişkin olduğu belirtilerek, söz konusu teşebbüslerin
Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki piyasalarda faaliyet göstermediği gibi, bu piyasalara
doğrudan veya dolaylı olarak etki etmediği, bu açıdan söz konusu teşebbüslere ilişkin
işlemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamı dışında kalması gerektiği ifade edilmiştir.
(362) İlgili savunma ING’nin aynı yöndeki savunmasının değerlendirildiği “Türkiye Piyasasını
Etkilemeyen İşlemlerin 4054 Sayılı Kanun’un ve Kurumun Yetkisi Dışında Olduğuna
Yönelik Savunmalar” başlıklı bölümde ele alınmış ve açıklanan nedenlerle kabul
edilmemiştir. Bu savunma da aynı gerekçelerle kabul edilmemiş olup ilgili gerekçelere
tekrar yaratmamak için yer verilmeyecektir.
17-39/636-276
91/136
H.6.5.1.6. SMBC Tarafından Yapılan Savunmalar
Savunma Hakkının Kısıtlandığı Savunması
(363) Soruşturma Raporunun tebliğini takiben savunma hakkının düzgünce kullanılabilmesini
sağlamak amacıyla dosyaya giriş kapsamında dosya içeriğinde yer alan belgelerin
paylaşılması talebinde bulunulduğu, ancak bu talebin bazı belgeler için Kurum içi yazışma
olmaları, ticari sır içermeleri gibi gerekçelerle kısmen veya tamamen reddedildiği
belirtilmiştir. Bazı belgelerin ise kendileriyle paylaşılmak yerine Kurum merkezinde
incelenmesine karar verildiği, ancak gerçekleştirilen inceleme esnasında SMBC vekillerinin
herhangi bir not almasına izin verilmediği ifade edilmiştir.
(364) Dosya içeriğinde yer alan belgelere erişim sağlamak amacıyla dosyaya giriş hakkından
bağımsız olarak 4982 sayılı Kanun kapsamında bilgi edinme başvurusunda bulunulduğu,
ancak söz konusu başvurunun da reddedildiği beyan edilmiştir.
(365) Gerek inceleme esnasında not alınmasına izin verilmemesine yönelik uygulama ve
gerekse de soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelerin paylaşılmaması nedeniyle dosyaya
giriş hakkı ile bilgi edinme hakkının özüne zarar verildiği ve SMBC’nin savunma hakkının
kısıtlandığı belirtilmiş, tüm bu nedenlerle teşebbüsün savunmasını oluşturabilmesi
amacıyla yeterli bilgiye sahip olma imkânına ulaşamadığı ve bu durumun Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesine ve 4054 sayılı Kanun’un 44. maddesinin ikinci
fıkrasına aykırılık teşkil ettiği iddia edilmiştir.
(366) Önaraştırma Raporunun gönderilmemesi ile ilgili savunmaya yönelik gerekçelere ING’nin
aynı yönde yaptığı savunmaların değerlendirildiği “Önaraştırma Raporunun Tebliğ
Edilmemiş Olması” başlıklı bölümde yer verilmektedir. Söz konusu bölümdeki gerekçelerle
ilgili savunma SMBC açısından da kabul edilmemektedir.
(367) Bu noktada Soruşturma Raporunun tebliğinden sonra teşebbüsün dosya giriş talebini konu
edinen Bilgi Notu Kurula sunulmuş, Kurul 15.05.2017 tarih ve 17-16/235-100 sayılı
kararıyla, 2010/3 sayılı Tebliğ hükümleri uyarınca Kurum içi yazışma niteliği taşıyan ve
teşebbüs leh veya aleyhine kullanılabilecek nihai bir belge niteliği taşımayan Önaraştırma
Raporunun teşebbüs ile paylaşılamayacağı kararını vermiştir. Bunun yanı sıra aynı
kararda, yine 2010/3 sayılı Tebliğ uyarınca Kurum içi yazışma niteliği taşıyan ve özel sektör
gerçek veya tüzel kişilerinden elde edilen bilgi ve belgeler ile pişmanlık başvurusu
kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerin, soruşturma tarafı banka açısından aklayıcı veya
suçlayıcı nitelik taşımasından dolayı, bu belgelerin Kurum merkezinde teşebbüs
temsilcilerinin incelemesine açılmasına karar verilmiştir. Tarafın dosyaya giriş hakkının tam
olarak kullanılamadığına yönelik savunması, ING’nin aynı yöndeki savunmasının
değerlendirildiği “Dosyaya Giriş Hakkının Gereğince Kullanılmasının Mümkün Olmadığı
İddiası” bölümündeki gerekçelerle kabul edilmemekte olup ilgili gerekçelere tekrar yer
verilmeyecektir.
Soruşturma Açılmasına İlişkin Kanuni Sürelere Uyulmadığı Savunması
(368) Usule ilişkin bir diğer savunma ise Kurul’un soruşturma açılmasına yönelik kanuni sürelere
uymadığı hakkındadır. Usul kuralları dikkate alındığında soruşturmanın en geç Aralık
ayının ikinci haftasında açılması gerektiği, ancak Kurul’un soruşturma açılmasına yönelik
kararı 20.04.2016 tarihinde aldığı ve bu nedenle 4054 sayılı Kanun’da belirtilen süreye
uymadığı belirtilmiştir.
(369) Soruşturma açılmasına ilişkin süreye uyulmamasına yönelik olarak bu sürenin Kurumun iç
işleyişine yönelik düzenleyici sürelerden olduğu ifade edilmişse de, bu tip bir gerekçeyle
kanuni sürelere itibar etmemek gibi bir serbesti elde edilemeyeceği öne sürülmüş ve söz
konusu süreye uyulmamasının teşebbüsün hukuki güvenlik hakkını ihlal ettiği iddia
edilmiştir.
17-39/636-276
92/136
(370) Söz konusu savunmaya ilişkin detaylı açıklamaya JP’nin aynı yöndeki savunmasının
değerlendirildiği “Soruşturma Açılmasına İlişkin Kanuni Sürelere Uyulmadığı İddiası”
başlıklı bölümde yer verilmiş olup, aynı gerekçelerle söz konusu savunma kabul
edilmeyecektir.
H.6.5.2. Esasa İlişkin Genel Savunmalar
(371) Öncelikle ihlal tespiti yapılan teşebbüslerin (ING, RBS ve BTMU), ardından ihlal tespiti
yapılmayan teşebbüslerin esasa yönelik savunmaları aşağıda teşebbüs bazında
değerlendirilmektedir.
H.6.5.2.1. ING Tarafından Yapılan Savunmalar
İlgili Pazar Tanımı Yapılmamasının Önemli Bir Eksiklik Olduğu İddiası
(372) Yapılan savunmada soruşturma konusunun rekabet hukuku açısından
değerlendirilmesinin pazarın özelliklerine sıkı bir şekilde bağlı olması nedeniyle pazar
tanımı yapılmasının büyük önem taşıdığı öne sürülmüştür. Pazar tanımının yaptırımın
takdiri bakımından da önem taşıdığı belirtilmektedir. İlgili ürün pazarının “Türkiye’deki blue-
chip şirketlerin yüksek hacimli finansman gereksinimlerinin karşılanması amacıyla
sağlanan kurumsal krediler pazarı” ve ilgili coğrafi pazarın geniş anlamda dünya pazarı
olarak belirlenmesi teklif edilmektedir.
(373) Soruşturma konusunu, Türkiye’deki kurumsal müşteriler için kredi sağlanması ve diğer
finansal hizmetler oluşturmaktadır. İlgili pazarın geniş ya da dar tanımlanması teşebbüsler
üzerinde olumlu ya da olumsuz bir etkide bulunmayacak ve ihlale ilişkin değerlendirmeyi
etkilemeyecektir.63 Dolayısıyla, mevcut soruşturma bakımından ilgili ürün pazarının
tanımlanmasına gerek görülmemiştir.
Kurumsal Krediler Pazarının Kendine Has Yapısı Çerçevesinde Kurul İçtihatlarıyla Uyumlu
Olarak Etki Bazlı Analiz Yapılması Gereksinimine Yönelik İddialar
(374) Pazardaki yoğunlaşmanın son derece düşük ve pazarın oldukça şeffaf bir yapıya sahip
olduğu, pazarda rakip bankalar tarafından verilen kredi tekliflerinin koşullarına yönelik
bilgilerin ve hizmetlerin müşteriler tarafından paylaşılmasının yaygın bir uygulama olduğu
ve alıcıların satıcılar üzerinde pazar güçlerini kullanabildiği dile getirilerek etki bazlı bir
analizin gerekli olduğu ileri sürülmektedir.
(375) Dosya kapsamında gerek sektörde faaliyet gösteren bankalardan, gerek bu işlemlerin
müşterisi konumunda bulunan teşebbüslerden gerekse diğer idari otoritelerden kapsamlı
bilgi taleplerinde bulunulmuş ve bu bilgiler, işlemleri ilgilendirdiği ölçüde dikkate alınmıştır.
(376) Soruşturma kapsamında BTMU ve ING’nin bazı kredi işlemleri ile ilgili olarak fiyat, miktar,
vade ve kredi işlemine katılım gibi bilgilileri birbirleriyle paylaştıkları tespit edilmiştir. İlgili
paylaşımlar birden fazla işlem kapsamında gerçekleşmiş, bazen sadece fiyat ya da katılım
bilgisi paylaşılırken bazen de bu bilgilerin hepsinin bir arada paylaşılması söz konusu
olmuştur.
63 Benzer yönde bakınız Maaş Promosyonları Kararı, Banka II Kararı.
17-39/636-276
93/136
(377) Fiyata ilişkin bilgi değişimleri amacı bakımından rekabeti kısıtlayıcı kabul edilmektedir.
Tarafların rakibinin fiyatına ilişkin bilgi sahibi olması pazarda rekabetin en önemli
parametresine ilişkin belirsizliği ortadan kaldırmaktadır. Amacı rekabeti kısıtlayıcı anlaşma
/ uyumlu eylemlerin etkisinin değerlendirilmesine ise gerek görülmemektedir. Bu yaklaşım
Kurul tarafından Otomotiv Kararı’nda64, Danıştay tarafından ise Danıştay 13. Dairesinin
06.04.2017 tarih ve E.: 2011/3564, K.: 2017/947 sayılı ve 28.02.2017 tarih, E.: 2013/317,
K.: 2017/471 sayılı ve 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/4615, K.: 2017/960 sayılı kararlarında
kabul görmektedir.
(378) Dosya kapsamındaki ilgili pazarın özellikleri de dikkate alındığında, fiyat bilgisi dışında
kalan miktar, vade ve katılım bilgilerinin de pazarda faaliyet gösteren teşebbüsler
arasındaki rekabet açısından fiyat gibi önemli parametreler olduğu değerlendirilmiştir. Aynı
zamanda kredi kullanan teşebbüslerin hangi teşebbüsten krediyi kullanacağı konusunda
da belirleyici olabilecek niteliktedir. Bu bilgilerin teşebbüsler arasında özellikle de bir arada
paylaşımı piyasayı şeffaflaştırmakta ve rekabeti kısıtlayıcı bir nitelik sergilemektedir.
(379) Yapılan değerlendirme neticesinde BTMU ve ING arasında, fiyat, miktar, vade ve/veya ilgili
kredi işlemine katılımlarına ilişkin bilgilerin paylaşımına yönelik gerçekleşen bilgi
değişiminin rekabeti kısıtlama amacı taşıyan bir uyumlu eylem/anlaşma teşkil ettiği
sonucuna ulaşılmıştır. Bu kapsamda amacı rekabeti kısıtlayıcı kabul edilen bu bilgi
değişimlerinin etki yaratıp yaratmadıklarının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
“Anlaşma/Uyumlu Eylem” Kavramlarının Birbirine Karıştırıldığı ve Bunun İlgili Davranışların
Nitelendirilmesinde İsabetsiz Değerlendirmelere Yol Açtığı İddiası
(380) Dosya kapsamında “anlaşma” ve “uyumlu eylem” kavramlarına 4054 sayılı Kanun’da
teşebbüsler arasında gerçekleşen koordinasyonların ortaya çıkabilecek tüm hallerini
kapsayabilmek adına yer verilmiştir. Kurul’un Doğu-Güney Doğu Anadolu Çimento
kararında65 da bir davranışın anlaşma veya uyumlu eylem olarak tanımlanmasının bu
davranışın 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırı olup olmadığına dair değerlendirme
bakımından herhangi bir anlam ifade etmediği açıkça belirtilmektedir.
(381) Anlaşma / uyumlu eylemin varlığı rekabeti kısıtlayıcı işbirliğinin varlığına değil taraflar
arasındaki irade uyuşmasının, esasen kavramların birbiri yerine kullanılabildiği
düşünüldüğünde fark yaratmamakla birlikte, gücü ve gerçekleştiriliş şekline bağlıdır. Bu
bağlamda dosya kapsamında yer verilen iletişimlerin anlaşma mı uyumlu eylem mi
oluşturduğu yönünde ayrı bir değerlendirme yapılmamış, dolayısıyla söz konusu savunma
kabul edilmemiştir.
64 Kurul’un 18.04.2011 tarihli ve 11-24/464-139 sayılı kararı.
65 Kurul’un 06.04.2012 tarihli ve 12-17/499-140 sayılı kararı.
17-39/636-276
94/136
Bilgi Değişimlerinin Değerlendirilmesine Yönelik Savunmalar
(382) Teşebbüsün savunmasında, bilgi değişiminin amacının ortaklaşa bir rekabet parametresi
oluşturmaya yöneldiğine dair yeterli ibare var ise AB rekabet kuralları kapsamında daha
fazla analiz yapılmasına gerek olmayabileceği ifade edilmektedir. Bununla birlikte, amaç
teşebbüslerin rakiplerinin konumlarının değerlendirilmesi ve bu doğrultuda daha rekabetçi
adımlar atabileceği bir pazar değerlendirmesine sahip olunması ise bilgi değişiminin
niteliğine ve pazarın özelliklerine dair daha detaylı bir analize ihtiyaç duyulduğu
belirtilmiştir. Türk rekabet hukukunda ise bilgi değişimine yaklaşımın AB yaklaşımına
benzerlik gösterdiği, rekabet parametreleri üzerinde ortaklaşa karar almak yönünde amaç
olmasa dahi daha şeffaf bir pazarın oluşturulması amaçlansa da bunun değişilen bilgiye ve
pazar özelliklerine bağlı olarak rekabet hukuku ihlali olarak görülebileceği dile getirilmiştir.66
Kurul’un bilgi değişimini değerlendirdiği kararlarında67 geleceğe yönelik stratejilerin
paylaşımının 4054 sayılı Kanun'u ihlal edebileceğini belirtmekle birlikte, her birinde
değişilen bilginin niteliği ve pazarın yapısını da dikkate alarak fiili etkileri analiz ettiği
vurgulanmaktadır. Sonuç olarak Türkiye uygulamasında olası bilgi değişiminin ihlal olup
olmadığı değerlendirmesinin, rekabeti kısıtlama amacına yönelik olduğunun ortaya
konulmasına bağlı olduğu ve rule of reason analizine tabi tutulduğu belirtilmektedir.
(383) ING açısından ihlal tespiti yapılan iletişimlerde fiyat, miktar, vade ve/veya ilgili kredi
işlemine katılıma ilişkin bilgilerin BTMU ve ING arasında paylaşılması rekabeti kısıtlama
amacı taşıyan bir uyumlu eylem/anlaşma olarak değerlendirilmiştir. Daha önce de ifade
edildiği üzere, ticari hayat içerisinde, rakip olsun veya olmasın birçok teşebbüs doğrudan
veya teşebbüs birlikleri, pazar araştırma şirketleri, piyasadaki müşteriler ve dağıtıcılar, vs.
yoluyla dolaylı bir şekilde aralarında bilgi değişiminde bulunmakta ve pazarı belirli ölçüde
şeffaflaştırmaktadır. Genel olarak pazardaki tüm paydaşlara (teşebbüsler ve müşteriler)
yansıyan bu tip bir şeffaflaşmanın etkinlik artırıcı olduğu kabul edilmektedir. Bununla
birlikte, bilgi değişimleri özellikle rakipler arasında gizli olarak gerçekleştirilmesi ve rekabet
ortamını bozabilecek hassas bilgiler içermeleri halinde rekabet hukuku tarafından
yasaklanabilmektedir.
(384) Başta fiyat ve üretim miktarları olmak üzere, incelenen pazarın niteliklerine göre,
paylaşılmaları halinde pazarın temel rekabet parametrelerini şeffaflaştıran, teşebbüslerin
birbirilerinin hamlelerine ilişkin sahip oldukları belirsizlikleri ortadan kaldıran, maliyet, satış
verileri, kapasite kullanım oranları, teklif şartnameleri içerikleri, sözleşme maddeleri, stok
durumları olmak üzere bunlara benzer niteliklere sahip tüm bilgiler rekabet ortamı
açısından üst düzeyde hassas bilgiler olarak kabul edilmektedir.
66 17.09.2013 tarihli ve 13-54/755-315 sayılı Erzincan Çimento Kararı örnek olarak sunulmuştur.
67 18.04.2011 tarihli ve 11-24/464-139 sayılı Otomotiv Kararı, 24.06.2009 tarihli ve 09-30/637-150 sayılı
Otomotiv Kararı (ÖTV), 24.11.2016 tarihli ve 16-41/667-300 sayılı FX Kararı
17-39/636-276
95/136
(385) Fiyata ilişkin bilgi değişimleri amacı bakımından rekabeti kısıtlayıcı kabul edilmektedir.
Taraflardan her ikisinin veya birinin belirli bir işleme ilişkin rakibinin fiyatına ilişkin bilgi sahibi
olması pazarda rekabetin en önemli parametresine ilişkin belirsizliği kaldırmaktadır. Amacı
rekabeti kısıtlayıcı anlaşma / uyumlu eylemlerin etkisinin değerlendirilmesine ise gerek
görülmemektedir. Otomotiv Kararındaki68 şu ifadeler ile konuya ilişkin Kurul’un yaklaşımı
özetlenebilir:
“Nitekim geleceğe yönelik fiyat değişimi, Rekabet Hukuku bakımından diğer bilgi
türlerine yönelik paylaşımlara kıyasla daha büyük bir endişe yaratmaktadır. Zira
böyle bir bilgi, teşebbüsün piyasada uygulayacağı ticari stratejileri ortaya çıkarmakta
ve böylelikle potansiyel olarak rekabeti kısıtlamaktadır. Dolayısıyla bilgi değişiminin
değerlendirilmesinde esas olan yaklaşım rule of reason olmakla birlikte, geleceğe
yönelik fiyat ve/veya fiyat stratejilerine ilişkin bilgilerin değişimi, belirtilen kuraldan
istisna tutulmuştur. Doktrinde ve içtihatta kabul edilen görüşe göre geleceğe yönelik
fiyat değişimi rekabeti kısıtlama amacı taşımakta olup piyasadaki etkilerine
bakılmaksızın rekabet ihlali olarak değerlendirilmektedir.”
(386) Danıştay 13. Dairesinin 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/3564, K.: 2017/947 sayılı ve
28.02.2017 tarih, E.: 2013/317, K.: 2017/471 sayılı ve 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/4615,
K.: 2017/960 sayılı kararlarında konuya ilişkin olarak şu değerlendirmelere yer verilmiştir:
“4054 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre, anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs
birliği kararlarının rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı amaç taşıması
yeterlidir; amacı bu olduğu takdirde, söz konusu davranışların ayrıca piyasada
rekabeti bozucu etkilerinin görülmesi veya bu etkilerin ispati aranmayacaktır. Bir
başka anlatımla, rekabeti ihlal edici amacın belirlenebildiği durumlarda, rekabete
aykırı olduğu iddia edilen fiili ve davranışlarının mahiyetinin belirlenmesi asgari
seviyede önem taşımaktadır. Nitekim 4054 sayılı Kanun'un aktarılan hükümleri ve
buna ilişkin gerekçelerde özetle; rekabetin ihlal edilmesini amaç edinen fiil ve
davranışların yasaklandığı belirtilmiştir.
Rekabet açısından önemli olduğunda kuşku bulunmayan geleceğe ilişkin rekabete
hassas bilgilerin piyasada rekabet edilen başka bir teşebbüsle paylaşılmasında,
rekabeti ihlal edici bir amacın olduğu şüphesi ortaya çıkacaktır. Nitekim gerek
Avrupa Birliği Adalet Divanının (ABAD'ın) "T-Mobile" kararında gerekse doktrinde
rakipler arasında gelecekteki davranışlarına yönelik belirsizlikleri ortadan
kaldırabilecek nitelikte olan bilgi paylaşımlarının rekabete aykırı olarak
değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Söz konusu rekabete hassas bilgi;
geleceğe ilişkin fiyat veya buna ilişkin stratejik bir bilgi olduğu takdirde, rekabeti ihlal
etme amacının ayrıca irdelenmeye ihtiyaç göstermeyecek şekilde ortada olduğu da
açıktır. Ayrıca, teşebbüsler arası bilgi paylaşımlarının, piyasada bir etkisinin
olmadığı ileri sürülebilirse de belirtilen rekabete hassas bilgi paylaşımının,
teşebbüslerin gelecekte piyasada alacakları kararlarda etkili olacağının aksi
ispatlanmadıkça kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durum, ABAD'ın "Polypropylene"
ve "Sugar" kararlarında teşebbüsler aleyhine bir karine olarak değerlendirilmiştir. Bir
başka anlatımla; fiyatların yükseltilmesi hususunda rakipler arasında kesin bir
anlaşmaya varılmasa dahi bir rakibin geleceğe ilişkin fiyatlama stratejisini açıkladığı
bir toplantıya sadece katılmış olmak da bir karine olarak kabul edilmektedir.”
68 Kurul’un 18.04.2011 tarihli ve 11-24/464-139 sayılı kararı.
17-39/636-276
96/136
(387) Dosya kapsamındaki ilgili pazarın özellikleri de dikkate alındığında fiyat bilgisi dışında kalan
miktar, vade ve katılım bilgileri de pazarda faaliyet gösteren teşebbüsler arasındaki rekabet
açısından fiyat gibi önemli parametrelerdir. Aynı zamanda bu bilgiler kredi kullanan
teşebbüslerin hangi teşebbüsten krediyi kullanacağı konusunda da belirleyici olabilecek
niteliktedir. Bu bilgilerin teşebbüsler arasında özellikle de bir arada paylaşımı piyasayı
şeffaflaştırmakta ve rekabeti kısıtlayıcı bir nitelik sergilemektedir. Bu nedenle ilgili pazarın
özellikleri çerçevesinde fiyat, miktar, vade ve katılım bilgileri önemli rekabet parametreleri
olarak nitelendirilmiş ve bunlara yönelik bilgi değişimlerinin amacı bakımından rekabeti
kısıtlayıcı olduğu tespit edilmiştir. Teşebbüsün savunmasına bu yönüyle katılmak mümkün
değildir.
İletişimlerin Ancak Devam Eden Tek Bir İhlalin Konusu Olabileceği İddiası
(388) Dosya kapsamında BTMU ile ING arasında yaklaşık iki yıl süre ile devam eden tek bir ihlal
tespit edilmiştir.
Piyasada Olası Bir Bilgi Değişiminin Rekabeti Sınırlamadığı İddiası
(389) Bankaların müşteriye özel bilgilere sahip olan ve riskleri daha iyi değerlendiren diğer
bankalarla iletişim kurmalarının, risklerin değerlendirilmesi bakımından en iyi durumda olan
bankaların analizleri geçerli olacağı için teklif talep edenin menfaatine hizmet ettiği,
kurumsal bankacılık hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren bankaların arasında bilgi
değişiminin arzı artırarak ve herhangi bir kredi işlemi kapsamında sunulan koşulları ve
fiyatlamayı daha etkin kılarak müşterilere hemen hemen her zaman fayda sağladığı ifade
edilmektedir. Dosya kapsamındaki hiçbir tespitin taraflar arasında rekabetçi parametreleri
belirleme amacını ortaya koyamadığı öne sürülerek yazışmalarda ING'nin rakipleriyle
karşılıklı bir anlaşma içerisinde olduğuna dair herhangi bir ifade bulunmadığı, söz konusu
yazışmalardan rekabete aykırı bir davranışa ilişkin çıkarım yapılacaksa, söylenebilecek tek
hususun olsa olsa tek başına bilgi değişimi olduğu vurgulanmakta ve rule of reason analizi
talep edilmektedir. Bu doğrultuda, Türkiye'de ilgili pazarın özellikleri bakımından da bir
değerlendirme yapıldığında pazarda çok sayıda teşebbüs bulunması dolayısıyla ING'nin
fiyatlamaya yönelik nihai kararını başka bir (ya da birkaç) bankadan elde ettiği bilgilere göre
şekillendirmesinin veya bankalarla bu yönde anlaşma yapmasının mümkün olmadığı
belirtilmektedir. Dolayısıyla teşebbüse göre ilgili pazar herhangi bir rekabete aykırı
anlaşmanın sürdürülebilir olduğu pazar özelliklerini taşımamakta, olası bilgi paylaşımları da
rekabetin kısıtlanmasından ziyade bilgi asimetrisi ile ilgili sorunları gidererek etkinliği
artırmaktadır.
(390) Stigler’in geliştirmiş olduğu oligopol teorisinin ortaya koyduğu bulgulardan da yararlanılarak
işbirlikçi bir sonucun ortaya çıkabilmesi ve bunun sürdürülebilmesi için pazar yapısının
oldukça belirleyici olduğu ifade edilmektedir. Bunun temel sebebi etkili bir işbirlikçi sonuç
için etkili bir iletişimin ve izlemenin ancak az sayıda teşebbüsün faaliyet gösterdiği oligopol
pazarlarda mümkün olabilmesidir. Zira teşebbüslerin aldatma davranışının izlenebilmesi
ancak birkaç teşebbüsün faaliyet gösterdiği bir pazar yapısında mümkündür.
Soruşturmanın ilgili olduğu pazarda ise, kısa süreli bir anlaşmanın söz konusu olmasının
bile mümkün gözükmediği, zira piyasada çok sayıda teşebbüsün bulunduğunun da dosya
kapsamında kabul edildiği belirtilmektedir. Rakipler arasında değişime konu edilen bilginin
doğrulanabilir olmaması ve piyasada bu tür aldatma motivasyonunun hâkim olmasından
hareketle, olası bir değişimin teşebbüsler arası koordinasyonu sağlamayacağının açık
olduğu savunulmaktadır.
17-39/636-276
97/136
(391) Fiyata ilişkin bilgi değişimleri amacı bakımından rekabeti kısıtlayıcı kabul edilmektedir.
Tarafların rakibinin fiyatına ilişkin bilgi sahibi olması pazarda rekabetin en önemli
parametresine ilişkin belirsizliği ortadan kaldırmaktadır. Amacı rekabeti kısıtlayıcı olan
anlaşma / uyumlu eylemlerin etkisinin değerlendirilmesine ise gerek görülmemektedir.
Stigler’in teorisine yönelik açıklamalar bakımından ise belirtilmelidir ki, işaret edilen husus
temel olarak etkili bir iletişimin ve izlemenin mümkün olmaması dolayısıyla rakipler arası
koordinasyonun da mümkün olmamasına yöneliktir. Bununla birlikte amacı bakımından
rekabetin kısıtlandığının ortaya konulması sonrasında, işbirliğinin hiç uygulamaya
konulmamış olması, caydırma mekanizmaları vb. nedeniyle pazarda sürekliliğinin
sağlanmamış olması ihlalin tespiti noktasında değil ancak verilecek cezanın takdiri
noktasında bir anlam ifade edebilecektir.
(392) Teşebbüsün bilgi değişiminin etkinlik artırıcı olabileceği yönündeki savunması bakımından
belirtilmelidir ki; kurumsal kredi pazarındaki müşterilerin kredi kullanımları, belirli bir süreye
yayılan birkaç aşamadan oluşabilmektedir. Müşteriler hedefledikleri fiyattan çok büyük
sapma gösteren teşebbüsleri bu aşamaların başlangıcında elemekte ve sürece ödemeyi
hedeflediği fiyata yakınlaştırabileceğini tahmin ettiği müşterilerle devam etmektedir. Rakip
bir bankanın fiyatının öğrenilmesinin muhtemelen farklı parametreler üzerinden kendi
detaylı risk analizlerini yapan bir bankaya ilk teklif sunma aşamasında ne şekilde katkı
sağladığı tam olarak anlaşılamamıştır.
(393) Bankanın kendisine teklif gelmesi durumunda; kendi maliyetleri, ilgili sektördeki risk
durumu (verdiği/vermeyi planladığı kredi miktarı), teşebbüsün yarattığı risk miktarı ve kar
payı gibi parametreler çerçevesinde fiyatını teşebbüse bildirmesi beklenmektedir. Bu
noktada teşebbüsün riskinin, vb. analiz edilmesi esasında rekabetin de bir parametresidir.
Analizi doğru bir şekilde yapan teşebbüsler daha doğru bir fiyatlama yapma imkanı
bulacaklardır. Riski doğru hesaplayamayan bir banka yüksek bir fiyat ortaya çıkarabilecek
ve süreçten dışlanabilecektir. Bu süreç esasen pazardaki rekabetin tanımıdır. Yine de bu
durum bankaların ilk aşamada teklif sunmalarını engeller bir durum değildir. Beklenen
bankaların yüksek veya düşük kendi analizleri ve maliyetleri çerçevesinde bir fiyat
sunmalarıdır.
(394) Aksi durumda bankaların birbirleriyle iletişime geçmeleri müşteri konumundaki
teşebbüslerin zararına olabilecektir. Teşebbüs teklif toplama aşamasında almak istediği
kredinin piyasadaki fiyatlamasının rekabet ortamı içerisinde oluşmasını, bu analizi başarılı
bir şekilde gerçekleştiren bankaların diğerlerinden ayrılmasını ve bunu tespit etmeyi
amaçlamaktadır. Bankaların iletişime geçmesi düşük fiyat vermeyi hedefleyen bankaların
rakiplerinin yüksek fiyatlarından haberdar olmalarına ve fiyatlarını o noktaya çekerek daha
yüksek fiyatlama yapmalarına neden olabilecektir. Savunmada başka bankaların birbirini
örnek almaları olarak ifade eden bu sürecin herhangi bir pazar kapsamında fayda
yaratmadığı değerlendirilmektedir.
Yaklaşım Önerisi
(395) Komisyon’un konuyu ele alış şekli örnek verilerek konunun detaylı incelenmesi gerektiği
vurgulanmaktadır. Komisyon’un sendikasyon kredilerini yakından incelemeyi ve rekabet
hukuku açısından kredi piyasasına etkilerini araştırmayı amaçladığının altı çizilerek
sendikasyon kredilerini konu alan anlaşmalara hüküm vermeden önce incelemeyi uygun
bulduğu belirtilmektedir.
(396) Rekabet ihlali iddiasının değerlendirilmesi bakımından 4054 sayılı Kanun’da izlenen usul
soruşturma usulüdür. Sektör incelemeleri ihlalin tespitinde soruşturma yerine ikame
değildir. Bu nedenle önce inceleme yapılması gerektiği savunmasına katılmak mümkün
değildir.
17-39/636-276
98/136
H.6.5.2.2. RBS Tarafından Yapılan Savunmalar
Dosya Kapsamındaki Davranışlar İçin Anlaşma ve/veya Uyumlu Eylem Nitelendirilmesine
Dair Savunmalar
(397) Teşebbüs savunmasında, ihlal olarak ileri sürülen davranışların açık bir biçimde
nitelendirilmediğini, davranışın anlaşma veya uyumlu eylem mඈ teşkඈl ettඈğඈnඈ belඈrtmekten
kaçınıldığını ඈfade etmektedඈr. Bu kısımda anlaşma ve uyumlu eylem kavramlarının bඈr
arada kullanılmasına Türk hukukunda da ඈzඈn verඈldඈğඈnඈn söylenebඈleceğඈ, ancak bu
noktada, Kurul’un teşebbüsler arasında bඈr anlaşma / uyumlu eylem olduğunu ඈlerඈ sürer
ancak tarafların rekabeti kısıtlama iradesine dair açık beyanlarını ihtiva eden bir delil ortaya
koyamaz ise, taraflara zımnen bu şekilde bir amacın benimsendiğini ispat edecek deliller
sunma hakkı tanınması gerektiği belirtilmektedir.
(398) Dosya kapsamında “anlaşma” ve “uyumlu eylem” kavramlarına 4054 sayılı Kanun’da
teşebbüsler arasında gerçekleşen koordinasyonların ortaya çıkabilecek tüm hallerini
kapsayabilmek adına yer verilmiştir.
(399) ABAD’ın Anic ve Asnef-Equifax kararlarındaki değerlendirmeler bu kavramların bir arada
kullanılmasının kabul edildiğini de açıkça ortaya koymaktadır. Kurul da Doğu-Güney Doğu
Anadolu Çimento Kararında69 bir davranışın anlaşma veya uyumlu eylem olarak
tanımlanmasının bu davranışın 4. maddesine aykırı olup olmadığına dair değerlendirme
bakımından herhangi bir anlam ifade etmediğini açıkça belirtmiştir.
(400) Dosyada taraflar arasındaki anlaşma / uyumlu eylemin varlığı ortaya konulmuş, bu
anlaşma/uyumlu eylemlerin amacının rekabeti kısıtlayıcı olduğu tespiti yapılmış genel
rekabet hukuku uygulamasıyla paralel bir şekilde amacı rekabeti kısıtlayıcı olan anlaşma /
uyumlu eylemlerin etkilerinin gösterilmesine gerek olmadığı vurgulanmıştır.
(401) Teşebbüse göre anlaşmanın varlığı için, rekabeti kısıtlayıcı amacın açıkça belirtilmiş
olması, rekabeti kısıtlama amacının bir teşebbüs tarafından dile getirilmesi, diğer
teşebbüs(lerin) açıkça veya zımnen bu amaçlar doğrultusunda işbirliği yapmayı kabul
etmesi gerekmekte, uyumlu eylem için ise bu seviyede bir delil olmadığından otoritelerin
uyumlu eylemi ikincil delillerle ispat edeceği ve tarafların bunun aksini ispat edebilecekleri
belirtilmektedir.
(402) Teşebbüsün taraflar arasındaki irade uyuşmasının / koordinasyonun varlığını gösteren
anlaşma / uyumlu eylem kavramları ile bu koordinasyonun 4. madde kapsamında
yasaklanmasına neden olan anlaşma / uyumlu eylemin hedeflediği amaç veya etkisine
ilişkin kavramları iç içe geçirdiği anlaşılmaktadır. Teşebbüsün ileri sürdüğü anlaşma
kavramının kabulü halinde, teşebbüsler arasında yalnızca “rekabeti kısıtlama amacı” olan
anlaşmalar kurulabilecektir. Bu sonuca varılmasının nedeni esasen belirtildiği üzere iki
teşebbüs arasındaki etkileşimin değerlendirilmesindeki farklı aşamaların bir araya
getirilmesidir. Teşebbüsün iddiasının aksine teşebbüsler arası bir anlaşma / uyumlu eylem
kurulması için belirli düzeyde bir irade uyuşmasının tespit edilmesi yeterlidir. Bu irade
uyuşmasının amacının / etkisinin rekabeti kısıtlama olabileceği ve böylece 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesi kapsamında yasaklanabileceği mümkün olduğu kadar bu irade
uyuşmasının rekabeti kısıtlayıcı amacının / etkisinin olmaması ve bu nedenle Kanun
kapsamında olmaması da pekâlâ mümkündür. Bu değerlendirme anlaşma / uyumlu eylem
tespitinden farklı bir değerlendirmedir.
69 Kurul’un 06.04.2012 tarihli ve 12-17/499-140 sayılı kararı.
17-39/636-276
99/136
(403) Özetle anlaşma / uyumlu eylemin varlığı teşebbüsün ileri sürdüğü şekilde rekabeti
kısıtlayıcı işbirliğinin varlığına değil taraflar arasındaki irade uyuşmasının, esasen
kavramların birbiri yerine kullanılabildiği düşünüldüğünde fark yaratmamakla birlikte, gücü
ve gerçekleştiriliş şeklinde bağlıdır.
Bilgi Değişimine İlişkin Savunmalar
(404) Komisyon’un Yatay İşbirliği Anlaşmalarına İlişkin Kılavuz’undan (Komisyon Kılavuzu) çeşitli
alıntılar yapılarak esasen üç tip bilgi değişimi türü olduğu, bunların; “tek başına ihlal teşkil
eden bilgi değişimi”, “kartel niteliğinde bilgi değişimi” ve “karteli kolaylaştırmak amacı olan
bilgi değişimi” olarak sıralanabileceği, bilgi değişiminin tek başına ihlal teşkil etmesi veya
kartel olması için teşebbüsler arasında bilgi değişimine yönelik bir anlaşma veya uyumlu
eylem bulunmasının zaruri olduğu, iki ihlal türü arasındaki farklılığı bahsi geçen anlaşma
veya uyumlu eylemin amacının oluşturduğu, bu amaç bilgi değiştirmek suretiyle bazı
rekabetçi parametreleri ortaklaşa tespit etmek ise bir kartelin söz konusu olduğu, amacın
ilgili pazardaki şeffaflığı artırmak ve karar alırken rakiplerin pozisyonlarını dikkate alabilmek
olması halinde ise tek başına ihlal teşkil eden bir bilgi değişiminin söz konusu olacağı
belirtilmektedir.
(405) Buna ek olarak, Türkiye’de benimsenen yaklaşımın AB ile esasen aynı olduğu, Kurul’un
Otomotiv Sektörü70 kararında gelecekte uygulanacak fiyatlara ilişkin bilgi değişimini kartel
olarak değil diğer ihlaller olarak nitelendirdiği, Kurul’un yine ilk otomotiv kararında71 mevcut
ve gelecekteki stoklara ve dağıtıcıların gelecekte belirleyecekleri stratejilere yönelik detaylı
bilgi değişimini ihlal olarak görmediği, yine yakın tarihli FX kararında72 müşterilere ait gizli
bilgi olarak değerlendirilebilecek müşterilerin alım satım tutarları ve traderın döviz
pozisyonları gibi hassas nitelikteki bilgi paylaşımlarını değerlendirirken bilgi değişiminin
amacını irdelediğini, bilgi değişimi ile manipülasyon amaçlandığını belirterek rekabet
kanununun ihlal edilmediğine karar verildiği hatırlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüse ait
bilgi değişimlerinin de salt bilgi değişimi olarak nitelendirilmesi ve rule of reason analizine
tabi tutulması talep edilmiştir.
(406) Teşebbüsün savunmasında belirttiğinin aksine esasen bilgi değişimlerinin iki şekilde ihlal
olabileceği değerlendirilmektedir; bilgi değişiminin anlaşma / uyumlu eylemin kendisini
teşkil etmesi veya taraflar arasındaki bir yatay işbirliği anlaşması çerçevesinde gerçekleşen
bilgi değişimi.
(407) Teşebbüs, bilgi değişiminin iddia ettiği her iki türünde de teşebbüsler arasında bilgi
değişimine yönelik bir anlaşma veya uyumlu eylem olması gerektiğini, bilgi değişiminin ihlal
olarak nitelendirilmesinin, bu bilgi değişimine ilişkin anlaşma / uyumlu eylemin amacının
veya etkisinin değerlendirilmesini gerektiğini iddia etmektedir.
(408) Bu yaklaşım hem AB ve Türkiye kılavuzlarında belirtilenin, hem de teşebbüs tarafından
sunulanın aksine, bilgi değişimlerinin değerlendirilmesini ancak ikinci bir anlaşma / uyumlu
eylemin varlığına bağlamaktadır. Ancak bilgi değişimleri tek başlarına bir anlaşma / uyumlu
eylem teşkil edebilmektedir.
70 Kurul’un 18.04.2011 tarihli ve 11-24/464-139 sayılı kararı.
71 Kurul’un 24.06.2009 tarihli ve 09-30/637-150 sayılı kararı.
72 Kurul’un 24.11.2016 tarihli ve 16-41/667-300 sayılı kararı.
17-39/636-276
100/136
(409) Danıştay 13. Dairesinin 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/3564, K.: 2017/947 sayılı ve
28.02.2017 tarih, E.: 2013/317, K.: 2017/471 sayılı ve 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/4615,
K.: 2017/960 sayılı kararlarında konuya ilişkin olarak şu değerlendirmelere yer verilmiştir:
“4054 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre, anlaşma, uyumlu eylem veya teşebbüs
birliği kararlarının rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı amaç taşıması
yeterlidir; amacı bu olduğu takdirde, söz konusu davranışların ayrıca piyasada
rekabeti bozucu etkilerinin görülmesi veya bu etkilerin ispati aranmayacaktır. Bir
başka anlatımla, rekabeti ihlal edici amacın belirlenebildiği durumlarda, rekabete
aykırı olduğu iddia edilen fiili ve davranışlarının mahiyetinin belirlenmesi asgari
seviyede önem taşımaktadır. Nitekim 4054 sayılı Kanun'un aktarılan hükümleri ve
buna ilişkin gerekçelerde özetle; rekabetin ihlal edilmesini amaç edinen fiil ve
davranışların yasaklandığı belirtilmiştir.
Rekabet açısından önemli olduğunda kuşku bulunmayan geleceğe ilişkin rekabete
hassas bilgilerin piyasada rekabet edilen başka bir teşebbüsle paylaşılmasında,
rekabeti ihlal edici bir amacın olduğu şüphesi ortaya çıkacaktır. Nitekim gerek
Avrupa Birliği Adalet Divanının (ABAD'ın) "T-Mobile" kararında gerekse doktrinde
rakipler arasında gelecekteki davranışlarına yönelik belirsizlikleri ortadan
kaldırabilecek nitelikte olan bilgi paylaşımlarının rekabete aykırı olarak
değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Söz konusu rekabete hassas bilgi;
geleceğe ilişkin fiyat veya buna ilişkin stratejik bir bilgi olduğu takdirde, rekabeti ihlal
etme amacının ayrıca irdelenmeye ihtiyaç göstermeyecek şekilde ortada olduğu da
açıktır. Ayrıca, teşebbüsler arası bilgi paylaşımlarının, piyasada bir etkisinin
olmadığı ileri sürülebilirse de belirtilen rekabete hassas bilgi paylaşımının,
teşebbüslerin gelecekte piyasada alacakları kararlarda etkili olacağının aksi
ispatlanmadıkça kabul edilmesi gerekmektedir. Bu durum, ABAD'ın "Polypropylene"
ve "Sugar" kararlarında teşebbüsler aleyhine bir karine olarak değerlendirilmiştir. Bir
başka anlatımla; fiyatların yükseltilmesi hususunda rakipler arasında kesin bir
anlaşmaya varılmasa dahi bir rakibin geleceğe ilişkin fiyatlama stratejisini açıkladığı
bir toplantıya sadece katılmış olmak da bir karine olarak kabul edilmektedir.”
(410) Özetle bilgi değişimleri tek başlarına bir anlaşma / uyumlu eylem teşkil edebilmektedir.
RBS’nin İhlal Teşkil Ettiği İleri Sürülen Davranışlarının Nitelendirilmesine Dair Savunmalar
(411) Teşebbüs RBS’nin davranışlarının nitelendirilmesi için; 1) RBS veya BTMU bilgi
değişiminin amacının rekabetçi parametreleri ortaklaşa belirlemek olduğuna dair açık bir
irade beyanında bulunup bulunmadığının veya 2) açık irade beyanı olmamasına rağmen
teşebbüsler arası bilgi değişiminin amacının rekabetçi parametreleri ortaklaşa belirlemek
olduğunu ispatlamaya yetecek delilin mevcut olup olmadığının değerlendirilmesi
gerektiğini, ilk sorunun cevabının hayır olduğunu, ikinci soru açısından ise her ne kadar
bilgi değişiminin bu duruma yol açabileceği şeklinde bir karine olsa da aksini ispat etme
imkanının teşebbüslerde bulunduğu ifade edilmiştir.
(412) Teşebbüs gelecekteki fiyatlara ilişkin bilgi değişimlerinin fiyat tespiti amacına hizmet ettiği
şeklinde bir karinenin varlığını kabul etmektedir. Bu anlamda teşebbüsün bilgi değişiminin
amacının rekabeti kısıtlayıcı olması için tarafların bu doğrultuda bilgi değişimi dışında bir
anlaşma yapmış olmaları gerektiğinin aranması gerektiği yönündeki iddiasından ayrılması
isabetli görülmüştür.
17-39/636-276
101/136
(413) Yapılan değerlendirme neticesinde BTMU ve RBS arasında, fiyat bilgilerinin paylaşımına
yönelik gerçekleşen bilgi değişiminin rekabeti kısıtlama amacı taşıyan bir uyumlu
eylem/anlaşma teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca işlem kapsamında BTMU ve RBS
tarafından verilen teklifler dikkate alındığında rekabeti kısıtlayıcı etkinin de ortaya çıktığı
görülmektedir. Dolayısıyla BTMU ve RBS tarafından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin
ihlal edildiği tespit edilmektedir.
Soruşturma Kapsamında Yeterli İnceleme Yapılmadığına İlişkin İddialar
(414) Bu kısımda teşebbüs ihlalin ABD’de olduğu gibi rule of reason analizi kapsamında ele
alınması gerektiğini, bu nedenle önce ilgili ürün pazarının “Türkiye’deki blue-chip şirketlerin
yüksek hacimli finansman gereksinimlerinin karşılanması amacıyla sağlanan kurumsal
bankacılık hizmetleri pazarı” olarak tanımlanmasını, pazarın yoğunlaşmamış olduğunu ve
yüksek alıcı gücü bulunduğunu, ilgili pazarın niteliği gereği şeffaf olduğunu, davranışların
bu pazardaki etkilerinin analiz edilmesi gerektiğini, pazarın sıralanan nitelikleri gereği
bankaların bilgi değişiminde bulunduğu ortaya konsa bile bu davranışın rekabeti kısıtlayıcı
bir amacı veya etkisi bulunmayabileceğini ileri sürmektedir.
(415) Pazarın özelliklerinin incelenmesi talebi bakımından belirtilmelidir ki, dosya kapsamında
gerek sektörde faaliyet gösteren bankalardan, gerek bu işlemlerin müşterisi konumunda
bulunan teşebbüslerden gerekse diğer idari otoritelerden kapsamlı bilgi taleplerinde
bulunulmuş ve bu bilgiler, işlemleri ilgilendirdiği ölçüde dikkate alınmıştır. Bununla birlikte
ihlal isnadı yapılan bilgi değişimleri teşebbüslerin gelecekte sunması muhtemel fiyatlarının
değişimine ilişkindir. Bu kapsamda amacı rekabeti kısıtlayıcı kabul edilen bu bilgi
değişimlerinin etki yaratıp yaratmadıklarının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir. Kaldı
ki işlem kapsamında BTMU ve RBS tarafından verilen teklifler dikkate alındığında rekabeti
kısıtlayıcı etkinin de ortaya çıktığı görülmektedir. Dolayısıyla BTMU ve RBS tarafından
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmektedir.
Kurumsal Bankacılık Hizmetlerinde Bilgi Değişiminin Etkinlik Artırıcı Etkileri Olduğu İddiası
(416) Bankacılık sektöründe müşterilerin bireysel risklerinin değerlendirilebildiği bir kayıt
sisteminin genel verimliliği artıracağı, sendikasyon süreçlerinde bankaların bir anlaşmaya
varmak için her türlü hassas bilgiyi değişmelerinin borç alanın açık izni doğrultusunda
gerekli ve kaçınılmaz olduğu, dosya kapsamında yer verilen AVEA işleminde de olduğu
üzere blue-chip şirketlerin ilk teklif taleplerinin piyasa iştahı ve genel fiyat seviyeleri
hakkında gösterge niteliğinde bilgi elde etmeyi amaçladığı, bölüm içinde AVEA ile sunulan
yazışmaların bu durumu açıkça gösterdiği, bu aşamada bankalar tarafından sunulan
tekliflerin uzun süreç içerisinde önemli değişikliklere uğradığı, bankaların birbirlerinin
tekliflerine ilişkin bilgi almamaları durumunda ilk tekliflerini sunmayabileceklerini bu
durumun da süreçten dışlanmalarına neden olabileceği, bu nedenle teşebbüs izin vermese
bile bankaların arasında tekliflerine ilişkin bilgi değişimlerinin müşterilere fayda sağlayacağı
belirtilmiştir.
(417) Buna ek olarak sektörün niteliği gereği bilgi değişiminin marjinal fiyatlama yapılmasını
engellemediği, ilgili piyasaya özgü özelliklerinden dolayı optimal fiyatlama olan riske göre
ayarlanmış maliyet esaslı fiyatlamayı kolaylaştıracağı bu nedenle bilgi değişimiyle ilgili
rekabet hukuku endişesinin mevcut soruşturma açısından geçerli olmadığı iddia edilmiştir.
(418) Teşebbüsün de belirttiği üzere kurumsal kredi pazarındaki müşterilerin kredi kullanımları
belirli bir süreye yayılan birkaç aşamadan oluşabilmektedir. Müşteriler hedefledikleri
fiyattan çok büyük sapma gösteren teşebbüsleri bu aşamaların başlangıcında elemekte ve
sürece ödemeyi hedeflediği fiyata yakınlaştırabileceğini tahmin ettiği müşterilerle devam
etmektedir. Rakip bir bankanın fiyatının öğrenilmesinin muhtemelen farklı parametreler
üzerinden kendi detaylı risk analizlerini yapan bir bankaya ilk teklif sunma aşamasında ne
şekilde katkı sağladığı tam olarak anlaşılamamıştır.
17-39/636-276
102/136
(419) Bankanın kendisine teklif gelmesi durumunda kendi maliyetleri, ilgili sektördeki risk durumu
(verdiği/vermeyi planladığı kredi miktarı), teşebbüsün yarattığı risk miktarı ve kar payı gibi
parametreler çerçevesinde kendi fiyatını teşebbüse bildirmesi beklenmektedir. Bu noktada
teşebbüsün riskinin, vb. analiz edilmesi esasında rekabetin de bir parametresidir. Analizi
doğru bir şekilde yapan teşebbüsler daha doğru bir fiyatlama yapma imkanı bulacaklardır.
Riski doğru hesaplayamayan bir banka yüksek bir fiyat ortaya çıkarabilecek ve süreçten
dışlanabilecektir. Bu süreç esasen pazardaki rekabetin tanımıdır. Yine de bu durum
bankaların ilk aşamada teklif sunmalarını engeller bir durum değildir. Beklenen bankaların
yüksek veya düşük kendi analizleri ve maliyetleri çerçevesinde bir fiyat sunmalarıdır.
(420) Aksi durumda bankaların birbirleriyle iletişime geçmeleri müşteri konumundaki
teşebbüslerin zararına olabilecektir. Teşebbüs teklif toplama aşamasında almak istediği
kredinin piyasadaki fiyatlamasının rekabet ortamı içerisinde oluşmasını, bu analizi başarılı
bir şekilde gerçekleştiren bankaların diğerlerinden ayrılmasını ve bunu tespit etmeyi
amaçlamaktadır. Bankaların iletişime geçmesi düşük fiyat vermeyi hedefleyen bankaların
rakiplerinin yüksek fiyatlarından haberdar olmalarına ve fiyatlarını o noktaya çekerek daha
yüksek fiyatlama yapmalarına neden olabilecektir. Savunmada başka bankaların birbirini
örnek almaları olarak ifade eden bu sürecin herhangi bir pazar kapsamında fayda
yaratacağı oldukça şüphelidir.
H.6.5.2.3. BTMU Tarafından Yapılan Savunmalar
(421) BTMU tarafından yapılan savunmada; kurumsal krediler ve finansal işlemler pazarında
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında gerçekleştirilmiş olduğu düşünülen rekabeti
engelleyici davranışların tüm sonuçlarından bağışıklık kazanmak amacıyla pişmanlık
başvurusunda bulunulduğu ve bu kapsamda Kurum tarafından talep edilen bilgi ve
belgelerin sunulduğu belirtilmiştir.
(422) Savunmada BTMU çalışanının ihlale dâhil olmuş olabileceği şüphesi ile ilgili çalışandan
rakipleriyle iletişimi derhal kesmenin talep edildiği ve görüşülmekte olan TURKCELL
işlemine 06.08.2015 tarihinde katılımın geri çekildiği ve ilgili çalışanın görevinden
uzaklaştırıldığı ve 28.03.2016 itibarıyla bu çalışanın iş akdinin feshedildiği belirtilmiştir.
(423) Dosya kapsamında BTMU, ING ve RBS arasında geçen iletişimlerin 4054 sayılı Kanun’un
4. maddesini ihlal ettiği, BTMU’nun bu türden ihlal teşkil eden davranışlara karşı sıfır
tolerans politikası izlediği ve Kuruma pişmanlık başvurusunda bulunulduğu, başvuru
kapsamında soruşturma süreci boyunca tüm yükümlülüklerin yerine getirildiği ve tüm bilgi
taleplerine kapsamlı olarak yanıt verildiği değerlendirilmektedir.
(424) 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin altıncı fıkrasında “Kanuna aykırılığın ortaya
çıkarılması amacıyla Kurumla aktif işbirliği yapan teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri veya
bunların yöneticileri ve çalışanlarına, işbirliğinin niteliği, etkinliği ve zamanlaması dikkate
alınarak ve gerekçesi açık bir şekilde gösterilmek suretiyle üçüncü ve dördüncü fıkralarda
belirtilen cezalar verilmeyebilir veya bu fıkralara göre verilecek cezalarda indirim
yapılabilir.” hükmü yer almaktadır.
(425) Kurum ile dosya kapsamında aktif işbirliği yapan BTMU’nun, ihlal tespiti yapılmasını
sağlayan iletişimleri Kuruma sunması ve bu sayede bu soruşturmanın başlatılması,
BTMU’nun bu türden ihlal teşkil eden davranışlara karşı sıfır tolerans politikası izlemesi ve
tüm bilgi taleplerine kapsamlı olarak yanıt vermesi gibi hususlar dikkate alınarak 4054 sayılı
Kanun’un 16. madesinin altıncı fıkrası uyarınca BTMU’ya idari para cezası verilmemesine
karar verilmiştir.
17-39/636-276
103/136
H.6.5.2.4. CİTİ Tarafından Yapılan Savunmalar
Soruşturma Raporunda Yer Verilen Belgelerin, Teşebbüsün Herhangi Bir Dahli Olduğunu
İspat Etmediği İddiası
(426) Dosya kapsamında ilgili teşebbüslerde gerçekleştirilen yerinde incelemeler esnasında
alınan yüzlerce yazışma ve işbu soruşturma kapsamında elde edilen binlerce belge
arasından Soruşturma Raporunda yer alarak ihlal isnat edilmeye uygun bulunmuş olan
yalnızca altı belge bulunmakta olduğu, söz konusu altı belgenin yalnızca iki tanesinde
CİTİ’nin ilgili yazışmanın tarafı konumunda bulunduğu ifade edilmiştir.
(427) Mevcut soruşturmada CİTİ açısından bir ihlal tespiti yapılmamakla beraber, teşebbüsler
arasındaki bir anlaşma / uyumlu eylemin mevcudiyetinin tespiti açısından 4054 sayılı
Kanun kapsamında ulaşılması gereken minimum bir delil adedi bulunmadığının altı
çizilmelidir.
BTMU İle CİTİ Arasında Olduğu İddia Edilen Bilgi Paylaşımının Tarafların Davranışlarını
Nasıl Koordine Edeceklerine Yönelik Bir Anlaşma/Uyumlu Eylem Teşkil Etmediği, CİTİ’nin
Rekabeti Kısıtlayıcı Nitelikte Bir Bilgi Paylaşımı İçerisinde Bulunmadığı İddiası
(428) CİTİ açısından bir ihlal tespiti yapılmadığından, ilgili savunma ayrıntılıca
değerlendirilmeyecektir.
BTMU ile CİTİ Arasında Olduğu İddia Edilen Bilgi Paylaşımının Süreklilik Arz Ettiğinin ya
da Sistematik Bir Yapıya İşaret Ettiğinin Gösterilmediği İddiası
(429) CİTİ açısından bir ihlal tespiti yapılmamakla birlikte, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi
kapsamında amacı rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma / uyumlu eylemin ortaya konulması için
anlaşmanın süreklilik arz etmesi, pazarda uygulanması, tarafların anlaşmayı eyleme
dökmesi vb. unsurlar dikkate alınmamaktadır. Teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun’u ihlal
etmeleri için eylemlerinin, örneğin mevcut dosya kapsamında incelenen pazara
uygulanırsa, bir veya birden çok işlem kapsamında gerçekleşmesinin bir önemi yoktur.
Taraflar bir işlem özelinde anlaşabilecekleri gibi birden fazla işleme yayılan sürekli bir
anlaşma içerisinde de olabilirler. Başka işlemlere ilişkin anlaşmaların olmaması veya
bunlara ilişkin delil elde edilmemiş olması mevcut ortaya konulan anlaşma / uyumlu eylemin
varlığını zedelememektedir.
Bilgi Değişiminin Amacının Rekabeti Kısıtlayıcı Olmadığı ve Her Halükarda Pazarda Etki
Doğurmadığı İddiası
(430) Yine CİTİ ile ilgili bir ihlal tespiti yapılmamakla birlikte fiyata ilişkin bilgi değişimleri amacı
bakımından rekabeti kısıtlayıcı kabul edilmektedir. Tarafların rakibinin fiyatına ilişkin bilgi
sahibi olması pazarda rekabetin en önemli parametresine ilişkin belirsizliği kaldırmaktadır.
Amacı rekabeti kısıtlayıcı olan anlaşma / uyumlu eylemlerin etkisinin değerlendirilmesine
ise gerek görülmemektedir.
H.6.5.2.5. DB Tarafından Yapılan Savunmalar
İlgili Pazara İlişkin Değerlendirmeler
(431) İlgili pazarın; yoğunlaşmış bir pazar olmadığı, alıcı gücünün yüksek olduğu, dolayısıyla
rekabetçi parametrelerin işlem bazında değiştiği ve pazarın önemli derecede şeffaflık
gösterdiği belirtilmektedir. Bu kapsamda somut olaydaki gibi arızi bir bilgi değişiminin, diğer
özellik arz eden hususlar da göz önüne alındığında, rekabete aykırı olarak
değerlendirilmesinin mümkün olmadığı vurgulanmaktadır.
17-39/636-276
104/136
(432) DB hakkında dosya mevcudu bilgiler çerçevesinde ihlal tespiti yapılmamış ve ilgili pazarın
özellikleri dosya mevcudunda sunulmuştur. Arızi bir bilgi değişiminin, diğer özellik arz eden
hususlar da göz önüne alındığında, rekabete aykırı olarak değerlendirilmesinin mümkün
olmadığı savunması kabul edilemeyecektir. Nitekim daha önce de ifade edildiği üzere,
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında amacı rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma /
uyumlu eylemin ortaya konulması için anlaşmanın süreklilik arz etmesi, pazarda
uygulanması, tarafların anlaşmayı eyleme dökmesi vb. unsurlar dikkate alınmamaktadır.
H.6.5.2.6. JP Tarafından Yapılan Savunmalar
Dosyada Yer Alan Tespitlerin Hukuka Aykırı Bilgi Değişimi İçin Gereken Hukuki Standardı
Karşılamadığı Savunması
(433) 18 ay süren çalışmalar sonucunda JP hakkında bulunan delil sayısının altı olduğu, JP’nin
bunların yalnızca beşine taraf olduğu, bu delil sayısının Türk rekabet hukukundaki ispat
yükümlülüğünü karşılamak için yeterli olmadığı, dosyada yer verilen delillerin doğruluğu
kanıtlanmamış, kamuya açık olan, müşteriler tarafından sağlanan ve rekabetçi açıdan
hassas olmayan bilgileri içerdiği belirtilmiştir.
(434) Her ne kadar JP açısından ihlal tespitinde bulunulmasa da, teşebbüs savunmasında yer
alan delil sayısına bağlı olarak ispat standartlarının sağlanamadığı hususuna ayrıca
değinilmelidir. Kurul’un yürüttüğü soruşturmalarda resen araştırma ve serbest delil ilkeleri
geçerli olup, rekabeti sınırlayıcı bir anlaşmanın / uyumlu eylemin varlığı her türlü delille
ispat edilebilmektedir. Ayrıca teşebbüsler arasındaki bir anlaşma / uyumlu eylemin
mevcudiyetinin tespiti açısından 4054 sayılı Kanun kapsamında ulaşılması gereken
minimum bir delil adedi bulunmamaktadır.
(435) Buna ek olarak elde edilen delillerin incelenmesi sırasında, soruşturma yürütülen
piyasaların özelliklerinin, soruşturma taraflarının konumunun ve diğer parametrelerin de
göz önünde tutulup, bilgi ve belgelerin bu bağlamda ele alınması soruşturmalarda
ulaşılmak istenen maddi gerçekliğin ortaya çıkarılması amacına hizmet etmektedir. Bu
nedenle hâlihazırdaki soruşturmada elde edilen banka çalışanları arasındaki iletişime dair
deliller; tarafları, içeriği, gerçekleşme zamanı, müşterilerin onayının olup olmaması gibi
hususlar çerçevesinde analiz edilmiştir. Bu kapsamda, müşteriler tarafından bankalara
sunulan bilgilerin kapsamı doğrudan ilgili müşterilerden bilgi alınmak suretiyle araştırılmış
ve elde edilen sonuçlar dosyaya yansıtılmıştır. Defaten belirtildiği üzere, fiyat bilgisi gibi
rekabete hassas nitelikteki bilgilerin rakipler arasında değişimi başlı başına rekabeti
sınırlayıcı bir anlaşma / uyumlu eylem olarak kabul edilmekte ve bu anlaşmayı ortaya koyan
ayrı bir delile ihtiyaç duyulmamaktadır.
Anlaşma / Uyumlu Eylem Şeklindeki Bir İhlalin Varlığı İçin Zorunlu Olan Unsurların Ortaya
Konamadığı Savunması
(436) Bankalar arasında gerçekleştiği iddia edilen bir anlaşma/uyumlu eylemin varlığını
ispatlamak açısından dosyanın gerekli unsurları ortaya koyamadığı, fiyat ve üretime ilişkin
bilgi değişimlerinin per se rekabeti kısıtlayıcı varsayılarak anlaşma / uyumlu eylemin
varlığının ortaya konulmasına gerek olmadığı görüşünün hem Türk hem de AB hukukunda
yeri olmadığı, söz konusu bilgi değişimlerinin rekabeti kısıtlayıcı olup olmadıklarını ortaya
koymak amacıyla ekonomik analiz yapılması gerektiği ancak dosyada böyle bir analize yer
verilmediği, bu türden bir yaklaşımın yasaklanan bilgi değişimi türlerini genişlettiği ve
hukuka uygun uygulamaları da yasaklayabileceği belirtilmiştir.
(437) Dosya kapsamında “anlaşma” ve “uyumlu eylem” kavramlarına 4054 sayılı Kanun’da
teşebbüsler arasında gerçekleşen koordinasyonların ortaya çıkabilecek tüm hallerini
kapsayabilmek adına yer verilmiştir.
17-39/636-276
105/136
(438) ABAD’ın Anic ve Asnef-Equifax kararlarındaki değerlendirmeler bu kavramların bir arada
kullanılmasının kabul edildiğini de açıkça ortaya koymaktadır. Kurul da Doğu-Güney Doğu
Anadolu Çimento Kararında73 bir davranışın anlaşma veya uyumlu eylem olarak
tanımlanmasının bu davranışın 4. maddesine aykırı olup olmadığına dair değerlendirme
bakımından herhangi bir anlam ifade etmediğini açıkça belirtmiştir.
(439) Dosyada taraflar arasındaki anlaşma / uyumlu eylemin varlığı ortaya konulmuş, bu
anlaşma/uyumlu eylemlerin amacının rekabeti kısıtlayıcı olduğu tespiti yapılmış genel
rekabet hukuku uygulamasıyla paralel bir şekilde amacı rekabeti kısıtlayıcı olan anlaşma /
uyumlu eylemlerin etkilerinin gösterilmesine gerek olmadığı vurgulanmıştır.
Herhangi Bir Rekabeti Sınırlayıcı Amaç veya Etkinin Ortaya Konulamadığı Savunması
(440) Savunmada Kurul’un içtihatlarına göre; anlaşmanın varlığının ortaya konabilmesi için
rekabeti sınırlayıcı etkiyi yaratma amacıyla varılan bir irade uyuşması ve tarafların ilgili
anlaşma ile bağlı olduklarını hissetmeleri gerektiği ancak dosyada bunun kanıtlanamadığı
ileri sürülmüştür. Uyumlu eylemin varlığının kanıtlanması içinse iki veya daha fazla
teşebbüs arasında doğrudan veya dolaylı temasın varlığı, bilinçli paralel bir davranışın
varlığı, bu teşebbüslerin amacının rekabeti sınırlandırmak olması gibi kriterler bulunduğu
belirtilmiştir. Dosyada “pazarda paralel davranışın” varlığına dair bir değerlendirme
yapılmadığı, ayrıca pazarda böyle bir paralelliğin söz konusu olmadığı ileri sürülmüştür.
(441) Ayrıca dosya kapsamında herhangi bir rekabeti sınırlayıcı amaç veya etkinin ortaya
konamadığı, belirli bir anlaşmanın önce amacının belirlenmesi gerektiği, amaç sınırlayıcı
değilse etki temelli analiz yapılması gerektiği, etki analizi gerektiğinin pişmanlık başvurusu
sahibi ve TURKCELL tarafından belirtildiği, amaç bakımından ihlalin tespitine yönelik
olarak ise Kılavuz’un takip edilmediği belirtilmiş ve etki analizinin nasıl yapılması gerektiği
üzerinde durulmuştur.
(442) JP açısından ihlal tespiti yapılmamakla birlikte ilgili savunmaya dosya kapsamında yer
verilmektedir. Savunmada da belirtildiği üzere, rekabetin sınırlandırıldığının ortaya
konabilmesi için öncelikle anlaşmanın amacının belirlenmesi gerekmekte olup, amaç
sınırlayıcı değilse etki temelli bir analize başvurulmalıdır. Ancak ING’nin “Bilgi
Değişimlerinin Değerlendirilmesine Yönelik Savunmalar”ının değerlendirildiği bölümde
ortaya konulduğu üzere, dosya kapsamında tespit edilen ihlalin rekabeti kısıtlama amacı
taşıyan bir uyumlu eylem / anlaşma olduğu tespit edilmiş bu nedenle ilgili ihlalin etkileri
ayrıca incelenmemiştir.
Bilgi Değişiminin Per se İhlal Olarak Nitelendirilemeyeceği ve Dosyada Herhangi Bir Etki
Analizinin Bulunmadığı Savunması
(443) Bilgi değişimlerinin Türk Rekabet Hukukunda per se ihlal olmadığı, AB içtihatlarının bunu
desteklediği, Kurul bilgi değişimlerinin per se ihlal olduğu görüşünde olsa bile bu olayda
herhangi bir ihlal olmadığı çünkü değişilen bilgilerin pazarda herhangi bir etki yaratabilecek
nitelikte olmadığı ileri sürülmüştür.
(444) İlgili pazarda bankalar arası düzenli iletişimin sendikasyon, kulüp ve iki taraflı krediler
açısından hukuka uygun, gerekli ve rekabetçi bir unsur olduğu, bankalar arası risk
paylaşımının böyle bir iletişimi gerektirdiği, bu iletişimlerin per se ihlal olarak kabul
edilmesinin kredi pazarında yavaşlatıcı bir etki doğuracağı, TURKCELL’in pazarın
rekabetçi ve avantajlı olduğuna dair görüşünün dikkate alınması gerektiği, söz konusu
bankacılık ürünlerinin karmaşık ve talebe göre düzenlendiği ve bu nedenle rekabetçi
iletişimlerin rekabeti kısıtlayıcı olarak algılanabildiği ileri sürülmüştür.
73 Kurul’un 06.04.2012 tarihli ve 12-17/499-140 sayılı kararı.
17-39/636-276
106/136
(445) Bankalar arasında değiştirilen bilgilerin rekabeti kısıtlayıcı etki yaratmaya muktedir olup
olmadığının analiz edilmesi gerektiği, pazarda rekabeti kısıtlayıcı etki doğurmaya elverişli
olmayan bilgi değişimlerinin amaç bakımından rekabeti kısıtlamalarının mümkün olmadığı,
pazar payı %1 olan JP’nin bilgi değişimleri ile pazarda rekabeti kısıtlayıcı etkisi olup
olmadığı hususunun belirsiz olduğu belirtilmiştir.
(446) Kurul kararları, Kılavuz’daki açık ifade ve AB kararları dikkate alındığında temel rekabet
parametrelerine ilişkin bilgi paylaşımları tarafların pazarı şeffaflaştıran bu bilgiyi karar
süreçlerinde kullanacakları varsayımıyla amacı rekabeti kısıtlayıcı olan anlaşma / uyumlu
eylemler olarak kabul edilmektedir.
(447) Çok taraflı kredi ve iki taraflı kredi hizmetleri pazarlarında rakipler arasında belirli bir
düzeyde bilgi paylaşımının gerekli ve faydalı olduğu ancak söz konusu bilgi paylaşımlarının
kredi sürecinin hangi aşamalarında yer alması gerektiği, bilgi paylaşımının içeriğinin yanı
sıra zamanlamasının ve müşteri rızası olup olmamasının önemli olduğu, müşteri rızası
bulunmaksızın yetkilendirme öncesi gerçekleştirilen rekabete hassas bilgi paylaşımının
rekabeti kısıtlayıcı olarak kabul edilebileceği, dosyada yer verilen hususlar arasında olup
pazarın yapısı gereği bu türden bilgi paylaşımlarının faydalı olduğu savunması kabul
edilemeyecektir. Rekabeti kısıtlayıcı amaç ortaya konulduktan sonra herhangi bir
teşebbüsün pazar payının düşük olmasının paylaşılan bilginin amaç bakımından rekabeti
kısıtladığı gerçeğini etkilemediği değerlendirilmektedir. Danıştay 13. Dairesinin 06.04.2017
tarih ve E.: 2011/3564, K.: 2017/947 sayılı ve 28.02.2017 tarih, E.: 2013/317, K.: 2017/471
sayılı ve 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/4615, K.: 2017/960 sayılı kararlarında da fiyata ilişkin
bilgi paylaşımlarının rekabeti kısıtlayıcı amacı içinde barındırdığı kabul edilmektedir.
H.6.5.2.7. BOFA Tarafından Yapılan Savunmalar
Bilgi Değişiminin “Rule of Reason” Analizi Çerçevesinde Değerlendirilmesi Gerektiğinden
Bu Kapsamda İlgili Ürün Pazarı ve İlgili Coğrafi Pazarın Tanımlanması Gerektiği
Savunması
(448) Rekabeti kısıtlama amacına yönelik bir anlaşma ortaya koyulamadığı sürece salt bilgi
değişiminin, ancak “rule of reason” analizi çerçevesinde değerlendirildikten sonra ihlale
vücut verip vermediğinin anlaşılabileceği belirtilmiştir. Nitekim Türk ve ABD
uygulamalarının da benzer bir yaklaşımı benimsediği ifade edilerek, örnek mahkeme
kararlarıyla, rakipler arasında gerçekleştirilen bilgi değişiminin her koşul altında rekabeti
kısıtlayıcı etkilere yol açmayacağı ve hatta söz konusu davranışın ilgili pazarda rekabet
seviyesini artıran etkinlik artırıcı etkilerinin de bulunabileceği beyan edilmiştir.
(449) Rakipler arasında bilgi değişimine ilişkin incelemelerde “rule of reason” analizinin gerekli
olduğu, bu kapsamda “rule of reason” analizi gerçekleştirilirken, değişime konu edilen
bilginin niteliğinin ve ilgili pazarın özelliklerinin dikkate alınmasının gerekli olduğu
belirtilmiştir. Ancak dosyada bu hususların dikkate alınmadığı ve ihlal iddiasına konu
davranışın etkilerinin incelenmediği açıklanmıştır.
(450) Konuyla bağlantılı olarak savunmada ele alınan başka bir konu da, dosyanın ilgili ürün
pazarı ve ilgili coğrafi pazarın tanımlanmasında yetersiz kaldığına yöneliktir. Dosya
kapsamında mevcut soruşturma bakımından ilgili ürün pazarının tanımlanmasına gerek
görülmediğinin ifade edildiği, oysaki pazar tanımının yapılacak değerlendirmelerin ürün ve
coğrafya ekseninde sınırlarını belirlemesi sebebiyle, bir rekabet analizinin vazgeçilmez
unsurlarından olduğu belirtilmiştir.
17-39/636-276
107/136
(451) Teşebbüs savunmasında ayrıca, talep ve arz ikamesi, pazarın yapısı, müşterilerin alıcı
gücü gibi birtakım parametreler üzerinden açıklamalara yer verilerek, ilgili ürün pazarının,
büyük ölçekli kurumsal hizmetler sunan ve uluslararası tanınırlığa ve sağlam bir itibara
sahip firmalar olarak tanımlanan “blue-chip” şirketlerin yüksek hacimli finansman
gereksinimlerinin karşılanması amacıyla sağlanan kurumsal bankacılık hizmetleri pazarı
olarak tanımlanabileceği ifade edilmiştir. Söz konusu ilgili ürün pazarı açısından sunulan
hizmet ve kredilerin, sadece Türkiye’de yerleşik bankalardan değil, yabancı bankalardan
da elde edilebildiği vurgulanarak, bu nedenle ilgili coğrafi pazarın Türkiye olarak
sınırlandırılmaması gerektiği beyan edilmiştir. İlgili pazarın niteliği gereği şeffaf olduğu,
davranışların bu pazarda etkilerinin analiz edilmesi gerektiği, pazarın sıralanan nitelikleri
gereği bankaların bilgi değişiminde bulunduğu ortaya konulsa bile bu davranışın rekabeti
kısıtlayıcı bir amacı veya etkisi bulunmayabileceği ileri sürülmektedir.
(452) Son olarak, Komisyon’un konuyu ele alış şekli örnek olarak verilerek konunun detaylı
incelenmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Komisyon’un sendikasyon kredilerini yakından
incelemek ve rekabet hukuku açısından kredi piyasasına etkilerini araştırmayı
amaçladığının altı çizilerek sendikasyon kredilerini konu alan anlaşmalara hüküm
vermeden önce incelemeyi uygun bulduğu belirtilmektedir.
(453) Dosyada ihlale konu işlemlerin esasen kurumsal bankacılık hizmetleri ve diğer finansal
işlemler üzerinde gerçekleştiği belirtilmiştir. Hâkim durum analizine yahut birleşme /
devralma işlemlerindeki yoğunlaşma analizine ilişkin incelemelerden farklı olarak 4.
maddenin ihlali iddiasına ilişkin söz konusu soruşturmada, ihlalin pazarda etki doğurup
doğurmamasına ilişkin tespitin, ihlalin varlığını ortaya koymak için zaruri olmadığı ve ilgili
ürün pazarının tanımlanmasına gerek duyulmadığı belirtilmiştir.
(454) Nitekim 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinde sadece rekabeti sınırlayıcı etki doğuran
eylemler değil, salt rekabeti sınırlama, engelleme amacı taşıyan anlaşma ve eylemlerin de
yasak olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm, kanun koyucunun 4. madde ihlallerinde
amaç-etki ayrımının ihlalin oluşup oluşmadığı hususunda fark oluşturmayacağı kanaatinde
olduğunu göstermektedir.
(455) Diğer yandan rakipler arasında fiyat, üretim miktarı vb. hassas konularda gerçekleşen bilgi
değişiminin, piyasanın şeffaflaşmasına ve rakiplerin davranışlarını koordine etmelerine
neden olması kaçınılmazdır. Her ne kadar birtakım Kurul kararları örnek gösterilerek,
rakipler arası bilgi değişimi incelenirken pazarın yapısının, müşterilerin alıcı gücünün,
pazardaki yoğunlaşma seviyesinin, rakiplerin konumunun ve aralarındaki bilgi asimetrisinin
incelenip bir sonuca varılması gerektiği ve bu kapsamda öncelikle bir pazar tanımı
yapılması gerektiği öne sürülse de, dosyada rakipler arasında gerçekleşen hassas
nitelikteki bilgilerin (fiyat, üretim miktarı, işleme katılıp katılmama vb.) değişimi, doğrudan
rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma / uyumlu eylem olarak değerlendirilmektedir.
(456) Teşebbüsün bilgi değişiminin etkinlik artırıcı olabileceği yönündeki savunması bakımından
belirtilmelidir ki; kurumsal kredi pazarındaki müşterilerin kredi kullanımları belirli bir süreye
yayılan birkaç aşamadan oluşabilmektedir. Müşteriler hedefledikleri fiyattan çok büyük
sapma gösteren teşebbüsleri bu aşamaların başlangıcında elemekte ve sürece ödemeyi
hedeflediği fiyata yakınlaştırabileceğini tahmin ettiği müşterilerle devam etmektedir. Rakip
bir bankanın fiyatının öğrenilmesinin muhtemelen farklı parametreler üzerinden kendi
detaylı risk analizlerini yapan bir bankaya ne şekilde ilk teklif sunma aşamasında ne şekilde
katkı sağladığı tam olarak anlaşılamamıştır.
17-39/636-276
108/136
(457) Bankanın kendisine teklif gelmesi durumunda kendi maliyetleri, ilgili sektördeki risk durumu
(verdiği/vermeyi planladığı kredi miktarı), teşebbüsün yarattığı risk miktarı ve kar payı gibi
parametreler çerçevesinde kendi fiyatını teşebbüse bildirmesi beklenmektedir. Bu noktada
teşebbüsün riskinin, vb. analiz edilmesi esasında rekabetin de bir parametresidir. Analizi
doğru bir şekilde yapan teşebbüsler daha doğru bir fiyatlama yapma imkanı bulacaklardır.
Riski doğru hesaplayamayan bir banka yüksek bir fiyat ortaya çıkarabilecek ve süreçten
dışlanabilecektir. Bu süreç esasen pazardaki rekabetin tanımıdır. Yine de bu durum
bankaların ilk aşamada teklif sunmalarını engeller bir durum değildir. Beklenen bankaların
yüksek veya düşük kendi analizleri ve maliyetleri çerçevesinde bir fiyat sunmalarıdır.
(458) Aksi durumda bankaların birbirleriyle iletişime geçmeleri müşteri konumundaki
teşebbüslerin zararına olabilecektir. Teşebbüs teklif toplama aşamasında almak istediği
kredinin piyasadaki fiyatlamasının rekabet ortamı içerisinde oluşmasını, bu analizi başarılı
bir şekilde gerçekleştiren bankaların diğerlerinden ayrılmasını ve bunu tespit etmeyi
amaçlamaktadır. Bankaların iletişime geçmesi, düşük fiyat vermeyi hedefleyen bankaların
rakiplerinin yüksek fiyatlarından haberdar olmalarına ve fiyatlarını o noktaya çekerek daha
yüksek fiyatlama yapmalarına neden olabilecektir. Savunmada başka bankaların birbirini
örnek almaları olarak ifade eden bu sürecin herhangi bir pazar kapsamında fayda
yaratacağı oldukça şüphelidir.
(459) Pazarın özelliklerinin incelenmesi talebi bakımından belirtilmelidir ki, dosya kapsamında
gerek sektörde faaliyet gösteren bankalardan, gerek bu işlemlerin müşterisi konumunda
bulunan teşebbüslerden gerekse diğer idari otoritelerden kapsamlı bilgi taleplerinde
bulunulmuş ve bu bilgiler, işlemleri ilgilendirdiği ölçüde dikkate alınmıştır. Bu kapsamda
amacı rekabeti kısıtlayıcı kabul edilen bu bilgi değişimlerinin etki yaratıp yaratmadıklarının
değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
(460) Son olarak, AB Komisyonu’nun benimsediği tarzda bir yöntem benimsenerek sektör
araştırmasının yapılması soruşturma açılmasından sonra mümkün değildir zira rekabet
ihlali iddiasının değerlendirilmesi bakımından izlenen usul 4054 sayılı Kanun’da açık olarak
belirtilmiştir.
Zorunlu İspat Standartlarının Sağlanamadığı Savunması
(461) Bu kapsamda savunmada birincil deliller-ikincil deliller şeklinde bir ayrıma gidilmiş; birincil
delillerin, açık bir şekilde taraflar arasında rekabete aykırı bir anlaşma bulunduğunu veya
tarafların iradelerinin bu yönde uyuştuğunu gösteren kuvvetli deliller olduğu, ikinci delillerin
ise taraflar arasında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşmayı doğrudan kesin bir şekilde ortaya
koymasa da, bu tür bir anlaşma olabileceği izlenimi veren deliller olduğu belirtilmiştir. İkincil
deliller incelenirken her zaman için ilgili pazarın yapısının, dinamiklerinin ve asimetrisinin
göz önünde bulundurması gerektiği ifade edilmiştir.
(462) Herhangi bir rekabet soruşturmasında kullanılan delillerin, ortada hiçbir şüpheye yer
bırakmayacak şekilde rekabet ihlalini kanıtlar nitelikte olması gerektiği, başka bir deyişle,
bütün yargı mercileri gibi yargı benzeri bir faaliyet gösteren Kurul’un da iddia edilen ihlali,
masumiyet karinesine halel getirmeyecek ve en ufak bir şüpheye yer vermeyecek şekilde
kanıtlaması gerektiği belirtilmiştir.
(463) Kurul’un yürüttüğü soruşturmalarda re’sen araştırma ve serbest delil ilkeleri geçerli olup,
rekabeti sınırlayıcı bir anlaşmanın / uyumlu eylemin varlığı her türlü delille ispat
edilebilmektedir. Bu durum elbette delillerin keyfi bir biçimde değerlendirilip temelden
yoksun iddialarla soruşturma taraflarına ithamlarda bulunmak anlamına gelmemektedir.
17-39/636-276
109/136
(464) Ancak rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma / uyumlu eylemin varlığını ortaya koymak için,
tarafların amaçlarını açıkça beyan ettikleri bir anlaşmanın varlığını şart koşmak, ne teorik
açıdan ne de pratik açıdan tutarlı bir yaklaşım değildir. Nitekim böylesi bir yaklaşım 4054
sayılı Kanun’da güdülen amaca da aykırılık teşkil etmektedir.
(465) Buna ek olarak elde edilen delillerin incelenmesi sırasında, soruşturma yürütülen
piyasaların özelliklerinin, soruşturma taraflarının konumunun ve diğer parametrelerin de
göz önünde tutulup, bilgi ve belgelerin bu bağlamda ele alınması soruşturmalarda
ulaşılmak istenen maddi gerçekliğin ortaya çıkarılması amacına hizmet etmektedir. Bu
nedenle hâlihazırdaki soruşturmada elde edilen ve banka çalışanları arasındaki iletişime
dair deliller, tarafları, içeriği, gerçekleşme zamanı, müşterilerin onayının olup olmaması gibi
hususlar çerçevesinde analiz edilmiştir. Ancak defaten belirtildiği üzere, rakipler arasında
gerçekleşen ve fiyat bilgisi gibi rekabete hassas nitelikteki bilgilerin değişimi başlı başına
rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma / uyumlu eylem olarak kabul edilmekte ve bu anlaşmayı
ortaya koyan ayrı bir delile ihtiyaç duyulmamaktadır.
H.6.5.2.8. SMBC Tarafından Yapılan Savunmalar
SMBC Aleyhine Öne Sürülen İddiaları Destekler Nitelikte Delil Bulunmadığı ve SMBC’nin
Rekabeti Kısıtlayıcı Herhangi Bir Anlaşma Yahut Uyumlu Eylem İçerisinde Olmadığı
Savunması
(466) Teşebbüsün savunmasında, dosya kapsamında öne sürülen iddiaları kanıtlar nitelikte
delillerin mevcut olmadığı, müşteri özelinde yer verilen tespitlere ilişkin teşebbüs çalışanları
arasındaki iletişimlerin, SMBC’nin herhangi bir rekabet ihlali eylemini ortaya koymaktan
uzak olduğu iddia edilmiştir. Bir yıllık soruşturma süresince teşebbüslerden toplanan ve
pişmanlık başvurusu kapsamında elde edilen yüzlerce belge arasından SMBC’nin ihlalde
bulunduğuna ilişkin sağlam bir kanıt elde edilemediği ifade edilmiştir.
(467) Buna ek olarak dosyada SMBC hakkındaki dört adet tespitten üçünün SMBC dışındaki iki
banka çalışanın konuşmasından ibaret olduğu ve yalnızca bir tespitin SMBC çalışanı ile
diğer banka çalışanı arasındaki iletişim olduğu, bu iletişimde ise herhangi bir rekabete
hassas bilginin paylaşılmasının söz konusu olmadığı belirtilmiştir.
(468) Bu bakımdan SMBC aleyhine öne sürülen iddiaları makul şüphenin ötesine taşıyacak
yeterli delil bulunmaması gerçeği karşısında, belirsizlik oluşturan bu tip durumlarda geçmiş
uygulamalar ve hukuki güvenlik ilkeleri uyarınca teşebbüs lehine yorum yapılması gerektiği
ifade edilmiştir.
(469) Rekabet hukuku açısından rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşmadan söz edilebilmesi için
öncelikle belirli bir konuya ilişkin irade uyuşmasının ve tarafların ilgili anlaşmaya (hukuki
veya ahlaki açıdan) bağlı hissetmesinin gerektiği vurgulanarak, hâlihazırdaki soruşturma
açısından SMBC’nin rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma içerisinde olduğu ve bu anlaşmaya
bağlı hissettiği olgusunu gösteren bir delilin dosyada yer almadığı iddia edilmiştir.
Savunmada öne sürülen bu iddiayı desteklemek amacıyla Kurul’un çeşitli kararlarına yer
verilmiş ve geçmiş Kurul kararlarında rekabeti kısıtlayıcı amaç unsurunun ve irade
uyuşması varlığının, bu yönde gerçekleşen sistematik iletişimler ile kanıtlandığı ifade
edilmiştir.
(470) Teşebbüs hakkındaki delillerin ise sistematik bir iletişimin varlığını göstermediği, söz
konusu iletişimlerin üçüncü tarafların konuşmasından ibaret olduğu, tek bir delilin ise SMBC
çalışanının beyanlarını içermesine rağmen, bu iletişimde herhangi bir irade uyuşmasına
vücut verecek bir bilgi değişiminin söz konusu olmadığı belirtilmiştir.
17-39/636-276
110/136
(471) Bu bakımdan SMBC hakkındaki tespitlerin, karşılıklı beyan ve irade uyuşmasının ne
şekilde gerçekleşeceği, davranışların nasıl koordine edileceği, rekabeti engelleyici
anlaşmaya aykırı hareket edilmesi durumunda ceza mekanizmasının nasıl işletileceği gibi
hususların hiçbirini açıklayamadığı ifade edilmiştir
(472) Dosya kapsamında SMBC hakkında ihlal tespiti yapılmamıştır. Ancak yine de savunmadaki
bazı hususlar incelenmiştir. Kurul’un yürüttüğü soruşturmalarda resen araştırma ve serbest
delil ilkeleri geçerli olup, rekabeti sınırlayıcı bir anlaşmanın / uyumlu eylemin varlığı her
türlü delille ispat edilebilmektedir. Bu durum elbette delillerin keyfi bir biçimde
değerlendirilip temelden yoksun iddialarla soruşturma taraflarına ithamlarda bulunmak
anlamına gelmemektedir.
(473) Ancak rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma / uyumlu eylemin varlığını ortaya koymak için,
tarafların amaçlarını açıkça beyan ettikleri bir anlaşmanın varlığını şart koşmak, ne teorik
açıdan ne de pratik açıdan tutarlı bir yaklaşım değildir. Nitekim böylesi bir yaklaşım 4054
sayılı Kanun’da güdülen amaca da aykırılık teşkil etmektedir.
(474) Buna ek olarak elde edilen delillerin incelenmesi sırasında, soruşturma yürütülen
piyasaların özelliklerinin, soruşturma taraflarının konumunun ve diğer parametrelerin de
göz önünde tutulup, bilgi ve belgelerin bu bağlamda ele alınması soruşturmalarda
ulaşılmak istenen maddi gerçekliğin ortaya çıkarılması amacına hizmet etmektedir. Bu
nedenle hâlihazırdaki soruşturmada elde edilen ve banka çalışanları arasındaki iletişime
dair deliller, tarafları, içeriği, gerçekleşme zamanı, müşterilerin onayının olup olmaması gibi
hususlar çerçevesinde analiz edilmiştir. Ancak defaten belirtildiği üzere, rakipler arasında
gerçekleşen ve fiyat bilgisi gibi rekabete hassas nitelikteki bilgilerin değişimi başlı başına
rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma / uyumlu eylem olarak kabul edilmekte ve bu anlaşmayı
ortaya koyan ayrı bir delile ihtiyaç duyulmamaktadır.
H.6.5.2.9. HSBC Tarafından Yapılan Savunma
(475) HSBC, “Loan Market Association”ın (Kredi Piyasaları Birliği) Sendikasyon Kredilerinin
Uygulanmasına İlişkin Duyuru’suna atıfta bulunularak bankaların;
Genel düzeyde yapılan piyasa araştırmaları,
İhale aşamasında bankaların kredi oluşturma departmanları arasında rekabet
açısından hassas ve fiyat sabitleme veya pazar yönlendirmesi vb. olasılığını ortaya
çıkarabilecek bilgilerin el değiştirmesi,
Talep edilmediği halde rekabet bakımından hassas bilgilerin elde edilmesi,
Sendikasyonun tarafları arasında sözleşme koşullarının belirlenmesi veya
genişletilmesinde gerçekleşen iletişimler,
Bankaların yeniden finansman veya finansal sıkıntı içerisindeki şirketler bakımından
gerçekleştirdikleri işlemler
bakımından dikkatli olmaları gerektiği belirtilmiştir.
(476) Bu kapsamda HSBC tarafından “Risk alanları yukarıdaki şekilde belirlendikten sonra, genel
kural olarak ve uygulanabildiği ölçüde, yetkilendirilen bankanın belirlenmesinin veya
sendikasyonun kurulmasından önce veya yetkilendirilen bankanın belirlenmesini veya
sendikasyonun kurulmasını takiben, müşterinin diğer bankalar ile iletişime ilişkin olarak
bilgilendirilmesi ve bu bilgilendirmenin kaydının tutulması tavsiye edilmektedir” şeklinde
bankaların müşteri rızası ve bilgisi dahilinde işlem yapmakla yükümlü olduklarının altı
çizilmiştir. Bu nedenle HSBC’nin 4054 sayılı Kanun’u ihlal etmediği vurgulanmıştır.
17-39/636-276
111/136
(477) İlgili teşebbüs hakkında ihlal tespitinde bulunulmamıştır.
H.6.5.2.10. TEB Tarafından Yapılan Savunma
(478) TEB tarafından yapılan savunmada Soruşturma Raporunda yer verilen iletişimlerin rekabeti
kısıtlamaya yönelik bir bilgi değişimini ortaya koymadığı, sendikasyon kredilerinin çok
taraflı olmalarının yanı sıra dış sermayeye benzediği ve bu nedenle genellikle yabancı
finans kuruluşlarının bu tarz kredilerde daha etkin olduğu belirtilmiştir. TEB’in Türkiye’deki
çok taraflı kredi pazarında etkin bir oyuncu olmadığı, bu nedenle herhangi bir rekabeti
kısıtlayıcı bilgi değişimi içerisinde olamayacağı ileri sürülmüştür.
(479) İlgili teşebbüs hakkında ihlal tespitinde bulunulmamıştır.
H.6.5.2.11. UBS Tarafından Yapılan Savunma
(480) UBS tarafından yapılan savunmada;
Soruşturma Bildiriminde yer verilen iletişimlerde rekabete hassas veya stratejik
açıdan hassas olan ticari bilgilerin paylaşılmadığı, iletişimlerde yer alan bilgilerin
fiyat, maliyet, satış, üretim, kapasite, teklif detayları, stok veya rakiplerin ticari sır
niteliğindeki bilgileri gibi rekabete hassas bilgiler olmadığı ifade edilmiştir.
Kendileri hakkındaki yazışmaların halka açık bilgiler içerdiği ya da yazışmaların
hiçbir bilgi içermeyen kişisel fikir/tahmin taleplerinden ibaret olduğu, rekabete
hassas bilgiler içermediği ve daha çok pazar dedikodularından oluştuğu
beyan edilmiştir.
(481) İlgili teşebbüs hakkında ihlal tespitinde bulunulmamıştır.
H.6.5.3. Deliller Özelinde Esasa İlişkin Savunmalar
(482) Bu bölümde soruşturma muhatabı teşebbüslerin dosya kapsamında yer alan delillerdeki
iletişimlere yönelik savunmaları değerlendirilmektedir.
H.6.5.3.1. RBS Tarafından Delil 1 ve Delil 2’ye İlişkin Getirilen Savunmalar
(483) Savunmada işleme ilişkin temel iddianın değişime konu bilginin son derece kritik olması
sebebiyle rekabeti kısıtlama dışında bir amaçla gerçekleşmiş olamayacağı yönündeki
karine olduğu, dosyada bu bilginin pazarı daha şeffaf hale getireceği endişesi bulunduğu,
BTMU’nun fiyatın düşük olduğuna yönelik tek taraflı değerlendirmesinin önemsiz ve belirsiz
bir bilgi olduğu, bu bilginin RBS’nin karmaşık karar alma süreçlerini etkilemesinin mümkün
olmadığı, bu bilginin niteliği gereği bilgi değişiminin amacının rekabeti kısıtlamak olduğu
yönündeki karineden faydalanmasının mümkün olmadığı, bu nedenle bilginin RBS’nin
karar alma mekanizmalarını gerçekten etkilediğinin ispatlanması gerektiği, RBS’nin
TURKCELL’e sağlanacak dokuz ay vadeli 105 milyon ABD Doları tutarındaki L+170 bps
marjı kredinin onayının iletişimden yedi gün önce verildiği, RBS’nin buna ek olarak fiyatını
daha sonra daha da düşürerek L+165 bps ile krediyi tesis ettiği, açıklanan nedenlerle
TURKCELL işlemine ilişkin olarak 4. maddeye aykırılık teşkil eden bir bilgi değişiminin söz
konusu olduğunu ileri sürmenin mümkün görünmediği ifade edilmiştir.
(484) Buna ek olarak bu tür bilgi değişimlerinin yasaklanmasının ilgili piyasa açısından olumsuz
olacağı ve müşteri konumundaki TURKCELL’in iletişimlerin etkilerinin işlem özelinde
değerlendirilmesi gerektiğine yönelik görüşünün dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
(485) İlgili iletişimlerde RBS’nin BTMU ile rekabete duyarlı bir bilgiyi paylaştığı tespit
edilemediğinden bu delillerdeki iletişim dolayısıyla ihlal tespit yapılmamıştır.
17-39/636-276
112/136
H.6.5.3.2. JP Tarafından Delil 3 ve 5’e İlişkin Getirilen Savunmalar
(486) TURKCELL’in ilki Ekim 2013'te gerçekleşen ve Ocak 2014'te vadesinin geldiği anlaşılan
FİNANCELL'in Belarus'taki operasyonları için üç aylık finansman işlemi ve ikincisi Ocak
2014'te gerçekleştiği anlaşılan ilgili kredinin yenileme işlemi bulunduğu belirtilmektedir. JP
Delil 3 ve Delil 5’te yer alan TURKCELL işlemine kendilerinin davet edilmediğini, bu
bağlamda TURKCELL tarafından gönderilmiş bir davet mektubuna ulaşılamadığını,
dolayısıyla ilgili işlemde gerçekleşen bilgi değişimlerinin rekabetçi açıdan hassas
olmadığını belirtmiştir. Öte yandan BTMU’nun 130 bps olan fiyat bilgisinin BTMU'nun
kendisi tarafından paylaşıldığına dair herhangi bir delil bulunmadığı, tam tersine bu bilginin
TURKCELL’den alınmış olduğunu gösteren e-posta yazışmaları bulunduğu, ilgili
iletişimden önce JP ile BTMU’nun iletişime geçtiği bilgisinin duyumdan ibaret olduğu,
güvenilir olmadığı ve ihlal iddiasına dayanak oluşturamayacağı iddia edilmiştir. JP, ilgili
bilgilerin rekabete hassas olmadığı savunmasına dayanak olarak aşağıdaki e-postaları
paylaşmaktadır:
(487) D. A. tarafından 11.11.2013’te A. Z.’ye gönderilen e postada aşağıdaki ifadelerin geçtiği
belirtilmektedir:
DA: “Fiyat konusunu (…..) ile konuştum. En son Ekim’de borçlanmaya çıkmışlardı,
yine 3 aylık çıkmışlardı ve 130 bps’den yaptılar (BTMU (…..) verdi)… Bu seferde
bankalardan çok ciddi ilgi varmış, fiyat olarak 100 bps margin bulabileceğini
söylüyor.”
(488) D. A. tarafından 18.11.2013’te J. H.’ye gönderilen e-postada aşağıdaki ifadelerin geçtiği
belirtilmektedir:
DA: “Son olarak beklentilerini ölçmek için onlarla [savunmada "onlar" ifadesi ile
TURKCELL’in kastedildiği belirtilmektedir] fiyat hususunda görüşüyorum. Yaptıkları
son finansman Belarus içindi (aynı yapı) ve o zaman da piyasaya benzer bir 3 aylık
vadeyle çıkmış ve 130 bps’den fiyatlamayı kapatmışlardır. Bu sefer bundan daha
bile düşük fiyat bekliyorlar”
(489) M. G. tarafından D. A.’ya yöneltilen “TURKCELL’e L+100 sen mi söyledin?” sorusunun
başka bir bankanın yapmış olduğu geçmiş tarihli bir bilgi paylaşımı olabileceği, bu bilginin
BTMU’ya TURKCELL tarafından sağlandığı, JP’nin halihazırda bu bilgiyi zaten bildiği, Delil
5’te yer alan D. A.’ya L+100 veren bankanın BOFA veya CİTİ olduğunu söylemenin gizli bir
bilginin paylaşıldığı anlamına gelmediği, M. G.’nin ilgili bankanın Amerikan bankası olduğu
haricinde herhangi bir bilgi paylaşmadığı, D. A. tarafından verilen yanıtta “Yok ben değilim,
100 bps vermek akıl karı değil” ifadesinde de ticari açıdan gizli bir bilgi bulunmadığı, bu
ifadenin JP’nin teklif verdiği veya vermediği sonucuna götürmediği, bu ifadenin genel geçer
bir ifade olduğu ve kendisinin teklif yapmayı düşünüp düşünmediğine ilişkin bir açıklama
içermediği ifade edilmiştir. Buna ek olarak söz konusu iletişimin hangi TURKCELL işlemine
ait olduğunun tam olarak açıklanmadığı, söz konusu işlem “TURKCELL Belarus Yenileme
İşlemi 2014 (TURKCELL İşlem 2)” ise JP’nin bu işleme müdahil olmadığı, öte yandan eğer
işlem TURKCELL Ukrayna İşlemi 2013 ise JP’nin bu bilgiden önce kendi teklifini 175 bps
olarak ilettiği, yukarıda sayılan nedenlerden dolayı Delil 3 ve Delil 5 kapsamında JP’nin 4.
madde anlamında ihlal teşkil edecek bir bilgi değişiminde bulunduğuna dair herhangi bir
belge bulunmadığı ileri sürülmektedir.
17-39/636-276
113/136
(490) Savunma kapsamında sunulan iddialar neticesinde D. A.’nın “Abi senin 130 bps’i aşağı
çeken mi oldu” ifadesine ilişkin olarak ihlal tespiti yapılmamıştır. Buradaki 130 bps'lik fiyatın
iletişimden yaklaşık bir ay önce Ekim 2013 döneminde gerçekleşen ve BTMU tarafından
verilen 130 bps fiyat teklifine ilişkin olabileceği ve bu bilginin TURKCELL’den veya
piyasadan öğrenilmiş olabileceğine dair göstergeler bulunmaktadır. Savunmada JP
çalışanı D. A ile A. Z. ve J. H. arasında geçen yazışmalara yer verilmiş olup, bu
yazışmaların içeriklerine bakıldığında JP çalışanı ile TURKCELL arasında Ekim 2013'te
gerçekleşen BTMU işlemine ilişkin konuşulduğu ve BTMU'nun fiyat bilgisinin
TURKCELL’den alınmış olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu durum D. A. tarafından
zikredilmiş olan BTMU'nun 130 bps'lik fiyat teklifinin güncel fiyat teklifi olup olmadığını
belirsiz kılmaktadır. İlgili iletişimlerde JP’nin BTMU ile rekabete duyarlı bir bilgiyi paylaştığı
tespit edilemediğinden bu delillerdeki iletişim dolayısıyla ihlal tespit yapılmamıştır.
H.6.5.3.3. CİTİ Tarafından Delil 3, 4 ve 7’ye İlişkin Getirilen Savunmalar
(491) CİTİ’nin savunmasında BTMU’nun CİTİ’nin verdiği teklife bilginin daha evvel TURKCELL,
yani müşteri, tarafından pazarlık amacı ile BTMU'ya sağlandığı, BTMU tarafından bilinen
bir bilginin paylaşılmasının rekabeti kısıtlayıcı etki ya da amaca sahip olamayacağı; somut
olayda CİTİ’nin oldukça düşük teklif verdiğini öğrenen BTMU’nun bu teklifle yarışabilmek
için kendi teklifini daha da düşürmeyi düşünebileceği ifade edilmiştir. Savunmada ayrıca
ilgili kredi işleminin TURKCELL iştiraklerinden Hollanda merkezli FİNANCELL isimli firmaya
ait olduğu, ilgili kredinin Hollanda'da kullanılacağı için 4054 sayılı Kanun ve dolayısıyla
soruşturma kapsamı dışında kaldığı belirtilmiştir.
(492) İlgili belgeler dolayısıyla CİTİ hakkında herhangi bir ihlal tespitinde bulunulmamıştır. Zira
ilgili delillerde yer alan bilgi TURKCELL tarafından BTMU’ya verilmiştir. Ancak ihlal tespiti
yapılmamasında tarafın eylemin Türkiye piyasasına herhangi bir etkisi olmadığına yönelik
savunma geçerli kabul edilememiştir. 4054 sayılı Kanun’un kapsamını belirleyen 2.
maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal ve hizmet piyasalarında faaliyet
gösteren ya da bu piyasaları etkileyen her türlü teşebbüsün aralarında yaptığı rekabeti
engelleyici, bozucu ve kısıtlayıcı anlaşma, uygulama ve kararlar ile piyasaya hâkim olan
teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmaları ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak
birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukukî işlem ve davranışlar, rekabetin
korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler bu Kanun
kapsamına girer.” denilmektedir. Maddeye göre “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde mal
ve hizmet piyasalarında faaliyet gösteren” ya da “bu piyasaları etkileyen” anlaşma ve/veya
uyumlu eylemler Kanun kapsamında değerlendirilmektedir. Madde metninde “bu piyasaları
etkileyen” terimine yer vermek suretiyle, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, rekabet
hukukunda “etki teorisi” olarak adlandırılan sistem 4054 sayılı Kanun’da da benimsenmiştir.
Etki teorisi çerçevesinde rekabet hukuku kuralları, niteliği gereği, ihlalin temel unsurunu
teşkil eden “etkileri” esas alınarak tanımlanmaktadır. Zira rekabet ihlallerinde sonuç, pazar
üzerinde doğan rekabeti kısıtlayıcı etki ve esas olarak bu yolla tüketicilerin zarar görmesidir.
(493) Bu dosya kapsamında değerlendirilen tüm deliller Türkiye’de kurulu Türk şirketlerinin veya
bunların iştiraklerinin işlemlerine ilişkindir. Rekabet hukukunda şirket değil teşebbüs
kavramı ele alınmakta ve bu kavramın kontrol yoluyla birbirine bağlı olan ve birçok şirketten
oluşan ekonomik bütünlüğü işaret ettiği kabul edilmektedir. Bu kapsamda iletişimler ile
teşebbüsler arasında sınırlandırıldığı tespit olunan rekabet, Türk teşebbüslerinin kredi alım
işlemlerine ilişkindir.
(494) Bu nedenle anlaşma ve/veya uyumlu eylem nerede gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin, bu
işlem örneğinden gitmek gerekirse, taraflar arasında rekabete konu ürün/hizmet
TURKCELL ekonomik bütünlüğüne sunulacak bir kredi işlemidir ve bu ürün/hizmet özelinde
rekabetin kısıtlanmasından etkilenen müşteri Türkiye’de kurulu TURKCELL teşebbüsüdür.
17-39/636-276
114/136
H.6.5.3.4. BOFA Tarafından Delil 6’ya İlişkin Getirilen Savunmalar
(495) Delil 6’ya ilişkin savunmada; BTMU çalışanının “TURKCELL’e L+100 fiyatını sen mi
verdin?” şeklindeki sorusunda yer alan fiyat bilgisinin ve bu fiyatı veren bankanın bir
Amerikan bankası olduğu bilgisinin TURKCELL’den alınmış olduğu, bu türden bir bilgi
paylaşımının TURKCELL tarafından da normal ve alışılagelmiş bir uygulama olarak
değerlendirildiği, TURKCELL tarafından BTMU çalışanına verilen bilginin “zımni
yetkilendirme” olduğu, BTMU çalışanının ise söz konusu bankanın hangi Amerikan
bankası olduğunu anlamaya çalıştığı, dolayısıyla BOFA’ya yöneltilen sorunun fiyat,
verimlilik, satış verileri, kapasite, maliyetler, talep vb. ticari sır niteliği taşıyan bilgilerin
paylaşımına ilişkin olmadığı, bu nedenlerle TURKCELL’in pazarlık imkanının iddia edilenin
aksine zedelenmediği, BOFA çalışanı tarafından verilen yanıtta ise BOFA’nın fiyatına ilişkin
bir bilginin paylaşılmadığı ve konuya ilişkin diyaloğa girilmediği, BOFA çalışanının bu
soruya yanıt vererek kendisi hakkında doğru olmayan bir piyasa bilgisi oluşmasına engel
olmaya çalıştığı ileri sürülmüştür.
(496) İşlemden etkilenen müşterinin Türkiye'de kurulu TURKCELL’in iştiraki olduğu gerekçesiyle
işlemin Kurumun yetki alanına girdiği yönündeki değerlendirmenin doğru olmadığı, böyle
bir yaklaşım sonucunda aynı iştiraklerin rekabete aykırı davranışlarının da Kurumun yetki
alanına gireceği gibi etki doktrinine aykırı bir yaklaşım oluşacağı, işlemden etkilenen
müşteri yurtdışında [TURKCELL’in iştiraki olan FİNANCELL Belarus'ta faaliyet
göstermektedir] bulunduğundan Türkiye pazarının etkilenmediği, TURKCELL’in
finansallarının etkilenmesinin durumu Kurumun yetki alanına sokmadığı ve halihazırda
böyle bir etkinin de ortaya konulamadığı ileri sürülmüştür.
(497) İlgili belgeler dolayısıyla CİTİ hakkında herhangi bir ihlal tespitinde bulunulmamıştır. Zira
ilgili delillerde yer alan bilgi TURKCELL tarafından BTMU’ya verilmiştir. Ancak yukarıda da
ifade edilen gerekçeler dolayısıyla ihlal tespiti yapılmamasında tarafın eylemin Türkiye
piyasasına herhangi bir etkisi olmadığına yönelik savunma geçerli kabul edilememiştir.
H.6.5.3.5. ING Tarafından Delil 8’e İlişkin Yapılan Savunma
(498) Delil 8 kapsamında belirtilen ilk husus, dosyada yapılan kısaltmanın yanlış anlamalara yol
açabileceği yönündedir. “Sorsaydın söylerdim" ifadesinden önce gelen diğer cümlelere yer
verilmemesi nedeniyle bu ifadenin bankalar arasındaki bilgi değişimine yönelik olduğu
yönünde bir izlenim yaratıldığı, ne var ki söz konusu ifadenin banka çalışanları arasında bir
anlaşma/uyumlu eylem olduğunu göstermenin çok uzağında olup, bir turizm tavsiyesine
ilişkin olduğu açıklanmaktadır.
(499) ING’nin fonlama maliyeti tutmadığı için, özellikle dolar bazında olan işlemlere yıllarca
katılmadığı, bu işlemlere yönelik olarak teklif vermekten kaçındığı ifade edilmiştir. ING,
teklif verdiği sayılı işlemlere ise fiyatın tutmaması nedeniyle katılamamıştır denilmektedir.
(500) Dosyaya erişim kapsamında edinilen bilgiler uyarınca TURKCELL’in işleme ilişkin
yorumları incelendiğinde, ING'nin savunmasının inşasında kullanılabilecek birtakım
ifadelere dosyada yer verilmediğinin görüldüğü, nitekim TURKCELL’in işleme ilişkin
yorumlarında, müşterilerin işleme yönelik beklentisini sözlü olarak dile getirdiği
durumlardan bahsettiği ifade edilmiştir. Bu doğrultuda TURKCELL beklentisini paylaştığı
işlemler açısından bankalar arasında bilgi değişimi yapılmasında bir sakınca
görmemektedir. TURKCELL’den alınan ilave bir yazıya da yer verilerek TURKCELL’in
bankalar karşısındaki alıcı gücü sayesinde kredi verecek kuruluşlarla rahatlıkla pazarlık
yapabildiği ve bu süreçte beklentilerini de dile getirdiği, dolayısıyla bahse konu tespitin
herhangi bir rekabet ihlaline dayanak teşkil etmesinin mümkün görülmediği
savunulmaktadır. Son olarak işlemin FİNANCELL iştirakine ilişkin olduğu, dolayısıyla
Kurumun yetki alanı dışında olduğu ve ING’nin söz konusu dönemdeki fonlama maliyetinin
ilgili işlem için uygun olmaması nedeniyle işlemde yer almadığı belirtilmektedir.
17-39/636-276
115/136
(501) ING açısından söz konusu delil dolayısıyla ihlal tespiti yapılmamıştır. Ancak savunmadaki
bazı noktalara katılınmamaktadır. Dosya kapsamındaki yazışmalar işlemle ilgili olmalarına
göre ve uygunsuz (argo) içeriklerinden arındırılarak karara yansıtılmıştır. ING tarafından
yazışmaların yanlış anlaşılmaya sebep olacak şekilde aktarıldığı ve dosyaya erişim
kapsamında TURKCELL yazısı kapsamında, müşterilerin işleme yönelik beklentisini sözlü
olarak dile getirdiği durumlardan bahsedildiği, bu doğrultuda TURKCELL’in beklentisini
paylaştığı işlemler açısından bankalar arasında bilgi değişimi yapılmasında bir sakınca
görmediği iddiası açıklanmaya muhtaçtır. Ayrıca yukarıda da ifade edilen gerekçeler
dolayısıyla ihlal tespiti yapılmamasında tarafın eylemin Türkiye piyasasına herhangi bir
etkisi olmadığına yönelik savunma geçerli kabul edilememiştir.
H.6.5.3.6. ING Tarafından Delil 9’a İlişkin Yapılan Savunma
(502) Söz konusu telefon görüşmesinin ING’nin bilgisi ve rızası dışında, dolayısıyla hukuka aykırı
olarak elde edildiği iddia edilmiştir. Bu nedenle rekabet soruşturmasına dayanak teşkil
etmesinin ve ING aleyhinde kullanılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca işlemin
TURKCELL’in Ukrayna’da yerleşik grup şirketi Astelit’e ilişkin olduğu, dolayısıyla Kurumun
yetki alanı dışında olduğu vurgulanmıştır. Bunun yanı sıra ING'nin ilgili tespit kapsamında
iletişimde bulunduğu banka olan BTMU'nun söz konusu işlemde yer almadığı belirtilmiştir.
Yapılan savunmaya göre ING, söz konusu banka ile herhangi bir anlaşma/uyumlu eylem
içerisine girmeyerek işlemde yer almak için her türlü çabayı göstermiştir. Bu süreçte banka
içinde, işlemin ne şekilde modellenmesi gerektiği, fiyatın nasıl oluşması gerektiği veya
sözleşmenin hangi şartlarla yapılması gerektiği de dahil olmak üzere birçok konuda son
derece kapsamlı çalışmalar yapılmıştır. Bununla birlikte Ukrayna Senior Green Light
Komitesinden gerekli onaylar alınamadığından ING teklif verme imkanına sahip
olamamıştır.
(503) Dosyaya erişim kapsamında edinilen bilgiler uyarınca TURKCELL’in de söz konusu işlemin
Ukrayna piyasasından alınan bir krediye ilişkin olduğunu, ING’nin ise söz konusu işlemde
yer almadığını belirttiği açıklanmıştır.
(504) ING açısından söz konusu delil dolayısıyla ihlal tespiti yapılmamıştır. Ancak savunmadaki
bazı noktalara katılınmamaktadır. Telefon kayıtlarının hukuka aykırı delil niteliğini haiz
olduğu ve ilgili işlemin Türkiye piyasalarını etkilemediğinden 4054 sayılı Kanun’un kapsamı
dışında kaldığı savunmaları daha önce yer verilen gerekçeler çerçevesinde karar
kapsamında kabul görmemiştir.
H.6.5.3.7. ING Tarafından Delil 10 ve 11’e İlişkin Yapılan Savunma
(505) Delil 11’in meşru ve hukuka uygun olarak elde edilmediği hususuna değinilmiş ve bu
nedenle rekabet soruşturmasına dayanak teşkil etmesinin ve ING aleyhinde
kullanılmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
(506) İşlem kapsamında TURKCELL tarafından 28 bankaya teklif talebinin 14.07.2015 tarihinde
gönderildiği, teklif vermek için son tarihin 24.07.2015 olarak belirlendiği, Delil 10 ve 11
kapsamındaki iletişimlerin ise 27.07.2015 tarihli olduğu, bu açıdan söz konusu iletişimlerin
teklif vermeye yönelik son tarih geçtikten sonra gerçekleştiğine dikkat çekilmiştir. İlgili
iletişimlerin, bankalar arasında herhangi bir anlaşma/uyumlu eylemi mümkün kılmadığı,
yalnızca piyasa bilgisi toplanmasına hizmet ettiği savunulmuştur. Söz konusu iletişimin
bankalar arasında anlaşma/uyumlu eylem sağlaması için elverişli ve mantıklı olan zaman
diliminden sonra gerçekleşmiş olması nedeniyle ING açısından bu yönde bir isnadın kabul
edilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. BTMU'nun aksine ING işlemde yer almıştır.
TURKCELL tarafından ING’ye sunulan yazı uyarınca TURKCELL’in de pazarlık yapabildiği
ve beklentilerini dile getirdiği de belirtilen hususlar arasındadır. Tespite yönelik olarak
bankaların piyasadan bilgi almadıkça teklif sunmaktan çekinebileceği, yüksek bilgi
asimetrisi nedeniyle riskten kaçınmaya yönelik hareket ederek olumsuz teklifler
17-39/636-276
116/136
verebileceği ve bu durumun piyasadaki genel fiyat düzeyi ile ilgili yanlış bir izlenim
doğurabileceği açıklanmaktadır. Dahası, çok taraflı krediye katılmayı gerçekten isteyen
bankaların herhangi bir teklif sunamadığı durumlarda bu bankalar, müzakere aşamasına
dahil edilmeyecek ve bu durum müzakere aşamasında rekabet üzerinde olumsuz etki
doğuracaktır. Diğer bir deyişle, söz konusu bilginin niteliğinin ve piyasaya etkisinin rule of
reason analizi ile belirlenmesinin esas olduğu savunulmaktadır. Söz konusu bilginin
değişilmesine yönelik davranışların rekabete aykırı olup olmadığı ancak bu şekilde tespit
edilebilir. Son olarak dosyaya giriş kapsamında edinilen bilgiler uyarınca TURKCELL’in net
fiyatın konuşulmasının olağan olduğunu ve agresif fiyatlama bilgisinin paylaşılmasının ise
kendi lehine olduğunu belirttiği açıklanmaktadır. Sonuç olarak, bankalar arasında bu
mahiyette bir bilginin paylaşılmasının pazarın nitelikleri de göz önüne alındığında olağan
olduğu ve ayrıca agresif fiyatlamaya ilişkin bilgilerin paylaşılmasının ise en nihayetinde
müşterinin lehine olduğu savunulmaktadır. TURKCELL’in yorumları ışığında mevcut dosya
açısından her tespitin rule of reason analizine tabi tutulmasının önemi yeniden
hatırlatılmaktadır.
(507) Öncelikle belirtilmelidir ki, tespite yönelik iletişimlerin hukuka aykırı yollarla elde edildiği
iddiası önceki bölümlerde yer verilen gerekçelerle kabul edilmemiştir. Delilde yer alan
iletişimlerin son teklif tarihinden sonra gerçekleştirilmiş olduğu yönündeki savunma da
geçerli kabul edilmemiştir zira iletişimden açıkça görüldüğü üzere iki taraf da tekliflerini
yollamadığını, BTMU çalışanı iletişimin gerçekleştiği gün yollayacağını ifade ederken ING
çalışanı henüz karar vermediğini ifade etmektedir. Kaldı ki, bankaların tekliflerini
göndermelerinden sonra revize etmeleri de sektörde gözlenen bir durumdur. İletişimde
geçen bilgilerin doğrudan tarafların teklif etmeyi düşündükleri koşullara yönelik olması ve
BTMU tarafından da yönetim ile paylaşılmış olması karşısında piyasa verisi toplamaya
hizmet ettiklerini kabul etmek mümkün değildir. ING’nin işlemde yer almış olmasına karşın
BTMU’nun işlemde yer almadığı, işlemin etkilerinin değerlendirilmesi gerektiği savunmaları
ilgili iletişimlerin amacı itibariyle rekabeti kısıtlayıcı anlaşma/uyumlu eylemler kapsamında
değerlendirilmesi dolayısıyla kabul edilmemiştir.
(508) Son olarak dosyaya giriş kapsamında edinilen bilgiler uyarınca TURKCELL’in net fiyatın
konuşulmasının olağan olduğunu ve agresif fiyatlama bilgisinin paylaşılmasının ise kendi
lehine olduğunu belirttiği açıklanmakta, TURKCELL tarafından ING’ye sunulan yazı
uyarınca TURKCELL’in de pazarlık yapabildiği ve beklentilerini dile getirdiği de
belirtilmektedir. TURKCELL tarafından, net fiyat konuşulmasa da bankaların diğer bir
bankanın da teklif vereceğini ve fiyatlarında agresif olacağını bilmesinin işleme ilişkin süreci
etkileyip etkilemeyeceği sorusuna verilen değerlendirme, TURKCELL açısından kredi
işlemini olumlu etkilemesinin daha olası olduğudur. Dolayısıyla TURKCELL’in net fiyatın
konuşulmasının olağan olduğu ve her durumda bu konuşmaların kredi sürecini olumlu
etkileyeceği yönünde bir çıkarım yapmak mümkün görünmeyip TURKCELL tarafından
verilen diğer değerlendirmelerle de uyumlu değildir. TURKCELL tarafından bu yönde
açıklama yapıldığı kabul edilse dahi fiyata ilişkin bilgi paylaşımlarını “rule of reason”
analizine tabii tutmak rekabet hukukunun temel prensiplerine aykırıdır.
17-39/636-276
117/136
H.6.5.3.8. ING Tarafından Delil 12’ye İlişkin Yapılan Savunma
(509) Yapılan savunmada söz konusu iletişimin ING’nin katılmadığı bir işleme yönelik olduğu
belirtilmiştir. Ayrıca ilgili iletişimlerde bahsi geçen, işlemin "Iottery mezz kısmının" genellikle
mezz fonları ve benzeri kuruluşlar tarafından gerçekleştirildiğinin, işlemin bu kısmının ING
tarafından üstlenilmediğinin genel piyasa bilgisi olduğu ifade edilmektedir. Diğer bir deyişle,
iletişimin karşı tarafı olan JP çalışanı, ING çalışanına bu yönde bir soru yöneltirken ING'nin,
işlemin bu kısmına girmeyeceğini bilmektedir, ING'nin genel olarak işlemin "mezz"
kısmında yer almadığı bilgisi genel piyasa bilgisidir. Sonuç olarak ilgili tespitte yer alan
iletişimlerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği
savunulmaktadır.
(510) Yazışmada bahsi geçen ve genel piyasa bilgisi olduğu dile getirilen bilgilerin rekabete
duyarlı bilgi olmadığından hareketle bu delil bakımından ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.9. JP Tarafından Delil 12’ye İlişkin Yapılan Savunma
(511) Delil 12’de yer alan iletişimde JP'nin yalnızca ING'nin MİLLİ PİYANGO'nun özelleştirilmesi
kapsamında NET HOLDİNG'in finansmanına katılıp katılmayacağına ilişkin ilgisini ölçmeye
çalıştığı, bu iletişimin bir nevi ön pazar ölçümü olduğu, 2,755 milyar ABD Doları (iki milyar
yedi yüz elli beş milyon) büyüklüğündeki bir işlemin zaten tek banka tarafından
sağlanmasının mümkün olmadığı, bankanın bir krediyi sendika edip edemeyeceğini
algılayabilmesinin ilgili davet mektubuna katılıp katılmayacağını belirlemede önemli
olduğu, işlemin nasıl yapılandırılacağına ilişkin bilginin müşteriye ilişkin bir bilgi olduğu ve
rakipler arası koordinasyon sağlamakla hiç bir ilgisi bulunmadığı ileri sürülmüştür.
(512) İlgili bilgilerin rekabete duyarlı bilgi olmadığından hareketle bu delil bakımından ihlal tespiti
yapılmamıştır.
H.6.5.3.10. ING Tarafından Delil 13 ve Delil 14’e İlişkin Yapılan Savunma
(513) Delil 14 kapsamında verilen iletişimde ING’nin yer almadığı belirtilmiş ve karartılmış olarak
gönderilen söz konusu tespite yönelik olarak savunma yapma imkanının bulunmadığına
dikkat çekilmiştir. Söz konusu iletişime ilişkin olduğu düşünülen iki işlemden
bahsedilmektedir. Bu işlemlerden ilki, teklif talebi 2012 tarihinde gönderilen ve 2013 yılında
kapatıldığı KAP açıklamalarıyla duyurulan ve BTMU'nun içinde olduğu düşünülen işlemdir.
Bu işlemlerden ikincisi ve aslında söz konusu iletişimlere konu esas işlem, teklif talebi
14.01.2014 tarihinde gönderilen TÜRK TELEKOM kredi işlemidir. İşlem kapsamında, EIB
tarafından fonlama ihtiyacı karşılanması düşünülmüş, ING de bu işlemde garanti veren
taraflardan biri olarak konumlanmayı planlamıştır. Bu kapsamda belirtilen ilk işlemin
fiyatının, ikinci işlemde benchmark olarak kullanılmakta olduğu, bu fiyatın bizzat müşteri
tarafından duyurulduğu belirtilmiştir. Söz konusu iletişimin benchmark olarak kullanılan
fiyatın, yani kapanmış olan bir işlemin (2013 yılında kapandığı tahmin edilen işlemin)
fiyatının teyit edilmesinden ibaret olduğu, mevcut işlemin (teklif talebi 2014 yılında
gönderilen işlemin) fiyatına ilişkin bir iletişimin söz konusu olmadığı savunulmaktadır.
Koordinasyon ücretinin saptanmasında, işlemin yapısı, katılan banka sayısı ile bağlantılı
harcanacak efor, işlemin içerdiği diğer fiyat unsurları, banka - müşteri ilişkisi gibi birçok
değişkenin etkili olduğu ve bu açıdan söz konusu ücretin her işlem için farklı olduğu
vurgulanmaktadır. Ayrıca piyasanın ve müşterinin koordinatör belirleme konusundaki
teamülünün, kulübe girecek bankaların belli olmasını takiben bu bankalara söz konusu rol
hakkındaki isteklerini sormak ve bu rolü en iyi fiyatı teklif edene vermek olduğu, tarafların
koordinasyon ücretini belirlemeye yönelik herhangi bir niyeti olmamakla beraber söz
konusu ücretin, yalnızca iki banka arasında gerçekleşen iletişimler doğrultusunda "tabanda
tutulması"nın mümkün olmadığı açıklanmaktadır. Kaldı ki, söz konusu işleme ilişkin
beklentiler/benchmark fiyatların müşteri tarafından paylaşılmış olduğu ve koordinasyon
ücretinin pazar bilgisi niteliğinde olduğu savunulmaktadır. Bu doğrultuda, her işlem için
17-39/636-276
118/136
farklı olan bu ücretin düşük olmasına dair bir paylaşımın piyasadaki rekabet üzerindeki
etkilerine bakılınca herhangi bir rekabete aykırı sonucun ortaya çıkmayacağı iddia
edilmektedir. ING’nin söz konusu işlemde yer almamaya yönelik kararının başka herhangi
bir teşebbüs ile ilişkilendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilmektedir. ING her işlem için
yaptığı üzere işlemin getirisi, maliyeti gibi birtakım unsurları şirket içinde tartışarak kararını
vermiştir.
(514) İlgili işlem kapsamında ilk işlemin fiyatının ikinci işlemde benchmark olarak kullanıldığı ve
fiyatın bizzat müşteri tarafından duyurulduğu nedeniyle delildeki iletişim dolayısıyla ING
açısından ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.11. JP Tarafından Delil 14’e İlişkin Yapılan Savunma
(515) JP'nin ilgili işlemde belirtilen EIB işlemi gibi bir işleme katılma niyetinin hiçbir zaman
olmadığından ötürü paylaşılan bilginin gizli olma olasılığı bulunmadığı, zira JP'nin ilgili
işleme de katılmadığı ve BTMU ile rekabet halinde olmadığı, paylaşılan bilgilerin genel
pazar bilgisinden ibaret olduğu ve potansiyel müşteri olan TÜRK TELEKOM’un konuya
ilişkin herhangi bir endişe dile getirmediği ileri sürülmüştür.
(516) İlgili bilginin genel pazar bilgisi olması nedeniyle delildeki iletişim dolayısıyla JP açısından
ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.12. ING Tarafından Delil 16, Delil 17 ve Delil 18’e İlişkin Yapılan Savunma
(517) Delil 17’nin ticari sır nedeniyle karartılmış olmasından ötürü tam olarak anlaşılamadığı
ayrıca kendilerine ilk defa Soruşturma Raporu ile birlikte gönderildiği, söz konusu iletişimin
hukuka aykırı olarak elde edilmiş bir telefon görüşmesi kaydı olduğu, ING’nin söz konusu
iletişime taraf olmaması nedeniyle de ilgili tespite yönelik sağlıklı bir savunma yapılmasının
mümkün görünmediği belirtilmiştir. Delil 16 ve 18 bakımından da ING’nin bilgisi ve rızası
dışında elde edildiği anlaşılan delillerin hukuka aykırı olduğu öne sürülmüştür. Söz konusu
tespitin TÜRK TELEKOM, EIB kredisine ilişkin olduğu, işlemin ING tarafından 2011 yılında
4+4 şeklinde yapıldığı, işin yapısı gereği EIB’nin fon sağladığı, ING’nin ise garanti verdiği
belirtilmiştir. O tarihte müşteri konumundaki TÜRK TELEKOM, halihazırda içerde olan ve
aralarında ING'nin de bulunduğu dört bankaya uzatma talebinde bulunmuştur. Bu bilgiler
ışığında, söz konusu projenin finansmanına ilişkin olarak zaten içerde olan dört bankaya
uzatma talebinde bulunulması ve bu bankaların uzatmaya ilişkin olarak birbirleriyle iletişim
içinde olmasının hayatın olağan akışına uygun olduğu, anlaşma/uyumlu eylem teşkil
etmediği belirtilmektedir. Yapılan görüşmeler sonucunda uzatmanın kullanılacak olduğu
belirlenmekle birlikte bu uzatma için daha düşük, müşterinin lehine bir fiyat öngörülmüş
olup işlemin maliyetinin, müşteri konumundaki TÜRK TELEKOM tarafından da belirtildiği
üzere belli olduğu savunulmaktadır. Sonuç olarak kredi alanın ihtiyacı daha iyi koşullarda
ve daha etkin bir fiyatlandırma ile karşılanmaktadır. Bu kapsamda yapılacak sağlıklı bir rule
of reason analizi doğrultusunda taraflar arasındaki iletişimin rekabete aykırı herhangi bir
etkisinin olmadığının tespit edileceği vurgulanmıştır.
(518) Dosyaya giriş kapsamında elde edilen bilgiler uyarınca TÜRK TELEKOM’un işleme ilişkin
yorumlarında bankalar arasında bilgi değişiminin ancak maliyetin belli olmadığı işlemler
açısından sakıncalı olacağının belirtildiği ifade edilmiştir. Bu başlık altında belirtilen
işlemlerde ise maliyetin baştan belli olduğunun ve koşulların önceden belirlendiği işlemler
açısından bilgi değişiminin sorun yaratmayacağının dile getirildiği açıklanmıştır.
17-39/636-276
119/136
(519) Hukuka aykırı deliller ile ilgili savunmalar kararın önceki bölümlerinde belirtilen gerekçeler
ile kabul edilmemiştir. Uzatma kapsamında tarafların birbirleri ile görüşmelerinin olağan
olduğu, işlemin elverişli koşullarda sonuçlandığı, maliyetin baştan belli olduğu ve TÜRK
TELEKOM tarafından da bilgi değişiminin ancak maliyetin belli olmadığı işlemleri
bakımından sorun yaratabileceği yönünde açıklamalarının bulunduğu belirtilse de fiyatın
belirlenme süreci bankalarla yapılan görüşmelerle şekillenmiştir.
(520) Her ne kadar bu işlem kapsamında TÜRK TELEKOM tarafından fiyatın 120 bps olarak
taraflarla paylaşıldığı ifade edilse de teşebbüs tarafından gönderilen, mevcut garantör
bankalardan olan SMBC ile yazışmaların incelenmesi sonucunda, 120 bps’lik fiyatın ilk
aşamada TÜRK TELEKOM tarafından paylaşılmadığı hatta tam aksine 13.01.2015
tarihinde SMBC’nin sunduğu teklifinin ayrı bir komisyon ücreti içerecek şekilde olduğu;
15.01.2015 tarihinde ise TÜRK TELEKOM tarafından komisyon ücreti içermeyecek şekilde
teklifin revize edilmesinin istendiği, bu çerçevede SMBC tarafından 15.01.2017 tarihinde
revize teklifin sunulduğu anlaşılmaktadır. TÜRK TELEKOM tarafından işleme ilişkin
bankalara resmi bir talep belgesi gönderilmemiş olsa da, yukarıda açıklandığı üzere
SMBC’nin ilk teklifini komisyon ücreti içerecek şekilde ve 120 bps’ten farklı bir fiyattan
sunmuş olması, işleme ilişkin uygulanacak fiyatın önceden belirlenmediğini, pazarlığa konu
olduğunu ve bankaların tekliflerini sunma aşamasında esnek olduklarını göstermektedir.
(521) Diğer taraftan, mevcut garantörlerden olan BTMU ve ING arasında söz konusu işleme
yönelik olarak telefon görüşmeleri gerçekleştirildiği, bu kapsamda ilk olarak 12.01.2015
tarihinde ING çalışanının BTMU çalışanını aradığı ve BTMU’nun 1,30 oranında teklif
verdiğini ING ile paylaştığı, ING’nin de “iyi herkes o zaman öyle yapacak herhalde diye
düşünüyorum SMBC eğer bozmazsa işi” ifadeleri ile aynı yöndeki teklifini BTMU ile
paylaştığı tespit edilmiştir.
(522) Bu görüşmeden sonra TÜRK TELEKOM’un BTMU çalışanı ile görüşerek diğer bankaların
120 bps fiyat teklifi verdiği şeklinde bir bilgi paylaştığı tahmin edilmektedir. 16.01.2015
tarihinde BTMU ve ING arasında bir telefon görüşmesi gerçekleştirilmiş ve TÜRK
TELEKOM’un BTMU’ya garantör bankalardan birinden teklif olarak aldığını ileri sürdüğü
1,20 fiyatının BTMU ve ING tarafından da verilip verilemeyeceği, TÜRK TELEKOM
tarafından başka bir fiyatın kabul edilip edilemeyeceği konuları görüşüldükten sonra taraflar
TÜRK TELEKOM’un istediği 1,20 fiyatına inebilecekleri konusunda mutabık kalmışlardır.
(523) Tüm süreç değerlendirildiğinde işleme ilişkin teklif verme aşamasında BTMU ve ING’nin
önce 130 bps fiyat verme konusunda anlaştıkları, diğer bir garantör SMBC’nin TÜRK
TELEKOM’dan gelen 120 bps teklifini 15.01.2015 tarihinde kabul ettiği, bu bilginin TÜRK
TELEKOM tarafından BTMU’nun fiyatını aynı seviyeye çekmek için BTMU ile paylaşıldığı,
bunun üzerine teklifi doğrulatmak isteyen BTMU çalışanının 16.01.2015 tarihinde SMBC
ile iletişime geçerek TÜRK TELEKOM tarafından kendisine sunulan bilgiyi doğrulatmaya
çalıştığı, ilgili kişiye ulaşamaması sonucunda tekrar ING’deki meslektaşını arayarak bu
bilgiyi onunla görüştüğü ve BTMU ve ING’nin önceki anlaşmalarının tersine 10 bps’lik
indirimi kabul ederek 120 bps fiyat vermeye karar verdikleri anlaşılmıştır.
(524) Sonuç olarak; BTMU ve ING arasında bu işlem kapsamında TURK TELEKOM’a önce 130
bps sonra 120 bps fiyat verme konusunda bir anlaşma bulunduğu tespit edilmektedir.
H.6.5.3.13. SMBC Delil 15, Delil 16, Delil 17 ve Delil 18’e İlişkin Yapılan Savunma
(525) BTMU çalışanı ile ING çalışanı arasındaki Delil 15’te yer alan iletişimin KAZANCI
HOLDİNG’e ilişkin bir kredi işlemi hakkında olduğu ve iletişimin devamında BTMU
çalışanının konuyu değiştirmeye çalışarak, ING çalışanından TÜRK TELEKOM EIB
kredisine ilişkin bilgi almaya çalıştığı belirtilmiştir.
17-39/636-276
120/136
(526) SMBC’nin BTMU çalışanı ile ING çalışanı arasında, yani üçüncü taraflar arasında
gerçekleşen yazılı iletişimin bir parçası olmadığı, söz konusu tespitin, SMBC’nin bahsi
geçen diğer iki banka çalışanı arasındaki herhangi bir iletişime dâhil olduğu şeklinde
yorumlanabilecek doğrudan ya da dolaylı bir bilgiyi içermediği ifade edilmiştir. BTMU
çalışanı ile ING çalışanı arasındaki 12.01.2015 tarihli söz konusu iletişimde, EIB kredisi ile
ilgili olarak TÜRK TELEKOM’a teklif edilen fiyatlara ilişkin değerlendirmelerde bulunulduğu,
bu doğrultuda iki banka çalışanının müşteriye önerdikleri fiyat bilgisini birbirleriyle paylaştığı
ifade edilmiştir.
(527) Söz konusu bilgi değişimini müteakip, ING çalışanın SMBC’nin farklı davranarak BTMU ve
ING’nin amaçladığından farklı bir fiyat vermemesi halinde, tüm bankaların aynı fiyatı
sunmasını beklediğini ifade etmesinin, BTMU ve ING’nin, SMBC’nin TÜRK TELEKOM’a
teklif edeceği fiyattan haberdar olmadığını gösterdiği iddia edilmiştir. İletişimin devamında
BTMU çalışanının, muhtemelen ING çalışanın teklif edilen fiyattan (130 bps) vazgeçmesine
sebep olabilecek kaygılarını yok etmek adına, kendisinin SMBC çalışanı ile 09.01.2015
tarihinde bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini ve SMBC çalışanın BTMU’dan sunulan
fiyatı düşürmemesini istediğini beyan ettiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte SMBC’nin
13.01.2015 tarihli ilk teklifinin; marj: yıllık 100 bps, peşin ödenecek ücret: 25 bps şeklinde
olduğu ve bu bakımdan BTMU ve ING tarafından önerilen fiyattan (130 bps) düşük olduğu
belirtilmiştir.
(528) BTMU çalışanı ile ING çalışanı arasındaki EIB kredisine ilişkin yazılı görüşmenin tarihinin
07.01.2015 olduğu dikkate alındığında, BTMU çalışanı ile SMBC çalışanı arasında Delil
16’da yer verilen 12.01.2015 tarihindeki telefon görüşmesi sırasında BTMU çalışanı
tarafından iddia edildiği gibi gerçekten bir iletişim olsaydı, bunun dosya kapsamında
bulunması gerektiği ifade edilmiştir.
(529) Delil 18’e ilişkin olarak, bir BTMU çalışanı ile ING çalışanı arasındaki 16.01.2015 tarihinde
gerçekleşen telefon görüşmesinde, EIB kredisi ile ilgili olarak TÜRK TELEKOM’a
sunulacak fiyat hakkında ve TÜRK TELEKOM’un karar verdiği fiyat bakımından bu şirketin
bir yetkilisi tarafından verilen geri bildirim hakkında değerlendirmelerde bulunulduğu ifade
edilmiştir.
(530) Söz konusu telefon görüşmesiyle ilgili olarak SMBC’nin bu telefon görüşmesinin bir parçası
olmadığı ve BTMU ile ING çalışanları arasındaki görüşme ile doğrudan veya dolaylı
herhangi bir ilgisinin olmadığı, buna ilave olarak Delil 18 kapsamında SMBC ile
gerçekleşen ya da gerçekleşmesi planlanan herhangi bir iletişime de yer verilmediği
vurgulanmıştır. Bu bakımdan söz konusu telefon görüşmesinde BTMU çalışanının Delil
17’de yer verilen SMBC çalışanı ile gerçekleştirdiği görüşmeye atıf yapmaması, SMBC’nin
rekabeti sınırlayıcı bir bilgi değişimi gerçekleştirmediğini ortaya koyduğu yorumu
yapılmıştır. Nitekim bu tespitin açıkça SMBC’nin TÜRK TELEKOM’un diğer garantörlerden
de düşük bir fiyat almasını kolaylaştırdığı, bu bakımdan SMBC’nin tarafı olmadığı Delil 15,
16 ve 18’deki tespitlere benzer şekilde SMBC’nin herhangi bir irade uyuşmasına doğrudan
veya dolaylı katılımını ortaya koymaktan uzak olduğu belirtilmiştir.
(531) Teşebbüsün savunmasında Delil 17’ye ilişkin olarak, BTMU çalışanı M. G. ile SMBC
çalışanı A. A. arasındaki 16.01.2015 tarihli telefon görüşmesine yer verildiği ifade edilmiştir.
İletişimin ilgili olduğu EIB kredisine yönelik SMBC’nin TÜRK TELEKOM’a 13.01.2015
tarihinde; marj: yıllık 100 bps ve peşin ödenecek ücret: 25 bps şeklinde ilk teklifini yaptığı,
ancak TÜRK TELEKOM’un garanti uzatımı için peşin ödenecek ücret vermek istemediği,
bunun üzerine SMBC’nin bağımsız ve kendi iç karar alma sürecini takip ederek 15.01.2015
tarihinde ilk teklifini peşin ücret olmaksızın marj: yıllık 120 bps şeklinde revize ettiği beyan
edilmiştir.
17-39/636-276
121/136
(532) Bahsi geçen telefon görüşmesinin 16.01.2015 tarihinde gerçekleştiği göz önünde
tutulduğunda, SMBC’nin hem ilk teklifinin hem de revize teklifinin bu telefon görüşmesinden
önce müşteriye gönderildiği, bu bakımdan söz konusu iletişimin SMBC’nin fiyatlama
politikasına herhangi bir etki göstermesinin mümkün olmadığı öne sürülmüştür. Bu
bakımdan BTMU çalışanı tarafından beyan edilen bilgilerin SMBC açısından herhangi bir
önem atfetmediği ve bu bilgilerin rekabete hassas olmasının mümkün olmadığı iddia
edilmiştir. Ayrıca kredi işleminde TÜRK TELEKOM’un alıcı gücünün belirleyici rol oynadığı
ve bankaların müşteri tarafından önerilen fiyat üzerinden kredi işlemine katılmak
durumunda kaldıkları ifade edilmiştir. Nitekim kredinin başka bankalardan da temin
edilmesinin önünde bir engel bulunmadığı belirtilerek, müşterinin işlem özelinde
bankalardan fiyat beklentisinin “ister al ister alma” yaklaşımı olduğu açıklanmıştır.
(533) BTMU çalışanı M. G.’nin Delil 16’da yer alan ve SMBC’nin düşük fiyat verebileceğinden
şüphelendiğine ilişkin ifadelerinin dahi SMBC ile diğer soruşturma tarafı bankalar arasında
bir irade uyuşmasının bulunmadığını gösterdiği belirtilmiştir. İlaveten, BTMU çalışanının
SMBC çalışanı A. A. ile gerçekleştirdiği görüşmedeki ifadelerinden, EIB kredisi işiyle hangi
SMBC çalışanının ilgilendiğini bilmediğinin anlaşıldığı, bu bakımdan Delil 16’da BTMU
çalışanının A. D. ile iletişime geçmiş gibi davranmasının gerçeği yansıtmadığı ifade
edilmiştir. Tüm bu hususlar birlikte ele alındığında bahsi geçen BTMU çalışanının
ifadelerinin tutarsız olduğu ve bu şahsın farklı saiklerle gerçeği yansıtmayan beyanlarda
bulunduğu belirtilmiştir.
(534) SMBC çalışanı ile BTMU çalışanı arasındaki iletişimde BTMU çalışanının TÜRK
TELEKOM’un 120 bps fiyat elde ettiği konusunda kendisini bilgilendirdiği bilgisine karşın
SMBC çalışanının herhangi bir yorum yapmadığı ve kendi fiyatına ilişkin bir bilgiyi
paylaşmadığı ifade edilmiştir. Buna rağmen BTMU çalışanının konuyu canlı tutmak adına,
BTMU tarafından sunulan fiyat bilgisini (130 bps) paylaştığı, buna rağmen SMBC
çalışanının, SMBC’nin teklif ettiği fiyata ilişkin herhangi bir ipucu dahi vermediği
belirtilmiştir. SMBC çalışanının görüşmeyi mümkün olduğunca çabuk ve nazik bir biçimde
sonlandırmaya çalıştığı ve ilgili işlemden sorumlu olduğunu bildirdiği SMBC çalışanı Z.
Ç.’nin (ofiste bulunmasına karşın) yerinde bulunmadığını bildirdiği ifade edilmiştir.
(535) Savunmada ilgili iletişime yönelik olarak şirket içi bir e-postaya da yer verilmiştir. Bu e-posta
yazışmasında SMBC çalışanı A. A., diğer SMBC çalışanları A. D. ve Z. Ç.’ye BTMU
çalışanı M. G.’nin az önce kendisini arayıp ağız aradığını, ama kendisinin “son durumu
bilmiyorum” deyip konuyu geçiştirmeye çalıştığını, bu bakımdan M. G.’nin, “bu kız da hiçbir
şey bilmiyor” şeklinde düşünmüş olabileceğini anlatmaktadır. SMBC’nin savunmasında,
yukarıda yer verilen tespit özelinde diğer savunmaların yanı sıra, savunmanın ekinde yer
verilen söz konusu şirket içi e-posta yazışmasının da SMBC ile diğer soruşturma tarafı
bankalar arasında herhangi bir irade uyuşmasının olmadığını gösterdiği ifade edilmiştir.
(536) Delil 15, 16 ve 18 TÜRK TELEKOM’un ikinci işlemine yönelik dosya kapsamındaki
tespitlerden SMBC’nin haberdar olmasını sağlayarak teşebbüsün savunmasını bütüncül bir
şekilde yapabilmesi için SMBC’ye yollanmıştır.
(537) İlgili işleme yönelik olarak BTMU ve ING arasında TURK TELEKOM’a önce 130 bps sonra
120 bps fiyat verme konusunda bir anlaşma bulunduğu tespit edilmektedir. Ancak SMBC
ile BTMU arasındaki SMBC’nin teklifini ilettikten sonra gerçekleşen iletişimde SMBC
tarafından rekabete duyarlı bir bilginin BTMU ile paylaşılması söz konusu olmadığından
SMBC açısından ihlal tespiti yapılmamıştır.
17-39/636-276
122/136
H.6.5.3.14. RBS Tarafından Delil 19, Delil 20, Delil 21, Delil 22 ve Delil 23’e İlişkin
Yapılan Savunma
(538) İşlem kapsamında şirket tarafından Ocak 2014 ve Mart 2014 dönemlerinde iki ayrı rfp
gönderildiği, bunlardan ilkinin piyasayı test etme amacı taşıması nedeniyle iki rfp dönemine
ilişkin savunmaların ayrıldığı ifade olunmuştur.
İlk Rfp’ye Dair Savunmalar
(539) Savunmada, pazarı test etmeye yönelik rfp çerçevesinde iki banka arasında gerçekleşen
iletişimin bankaların tekliflerini hazırlarken içsel risklerinden kaynaklanan bir hata yapıp
yapmadıklarını teyit edilmesini sağladığı, kararda bireysel kişiler için tüm bankaların
katılımlarıyla kurulan risk sistemleriyle bu durumun karşılaştırılmayacağı ifade olunsa da
bu değerlendirmenin yanlış olduğu, her ne kadar bireysel kişilerin risklerinin paylaşılması
üzerine kurulan sistemlerin, kredi koşullarına ilişkin bilgi sunmayan sadece kişilerin
kredibilitelerine ilişkin bilgilere yer verilen, tüm bankaların katılımıyla oluşan sistemler
olması nedeniyle mevcut durumdaki “blue-chip” şirketlerden ayrıştığı kabul edilse de, “blue-
chip” şirketlere sunulan kredilerin miktarı dikkate alındığında yüksek içsel risklerin bertaraf
edilmesi açısından her türlü adımın atılmasının elzem olduğu, bu kapsamda bu içsel
risklere ilişkin bankaların arasında değişilmesi düşünülebilecek şirketler özelinde bilgilerin
ticari sır olmaları nedeniyle farklı emarelere ihtiyaç duyulduğu, bu amaca hizmet edebilecek
en önemli emarenin diğer bankalar tarafından sunulan kredi koşulları olduğu, bu koşullar
en önemli araç ise de bu bilgilerin paylaşılmasının fiyatları şeffaf hale getireceği ve
koordinasyonu önemli ölçüde kolaylaştırabileceği, bu sorunun fiyat stratejilerine değil nihai
fiyat üzerinde ciddi bir etkisi olmayan gösterge tekliflerine dair bilgi paylaşımları ile
çözülebileceği, bu aşamada ise tüm bankaların katılımından ziyade birkaç bankanın kendi
arasında bilgi paylaşmasının rekabeti de kısıtlamayan bir çözüm olduğu, mevcut iletişiminin
de bir örneğini oluşturduğu bu sürecin yasaklanmasının etkinlik artıcı olan bir davranışın
yasaklanması anlamına geleceği belirtilerek söz konusu bilgi değişiminin bu çerçevede
incelenmesi talep edilmiştir.
(540) Buna ek olarak iletişimin tarihinin (28.01.2014) RBS’nin AVEA’ya teklif gönderdiği tarih olan
27.01.2014’den sonra gerçekleşmiş olmasının iletişimin RBS’nin teklifini etkilemediğinin bir
göstergesi olduğu, RBS’nin 150 bps ön ödemeli (335-360) bps marjlı beş yıllık 50 milyon
ABD Doları kredi için teklif yaptığı, AVEA’nın bu teklifi 150 bps 335 bps marj olarak
algıladığı, BTMU ile iletişimde de yer verilen bu fiyatın RBS’nin teklif aralığı dikkate
alındığında yanlış bilgi olarak dikkate alınması gerektiği, AVEA’nın işleme devam etmediği
TÜRK TELEKOM garantili yeni bir rfp gönderdiği belirtilerek bilgi değişiminin herhangi bir
etki doğurmasının mümkün olmadığı ifade olunmuştur.
(541) Bankalar arasında gerçekleştirilen bireysel fiyatlara ilişkin ikili iletişimler etkinlik artırıcı
olarak kabul edilemeyecektir. İncelenen iletişimler de tarafların böyle bir amacı olmadığını
göstermektedir. Delil 20’deki iletişimde BTMU AVEA’ya 450’ye yakın bir şey
söyleyeceklerini RBS’ye bildirmekte, RBS’de sunduğu teklifi BTMU ile paylaşmakta ve
onun da 450 vermesi halinde “çok uzak” olmayacaklarını bildirmektedir. Görüldüğü üzere
iletişimler ile fiyatlar belirli bir noktaya koordine edilmeye çalışılmaktadır. Teklif AVEA’nın
daha sonra resmi teklifi sunacağı işlem için bir ön talep toplama niteliğinde ise de pazarlık
aşamasının ilk adımını oluşturması açısından önemlidir ve gelecekte oluşacak fiyatlar için
müşteri açısından bir başlangıç noktası oluşturmaktadır. Bu aşamada sunulan fiyatların
yükseltilmeye gayret edilmesi, örneğin, pazar dışı iletişimlerle belirlenmesi teşebbüsün
piyasadaki kredi değerlemesine ilişkin doğru bilgiyi alamamasına, iletişimler olmasa idi
daha düşük teklif verilme ihtimalinden yararlanamamasına ve pazarlıklara yüksek
noktalardan başlamasına neden olabilecektir. Ancak iletişimin geleceğe yönelik bireysel
fiyatlara ilişkin olması ve bu nedenle amaç bakımından rekabeti kısıtlayıcı bir bilgi değişimi
17-39/636-276
123/136
olması nedeniyle etki analizi olarak değerlendirilebilecek bu unsurlara ilişkin net
değerlendirmeler yapılmasına gerek yoktur.
(542) İletişimlerin etkisine yönelik bir değerlendirme yapılsa bile savunmaların kabul
edilemeyeceği görülmektedir. Örneğin RBS iletişimin kendi teklifini yaptıktan sonra
gerçekleştiğini bu nedenle fiyatına etki edemeyeceği belirtmektedir. Bu ilk teklif süreci
müşterinin piyasayı test ettiği, işlem için atılan ilk adımdır, tüm süreci etkilemektedir ve tüm
oyuncular bu sürecin ardından yeni bir teklif talebinin geleceği bilinmektedir. Bu anlamda
verilen tekliflerin paylaşılması sürecin diğer aşamalarında bankaların karar alma süreçlerini
etkileyebilecek konumdadır. Buna ek olarak RBS’nin fiyatından sonra gerçekleşse de
iletişimden de görüleceği üzere RBS çalışanı BTMU’ya 450 vermesi halinde çok uzak
kalmayacaklarını bildirmektedir. RBS’nin fiyatının mevcut teklif için etkilenmediği varsayılsa
bile ki her halükarda pazarın şeffaflaşması soncunda tarafların gelecek teklifler için
sunacakları fiyatları etkilenmektedir, taraflar ikili iletişim ile BTMU’nun fiyatını
etkilemektedir.
(543) İhlale ilişkin analize etki etmeyeceği tekrar hatırlatılmakla birlikte, RBS’nin AVEA’nın bu
işlemle devam etmediği, TÜRK TELEKOM garantili olarak yeni bir işlem açtığı iddiasının
ise, teşebbüsün kendisinin savunmasında, ikinci tur teklif sürecinde hem TÜRK TELEKOM
garantili hem de TÜRK TELEKOM garantisiz teklif sunduğunu belirtmesi nedeniyle dikkate
alınması mümkün değildir.
İkinci Rfp’ye Dair Savunmalar
(544) Teşebbüs bu kısımda AVEA’ya gönderilen teklif talebinin 20.03.2014 tarihinde şirket içinde
belirlendiğini, Delil 22’de sunulan BTMU ile iletişimin RBS’nin karar sürecini etkilemediğini,
pazar üzerindeki etkilerinin analiz edilmesi gerektiğini, esasen bu bilgi değişiminin de bilgi
asimetrisini ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu, iletişimin etkileri incelenirken RBS’nin
fiyatlama stratejileri hakkında bilinçli olarak yanlış bilgi verdiğinin dikkate alınması
gerektiğini, bu durumun teşebbüslerin rakiplerine spekülatif bilgi sağlayarak onları
yanıltmayı tercih edeceklerine dair Stigler tarafından ortaya atılan teori ile uyumlu
olduğunu, Delil 23 incelendiğinde BTMU’nun yalnızca RBS ile değil birçok banka ile irtibata
geçtiğini ifade ettiğini, bu bağlamda RBS’nin BTMU’nun birçok bankadan elde ettiği
bilgilerin kümülatif etkisinden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olacağını belirtmiştir.
(545) Buna ek olarak işlemin AVEA’nın indirim talepleri neticesinde RBS tarafından teklif edilen
150 bps ön ödemeli (290-315) bps marjının altında 100 bps ön ödemeli 260 bps marjla
sonuçlandığı, AVEA tarafından Kurul’a sunulan cevapta da nihai fiyatın AVEA tarafından
tek taraflı olarak belirlendiğinin ifade olunduğu, bu durumun AVEA’nın yüksek pazar
gücünü ortaya serdiği belirtilerek bu denli yüksek bir alıcı gücünün varlığında teşebbüsler
arası bilgi değişiminin tek başına koordinasyona yol açmasının olası olmadığı ifade
olunmuştur.
(546) İşlemin esas teklif toplama döneminde gerçekleşen Delil 22 ele alındığında, BTMU ve RBS
çalışanlarının ilgili AVEA işlemine teklif verme tarihi olan 04.04.2014 tarihinden önce
27.03.2014’te işleme sunacakları tekliflere ilişkin bilgi paylaşımında bulundukları
görülmektedir. Her iki banka işleme 350 bps her şey dahil fiyat vereceklerini ifade
etmişlerdir. 01.04.2014 tarihinde BTMU çalışanının bu bilgiyi iç değerlendirme süreçlerinde
kullanarak RBS’nin 350 bps fiyat vereceğini bu nedenle ilk aşamada 325 olarak
belirledikleri fiyatlarını 335 seviyesine çıkarmalarının uygun olacağını belirttiği
görülmektedir. BTMU’nun fiyatlamadan yetkili çalışanı da bu tavsiyeyi kabul ederek 335
bps fiyatlama yapacağını ifade etmektedir.
17-39/636-276
124/136
(547) Teşebbüslerin işleme verdikleri teklifler incelendiğinde BTMU’nun 03.04.2014 tarihinde 335
bps her şey dâhil fiyat ve RBS’nin 333 bps her şey dâhil fiyat verdiği görülmüştür. RBS’nin
fiyatındaki ihmal edilebilecek farklılık göz ardı edildiğinde her iki teklifin de süreçle uyumlu
olduğu görülmektedir. Bununla birlikte tarafların geleceğe yönelik fiyatlarına ilişkin bilgi
değişiminde bulundukları elde edilen yazışmalardan açıkça görülmektedir. Bu kapsamda
yer verilen tespitler bahsi konu işleme ilişkin BTMU ve RBS’nin rekabeti kısıtlama amacı
taşıyan bir anlaşmanın / uyumlu eylemin tarafı olduğunu göstermekte ve ilgili iletişimde
geçen fiyatların BTMU ve RBS tarafından verilen tekliflerle uyumlu olduğu dikkate
alındığında işlem özelinde anlaşmanın / uyumlu eylemin uygulandığı da
değerlendirilmektedir.
(548) İki banka çalışanı arasında gerçekleşen iletişimde (Delil 22) BTMU çalışanı fiyatını aynı
tuttuğunu, başka bankaların da benzer fiyatlar verdiklerini ifade etmekte RBS çalışanı da
fiyatını o noktaya getireceğini beyan etmektedir. Bu kapsamda geleceğe yönelik fiyatların
koordine edilme çabası açıkça görülmektedir. İletişime dair sunulan savunmaların, önceki
kısımlarda yanıtlanan savunmalarla örtüşmesi nedeniyle bu bölümde ayrıca cevap
verilmemiştir.
H.6.5.3.15. ING Tarafından Delil 24’e İlişkin Savunma
(549) Söz konusu tespitin 16.01.2014'te AVEA'dan gelen teklif talebine ilişkin olduğu belirtilmiş,
bu dönemde piyasada üç tane TÜRK TELEKOM ile ilişkili işlemin mevcut olduğu, bunlardan
bir tanesinin Delil 13 kapsamındaki açıklamalarda da değinildiği üzere TÜRK TELEKOM
EIB işlemi (teklif talep tarihi 7.01.2014), diğerinin OTL (teklif talep tarihi: 14.01.2014) ve
sonuncusunun ise AVEA işlemi olduğu (teklif talep tarihi: 16.01.2014) açıklanmıştır. Bu
dönemde, ING’nin söz konusu üç işlemden ikisinin dışında kaldığı, bunlardan birinin Delil
13 kapsamında detaylarına değinilen TÜRK TELEKOM EIB işlemi, diğerinin ise AVEA
işlemi olduğu belirtilmiştir. Söz konusu işleme ilişkin teklif talebi ING’ye 16.01.2014
tarihinde ulaşmış olup son teklif tarihi 27.01.2014 olarak belirlenmiştir. ING bu dönemde,
işlemde yer almayacağını müşteriye bildirmiştir.
(550) Delil 24’e konu iletişimin tarihinin ise 09.04.2014 olduğu; söz konusu iletişimin ING'nin
işleme katılmayacağını bildirmesinden üç ay sonra gerçekleştiği, sonuç olarak ING’nin
işlemde yer almadığı, BTMU’nun ise yer aldığı; bu açıdan iletişim tarafları bankalar
arasında rekabete aykırı bir anlaşma/uyumlu eylem olduğunu ileri sürmenin mümkün
olmadığı savunulmuştur. Söz konusu durumun sağlıklı bir rule of reason analizi
çerçevesinde değerlendirmeye alınmadığı, bu eksikliğin başta FX kararı olmak üzere Kurul
kararlarına aykırılık teşkil ettiği belirtilmiştir.
(551) İlgili iletişimde AVEA’ya dair bir kredilendirme işlemine ilişkin olarak ING çalışanı G. A. ile
BTMU çalışanı M. G.’nin tarafların işleme katılım durumlarına yönelik bilgi değişiminin
gerçekleştirildiği görülmektedir. İlgili tespitteki iletişimden ING ve BTMU’nun AVEA’nın net
olarak tespit edilemeyen bir işlemine ilişkin bankalarının katılımlarına dair geleceğe yönelik
bilgi paylaşımında bulundukları anlaşılmaktadır.
(552) Delil 24’teki iletişimde taraflar halihazırda AVEA’ya yönelik hangi işlemlerin bulunduğunu
ve bu işlemler bakımından katılım durumlarını paylaşmıştır. Dolayısıyla ING’nin AVEA
işlemine katılmamasına rağmen BTMU’ya bu işlemde olup olmadığının sorması ve
devamında diğer işlemleri konuşmaları taraflar arasında oluşan iş yapış şeklini göz önüne
sererken mevut bir işleme katılmamış olmasına rağmen diğer işlemler bakımından rakibinin
durumunu öğrenme çabasını da göz önüne sermektedir.
17-39/636-276
125/136
H.6.5.3.16. ING Tarafından Delil 25’e İlişkin Savunma Yapılan Savunma
(553) İPEK’in Manisa fabrikasında üretim kapasitesi artırma projesine ilişkin kredilendirme işlemi
incelendiğinde, 12.09.2013 tarihi itibariyle bankalardan ilk tekliflerin alınmaya başlandığının
görüldüğü, daha sonra alınacak makinaların menşeinin belli olması üzerine 22.02.2014
tarihinde bankalardan yeniden teklif talebinde bulunulduğu belirtilmiştir. ING tarafından söz
konusu tespit kapsamındaki müşteriye yönelik ilk teklifin 29.10.2013 tarihinde verildiği,
yazışmanın tarihinin 21.01.2014 olduğu dikkate alındığında yazışmanın karşı tarafınca
sağlanan herhangi bir bilginin teklif aşamasına dair hiçbir etkisinin olmadığının açık olduğu
savunulmuştur. İşlemin ipotek karşılığında yapılmasının daha iyi olacağına dair kararın
İPEK’e ait olduğu, yeni işlem fiyatının müşterinin bu değerlendirmesi üzerine oluştuğu
belirtilmiştir. Bu bakımdan söz konusu tespitin rekabete aykırı bir amaç veya etkiye sahip
olmadığı vurgulanmıştır.
(554) Dosyaya giriş kapsamında verilen bilgiler uyarınca İPEK’in işleme ilişkin yorumlarında çok
sayıda bankanın söz konusu şirkete teklifte bulunmak amacıyla rekabet ettiklerini ve
ING’nin teklifinin rekabetçi olduğunu ve rekabetçi koşullarla projenin finansmanının
sağlandığının belirtildiği savunulmuştur.
(555) İşlem koşulları müşterinin değerlendirmesi üzerine oluştuğundan ilgili iletişim dolayısıyla
ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.17. CİTİ Tarafından Delil 26’ya İlişkin Yapılan Savunma
(556) Tarafın savunmasına göre ilgili delil TÜPRAŞ işlemine ilişkin BTMU çalışanı tarafından
kaleme alınmış tek taraflı bir belgeye dayanmaktadır. Öte yandan bu belgenin gerçekten
de CİTİ tarafından alınıp alınmadığı ve herhangi bir CİTİ çalışanı tarafından okunup
okunmadığı kesin değildir. Nitekim CİTİ’de yapılan yerinde incelemelerde bu belgenin
kendisi ya da belgeye verilmiş herhangi bir cevap bulunamamıştır.
(557) Delil 26 BTMU çalışanı tarafından CİTİ çalışanına gönderilmiş bir e-postayı içermektedir.
Yerinde incelemeler esnasında CİTİ’de bu e-postaya ulaşılamamış, CİTİ çalışanı
tarafından okunmuş olduğu kanıtlanamamıştır. Bu nedenle ilgili iletişim dolayısıyla ihlal
tespiti yapılamamıştır.
H.6.5.3.18. ING Tarafından Delil 27 ve Delil 28’e İlişkin Yapılan Savunma
(558) Söz konusu iletişimlerin IBB tarafından öngörülen ve halen hayata geçirilmemiş bir enerji
projesine yönelik olduğu açıklanmıştır. Bu kapsamda ilgili tespite yönelik olarak ilk olarak
hayata geçirilemeyen projenin finansmanı için diğer projelerden farklı bir yöntem
öngörüldüğü belirtilmiştir. Bundan başka, proje kapsamında gündeme gelen
finansmanların birbirleriyle karşılaştırılmasının mümkün olmadığı savunulmuştur. ING’nin
projenin finansmanına yönelik tekliflerini tespitlerde yer alan iletişimlerden önce verdiği ve
İBB’nin bankaların proje miktarının karşılanabilmesi amacıyla bir araya geldiğinden
haberdar olduğu açıklanmıştır. İletişimde yer alan “iyi olan kazansın” ifadesinin çalışanlar
ve dolayısıyla bankalar arasında rekabet olduğunu gösterdiği açıklanmaktadır.
17-39/636-276
126/136
(559) Öncelikle belirtilmelidir ki savunmanın eki olarak ING ile TURKCELL ve TAV arasında
yapılan yazışmalar sunulmuş olsa da İBB ile yapıldığı iddia olunan ve bankaların bir araya
gelmesinde sakınca olmadığı yönünde cevaplanan yazışmalar sunulmamıştır. Kaldı ki, İBB
tarafından Kuruma gönderilen yazıda da ortak teklif verilmesi durumunda bankaların
birbirleri ile görüşmesinin sorun teşkil etmeyebileceği belirtilmiştir. Bu konuda belirleyici
olan ortaklık kurulup kurulmaması ve İBB’nin bu süreçlerden haberdar olup olmadığıdır.
İhlal isnadı yazışmalar kapsamında ise tarafların farklı teklif süreçlerinde olduğu açıktır.
Savunmada yer verilen ve İBB tarafından ING’nin birlikte teklif verdiği anlaşılan
konsorsiyuma gönderilen ileti 31.01.2014 tarihlidir ve iletide ihale tarihinin 10.02.2014
olduğu bildirilmiştir. Delil 28’in tarihisi ise 15.01.2014 olup ihaleden öncedir. BTMU ve
ING’nin aynı konsorsiyum içerisinde olmadığı da açıktır. Delil 28’de sunulan, taraflar
arasında gerçekleştirilen iletişimden ING ve BTMU’nun IBB’nin net olarak tespit
edilemeyen bir işlemine ilişkin bankalarının katılımlarına dair geleceğe yönelik bilgi
paylaşımında bulundukları anlaşılmaktadır. Kredi işlemine katılacak banka sayısı ve/veya
hangi bankanın katılacağı bilgisi işlem kapsamında bankalar arasındaki rekabet seviyesini
doğrudan etkilemekte dolayısıyla işleme verilecek fiyat teklifinde etkili olabilmektedir.
Nitekim İBB’de davet edilen bankaların isimlerinin hiçbir şekilde diğer bankalar ile
paylaşılmadığını belirtmektedir.
H.6.5.3.19. ING Tarafından Delil 29’a İlişkin Yapılan Savunma
(560) İlgili tespit bakımından birçok yabancı bankanın söz konusu tespite konu işleme benzer
uzun vadeli proje finansman işlemlerinde yer almadığı, bu açıdan iletişimin tarafı olan
bankaların işleme katılmamasının bankalar arasında bir anlaşma/uyumlu eylemin
göstergesi olmadığı belirtilmiş, söz konusu durumun piyasa açısından tahmin edilebilir ve
hayatın olağan akışına uygun olduğu ifade edilmiştir.
(561) ING’ye BTMU tarafından “işlemin pas geçileceğinin” bildirilmesinin ING’nin tutumu üzerinde
bir etkiye sahip olmadığı, son teklif tarihinin 16.04.2014 olduğu, ING tarafından verilecek
teklifin belirlendiği ve 07.04.2014 tarihinde banka içinde duyurulduğu, söz konusu iletişimin
ise 13.05.2014 tarihinde gerçekleştiği, söz konusu tarihler incelendiğinde ING’nin diğer
bankalardan bağımsız hareket ettiğinin açık olduğu vurgulanmıştır. ING’nin işleme
katılmadığının 13.05.2014 tarihinde yani son teklif tarihinden yaklaşık olarak bir ay sonra
bildirilmesinin işlem üzerinde etkisinin olmadığı savunulmuştur. Tespite konu işleme benzer
uzun vadeli proje finansman işlemlerinin pas geçilmesi yönündeki bilginin genel piyasa
bilgisi olduğu iddia edilmiştir. İşleme katılmayan bankalara ilişkin bilgilerin gizli ve rekabete
hassas bilgiler olmadığı öne sürülmüş, söz konusu işlem müşteri tarafından kamuya
duyurulduğunda işlemin hangi bankalarla yapılacağının ve dolayısıyla hangi bankaların
işlemde ye almayacağının da bildirildiği savunulmuştur.
(562) Yazışmada bahsi geçen ve genel piyasa bilgisi olduğu dile getirilen bilgilerin rekabete
duyarlı bilgi olmadığından hareketle bu delil bakımından ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.20. RBS Tarafından Delil 30’a İlişkin Yapılan Savunma
(563) İşleme ilişkin incelenmesi gerekenin RBS çalışanının geçmiş dönemde başka bir kredi
türüne ait toplulaştırılmış fiyatların paylaşılmasının rekabete etkisi olması gerektiği,
Kılavuz’un geçmiş bilgilerin değişiminin ne şekilde ele alınması gerektiğine yönelik
açıklamalarına göre bu analizin yapılması gerektiği, fiyatların hızla değiştiği piyasada başka
bir ürüne ilişkin toplulaştırılmış olarak verilen bilginin mevcut işleme ilişkin gösterge
olamayacağı, bu bilginin rekabete hassas olarak kabul edilemeyeceği, paylaşımın etik
olmadığı kabul edilse dahi 4054 sayılı Kanun’un ihlalinin söz konusu olmadığı, Kurul’un FX
kararında hassas nitelikte bilgilerin değişilmiş olmasına rağmen rekabet üzerinde etkisi
olmadığına karar verildiği belirtilerek bu kapsamda söz konusu bilgi değişiminin 4.
maddeye aykırılık içermediğine karar verilmesi talep edilmiştir.
17-39/636-276
127/136
(564) İlgili iletişim bakımından ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.21. ING Tarafından Delil 31’e İlişkin Yapılan Savunma
(565) Tespit konusu işlemin, İzmir Bayraklı ve Kocaeli Entegre Sağlık Tesisi ihalesine ilişkin
olduğu, ağırlıkla bu tip işlemlere yönelik olarak kredi veren bir grup bankanın mevcut olduğu
ve bu bankaların basında yayınlanan haberler doğrultusunda kamu tarafından bilindiği
belirtilmektedir. ING'nin bu tür projelerin finansmanında yer almadığının da gizli bir bilgi
olmadığı, bu doğrultuda söz konusu projeye ilişkin bilgilerin tam anlamıyla kamuya açık
piyasa bilgisi niteliğinde olduğu açıklanmıştır.
(566) Yazışmada yer alan bilgilerin kamuya açık bilgiler olması nedeniyle rekabete duyarlı bilgi
olmadığından hareketle bu delil bakımından ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.22. JP Tarafından Delil 32’ye İlişkin Yapılan Savunma
(567) Söz konusu işlemin TURKCELL Ukrayna İşlemi 2013’e ilişkin olabileceği, M. G. tarafından
paylaşılan "130 diyicem alırsa" şeklindeki fiyat bilgisinin JP tarafından halihazırda
TURKCELL’den öğrenilmiş olduğu, bu durumun Delil 3 ve Delil 5’e ilişkin savunmada yer
verilmiş olan D. A. tarafından gönderilen e-postalardan anlaşıldığı, dolayısıyla herhangi
gizli ve rekabete hassas bir bilgiyi içermediği ileri sürülmektedir.
(568) Delil 32’de yer alan "Bende finansallardaki dipnot üzerinden zorluyorum" ifadesine ilişkin
olarak TURKCELL’in bankaların kendisine kredi sağlamadan önce yerine getirmeleri
gereken belirli bir şarta D. A. tarafından atıf yapıldığını, bu şartın belirli bir kredi kullanımının
TURKCELL’in yönetim kurulu kararına bağlı olmasıyla ilgili olduğu ve söz konusu şartın
tartışılan bir anlaşma koşulu veya rekabete hassas bir bilgi olmadığı belirtilmiştir.
(569) Söz konusu iletişimin “TURKCELL Ukrayna İşlemi 2013” işlemine ilişkin olduğu yönündeki
tahmini kabul edilebilecektir. BTMU'nun fiyat bilgisi TURKCELL’den öğrenildiği için ve
"Bende finansallardaki dipnot üzerinden zorluyorum..." ifadesi rekabete hassas bilgi niteliği
taşımadığı nedenleriyle ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.23. DB Tarafından Delil 33’e İlişkin Yapılan Savunma
(570) İlgili tespite yönelik savunmanın hazırlanmasını teminen C. C. ile görüşüldüğü belirtilmiştir.
Yapılan savunmada BTMU çalışanının sorusunda özellikle DB fiyatlarına işaret ettiği belli
olmayan bir ibare kullanıldığı, DB çalışanın verdiği yanıtta da ilgili fiyatlamaların DB fiyatları
olduğunu gösteren bir ifade bulunmadığı belirtilmiştir. Bu fiyatların DB’nin fiyatlarının olma
ihtimali olmadığı, BTMU çalışanının ilgili bilgiyi “DB fiyatlamasıymış gibi” üst kredi onay
makamları ile paylaşmasının BTMU’nun kendi fiyatları için gerekçe aramasıyla
açıklanabileceği ifade edilmiştir.
(571) Yazışmada geleceğe yönelik rekabete hassas bilgi paylaşımının söz konusu olmadığı, bilgi
değişimine konu ithalat akreditif işleminin ve dolayısıyla post finansmanın DB tarafından
yapılmadığı açıklanmaktadır. DB’nin 2012 yılından beri söz konusu ürüne ilişkin olarak
herhangi bir işlem veya pazarlama faaliyeti gerçekleştirmediği, herhangi bir fiyatı
bulunmadığı ve herhangi bir müşteriye sunduğu teklifin dahi bulunmadığı yönünde
savunma yapılmıştır. Bu itibarla yazışmada yer alan bilgilerin DB fiyatlamaları olmadığının
izahtan vareste olduğu belirtilmiştir.
17-39/636-276
128/136
(572) Savunmaya göre paylaşımı gerçekleştirilen bilgiler toplulaştırılmış genel piyasa
verilerinden ibarettir. 17.01.2014 tarihinde DB nezdinde gelişmekte olan pazarlara ilişkin
bir rapor hazırlandığı, bu raporda, DB verileri ile ülke bazında genel piyasa verilerinin yer
aldığı, raporun 85. sayfasında Türkiye pazarında yaşanan gelişmeler sonucunda kredi
marjının-40 bps artış gösterdiğinin ifade edildiği belirtilmiştir. Spread ile kastedilen risk primi
olup, piyasada risk primi ile ilgili olarak en iyi verilerden biri de ülke CDS (credit default
swap) verileridir. Bloomberg gibi birçok kamuya açık kaynaktan anılan verilere ulaşmanın
mümkün olduğu belirtilmiştir. İşlemin vadesine göre risk priminin değişmekle beraber, temel
olarak bir yıllık göstergelerin ele alındığı ifade edilirken, Aralık 2013'te 110 bps olan CDS
fiyatlamalarının, Ocak 2014'te 150 bps'ye yükselmiş, yani 40 bps'lik artış göstermiş olduğu
ifade edilmiştir. Savunmada ilgili dönemde kamuya açıklanan sendikasyon verilerinin de C.
C. tarafından belirtilen fiyatlamalar bakımından gösterge teşkil ettiği vurgulanmıştır. Nitekim
Garanti Bankası’nın, 29.11.2013 tarihinde yayımladığı içsel bilgilere ilişkin özel durum
açıklama formunda, dış ticaretin finansmanında kullanılacak olan kredinin toplam
maliyetinin sırasıyla Libor + %0,75 ve Euribor + %0,75 olarak belirlendiğini duyurduğu,
Vakıfbank’ın da 2013 yılı Eylül ayı içerisinde dış ticaretin finansmanında kullanmak üzere
Libor/Euribor + %0,75 toplam maliyetle sendikasyon kredisi temin ettiğini, Eylül 2013 Ara
Dönem Faaliyet Raporu'nda açıkladığı ifade edilmiştir. İlgili dönemlerden Ocak 2014'e
kadar devam eden süreçte Libor, %0,60 seviyelerinde seyretmekte olduğundan, yukarıda
anılan kredilerin toplam maliyeti, %0,75 + %0,60 = %1,35 (yani 135 bps) seviyelerinde
olmuştur. Benzer şekilde yapılan bir post finansman işlemi de aynı vadelerde, aynı
bankalara, aynı yabancı bankalar tarafından yapıldığından, C. C.’nin piyasadan temin ettiği
gösterge niteliğindeki kamuya açık bilgileri, esasen DB tarafından gerçekleştirilmeyen bir
işleme ilişkin olarak paylaşma konu ettiği ifade edilmiştir.
(573) Spread verileri ve sendikasyon göstergelerinin birlikte alındığında, genel piyasa seviyesinin
135 + 40 = 175 bps seviyelerinde şekillendiği, yani genel piyasa değerlendirmesi şeklinde
verilen bilgilerin kamuya açık bilgiler kümesinin yorumu olup, çok farklı kanallardan temin
edilebildiği belirtilmiştir. Ancak bunların genel bir fikir vermekte olduğu, bankaların
müşterilerine uyguladıkları şartların; risk seviyesi, sermaye yapıları, işlemin vadesi, ilişki
düzeyi, gelecek beklentileri gibi çok farklı faktöre göre değişiklik gösterdiği ifade edilmiştir.
Bu çerçevede yazışmada piyasa trendinin aksettirildiği vurgulanmıştır.
(574) Yazışmada yer verilen verilerin açık bir aralıkla sunulduğu vade paylaşılmadığı, DB’nin
fiyatlama bilgileri olmadığı ve geçmişe yönelik olduğu belirtilen diğer hususlardır.
Yazışmanın yapıldığı dönem itibariyle Türkiye’de olağanüstü gelişmelerin yaşandığı, bu
yazışmanın dönem koşulları sebebiyle gerçekleştirildiği ve sistematik olmadığı da
açıklanmaktadır.
(575) Müşterilerin pazarlık gücünün fiyatlandırmanın her bir işlem bazında farklılık arz etmesine
yol açtığı belirtilerek müşterinin faaliyet gösterdiği sektör, bilanço büyüklüğü, ciro, karlılık
durumu, kredibilite, mevcut müşteri olup olmaması, kredi talep etme amacı, DB KPI (key
performance indicators - temel performans göstergeleri) seviyeleri, müşterinin talep ettiği
fiyat seviyesi gibi hususların dikkate alınarak belirlendiği açıklanmaktadır. Bu kapsamda,
her bir kredi müşteriye özel olarak fiyatlandırılmakta ve belirli bir dönemde verilecek krediler
için genel bir fiyat seviyesi belirlenmesi mümkün olmamaktadır. Bu nedenle bilgi
değişimlerinin müşterileri etkilemesinin veya pazarda rekabeti sınırlayıcı herhangi bir etki
meydana getirmesinin de mümkün olmadığı ifade edilmektedir.
(576) Ayrıca C.C.’nin müşteri risk seviyesinin belirlenmesi ya da fiyat seviyelerinin
onaylanmasında bir yetkisinin bulunmadığı da eklenmektedir. Nitekim ilgili ürüne ilişkin
fiyatlama gerçekleştirilmesi söz konusu olsa idi, ilgili fiyatlamanın C. C.’nin dahil olduğu
kurumsal bankacılık birimi tarafından değil dış ticaret finansmanı birimi tarafından
gerçekleştirileceği savunmada yer alan bir diğer husustur.
17-39/636-276
129/136
(577) İlgili iletişimde paylaşıma konu bilgilerin kamuya açık kaynaklardan elde edilen genel
bilgiler olduğundan hareketle iletişim dolayısıyla ihlal tespiti yapılmamıştır.
H.6.5.3.24. BOFA Tarafından Delil 34’e İlişkin Yapılan Savunma
(578) BTMU çalışanı tarafından BOFA çalışanına gönderilen ve içerisinde “Selam Türkcell ile
kredi sözleşmesini negotiate ediyoruz, material adverse clause’u Financell ile kısıtlıyorlar,
biz ise Financell sadece bi SPV Türkcell’i de kapsamalı diyoruz, onlar da diğer bankalar bu
şekilde kabul ediyor diyorlar, doğru mu? (...)” ifadesinin yer aldığı Delil 34’e yönelik olarak;
Material Adverse Change Clause (MAC) hükmünün sektörde yaygın olarak
kullanılan bir hüküm olduğu ve bilginin tek taraflı olarak paylaşıldığı, bu bilginin
teşebbüsler tarafından üzerinde anlaşılabilecek veya işbirliğine varılabilecek bir bilgi
olmadığı,
BOFA’nın rakipleriyle birlikte davranışlarının koordine etmeye yönelik açık veya
zımni bir niyeti olmadığı, TURKCELL tarafından Kuruma bu bilginin gerçeği
yansıtmadığının bildirildiği,
FX Kararı'ndakine benzer şekilde söz konusu bilgi değişiminin rule of reason
analizine tabi tutulması ve paylaşılan bilgi neticesinde piyasada oluşan etkinin ne
olduğunun ortaya kanması gerektiği ileri sürülmüştür.
Son olarak dosyada Delil 34’ün ilgili olduğu işlemin gösterilmediği ifade edilerek
hangi işleme ilişkin olduğu bulunamayan bir tespitin iddia konusu ihlali kanıtlamak
için kullanılamayacağı öne sürülmektedir.
(579) Delil kapsamında paylaşılan bilginin rekabete duyarlı bilgi olmadığı değerlendirilerek
iletişim dolayısıyla ihlal tespitinde bulunulmamıştır.
H.6.5.3.25. ING Tarafından Delil 35 ve Delil 36’ya İlişkin Yapılan Savunma
(580) Söz konusu iletişimlerin TURKCELL’in Hollanda’daki iştiraki FINANCELL’e ilişkin olduğu
ve bu nedenle işlemin 4054 sayılı Kanun kapsamı dışında olduğu hatırlatılmıştır.
(581) Ayrıca ilgili yazışmaların elde edilen piyasa bilgisi doğrultusunda müşteri açısından en
faydalı kararı alabilmek için bir krediye katılma niyetinden ibaret olduğunun açık olduğu
belirtilmiştir. ING’nin söz konusu işlemde yer almadığı, “negative pledge” ifadesinin de söz
konusu işlemde yer alıp alınmamasına dair atılabilecek rekabetçi adımlardan biri olarak
sözleşmelerin uygulanmasına ilişkin olduğu, tespitin piyasaya dair hiçbir niteliği ve etkisinin
söz konusu olmadığı ve söz konusu bilgilerin tespitte yer almasının 4. Madde kapsamında
değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir. Söz konusu durumun rule of reason analizi ile tespit
edilmesinin ve verilecek nihai kararda dikkate alınmasının önemine işaret edilmiştir.
(582) Dosyaya giriş kapsamında elde edilen bilgiler uyarınca TURKCELL’in negative pledge
hususunun bankalar arasında tartışılmasının kendi zararına olacağını düşünmediğini
belirttiği, finansal kuruluşlarla bilgi ve görüş alışverişinde bulunulmasının olağan iş akış
süreçlerinin bir parçası niteliğinde olduğunu; yalnızca toplu olarak "neqative pledge" koyup
koymama konusunda karar alınmasının sorun teşkil edeceği belirttiği ifade edilmiştir. Bahsi
geçen işlem açısından bu yönde bir karar söz konusu olmadığından ve ING bu işlemde yer
almadığından bu başlık altında incelenen tespitlerin ING’nin rekabeti kısıtladığı iddiasına
yönelik yapılan incelemede dikkate alınmaması talep edilmiştir.
(583) Söz konusu işlemin Türkiye’de etkisinin olmadığına yönelik değerlendirmeler dosya
kapsamında daha önceden yer verilen gerekçeler dolayısıyla kabul edilmemiştir. Ancak
delil kapsamında paylaşılan bilginin rekabete duyarlı bilgi olmadığı değerlendirilerek iletişim
dolayısıyla ihlal tespitinde bulunulmamıştır.
17-39/636-276
130/136
H.6.5.3.26. JP Tarafından Delil 35 ve Delil 36’ya İlişkin Yapılan Savunma
(584) JP tarafından yapılan savunmada, ilgili iletişimin gerçekleştiği tarihte herhangi bir
TURKCELL işlemi bulunmadığı, iletişimin geçmiş tarihli TURKCELL işlemine ilişkin genel
geçer bir konuşmadan ibaret olduğu, negative pledge hükmüne ilişkin bilginin rekabetçi
açıdan hassas bir bilgi olmadığı, TURKCELL’in de negative pledge hükmüne ilişkin bilgi
paylaşımının kendisi aleyhine dezavantaj yaratmayacağını belirttiği, sayılan nedenlerle bu
tespitin herhangi bir anlaşma / uyumlu eylemin varlığını ortaya koymaktan aciz olduğu ileri
sürülmüştür.
(585) Daha öncesinde de ifade edildiği üzere delil kapsamında paylaşılan bilginin rekabete
duyarlı bilgi olmadığı değerlendirilerek iletişim dolayısıyla ihlal tespitinde bulunulmamıştır.
H.6.5.3.27. ING Tarafından Delil 37, Delil 38 ve Delil 40’a Yönelik Yapılan Savunma
(586) Delil 37’nin Star Rafinerisi’ne sağlanan kredi işlemine ilişkin olabileceği, söz konusu
iletişimin zaman ve işlemin geldiği aşama açısından değerlendirilmesinin önemli olduğu,
iletişimde yer verilen bilgilerin salt piyasa bilgisi olduğu, yetkilendirilmiş bankanın bu
aşamada belirlenmiş olduğu ve işlemin ilerlemiş olduğu ifade edilmiştir. Söz konusu tespitin
rekabete aykırı bir etkisi olmadığı ve dolayısıyla olası bir ihlal kapsamında
değerlendirilemeyeceği savunulmaktadır.
(587) Delil 38 bakımından ise işlemin TİRYAKİ işlemine ilişkin olduğu, ING’nin söz konusu işleme
yönelik süreçlerde hiçbir şekilde yer almadığı ve almak için çaba göstermediği, bu hususlar
dikkate alındığında taraflar arasında herhangi bir anlaşma/uyumlu eylemin olmadığının
açık olduğu belirtilmiştir.
(588) Delil 40 bakımından işlemin Adana’da gerçekleştirilecek bir kamu özel işbirliği projesine
ilişkin olduğu belirtilerek ilgili işlemde kredi onayı alınması aşamasına gelindiği, bu tarihten
sonra gerçekleşecek herhangi bir iletişimin işlemin koşullarını etkilemesinin mümkün
olmadığı belirtilmiştir. Projeye ilişkin bilgiler tam olarak açık ve bilinen piyasa bilgisi
niteliğinde olduğundan tespite konu iletişimlerin rekabete aykırı bir bilgi değişimi teşkil
etmediği savunulmaktadır.
(589) İlgili iletişimlerde paylaşılan bilginin rekabet duyarlı bilgi olduğu tespit edilemediğinden
iletişimler dolayısıyla ihlal tespitinde bulunulmamıştır.
H.6.5.3.28. JP Tarafından Delil 41, Delil 42 ve Delil 43’e İlişkin Savunma
(590) Söz konusu tespitlerde yer alan iletişimlerin ihlal iddiasına destek olmadığı, ihlal iddiasına
yönelik iddiaları desteklemek bakımından bir önem taşımadıkları ileri sürülmüştür. Delil
41’de yer verilen iletişimlerin kamuya açık, konuşulan işlemin ise sonlanmış bir işlem
olduğu ileri sürülmüştür. Delil 42’ye yönelik olarak, ilgili iletişimde yer alan bilgilerin ticari
açıdan önemli ve rekabete hassas olmadığı, bu bilginin kamuya açık kaynaklardan
öğrenilmesinin mümkün olduğu ifade edilmiştir. Son olarak Delil 43’te yer verilen iletişimin
de kamuya açık bilgiler ihtiva ettiği söz konusu iletişimlerin 4054 sayılı Kanun'un 4.
maddesini ihlal etmediği belirtilmiştir.
(591) İlgili iletişimlerde paylaşılan bilginin rekabet duyarlı bilgi olduğu tespit edilemediğinden
iletişimler dolayısıyla ihlal tespitinde bulunulmamıştır.
H.6.5.3.29. DB Tarafından Delil 44’e İlişkin Yapılan Savunma
(592) BTMU tarafından DB’ye müşteri özelinde fiyatlama bilgisi sorulmasına rağmen DB’nin
herhangi bir çalışanı tarafından verilen bir yanıta rastlanmadığı ifade edilmekte ve bu
durumun bir ihlalin varlığından ziyade DB çalışanının rekabeti kısıtlayıcı nitelikte hareket
etmek istememe iradesini ortaya koyduğu savunulmaktadır. Ayrıca anılan bilginin müşteri
tarafından BTMU çalışanına bildirilmiş olma ihtimali de bulunmaktadır.
17-39/636-276
131/136
(593) İlgili işlem kapsamında DB tarafından 11.02.2014 tarihinde verilen teklifin 32.750.000 ABD
Doları için, 366 gün vadeli ve yıllık L+ %1,90 fiyat seviyesinde olduğu, dolayısıyla BTMU
çalışanının yazışmada ifade edilen fiyatlama seviyesinin DB tarafından verilen teklifi
yansıtmadığı savunulmaktadır. Nitekim 25.02.2014 tarihinde müşteriye 30 milyon ABD
Doları tutarında kredi kullandırılmıştır. Bununla birlikte, hem tutar olarak görece düşük hem
de nispeten kısa vadeli olarak günlük işleyişe yönelik alınan kredi olduğundan, müşteri
tarafından kamuya açıklanmadığı ifade edilmiştir. Söz konusu işlemin bir ithalat akreditifi
ve dolayısıyla post finansman işlemi olmadığı, genel piyasa verilerini derleyerek geçmiş ve
güncel piyasa durumunu BTMU ile paylaşmaktan çekinmeyen DB çalışanı C. C’nin, DB'nin
müşterisine ilişkin olarak DB fiyatlamasını gösteren (diğer bir deyişle müşteri sırrı ve
bankacılık sırrı teşkil eden) ve aynı zamanda olumlu veyahut farklı bir fiyatlama bilgisi
içerecek şekilde cevaplanması rekabete aykırılık sonucu doğurabilecek olan iletiye ise
cevap vermekten kaçındığı açıklanmıştır.
(594) İlgili e-posta mesajında BTMU çalışanı tarafından "Sen 1 yıl için Libor+ 210'mu verdin?"
şeklindeki bir soru yöneltilmesinin BTMU’nun fiyatını DB ile paylaşmasından farklı olduğu,
zira soru ile amaçlananın DB’nin fiyatının netleştirilmeye çalışılması olduğu göz önünde
bulundurularak anılan mesaja herhangi bir ihlal iddiasında bulunulmamıştır.
H.6.5.4. Ceza Tespitine Yönelik Savunmalar
(595) İhlal tespiti yapılan teşebbüslerin (ING ve RBS) ceza tespitine yönelik savunmaları aşağıda
teşebbüs bazında değerlendirilmektedir.
H.6.5.4.1. ING Tarafından Yapılan Savunmalar
Temel Para Cezasının Hesaplanması
(596) ING’nin rakiplerden edindiği bilgilerden etkilenmediğinin gösterildiği bu kapsamda
davranışların rekabet ihlali olarak kabul edilmesi durumunda salt bilgi değişimi olarak
değerlendirilerek Ceza Yönetmeliği kapsamında diğer ihlaller olarak ele alınması gerektiği
ileri sürülmüştür. İfade olunan bu yöntemin Kurul’un Otomotiv kararı ile Banka I ve Banka
II kararıyla da uyumlu olacağı belirtilmiştir.
(597) Temel para cezasının belirlenmesi aşamasında, Kurul’un sigorta şirketlerini incelediği
kararında (sadece yangın sigortası pazarı), Sun Express kararında (yalnızca Almanya ve
Türkiye arasındaki uçuşlar), Medikal Gaz kararında (yalnızca ilgili ürün pazarı ciroları),
birinci ve ikinci Bankacılık kararlarında (yalnızca bireysel bankacılık hizmetleri pazarı)
olduğu üzere bankaların toplam gayri safi gelirleri yerine kurumsal krediler pazarında elde
edilen ciro üzerinden bir hesaplama yapılması gerektiği savunulmuştur.
(598) Dosya kapsamında ING açısından tespit edilen ihlal diğer ihlaller kategorisinde
değerlendirilmiştir. Dikkate alınan gayri safi gelir ise 2016 yılında Türkiye’de kurumsal ve
ticari kredilerden elde edilen cirodur.
Hafifletici Unsurlar
(599) Savunmada, ING'nin 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği sonucuna varılırsa, ihlal konusu
faaliyetlerin yıllık gayrඈ safඈ gelඈr ඈçerඈsඈndekඈ payının düşük olmasının ve ING’nin pazardaki
konumunun dikkate alınmasının gerektiği, yaptırım uygulanması halinde Ceza Yönetmeliği
gereği 3/5 oranında indirim yapılması gerektiği belirtilmektedir. Soruşturmanın ING’nin
Kurul nezdindeki ilk soruşturması olmasının hafifletici unsurlar olarak dikkate alınması
gerektiği belirtilmektedir. Tüm bu hususlara ek olarak ING’nin muhasebe yapısının ve şube
ağının diğer bankalardan farklı olduğu ve bir orantısızlığa yol açılmaması adına bu
durumun dikkate alınması talep edilmektedir.
17-39/636-276
132/136
(600) Savunmada iddia edildiği şekilde bu soruşturma ING hakkında Kurul nezdinde yürütülen
ilk soruşturma değildir. Ceza Yönetmeliği’nin 6. maddesinde sıralanan ağırlaştırıcı unsurlar
arasında ihlalin tekerrürü yer almaktadır. Maddeye göre tekerrür halinde temel para cezası
her bir tekrar için yarısından bir katına kadar artırılmaktadır. ING açısından Banka II
kararında da ihlal tespiti yapıldığından teşebbüsün bu dosya kapsamındaki eylemi
açısından tekerrür değerlendirmesi yapılması gerekmektedir. ING açısından ilgili karar ile
08.03.2013 tarihinde ihlal tespitinde bulunulduğundan sekiz yıllık zaman aşımı süresi
dolmamış olup mevcut ihlal tespiti söz konusu karardaki ihlalin tekerrürü niteliğindedir. Bu
durum Ceza Yönetmeliği kapsamında dikkate alınmıştır.
(601) Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca temel para cezasının
belirlenmesinde ilgili teşebbüslerin “piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya
gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı” gibi hususların dikkate alınması gerekmektedir.
ING açısından da temel para cezasının belirlenmesinde ilgili hususlar dikkate alınmış olup
bunların ayrıca hafifletici neden olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
H.6.5.4.2. RBS Tarafından Yapılan Savunmalar
Temel Para Cezasının Hesaplanması
(602) RBS’nin rakiplerden edindiği bilgilerden etkilenmediğinin gösterildiği bu kapsamda
davranışların rekabet ihlali olarak kabul edilmesi durumunda bile salt bilgi değişimi olarak
değerlendirilerek Ceza Yönetmeliği kapsamında diğer ihlaller olarak ele alınması gerektiği
değerlendirmelerinde bulunulmuştur. İfade olunan bu yöntemin Kurul’un Otomotiv kararı ile
Banka I ve Banka II kararıyla da uyumlu olacağı belirtilmiştir.
(603) Temel para cezasının belirlenmesi aşamasında, Kurul’un sigorta şirketlerini incelediği
kararında74 (sadece yangın sigortası pazarı), Sun Express kararında75 (yalnızca Almanya
ve Türkiye arasındaki uçuşlar), Medikal Gaz kararında76 (yalnızca ilgili ürün pazarı ciroları),
birinci ve ikinci Bankacılık kararlarında (yalnızca bireysel bankacılık hizmetleri pazarı)
olduğu üzere bankaların toplam gayri safi gelirleri yerine kurumsal krediler pazarında elde
edilen ciro üzerinden bir hesaplama yapılması gerektiği savunulmuştur.
(604) Dosya kapsamında RBS açısından tespit edilen ihlal diğer ihlaller kategorisinde
değerlendirilmiştir. Dikkate alınan gayri safi gelir ise 2016 yılında Türkiye’de kurumsal ve
ticari kredilerden elde edilen cirodur.
Hafifletici Unsurlar
(605) Savunmada, RBS'nin 4054 sayılı Kanun’u ihlal ettiği sonucuna varılırsa, (i) ihlal konusu
faaliyetlerin yıllık gayri safi gelir içerisindeki payının düşük olmasının, (ii) RBS'nin kurumsal
krediler piyasasındaki gücünün çok az olmasının, (iii) iddia edilen ihlalin ilgili pazarda
önemli bir etkisi olmamasının, (iv) iddia edilen ihlalin bir yıldan kısa sürmesinin, (v) bu
soruşturmanın RBS'nin Kurul nezdindeki ilk soruşturması olmasının ve (vi) RBS'nin mevcut
durumda kapsamlı bir rekabet politikasının bulunmasının hafifletici unsurlar olarak dikkate
alınması gerektiği belirtilmektedir.
74 Kurul’un 24.04.2006 tarihli ve 06-29/361-91 sayılı kararı.
75 Kurul’un 27.10.2011 tarihli ve 11-54/1431-507 sayılı kararı.
76 Kurul’un 11.11.2010 tarihli ve 10-72/1503-572 sayılı kararı.
17-39/636-276
133/136
(606) RBS açısından ihlal edilen eylemin bir yıldan kısa sürdüğü temel para cezasının
belirlenmesinde dikkate alınmıştır. Bu noktada belirtilmelidir ki, teşebbüslerin uyum
programlarına sahip olmaları bir ihlali gerçekleştirmiş olmaları noktasında kendileri
açısından bir değişiklik yaratmamaktadır. Zira bu programlardan beklenen, teşebbüslerin
4054 sayılı Kanun ile yasaklanan faaliyetlerde bulunmasının engellenmesidir. Tarafların bu
programların varlığına rağmen ihlali gerçekleştirmiş olmaları, programın dikkate alınmamış
olduğunun göstergesidir. Uyum programlarının ceza miktarına etkisine yönelik olarak Ceza
Yönetmeliği’nde de herhangi bir hükme yer verilmemiştir.
(607) Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca temel para cezasının
belirlenmesinde ilgili teşebbüslerin “piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya
gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı” gibi hususların dikkate alınması gerekmektedir.
RBS açısından da temel para cezasının belirlenmesinde ilgili hususlar dikkate alınmış olup
bunların ayrıca hafifletici neden olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
H.6.6. Ceza Yönetmeliği Kapsamında Değerlendirme
(608) Dosya kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde, BTMU ve RBS arasında, fiyat
bilgilerinin paylaşımına yönelik gerçekleşen bilgi değişiminin rekabeti kısıtlama amacı
taşıyan bir uyumlu eylem/anlaşma teşkil etmesi sebebiyle BTMU ve RBS tarafından; BTMU
ve ING arasında, fiyat, miktar, vade ve/veya ilgili kredi işlemine katılımlarına ilişkin bilgilerin
paylaşımına yönelik gerçekleşen bilgi değişiminin rekabeti kısıtlama amacı taşıyan bir
uyumlu eylem/anlaşma teşkil etmesi sebebiyle BTMU ve ING tarafından 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmektedir.
(609) BTMU ve RBS açısından yapılan ihlal tespiti AVEA’nın ikinci işlemi kapsamındaki
iletişimlerde gerçekleşen bilgi değişiminden kaynaklanmaktadır. Bu kapsamda ihlalin
başlangıcı tarafların ilk iletişime geçtiği Delil 20’nin tarihi olan 28.01.2014 olup bitiş tarihi
ilgili kredi işleminin kapanış tarihi olan 30.05.2014’tür. Dolayısıyla RBS’nin bir yıldan kısa
bir süre için 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği tespit edilmiştir.
(610) BTMU ve ING için yapılan ihlal tespiti TURKCELL’in beşinci işlemi (27.07.2015-
26.08.2015), AVEA’nın ikinci işlemi (09.04.2015 - işlemin hangisi olduğu tespit
edilemediğinden kapanış tarihi belirlenememiştir), İBB işlemi (04.09.2013 - işlemin hangisi
olduğu tespit edilemediğinden kapanış tarihi belirlenememiştir), GAMA TÜRKERLER
işlemi (25.12.2014 - işlemin hangisi olduğu tespit edilemediğinden kapanış tarihi
belirlenememiştir) ve TÜRK TELEKOM’un ikinci işlemine (07.01.2015-15.01.2015)
ilişkindir. Dolayısıyla BTMU ve ING arasında ilk iletişim 04.09.2013 tarihinde gerçekleşmiş
olup sonuncu iletişimi konu edinen işlem 26.08.2015 tarihinde kapanmıştır. Bu iletişimlerin
her birinin aynı ekonomik amaca yönelik (kurumsal müşterilere verilecek krediler açısından
başta fiyat olmak üzere stratejik unsurlara ilişkin gerçekleştirilen bilgi değişimleri) olması,
benzer içeriklere sahip iletişimlerin aynı teşebbüs çalışanları arasında gerçekleştirilmesi,
iletişimlerin bu dönem içerisinde farklı kanallar üzerinden düzenli olarak devam etmesi
unsurları bir arada dikkate alındığında, ilgili iletişimlerin, BTMU-ING arasında Eylül 2013
tarihinde başlayan ve Ağustos 2015 tarihinde sona eren rekabeti kısıtlama amacı taşıyan
tek bir anlaşma / uyumlu eylem olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Dolayısıyla ING’nin iki yıla yakın bir süre için 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği
tespit edilmiştir.
17-39/636-276
134/136
(611) BTMU ise hem RBS hem ING ile olan iletişimleri ile iki yıldan uzun bir süre 4054 sayılı
Kanun’un 4. maddesini ihlal etmiştir. Ancak dosya kapsamında BTMU tarafından Kurum
kayıtlarına 26.08.2015 tarihinde gönderilen başvuru ile 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini
ihlal ettikleri gerekçesiyle pişmanlık başvurusunda bulunulmuştur. Dosya sürecinde BTMU
Kurum ile aktif işbirliği yapmış, ihlal tespiti yapılmasını sağlayan iletişimleri Kuruma
sunmuş, ihlal teşkil edebilecek davranışlarını sonlandırmış ve tüm bilgi taleplerine kapsamlı
olarak yanıt vermiştir.
(612) 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu Kanun’un 4, 6 ve 7 nci
maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile
teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yılsonunda
oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali
yılsonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde
onuna kadar idarî para cezası verilir” hükmüne yer verilmiştir. Ceza Yönetmeliği’nin 1.
maddesinde amacı; “4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü ve 6 ncı
maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu
birliklerin üyeleri ile bunların yönetici ve çalışanlarına, aynı Kanunun 16 ncı maddesi
gereğince verilecek para cezasının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenlemek” şeklinde
belirlenmiştir.
(613) Bu bağlamda yukarıda yer verilen tüm açıklamalar çerçevesinde BTMU, RBS ve ING’nin
4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği tespit edilmiş olup söz konusu teşebbüse
4054 sayılı Kanun’un 16. maddesi ve Ceza Yönetmeliği hükümleri uyarınca idari para
cezası uygulanması gerekmektedir.
(614) Ceza Yönetmeliği uyarınca nihai para cezası miktarı belirlenirken, öncelikle temel para
cezası belirlenmelidir. Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasında temel para
cezasının hesaplanması bakımından “karteller” ve “diğer ihlaller” şeklinde bir ayrım
yapıldığı görülmektedir. Dosya kapsamında BTMU, ING ve RBS’nin yukarıda yer verilen
ve 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal eden eylemleri, “diğer ihlaller” kategorisinde
değerlendirilmiştir. Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin ikinci fıkrası dikkate alınarak, temel
para cezasının hesaplanmasına esas alınacak oran belirlenirken BTMU, ING ve RBS
açısından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal eden iletişimlerde ilgili kredi işlemine
yönelik fiyat, miktar, vade ve katılım bilgisi gibi parametrelerin ne kadarının ve ne şekilde
(tek başına ya da birlikte) rakiplerle paylaşıldığı hususunun ihlalin oluşturduğu muhtemel
zararın ağırlığı bakımından önemli olduğu değerlendirilmiştir. Bu bakımdan temel para
cezasına esas oran BTMU açısından %(…..), ING açısından %(…..) ve RBS açısından
%(…..) olarak belirlenmiştir.
(615) Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesine göre temel para cezasının belirlenmesinde ikinci adım
ihlalin süresidir. BTMU ve ING’nin eylemleri dolayısıyla ortaya çıkan ihlalin bir yıldan uzun
beş yıldan kısa süreli olması nedeniyle temel para cezasına esas alınan oran Yönetmeliğin
5. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendine göre yarısı oranında artırılmıştır. Bu sebeple,
BTMU bakımından %(…..) oranı yarısı kadar artırılarak %(…..); ING açısından da %(…..)
oranı yarısı kadar artırılarak %(…..) temel para cezası oranına ulaşılmıştır.
(616) Diğer taraftan Ceza Yönetmeliği’nin 6. ve 7. maddeleri kapsamında temel para cezasının
artırılmasını veya hafifletilmesini gerektiren haller düzenlenmektedir. Ceza Yönetmeliği’nin
6. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre ihlalin tekerrürü halinde temel para cezası
her bir tekrar için yarısından bir katına kadar artırılmaktadır. 08.03.2013 tarihli ve 13-
13/198-100 sayılı Kurul kararında ING’nin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiğine
karar verilerek teşebbüse idari para cezası uygulanmıştır. ING açısından ilgili karar ile
08.03.2013 tarihinde ihlal tespitinde bulunulduğundan mevcut ihlal tespiti söz konusu
karardaki ihlalin tekerrürü niteliğindedir. Dolayısıyla ING’ye uygulanan para cezası yarısı
kadar artırılarak %(…..) oranına ulaşılmıştır.
17-39/636-276
135/136
(617) Belirlenen oran dahilinde tarafların 2016 yılında Türkiye’de kurumsal ve ticari kredilerden
elde ettiği ciro dikkate alınarak ING’ye (…..) TL, RBS’ye (…..) TL tutarında olan cirosu
üzerinden idari para cezası uygulanmıştır.
(618) Diğer yandan 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin altıncı fıkrasında “Kanuna aykırılığın
ortaya çıkarılması amacıyla Kurumla aktif işbirliği yapan teşebbüs ya da teşebbüs birlikleri
veya bunların yöneticileri ve çalışanlarına, işbirliğinin niteliği, etkinliği ve zamanlaması
dikkate alınarak ve gerekçesi açık bir şekilde gösterilmek suretiyle üçüncü ve dördüncü
fıkralarda belirtilen cezalar verilmeyebilir veya bu fıkralara göre verilecek cezalarda indirim
yapılabilir.” hükmü yer almaktadır.
(619) Kurum ile dosya kapsamında aktif işbirliği yapan BTMU’nun, ihlal tespiti yapılmasını
sağlayan iletişimleri Kuruma sunması, BTMU’nun bu türden ihlal teşkil eden eylemlerini
sonlandırması ve tüm bilgi taleplerine kapsamlı olarak yanıt vermesi gibi hususlar dikkate
alınarak 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca BTMU’ya idari para
cezası verilmemesine karar verilmiştir.
I. SONUÇ
(620) 20.04.2016 tarihli ve 16-14/219-M sayılı Kurul kararı uyarınca yürütülen soruşturma ile ilgili
olarak düzenlenen Rapor’a ve Ek Görüş’e, toplanan delillere, yazılı savunmalara, sözlü
savunma toplantısında yapılan açıklamalara ve incelenen dosya kapsamına göre;
1.
- Bank of Tokyo-Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş.,
- ING Bank A.Ş. ve
- The Royal Bank of Scotland Plc. Merkezi Edinburgh İstanbul Merkez Şubesi
tarafından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edildiğine OYBİRLİĞİ ile,
2. Bu nedenle, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü ve beşinci fıkrası ile ”Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar İle Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması
Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in;
a) 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (a) bendi
ve 6. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 2016 mali yılı sonunda oluşan
ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren %(…..) oranında
olmak üzere;
- ING Bank A.Ş.’ye 21.112.960,50 TL
b) 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası uyarınca 2016 mali yılı
sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren
%(…..) oranında olmak üzere;
- The Royal Bank of Scotland Plc. Merkezi Edinburgh İstanbul Merkez Şubesi’ne
66.429,75 TL
idari para cezası verilmesine OYBİRLİĞİ ile,
3. Bank of Tokyo-Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş.’ye 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin
üçüncü ve beşinci fıkrası ile ”Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem Ve Kararlar İle
Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin
Yönetmelik”in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının
(a) bendi hükümleri uyarınca 2016 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen
yıllık gayri safi gelirlerinin takdiren %(…..) oranında idari para cezası verilmesi gerekmekle
birlikte; 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 6. fıkrası kapsamında Bank of Tokyo-
Mitsubishi UFJ Turkey A.Ş.’ye idari para cezası verilmemesine OYBİRLİĞİ ile,
17-39/636-276
136/136
4. Citibank A.Ş., Deutsche Bank A.Ş., HSBC Bank A.Ş., JPMorgan Chase Bank N.A.
Merkezi Columbus Ohio İstanbul Türkiye Şubesi, MerriII Lynch Yatırım Bank A.Ş., Société
Générale (S.A.) Paris Merkezi Fransa İstanbul Türkiye Merkez Şubesi, Standard
Chartered Yatırım Bankası Türk A.Ş., Sumitomo Mitsui Banking Corporation, Türk
Ekonomi Bankası A.Ş. ve UBS AG’nin 4054 sayılı Kanun’u 4. maddesini ihlal etmediklerine
dolayısıyla, aynı Kanun'un 16. maddesi uyarınca adı geçen teşebbüslere idari para cezası
uygulanmasına gerek olmadığına OYBİRLİĞİ ile,
gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemelerinde yargı
yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy