Rekabet Kurumu Başkanlığından,
REKABET KURULU KARARI
Dosya Sayısı : 2016-1-69 (Soruşturma)
Karar Sayısı : 18-36/583-284
Karar Tarihi : 01.10.2018
A. TOPLANTIYA KATILAN ÜYELER
Başkan : Prof. Dr. Ömer TORLAK
Üyeler : Arslan NARİN (İkinci Başkan), Adem BİRCAN,
Ahmet ALGAN, Hasan Hüseyin ÜNLÜ, Şükran KODALAK
B. RAPORTÖRLER : Remzi Özge ARITÜRK, Zeynep ŞENGÖREN ÖZCAN,
Hakan EREK, Bilge YILMAZ, Dilan TOPRAK, Hande DAYAN,
Ahmet YALÇIN
C. BAŞVURUDA
BULUNANLAR : - Aysan Akaryakıt Özel Eğt. Hizm. İnş. Tur. Gıda San. ve Tic.
Ltd. Şti.
Karaçulha Mh. Cumhuriyet Blv. No: 89 Fethiye/Muğla
- İpragaz A.Ş.
19 Mayıs Cad. Nova Baran Plaza No: 4 Kat: 13-17 34360
Şişli/İstanbul
- Elektrik Perakende Satıcıları Derneği
19 Mayıs Caddesi Nova Baran Plaza No:4 Kat:15
Şişli/İstanbul
D. HAKKINDA SORUŞTURMA
YAPILANLAR :- Bereket Enerji Grubu A.Ş.
- GDZ Enerji Yatırımları A.Ş.
- Aydem Elektrik Perakende Satış A.Ş.
- ADM Elektrik Dağıtım A.Ş.
- Gediz Elektrik Perakende Satış A.Ş.
- GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş.
Temsilcisi: Av. Cavit ÖZTÜRK
Eskişehir Yolu Üzeri Platin Tower Söğütözü Mah.
2176. Sok. No:7/33-36 Çankaya/Ankara
Temsilcisi: Hamdi PINAR
Mustafa Kemal Mah. Dumlupınar Bulvarı
Tepe Prime A Blok No:81 Çankaya/Ankara
(1) E. DOSYA KONUSU: Bereket Enerji Grubu A.Ş., Gediz Enerji Yatırımları A.Ş.,
Aydem Elektrik Perakende Satış A.Ş., ADM Elektrik Dağıtım A.Ş., Gediz Elektrik
Perakende Satış A.Ş. ve GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin çeşitli eylem ve
davranışlarla bağımsız tedarikçilerin faaliyetlerini zorlaştırmak, tüketicilerin
kendi tedarikçisini seçme hakkını engellemek suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 6.
maddesini ihlal edip etmediklerinin tespiti.
(2) F. İDDİALARIN ÖZETİ: Rekabet Kurumu (Kurum) kayıtlarına 26.02.2016 tarih ve 1395
sayı ile intikal eden Aysan Akaryakıt Özel Eğt. Hizm. İnş. Tur. Gıda San. ve Tic. Ltd.
Şti. (AYSAN) tarafından yapılan başvuruda özetle
AYSAN’ın Muğla ili Fethiye ilçesinde faaliyet gösterdiği,
Aydem Elektrik Perakende Satış A.Ş.’den (AYDEM) uzun yıllar elektrik tedarik
ettikleri, daha sonrasında ise fiyat avantajı nedeniyle Tekin Elektrik Tedarik
18-36/583-284
2/284
Toptan Satış İthalat İhracat A.Ş. (TEKİN ELEKTRİK) ile bir yıllık sözleşme
imzaladıkları,
TEKİN ELEKTRİK ile sözleşme imzalanmasının ardından AYDEM tarafından
daha önceden haber verilmeksizin ve uyarılmaksızın taahhüt süresinin
dolmamış olması nedeniyle çok yüksek miktarlı elektrik faturaları gönderildiği,
Bu faturaların ödenmemesi nedeni ile AYDEM tarafından kesme ihbarnamesi
gönderildiği,
AYDEM yetkilileri ile görüşmeye gittiğinde ise AYDEM’e geri döndüğü taktirde
bahsi geçen faturaları ödemek zorunda kalmayacağının söylendiği,
Bahsi geçen bu durumun Fethiye’de AYDEM’den ayrılarak farklı tedarikçiye
geçen tüm tüketicilere uygulandığı,
Bu baskı sonucu daha ucuza elektrik tedarik etme hakkının engellendiği,
hususları ifade edilmektedir.
(3) Elektrik Perakende Satıcıları Derneği (EPSD) tarafından 20.10.2016 tarih ve 6163 sayı
ile; İpragaz A.Ş. (İPRAGAZ) tarafından ise 29.08.2016 tarih 5196 sayı ile , 13.02.2017
tarih ve 992 sayı ile Kurum’a intikal ettirilen başvurularda; Türkiye’deki elektrik dağıtım
bölgelerinde faaliyet gösteren elektrik dağıtım ve görevli tedarik şirketlerince (GTŞ)
gerçekleştirilen rekabeti engelleyici ortak davranış tiplerine ve sadece belli bölgelerde
gözlemlenen spesifik davranışlara ayrı ayrı yer verilmiştir. Anılan şikâyet
başvurularında GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş. (GDZ EDAŞ) ve ADM Elektrik Dağıtım A.Ş.
(ADM EDAŞ)1, elektrik dağıtım bölgelerine ilişkin olarak özetle;
Gediz Elektrik Perakende Satış A.Ş.’nin (GEDİZ) portföyünden talep edilerek
(…..).’nin ((…..)) portföyüne geçecek olan tüketicilere zaman zaman GEDİZ
tarafından Sözleşmesiz Talep Tüketici Şikâyet Başvuru Formu’nun (STF.01)
imzalatılmaya çalışıldığı, (…..) isimli tüketicinin (…..)’nin portföyüne geçiş için
Enerji Alım-Satım Formu’nu (IA-02 Formu) rızasıyla ve bilerek imzaladığını ifade
etmesine rağmen GEDİZ’in tüketiciyi kaybetmemek adına söz konusu tüketiciye
STF.01’i zorla imzalatmaya çalıştığı, ancak tüketicinin formu imzalamadığı ve
formu yırttığı (EPSD)2 ,
(…..)’in ((…..)) portföyünde bulunan (…..) isimli tüketicinin sayacının arızalı
olduğu, bu bağlamda GDZ EDAŞ’a yapılan başvurulara rağmen tüketicinin
tüketimi hakkında bilgilendirme yapılmadığı, (…..)’nun tüketici ile yaptığı
görüşmede, GDZ EDAŞ’ın tüketiciye “Gerekli bildirimlerin (…..)’ya yapıldığı,
hiçbir sorun olmadığı” şeklinde yanlış bilgilendirme yaptığının belirtildiği
(EPSD),
Ekim 2015 döneminde (…..)’nun portföyüne geçen (…..) isimli tüketicinin, takip
eden ay GEDİZ tarafından ilgili tüketicinin kendileriyle sözleşme imzaladığı
gerekçesiyle talep edildiği, ilgili tüketicinin ve (…..)’nun yaptığı itirazlara rağmen
GEDİZ’in talep işlemini pasife almadığı, takip eden süreçte tüketicinin enerjisinin
kesildiği, güvence bedelinin tahsil edilerek tüketiciye GEDİZ tarafından
sözleşme imzalattırıldığı (EPSD),
1 ADM EDAŞ ve ADM ile GDZ EDAŞ ve GDZ kısaltmaları aynı anlamda kullanmıştır.
2 Her bir iddianın sonuna iddianın hangi başvuru sahibine ait olduğunu belirtmek amacıyla parantez
içinde başvuru sahibinin unvanı belirtilmiştir.
18-36/583-284
3/284
GEDİZ ile sözleşmesi devam ettiği gerekçesiyle (…..)’ya geçişine izin
verilmeyen (…..) isimli tüketicinin yasal süresi içinde GEDİZ’e fesih dilekçesini
ilettiği, bunun üzerine GEDİZ yetkililerince tüketici ile görüştüklerinin ve
tüketicinin kendilerinden revize teklif beklediğinin, bu sebeple tüketicinin
(…..)’ya olan geçiş talebinin onaylanmayacağının ifade edildiği, tüketicinin
(…..)’nun portföyüne geçişine tüketicinin GEDİZ’e ilişkin bir talebi olmadığına ve
fesih dilekçesinin işleme alınmasına dair yaptığı yazılı başvuru neticesinde izin
verildiği (EPSD),
(…..) portföyünde bulunan (…..) isimli tüketiciye yüksek tüketim yüklenmesi
nedeniyle tüketicinin (…..)’e şikâyette bulunduğu, GDZ EDAŞ tarafından
yapılan incelemelerde sayacın arızalı olduğunun tespit edildiği, sayaç
değişiminin yapıldığı, tespit edilemeyen dönemler için ek tüketimler yüklendiği,
bu süreci takiben tüketicinin normalde 150-200 TL arasında gelen fatura
tutarının 250-300 TL seviyesine yükseldiği ve bu durumun tüketiciye
açıklanamadığı (EPSD),
(…..).’nin ((…..))3 portföyünde bulunan (…..)’ın sayaç okuma işlemleri
esnasında GDZ EDAŞ okuma personelinin sözlü tacizlerine ve elektrik kesme
tehdidine maruz kaldığı, (…..) hakkında “sahtekarlık yapıyorlar” ifadesinin
kullanıldığı, bu durum sebebiyle tüketicinin (…..) ile olan sözleşmesini bitirme
noktasına geldiği (EPSD),
(…..) ve (…..) numaralı aboneliklerin sahibi olan (…..)’nin ((…..)) Mayıs 2015
döneminde İPRAGAZ’ın portföyüne geçiş yaptığı, 2016 Haziran döneminde ise
GEDİZ’in ilgili sayaçlar için talepte bulunduğu, (…..)’nın GEDİZ’e geçmek için
herhangi bir başvuruda bulunmadığını ve GEDİZ ile sözleşme imzalamadığını
ifade ettiği, sonuç olarak ise ilgili aboneliklerin İPRAGAZ’ın portföyünden haksız
bir şekilde düşürüldüğü (İPRAGAZ),
AYDEM yetkililerinin (…..) ve (…..) isimli aboneleri (…..)’nun portföyüne
geçmeleri halinde sayaçlarının okunmayacağı ve hizmet verilmeyeceği şeklinde
uyardıkları, abonelere “geçmek istediğiniz tedarikçiyi hiç duymadık” şeklinde
beyanda bulunarak (…..)’nun ticari itibarının zedelendiği (EPSD),
01.08.2015 tarihinde İPRAGAZ’ın portföyüne geçen (…..) abone numaralı
(…..)’nın ödeme yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle ADM EDAŞ’a
ilgili tüketicinin elektriğinin kesilmesi için talimat verildiği, ADM EDAŞ’ın
kayıtlarında abone isminin (…..) olarak gözükmesi nedeniyle kesme işleminin
yerine getirilmediği ve tüketicinin haksız şekilde İPRAGAZ’ın portföyünden
düşürüldüğü, daha önceden İPRAGAZ’a bildirilen ve tahsilatları yapılmış olan
55.735 kWh tüketim için Geriye Dönük Düzeltme Kalemi (GDDK) yapıldığı ve
ilgili tüketimlerin AYDEM tarafından (…..)’a fatura edildiği, AYDEM tarafından
tüketiciye İPRAGAZ’a yapılan ödemelerin iadesinin alınarak AYDEM’e
yapılması gerektiğinin söylendiği, ADM EDAŞ ve AYDEM tarafından yapılan
hatalar nedeniyle hem İPRAGAZ hem de tüketici nezdinde maddi ve manevi
kayıplar oluştuğu, ancak İPRAGAZ tarafından gönderilen ihtarname neticesinde
muhatap şirketlerin hatalarını kabul ederek gerekli düzeltmeleri yaptığı
(İPRAGAZ),
3 (…..).
18-36/583-284
4/284
Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) Tüketici Hizmetleri
Yönetmeliği’nde (THY) 04.08.2016 tarihinde yapılan değişiklik ile fatura ödeme
bildirimlerinde; tüketicinin son kaynak tarifelerinden elektrik alan serbest
tüketici, ikili anlaşma ile elektrik alan serbest tüketici ya da serbest olmayan
tüketici sınıflarından hangisine girdiğine ilişkin bilgi, varsa taahhüdün süresi,
sürecin kaçıncı ayında bulunulduğu ve taahhüdün sona erme tarihi ile
taahhüüdn bozulması halinde uygulanacak cezai ücret ve/veya cayma
bedellerinin uygulama esaslarına ilişkin bilgilerin bulunmasının zorunlu olduğu,
söz konusu değişikliğin EPDK tarafından elektrik tedarik piyasasında
serbestleşmenin önünün açılabilmesi, şeffaflığın sağlanması ve tüketicilerin
mağduriyetinin önlenmesi amaçlı yapıldığı, fatura ödeme bildirimlerinde yer
alması zorunlu tutulmuş bu bilgilerin rekabetin usulüne uygun işleyebilmesi için
zaruri olduğu, GTŞ’lerin ise söz konusu bilgilere faturalarda yer vermeyerek
piyasadaki rekabet koşullarını bozduğu ve serbest tüketici olmak isteyen veya
tedarikçisini değiştirmek isteyenlerin önünü kestiklerini dolayısıyla rakip tedarik
şirketlerinin piyasadaki faaliyetlerini zorlaştırdıkları (İPRAGAZ),
iddiaları ileri sürülmüştür.
(4) G. DOSYA EVRELERİ: Anılan başvurular ile ilgili olarak hazırlanan 21.12.2016 tarih,
2016-1-69/İİ sayılı İlk İnceleme Raporu, Rekabet Kurulunun (Kurul) 28.12.2016 tarihli,
16-45 sayılı toplantısında görüşülmüş ve AYDEM, ADM EDAŞ, GEDİZ ile GDZ EDAŞ
hakkında 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (4054 sayılı Kanun)
40. maddesinin birinci fıkrası uyarınca önaraştırma yapılmasına karar verilmiştir.
(5) Önaraştırma çerçevesinde; 10.01.2017 tarihinde GDZ EDAŞ, GEDİZ, ADM EDAŞ ve
AYDEM’de, 11.01.2017 tarihinde GEDİZ’de, 12.01.2017 tarihinde AYDEM’de, GEDİZ
Buca Müşteri Hizmetleri Merkezi (MİM), GEDİZ Üçyol MİM, GEDİZ Konak MİM, GEDİZ
Bornova MİM, GEDİZ Manisa İşletme MİM, GEDİZ Manisa MİM, AYDEM Saltak MİM,
AYDEM, AYDEM Batıgazi MİM ve AYDEM Muğla MİM’de yerinde incelemeler
yapılmıştır. Yapılan yerinde incelemeler sırasında teşebbüslerden birtakım bilgiler
talep edilmiş ve bunlara ilişkin cevabi yazılar 20.01.2017 tarih, 449, 473, 474 ve 475
sayılar ile Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Elektrik Piyasaları İşletme A.Ş.’den
(EPİAŞ) istenen ve Türkiye’deki serbest tüketicilere ait verileri içeren bilgiler
01.11.2016 tarih ve 6354 sayılı yazı ile Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. Bunun yanı
sıra, 18.01.2017 tarih, 866 sayılı yazı ile (…..).’den ((…..)), 23.01.2017 tarih, 1135
sayılı yazı ile EPDK’dan, 23.01.2017 tarih, 1134 sayılı yazı ile EPİAŞ’tan, 25.01.2017
tarih, 1197 sayılı yazı ile (…..).’den ((…..)) bilgi ve belge talebinde bulunulmuştur.
(…..), EPDK, EPİAŞ, (…..) tarafından gönderilen cevabi yazılar sırasıyla 03.02.2017
tarih, 763 sayı; 06.02.2017 tarih, 804 sayı; 03.02.2017 tarih, 767 sayı; 06.02.2017 tarih,
823 sayı; 06.02.2017 tarih, 824 sayı ile Kurumu kayıtlarına intikal etmiştir. Ayrıca
önaraştırma kapsamında; ilgili pazarlarda faaliyetleri bulunan teşebbüslerden (…..)
yetkilileriyle 23.01.2017 tarihinde, (…..) yetkilileriyle de 24.01.2017 tarihinde
görüşmeler yapılmıştır. İlaveten, 31.01.2017 tarihinde incelenen teşebbüslerin
yetkilileri ile görüşme gerçekleştirilmiştir.GEDİZ’den istenen ilave bilgiler, 06.01.2017
tarih, 822 sayı ve 08.02.2017 tarih, 894 sayı ile Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
(6) Yürütülen önaraştırma sonucunda hazırlanan 07.02.2017 tarih ve 2016-1-69/ÖA sayılı
Önaraştırma Raporu Kurul’un 17-07 sayılı toplantısında ele alınmış ve 16.02.2017 tarih
ve 17-07/69-M sayılı kararı ile 4054 sayılı Kanun’un 41. maddesi uyarınca; Bereket
Enerji Grubu A.Ş. (BEREKET ENERJİ), GDZ Enerji Yatırımları A.Ş. (GEDİZ ENERJİ),
AYDEM, ADM EDAŞ, GEDİZ, GDZ EDAŞ hakkında 4054 Sayılı Kanun’un 6.
18-36/583-284
5/284
maddesini ihlal edip etmediklerinin tespitine yönelik soruşturma açılmasına karar
verilmiştir.
(7) Kurul’un soruşturma açılmasına ilişkin kararının ardından 4054 sayılı Kanun’un 43.
maddesinin ikinci fıkrası uyarınca soruşturma açıldığına dair bildirim taraflara
03.03.2017 tarih 2901 sayılı yazı tebliğ edilmiştir. Tarafların birinci yazılı savunmaları
06.04.2017 tarih 2441 sayılı yazı ile süresi içerisinde Kuruma sunulmuştur.
(8) Soruşturma süreci devam ederken piyasada faaliyette bulunan bazı perakende
şirketlerinin serbest tüketicilerle yapmış oldukları sözleşmeleri tasnif ve muhafaza
eden ve aynı zamanda elektronik ortama aktaran bir şirket olan Kod-A Bilişim San. ve
Tic. A.Ş. (KOD-A)4 hakkında, elektrik perakende satış şirketleri tarafından yapılan ikili
anlaşmaları tasnif, muhafaza ve sayısal hale getirerek veri tabanında tuttuğu
gerekçesiyle 4054 sayılı Kanun’un 14. ve 15. maddelerinde yer verilen bilgi isteme ve
yerinde inceleme yetkilerinin kullanılmasına Kurul, 23.02.2017 tarihli ve 17-08/96-M
sayı ile karar vermiştir. Bu kapsamda, 28.02.2017 tarihinde BEREKET ENERJİ’de,
KOD-A’da, 25.01.2018 tarihinde ise GEDİZ’de ve Konak MİM’de yerinde incelemeler
gerçekleştirilmiştir.
(9) Kurul’un 03.07.2017 tarih ve 17-20/312-M sayılı kararı ile, 4054 sayılı Kanun’un 43.
maddesinin birinci fıkrası uyarınca soruşturma süresinin ilk altı aylık süresinin
bitiminden itibaren altı ay uzatılmasına karar verilmiştir. Soruşturma süresi uzatılması
kararı 04.07.2017 tarih ve 8403 yazı ile soruşturma taraflarına bildirilmiştir.
(10) Soruşturma kapsamında taraflardan 05.01.2018 tarih ve 264 sayılı yazı ile bilgi talep
edilmiş olup istenen bilgilere ilişkin cevabi yazı 19.01.2018 tarih 722 sayı ile Kurum
kayıtlarına intikal etmiştir. Soruşturma süreci devam ederken taraflardan 16.02.2018
tarihinde 1416 sayı ve 1424 sayı sayı ile cevabi yazılar intikal etmiştir.
(11) Yapılan inceleme, değerlendirme ve tarafların ilk yazılı savunmaları da dikkate alınarak
hazırlanan 16.02.2018 tarih ve 2016-1-69/SR sayılı Soruşturma Raporu ve ekleri
taraflara ve Kurul üyelerine tebliğ edilmiştir. Tarafların ikinci yazılı savunma sürelerinin
uzatılması talepleri Kurul’un 15.03.2018 tarih ve 18-08/136-M sayılı kararı ile uygun
blunmuştur. Soruşturma taraflarının sözlü savunma toplantısı talepli ikinci yazılı
savunması 24.04.2018 tarih ve 3318 sayı ile Kurum kayıtlarına intikal etmiştir. İkinci
yazılı savunmalara karşılık hazırlanmış bulunan 09.05.2018 tarih ve 2016-1-69/EG
sayılı Ek Görüş, 21.05.2018 tarihinde taraflarca tebellüğ edilmiştir. Üçüncü yazılı
savunma sürelerinin uzatılması talebi 31.05.2018 tarihli Kurul toplantısında uygun
görülerek, sürelerinin 4054 sayılı Kanun’un 45. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca,
bitiminden itibaren 30 gün uzatılmasına 18-17/314-M sayı ile karar verilmiştir.
(12) Tarafların son yazılı savunması yasal süresi içinde Kurum kayıtlarına intikal etmiştir.
Soruşturma kapsamında, sözlü savunma toplantısının 18.09.2018 tarihinde
yapılmasına 02.08.2018 tarih ve 18-24/422-M sayı ile karar verilmiştir.
(13) Kurul yürütülen soruşturma ile ilgili olarak düzenlenen Rapor’a, Ek Görüş’e, toplanan
delillere, yazılı savunmalara, sözlü savunma toplantısında yapılan açıklamalara ve
incelenen dosya kapsamına göre 01.10.2018 tarihinde 18-36/583-284 sayılı nihai
kararını vermiştir.
4 Bazı perakende şirketlerinin serbest tüketicilerle yapmış oldukları sözleşmeleri tasnif ve muhafaza
eden ve aynı zamanda elektronik ortama aktaran bir şirkettir.
18-36/583-284
6/284
(14) H. RAPORTÖR GÖRÜŞÜ: İlgili dosyada; GDZ EDAŞ’ın Gediz elektrik dağıtım
bölgesinde, ADM EDAŞ’ın Aydem elektrik dağıtım bölgesinde elektrik dağıtım hizmeti
ilgili pazarında hâkim durumda olduğu,GEDİZ ve AYDEM’in yukarıda belirtilen dağıtım
bölgelerinde, “serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere yapılan elektrik
enerjisinin perakende satışı” “dağıtım seviyesinden sisteme bağlı olan sanayi
müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”, “ticarethane müşterilerine yapılan
elektrik perakende satış” ve “mesken müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”
ilgili pazarlarında hâkim durumda olduğu, GDZ EDAŞ, ADM EDAŞ, GEDİZ ve
AYDEM’in eylem ve uygulamaları yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi
çerçevesinde hâkim durumlarını kötüye kullandığı, tespit edildiğinden, GDZ EDAŞ,
ADM EDAŞ, GEDİZ ve AYDEM’e 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca para
cezası verilmesi gerektiği ve söz konusu şirketlerin 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesi
uyarınca rekabet ihlali niteliğinde olan uygulamalarına son vermesi gerektiği, hakkında
soruşturma yürütülen BEREKET ENERJİ ve GEDİZ ENERJİ’nin 4054 sayılı Kanun’un
6. maddesini ihlal ettiğine ilişkin bir tespit bulunmadığından, söz konusu şirketlere 4054
sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca para cezası verilmesine gerek olmadığı sonuç
ve kanaatine ulaşılmıştır.
I. İNCELEME, GEREKÇE VE HUKUKİ DAYANAK
I.1. Hakkında İnceleme Yapılan Taraflar
I.1.1. Bereket Enerji Grubu A.Ş. (BEREKET ENERJİ)
(15) Hakkında soruşturma yürütülen taraflar BEREKET ENERJİ’nin iştirakidir. BEREKET
ENERJİ, yerli ve yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretmek amacıyla kurulmuştur.
Merkezi Denizli'de bulunan şirket jeotermal, hidroelektrik, termik, güneş ve çöp gazı
kaynaklarından yararlanarak elektrik üretmektedir. BEREKET ENERJİ 2014 yılında
bünyesine katılan Yatağan ve Çatalağzı Termik Santralleri ile birlikte toplam (…..)
kurulu güce ulaşmıştır. BEREKET ENERJİ, GEDİZ, AYDEM, GDZ EDAŞ, ADM EDAŞ
ve Elsan Elektrik Gereçleri San. ve Tic. A.Ş. grup şirketlerinden oluşmaktadır. Bunun
yanı sıra, internet hizmetleri alanında faaliyet gösteren Extranet İletişim Hizmetleri A.Ş.
(EXTRANET) de grup şirketleri arasında yer almaktadır.
I.1.2. GDZ Enerji Yatırımları A.Ş. (GEDİZ ENERJİ)
(16) GEDİZ ENERJİ enerji üretim, enerji dağıtım enerji perakende ve telekomünikasyon
sektörlerinde faaliyet göstermektedir. GEDİZ ENERJİ’nin enerji üretim faaliyetinde
Bereket Enerji Üretim A.Ş. ve Bereket Jeotermal Enerji Üretim A.Ş; enerji dağıtımında
GDZ EDAŞ ve ADM EDAŞ; perakende faaliyetinde GEDİZ ve AYDEM;
telekomünikasyon faaliyetinde ise EXTRANET olmak üzere yedi iştiraki
bulunmaktadır.5
I.1.3. GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş. (GDZ EDAŞ)
(17) GDZ EDAŞ, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na (6446 sayılı Kanun) göre faaliyet
gösteren lisanslı bir elektrik dağıtım şirketidir. Yaklaşık (…..) müşteri kapasitesine
sahip olup İzmir ve Manisa illerinin elektrik dağıtım hizmetini vermektedir. Özelleştirme
Yüksek Kurulu’nun 07.03.2013 tarih, 2013/21 sayılı kararı ile GDZ EDAŞ ile GEDİZ
hisselerinin tamamının GDZ ENERJİ’ye devredilmesini onaylaması ile 29.05.2013
tarihinden itibaren GDZ EDAŞ, elektrik dağıtım hizmetlerini yürütmeye başlamıştır.
GDZ EDAŞ elektrik piyasasına ilişkin ilgili mevzuata uygun olarak; imzalamış olduğu
İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi, Uygulama Sözleşmesi ve bunlara ilişkin olarak
5 Söz konusu bilgiler adresinden edinilmiştir.
18-36/583-284
7/284
imzaladığı veya imzalayacağı tadil sözleşmeleri kapsamında elektrik enerjisi dağıtımı
yapmak, yeni dağıtım tesislerini kurmak, gerekli iyileştirmeleri yapmak, ilgili mevzuata
uygun olarak dağıtım sistemini işletmek, bakım ve onarımını yapmak, 6446 sayılı
Kanun ve ilgili mevzuatı ile verilen diğer görevleri yapmak ve yükümlülükleri yerine
getirmekle yükümlüdür.
I.1.4. Gediz Elektrik Perakende Satış A.Ş. (GEDİZ)
(18) GEDİZ; Bereket Enerji Grubu’nun bir iştiraki olarak 2013 yılında İzmir, Manisa illerinde
(…..) tüketiciye GTŞ sıfatıyla elektriğin perakende satışı hizmetini sunmak amacıyla
kurulmuştur. GEDİZ, ayrıca tüm Türkiye’de serbest tüketicilerle imzaladığı ikili
anlaşmalar yoluyla elektrik tedarik etmektedir.
I.1.5. ADM Elektrik Dağıtım A.Ş. (ADM EDAŞ)
(19) ADM EDAŞ; 15.08.2008 tarihinde elektrik dağıtım ve perakende satış hizmetlerini
yürütme faaliyetlerine başlamıştır. ADM EDAŞ; 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu
Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti İle
Görevlendirilmesi Hakkında Kanun’un (3096 sayılı Kanun) ilgili hükümlerine uygun
olarak, Aydın, Denizli ve Muğla illerinden oluşan görev bölgesinde elektrik dağıtım
faaliyetlerini sürdürmek üzere görevlendirilmiştir. Bu kapsamda söz konusu elektrik
dağıtım bölgesinde yaklaşık (…..) aboneye dağıtım hizmeti vermektedir. ADM EDAŞ
ayrıca, elektrik piyasasına ilişkin ilgili mevzuata uygun olarak; imzalamış olduğu
İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi, Uygulama Sözleşmesi ve bunlara ilişkin olarak
imzaladığı veya imzalayacağı tadil sözleşmeleri kapsamında yeni dağıtım tesislerini
kurmak, gerekli iyileştirmeleri yapmak, ilgili mevzuata uygun olarak dağıtım sistemini
işletmek, bakım ve onarımını yapmak, 6446 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatı ile verilen
diğer görevleri yapmak ve yükümlülükleri yerine getirmekle görevlidir.
I.1.6. Aydem Elektrik Perakende Satış A.Ş. (AYDEM)
(20) AYDEM; Bereket Enerji Grubu’nun bir iştiraki olarak 2008 yılında Aydın, Denizli ve
Muğla illerinde (…..) aboneye GTŞ sıfatıyla elektriğin perakende satışı hizmetini
sunmak amacıyla kurulmuş olup ayrıca Türkiye’de serbest tüketicilerle imzaladığı ikili
anlaşmalar yoluyla elektrik tedarik etmektedir.
I.2. Elektrik Piyasası ve Sektöre İlişkin Bilgi
(21) Elektrik sektörü 1980’li yıllara kadar kamu tekeli altında dikey bütünleşik yapıda
işlemiştir. 1980’li yılların sonlarına doğru bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan
ilerlemeler, verimliliği yüksek doğal gaz kombine çevrim santrallerinin devreye girmesi6
ve kamu tekellerinin merkezi hükümetlerin bütçeleri üzerinde yarattığı baskı nedeniyle
elektrik hizmetinin kamu tekeli altında sürdürülmesi tartışmaya açılmış ve reform
tartışmaları gündeme gelmiş, serbestleşme süreci başlamıştır. Türkiye’nin elektrik
sektöründeki serbestleşme sürecini 1984 yılından başlatmak mümkündür.
(22) Elektrik endüstrisindeki değer zincirinde üretim, iletim, dağıtım, toptan satış ve
perakende satış halkaları bulunmaktadır. Serbestleşme süreci ile birlikte üretim, toptan
satış ve perakende satış aşamaları rekabete açılırken, doğal tekel niteliğini haiz iletim
ve dağıtım aşamaları rekabete açılmamış ve tekelci iş modeli devam etmiştir.
(23) 2000’li yıllarla birlikte ivme kazanan süreçte çıkarılan kanunlar ve yayımlanan strateji
belgeleri bağlamında kamunun oyuncu olarak sektördeki payının azaltılması, özel
sektör oyuncularına risklerini yönetmeleri ve yatırımlarını yönlendirebilmeleri için
6 HUNT, S. (2002), Making Competition Work in Electricity, John Wiley & Sons, Inc., ABD.
18-36/583-284
8/284
gerekli mekanizmaların devreye girmesi ve nihai tüketicilere kendi tedarikçisini seçme
hakkı tanınması gibi hususlar hayata geçirilmiştir.
(24) Ülkemizdeki serbestleşme sürecinin yol haritasını oluşturan kanunlar ve politika
belgeleri şu şekilde sıralanabilir:
3096 sayılı Kanun
4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanun
4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu
2004/3 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı-Elektrik Enerjisi Sektörü Reformu
ve Özelleştirme Strateji Belgesi (Strateji Belgesi): İlgili belgede özelleştirilecek
dağıtım ve üretim varlıklarının belirleneceği ve belli portföy grupları altında
toplanacağı ifade edilmiştir. Ayrıca dengeleme ve uzlaştırma mekanizması ile
tamamlanan, alıcılar ve satıcılar arasındaki ikili anlaşmalara dayalı bir serbest
piyasa yapısının kurulacağı belirtilmiş ve her bir dağıtım bölgesindeki serbest
olmayan tüketicilerin toplam elektrik talebinin %85’nin en fazla beş yıllık olarak
düzenlenecek geçiş sözleşmeleri7,8 ile Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş.
(TETAŞ) tarafından düzenlenen fiyatlar üzerinden karşılanması öngörülmüştür.
2009/11 sayılı Yüksek Planlama Kurulu Kararı- Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz
Güvenliği Stratejisi Belgesi: İlgili belgede elektrik toptan satış piyasasının
geliştirilmesi gerektiği ifade edilmiş ve bu kapsamda Elektrik Piyasası
Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği’nin (DUY) tamamlanarak
yayımlanmasının, 01.10.2009 tarihine kadar gün öncesi ticaret için “Gün Öncesi
Planlama” ve gerçek zamanlı dengeleme için de “Dengeleme Güç Piyasası”’nın
(DGP) oluşturulmasının, 01.01.2011 tarihine kadar da “Gün Öncesi Planlama”
yerine “Gün Öncesi Piyasası”’na (GÖP) geçilmesinin hedeflendiği belirtilmiştir.
Bu hedeflere ek olarak elektrik toptan satış piyasasının geliştirilmesi için vadeli
işlemler piyasasının ve kapasite mekanizmasının devreye alınacağı da ifade
edilmiştir. Toptan satış piyasasının dışında serbest tüketici limitinin düzenli bir
şekilde aşağıya indirilerek piyasa açıklık oranının artırılması, bu bağlamda 2011
yılının sonuna kadar meskenler hariç tüm tüketicilerin 2015 yılına kadarsa tüm
tüketicilerin serbest tüketici olmalarının sağlanacağı belirtilmiştir. Buna ek olarak
01.01.2013 tarihine kadar üretim, dağıtım ve perakende satış faaliyetlerini bir
arada yürüten teşebbüslerin ayrışması ve söz konusu faaliyetleri farklı tüzel
kişilikler altında sürdürmesi ve ayrıca belirlenmiş olan dağıtım ve üretim
varlıklarının özelleştirilmesi öngörülmüştür.
6446 sayılı Kanun: 6446 sayılı Kanun çerçevesinde bir önceki kanunda ayrı
lisanslara tabi olarak düzenlenmiş olan perakende ve toptan satış faaliyetleri,
tedarik lisansı altında birleştirilmiştir. Bu kanun ile getirilen en büyük gelişme ise,
piyasa işleticisi olan EPİAŞ’ın kuruluşuna yönelik hükümlerdir. 6446 sayılı
Kanun ile getirilen bir diğer husus ise, düzenleyici kuruluş olan EPDK’dan lisans
almadan (lisanssız) kurulabilecek santrallerin tanımının yapılmış olmasıdır.
7 İlgili dönemde dağıtım şirketi, sonrasında ise GTŞ olarak adlandırılan teşebbüslerin kendi tedarikçisini
seçemeyen veya seçme hakkını kullanmayan tüketicilere yapacakları elektrik tedarikinin %80-85
oranındaki kısmını TETAŞ üzerinden tedarik etmesidir.
85784 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile birlikte
beş yıllık olarak öngörülen geçiş sözleşmelerinin süresi 31.12.2012 tarihine kadar uzatılmıştır.
18-36/583-284
9/284
(25) Aşağıdaki şekilde Türkiye elektrik sektörünün 6446 sayılı Kanun kapsamında yer alan
faaliyetlerin birbirleriyle olan ilişkileri gösterilmektedir.
Şekil 1: 6446 Sayılı Kanunda Yer Alan Faaliyetlerin Birbiriyle Olan İlişkisi
(26) Şekilden de görüleceği üzere elektriğin fiziksel ve ticari akışı mevcuttur. Elektriğin
fiziksel akışı regüle bir şekilde iletim ve dağıtım şirketlerince sağlanmaktayken,
elektriğin ticari akışı serbestleşmenin uygulandığı alandır.
(27) Elektriğin fiziksel akışında çeşitli kaynaklara dayalı ve farklı mülkiyetlere sahip
santrallerce üretilen elektrik iletim ve dağıtım hatlarını kullanarak son kullanıcılara
ulaşmaktadır. Ticari akışta ise üretim, toptan satış ve perakende satış olmak üzere
üçlü bir yapı bulunmaktadır. Üretim tarafında hem tamamen piyasa dinamikleri
çerçevesinde üretim yapan oyuncular hem kamu kontrolünde bulunan oyuncular hem
de alım garantisine sahip olan oyuncular faaliyet göstermektedir.
(28) Perakende satış aşamasında düzenlenen tarifeler üzerinden elektrik alan tüketiciler ile
tedarikçisini seçme hakkına sahip tüketiciler bulunmaktadır. Düzenlenen tarifelere tabi
olan tüketiciler elektriklerini GTŞ’lerden almaktayken, kendi tedarikçisini seçme
hakkına sahip olan tüketiciler GTŞ’den, bağımsız tedarik şirketinden9 (BTŞ) veya
üretici şirketlerden elektrik alabilmektedir.
(29) Toptan satış aşaması ise üreticilerin, tedarikçilerin ve talep katılımı yapabilen
tüketicilerin karşılıklı olarak alım-satım yapabildikleri bir yapıdır. Söz konusu yapı
kapsamında piyasa oyuncuları enerji borsaları gibi organize piyasalar veya organize
olmayan piyasalar üzerinden alım-satım yapabilmekte, böylelikle oyuncular portföyünü
9 BTŞ, elektrik dağıtım bölgesinde GTŞ dışında elektrik tedariki alanında faaliyet gösteren şirketleri ifade
etmektedir. Bu teşebbüslere diğer tedarik şirketleri (DTŞ) de denilmekte olup kararda BTŞ ve DTŞ
kısaltmaları birbiri yerine kullanılmaktadır.
18-36/583-284
10/284
dengelemeyebilmekte ve ek gelirler elde edebilmektedir. Sözü edilen piyasa yapısında
devam eden serbestleşme süreci aşağıda yer alan görsel ile özetlenebilecektir.
Şekil 2: Türkiye Elektrik Piyasalarının Serbestleşme Süreci
Kaynak: Rekabet Kurumu Elektrik Toptan Satış ve Perakende Satış Sektör Araştırması (Sektör
Araştırması)
(30) Elektrik perakende satış faaliyeti elektrik değer zincirinin son halkasını oluşturmaktadır.
Buna ek olarak perakende aşaması üretim ve toptan satış faaliyetlerine ek olarak
rekabete açılmış olan bir diğer alandır.
(31) Perakende satış faaliyetinin rekabete açılmasının iki aşaması bulunmaktadır.
Serbestleşme sürecine ilişkin yapılan özelleştirmeler perakende piyasada rekabetin
tesis edilmesindeki ilk aşamayı oluştururken yıllık tüketimi serbest tüketici limitini aşan
tüketicilere kendi tedarikçisini seçme hakkının verilmesi ve bu yolla yerleşik perakende
satış şirketleri dışındaki oyuncuların da piyasaya girebilmesinin sağlanması ikinci ve
nihai aşamayı oluşturmaktadır.
(32) İlk aşama açısından bakıldığında perakende satış faaliyetinin tamamı özel şirketler
tarafından yürütülmektedir. İkinci boyut bağlamında ise serbest tüketici limitinin 2.400
kWh’a10 düşürülmesi ile önemli sayıda tüketici kendi tedarikçisini seçme hakkına
kavuşmuştur.
(33) Türkiye elektrik perakende piyasası serbest tüketici limiti çerçevesinde ikiye
ayrılabilecektir. Yıllık tüketimi EPDK tarafından belirlenen serbest tüketici limitinin
altında kalan tüketiciler perakende piyasanın rekabete kapalı bölümünü
oluşturmaktadır. Söz konusu tüketicilere elektrik tedariki 21 dağıtım şirketinden hukuki
olarak ayrışarak kurulmuş olan GTŞ’ler tarafından EPDK’nın düzenlenmekte olduğu
tarifeler üzerinden fiyatlandırılarak yapılmaktadır11. Her bir GTŞ görevli olduğu elektrik
dağıtım bölgesinde piyasanın rekabete kapalı bulunan kısmında yer alan tüketicilere
elektrik enerjisi tedariği bakımından münhasır sağlayıcıdır.
(34) Piyasanın diğer kısmı ise yıllık tüketimi serbest tüketici limitini geçen ve bu bağlamda
kendi tedarikçisini seçme hakkını kullanan tüketiciler ile yıllık tüketimi söz konusu limiti
geçen ancak serbest tüketici hakkını henüz kullanmamış ya da diğer bir ifadeyle,
dolaylı olarak elektrik enerjisi tedariğini, serbest tüketici hakkının kullanımına ilişkin
10 İlgili ifade “kiloWatt saat”’in kısaltmasıdır.
11 GTŞ’lerin düzenlenen tarife üzerinden yaptıkları tedarikteki brüt kar marjları %3,49’dur. Söz konusu
oran sabittir.
18-36/583-284
11/284
henüz bir edimde bulunmayarak GTŞ’den devam ettiren tüketicilerden oluşmaktadır.
Serbest tüketici hakkını kullanan tüketicilere yapılan tedarikin fiyatlaması taraflar
arasında teorik olarak serbestçe belirlenebilmektedir12. Ayrıca tedarikçiler açısından
sabit bir kar marjı bulunmamakta, her bir tedarikçi tüm maliyetlerini ve gelirlerini piyasa
dinamikleri çerçevesinde yönetmektedir. Buna ek olarak serbest tüketici hakkına sahip
tüketiciler bakımından herhangi bir münhasır sağlayıcı bulunmamakta, herhangi bir
tedarikçi herhangi bir bölgede bulunan tüketiciye elektrik tedarik edebilmektedir.
(35) Piyasanın rekabete açık ve kapalı kısımlarının EPDK tarafından belirlenen serbest
tüketici limitleri kapsamında oluştuğu düşünüldüğünde serbest tüketici limitinin ve
teorik piyasa açıklık oranının13 yıllar içindeki gelişimine yer vermek yararlı olacaktır.
Grafik 1: 2010-2016 Döneminde Serbest Tüketici Limiti ve Teorik Piyasa Açıklı Oranının Gelişimi
Kaynak: EPDK
(36) Grafikten anlaşıldığı üzere, EPDK tarafından düşürülen serbest tüketici limiti
çerçevesinde ülkemizdeki tüketimin %85’ini gerçekleştiren tüketiciler kendi
tedarikçisini seçme hakkına kavuşmuş durumdadır. Ancak tüketicilere kendi
tedarikçisini seçme hakkı tanımak kadar verilen hakkın, tüketici bilinci ve erişime açık
yeterli sayıda tedarikçi seçeneği doğrultusunda yaygın ve etkin olarak kullanılması da
rekabetçi bir perakende satış piyasası için önemlidir. Bu bakımdan, kendi tedarikçisini
seçme hakkına sahip olan tüketicilerden bu hakkını kullananların tüketiminin toplam
tüketime oranını gösteren fiili piyasa açıklık oranını dikkate almak yerinde olacaktır.
EPDK tarafından yayımlanan veriler dikkate alındığında, 2016 yılında serbest tüketici
hakkını kullanan tüketicilerin tüketimi 131,23 tWh14 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu
tüketim toplam tüketim olan 277,52 tWh ile karşılaştırıldığında, fiili piyasa açıklık oranı
yaklaşık olarak %61’dir. Teorik piyasa açıklık oranı ile kıyaslandığında piyasada
serbest tüketici hakkından yararlanabilecek durumda olan tüketimin yaklaşık yarısı bu
haktan yararlanmaktadır.
(37) Serbest tüketici hakkından yararlanan tüketim miktarının yanı sıra anılan haktan kaç
adet sayacın yararlandığı da önem taşımaktadır. Aşağıdaki grafikte 2010 yılından
günümüze serbest tüketici hakkını kullanarak elektrik tedarik eden sayaçların sayısına
yer verilmektedir.
12 Fiyatların belirlenmesi genel olarak fiili tavan fiyat olan tarifeler üzerinden verilen indirimler şeklinde
olmaktadır.
13 Teorik piyasa açıklık oranı yıllık tüketimleri serbest tüketici limitini geçen tüketicilerin tüketimlerinin
toplamının, tüketicilerin toplam tüketimlerine oranlanması ile bulunmaktadır.
14 İlgili ifade “teraWatt saat”’in kısaltmasıdır.
18-36/583-284
12/284
Grafik 2: 2009-2017 Döneminde Serbest Tüketici Hakkından Yararlanan Sayaç Sayısının Gelişimi
Kaynak: EPİAŞ
(38) Grafikten de görüleceği üzere, 2013 yılı ile birlikte serbest tüketici hakkından
yararlanan sayaç sayısında hızlı bir artış gözlemlenmektedir. Bu durumun temel
sebebi ise serbest tüketici limitinin 01.01.2013 yılında 25.000 kWh’tan 5.000 kWh’a
düşürülmesidir. Belirtilen düşüş ile birlikte birçok orta ve küçük ölçekli tüketici de kendi
tedarikçisini seçme hakkına kavuşmuştur.
(39) 2017 Mayıs itibarıyla serbest tüketici hakkından yararlanmakta olan sayaç sayısı
3.828.432’dir. Ülkemizde serbest tüketici niteliğine sahip toplam sayaç sayısının
yaklaşık 8,5 milyon15 olduğu düşünüldüğünde kendi tedarikçisini seçebilecek
sayaçların yaklaşık %45’i serbest tüketici hakkından yararlanmaktadır. Söz konusu
oranın mevcut durumda 2.400 kWh olan serbest tüketici limitinin daha da aşağıya
çekilmesi ile yükselmesi beklenmektedir.
(40) Perakende piyasasındaki yoğunlaşmayı değerlendirmek için elektrik perakende satış
piyasasında yerleşik ve diğer tedarikçilerin sahip olduğu serbest tüketici sayacına ve
söz konusu sayaçların tüketimlerine bakmak yararlı olacaktır. Aşağıdaki grafiklerde
serbest tüketici sayaçlarının ve söz konusu sayaçların tüketimlerinin dağılımına yer
verilmektedir.
15 Söz konusu sayı kesinlik arz etmemekle birlikte ulusal konferanslarda dile getirilmiştir.
0,00
200,00
400,00
600,00
800,00
1.000,00
1.200,00
1.400,00
1.600,00
1.800,00
2.000,00
2.200,00
2.400,00
2.600,00
2.800,00
3.000,00
3.200,00
3.400,00
3.600,00
3.800,00
4.000,00
4.200,00
4.400,00
4.600,00
4.800,00
5.000,00
A
ra
.0
9
N
is
.1
0
A
ğu
.1
0
A
ra
.1
0
N
is
.1
1
A
ğu
.1
1
A
ra
.1
1
N
is
.1
2
A
ğu
.1
2
A
ra
.1
2
N
is
.1
3
A
ğu
.1
3
A
ra
.1
3
N
is
.1
4
A
ğu
.1
4
A
ra
.1
4
N
is
.1
5
A
ğu
.1
5
A
ra
.1
5
N
is
.1
6
A
ğu
.1
6
A
ra
.1
6
N
is
.1
7
A
ğu
.1
7
A
ra
.1
7
B
in
18-36/583-284
13/284
Grafik 3: 2016 Eylül İtibarıyla Serbest Tüketici Sayaçlarının Dağılımı
Kaynak: EPİAŞ
Grafik 4: Eylül 2015- Eylül 2016 Dönemi İçin Serbest Tüketicilerin Tüketimlerinin Dağılımı
Kaynak: EPİAŞ
(41) Serbest tüketici sayaçlarının ve tüketim miktarlarının genel dağılımına ek olarak
piyasadaki en büyük dört tedarikçi olan Enerjisa, CK, Bereket Grubu ve Limak’ın
paylarına göz atmak yerinde olacaktır. En büyük dört tedarikçinin sahip olduğu serbest
tüketici sayaçları ve tüketim miktarları aşağıdaki grafiklerde gösterilmektedir.
97,38%
84,34%
90,78%
91,20%
2,62%
15,66%
9,22%
8,80%
0
500.000
1.000.000
1.500.000
2.000.000
2.500.000
Mesken Ticarethane Sanayi Toplam
GTŞ DTŞ
89,67%
71,35%
80,81%
75,41%
10,33%
28,65%
19,19%
24,59%
0,00
5.000.000,00
10.000.000,00
15.000.000,00
20.000.000,00
25.000.000,00
30.000.000,00
35.000.000,00
40.000.000,00
45.000.000,00
50.000.000,00
Mesken Ticarethane Sanayi Toplam
GTŞ DTŞ
18-36/583-284
14/284
Grafik 5: Eylül 2016 İtibarıyla En Büyük Dört Tedarikçinin Portföyündeki Serbest Tüketici Sayaçlarının
Oranı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: EPİAŞ
Grafik 6: Eylül 2015 - Eylül 2016 Dönemi İçin En Büyük Dört Tedarikçinin Portföyündeki Serbest
Tüketicilerin Tüketimlerinin Oranı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: EPİAŞ
(42) Yukarıdaki grafiklerden görüleceği üzere, GTŞ’ler ve GTŞ’lerle aynı ekonomik bütünlük
içinde bulunan tedarikçiler tüketim bakımından %(…..), sayaç sayısı bakımında da
%(…..) paya sahip durumdadır. Müşteri gruplarına ayrı ayrı bakıldığında da yerleşik
şirketlerin her üç tüketici grubunda da çok ciddi bir ağırlığa sahip olduğu
anlaşılmaktadır.
(43) Öte yandan BTŞ’ler sayaç sayısı bakımından mesken, ticarethane ve sanayi
gruplarında marjinal bir paya sahip iken, tüketim bazında sahip oldukları payda artış
gözlemlenmektedir. Bu bağlamda BTŞ’lerin portföylerinde bulunan müşterilerin
ortalama tüketimlerinin, yerleşik şirketlerin portföyünde bulunan müşterilere kıyasla
daha yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Buna ek olarak BTŞ’lerin en aktif oldukları
piyasa bölümünün ticarethane grubu olduğu görülmektedir.
(44) Mesken, ticarethane ve sanayi grubu tüketicilerin GTŞ ve BTŞ’ler arasındaki
dağılımları birbirinden farklılık göstermektedir. Söz konusu durumun düzenlenen
tarifelerdeki fiyat seviyesi, gerçekleşen Piyasa Takas Fiyatı (PTF)16 ve ilgili müşteri
gruplarının özellikleri nedeniyle oluştuğu değerlendirilmektedir. Bu çerçevede anılan
etmenlere yer vermek perakende satış piyasasının anlaşılması için yararlı olacaktır.
(45) EPDK tarafından üç aylık dönemler için belirlenmekte olan tarifeler, piyasada faaliyet
gösteren tedarikçiler açısından fiili tavan fiyat olarak algılanmakta ve tedarikçilerin
müşterilere sundukları teklifler tarifeler üzerinden iskonto olarak verilmektedir. Öte
yandan GÖP’te oluşan PTF, tedarikçilerin maliyetlerinin temel göstergesi olarak kabul
edilmektedir. Bunun yanında PTF’ye ek olarak Yenilenebilir Enerji Destekleme
Mekanizması (YEK) sonucunda ortaya çıkan maliyet de tedarikçiler açısından
önemlidir. Bu bağlamda YEK’e kısaca değinmek yararlı olacaktır.
(46) YEK güneş, rüzgar, jeotermal ve biogaz gibi yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektrik
enerjisi miktarının arttırılması için oluşturulan bir teşvik mekanizmasıdır. Söz konusu
teşvik mekanizması iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm kapsamında üretilen kWh
başına ABD Doları cinsinden alım garantileri uygulanırken ikinci bölüm kapsamında
yenilenebilir enerji üretecek olan santrallerde yerli parça kullanılması durumunda alım
16 PTF, piyasa katılımcıları tarafından GÖP’e yapılan alış ve satış tekliflerinin birbirletiyle eşleştirilmesi
sonucunda oluşan fiyattır. Günün her bir saati için ayrı bir PTF oluşmaktadır. PTF’nin seyri piyasa
katılımcılarına piyasadaki arz ve talep durumu hakkında sinyal vermektedir. Bu bakımdan PTF, elektrik
piyasaları açısından temel gösterge niteliğinde bulunmaktadır.
18-36/583-284
15/284
garantisi kapsamında verilen ücret artmaktadır. YEK kapsamında ödenen teşvikler
piyasa katılımcılarının tedarik ettikleri elektrik miktarlarına bölünerek birim başı YEK
maliyeti hesaplanmakta ve tedarikçilerin serbest tüketicilerden oluşan portföy
büyüklükleri oranında tedarikçilere dağıtılmaktadır. Bu sebeple PTF + YEK ile tarifeler
arasındaki ilişki tedarikçilerin davranışları üzerinde oldukça etkili olmaktadır. Aşağıdaki
grafiklerde müşteri gruplarına yönelik tarifeler ile PTF ve PTF + YEK kıyaslamalarına
yer verilmektedir.
Grafik 7: Ocak 2015 - Ekim 2017 Döneminde PTF, YEK Maliyeti ve Tek Zamanlı Sanayi Tarifesi
(TL/mWh17)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
Grafik 8: Ocak 2015- Ekim 2017 Döneminde PTF, YEK Maliyeti ve Tek Zamanlı Ticarethane Tarifesi
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
17 İlgili ifade “megaWatt saat”’in kısaltmasıdır.
18-36/583-284
16/284
Grafik 9: Şubat 2015- Şubat 2017 Döneminde PTF, YEK Maliyeti ve Tek Zamanlı Mesken Tarifesi
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
(47) Grafiklere bakıldığında, sanayi tarifesinin mesken ve ticarethane tarifesine kıyasla
daha düşük belirlendiği görülecektir. Söz konusu tarifeler ilgili müşteri gruplarında
bulunan müşteriler bakımından fiili anlamda tavan fiyat işlevi görmektedir.
(48) Tedarikçilerin maliyetini gösteren PTF ve YEK maliyetleri tarifelerle kıyaslandığında
tedarikçiler açısından tüm müşteri gruplarında hareket alanının iyice daraldığı, hatta
2016 Kasım-Aralık döneminde eksiye düştüğü görülmektedir. Söz konusu daralmanın
sanayi grubu müşterileri bağlamında çok daha ciddi olduğu anlaşılmaktadır. Buna
bağlı olarak bu durum bir tedarikçinin tarife üzerinden indirim vererek serbest
tüketicilere teklif vermesini zorlaşmaktadır.
(49) Tam da bu noktada, elektrik perakende satış pazarına ilişkin olarak YEK maliyetinden
söz etmek yerinde olacaktır. YEK kapsamında üreticilere verilen teşviklerin
oluşturduğu yük tedarik şirketlerinin sahip oldukları serbest tüketici portföyü oranında
tedarikçilere dağıtılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, YEK maliyeti tüm elektrik kullanıcılarına
değil, sadece serbest tüketici hakkını kullanan tüketiciler üzerine dağıtılmaktadır. Bu
durumun elektrik perakende satış faaliyeti bakımından iki sonuca neden olduğu
söylenebilir. Bunlardan ilki bütün yükün tedarikçilere ve dolayısıyla serbest tüketicilere
aktarılması ile tedarikçilerin serbest tüketicilere fayda sağlayabilecekleri marjın
daralmasıdır. Nitekim, PTF’nin üzerine YEK maliyeti eklendiğinde tarifenin altında teklif
vermenin son dönemde oldukça güçleştiğine ilişkin grafikler yukarıda gösterilmiştir.
(50) İkinci husus ise serbest tüketici hakkını kullanan ve kullanmayan tüketicilere ilişkindir.
YEK mekanizması ülkemizin yenilenebilir enerjiye dayalı üretimini artırmak ve bununla
bağlantılı olarak daha çevreci bir enerji politikası geliştirmek için gündeme gelmiştir.
Diğer bir ifadeyle, söz konusu mekanizma tüm topluma fayda yaratmak için getirilmiştir.
YEK maliyetinin mevcut bölüşüm mekanizması nihai tüketiciler arasında da
dengesiz/adil olmayan bir yük paylaşımına yol açmaktadır. Zira serbest tüketici
hakkına sahip olduğu halde bu hakkı kullanmayan ve oldukça yüksek tüketime sahip
bir tüketici YEKDEM maliyetini üstlenmezken serbest tüketici hakkını kullanan bir
başka ortalama tüketici bu maliyete katlanmaktadır. Söz konusu bölüşüm serbest
tüketici hakkından yararlanmanın maliyetini artırıcı niteliktedir. Bu çerçevede hali
hazırda bilinç seviyesi düşük olan tüketicilerin serbest tüketici hakkından yararlanmak
için ek bir maliyetle karşılaşması, tüketicilerin tedarikçisini seçme hakkını kullanması
18-36/583-284
17/284
karşısında caydırıcı bir etken olarak işlev gösterecek, bu kapsamda serbestleşme
sürecini olumsuz yönde etkileyebilecektir. Başka bir deyişle, uygulamaya konan iki
enerji politikasının sonuçları birbirini negatif etkileyebilecektir.
(51) GTŞ’ler, sorumlu oldukları elektrik bölgeleri bakımından sahip oldukları müşteri
merkezleri ve yerleşik şirket olmalarına bağlı marka imajları aracılığıyla müşterileri
kolay bir şekilde ikna edebilmektedir. Öte yandan BTŞ’ler, genel anlamda marka
imajından yoksun bulunmaktadır. Buna ek olarak BTŞ’lerin müşteri kazanmak için
sıfırdan bayi ağı kurması ve satış/pazarlama harcaması yapması gerekmektedir.
Yukarıda verilen tarife-PTF/YEK ilişkisindeki son dönemlerdeki seyir göz önünde
bulundurulduğunda BTŞ’lerin perakende piyasasında faaliyette bulunmalarının
GTŞ’lere nazaran daha zorlaştığı söylenebilir.
(52) Müşteri gruplarının özelliklerine bakıldığında, sanayi müşterileri elektrik piyasasındaki
serbestleşme konusundaki en bilinçli grup olarak kabul edilmektedir. Sanayi müşterileri
elektrik hizmetini bir girdi olarak algılamakta, bu anlamda piyasadaki birçok oyuncudan
teklif alarak en uygun teklifi bulmaya çalışmaktadır. Mesken müşterileri ise sanayi
müşterilerinin tam aksine bilinç seviyesi en düşük olan müşteri grubudur. Buna ek
olarak bu grupta yer alan müşteriler daha az sayıda farklı tedarikçiye ulaşabilmekte ve
fiyata ilişkin hassasiyetleri düşük olmaktadır. Ticarethane müşterileri açısından
bakıldığında, bu grupta bulunan müşterilerin davranışları yıllık tüketim miktarı arttıkça
sanayi grubu ile benzerlik göstermekteyken yıllık tüketim miktarı azaldıkça mesken
grubu ile benzerlik göstermektedir.
(53) Ticarethane müşterileri yerleşik şirketler dışında kalan tedarikçilere geçiş yapma
konusunda en aktif olan grubu oluşturmaktadırlar. Yüksek tüketime, piyasa hakkında
bilince ve fiyat hassasiyetine rağmen sanayi müşterilerinin en aktif müşteri grubu
olmamasının temel sebebinin mesken ve ticarethane tarifelerine göre düşük olan
sanayi tarifesinin varlığı olduğu söylenebilir. Tarifelerin ayrıntısına aşağıdaki grafikte
yer verilmektedir.
18-36/583-284
18/284
Grafik 10: Dağıtımdan Sisteme Bağlı Olan Mesken, Ticarethane ve Sanayi Tarifelerin Alt Kırılımları
(54) Grafikten de görüleceği üzere, elektrik bedelinin kendisi tüketiciler tarafından ödenen
nihai tutarın yaklaşık %50’sine tekabül etmektedir. Elektriğini serbest tüketici hakkını
kullanarak ikili anlaşmalarla alan son kullanıcıların da dağıtım bedeli, enerji fonu, TRT
payı, BTV ve KDV gibi kalemleri ödemeye devam ettiği göz önünde
bulundurulduğunda, serbestleşme kapsamında tedarikçiler, tüketicilere toplam fatura
bedeli üzerinden değil tüketicilerin toplam maliyetinin yaklaşık %50’si üzerinden fayda
sağlayabilmektedir.
(55) Türkiye elektrik perakende satış piyasasına ilişkin olarak önemli olan bir diğer husus
da son kaynak tedarik mekanizmasının varlığıdır. Son kaynak tedariki, serbestleşen
elektrik piyasasında serbest tüketici olarak herhangi bir tedarikçiden elektrik hizmeti
temin ettiği tedarikçisi iflas etmiş olan, bahse konu tedarikçinin birtakım mevzuatsal
yükümlülüklerini yerine getirememiş olması nedeniyle aynı tedarikçinin portföyü
boşaltılmış olması nedeniyle açığa çıkan veya kendisine elektrik sağlayacak uygun
tedarikçi bulamayan tüketicilerin korunması amacıyla geliştirilmiş bir mekanizmadır.
Tanımından da anlaşılacağı üzere, son kaynak tedariki esasen süreklilik arz eden bir
duruma değil tedarikçinin iflas etmesi veya tüketicinin tedarikçi bulamaması gibi istisnai
bir durumda elektrik hizmetinin sürekliliğini korumaya yönelik olarak işleyen bir sisteme
işaret etmektedir. Bu sebeple söz konusu mekanizma çerçevesinde oluşturulan
fiyatlama, teorik olarak piyasada oluşan fiyatların ciddi anlamda üzerinde
belirlenmekte, bu şekilde tüketicileri serbestleşen piyasadan elektrik almaya
yönlendirmekte, hatta zorlamaktadır.
51,98% 51,56% 56,63%
28,60% 29,07%
23,59%
15,25% 15,25%
15,25%
0,000000
0,050000
0,100000
0,150000
0,200000
0,250000
0,300000
0,350000
0,400000
0,450000
1 kwh/Mesken 1 kwh/Ticarethane 1 kwh/Sanayi
Elektrik Ücreti Dağıtım Bedeli Enerji Fonu (%1) TRT Payı (%2) BTV * (%5) KDV (%18)
18-36/583-284
19/284
(56) Son kullanıcılara yapılan satışlarla ilgili olan bir diğer kavram varsayılan tedarikçi
kavramdır. Söz konusu kavram son kaynak tedariki kavramı ile karıştırıldığından,
varsayılan tedarikçi kavramını kısaca açıklamak yerinde olacaktır. Elektrik
piyasalarının serbestleştirilmesi uzun bir süreç içinde gerçekleştirilmektedir. Elektrik
piyasasındaki serbestleşmenin önemli parçalarından olan tüketicilere kendi
tedarikçisini seçme hakkı tanınmasını ani bir şekilde tüm tüketicilere yaymak, işleyişin
doğasına ters gelmekte ve reform çabalarını sekteye uğratabilmektedir. Dolayısıyla
son kullanıcılara kendi tedarikçisini seçme hakkı belli limitler dâhilinde ve aşama
aşama verilmektedir. Öte yandan son kullanıcılara fayda sağlamak amacıyla yapılan
ve düzenlenen bir yapıdan serbest bir yapıya geçişi öngören süreçte tüketicilerin zarar
görmemesi için tüketicilerin yeterince bilinçli hale gelene kadar korunması gündeme
gelmektedir. Bu çerçevede kendi tedarikçisini seçme hakkına sahip olmasına rağmen
tedarikçisini değiştirmek istemeyen veya başka bir tedarikçiyle anlaştıktan sonra
tedarikçisi ile sorun yaşayan tüketicileri korumak amacıyla varsayılan tedarikçi
mekanizması geliştirilmiştir.
(57) Varsayılan tedarikçi, son kaynaktan farklı olarak serbestleşme sürecinin
tamamlanmasına kadar tüketicilerin mağdur edilmesini önlemek amacıyla geliştirilen
bir mekanizmadır. Ayrıca yine son kaynak tedarikinden farklı olarak varsayılan
tedarikçiye ilişkin yapılan fiyat düzenlemeleri tüketiciyi cezalandırmaya yönelik değildir.
Bu nedenle varsayılan tedarikçi için öngörülen tarifeler son kaynak tedariki için
öngörülen tarifelere göre daha düşük olmaktadır.
(58) Son kaynak tedariki 6446 sayılı Kanun’da “serbest tüketici niteliğini haiz olduğu halde
elektrik enerjisini, son kaynak tedarikçisi olarak yetkilendirilen tedarik lisansı sahibi
şirket dışında bir tedarikçiden temin etmeyen tüketicilere elektrik enerjisi tedariki”
şeklinde tanımlanmıştır. Tanımda yer verilen hususların son kaynak tedarikinden
ziyade varsayılan tedarikçiye yönelik olduğu görülmektedir. Ancak fiili durumda
tedarikçisi iflas eden, kendisine tedarikçi bulamayan ve başka bir tedarikçiden elektrik
almayı tercih etmeyen tüketicilerin hepsi 6446 sayılı Kanun’da tanımlanan son kaynak
tedariki çerçevesinde elektrik almaktadır. Başka bir ifadeyle son kaynak tedariki ile
varsayılan tedarikçi kavramları Türkiye elektrik piyasası bakımından fiili anlamda
çakışık durumdadır. Ülkemizdeki piyasa yapısı kapsamında son kaynak tedariki
hizmeti GTŞ’ler aracılığıyla sağlanmaktadır.
(59) Faturalama veya ödeme bildirimi, elektrik perakende satışı kapsamında kritik önemi
haiz bir müessesedir. Öyle ki, müşteriler faturalar üzerinden aylık olarak
gerçekleştirdikleri toplam tüketimlerini, tüketimlerinin gündüz/puant/gece kırılımlarını,
hangi dönem için birim başına ne kadar maliyete katlandıklarını ve dağıtım hizmet
bedeli gibi diğer kalemleri görme şansı bulmaktadır. Esasen bir tüketicinin abonelik
hizmeti kapsamında elektrik enerjisi hizmeti satın alması ile bir mağazada alışveriş
yapması arasında salt bir mal veya hizmet tüketimi yapılması bakımından bir fark
bulunmamakla birlikte, yapılan tüketim ve satın almaya ilişkin değerlendirme ve seçim
mekanizmalarının işletilmesi noktasında büyük farklar bulunmaktadır.
(60) Davranışsal iktisat bağlamında talep taraflı piyasa aksaklıkları kısmında daha ayrıntılı
şekilde yer verileceği üzere, mağaza alışverişi esnasında tüketim ve satın alma ile
bunlara ilişkin değerlendirme ve seçim yapma mekanizması örtüşen şekilde işletilirken,
abone hizmetleri kapsamında tüketim ve satın alma ile bunlara ilişkin değerlendirme –
seçim yapma mekanizmaları eş anlı işletilememektedir. Öyle ki ihmalkâr ve dikkatsiz
bir tüketici için bu mekanizmalar çok uzun süreler boyunca bile hiç işletilmeyebilecek
olmakla birlikte, bu mekanizmaların işletilmesini tetikleyecek en temel uyarıcı esasen
18-36/583-284
20/284
faturalandırma hizmetidir. Tüketici, faturalandırma hizmeti aracılığıyla en azından
gerçekleştirmiş olduğu tüketime dair bilgileri ve bu tüketimin koşullarını
görebilmektedir. Dolayısıyla faturalama ve ödeme bildirimi hizmetlerinin en ideal
şekilde, düzenli bir şekilde ve eksiksiz bir içerikle tesis edilmesi büyük önem arz
etmektedir.
(61) Öte yandan, faturalarda yer alan tüketimler ve ilgili fiyatlandırmalar, ilgili müşteriye teklif
vermek isteyen tedarikçiler için de önem arz etmektedir. Böylece bir tedarikçi, ilgili
müşterinin tüketim alışkanlıklarına göre mevcut tedarikçiden daha uygun fiyat teklifleri
sunabilecek ve dolayısıyla tüketiciler daha düşük fiyatlardan ve daha kaliteli
hizmetlerden yararlanabileceklerdir.
I.3. İlgili Pazar
(62) Daha önce de ifade edildiği üzere elektrik piyasasının değer zinciri; üretim, iletim,
toptan satış, dağıtım ve perakende satış gibi halkalardan oluşmaktadır. İşbu dosya
kapsamında elektrik perakende satış faaliyetinde bulunan GEDİZ, AYDEM, GDZ
EDAŞ ve ADM EDAŞ’ın davranışlarının inceleniyor olması nedeniyle elektrik dağıtım
ve elektrik perakende satış piyasalarında ilgili pazar değerlendirmesi yapılmaktadır.
I.3.1. Elektrik Dağıtım Faaliyetine İlişkin İlgili Pazar
I.3.1.1. İlgili Ürün Pazarı
(63) Elektrik dağıtım hizmeti serbestleşme süreci kapsamında özelleştirilen fakat doğal
tekel niteliği dolayısıyla serbestleştirilmeyen ve düzenlenen bir faaliyet alanıdır. Elektrik
dağıtım hizmeti temel olarak, iletim şebekesinden gelen elektriğin trafo merkezinde
geriliminin düşürülmesinden son kullanıcıya ulaştırılmasına kadar ki süreci kapsayan
bir hizmettir.
(64) Elektrik dağıtım hizmetinin rekabete kapalı bir alan olması ve tekelci düzenlemelere
tabi bulunması nedeniyle “elektrik dağıtım hizmeti” ilgili ürün pazarı olarak
tanımlanmıştır.
I.3.1.2. İlgili Coğrafi Pazar
(65) Ülkemiz 21 ayrı elektrik dağıtım bölgesine ayrılmış olup her bir bölgede ilgili dağıtım
şirketi elektrik dağıtım hizmeti vermek için münhasıran yetkilendirilmiştir. Bu kapsamda
elektrik dağıtım hizmeti bakımından GDZ EDAŞ’ın münhasıran yetkili bulunduğu “İzmir
ve Manisa ileri” ve ADM EDAŞ’ın münhasıran yetkili bulunduğu “Aydın, Denizli ve
Muğla illeri” ilgili coğrafi pazar olarak tanımlanmıştır.
I.3.2. Elektrik Perakende Satış Faaliyetine İlişkin İlgili Pazar
(66) Elektrik piyasasının serbestleşme sürecinde elektrik perakende satış faaliyeti, yapılan
özelleştirmeler, son kullanıcıya tedarikçisini seçme hakkı tanınması ve özel sektörün
katılımcı olarak piyasaya dahil olmasıyla rekabete açılmıştır.
(67) Elektrik perakende satış piyasasında son kullanıcı olarak mesken, ticarethane, sanayi,
tarımsal sulama ve aydınlatma müşterileri bulunmaktadır. Son kullanıcıların 2016
yılındaki tüketim oranlarına aşağıdaki grafikte yer verilmektedir.
18-36/583-284
21/284
Grafik 11: Son Kullanıcı Gruplarına Göre Tüketim Dağılımı (mWh/2016)
Kaynak: EPDK Aylık Elektrik Sektör Raporları
(68) Türkiye’de elektrik tüketimi bakımından en büyük müşteri grubu, %42’lik pay ile sanayi
grubudur. Sanayi grubunu %29’luk pay ile ticarethane takip etmektedir. Üçüncü sırada
ise toplam tüketim içindeki payı %24 olan mesken grubu bulunmaktadır. Grafikten de
anlaşılacağı üzere, aydınlatma ve tarımsal sulama tüketimleri perakende piyasasında
marjinal bir paya sahiptir. Buna ek olarak aydınlatma hizmeti tüm topluma sunulmakta,
söz konusu hizmet kapsamında tüketilen elektriğin maliyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığı (ETKB) ile belediyeler tarafından karşılanmaktadır. Dolayısıyla elektrik
perakende piyasasına ilişkin yapılacak analizlerde aydınlatma ve tarımsal sulama
tüketimleri dışarıda bırakılarak mesken, ticarethane ve sanayi gruplarına
odaklanılmıştır.
(69) Türkiye elektrik perakende satış piyasasında ikili bir yapı bulunmaktadır. İkili yapının
ilk kısmı EPDK tarafından belirlenen serbest tüketici limitinin altında tüketimi bulunan,
diğer bir ifadeyle hiçbir şekilde ikili anlaşma yapma imkânı bulunmayan tüketicilerden
oluşurken, piyasanın ikinci kısmı ise anılan serbest tüketici limitinin üzerinde tüketimi
bulunan tüketicilerden oluşmaktadır.
(70) Piyasanın rekabete kapalı bölümü olarak nitelendirilebilecek ilk bölümde elektrik
tedariki son kaynak tedariki kapsamında münhasıran GTŞ’ler tarafından düzenlenen
tarifeler üzerinden yapılmaktadır. Piyasanın rekabete açık kısmında ise elektrik tedariki
GTŞ’ler veya BTŞ’ler tarafından ikili anlaşmalarla veya düzenlenen tarifeler üzerinden
yapılabilmektedir. Bahsi geçen yapıdan dolayı elektrik perakende satış piyasasının
serbest tüketici limiti altında kalan tüketiciler ve bu limitin üzerinde kalan tüketiciler
olarak analiz edilmesi gerekmektedir.
I.3.2.1. Serbest Tüketici Limitinin Altında Kalan Tüketiciler Bakımından İlgili
Pazar
I.3.2.1.1. İlgili Ürün Pazarı
(71) 6446 sayılı Kanun’un “Toptan ve Perakende Satış Faaliyetleri” başlıklı 10. maddesinin
dördüncü fıkrasında; “ (…) Görevli tedarik şirketi, ilgili dağıtım bölgesinde bulunan
serbest tüketici olmayan tüketicilere Kurul tarafından onaylanan perakende satış
tarifeleri üzerinden elektrik enerjisi satışı yapar.” hükmü yer almaktadır. Söz konusu
2%
24%
29%3%
42%
Aydınlatma
Mesken
Ticarethane
Tarımsal Sunuma
Sanayi
18-36/583-284
22/284
hüküm çerçevesinde GTŞ’lerin serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere
yapılacak elektrik tedariki üzerinde yasal bir tekel hakkı bulunduğu anlaşılmaktadır.
(72) Bu nitelikteki tüketicilerin alternatif tedarik kaynaklarına ulaşma durumu olmadığından,
“serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilerle yapılan elektrik perakende satışı”’
ayrı bir ilgili ürün pazarı olarak belirlenmiştir. Bu noktada söz konusu pazar
kapsamında mesken, ticarethane ve sanayi bazında bir ayrım yapılmasının gerekip
gerekmediği de incelenmelidir.
(73) Mesken, ticarethane ve sanayi tüketicileri farklı tarifelere tabi durumdadırlar ve bu
bağlamda farklı fiyatlar üzerinden elektrik tüketmektedirler. Ayrıca söz konusu
tüketicilerin tüketim hacimleri de birbirinden farklılaşmaktadır. Bu farklılıklara
dayanarak işbu pazar kapsamında mesken, ticarethane ve sanayi kırılımlarına gitmek
serbest tüketici limitinin 25.000 kWh seviyesinde olduğu dönemlerde18 mantıklı
olabilecekse de, limitin 5.000 kWh’a ve daha da altında düştüğü 2013-2017 dönemi ve
sonrası için limit altı durumda bulunan tüketicilerin tüketimlerinin birbirinden
farklılaştığını iddia etmek zordur. Ayrıca limit altı tüketicilerin yasal olarak sadece ilgili
GTŞ’den alım yapmak zorunda olması ilgili pazarı mesken, ticarethane ve sanayi
şeklindeki alt gruplara ayırmayı engellemektedir19. Sonuç olarak mevcut pazar yapısı
dikkate alınarak “serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere yapılan elektrik
perakende satışı” ayrı bir ilgili ürün pazarı olarak tanımlanmıştır.
I.3.2.1.2. İlgili Coğrafi Pazar
(74) 6446 sayılı Kanun’un 10. maddesinin dördüncü fıkrası dikkate alındığında serbest
olmayan tüketicilerin ilgili dağıtım bölgesinde bulunan GTŞ’den elektrik almak
durumunda oldukları anlaşılmaktadır. İşbu dosya kapsamında incelenen şirketler olan
GEDİZ İzmir ve Manisa’da ve AYDEM Aydın, Denizli ve Muğla’da GTŞ olarak faaliyet
gösterdiğinden, serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere yapılan elektrik
perakende satışı bakımından “İzmir ve Manisa illeri” ve “Aydın, Denizli ve Muğla illeri”
ilgili coğrafi pazarlar olarak belirlenmiştir.
I.3.2.2. Serbest Tüketici Limitinin Üstünde Kalan Tüketiciler Bakımından İlgili
Pazar
I.3.2.2.1. İlgili Ürün Pazarı
(75) Mesken, ticarethane ve sanayi müşteri grupları tarife bazında kendi içinde alt gruplara
ayrılmaktadır. Örneğin, mesken grubu normal meskenler ile şehit aileleri ve gaziler
olmak üzere iki ayrı fiyatlandırmaya tabi tutulmaktadır. Şehit aileleri ve gaziler için
oluşturulmuş olan tarife yüksek oranda sübvanse edildiğinden20 bu grubun piyasada
faaliyet gösteren tedarikçiler açısından ticari olmadığı, bu sebeple de elektrik piyasası
için yapılacak olan analizlerden çıkarılabileceği değerlendirilmektedir.
18 Söz konusu dönemlerde serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilerin tüketimleri ve yaklaşımları
birbirinden farklılaşabilmektedir.
19 Serbest tüketici limitinin sıfıra indirilmesi sonucunda oluşacak piyasa yapısında limit altı tüketici
kavramı olmayacağından böyle bir pazar tanımına da gerek olmayabilecek, son kaynak tedarik
tarifesine ve/veya sosyal tarifelere tabi olacak tüketiciler bakımından farklı pazar tanımları gündeme
gelebilecektir.
20 Elektriğin kWh birim fiyatı normal mesken ve ticarethane tarifelerinde 0,214074 TL, tek terimli alçak
gerilim sanayi ile çift terimli orta gerilim sanayi tarifelerinde 0,205219 TL iken, şehit aileleri ve gaziler için
oluşturulan tarifede 0,077000 TL’dir.
18-36/583-284
23/284
Sanayi Grubu
(76) Sanayi grubu müşteriler sayaç sayısı olarak en küçük grup olmakla birlikte, Grafik
11’den de görülebileceği üzere tüketim baz alındığında en büyük grubu
oluşturmaktadırlar. Sanayi grubu müşterileri yüksek hacimli tüketime sahip olmaları
nedeniyle elektrik hizmetini ciddi bir maliyet kalemi olarak görmektedir. Bu kapsamda
sanayi müşterilerinin fiyat esneklerinin yüksek olduğu ve piyasadaki en iyi fiyatı
aradıkları söylenebilir. Elektrik maliyetlerinin aşağıya çekilmesi ve en iyi fiyattan elektrik
tedarik edilmesi açısından bazı büyük ölçekli sanayi müşterileri bünyelerinde bu
konuya ilişkin özel birimler21 de oluşturulabilmektedir. Öte yandan, çok yüksek tüketimli
müşteriler daha ucuz elektriğe ulaşmak ve olası kesintilerin önüne geçmek amacıyla
kendi santrallerini kurabilmektedir.
(77) Fiyat faktörünün dışında elektrik arzının sürekliliği sanayi müşterisi bakımından hayati
bir önem taşımaktadır22. Bu çerçevede özellikle özel trafoya sahip müşteriler için özel
trafonun ve diğer tesislerin bakımının önemli hale geldiği bilinmektedir.
(78) Sanayi müşterilerinin bir diğer özelliği, elektrik enerjisi taleplerinin esnek olabilmesidir.
Öyle ki, bir sanayi müşterisinin üretimini gündüz (06.00-17.00), puant (17.00-22.00) ve
gece (22.00-06.00) saatleri arasında kaydırabilmesi mümkün olabilmektedir23.
(79) Sanayi grubu müşteriler, sahip oldukları yüksek bilinç seviyesi ve buna bağlı fiyat
hassasiyeti ile esnekliğine rağmen ancak %73,14 oranında piyasadan elektrik
almaktadır. Bu duruma birtakım sanayi müşterilerinin piyasadan elektrik almamayı
tercih etmeleri ile sanayiyi teşvik etme amacıyla düşük belirlenmiş olan sanayi
tarifesinin yol açtığı söylenebilir.
(80) Aşağıdaki grafiklerde gündüz, puant, gece ve tek zamanlı tarifeler24 ile ilgili
zamanlardaki PTF ve YEK maliyeti gösterilmektedir.
21 Teşebbüslerin sadece elektrik tedariki üzerine çalışan (elektrik fiyat ve yük analizi yapan, enerji
verimliliği ile ilgilenen) bölümleri söz konusu özel birimlere örnek olarak verilebilecektir.
22 Günümüz dünyasında elektrik hizmeti tüm son kullanıcılar için olmazsa olmaz durumdadır. Ancak bir
mesken veya ticarethane müşterisi elektrik arzının tekrar başlamasıyla günlük rutinine hemen
dönebilirken, sanayi müşterisi kullandığı makine-teçhizatı kesintinin ardından devreye sokmak için uzun
sürelere ihtiyaç duyabilmektedir. Bu kapsamda elektrik kesintisinin etkisi kesintinin giderilmesinden
sonra da devam edebilmektedir.
23 Diğer müşteri gruplarının tüketimlerini başka zaman aralıklarına kaydırma istekliliği ve olanağı çok
daha sınırlıdır. Örneğin bir bakkalın hizmet verdiği saatleri gündüz ve puant saatlerden gece saatlerine
çekme şansı yoktur.
24 Tarifeler nihai tarifeler olmayıp tarifenin içinde yer alan elektrik perakende satış bedelidir.
18-36/583-284
24/284
Grafik 12: Ocak 2015-Kasım 2017 Gündüz Saatlerinde PTF, Gündüz Sanayi Tarifeleri ve Marj25
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
(81) Daha önce de ifade edildiği üzere, tavan fiyat olarak kabul edilebilecek tarife fiyatı ile
piyasa oyuncularının maliyet göstergesi olarak düşünülebilecek olan PTF arasında
kalan marj piyasa oyuncuların hareket alanını oluşturmaktadır. Grafikten görüleceği
üzere, gündüz saatleri bakımından (06.00-17.00) PTF ile tarife arasındaki marj bahar
aylarında artış gösterirken Temmuz-Ağustos ve Aralık-Ocak dönemlerinde
tedarikçilerin hareket edebileceği alan iyice daralmakta ve hatta bazı dönemlerde
tedarikçilerin gösterge maliyeti fiili tavan fiyatının da üstüne çıkmaktadır. Söz konusu
marjın bahse konu dönem aralığında maksimum %38 ve minimum -%21 bandında
düzensiz seyir izlediği ve özellikle Kasım 2016’dan itibaren önceki dönemlere göre çok
daha dramatik düşüşler gösterdiği ve son dönemde de söz konusu marjın istikrarlı
olarak dar seyrettiği görülmektedir.
25 Marj, tarife ile piyasada oluşan PTF arasında kalan kısmı göstermektedir. Tedarikçilerin kar etmeleri
ve tüketicilere indirim sağlamaları bu marj dahilinde olmaktadır.
18-36/583-284
25/284
Grafik 13: Ocak 2015- Kasım 2017 Dönemi Puant Saatlerinde PTF, Puant Sanayi Tarifeleri ve Marj
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
(82) Grafikten de görüleceği üzere, puant saatlerinde (17.00-22.00) tarife ile PTF arasındaki
makas gündüz ve gece saatlerine göre daha geniş olup bahse konu dönem aralığında
minimum %32 maksimum %67 aralığında bir seyir izlemektedir. Ancak puant saatleri
açısından oluşan marj, gece ve gündüz bakımından oluşan marj ile benzer bir eğilime
sahiptir. Bu durumun temel sebebinin PTF’nin gündüz, gece ve puant saatler için aynı
mevsimselliği göstermesi olduğu değerlendirilmektedir. Bu sebeple tedarikçilerin
hareket alanları Temmuz-Ağustos ve Aralık-Ocak dönemlerinde daralmakta özellikle
bahar aylarında da (Mart-Nisan-Mayıs) genişlemektedir.
Grafik 14: Ocak 2015- Kasım 2017 Dönemi Gece Saatlerinde PTF, Gece Sanayi Tarifeleri ve Marj
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
(83) Gündüz saatlerinde dönem dönem eksiye düşmekle birlikte tedarikçilerin genelde
pozitif bir marja sahip olduğu anlaşılmaktadır. Puant saatlerinde ise devamlı olarak
pozitif marj olduğu görülmektedir. Ancak talebin en düşük olduğu gece saatleri
18-36/583-284
26/284
bakımından (22.00-06.00) tam tersi bir durum bulunmaktadır. Grafikte görüleceği
üzere, istisnai durumlar26 haricinde PTF sürekli olarak gece tarifesinin üzerinde
seyretmekte ve marj bahar dönemleri dışında önemli oranda negatif seyretmektedir.
Grafik 15: Ocak 2015- Ekim 2017 Döneminde PTF, YEK Maliyeti ve Tek Zamanlı Sanayi Tarifesi
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
(84) Tek zamanlı tarife ile PTF kıyaslamasında da gece, gündüz ve puant saatlere ilişkin
yapılan kıyaslamada ortaya çıkan sonuçlarla benzerlik olduğu görülmektedir. Bu
bağlamda Temmuz-Ağustos ile Aralık-Ocak dönemlerinde tarife ile oluşan PTF
arasındaki marj daralırken hatta negatife dönüşürken, bahar aylarında söz konusu marj
genişlemektedir. Ancak 2017 yılından itibaren bahar aylarında tarife fiyatı ile PTF
arasında kalan ve genişleyen marj, artan YEK maliyeti neticesinde sıfırlanmakta hatta
dönem dönem marjı eksiye düşmektedir.
(85) Tarife ile PTF-YEK maliyeti arasındaki marja ek olarak sanayi müşterilerinin sahip
olduğu yük eğrisi27 de önemlidir. Bu bağlamda Gediz ve Aydem elektrik bölgelerindeki
sanayi müşterilerinin ortalama yük eğrisine aşağıda yer verilmektedir.
26 Bahsi geçen istisnai durum Mart-Nisan aylarında hidroelektrik santrallerden gelen arz artışından
kaynaklanmaktadır.
27 Talep eğrisi olarak da adlandırılabilecek olan yük eğrisi, yükün zamana göre değişimini gösterir.
0
20
40
60
80
100
120
140
160
180
200
220
240
260
Sanayi Tarife PTF Ağırlıklı Ortalama YEK Maliyeti YEK+PTF
18-36/583-284
27/284
Grafik 16: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde 2016 Yılında Sanayi Müşterilerinin Ortalama Yük Eğrisi
Kaynak: EPİAŞ
Grafik 17: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde 2016 Yılında Sanayi Müşterilerinin Ortalama Yük Eğrisi
Kaynak: EPİAŞ
(86) Grafikten de görüleceği üzere, her üç bölgedeki sanayi müşterilerinin ortalama
tüketimleri gündüz saatlerinin içinde kalan 08.00-16.00 aralığında yoğunlaşmaktadır.
Bu durumun, tedarikçilerin sahip oldukları marj ile birlikte dikkate alındığında,
portföyünde baz yük28 santral (kömür ve barajsız hidroelektrik)29 bulunmayan
28 Mevsimsel olarak genelde sonbahar ayları, gün içinde de genellikle gün doğumu öncesi gibi zaman
dilimlerinde oluşan düşük talep “baz yük” olarak adlandırılmaktadır (YÜCEL C. Y., (2012), Elektrik
Üretiminde Hakim Durumun Tespiti, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezi, Rekabet Kurumu, Ankara).
29 Söz konusu santrallerin devreye girip çıkmaları zaman almaktadır. Bu sebeple söz konusu santraller
üretimlerini durdurmamak için çok düşük fiyatlarda elektrik üretimi gerçekleştirebilmektedir.
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
00 01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23
B
in
(M
W
h
)
Saat
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
34
35
36
37
38
39
00 01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23
B
in
(M
W
h
)
Saat
18-36/583-284
28/284
tedarikçilerin sanayi grubu müşterilerine teklif vermelerini zorlaştırdığı
değerlendirilmektedir30. Öte yandan sanayi müşterilerinin üretimlerini gece saatlerine
kaydırabilme esnekliğine sahip olması veya gün boyu üretime devam etmesi31, bu
müşteri grubunu portföyünde baz yük santrali bulunan tedarikçiler için cazip
kılmaktadır.
(87) Bir tedarikçinin bir müşteriye teklif sunmasında müşterinin kendisine ve bilgilerine
erişmek kritik rol oynamaktadır. Öyle ki, bir tedarikçinin teklifini oluşturması için
müşterinin tüketim alışkanlıklarını32 bilmesi, oluşturacağı teklifi müşteriye sunabilmesi
içinse müşterinin adresi ve telefon numarası gibi bilgilere sahip olması gerekmektedir.
(88) Daha önce de belirtildiği üzere, sanayi müşterileri kendileri için önemli bir girdi maliyeti
oluşturan elektrik maliyetini asgari seviyeye indirmeye çalışmaktadır. Bu sebeple
sanayi müşterileri, tedarikçilerden daha iyi teklif alabilmek adına geçmiş tüketimlerini,
tüketimlerin dağılımını düzenli olarak tutmakta ve bu verileri tedarikçilerle
paylaşabilmektedirler. Buna ek olarak, sanayi grubu müşterileri piyasa araştırması
yapıp tedarikçilerden teklif isteyerek ve farklı fiyat tekliflerini karşılaştırarak
tedarikçilerin müşteriye erişme maliyetini azaltmaktadır. Öte yandan, sanayi
müşterilerinin piyasayı bilmeleri, bilinçli olmaları ve birçok alternatif teklif alabilmeleri
nedeniyle pazarlık güçlerinin yüksek olduğu söylenebilecektir. Bu kapsamda mevcut
yapıda düşük sanayi tarifesinin, yüksek piyasa maliyetlerinin ve sanayi müşterilerinin
yüksek pazarlık gücünün sanayi grubunun karlılığını bir tedarikçi için aşağıya çektiği
değerlendirilmektedir.
(89) Sanayi müşterilerinin tedarikçiler açısından sahip olduğu bir diğer özellik de dengeden
sorumlu grup33 kavramına ilişkindir. Piyasa katılımcıları sahip oldukları tüketim
portföyü ve tedarik taahhütlerini, sahip oldukları üretim ve yapılan alımlarla denk
tutmaya çalışmaktadırlar. Piyasa katılımcıları portföylerindeki eksikliği/fazlalığı ilk
olarak GÖP’te gidermeye çalışmaktadır. GÖP’te portföyün denkleştirilememesi
durumunda ilgili piyasa katılımcısı GİP’te işlem yaparak portföyünü denk hale getirme
şansına sahip olmaktadır. GİP’te de denkleştirmenin gerçekleştirilememesi
durumunda katılımcılar sahip oldukları talep ile üretim arasındaki dengesizliği DGP’de
cezalı bir şekilde alım/satım yaparak gidermektedirler. Örneğin, bir piyasa katılımcısı
tüketiminden fazla üretime sahip olduğu durumda (pozitif dengesizlik) elinde fazla
bulunan elektriği piyasa fiyatının altında satmak durumunda kalırken, tüketimin
üretimden fazla olması durumunda üretim açığını piyasa fiyatının üstündeki bir fiyattan
temin etmek zorunda kalmaktadır. Anılan portföy dengesizliklerinin giderilmesi piyasa
katılımcıları üzerinde ciddi bir mali yük oluşturabilmektedir. Dengeden sorumlu grup
mekanizması piyasa katılımcılarına, GÖP’e gelmeden önce dengesizliklerini azaltma
ve ek bir gelir elde etme fırsatı sunmaktadır.
30 Söz konusu maliyete tedarikçinin yapacağı satış, pazarlama, ön ve arka ofis uygulamalarının
maliyetleri eklendiğinde sanayi müşterisine teklif verme maliyeti daha da artmaktadır.
31 Söz konusu durum özellikle Toroslar bölgesinde daha net gözlemlenmektedir. Öyle ki, Toroslar
bölgesindeki sanayi tüketiminin en yüksek seviyesi ile en düşük seviyesindeki arasındaki marj oldukça
düşük bulunmaktadır.
32 Tüketim alışkanlığı, müşterinin hangi saat dilimlerinde ne kadar elektrik tükettiği, tüketimini başka
zaman dilimlerine kaydırıp kaydıramayacağı, kaydırabilecekse ne kadar kaydırabileceği ve ödeme
alışkanlıkları gibi hususları kapsamaktadır.
33 Dengeden sorumlu grup, DUY’un 4. maddesinin (ö) fıkrasında; piyasa katılımcılarının piyasa
işletmecisine bildirmek suretiyle oluşturdukları ve grup içinden bir piyasa katılımcısının grup adına
denge sorumluluğuna ilişkin yükümlülükleri üstlenen grup olarak tanımlanmıştır.
18-36/583-284
29/284
(90) Piyasadaki bir kısım katılımcılar yüksek üretim ve düşük tüketim portföyüne (uzun
pozisyon), birtakım katılımcılar da düşük üretim ve yüksek tüketim portföyüne (kısa
pozisyon) sahiptir. Bu çerçevede kısa ve uzun pozisyona sahip olan piyasa katılımcıları
portföylerini, GÖP/GİP/DGP sürecinden önce dengeden sorumlu grup mekanizması
kapsamında dengeleyebilmektedirler34.
(91) Sanayi müşterileri, hacim olarak yüksek tüketime sahip olmaları nedeniyle dengeden
sorumlu grup mekanizmasının içinde yer alan tedarikçiler için önemlidir. Portföyünde
sanayi grubu müşterisi bulunduran bir tedarikçi pozitif dengesizliği olan piyasa
katılımcılarının dengeden sorumlu grubu olarak ilgili tedarikçinin pozitif dengesizliğini
azaltması35 nedeniyle portföyünde sanayi müşteri bulunan tedarikçi, pozitif
dengesizliği bulunan tedarikçiden ödeme alarak ek bir gelir elde edebilmektedir.
(92) Genel olarak sanayi müşterileri tüketimlerini gün içinde kaydırabilme, tedarikçilere ek
gelir yaratma imkânı sağlama ve satış ve pazarlama faaliyetleri bakımından kolay
erişilme gibi nedenlerle tedarikçi açısından cazip olmakla birlikte, bu grupta yer alan
müşterilerin pazarlık güçlerinin yüksek olması ve düşük sanayi tarifesinin varlığı bu
segmentin kârlılığını azaltmaktadır.
(93) Sanayi müşterilerinin özellikleri yukarıda belirtildiği gibi olmakla birlikte bağlanılan
gerilim seviyesi sanayi müşterileri ve tedarikçiler için önemlidir. Bu durumun temel
sebebi iletim seviyesinden (yüksek gerilimden) sisteme bağlı olan müşterilerin, nihai
tarifede orta ve alçak gerilim için öngörülen dağıtım ve reaktif enerji bedeli gibi
kalemlere tabi olmamasıdır. Öte yandan alçak ve orta gerilimden (dağıtım şebekesi)
sisteme bağlanan sanayi müşterileri ise bahsi geçen maliyetlere tabi durumdadır. Bu
sebeple iletim seviyesinden sisteme bağlı olan sanayi müşterileri dağıtım seviyesinden
sisteme bağlı bulunan sanayi müşterilerine göre tedarikçiler için daha cazip hale
gelmektedir.
(94) Ayrıca iletim seviyesinden sisteme bağlanan sanayi müşterilerin tüketimleri dağıtım
seviyesinden bağlı bulunan sanayi müşterilerinin tüketimlerine kıyasla çok daha
yüksektir. Diğer bir ifadeyle iletimden bağlı sanayi müşterileri, dağıtımdan bağlı sanayi
müşterilerinden tüketim bazında ciddi oranda farklılaşmaktadır. Söz konusu durum
aşağıdaki grafikten de görülebilecektir.
34 Üretimi 100 birim, tüketim portföyü 10 birim olan A piyasa katılımcısı ile üretimi 20 birim, tüketimi 60
birim olan B piyasa katılımcısı dikkate alındığında, A katılımcısı DGP’de 90 birim pozitif dengesizliğe
düşerken, B katılımcısı da 40 birim negatif dengesizliğe düşecektir. Ancak A ve B katılımcıları
birbirlerinin dengeden sorumlu grubu olduklarında, B katılımcısının 40 birimlik üretim açığı, A
katılımcısının 90 birimlik üretim fazlasından kapatılacak ve A ile B’den oluşan dengeden sorumlu grubun
dengesizliği 50 birim pozitif dengesizlik olarak gerçekleşecektir. Bu kapsamda 80 birimlik etkinlik
sağlanmış olacaktır.
35 Diğer bir ifadeyle pozitif dengesizliğe sahip olan tedarikçinin fazla üretiminin en azından bir kısmını
GÖP’te oluşan PTF’nin altında satmasını önlediği için.
18-36/583-284
30/284
Grafik 18: Ocak 2015 - Ekim 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde İletim ve Dağıtım
Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Tüketicilerin Tüketim Karşılaştırması (kWh)
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 19: Ocak 2015 - Ekim 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde İletim ve Dağıtım
Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Tüketicilerin Tüketim Karşılaştırması (kWh)
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
Grafik 20: Ocak 2015 - Ekim 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde İletim ve Dağıtım
Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Tüketicilerinin Sayaç Sayılarının Karşılaştırması
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 21: Ocak 2015 - Ekim 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde İletim ve Dağıtım
Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Tüketicilerinin Sayaç Sayılarının Karşılaştırması
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(95) 2017 Ekim itibarıyla Gediz ve Aydem elektrik dağıtım bölgelerinde sisteme iletim
seviyesinden bağlı sayaç sayısı sırasıyla, 50 ve 9 iken, iletimden bağlı sayaçların
tüketimi söz konusu bölgelerdeki toplam sanayi tüketiminin sırasıyla %70 ve %30’unu
oluşturmaktadır. Sanayi grubu sayaçları bakımından Gediz ve Aydem elektrik dağıtım
bölgelerinde sırasıyla %3 ve %1’lik payı temsil eden iletim müşterilerinin, Gediz
bölgesindeki sanayi tüketiminin %70’ini, Aydem bölgesinde ise sanayi tüketiminin üçte
birini gerçekleştiriyor olması, iletim müşterilerinin tüketimlerinin ne kadar büyük
olduğunu ortaya koymaktadır.
(96) İletim ve dağıtım seviyesinden bağlı bulunan teşebbüsler arasındaki ciddi tüketim farkı
ve iletim müşterilerinin dağıtım müşterilerinin katlanmak durumunda olduğu birtakım
maliyetlere katlanmıyor olması nedeniyle sanayi müşterilerine yapılan elektrik
perakende satış hizmeti bakımından ilgili pazar, “iletimden bağlı sanayi müşterilerine
yapılan elektrik perakende satış hizmeti” ve “dağıtımdan bağlı sanayi müşterilerine
yapılan elektrik perakende satış hizmeti” olmak üzere ikiye ayrılmıştır.
Mesken Grubu
(97) Mesken grubu müşteriler sayaç sayısı bazında en büyük, tüketim bazında ise en küçük
grubu oluşturmaktadır. Sayaç sayısının fazlalığı nedeniyle mesken segmentinin
18-36/583-284
31/284
elektrik perakende piyasasının kitlesel tarafını oluşturduğu dile getirilmektedir. Öte
yandan mesken müşterileri serbest tüketici hakkını elde etmesine rağmen bu hakkı en
az kullanan müşteri grubu niteliğindedir. Söz konusu durum aşağıdaki grafikten de
görülebilecektir.
Grafik 22: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken Grubu Müşterilerin Ocak 2015 - Ekim 2017
Dönemindeki Dağılımı (Sayaç Bazlı)
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 23: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken Grubu Müşterilerin Ocak 2015 - Ekim 2017
Dönemindeki Dağılımı (Sayaç Bazlı)
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(98) Grafiklerden de anlaşılacağı üzere, Aralık 2017 itibariyle her iki bölgede de yıllık
tüketimi serbest tüketici limitini geçen mesken müşterilerinin yaklaşık %50’si söz
konusu hakkını kullanmamakta ve düzenlenen tarifeler üzerinden elektrik tedarik
etmektedir.
(99) Aralık 2017 itibarıyla 2.400 kwh olan serbest tüketici limiti nedeniyle Gediz ve Aydem
bölgelerinde bu segmentte yer alan (…..) müşterinin (…..)’sı kendi tedarikçisini seçme
hakkına sahip değildir. Öte yandan kendi tedarikçisini seçme hakkını haiz olan (…..)
müşterinin (…..)’si söz konusu hakkı kullanmamakta, geri kalan (…..) müşterinin
(…..)’si ise yerleşik şirket ile ikili anlaşma yaparak elektrik tedarik etmektedir. Aşağıdaki
grafikte ülke genelindeki mesken müşterilerinin dağılımı gösterilmektedir.
Grafik 24: Mesken Müşterilerinin Dağılımı (Ekim 2017/Sayaç Sayısı Bazında)
Kaynak:EPİAŞ
(100) Görüldüğü üzere, ülke genelinde mesken grubu müşteriler açısından GTŞ’lerin
hâkimiyeti söz konusudur. Söz konusu durumun, mesken müşterilerinin serbest piyasa
ve serbest piyasanın getireceği olası faydalar hakkında yeterli bilgiye sahip
olmamasından ve fiyat hassasiyeti düşük olan müşterilerin piyasada verilmekte olan
18-36/583-284
32/284
indirim oranlarını düşük bulmalarından ileri geldiği değerlendirilmektedir36. Bu
bağlamda müşterilerin tüketim hacimleri ile ikili anlaşma yapma ve yerleşik şirket
dışındaki tedarikçiden elektrik alma eylemi arasında bir ilişki olduğu söylenebilir. Bahsi
geçen ilişki aşağıda yer alan grafikte de görülebilecektir.
Grafik 25: Tedarikçi Türüne Göre Mesken Müşterilerinin 2011 Yılı Sayaç Başı Tüketimleri 37
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ ve ADM
(101) Mesken müşterilerinin fiyat hassasiyetlerinin düşük, bilinilirlik açısından marka imajına
verdikleri önemin görece yüksek ve yan hizmet/ürünlere atfedilen önemin yüksek
olduğu belirtilmelidir. Bu bağlamda fiyat hassasiyeti düşük olan mesken grubu
müşterilere elektrik hizmetinin yanında doğal gaz ve telekomünikasyon gibi diğer
altyapı hizmetlerinin sunulması gündeme gelebilecek, bu şekilde mesken
müşterilerinin tedarikçi değiştirmesi kolaylaşabilecektir38. Bu çerçevede BTŞ’lerin
portföyünde bulunan mesken müşterilerinin ne kadarının doğal gaz veya
telekomünikasyon hizmeti veren oyunculardan elektrik aldığını göstermek yararlı
olacaktır.
Grafik 26: Doğal Gaz ve Telekomünikasyon Şirketlerinin BTŞ’ler İçindeki Yeri39
Kaynak: EPİAŞ
(102) Grafikte görüldüğü üzere, doğal gaz ve telekomünikasyon şirketlerinin payı mevcut
durumda sınırlı olsa da, ilerleyen dönemde doğal gaz piyasasının serbestleşmesi,
serbest tüketici limitinin sıfırlanması ve gerekli yasal altyapının oluşturulmasına bağlı
36 Düşük bilinç seviyesi ve fiyat hassasiyeti nedeniyle mesken müşterilerinin pazarlık gücünün de yok
denecek kadar az olduğu değerlendirilmektedir.
37 Hesaplama ilgili tedarikçilerin 2017 yılında tedarik ettikleri elektrik miktarının 2017 Aralık döneminde
portföyde bulunan sayaç sayısına bölünmesiyle yapılmıştır.
38 EREK H, 2016, Elektrik, Doğalgaz ve İnternet Hizmetlerinin Birlikte Sunulması Sürecinde Yakınsama,
Potansiyel Rekabet ve Rekabet Hukukunun Rolü, Rekabet Uzmanlık Tezi
39 Söz konusu grafik doğal gaz dağıtımı ve perakende satışında yerleşik konumda bulunan teşebbüslerin
elektrik satışlarını kapsamakta, hem doğal gaz hem de elektrik piyasasında yerleşik konumda bulunan
oyuncuların satışlarını kapsamamaktadır.
18-36/583-284
33/284
olarak hem doğal gaz hem de telekomünikasyon şirketlerinin ciddi potansiyele sahip
olduğu düşünülmektedir.
(103) Mesken müşterileri, zamandan bağımsız olarak istikrarlı bir tüketime sahiptirler40.
Meskenlerin istikrarlı bir tüketime sahip olması, mesken müşterilerinin tüketimini
zamanlar arasında kaydıramadığını göstermektedir. Bu bağlamda mesken müşterileri
esnekliğe sahip değildir. Ayrıca meskenler fatura ve tahsilat hususunda en güvenli
müşteri grubunu oluşturmaktadırlar.
(104) Mesken müşterilerinin bir diğer özelliği de daha önce konu edilen iki müşteri grubundan
farklı olarak Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) kapsamında korumaya
sahip olmalarıdır. Bu bağlamda ilgili mesken müşterisi tedarikçiden aldığı faydayı iade
etmesi durumunda mevcut olan ikili anlaşmasını başka hiçbir yükümlülük altında
kalmadan bitirebilmektedir. Öte yandan ticarethane ve sanayi müşterileri böyle bir
korumaya sahip değildirler ve yaptıkları ikili anlaşmaya aykırı hareket ettiklerinde veya
ikili anlaşmayı zamanından önce sonlandırdıklarında ek cezai şartı veya cayma
bedelini ödemek durumunda kalmaktadırlar. Bu bağlamda mesken müşterilerinin
tedarikçi geçişi hukuki olarak sanayi ve ticarethane müşterilerine göre daha kolay
olmakta ve tedarikçiye verdikleri taahhüt süresinden önce tedarikçi değişikliğine
gitmeleri durumunda katlandıkları bedel daha düşük olmaktadır. Bunun yanında
mesken müşterilerinin istikrarlı bir tüketim eğilimine sahip olması ve kayda değer bir
tüketim hacmi taşımaları nedeniyle bir tedarikçi için risk dağıtma ve portföy
çeşitlendirme işlevi de gördüğü belirtilmelidir.
(105) Mesken grubu müşterilerinin tabi olduğu tarife ile PTF ve YEK maliyetlerine yer vermek
yararlı olacaktır. Söz konusu hususlara aşağıdaki grafiklerde yer verilmektedir.
Grafik 27: Ocak 2015 - Kasım 2017 Gündüz Saatlerinde PTF, Gündüz Mesken Tarifesi ve Marj
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Raporlama Platformu
(106) Gündüz saatlerinde tedarikçiler için genelde pozitif bir hareket alanı olduğu ama diğer
iki müşteri grubunda da gözlendiği üzere Temmuz-Ağustos ve Aralık-Ocak
dönemlerinde söz konusu hareket alanının ciddi anlamda daraldığı, yine son
dönemlerde bu marj daralmasının daha ciddi şekilde yaşandığı görülmektedir.
40 Sıcak yaz dönemi ile soğuk kış dönemi bu durumun istisnasıdır.
18-36/583-284
34/284
Grafik 28: Ocak 2015 - Kasım 2017 Dönemi Puant Saatlerinde PTF, Puant Mesken Tarifesi ve Marj
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Raporlama Platformu
(107) Grafikten de görüldüğü üzere bir tedarikçi için en yüksek hareket alanı puant
saatlerinde mevcuttur. Ancak PTF’nin seyri nedeniyle söz konusu marj diğer
dönemlerde ve müşteri gruplarında olduğu gibi Temmuz-Ağustos ve Aralık-Ocak
dönemlerinde aşınmaktadır.
Grafik 29: Ocak 2015 - Kasım 2017 Dönemi Gece Saatlerinde PTF, Gece Mesken Tarifesi ve Marj
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Raporlama Platformu
(108) Mesken müşterileri için belirlenmiş gece tarifesi bahar ayları hariç PTF’nin altında
seyretmektedir. Bu sebeple gece saatleri açısından mesken grubunda da genellikle
eksi bir marj bulunmaktadır.
18-36/583-284
35/284
Grafik 30: Şubat 2015 - Şubat 2017 Dönemi PTF, YEK Maliyeti ve Tek Zamanlı Mesken Tarifesi
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
(109) Tedarikçilerin mesken müşterileri grubundaki hareket alanı sabit kalan tarifeyle
yükselen PTF ve YEK maliyetlerine bağlı olarak giderek daralmıştır. Söz konusu
daralmanın 2017 yılında daha dramatikleştiği görülmektedir. Ortalama bir mesken
müşterisinin gerçekleştirdiği tüketimin günün hangi saatlerine yoğunlaştığı tedarikçi
açısından önemlidir. Bu bağlamda mesken müşterilerinin ortalama yük eğrisine yer
vermek faydalı olacaktır.
Grafik 31: Gediz ve Aydem Elektrik Dağıtım Bölgelerinde 2016 Yılında Mesken Müşterilerinin Ortalama
Yük Eğrisi
Kaynak: EPİAŞ
(110) Grafikten de görüleceği üzere, hem Gediz hem de Aydem elektrik bölgelerindeki
meskenlerin tüketimi, tam da “puant” olarak tanımlanan zaman dilimi olan 18:00 –
21:00 saatleri arasında yoğunlaşmaktadır. Dolayısıyla mesken müşterilerinin en çok
tüketim yaptığı zaman dilimi tedarikçilerin en fazla marja sahip oldukları puant
saatlerdir. Bu bağlamda mesken müşterileri tedarikçiler için teorik olarak cazip bir
segmenttir. Ancak bu koşullara rağmen mesken grubu oransal olarak en az ikili
anlaşma yapan müşteri grubu niteliğindedir. Daha önce de ifade edildiği üzere, mesken
0,00
2,00
4,00
6,00
8,00
10,00
12,00
14,00
16,00
18,00
20,00
22,00
24,00
26,00
28,00
30,00
32,00
34,00
36,00
38,00
40,00
42,00
44,00
46,00
48,00
50,00
52,00
54,00
56,00
58,00
00 01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23
B
in
(M
W
h
)
Saat
Gediz Aydem
18-36/583-284
36/284
müşterilerinin bilinç seviyesinin ve fiyat hassasiyetinin düşük olmasının41 bu duruma
yol açan faktörler olduğu söylenebilir.
(111) Öte yandan perakende elektrik piyasasındaki ortalama brüt kar oranlarının %5-6
olduğu dikkate alındığında, müşteriler tarafından istenen indirim oranlarının tedarikçiler
tarafından verilmesi oldukça zor olmakta, bu sebeple de bağımsız tedarikçiler mesken
segmentine teklif vermekten imtina edebilmektedir.
(112) Bunun yanında, mesken müşterilerine elektrik tedariki yapmak isteyen bir tedarikçinin
ilk olarak müşteriyi serbest piyasa hakkında bilinçlendirmesi gerekmektedir. Mesken
müşterilerinin fiyat hassasiyetinin ve bilinç seviyesinin daha düşük olduğu da göz
önünde bulundurulduğunda, bir tedarikçinin mesken müşterisini bilinçlendirmek ve
ikna edebilmek için ciddi çaba sarf etmesi ve maliyete katlanması gerekecektir.
(113) Hacimsel olarak büyük bir segment olan mesken müşterilerine erişmek için bir tedarikçi
ciddi bir bayi ağı ve saha ekibi kurmaya, marka imajına yatırım yapmaya ihtiyaç
duymaktadır. Buna ek olarak, mesken müşterisini ikna etmek üzere yan hizmetler
sunulması için de ilgili tedarikçi belli maliyetleri yüklenmek durumunda kalmaktadır. Bu
bağlamda tedarikçinin oluşacak pazarlama ve satış maliyetini yönetebilmesi için belli
bir ölçeği yakalaması gerekmektedir. Öte yandan, mesken müşterisini ikna etmenin
zorluğu42, ilgili tedarikçi sayesinde bilinçlenen müşterinin başka tedarikçi ile
anlaşabilmesi ve TKHK’nın mesken müşterilerine sağladığı korumalar ve farklı bir
tedarikçiye geçiş durumunda görece daha az bir maliyetle karşılaşması, bir tedarikçinin
gerekli olan ölçeğe ulaşmasını engelleyebilecek hususlardır.
(114) Meskenler için katlanılan satış ve pazarlama maliyetinin yanında tedarikçinin
müşterilere erişmesi meşakkatli olabilmektedir. Serbest tüketici limitinin 2017 yılında
2.400 kWh’a çekilmesiyle neredeyse tüm ticarethane müşterilerinin kendi tedarikçisini
seçme hakkına sahip olması, ticarethane müşterilerini tedarikçiler açısından çok daha
görünür kılmaktadır. Zira bağımsız bir tedarik şirketinin yeni limit doğrultusunda rassal
olarak serbest tüketici olmayan bir ticarethaneye denk gelme olasılığı, mesken
tüketicisine göre daha azalmıştır. Böylelikle tedarikçilerin ticarethane müşterisi ile
temas kurması az maliyetli olmaktadır43. Ancak meskenlerin önemli bir kısmının halen
2.400 kWh’lık serbest tüketici limitinin altında olması nedeniyle kendi tedarikçisini
seçebilecek durumda olan bir müşterinin ilgili tedarikçiler tarafından bulunması ve
iletişime geçilmesi ciddi işlem maliyeti içermektedir. Öte yandan özellikle mesken ve
ardından küçük ticarethane müşterileri bağlamında GTŞ’nin sahip olduğu bayi ve
müşteri hizmetleri noktası benzeri hizmet noktalarının, serbest tüketici hakkını
kazanmış tüketicilere ulaşarak abone kazanmaya sağladığı katkısının oldukça büyük
olduğu belirtilmelidir. Zira söz konusu müşteriler geleneksel kanalları kullanarak fatura
ödeme başta olmak üzere, elektrik enerjisi hizmetine ilişkin işlemleri için müşteri
hizmetleri noktalarını en sık ziyaret eden kesim olduğundan, GTŞ bu müşteri
41 Düşük fiyat hassasiyeti, bir tüketiciyi tedarikçisini değiştirmeye ikna etmek için çok daha yüksek indirim
oranları sunulmasını gerektirmektedir.
42 Düşük fiyat hassasiyeti (düşük hassasiyet nedeniyle yüksek indirim/tasarruf beklentisi), serbest
piyasaya ilişkin bilinç seviyesinin düşüklüğü, marka imajına önem verilmesi ve birtakım yan hizmetlerin
verilme beklentisi nedenlerinden kaynaklanmaktadır.
43 Hangi müşterinin kendi tedarikçisini seçme hakkına sahip olup olmadığı, tüketimi, sayaç numarası,
telefon ve adres bilgileri mevcut düzende herhangi bir birim tarafından yayımlanmamaktadır. Bu
bağlamda bir bağımsız tedarikçinin söz konusu verileri kendisinin sahadan toplaması ve düzenlemesi
gerekmektedir. Diğer bir ifade ile belli bir masrafa katlanması söz konusudur. Ancak düzenlenen tarife
üzerinden elektrik alan müşterileri bölgesel olarak görüntüleyebilen GTŞ’ler anılan verilere
erişebilmektedir.
18-36/583-284
37/284
gruplarına ‘pasif satış’ niteliğine uyabilecek, yerinde satış ve pazarlama hizmeti
sunabilmekte ve dolayısıyla abone edinme maliyetini azaltabilme olanağına
kavuşabilmektedir.
(115) Genel olarak bakıldığında, bir tedarikçi için mesken segmenti, sahip olunan hareket
alanı, portföy çeşitlendirme etkisi ve karşı tarafın pazarlık gücü olmaması nedeniyle
teorik olarak kârlı bir alandır. Ancak mesken tarafının yönetilmesi gereken satış,
pazarlama, imaj yaratma ve ek fayda sunma maliyetleri, ölçeğe erişme ihtiyacı44,
TKHK’nın sağlamış olduğu koruma ve müşterilere erişmenin zorluğu göz önünde
bulundurulduğunda mesken müşterilerinin elde edilme maliyetinin yüksekliğinden
bahsedilebilecektir.
Ticarethane Grubu
(116) Ticarethane grubu hem sayaç hem de tüketim miktarı bakımından en büyük ikinci
müşteri grubudur. Bunun yanı sıra ticarethane müşterileri serbest tüketici hakkını
kullanarak GTŞ’ler dışındaki şirketlerle en çok ikili anlaşma yapan gruptur45.
(117) Sanayi ve mesken müşteri gruplarının bilinç seviyesinin iki uçta olduğu
düşünüldüğünde ticarethane müşterileri bu iki ucun arasında konumlandırılabilecektir.
(118) Ticarethane grubu müşterileri sanayi ve mesken grubu müşterilerine kıyasla daha az
homojenlik göstermektedir. Bu durumun temel sebebi hem küçük esnaf olarak
nitelendirilebilecek kasap, bakkal ve berber gibi müşterilerin hem de otel ve hastane
gibi müşterilerin ticarethane olarak tanımlanmasıdır.
(119) Küçük ölçekli ticarethane müşterilerinin mesken müşterileriyle benzerlik
gösterebileceği düşünülse de, iki temel husus, mesken ve ticarethane müşterilerini
ayrıştırmaktadır. İlk husus bilinç seviyeleri arasındaki farklılıktır. Ne kadar küçük ölçekli
olursa olsun, ticarethaneler ticari bir faaliyette bulunmakta, bu bağlamda elektriğe
dayalı maliyetlerini mümkün mertebede en aza indirmeye çalışmakta, elektriği bir girdi
olarak algılamaktadır. Mesken müşterileri içinse daha önce de ifade edildiği üzere
böyle bir yaklaşımın söz konusu değildir. İkinci husus ise, tedarikçilerle müşteriler
arasındaki sözleşme ilişkisini temelden etkiyecek bir etmendir. Mesken başlığında da
vurgulandığı üzere, mesken müşterileri TKHK’nın koruması altında bulunmakta, bu
bağlamda sözleşmesini sona erdirmek istediğinde daha az maliyetle karşılaşmaktadır.
Ancak ticarethane müşterileri ölçekleri küçük olsa dahi böyle bir korumadan
yararlanamamakta, bu nedenle tedarikçiyle yapmış olduğu sözleşmeyi erkenden
bitirmek istemesi durumunda daha yüksek bir geçiş maliyeti ile yüzleşebilmektedir.
(120) Ticarethane müşterileri açısından değinilmesi gereken diğer bir husus, tedarikçilerin
bu segmentte sahip oldukları marjdır. Aşağıdaki grafiklerde ticarethane müşterileri
bakımından gündüz, puant, gece ve tek zamanlı tarifeler ile ilgili zamanlardaki PTF ve
YEK maliyeti gösterilmektedir.
44 Mesken müşterileri küçük ölçekli bir tüketime sahiptir. Bu sebeple bir tedarikçi tarafından bu
segmentte girmek için yapılacak pazarlama ve satış çalışmalarının müşteri başına düşen maliyetinin
makul seviyelere çekilebilmesi için ilgili tedarikçinin yüzlerce hatta binlerce mesken müşterisini portföye
katması, diğer bir ifadeyle ölçeği yakalaması gerekmektedir. Bu durum mesken segmentine yapılacak
girişler açısından ciddi bir giriş engeli oluşturmaktadır.
45 Sektör Araştırması, 2015.
18-36/583-284
38/284
Grafik 32: Ocak 2015- Kasım 2017 Gündüz Saatlerinde PTF, Gündüz Ticarethane Tarifesi ve Marj
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Raporlama Platformu
(121) Grafik incelendiğinde, tarife ile PTF arasındaki marjın daha önce de ifade edildiği
üzere, Temmuz-Ağustos ve Aralık-Ocak dönemlerinde daraldığı bahar dönemlerinde
ise genişlediği görülmektedir. Marjın son dönemde önceki dönemlere nazaran yine
daha daraldığı ve hatta negatif seyre dönüştüğü görülmektedir. Söz konusu marjın
bahse konu dönem aralığında %40 ile -%13 bandında düzensiz seyir izlediği ve
özellikle 2016 Kasım’dan itibaren önceki dönemlere göre çok daha dramatik düşüşler
gösterdiği ve 2017 yılının ilk on ayında marjın önceki yıllardaki aynı döneme kıyasla
daha ciddi daraldığı dile getirilmelidir. Sanayi tarifesine göre ticarethane tarifesinin
daha yüksek belirlenmesi sebebiyle bu müşteri grubu kapsamında tedarikçilerin
hareket edebilecekleri daha geniş bir marj bulunmaktadır.
Grafik 33: Ocak 2015 - Kasım 2017 Puant Saatlerinde PTF, Puant Ticarethane Tarifesi ve Marj
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Raporlama Platformu
18-36/583-284
39/284
(122) Puant saatler için tarife, sanayi grubunda olduğu gibi gündüz ve gece saatlerine göre
daha yüksek belirlenmiş durumdadır. Bu nedenle puant saatler bakımından PTF ile
tarife arasında ciddi bir marj olduğu, marjın %36 ile %68,5 bandında dolaştığı
görülmektedir.
Grafik 34: Ocak 2015- Kasım 2017 Gece Saatlerinde PTF, Gece Ticarethane Tarifesi ve Marj (TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Raporlama Platformu
(123) Ticarethane tarifesinde gece saatleri için belirlenen fiyat genel olarak PTF’nin altında
kalmakta, bu anlamda gece saatleri bakımından tedarikçiler negatif bir marja sahip
olmaktadır. Söz konusu marjın bahse konu dönem aralığında maksimum %28 ve
minimum -%82 bandında düzensiz seyir izlediği görülmektedir.
Grafik 35: Ocak 2015 - Ekim 2017 PTF, YEK Maliyeti ve Tek Zamanlı Ticarethane Tarifesi (TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ Şeffaflık Platformu
(124) Grafiklerde yer alan tarife, PTF ve YEK maliyetleri dikkate alındığında sanayi grubuna
kıyasla ticarethane segmentinde tedarikçiler için daha fazla hareket alanı olduğu
görülmekte ve bu müşteri grubunu BTŞ’ler açısından daha cazip kılmaktadır.
Dolayısıyla bu durumun, ticarethane segmentinin BTŞ ile en fazla sözleşme yapan
segment olmasını açıkladığı değerlendirilmektedir. Ancak PTF ve YEK maliyetinde
meydana gelen artışlar ve tarifenin zam görmemesi nedeniyle son dönemde
tedarikçilerin inisiyatif alarak yarışacakları marj ciddi anlamda daralmıştır. Özellikle,
tedarikçilerin teklif verirken hesaba kattığı Mart-Mayıs dönemindeki ucuz elektrik ve
18-36/583-284
40/284
geniş marj aynı dönemde artan YEK maliyetine bağlı olarak neredeyse ortadan
kalmaktadır46.
(125) Ticarethanelere ilişkin bir diğer husus da ticarethanelerin sahip oldukları yük eğrisi ve
bu yükün yerini değiştirme kapasitesidir. Aşağıdaki grafikte Gediz ve Aydem elektrik
dağıtım bölgelerindeki ticarethane yük bilgisi gösterilmektedir.
Grafik 36: Gediz ve Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde 2016 Yılında Ticarethane Müşterilerinin Yük
Eğrisi
Kaynak: EPİAŞ
(126) Ticarethanelerin yükünün gündüz tarifesinde yer alan 10.00-16.00 saatlerinde
yoğunlaştığı görülmektedir. Bu kapsamda ilgili zamandaki tarife-PTF marjının büyüklük
olarak en iyi ikinci marj olduğu dikkate alındığında, bunun tedarikçilerin ticarethane
grubuna teklif verme isteğini artırdığı değerlendirilmektedir. Öte yandan
ticarethanelerin yürüttükleri faaliyetler nedeniyle 10.00-16.00 saatleri arasındaki yoğun
tüketimlerini başka bir zaman dilimine kaydırma imkanlarının bulunmadığı, diğer bir
ifadeyle talebin esnek olmadığı ifade edilmelidir. Bu çerçevede ticarethanelerin hem
yükün dağılımı hem de yükün kaydırılması yeteneği bakımından sanayi grubu
müşterilerinden ayrıştığı değerlendirilmektedir.
(127) Anılan farklılıkların yanı sıra, ticarethane grubunda yer alan müşterilerin mesken ve
sanayi grubu müşterileriyle benzerlikleri de bulunmaktadır. Sanayi grubu ile olan
benzerliklere bakıldığında, görece yüksek tüketime sahip olan ticarethaneler, sanayi
müşterilerinde olduğu gibi ilgili tedarikçi tarafından dengeden sorumlu grup
mekanizmasında kullanılabilmekte ve bu yolla ilgili tedarikçi ek bir gelir elde
edebilmektedir. Buna ek olarak, yüksek tüketime sahip ticarethanelerin, daha yüksek
fiyat hassasiyetine ve alternatif tedarik kaynaklarına kolay erişime sahip olmaları
nedeniyle sanayi müşterileri gibi ciddi bir pazarlık güçleri bulunabilmektedir. Bu iki
46 Elektriğin Mart-Mayıs döneminde ucuz olmasının temel sebebi eriyen kar suları çerçevesinde
hidroelektrik santrallerin üretimlerini ciddi ölçüde artırmaları ve aynı dönemde tüketimde mevsime bağlı
olarak ciddi artışların yaşanmamasıdır. Öte yandan YEK maliyetini oluşturan üretim karmasına
bakıldığında 2017 Mart-Mayıs döneminde hidroelektrik santrallerin toplam içindeki payı %66 olarak
karşımıza çıkmaktadır. Diğer bir ifadeyle PTF, Mart-Mayıs döneminde hidroelektrik santrallerin artan
üretimi çerçevesinde düşerken, aynı dönemde YEK kapsamında yer alan hidroelektrik santrallerin de
üretiminin artması YEK’in, dolaysıyla da tedarikçilerin maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır.
0,00
10,00
20,00
30,00
40,00
50,00
60,00
70,00
80,00
90,00
100,00
110,00
120,00
130,00
140,00
150,00
00 01 02 03 04 05 06 07 08 09 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23
B
in
(M
W
h
)
Saat
Gediz Aydem
18-36/583-284
41/284
durumun tedarikçilerin bu müşterilere yapacağı tedarikin kârlılığını aşağıya çektiği
belirtilmelidir.
(128) Ticarethane müşterilerinin mesken müşteriyle olan benzerliğine bakıldığında ise,
sayaç sayısı bakımından fazla olan küçük ölçekli ticarethaneler, mesken
müşterilerinde olduğu gibi kitlesellik göstermekte, bu anlamda küçük ölçekli
ticarethanelere erişim sağlamak için bir tedarikçinin kitlesel bir satış ve pazarlama
stratejisi oluşturması, bu bağlamda geniş bir saha ekibi ve bayi ağı kurması
gerekmektedir. Bu durum küçük esnafa yapılacak satış ve pazarlama faaliyetlerinin ve
bu gruptan müşteri kazanmanın maliyetini artırmaktadır. Buna ek olarak, mesken
müşterilerinde olduğu gibi küçük ticarethaneler, tercihlerinde marka imajı veya birtakım
yan faydalar arayabilmektedir. Bu bağlamda bu segment için marka imajı yaratmak
veya elektrik dışında da ürün/hizmet sunmak bir tedarikçi için ciddi bir maliyet anlamına
gelmektedir.
(129) Sonuç olarak ticarethane grubunda bulunan büyük ticarethaneler (tekil ve büyük
ticarethaneler, zincir ticarethaneler ve kamu kurumları) ve küçük ticarethaneler (küçük
esnaf) elektrik hizmetini algılama biçimi, müşteri davranışı, abone edinme maliyeti
bakımından birbirlerinden ayrışmakla birlikte, söz konusu kırılımların birbirinden çok
ciddi bir biçimde ayrışmıyor ve daha da önemlisi piyasadaki rekabet koşullarını
belirleyen önemli etmenlerden biri olan tarifenin bu grupta yer alan müşteriler için
farklılaşmıyor olması nedeniyle ticarethane grubu bakımından iki ayrı ilgili ürün pazarı
tanımlanmasına gerek bulunmamaktadır.
(130) Genel anlamda bakıldığında ticarethane grubunda yer alan müşteriler en aktif şekilde
yerleşik şirketler dışında kalan tedarikçilere geçiş yapan müşterilerdir. Ticarethane
grubu, müşterilere erişimin görece kolay olduğu ve sayaç sayısı bakımından riskin
dağılmasına yardımcı olan47 bir segmenttir, bu bağlamda ticarethane grubu bir
tedarikçinin pazara giriş yapması için kritik durumdadır.
(131) Mesken, ticarethane ve sanayi gruplarının özelliklerine genel hatlarıyla yukarıda yer
verilmiştir. Elektrik perakende satış piyasası ile ilgili olarak değerlendirilmesi gereken
bir diğer husus, serbest tüketici limitini geçmesine rağmen düzenlenen tarifeler
üzerinden elektrik tedarik etmeye devam eden müşterilerin pazarda ne şekilde
konumlandırılacağıdır.
(132) Her üç müşteri grubu içinde hem kendi tedarikçisini seçme hakkını kullanan hem de
limiti geçmesine rağmen bu hakkı kullanmayan müşteriler bulunmaktadır. Tedarikçisini
seçme hakkı olmasına rağmen bu hakkını kullanmayan müşterilerin kolayca bu
haklarını kullanabilecek durumda olmaları ve yukarıda da gösterildiği üzere
düzenlenen tarifelerle piyasa fiyatları arasında ciddi bir fark olmaması nedeniyle
serbest tüketici hakkını kullanan tüketicilerle, bu hakka sahip olmasına karşın bu hakkı
kullanmayıp düzenlenen tarifeden elektrik almaya devam eden tüketicilerin aynı
pazarda olduğu değerlendirilmektedir.
(133) Üç müşteri grubu hakkında yukarıda yer verilen bilgi ve açıklamalar dikkate
alındığında, her ne kadar tüketilen ve tedarik edilen elektrik homojen bir yapıya sahip
olsa da sanayi, ticarethane ve mesken gruplarının sahip oldukları özelliklerin ve her bir
47 Tedarikçiler tahsilat riskini dağıtmak ve dengelemek adına portföylerinde bulunan her büyük ölçekli
müşteriye karşılık olarak belli sayıda görece daha küçük ölçekli müşterileri portföyüne katmaya
çalışmaktadır. Ticarethane grubu müşterileri söz konusu ihtiyacın en az maliyetle karşılandığı segment
olarak karşımıza çıkmaktadır.
18-36/583-284
42/284
segmentteki rekabet koşullarının birbirinden farklılaştığı ve her bir müşteri grubunun
ayrı bir ilgili ürün pazarı özelliği gösterdiği değerlendirilmektedir.
(134) Üç müşteri grubunun davranışsal özelliklerindeki farklılıklara ek olarak, anılan müşteri
grupları arasında hukuki ve teknik farklılıklar da bulunmaktadır. Hukuki olarak ilk
farklılık her bir müşteri grubunun farklı tarifelere tabi olmasıdır. Söz konusu tarifeler
arasındaki farklılıklar aşağıdaki grafiklerde gösterilmektedir.
Grafik 37: Ocak 2015 – Ekim 2017 Dönemi Tek Zamanlı Mesken, Ticarethane ve Sanayi Tarifeleri ve
PTF (TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ
Grafik 38: Ocak 2015 – Kasım 2017 Dönemi Gündüz Mesken, Ticarethane ve Sanayi Tarifeleri ve
PTF (TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ
18-36/583-284
43/284
Grafik 39: Ocak 2015 – Kasım 2017 Dönemi Puant Mesken, Ticarethane ve Sanayi Tarifeleri ve PTF
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ
Grafik 40: Ocak 2015 – Kasım 2017 Dönemi Gece Mesken, Ticarethane ve Sanayi Tarifeleri ve PTF
(TL/mWh)
Kaynak: EPİAŞ
(135) Yukarıdaki grafiklerde gösterilen tarifeler ile PTF seyri dikkate alındığında, sanayi
müşterileri ile ticarethane ve mesken müşterilerine yönelik olarak tedarikçilerin sahip
oldukları marjın birbirinden farklılaştığı görülmektedir. Zira ticarethane ve mesken
müşterilerine yönelik olan tarifeler arasında Ocak 2016 dönemine kadar dikkate değer
bir fark olmakla birlikte, anılan dönemden sonra iki tarife neredeyse çakışık duruma
gelmiştir. Bu nedenle tedarikçilerin anılan müşteri gruplarına sunacağı faydalar, söz
18-36/583-284
44/284
konusu grupların yukarıda ifade edilen özellikleri de dikkate alındığında değişiklik
gösterebilecektir.
(136) Hukuki farka ek olarak mesken, ticarethane ve sanayi müşterileri arasında teknik
farklılık da bulunmaktadır. Öyle ki, söz konusu müşterilerin tüketimlerinin yoğunlaştığı
saatler de birbirinden farklılık göstermektedir. Serbest tüketici hakkını kullanan
mesken, ticarethane ve sanayi müşterilerinin yük eğrilerine aşağıdaki grafikte yer
verilmektedir.
Grafik 41: Türkiye Mesken, Ticarethane ve Sanayi Müşterilerinin 2016 Yılı Yük Eğrileri (mWh)
Kaynak: EPİAŞ
(137) Grafikten de görüleceği üzere, mesken, ticarethane ve sanayi müşterilerinin
tüketimlerinin en yüksek olduğu saatler birbirinden farklılaşmaktadır. Mesken
müşterilerinin tüketimleri 08:00-22:00 saatleri arası daha stabil olup 18.00-21.00
saatleri arasında yoğunlaşırken, ticarethanelerin tüketimi 10.00-16.00 saatleri
arasında ve sanayi müşterilerinin tüketimi ise 06.00-16.00 saatleri arasında
yoğunlaşmaktadır. Dolayısıyla meskenler açısından özellikle puant ve gündüz
saatlerindeki marj; sanayi ve ticarethane müşterileri içinse gündüz saatlerindeki marj
tedarikçiler tarafından verilecek faydalar için önem kazanmaktadır.
(138) Sanayi ve ticarethane müşterilerinin yüksek tüketim gerçekleştirdiği saatler gündüz
dönemi içinde kalmaktadır. Ancak yükün yoğunlaştığı saatler kadar, farklı saatlerde
yük miktarında gerçekleşen değişimin de önemli olduğu belirtilmelidir. Bu çerçevede
ticarethanelerin en yüksek tüketime sahip olduğu saatler ile en az tüketime sahip
olduğu saatler arasında %100 oranında fark mevcutken sanayi müşterileri bakımından
söz konusu fark %43 seviyesinde bulunmaktadır. Bu nedenle, sanayi müşterilerinin
ticarethane müşterilerine kıyasla daha istikrarlı bir tüketime sahip oldukları ve iki
müşteri grubunun tüketim eğiliminin ve bir tedarikçi açısından maliyet yapılarının
birbirinden ciddi anlamda ayrıştığı değerlendirilmektedir.
18-36/583-284
45/284
(139) Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, mesken, ticarethane ve sanayi müşterilerinin
birbirinden farklı özellikler gösterdiği ve ayrı pazarlarda bulunduğu tekrar dile
getirilmelidir. Ancak sanayi grubu yukarıda ifade edildiği üzere iletimden bağlı sanayi
müşterileri ile dağıtımdan bağlı sanayi müşterileri şeklinde iki farklı ilgili pazardan
oluşmaktadır.
(140) Sonuç olarak işbu dosya kapsamında serbest tüketici hakkına sahip olup bu hakkı
kullanmayan ve söz konusu hakkını kullanarak herhangi bir tedarikçi ile ikili anlaşma
yapan müşteriler bakımından “iletim seviyesinden sisteme bağlı olan sanayi
müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”, “dağıtım seviyesinden sisteme bağlı
olan sanayi müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”, “ticarethane müşterilerine
yapılan elektrik perakende satış” ve “mesken müşterilerine yapılan elektrik perakende
satış” faaliyetleri ayrı ilgili ürün pazarları olarak tanımlanmıştır.
I.3.2.2.2. İlgili Coğrafi Pazar
(141) İlgili coğrafi pazarın tespitinde, GEDİZ ve AYDEM’in GTŞ olarak sorumlu olduğu Gediz
ve Aydem elektrik bölgelerinde bulunan müşteriler için bu bölgeler dışından gelen
tedarikçilerin bir alternatif oluşturup oluşturamadığı ele alınmalıdır. Bu hususun
irdelenmesinde kullanılabilecek en temel gösterge anılan illerdeki müşterilerin tedarikçi
bazındaki dağılımıdır.
(142) 2017 Ekim verileri çerçevesinde Gediz ve Aydem elektrik bölgelerinde bulunan ve
sisteme iletim seviyesinden bağlı olan sanayi müşterilerinin sayaç ve tüketim bazlı
dağılımlarına aşağıdaki grafiklerde yer verilmektedir.
Grafik 42: Gediz Elektrik Bölgesinde İletim Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Müşterilerinin
Tüketim Miktarı Bakımından Tedarikçilere Dağılımı (kWh)
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
Grafik 43: Aydem Elektrik Bölgesinde İletim Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Müşterilerinin
Tüketim Miktarı Bakımından Tedarikçilere Dağılımı (kWh)
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
Grafik 44: Gediz Elektrik Bölgesinde İletim Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Müşterilerinin
Sayaç Sayısı Bakımından Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
18-36/583-284
46/284
Grafik 45: Aydem Elektrik Bölgesinde İletim Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Müşterilerinin
Sayaç Sayısı Bakımından Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
(143) Yukarıda yer alan grafiklerden de görüleceği üzere iletim seviyesinden sisteme bağlı
bulunan sanayi müşterilerinin Gediz elektrik dağıtım bölgesi bakımından ağırlıklı olarak
BTŞ’lerin portföyünde bulunduları görülmektedir. Aydem bölgesi bakımından ise
müşterilerin tüketim bazında (…..)’u, sayaç bazında ise yaklaşık (…..) BTŞ’lerde
bulunmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, Aydem elektrik dağıtım bölgesi
bakımından BTŞ olarak nitelendirilen tedarikçi sayısı uzun bir dönem için birdir. Bu
çerçevede hem Gediz hem de Aydem elektrik dağıtım bölgeleri bakımından BTŞ’lerin
yerleşik tedarikçiler olan GEDİZ ve AYDEM’e alternatif oluşturabildikleri görülmekte
dolayısıyla iletim seviyesinden sisteme bağlı bulunan sanayi müşterileri için ilgili coğrafi
pazarın “Türkiye” olduğu değerlendirilmektedir.
(144) 2017 Aralık verilerine göre Gediz ve Aydem elektrik dağıtım bölgelerinde dağıtımdan
sisteme bağlı olan en az bir sanayi müşterisine elektrik tedarik eden tedarikçi sayısı
sırasıyla (…..) ve (…..)’dir48. Aşağıdaki grafiklerde sanayi müşterilerinin dağılımına yer
verilmektedir.
Grafik 46: Gediz Elektrik Bölgesinde Dağıtım Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Müşterilerinin
Tüketim Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
Grafik 47: Aydem Elektrik Bölgesinde Dağıtım Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Müşterilerinin
Tüketim Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
Grafik 48: Gediz Elektrik Bölgesinde Dağıtım Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Müşterilerinin
Sayaç Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
48 GDZ ve ADM’den gelen bilgiler.
18-36/583-284
47/284
Grafik 49: Aydem Elektrik Bölgesinde Dağıtım Seviyesinden Sisteme Bağlı Olan Sanayi Müşterilerinin
Sayaç Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
(145) Gediz ve Aydem elektrik dağıtım bölgelerinde 2017 Aralık itibarıyla sırasıyla (…..) ve
(…..) adet tedarikçi bulunmaktadır. Grafiklerden de görüleceği üzere, söz konusu
tedarikçilerin tamamı anılan bölgelerde, piyasanın; tüketim miktarı bakımından aylık
olarak azami (…..), sayaç sayısı bakımında ise aylık olarak azami (…..)’ine sahiptirler.
Gediz ve Aydem elektrik dağıtım bölgelerinde GEDİZ ve AYDEM’i tüketim bazında
takip eden en büyük beş BTŞ’ye aşağıda yer verilmektedir:
Grafik 50: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi Grubunda 2017 Yılında GEDİZ’in Tüketim
Bazındaki En Büyük Beş Rakibi
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
Grafik 51: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi Grubunda 2017 Yılında AYDEM’in Tüketim
Bazındaki En Büyük Beş Rakibi
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
(146) Grafiklerden görüleceği üzere, BTŞ’ler her iki bölgede de oldukça atomize seviyede
faaliyet göstermektedir. Bu sebeple BTŞ’lerin anılan bölgelerde sanayi müşterileri için
anlamlı bir alternatif oluşturmadığı, buna bağlı olarak da, sanayi müşterilerine yapılan
elektrik perakende satış faaliyeti bakımından ilgili coğrafi pazarların “İzmir ve Manisa
illeri” ile “Aydın, Denizli ve Muğla illeri” olduğu değerlendirilmektedir.
(147) Ticarethane grubunda Aralık 2017 itibarıyla Gediz ve Aydem elektrik dağıtım
bölgelerinde yerleşik tedarikçiler dışında sırasıyla (…..) ve (…..) tedarikçinin faaliyette
bulunduğu görülmektedir. Ticarethane grubunda yer alan müşterilerin tüketim ve sayaç
bazında tedarikçiler içindeki dağılımı aşağıdaki grafiklerde gösterilmektedir.
Grafik 52: Gediz Elektrik Bölgesinde Ticarethane Müşterilerinin Tüketim Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
18-36/583-284
48/284
Grafik 53: Aydem Elektrik Bölgesinde Ticarethane Müşterilerinin Tüketim Bazında Tedarikçilere
Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
Grafik 54: Gediz Elektrik Bölgesinde Ticarethane Müşterilerinin Sayaç Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
Grafik 55: Aydem Elektrik Bölgesinde Ticarethane Müşterilerinin Sayaç Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
(148) Yukarıda verilen grafikler çerçevesinde ticarethane segmenti bakımından BTŞ’lerin
tüketim bazında azami %(…..), sayaç bazında ise azami %(…..) oranında bir paya
sahip olduğu görülmektedir. BTŞ’lerin sahip olduğu tüketim portföyünün ve sayaçların
dağılımını ve yerleşik tedarikçi karşısında ne konumda olduğunu göstermek amacıyla
aşağıdaki grafikler hazırlanmıştır.
Grafik 56: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Ticarethane Grubunda 2017 Yılında GEDİZ’in Tüketim
Bazındaki En Büyük Beş Rakibi
(…..TİCARİ SIR…..)
Grafik 57: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Ticarethane Grubunda 2017 Yılında GEDİZ’in Tüketim
Bazındaki En Büyük Beş Rakibi
(…..TİCARİ SIR…..)
(149) Grafiklerden görüleceği üzere, hem Gediz hem de Aydem elektrik dağıtım bölgesinde
bulunan BTŞ’ler oldukça parçalı bir yapıda bulunmaktadır. Bu bağlamda her iki bölge
açısından da BTŞ’lerin yerleşik tedarikçilere karşı alternatif sunamadıkları, bu sebeple
de ticarethane müşterilerine yapılan elektrik perakende satış faaliyeti bakımından ilgili
coğrafi pazarların “İzmir ve Manisa illeri” ile “Aydın, Denizli ve Muğla illeri” olduğu
değerlendirilmektedir.
18-36/583-284
49/284
(150) Mesken segmentine bakıldığında Aralık 2017 itibarıyla Gediz ve Aydem elektrik
dağıtım bölgelerinde yerleşik tedarikçiler dışında sırasıyla (…..) ve (…..) tedarikçinin
faaliyette bulunduğu görülmektedir. Mesken grubunda yer alan müşterilerin tüketim ve
sayaç bazında tedarikçiler içindeki dağılımı aşağıdaki grafiklerde gösterilmektedir.
Grafik 58: Gediz Elektrik Bölgesinde Mesken Müşterilerinin Tüketim Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
Grafik 59: Aydem Elektrik Bölgesinde Mesken Müşterilerinin Tüketim Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
Grafik 60: Gediz Elektrik Bölgesinde Mesken Müşterilerinin Sayaç Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ
Grafik 61: Aydem Elektrik Bölgesinde Mesken Müşterilerinin Sayaç Bazında Tedarikçilere Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM
(151) Gediz ve Aydem elektrik dağıtım bölgelerinde bulunan sırasıyla (…..) ve (…..) adet
tedarikçinin her iki bölgede de hem tüketim hem de sayaç bakımından (…..) altında
paya sahip olduğu görülmektedir. Bu çerçevede, anılan bölgelerdeki yerleşik
tedarikçilerin dışındaki tedarikçilerin mesken grubunda GEDİZ ve AYDEM’e karşı bir
alternatif oluşturamadığı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, mesken müşterilerine
yapılan elektrik perakende satış faaliyeti bakımından ilgili coğrafi pazarların “İzmir ve
Manisa illeri” ile “Aydın, Denizli ve Muğla illeri” olduğu değerlendirilmektedir.
I.4. Dosya Kapsamındaki Tespitler
I.4.1. Yerinde İncelemede Elde Edilen Belgeler
(152) Belge 1: 27.01.2015 tarihinde AYDEM Satış Müdürü H. Ü. ve AYDEM Satış
Yönetmeni D. E. arasında geçen “4.000 kwh altı sözleşme” başlıklı e-postada yer alan
ifadeler aşağıdaki gibidir:
27.01.2015 H. Ü. > D. E.
“(…..) hn
Bu dönem 4.000 kwh altı sözleşme yapılmış mı? (…..) kontrol edebilir mi?
18-36/583-284
50/284
Kolay gelsin.”
27.01.2015 D. E. > H. Ü.
“(…..) bey,
Bence liste çekmiş, haftalık satış raporumuzu kontrol ediyordum. 704 adet 4000 altı
sözleşme var. Bunlardan limiti geçmeyeceği kesin olan 60 tanesi giriş listesine
alınmamıştır.
3800-4000 arası 44
2015 1. ay tüketimi 300 kwh ustu 184
Yeni abonelik 258
Limiti geçebilecek sayı 486
Bu 218 sözleşme içinde de isim değişikliği olup yüksek tüketenler vardır. 2015
yılında limiti geçemeyecek müşterilerimiz ile yapılan ikili anlaşmalar daha sıkı kontrol
edilecektir.”
27.01.2015 H. Ü. > D. E.
“3800 üstü kalabilir. Bilgi sadece sizde olsun
İyi çalışmalar...
(…..)”
(153) Belge 2: 11.02.2015 tarihinde AYDEM Satış Müdürü H. Ü. tarafından satış temsilcileri
N. S., H. Ö., E. Ç., E. E., Ç. Ö., C. H., C. B., A. İ. ve B. K.’ye gönderilen “4.000 kwh”
konulu e-postalarda, satış temsilcilerine 4.000 kwh altı toplam 362 adet sayaçla neye
istinaden ikili anlaşma yapıldığı sorulmaktadır.
(154) Belge 3: 07.07.2015 tarihinde GEDİZ Satış Yönetmeni T. U. tarafından AYDEM Satış
Müdürü H. Ü.’ye iletilen ve ekinde “TÜKETİM DÜŞÜK” adlı excel dosyası bulunan “FW:
limit altı REVİZE” konulu e-postada şu ifadeler yer almaktadır:
“(…..) Bey,
Ekteki tesisatlar sistemde MOR görünen ve hedef listesinde yer alan
müşterilerimizdir. Ancak yeni mevzuat değişikliği nedeni ile dağıtım kanalı ilgili
tesisatları st aday listesine eklemediği pmum girişleri yapılamıyor. Gerekçesi ise
ilgili tesisatlar için devir yapılmış ve devir alan abone henüz limiti geçmemesidir.
MBS’deki bir yazılım sorunu olduğu için bu ayrışma yapılamıyor. Ancak (…..) Hoca
ile görüşüldü ve bir rapor ekletilerek benzer tesisatlar için raporlama yapılması
sağlandı. Temmuz ayı hedef listesinden de bu rapordaki müşteriler düşüldü. Kısmi
bir çözüm çünkü listeler dışında hareket edilen senaryolarda (vezneki mim personeli
gibi) bu ayrımın yapılması kişinin dikkatine kalmış durumdadır. Sonuç olarak karara
bağlanmasını istediğim konu;
Temmuz ayında (ekte) sadece danışmanların sözleşme imzalattığı 244 tesisatın
pmum girişi yapılamadığı için arkadaşların performansından düşelim mi?
PS: Danışmanlar dahil toplam adet 458 olup bölge detayları ekte paylaşılmıştır.”
(155) Belge 4: 09.02.2016 tarihinde AYDEM Denizli Bölge Sorumlusu S. E. tarafından
gönderilen ve ekinde bazı tesisatlara ilişkin bilgilerin yer aldığı, “Geri dönen ST
sözleşmeler” başlıklı e-posta şu şekildedir:
“Merhaba arkadaşlar,
Ekli dosyada kolay portal kaydını yaptığınız fakat 3600 KW tüketim limitini geçmeyen
tesisatlar yer almaktadır. 3600 KW limitini henüz geçmemiş fakat geçmek üzere olan
18-36/583-284
51/284
tesisatlarla anlaşma yapabilirsiniz fakat bunları kolay portal’ a limiti geçtikten sonra
giriş yapılması gerekmektedir. 1000 KW – 2000 KW – 500 KW gibi tüketimli
müşterilerin kesinlikle anlaşma yapılmaması gerekmektedir. Öncelikle yapılan
anlaşmaların doğru olması ve kolay portal kayıtlarının da buna endeksli olarak doğru
yapılması büyük önem taşımaktadır.”
(156) Belge 5: 06.01.2017 tarihinde (…..), Müşteri Temsilcisi A. Ş., AYDEM PMUM İşlemleri
Uzmanı G. Ç. ve AYDEM PMUM Veri Giriş Elemanı S. T. arasında geçen “RE: St evrak
talebi ((…..))” konulu e-postada yer alan ifadeler aşağıdadır:
06.01.2017 P. U.> A. Ş.
“(…..) Bey Merhaba,
Talep etmiş olduğunuz (…..) tesisat numaralı aboneye ikili anlaşma barkodu
üretilmediği tespit edilmiştir.
abonenin ismi soyismi, hangi kolide, hangi klasörün içinde yer aldığı yer aldığı gibi
arama kriterleri bakımından yardımcı olabilirseniz talebinize tekrar dönüş
yapabilirim.
İyi çalışmalar.”
06.01.2017 A. Ş. > G. Ç., S. T.
“Merhabalar,
(…..) hanımın e-maili ekindeki müşteri dilekçesinde; 25 Ağustos 2016 tarihinde
kendisine serbest tüketici sözleşmesi imzalandığı bildirildiği, kendisinin sözleşme
imzalamadığı belirtilerek, imzaladığı iddia edilen belgelerin kendisine iade edilmesi
talep edilmiştir.
Kod-A yetkililerinin aşağıdaki e-mailinde “Talep etmiş olduğunuz (…..) tesisat
numaralı aboneye ikili anlaşma barkodu üretilmediği tespit edilmiştir. Abonenin ismi
soyismi, hangi kolide, hangi klasörün içinde yer aldığı yer aldığı gibi arama kriterleri
bakımından yardımcı olabilirseniz talebinize tekrar dönüş yapabilirim “ denilmektedir.
(…..) nolu tesisat için 25 Ağustos 2016 tarihinde ikili anlaşma imzalanmış ise, hangi
kolide, hangi klasörde olduğunu bildirebilir misiniz?
İyi çalışmalar dilerim..”
(157) Belge 6: 05.04.2016 tarihinde Hukuk Rapor tarafından AYDEM Vekili T. Z.’ye
gönderilen “FW: (…..)” başlıklı e-postanın içeriğinde yer alan ve 24.03.2016 tarihinde
GEDİZ Abone Hizmetleri Yönetmeni İ. A. tarafından EPDK uzmanına gönderilen “RE:
(…..)” konulu e-postadaki ifadeler şu şekildedir:
“ Merhaba (…..) bey,
(…..) tesisat numaralı eski müşterimiz hali hazırda (…..) şirketinin bayi
yapılanmasında (…..) olarak görev yapmaktadır. (…..) bey (…..) geçişi ile ilgili
şirketimize yapmış olduğu şifahi başvuruya istinaden kendisine sözleşmesinin
bulunduğu ve sözleşmesi devam ettiğinden tedarikçi değişikliği yaptığı taktirde o
günün şartlarına göre almış olduğu indirimlerin geri alınabileceği bilgisi verilmiştir.
Kendisinin şirketimizle herhangi bir ikili anlaşması olmadığını beyan etmesinden
sonra ikili anlaşması kendisine gösterilmiş, imzanın kendisine ait olmadığını bildirmiş
ve imzası karşılaştırılmıştır.
18-36/583-284
52/284
Konu şirketimizce incelenmiş sözleşmeyi imzalatan personel ile görüşülmüştür.
Sözleşmeyi imzalatan personel sözleşmedeki imzanın sahte olmadığını, vezneye
fatura yatırmaya gelen kişiye imza attırdığını, imzanın (…..) bey yada ev halkından
birine ait olabileceğini ancak işlem üzerinden uzun bir süre geçmesi nedeniyle
konuyu net hatırlamadığını beyan etmiştir. Bahse konu personel ile bu süreçte iş
ilişkimiz sonlandırılmıştır.
(…..) bu süreçten sonra (…..) portföyüne dahil olmuş olup, kendisine herhangi bir ad
altında cezai bedel tahakkuk ettirilmemiştir. (…..) beyin bahsetmiş olduğu ceza
evrakı, diğer tedarikçi tarafından talebi yapılan ve sözleşmesi devam eden tüm
müşterilere gönderilen standart yazıdır. Bu yazı diğer tedarikçilerin müşterilerle
sözleşme imzalarken kendi portföylerine geçtiklerinde Gediz Elektrik’e hiçbir cezai
bedel ödemeyecekleri yada kendilerinin Gediz Elektrikten geldiklerini ifade ederek
müşterileri yanılttıkları için müşterilerimizin bilgi edinmesini ve mağduriyet
yaşamamasını teminen gönderilen bir yazıdır. Özellikle (…..) portföyüne geçen
müşterilerden bu yazılarımız sonrasında pek çok şikâyet alınmaktadır. Bu konuda
Kurumunuza şikâyet dilekçeleri iletilmektedir.
Sonuç olarak, süreç içerisinde müşteri mağduriyeti söz konusu olmayıp, müşteri 19
ay boyunca indirimli enerjiden yararlanmıştır.
(…)”
(158) Belge 7: 06.05.2016 tarihinde GEDİZ Müşteri Temsilcisi F. D. ve GEDİZ Hukuk
Müşaviri E. E. arasında geçen yazışmada yer alan ve ekinde ” (…..) ((…..)).pdf” isimli
dosyanın bulunduğu “İmza farklılığı hk..” başlıklı e-postalarda geçen ifadeler şu
şekildedir:
06.05.2016, F. D. > E. E., S. Ç. Ö., E. E. ve M. E.
“Merhaba;
(…..) tesisat numaralı abonelik (…..) adına olup,06.06.2013 tarihinde (…..) adına ikili
anlaşma yapılmıştır. Müşterinin 01.12.2015 tarihinde (…..) firmasına geçişiyle
cayma bedeli çıkmış ve bu bedeli itiraz için firmamıza başvurduğunda gediz epsaş
ile ikili anlaşmasında kendisinin bilgisi olmadan tarafına sözleşme yapıldığını fark
etmiştir. Müşterinin imza beyannamesi ile ikili anlaşmadaki imzaları
karşılaştırıldığında benzerliğe rastlanmamaktadır. Cayma bedeli itirazı ve imza
farklılıkları ile ilgili nasıl bir yol izlememiz gerekir? Bu hususda yardımlarınıza
ihtiyacımız olduğunu bilgilerinize sunar,
İyi çalışmalar dileriz..”
07.05.2016, E. E. > F. D.
“(…..) Hanım Merhaba,
Bu olayda , cayma bedeli faturasını iptal edelim.
İyi çalışmalar.”
(159) Belge 8: GEDİZ’de yapılan yerinde incemede alınan ve çeşitli tarihlerde G. E.
tarafından gönderilen dağıtım bölgelerine ilişkin kontrol raporlarını içeren e-postalar
aşağıdaki tabloda özetlenmektedir:
18-36/583-284
53/284
Tablo 1: Bölge Kontrol Raporları
Bölge Adı Örneklem
Sayısı
Portföy Giriş Tarihi
Yazmayan IA-02’ler
Portföy GirişTarihi Yazmayan
IA-02’lerin Oranı (%)
Aliağa (…..) (…..) (…..)
Buca (…..) (…..) (…..)
Çiğli (…..) (…..) (…..)
Gaziemir (…..) (…..) (…..)
Karşıyaka (…..) (…..) (…..)
Narlıdere (…..) (…..) (…..)
Ödemiş (…..) (…..) (…..)
Tire (…..) (…..) (…..)
Toplam (…..) (…..) (…..)
(160) Belge 9: 12.01.2017 tarihinde AYDEM Batıgazi MİM’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 2 adet tedarik tarihi aralığının boş ve imzasız olduğu IA-02 Formu,
- 2 adet tedarik aralığı boş; ancak imzalanma tarihi bulunan IA-02 Formu,
- 18 adet hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş bırakıldığı IA-02
Formu.
(161) Belge 10: 12.01.2017 tarihinde AYDEM Muğla Bölge Sorumluluğu’nda yapılan yerinde
incelemede aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 3 adet tedarik tarihi aralığının boş bırakıldığı IA-02 Formu,
- 13 adet hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş bırakıldığı IA-02
Formu.
(162) Belge 11: 12.01.2017 tarihinde AYDEM Saltak MİM’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 4 adet hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş bırakıldığı IA-02 Formu,
- 2 adet, aynı kişiye ait, birinde sözleşme tedarik aralığı dolu diğerinde boş olan
IA-02 Formu.
(163) Belge 12: 12.01.2017 tarihinde AYDEM Denizli MİM’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 5 adet hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş bırakıldığı IA-02 Formu,
- 20 adet tedarik tarihi aralığının boş bırakıldığı IA-02 Formu.
(164) Belge 13: 12.01.2017 tarihinde GEDİZ Konak MİM’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 8 adet örnek niteliğinde tedarik tarihi aralığının boş bırakıldığı IA-02 Formu,
- 6 adet örnek niteliğinde hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş
bırakıldığı IA-02 Formu.
(165) Belge 14: 12.01.2017 tarihinde GEDİZ Buca MİM’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 19 adet örnek niteliğinde tedarik tarihi aralığının boş bırakıldığı IA-02 Formu,
- 14 adet örnek niteliğinde hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş
bırakıldığı IA-02 Formu.
18-36/583-284
54/284
(166) Belge 15: 12.01.2017 tarihinde GEDİZ Üçyol MİM’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 8 adet örnek niteliğinde hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş
bırakıldığı IA-02 Formu.
(167) Belge 16: 12.01.2017 tarihinde GEDİZ Bornova MİM’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 9 adet örnek niteliğinde tedarik tarihi aralığının boş bırakıldığı IA-02 Formu,
- 5 adet örnek niteliğinde hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş
bırakıldığı IA-02 Formu.
(168) Belge 17: 12.01.2017 tarihinde GEDİZ Manisa MİM’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 11 adet örnek niteliğinde tedarik tarihi aralığının boş bırakıldığı IA-02 Formu.
(169) Belge 18: 12.01.2017 tarihinde GEDİZ Manisa İşletme’de yapılan yerinde incelemede
aşağıdaki formlar bulunmuştur:
- 18 adet örnek niteliğinde hem tedarik aralığının hem de imza tarihinin boş
bırakıldığı IA-02 Formu.
(170) Belge 19: 23.06.2015 tarihinde GEDİZ PMUM Sorumlusu İ. A., GEDİZ Müşteri Destek
Danışmanı G. S., GEDİZ Bölge Sorumlusu M. A. ve AYDEM Satış Müdürü H. Ü.
arasında geçen ve ekinde bir mesken tüketicisine ait ikili anlaşmaya yer verilen, “FW:
IA 02 (Enerji Alım Satım Bildirim Formu) hk.” başlıklı e-posta şu şekildedir:
23.06.2015 İ. A. > Müşteri İlişkileri Müdürlüğü
“Merhaba,
Sahada yapılan ikili anlaşmalarla birlikte müşterilerimize imzalattığımız IA02
(Serbest tüketicilere satışlar için enerji alım-satım bildirim formu) formları tarafımıza
gönderilirken doldurulması zorunlu olan Tedarikçi, Serbest tüketici, Tedarikçi lisans
tipi, Tüketicinin enerji ihtiyacının hangi tarihten itibaren karşılanmaya başlanacağı,
Tüketicinin unvanı, imza tarihi ve imza alanı gibi alanların bir çok kısmının
doldurulmadığı gözlemlenmektedir. İçinde bulunduğumuz dönem dahil olmak üzere
İkili anlaşmalarda ve IA02 formlarında eksik bilgi bulunan personele cezai işlem
uygulanacaktır.
Aşağıda IA02 formundaki alanların nasıl doldurulması gerektiği gösterilmiştir.
29.06.2015 G. S. > GEDİZ Çalışanları
“Merhaba,
Düzenlenen ikili anlaşmalarla birlikte müşterilerimize imzalattığımız IA02 (Serbest
tüketicilere satışlar için enerji alım-satım bildirim formu) gönderilirken doldurulması
zorunlu olan Tedarikçi, Serbest tüketici, Tedarikçi lisans tipi, Tüketicinin enerji
ihtiyacının hangi tarihten itibaren karşılanmaya başlanacağı, Tüketicinin unvanı,
imza tarihi ve imza alanı gibi önemli alanların doldurulması gerekmektedir.
Ekte örnek mesken abonesi ile düzenlenmiş bir ikili anlaşma sunulmaktadır.
26.06.2015 M. A. > GEDİZ Çalışanları
“Merhaba,
18-36/583-284
55/284
Ek örnek sahada paylaşılacak bir örnektir.
Tam anlamı ile örnek olması açısından yüzdelerin yazı ile yazılı kısmının da
doldurulması gerekmez mi?
29.06.2015 G. S. > GEDİZ Çalışanları
“Merhaba (…..) bey,
Dikkat ettiğiniz için teşekkür ederim.
Ekte tekrar paylaşmaktayım.”
29.06.2015 H. Ü. > İ. A.
“(…..),
Hem sahaya kızıyoruz ama bizde dikkat edelim”
(171) Belge 20: 12.02.2016 tarihinde AYDEM vekili T. Z. tarafından Müşteri İlişkileri
Müdürlüğü grubuna gönderilen “bilgilendirme” konulu e-posta şu şekildedir:
“Merhaba,
Şirketimiz indirimli elektrik satış sürecinin doğru ve hukuka uygun bir şekilde
yürütülmesine büyük önem vermektedir.
Bu kapsamda yıllık tüketimi Serbest Tüketici Limitini üzerinde olan tüketicilerle ikili
anlaşma yapılırken aşağıda belirtilen hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir.
Sözleşme imza süresinde, Tüketicilere indirimli elektrik sözleşmesi (ikili anlaşma) ile
perakende satış sözleşmesi (PSS) arasındaki fark izah edilmeli ve ikili anlaşma
imzalanması sonrasında, elde edecekleri faydalar ve riskler konusunda ayrıntılı bilgi
verilmelidir.
İkili anlaşma imzalayarak indirimli elektrik kullanabilme koşulları ve sözleşmenin eki
olan taahhütname kapsamında tüketicilere taahhüt süresine uyulmamasının
sonuçları izah edilmelidir.
İndirimli elektrik sözleşmeleri gerçek kişilerle imzalanıyor ise, tüketicinin kimliği
kontrol edildikten sonra sözleşmeler imzalatılmalıdır.
İndirimli elektrik sözleşmesi tüzel kişi abonelerle yapılacak ise, imzayı atacak
kişilerden vekaletname veya yetki belgesi istenilmeli, tüzel kişiyi temsil yetkisi olup
olmadığı kontrol edilmelidir. Ayrıca imza atacak kişilerin tek başlarına veya müşterek
imzaya yetkili olup olmadıkları incelenmeli, müşterek imza koşulu varsa her iki
yetkiliye de sözleşmeler imzalatılmalıdır.
Tüm iş ve işlemler, EPDK ve Rekabet Kurumu mevzuatına uygun olarak
yürütülmedir.
Bu süreçte karşılaştığınız bir işlemin mevzuata (elektrik piyasası veya rekabet
hukuku) uygun olmadığını düşünüyorsanız; mutlaka Hukuk Müşavirliğinden e-posta
veya telefon ile danışmanlık talep ediniz.
İyi çalışmalar.”
(172) Belge 21: 31.10.2016 tarihinde AYDEM Vekili T. Z. ile GEDİZ Hukuk Müşaviri E. E.
arasında geçen “FW: ST Davet mektubu hk,” konulu e-postaya aşağıda yer verilmiştir:
31.10.2016 T. Z > E. E.
18-36/583-284
56/284
“Eksik bilgilendirme?
Bizim bu konuda görüş verdiğimiz format bir metin vardı diye hatırlıyorum.
------ Orijinal mesaj------
Kimden: (…..)
Tarih: Cum, 21 Eki 2016 18:19
Kime: (…..);
Bilgi: (…..);
Konu:RE: ST Davet mektubu hk,
Konu: Daha Verimli Kullanım İçin Tarife Değişim Önerisi
Değerli Müşterimiz,
Enerji tarifenizi daha doğru ve verimli kullanmanız için tek zamanlı tarifeye ücretsiz
olarak geçebileceğinizi ve yıllık enerji tüketiminizin indirimli elektrik kampanyasından
yararlanabilecek miktarda olduğunu bildirmek istedik. Daha detaylı bilgi için aşağıda
yer alan iletişim bilgilerinden bize ulaşabilirsiniz.
Enerji dolu günler dileriz.
Saygılarımızla.
Aydem Enerjisini Sizden Alıyor…
Bu şekilde kullanabiliriz, çalışma sonuçlarını paylaşmanızı rica edeceğiz. Pilot
uygulama olarak bölgenizde deneyelim ve verimli olur ise diğer bölgelere
uygulayacağız.”
31.10.2016 E. E. > T. Z.
“Bizim düzelttiğimiz gel st ol, SMS’ydi, burda çok zamanlıdan tek zamanlıya geçiş +
ST var. Bunu sormamışlardır. Ben hatırlamıyorum
Tabloya mail çılgınlığı başlığında bir konu açar mısın. Her BS nerdeyse kafasına
göre SMS attırıyor. Birini sorarlarsa diğerini sormuyorlar, kontrol edemiyoruz. SMS
lerin standardize edilmesi diye açıklama yapabilirsin”
(173) Belge 22: GEDİZ’de yapılan yerinde incemede alınan 27.12.2016 tarihinde
EXTRANET Uzman Yardımcısı S. Ö. tarafından AYDEM çalışanlarına gönderilen
“evraklarda karşılaşılan sorunlar hk.” başlıklı e-posta aşağıdaki gibidir:
“Merhaba,
Abonelik evraklarıyla ilgili olarak karşılaştığımız sorunlara istinaden dikkat edilmesi
gereken noktaları tekrar hatırlatmak istiyorum;
• Alınan evrakların üzerinde hiçbir şekilde karalama yapılmamalı ve daksil
kullanılmamalıdır. Özellikle müşteri/şirket isimlerine, kimlik bilgilerine, tarihlere,
kampanya/tarife adlarına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde evrak onay almayacaktır.
• Sözleşme ve taahhütnamenin her sayfasının altı müşteriye imzalattırılmalıdır.
• Müşteri isimlerinde kısaltma kullanılmamasına özen gösterilmeli mutlaka
kimlikte yazan ismin tam hali yazılmalıdır.
18-36/583-284
57/284
• Evraklar Merkeze gönderilmeden önce sözleşmelerin üzerine “Müşteri
Numaraları” mutlaka yazılmalıdır.
• Evraklar düzenli bir şekilde dosyalanmalı, evrak tutanağı hazırlanıp
imzalanmalı ve kargo poşeti ile Merkeze gönderilmelidir.
• Eksik ve hatalı evraklar en kısa zamanda tamamlanmalıdır. Bilgilerinize,
İyi çalışmalar.”
(174) Belge 23: 08.09.2016 tarihinde GEDİZ Müşteri Destek Danışmanı G. S. tarafından
GEDİZ Abone Hizmetleri Yönetmeni İ. A.’ya gönderilen “ikili anlaşmalar hakkında”
başlıklı e-postada şu ifadeler yer almaktadır:
“Merhaba (…..) Bey,
Koda Bilişime gönderilmiş olan ikili anlaşmalarda indeks bilgileri tam olarak
girilememektedir. Sebebi sahadan gelen ikili anlaşmaların bilgileri eksik
yazılmaktadır. En önemlisi tarih, abone tipi yani tarifesi ve indirim oranları
belirtilmemektedir. Tesisat numaraları yanlış yazılanlarda vardır.
Bu konuda yardımlarınızı rica ederim.
İyi çalışmalar.”
(175) Bu e-posta üzerine aynı tarihte GEDİZ Abone Hizmetleri Yönetmeni İ. A. tarafından
Müşteri İlişkileri Müdürlüğüne şu şekilde bir e-posta gönderilmiştir:
“Merhaba,
İkili anlaşmalar üzerindeki bilgileri hala eksik giren arkadaşlarımız bulunuyor.
06.09.2016-05.10.2016 döneminden itibaren ikili anlaşma ve IA02 formlarının eksik
doldurulduğunun tespiti halinde disiplin işlemi uygulanacaktır.”
(176) Belge 24: 07.11.2016 tarihinde GEDİZ Satış Yönetmeni T. U. tarafından GEDİZ
çalışanlarına gönderilen “### ÖNEMLİ ### DTSFI Fatura İptal Süreci” başlıklı e-posta
şu şekildedir:
“Sevgili Danışmanlar,
Bu konu özelinde sahada halen farkı uygulamalar olduğunun bilgisini alıyoruz.
DTSFI sürecinde OLUŞTURULAN CEZAİ FATURANIN İPTALİ yada
OLUŞTURULACAK OLAN CEZAİ FATURANIN OLUŞTURULMAMASI şeklinde 2
basit senaryo ile karşı karşıya kalıyoruz. Bu iki durumda da (…..) ve Bölge
Sorumlusu Bilgi’de olacak şekilde İLGİLİ KİŞİ ADINA EKSİKSİZ DÜZENLENMİŞ
WORD HALİNDEKİ DTSFI FORMUNU uygunluk için bana iletmeniz yeterli olacaktır.
Uygunluğun verilmesinin ardından Pazarlama’dan gelen PDF FORMATINDAKİ form
müşteriye imzalatılmalı ve DTSFI olarak portal kaydı yapılarak bölgenizdeki
tahakkuk servisine bilgi verilmelidir. Bu bilgi verme şekli mutlaka yazılı (portal kayıt
görüntüsünü de maile eklerseniz çok daha şık olur) ve Bölge Sorumlusu Bilgi’de
olacak şekilde yapılmalıdır.
@Bölge Sorumluları, bundan sonraki cezai fatura iptali ya da faturanın
oluşturulmaması süreci MİM’lerdeki tahakkuk servisinin yöneteceği bir süreçtir. Daha
önceki maillerde belirtmiştik ancak birkaç örnek daha yaşandığı için üzerinden
geçmenin faydalı olacağını düşünüyorum. MİM’lerdeki tahakkuk servisi çalışanları
fatura iptali yada cezai fatura oluşturmama işlemini yapmadan önce ilgili DTSFI için
portal kaydının yapılıp yapılmadığını mutlaka kontrol etmelidir. Bu kontrol özelinde
18-36/583-284
58/284
PMUM ekibinden portal kaydının yapılıp yapılmadığının teyit edebilirler. Böylelikle
DTSFI alındığı için cezai fatura oluşturulmaması gereken müşteri bilgisini de PMUM
ekibi ile paylaşmış olacaklardır.
ÖNEMLİ: MİM’lerdeki tahakkuk servisi üzerinden işletilmesi gereken cezai fatura
iptali yada faturanın oluşturulmaması sürecini PMUM üzerinden devam ettiren
danışman arkadaşlarımız kulağı tersten tutarak sadece süreci uzatmakta ve farklı
birimlere iş yükü oluşturmaktadır. Geçmişe dönük düzeltme gerektiren (sehven,
yapılmayan, bekleyen işler vb.) işlemler dışında PMUM ekibini bu sürecin dışına
almanızı önemle rica ediyoruz.
İyi haftalar.
(…..)
Satış Yönetmeni”
(177) Belge 25: 14.12.2016 tarihinde AYDEM Pazarlama Destek Elemanı M. E. tarafından
AYDEM PMUM İşlemleri Uzmanı G.Ç.’ye gönderilen, ekinde
“DTSFİ_Aydem_Liste_14.12.16” isimli dosya bulunan “DTSFi güncel listesi hakkında”
başlıklı e-posta şu şekildedir:
“(…..) Hanım Merhaba,
Bugüne kadar birimimize ulaşan DTSFİ taleplerinin yer aldığı güncel liste ekteki
gibidir.”
(178) Belge 26: 05.01.2017 tarihinde AYDEM Pazarlama Destek Elemanı M. E. tarafından
AYDEM Enerji Satış Danışmanı Y. Ü., AYDEM Denizli Bölge Sorumlusu S. E. ve
AYDEM Denizli Bölgesi Müşteri Temsilci M. S.’ye gönderilen, ekinde “(…..)
_DTFSİ_05012017.pdf” isimli dosya bulunan ”FW: (…..) _dtfsi hk” başlıklı e-posta ve
eki şu şekildedir:
“Merhaba (…..) Bey;
Düzenlenmiş olan DTSFİ protokolü ekteki gibidir.
İyi çalışmalar.”
EKİ:
“PROTOKOL
Madde-1: İşbu “Protokol”, AYDEM (“Aydem”) ile Müşteri (“Müşteri”) arasında enerji
alımı ve satımı konusunda 05/01/2017 tarihinde imzalanan İndirimli Elektrik
Sözleşmesine “Sözleşme” ek olarak düzenlenmiştir.
Madde-2: Aydem ile Müşteri arasında imzalanmış olan Sözleşme’ye Madde Ek-1 ve
Madde Ek-2 tarafların karşılıklı mutabakatıyla aşağıdaki şekilde eklenmiştir.
“Madde Ek-1: Müşteri’nin onayı dışında ve haberi olmaksızın Sözleşme süresi
dolmadan başka bir tedarikçiye geçmesi halinde doğacak cezai fesih bedelleri
(Mesken abone grubu için: Yapılan indirim tutarları ve alınmayan PSH bedelleri
toplamı, Ticarethane ve Sanayi abone grubu için: En yüksek iki (2) katı tutarında
fatura bedeli, cayma bedeli olarak müşteriye cezai fesih şartı olarak yansıtılır),
müşterinin bir (1) uzlaştırma dönemi süresi içerisinde Aydem ile ikili anlaşma
imzalayarak Aydem portföyüne girmesi halinde Müşteri’ye yansıtılmayacaktır.
18-36/583-284
59/284
“Madde Ek-2: Müşteri ile DTSFİ (Diğer Tedarikçiye Geçiş Sonrası Fesih İstisnası)
kapsamında 05/01/2017 tarihinde yapılan ikili anlaşma sonrasında, Müşteri’nin
tekrar, sebebi ne olursa olsun herhangi bir diğer tedarikçi şirketinin portföyüne
geçmesi ve bir (1) uzlaştırma dönemi süresi içerisinde Aydem ile ikili anlaşma
imzalamaması halinde, tüm sözleşmelerinden doğan cezai fesih şartı müşteriye
yansıtılacaktır.
Madde-3: İşbu Protokol Sözleşme şartlarına tabi olup Sözleşme’nin eki ve ayrılmaz
nitelikte bir parçasıdır. Protokol ile Sözleşme hükümleri arasında ihtilaf olması
halinde İşbu Protokol hükümleri esas alınacaktır.
Madde-4: İşbu Protokol imza tarihinde yürürlüğe girecektir.
Madde-5: Aydem ve Müşteri, Sözleşme’nin tüm maddeleri üzerinde müzakere
etmişlerdir. Aydem, Müşteri’ye Sözleşme’nin hüküm ve sonuçları hakkında bilgi
vermiş ve Müşterinin talebi üzerine işbu Protokol ile Sözleşme’de değişiklik
yapılmıştır. Müşteri Sözleşme ve Protokol’ü okuduğunu, tam olarak anladığını,
sonuçlarını bildiğini beyan ve kabul etmektedir.
İşbu Protokol tarafların ve muvafakatı ile 05/01/2017 tarihinde imzalanmıştır.
(imzalar)”
(179) Belge 27: 25.11.2016 tarihinde AYDEM Enerji Satış Danışmanı A. T. tarafından
gönderilen “(…..) _Cayma Bedeli Hk.” başlıklı e-posta şu şekildedir:
“(…..) Hanım merhaba;
(…..) tesisat (…..) müşterimiz bizim ile 01.04.2013 tarihinde sözleşme
imzalamış. Daha sonra 01.11.2016 tarihinden itibaren farklı tedarikçi ile sözleşme
imzalayarak diğer tedarikçinin portföyüne dahil olmuş. Ancak müşterimize MİM’de
bizden cayma bedeli çıkabileceği bilgisi verilmiş ve müşterimiz ile tekrar sözleşme
imzalanarak bunun önlenebileceği söylenmiş. Müşterimiz de 01.12.2016 döneminde
bizim portföyümüze geçiş yapmaz üzere sözleşme imzalamış. Daha sonra
müşterimiz 01.04.2013’de bizim ile olan sözleşmesinde cayma bedeli maddesinin
olmadığını öğrenmiş. Diğer tedarikçi de müşterimize 01.12.2016 döneminde bize
geçeceği için 2.150 TL cayma bedeli hesaplamış. Müşterimiz ile görüştüm; öncelikle
diğer tedarikçiye, bizim ile olan sözleşmesi devam ettiğinden cayma bedeli
ödememek için bize geçeceğini söyleyecek ve o tarafta ki cayma bedelini iptal
ettirmeye çalışacak. Ettiremez ise bizden talebi 12.ay döneminde bizden enerji alıp
ocak döneminde tekrar diğer tedarikçiye geçip karşı tarafın cayma bedelini
engellemek ve bu durumda bizim ile imzaladığı aralık döneminde bize geçiş yaptığı
sözleşmesinden doğan cayma bedelini yansıtmamamız.
Konu ile ilgili nasıl bir yol izleyebiliriz?
Hikayeyi yazıya dökünce biraz anlaşılmaz olabiliyor.”
(180) Belge 28: 17.09.2015 tarihinde GEDİZ Satış Yönetmeni (…..), AYDEM Pazarlama
Yönetmeni D. G. ve AYDEM Satış Yönetmeni D. E. arasında geçen yazışmada yer
alan “RE: SERBEST TÜKETİCİ GERİ KAZANIM SÜRECİ” başlıklı e-postalarda şu
ifadeler yer almaktadır:
17.09.2015, T. U. > D. G.
“Arkadaşlar,
18-36/583-284
60/284
Farklı tedarikçiye geçmiş müşterilerimizi ziyaret ederek tekrar ikili anlaşma
imzalayabiliyoruz. Ancak bu geri kazanım sürecinde müşterilerimizin bir kısmı
yansıtılacak cezai bedele ilişkin farklı talepler ile gelebiliyor. Taleplerin bir çoğu
telefon ile onay vererek sözleşmesiz geçişi yapılan ve ne olduğunun farkına
varmayan müşterilerden geliyor. İlgili durumları verimli yönetebilmek adına sahada
elinizi güçlendirecek bir kurgu şekillendirdik. Bu kurguda amaç, bilinçsiz olarak
tedarikçi değişimi sağlamış müşterilerin mağduriyetini gidermek ve CHURN sürecini
aleyhimize yönetmeye çalışmaktır.
KURGU: Diğer tedarikçiye geçmiş HENÜZ CEZAİ BEDEL YANSITILMAMIŞ
müşterimiz tekrar Gediz’den enerji tedarik etmek istediğini belirttiğinde;
• Cezai bedel yansıtılmamasına ilişkin bir talebi yok ise standart ikili anlaşma
süreci ile müşterimizi bir sonraki uzlaştırma döneminde portföyümüze kazandırırız.
(Müşterinin tedarikçi değişiminden kaynaklı cezai bedeli son faturasına yansıtılacak
olup tahakkuk süreci standart olarak işleyecektir.)
• Cezai bedel yansıtılmamasını talep etmesi durumunda ise yine standart ikili
anlaşma süreci işletilecek ancak bu kez müşterimize ayrıca bir EK PROTOKOL
imzalatılarak, yansıtılmamasını talep ettiği cezai bedel yeni sözleşmesine cezai şart
olarak eklenecektir. (Tahakkuk servisi ek protokole yazılacak cezai bedeli manuel
olarak takip edeceği için Pazarlama ek protokol onaylarına tahakkuk servisini de
dahil edecektir)
Gediz Tahakkuk Servisi İlgili Kişiler
• (…..) (Tahakkuk Hizmetleri Yönetmeni)
• (…..) (Tahakkuk Hizmetleri Temsilcisi)
PS: Tahakkuk servisi cezai bedel yansıtılacak tesisatları Bölge Sorumluları ile
paylaşmıştır. Her danışman kendi bölgesi için tedarikçi değiştirmiş müşterileri ziyaret
ederek bu kurgu ile geri kazanım sağlayabilir. Süreci Bölge Sorumlularımız ve Pmum
Ekibi ile koordineli yürütüyor olmanızı rica ediyoruz.
Kolaylıklar dilerim.
(…..)
Satış Yönetmeni”
22.09.2015, D. G. > T. U.
“(…..) Hanım, (…..) Bey Merhaba;
Diğer tedarikçiye geçmiş (farkında olsun/olmasın) tüketicilerin şirketimiz ile tekrar ikili
anlaşma yapma durumlarında cezai fesih uygulamayacağımız, ancak sonrasında
tekrar diğer tedarikçiye geçmesi ve bize geri dönmemesi durumunda kendimizi
korumaya almak için düzenleyeceğimiz ek protokol maddeleri ektedir.(Biz bu
maddelere DTSFİ (Diğer Tedarikçiye Geçiş Sonrası Fesih İstisnası adını verdik.
Daha sonrasında bu kodlu müşterilerimizin portföyümüzde kalıp kalmadığını kontrol
etmek amacıyla) . Bu süreçte yeniden ikili anlaşma yapılan müşterilerimizin ek
protokollerinde aşağıdaki 2 madde yer almalıdır. Diğer revizeler (süre, güvence
bedeli alınacak/alınmayacak gibi detaylar), mevcut şekilde yine ek protokole işlenip
onay alındıktan sonra birimimize gönderilmelidir. Örnek protokol ekte yer almaktadır.
Madde Ek 1- Müşteri’nin onayı dışında ve haberi olmaksızın Sözleşme süresi
dolmadan başka bir tedarikçiye geçmesi halinde doğacak cezai fesih bedelleri (
18-36/583-284
61/284
Mesken abone grubu için: Yapılan indirim tutarları ve alınmayan PSH bedelleri
toplamı, Ticarethane ve Sanayi abone grubu için: En yüksek iki (2) katı tutarında
fatura bedeli, cayma bedeli olarak müşteriye cezai fesih şartı olarak yansıtılır),
müşterinin bir (1) uzlaştırma dönemi süresi içerisinde Aydem/Gediz ile ikili anlaşma
imzalayarak geri dönmesi halinde Müşteri’ye yansıtılmayacaktır.
Madde Ek 2- Müşteri ile DTSFİ (Diğer Tedarikçiye Geçiş Sonrası Fesih İstisnası)
kapsamında ……/…../2015 tarihinde yapılan ikili anlaşma sonrasında, Müşteri’nin
tekrar, haksız fesih koşulları çerçevesinde herhangi bir diğer tedarikçi şirketinin
portföyüne geçmesi ve bir (1) uzlaştırma dönemi süresi içerisinde Aydem/Gediz ile
ikili anlaşma imzalamaması halinde, tüm sözleşmelerinden doğan cezai fesih şartı
müşteriye yansıtılacaktır.
Tüm enerji satış danışmanlarına ve Denizli bölge sorumlularına (CC’de sadece
Gediz bölge sorumluları var) konuyu bu çerçevede duyurabilirsiniz.”
(181) Belge 29: 09.01.2017 tarihinde GEDİZ Enerji Satış Danışmanı C. G., GEDİZ Satış
Yönetmeni T. U. ve AYDEM Pazarlama Destek Elemanı M. E. arasında geçen
yazışmada yer alan ve ekinde müşterilerle imzalanan DTSFİ protokollerinin bulunduğu
“DTSFİ” başlıklı e-postalarda şu ifadeler yer almaktadır:
09.01.2017, (…..) ve (…..)
“Merhaba (…..) bey,
Ekte belirtmiş olduğum DTSFİ’ LER için onayınızı istiyorum.
İyi çalışmalar.”
09.01.2017, (…..) ve (…..)
“Merhaba,
Pazarlama birimi tarafından iletilen DTSFI formunun müşteriye imzalatılması ve
sözleşmenin kolay portal kaydının yapılmasının ardından cezai bedel faturanın iptali
uygundur.”
09.01.2017, (…..) ve (…..)
“Merhaba (…..) Bey;
Ekte, DTSFİ kapsamında düzenlenmiş protokoller yer almaktadır.”
(182) Belge 30: 09.01.2017 tarihinde GEDİZ Satış Temsilcisi T. A., GEDİZ Satış Yönetmeni
T. U. ve AYDEM Pazarlama Destek Elemanı M. E. arasında geçen yazışmada yer alan
ve ekinde “(…..)_DTSFİ_09012107.pdf”” isimli dosyanın bulunduğu “DTSFİ Hk.”
başlıklı e-postalarda şu ifadeler yer almaktadır:
09.01.2017, T. A. > T. U. ve M. E.
“(…..) Bey Merhaba;
Müşterimiz tekrardan bize geçiş yapmıştır. Çıkan cezai bedel faturasının iptali için
uygun görürseniz müşterimizden imzası alınacaktır. Bilgilerinize. ”
09.01.2017, T. U. > T. A. ve M. E.
“Merhaba,
18-36/583-284
62/284
Pazarlama birimi tarafından iletilen DTSFI formunun müşteriye imzalatılması ve
sözleşmenin kolay portal kaydının yapılmasının ardından cezai bedel faturanın iptali
uygundur.
09.01.2017, M. E. > T. U. ve T. A.
“Merhaba;
Ekte, DTSFİ kapsamında düzenlenmiş protokol bulunmaktadır.
İyi çalışmalar.
(…..)
(183) Belge 31: GEDİZ Abone İşlemleri Temsilcisi M. N. A.’nın bilgisayarında yapılan
yerinde incelemede “Mektuplar3” başlıklı bir doküman bulunmuş olup doküman içinde
yer alan mektuplardan biri aşağıdaki şekildedir:
“Sayın, (…)
(…)
Sayı :MİM
Konu :Tedarikçi Değiştirme Süreçleri Hakkında.
01 Temmuz 2015 tarihinde yürürlüğe giren mevzuat değişikliği sonrasında, serbest
tüketicilerin, tedarikçi değişim işlemleri ENERJİ PİYASALARI İŞLETME A.Ş
("EPİAŞ") sistemi üzerinden, yeni tedarikçi olmak isteyen firmanın talebi ile
gerçekleşmekte ve mevcut tedarikçinin geçiş sürecine müdahale etme imkânı
bulunmamaktadır.
(…..) tesisat aboneliğinizle ilgili olarak Şirketimizle yapmış
olduğunuz 01.08.2013 tarihli indirimli elektrik sözleşmeniz, yeni tedarikçiniz olan
firmanın portföyüne geçiş tarihiniz olan 01.08.2016 tarihi itibariyle sona ermiş
olacaktır. Şirketimizle yapmış olduğunuz indirimli elektrik sözleşmenizi, süresinden
önce feshetmiş olmanız nedeniyle, sözleşmenizdeki ilgili madde gereği tarafınıza
cezai bedel tahakkuk ettirilecektir.
Sözleşme yapmadan, bilginiz ve onayınız dışında yeni tedarikçiye geçtiğinizi
düşünüyorsanız ekte EPİAŞ tarafından hazırlanan örnek dilekçeyi
doldurarak 04.08.2016 tarihine kadar Şirketimize başvurabilirsiniz.
Bilgilerinize sunarız,
Saygılarımızla.”
(184) Belge 32: 27.12.2016 tarihinde AYDEM Analiz ve Raporlama Elemanı A. E. tarafından
AYDEM ve GEDİZ Genel Müdürü H. K. Ş.’ye gönderilen, ekinde “Kasım MİM
Değerlendirme Sunumu.pptx” isimli dosya yer alan “RE: Aydem MİM Kasım
Değerlendirme Sunumu” başlıklı e-posta şu ifadeleri içermektedir:
“(…..) bey merhaba,
Bölge dışı tahakkuk 23.11.2016 tarihinde kapanmış olup bölge dışı verileri Kasım
MİM Değerlendirme sunumuna eklenmiştir.
Bilgilerinize
Saygılarımla..”
18-36/583-284
63/284
(185) Belge 33: Söz konusu e-posta ekinde yer alan sunumun dokuzuncu slaytında diğer
tedarikçi tarafından talep edilmiş olan ancak bu talebi geri alınan müşteri sayılarını
gösteren bir grafik yer almaktadır. Anılan grafiğe aşağıda yer verilmektedir:
(…..TİCARİ SIR…..)
(186) Belge 34: 04.01.2017 tarihinde GEDİZ Satış Yönetmeni T. U. ve GEDİZ Hukuk
Müşaviri E. E. arasında geçen yazışmada yer alan “RE: Yeni İkili anlaşmalar” başlıklı
e-postalar şu şekildedir:
04.01.2017, T. U. > E. E.
“(…..) Bey,
Yeni sözleşmeler henüz basıma girmemiş. Eski sözleşmelerimizdeki sözleşme
bitiminden 2 ay önce bilgi verilmemesi durumunda sözleşme uzar maddesini bu kez
taahhütnameye ekletilmesi konusu dün Satış Müdürlüğünde gündem oldu.
Hukuki olarak bir sakıncası var mıdır?”
04.01.2017, E. E. > T. U.
Taahhütnameler de otomatik uzama olmaz. Otomatik uzama için eski tip
sözleşmelerimizden kullanılması lazım ki bu sözleşmemizi de bu yıl revize ettik ve
kullanıma hazır durumda.
Taahhütlü sözleşmelerde tel, mail, sms veya yazılı olarak ile müşteriye ulaşıp, yeni
taahhüdünü almak ve saklamak gerekir.
İyi çalışmalar
(…..)
Hukuk Müşaviri”
(187) Belge 35: 04.01.2017 tarihinde GEDİZ PMUM Veri Giriş Elemanı M. S. tarafından
bilgi@ adresine gönderilen “RE: Bilgi” başlıklı e-posta şu
şekildedir:
“Merhaba,
Müşterimiz 1. 2.2016 tarihinde portföyümüze girmiştir. Anlaşma 31.01.2019 tarihinde
sona erecektir. Bu tarihte sona ermesi için de müşterimizin 2 ay öncesinden fesih
dilekçesi iletmesi gerekmektedir
İyi çalışmalar.”
(188) Belge 36: 30.11.2016 tarihinde ADM EDAŞ ve GDZ EDAŞ Düzenleyici İşler ve Strateji
Geliştirme Müdürü M. A. K. tarafından AYDEM ve GEDİZ Strateji ve İş Geliştirme
Müdürü Y. B.’ye gönderilen “RE: Hukuki Ayrıştırma Yazısı Hk.” başlıklı e-postada
aşağıdaki hususlar ifade edilmiştir:
“(…..) Bey merhaba,
Kısa bir bilgi vermek istiyorum.
Geçenlerde gönderdiğimiz ayrışma anketinde;
18-36/583-284
64/284
•Birkaç küçük ilçe dışında fiziksel anlamda tamamen ayrıştık demiş idik. Bu nedenle
bu kısma da tamamen ayrıştık diyebiliriz diye düşünüyorum.
•Bilgi işlem altyapıları için ise, GDZ’de tamamen ayrıştık. ADM’de ise network
altyapısı dışında tamamen ayrıştık dedik. ADM’de bu ayrışmayı da 01.01.2017
tarihinde sağlayacağımızı belirttik
Saygılarımla,”
(189) Belge 37: 14.07.2016 tarihinde ADM EDAŞ Müşteri Hizmetleri Müdürü Y. Y. tarafından
ADM EDAŞ Muğla Bölge Tüketici Hizmetleri Yöneticisi M. İ., ADM EDAŞ Denizli Bölge
Tüketicisi Hizmetleri Yöneticisi N. K. ve ADM EDAŞ Müşteri Hizmetleri Yöneticisi F.
G.’ye gönderilen “FW: Eski basılı evrak ve stickerler” başlıklı e-posta aşağıdaki gibidir:
“İyi günler
Bilindiği üzere eskiden AYDEM EDAŞ olan şirket unvanımız yapılan değişiklik ile
ADM EDAŞ olarak değişmiştir. AYDEM adı şirketimizle hukuken hiçbir ilgisi olmayan
başka bir grup şirketi tarafından kullanılmaktadır. Rekabet hukuku ve diğer hukuki
süreçler açısından ADM EDAŞ’ın kendi dağıtım faaliyetlerinde AYDEM unvanını
kullanmaması gerekmektedir. Şirket unvan değişikliği sonrası eski unvan ile basılmış
olan matbu evrakların eski unvan ve logoların üzerinin yeni unvan ve logoların yer
aldığı stickerler ile kapatılarak kullanılmasına izin verilmiş idi.
Ancak alttaki yeni düzenlenen basılı evrakta da görüldüğü üzere eski unvan basılı
evrağın stickerler ile kapatılmadan kullanılmakta olduğu görülmektedir. Bu konuda
ilçeler ile gerekli koordinasyon kurulmadığı gözlenmekte olup,
Bundan böyle eski unvanların stickerler ile kapatılmamış olan eski unvanlı matbu
evrakların ilçelerden toplatılarak kullanılmaması gerekmektedir. Bu talimata aykırı
kullanımın tekrarlanması halinde ilgili ve yetkililer hakkında idari işlem yapılacağının
bilinmesi gerekmektedir. Artık bu konuda gereken hassasiyeti gösterelim.
İyi çalışmalar”
(190) Belge 38: 19.10.2016 tarihinde GEDİZ Abone Hizmetleri Yönetmeni İ. A., AYDEM
Kurumsal Yazılımlar Uzman Yardımcısı B. Ö., F. Y. ve ALTELK Firması (MBS
Programı) çalışanı H. E. arasında “RE: SERBEST TÜKETİCİ MODÜLLERİNDE
DG/PS AYRIMI” başlıklı e-postada geçen görüşmelerde aşağıdaki ifadeler yer
almaktadır:
19.10.2016 İ. A. > H. E., B. Ö.
“Merhaba,
GEDİZ için uygulamanın devreye alınması onayını kim verdi ? Yapılan değişiklik bu
haliyle tüm operasyonumuzu durdurur.
İyi çalışmalar.”
19.10.2016 F. Y. > İ. A., H. E., B. Ö.
“Bu bizim kendi çalışmamız, ayrışma gereği olarak tüm şirketlerde topluca
uyguluyoruz. Eğer çalışmanızı engelleyen bir konu var ve ayrışmaya engel değil ise
müdahale ederiz.”
19.10.2016 İ. A. > F. Y., H. E., B. Ö.
975-MASTER ÖZEL İNDİRİM DOSYADAN YÜKLEME
18-36/583-284
65/284
- Bu modülde işlem tipine göre indirim bilgileri yükleniyor ya da serbest tüketicilik
kaydı toplu olarak sonlandırılabiliyordu.
- Yapılan değişikliklerden sonra 975 modülde sadece indirim bilgileri
yü bu modülü perakende çalışanları kullanmalıdır. (“OK”)
- Dosyadan serbest tüketicilik bitirme işlemi için yeni modül yapıldı, bu işlemi dağıtım
tarafında kullanıcılar yapmalıdır. (Dağıtım Şirketi işlemi zamanında yapıp, K2 ‘den
son tahakkukumuzu yükleyebilirse “OK”)
MODÜL NO : 1023
MODÜL BAŞLIĞI : SERBEST TÜKETİCİ SONLANDIRMA DOSYADAN YÜKLEME
839-ENERJİ TÜKETİCİ GİRİŞ ve 840-ENERJİ TÜKETİCİ TESİSATI GİRİŞ
- Bu modüllerde yapılan işlemler de 2'ye ayrıldı.
- Dağıtım Tarafı 839 ve 840 modüllerini kullanarak serbest tüketici kaydını
oluşturacak.
- Perakende ise dağıtım şirketi tarafından tanımlanan bu kayıt üzerinde güncelleme
yapabilecek. (PK-17-”PK6455 K2 GEDİZ OLMALI” kendi müşterimin unvanındaki
hatayı eksikliği düzeltmem gerekiyor. tedarikçi girişinin kapalı olması doğru
Perakende Şirketi tedarikçi kodu kendisi olan (PK6455) müşterinin unvanını
düzenlemesine imkan verecek güncelleme yapılırsa “OK”)
(840 modülde abone tipi ve profil değiştirilemiyor. Sözleşme başlangıç – bitiş
tarihlerine müdahale edilemiyor. Bu alanlara müdahale edilmesine imkan verilecek
şekilde güncelleme yapılırsa “OK”)
-(…)
MODÜL BAŞLIĞI: SERBEST TÜKETİCİ BİLGİLERİ DOSYADAN YÜKLEME
- 1022 nolu modülde de dosya formatına ilişkin bilgileri F2 tuşu ile görebilirsiniz.
- Bir üstteki konuda bahsettiğim gibi önce dağıtım tarafı 946 modül ile serbest tüketici
kaydını oluşturacak, perakende tarafı ise 1022 modül ile kayıt üzerinde belli alanları
güncelleyebilecek. (Belli alanların güncellenmesi konusuna açıklık getirilmelidir.
Hangi alanlar? Dağıtım Şirketi serbest tüketici bilgilerini sisteme zamanında
yüklemediği takdirde müşterilere indirim tanımlaması 1022 modülden
yapılamayacak. Ayın başında okuması yapılan müşterilerimize tahakkuk edecek
faturalar indirimsiz tahakkuk edecek. Bu riski Perakende Şirketi olarak almamız
mümkün değildir. Bu haliyle yapılan sistem değişikliğine onay vermemiz söz konusu
olamaz. )
(…)
1- SATICI KODU
2- 2- SATICI ADI
3- 3- BASLANGIÇ TARİHİ (Başlangıç tarihi ile sözleşme tarihi karıştırılıyor.
Başlangıç tarihinden bağımsız sözleşme tarihi alanı olmalı. Sözleşme
revizeleri ile tüketim noktasına yeni giren müşteriyle yapılan sözleşme tarihi
tüketim noktasının portföye giriş tarihinden farklı tarihler olabiliyor. Cezai
bedel hesaplamaları ve taahhüt süreleri revize/yeni sözleşme tarihine göre
değişiklik gösteriyor. Örnek 01.10.2013 tarihinde portföyüme giren müşteri ile
3 Yıllık sözleşme imzaladım. Ceza şartı haksız fesih halinde aldığı indirim
18-36/583-284
66/284
toplamının geri ödenmesi olsun. Sözleşmesinin bitmesine 1 ay kala
01.10.2016 tarihinden geçerli olmak üzere 2 yıllık revize sözleşme imzaladım.
Ceza şartı fatura katı olsun. Müşteri 01.01.2017 tarihinde sözleşmesini haksız
fesih ettiğinde müşterinin taahhüt süresi dolduğundan ceza bedel yansıtmam
gerekirken. Herhangi bir ceza bedel yansıtmayacağım.
(191) Belge 39: 23.06.2016 tarihinde gönderilen “RE” başlıklı e-postanın ilk mesajı olan ve
16.05.2016 tarihinde GEDİZ Müşteri Temsilcisi N. A. tarafından GEDİZ çalışanı S.
T.’ye gönderilen konu başlığı olmayan e-postadaki ifadeler şu şekildedir:
“Merhaba (…..) Hanım,
İşletmeye gelen her st müşterisiyle anlaşma imzalıyoruz. St havuzu içinde yer alan
her aboneyi telefonla arayıp işletmeye davet ediyoruz. Kesme-açmada yer alan
arkadaşlara yüksek tüketimi olan aboneleri işletmeye yönlendirmesi konusunda bilgi
verdik. Bundan sonrada havuzda yer alan aboneleri aramaya yoğunluk vericez.
İyi çalışmalar.”
(192) Bunun üzerine AYDEM Vekili T. Z.’nin 23.06.2016 tarihinde GEDİZ Müşteri Temsilcisi
N. A. ve GEDİZ çalışanı S. T.’ye gönderdiği e-postada iletinin rekabete aykırı ifadeler
içerdiği, gözden geçirilmesi veya silinmesi gerektiği belirtilmiştir.
(193) Belge 40: 09.09.2016 tarihinde AYDEM Bilgi Teknolojileri Yönetmeni O. M., ADM
EDAŞ Bilgi ve Haberleşme Teknolojileri Müdürü M. K. ve AYDEM ve GEDİZ Strateji
ve İş Geliştirme Müdürü Y. B. arasında geçen “Fw: CRM Hk.” konulu e-posta şu
şekildedir:
09.09.2016: O. M. > M. K.
“(…..) Bey Merhaba,
CRM’in sizin domaininizde olması, LDAP entegrasyonu vb. sebeplerle CRM erişimi
konusunda sıkıntı yaşadık.
Bizim ve sizin domainleriniz arasında trust ilişkisiyle sorun kolayca çözülecek
görünüyor (veya varsa daha pratik bir yöntem de kullanabiliriz).
Konu hakkında yardımcı olabilir misiniz?”
09.09.2016: M. K. > O. M.
“Domainler arası trust ilişkisi kurmak mantıklı olacaktır hatta en pratik yöntem bu,
FAKAT domainlerin prefix isimleri(netbios) aynı olduğundan (
aydem.corp aydem.local ) trust ilişkisi kurulamayacağını düşünüyoruz. Hatta
arkadaşlar testlerini yaptılar şimdi olmadığını gördük. Bunun daha önceden
planlaması gerekirdi. Hatta hatırlarsanız Haziran ayında Microsoft tarafından
yapılan SAM çalışması sırasında bahsetmiştim. Net bios isimleri aynı olduğu için(
aydem.corp ve aydem.local) ileride çok daha fazla sıkıntı yaşanmadan Ağustos
sonuna kadar hem domainleri ayıralım hem de exchangeleri ayıralım yarın sorun
yaşamayalım demiştim. haklısınız tamam demiştiniz. Aynı zamanda, (…..)
Bey’de,exchangelerin ayrılması hususunda (…..) Bey ile görüşmüştü. Dolayısıyla
bugüne kadar bu işler halledilemediğinden ; Bu domainler arası trust ilişkisi şimdilik
kurulamayacaktır.
18-36/583-284
67/284
Ancak sorunu çözmek adına, GEÇİCİ VE HIZLI ÇÖZÜM olarak
; öncelikle izmirdeki ÇM lokasyonun bulunduğu networkten , hem GDZ hem de
ADM Datacenterlarına erişim sağlamanız gerekiyor. Bilgisayarlar GDZ domaininde
kalmaya devam etmeli.. GDZ EDAŞ ve ADM EDAş arasındaki bizim mevcut trust
ilişkisini kullanarak CRM’i kullanabilirsiniz. Aynı zamanda sizin yapıyı bildiğimiz
kadarıyla, perakende Data Center’a erişim de olduğu için Samsung santrale gelen
çağrılarda karşılanabilir.
Bu şekilde sorunu çözeriz. Ancak Bence kesin kalıcı çözüm için geç kalmayıp tam
ayrışma sağlanması için ne gerekiyorsa yapalım. Özellikle mail hesaplarından dolayı
bu tip ayrışma olmadığından 2 kat lisans ödemek durumunda da kalıyoruz. Yarın
rekabet tarafında da sıkıntılar yaşanabilir. Gördüğünüz üzere teknikte de böyle
sıkıntılar çıkıyor. MS’tan da süre istenmişti bildiğin üzere.. Hem domainleri hem de
mail sistemleri tam olarak ayrıştıralım. Bu konuda da bayram sonrası hemen
çalışmalara başlayalım . Biz hazırız. ”
09.09.2016: O. M. > Y. B.
“(…..) Bey, ben bu maile de yanit vermeyecegim fakat sizin bilmenizi isterim ki
bastan sona hatali bilgiler iceren bir mail. Biz domainlerimizi ayirdik zaten
aydem.local ve aydem.corp diyerek bunu kanitliyor kendisi tek ayirmadigimiz Aydem
mailleri bunun da planini yaptik herseyimiz hazir. Ayrica CRM konusunda sabahtan
oglene kadar bizi bekletti ve (…..) cok farkli bir yontem ile sorunu kendisi cozdu.
Saygilarimla.
(Mobil ileti, küçük yazım hataları olabilir.)”
(194) Belge 41: 26.10.2016 tarihinde AYDEM Satış Ticaret ve Planlama Uzman Yardımcısı
Z. B. M. tarafından AYDEM Satış Ticaret ve Planlama Uzmanı G. V.’ye gönderilen
“Tedarikçi Değ.” başlıklı e-posta ekindeki “Tedarikçi Değ.” adlı excel dosyasında
tedarikçi değiştiren sayaçlara ilişkin tüketim bilgilerinin yer aldığı görülmektedir:
(195) Belge 42: 19.07.2016 tarihinde AYDEM Vekili T. Z.’nin bilgisayarından gönderilen
“FW: OSB Müşterileri” başlıklı e-posta yazışma silsilesi edinilmiştir. AYDEM Ticaret ve
Planlama Müdürü E. A. tarafından AYDEM Ticaret ve Planlama Uzman Yardımcıları
Z. B. M. ve O. B.’ye gönderilen e-postada aşağıdaki ifadeler bulunmaktadır:
“Arkadaşlar,
Enerji sattığımız OSB müşterilerinin içerisinde olup da bizden enerji almayan tüm
tesisatlar ve PYS konfigürasyonlarını kontrol edebilir misiniz, kontrollerinizi ekran
görüntüsü olarak Cuma akşamına kadar paylaşır mısınız.”
(196) Buna cevaben 22.07.2016 tarihinde AYDEM Ticaret ve Planlama Uzman Yardımcısı
Z. B. M., söz konusu müşterilerin tedarikçi bilgilerini, sayaç okuma durumunu ve sayaç
okuma tipini içeren ilgili dosya ve ekran görüntüsünü şu şekilde paylaşmıştır:
(…..TİCARİ SIR…..)
18-36/583-284
68/284
(197) Belge 43: AYDEM Satış Müdürü H. Ü.’nün bilgisayarında “Bölge Durumu_Özet” adlı
excel dosyasında, piyasada faaliyet gösteren tedarik şirketlerinin Temmuz 2016 ile
Ağustos 2016 arasında portföylerinde bulunan müşteri sayısı ve müşterilerin
tüketimlerinde gerçekleşen artış ve azalış miktar ve oranlarını gösteren tablolar
bulunmaktadır. Aynı zamanda “Kopya 842_Aydem_Aktif”, “Kopya
842_Aydem_Mayıs2016” ve “Kopya 842_Gediz_Aktif_Mayıs2016” adlı excel
dosyalarında diğer bölgelerdeki GTŞ’lerle BTŞ’lerin müşterilerinin unvan ve tüketim
bilgileri yer almaktadır.
(198) Belge 44: AYDEM Satış Müdürü H. Ü.’nün bilgisayarında “Kopya AYDEM
TARAFINDAN RED OLANLAR” adlı excel dosyasında 2015 Temmuz ayı öncesinde
tedarikçi değişimi talebi reddedilen 362 adet sayacın bilgileri ve “PMUM PYS de (…..)
ID İLE İŞLEM GÖRMEKTEDİR”, “Mali yükümlülüğünü yerine getirmemiştir”, “Tüketim
Limit altı”, “Perakende satış sözleşmesi fesih talebi bulunmamaktadır” gibi neden ret
edildiğine ilişkin açıklamalar yer almaktadır49.
(199) Belge 45: 22.12.2016 tarihinde GDZ EDAŞ Bölge Tedarikçi İşlemleri Uzman
Yardımcısı G. Y. tarafından GDZ EDAŞ Tedarikçi İşlemleri Yönetmeni S. K., Dağıtım
Tarifesi Yönetmeni Ö. İ., GDZ EDAŞ Bölge Tedarikçi İşlemleri Uzmanı M. E., GDZ
EDAŞ Bölge Tedarikçi İşlemleri Uzmanı Ö. S., GDZ çalışanı G. D., GDZ EDAŞ
Tedarikçi Sözleşmeleri Uzmanı E. G. ve GDZ EDAŞ Bölge Tedarikçi İşlemleri Uzman
Yardımcısı G. G.’ye gönderilen “RE: Tedarikçi iletişim konu listesi” konulu e-postada
şu ifadeler yer almaktadır:
“Merhaba,
direkt müşteri odaklı bir yazılımın kazanımı hızlı memnuniyeti getiecektir elbet.
Ancak yazılımda gerek EPDK’na gerekse Rekabet Kurumu’na karşı oluşabilecek
şikâyetlere sebebiyet vermeyecek kurgulamalar olmalı diye düşünüyorum.
Çünkü sistemsel bir sıkıntıyı mail ortamında tedarikçi ile mutabık kalarak hızlı bir
şekilde çözümleyebiliyoruz; örneğin MBS de serbest tüketici abonelerinin bazı
tüketimlerinin PMUM’a ilgili döneminde değil de bir sonraki döneminde gittiği tespit
edildiğinden (…..) Bey ile (…..) Hanım belli bir dönem bu tarz abonelerin sorunlu
tüketimlerini belirleyip MBS ile PMUM arasında oluşabilecek tutarsızlıkları
engellemişti. Mail ortamında da ilgili tedarikçilerine bilgilendirmesinin yapılmasını
sağladığımızdan tedarikçinin “dengesizlik” olarak sunabileceği konu başlıklı
şikâyetlerin haylice önüne geçilmiş oldu.
Tedarikçi işlemlerinde birebir tüketici ile irtibat halinde olmamız durumunda
tedarikçilerde rekabetin getirdiği hassasiyetin daha fazla oluşacağını, bu sebeple de
serbest tüketici işlemlerinde yazılımdaki kurgulamaların tedarikçi koordinasyonuna
sorun teşkil etmemesi için ilk etapta müdahale edilebilir nitelikte olup olamayacağının
değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla.”
49 Temmuz 2015’te portföy geçişlerine ilişkin yeni düzenleme yapıldığından söz konusu tedarikçi
değişim taleplerinin bu tarihten önce yapıldığı değerlendirilmektedir.
18-36/583-284
69/284
(200) Belge 46: GDZ 11.08.2016 tarihinde ADM EDAŞ Müşteri Hizmetleri Müdürü Y. Y.
tarafından GDZ EDAŞ Tüketici Hizmetleri Müdürü Ş. E. ve GDZ EDAŞ İcra Kurulu
Üyesi S. M.’ye gönderilen “RE: Endeksör Hakkında Bir soru” konulu e-postadaki
ifadelere aşağıda yer verilmiştir:
“(…..) Bey merhaba
Perakende satış faturası ve EDAŞ sayaç okuma tutanağı bir bütün olarak dizayn
edildikten sonra;
- GTŞ’ nden enerji alan K1 a-b-c müşteriler için perakende satış faturası kısmı
dolu – EDAŞ sayaç okuma tutanağı kısmı boş
- EPSAŞ’tan enerji alan serbest tüketicilerden E-fatura mükellefi olmayan ve
EDAŞ sayaç okuma tutanağını elektronik ortamda iletilmesini istemeyenler
için perakende satış faturası kısmı dolu- EDAŞ sayaç okuma tutanağı kısmı
dolu
- EPSAŞ’tan enerji alan serbest tüketicilerden E-fatura mükellefi olmayan ve
EDAŞ sayaç okuma tutanağını elektronik ortamda iletilmesini isteyenler için
perakende satış faturası kısmı dolu- EDAŞ sayaç okuma tutanağı kısmı boş
- EPSAŞ’tan enerji alan serbest tüketicilerden E-fatura mükellefi olan ve EDAŞ
sayaç okuma tutanağını elektronik ortamda iletilmesini istemeyenler için
perakende satış faturası kısmı boş- EDAŞ sayaç okuma tutanağı kısmı dolu
- Diğer tedarik şirketlerinden enerji alan ve EDAŞ sayaç okuma tutanağını
elektronik ortamda iletilmesini istemeyenler için perakende satış faturası
kısmı boş – EDAŞ sayaç okuma tutanağı kısmı dolu
Olarak fatura ve/veya EDAŞ sayaç okuma tutanağı düzenlenecektir.
- Diğer tedarik şirketlerinden enerji alan ve EDAŞ sayaç okuma tutanağını
elektronik ortamda iletilmesini isteyenler için perakende satış faturası kısmı
boş – EDAŞ sayaç okuma tutanağı kısmı boş
- EPSAŞ’tan enerji alan serbest tüketicilerden E-fatura mükellefi olan ve EDAŞ
sayaç okuma tutanağını elektronik ortamda iletilmesini isteyenler için
perakende satış faturası kısmı boş- EDAŞ sayaç okuma tutanağı kısmı boş
olacağından bildirim düzenlenmeyecektir.
EPSAŞ ile mutabık kalınır ise bu şekilde fatura ve sayaç okuma tutanağı aynı matbu
evrak ile rahatlıkla bırakılabilecektir. EDAŞ olarak belki kırtasiye gideri için belli
oranda (1/5) katılımda bulunabiliriz.”
(201) Belge 47: GDZ EDAŞ İdari Sosyal İşler Yönetmeni Y. Ş. tarafından 07.12.2016
tarihinde GDZ EDAŞ Genel Müdürü M. D.’ye gönderilen “2. Kat perakende
elemanlarının kullandığı odalar” başlıklı e-postada şu ifadeler yer almaktadır:
“Merhaba
2. kat, 3. Kat ve zemin katta perakende elemanlarının kullandığı odalar ve eleman
sayıları aşağıda belirtilmiştir.”
(202) Belge 48: GDZ EDAŞ’ta Genel Müdür M. D.’nin bilgisayarından edinilen 31.11.2016
tarihli ve “Hukuki Ayrıştırma Formu” konulu e-postada ADM/GDZ EDAŞ Düzenleyici
İşler ve Strateji Geliştirme Müdürü M. A. K. EPDK’ya gönderilmek üzere hazırlanmış
18-36/583-284
70/284
hukuki ayrıştırma formlarını dağıtım şirketleri yetkililerinin dikkatine sunmuştur. GDZ
ve ADM için ayrı ayrı hazırlanan formlarda, dağıtım ve perakende şirketlerinin belli
ölçüde aynı binayı kullandıkları ve faklı fiziksel ortamlarda hizmet vermek için bina
yapım ve/veya yeni kullanım yeri araştırma çalışmalarının devam ettiği belirtilmiştir.
Yine bilgi işletim altyapılarının da henüz tam olarak birbirlerinden ayrıştırılmadığı ve
söz konusu çalışmaların sürdüğü ifade edilerek, anılan çalışmaların tamamlanması için
kendilerine ek süre verilmesi talep edilmektedir.
(203) Belge 49: 22.07.2016 tarihinde AYDEM Satış Müdürü H. Ü. tarafından AYDEM ve
GEDİZ Genel Müdürü H. K. Ş. ve AYDEM ve GEDİZ Strateji ve İş Geliştirme Müdürü
Y. B.’ye gönderilen “Aydem DT Müşteri ziyaret hedefi” başlıklı e-posta şu şekildedir:
“Ağalar,
Aydem’de DT dağıtım özeti ve danışman bazlı rakamlar aşağıdaki
gibi. Arkadaşlarımıza durum birebir görüşülerek aktarılmış, bu müşterilerimizin
tamamını 3. Çeyrekte ziyaret edecek şekilde planlama yaptık.
Bilgi amaçlıdır
Adet Tüketim
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
Satır Etiketleri Adet Toplam Tüketim
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
18-36/583-284
71/284
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..)
(204) Belge 50: 18.07.2016 tarihinde AYDEM İhale ve Büyük İşler Yönetmeni F. C., D. M.,
AYDEM Satış Müdürü H. Ü. ve AYDEM ve GEDİZ Genel Müdürü H. K. Ş. arasında
geçen yazışmada yer alan ve ekinde “DT İskonto Tablosu.xlsx” isimli dosyanın
bulunduğu “DT İskonto Tablosu Oluşturulması” başlıklı e-postalarda geçen ifadeler şu
şekildedir:
18.07.2016, F. C. > D. M., H. Ü.
“(…..) hanım merhaba,
Ek listede yer alan enerjisini Diğer Tedarikçiden karşılayan firmalar özelinde 2016
Q3 dönemi için bir çalışma yapmak istiyoruz. Çalışmanın detayında listede yer alan
müşteriler ile 2016 Q3 döneminde kontak kurup, hızlıca teklif vermek istiyoruz. Teklif
sürecinin hızlandırılması ve hızlı netice almak için ek listede yer alan DT müşterileri
için bir iskonto tablosu oluşturmak mümkün müdür?
Detayları ile ilgili olarak müsaitlik durumunuza göre bugün bir toplantı
planlıyabilirmiyiz.”
18.07.2016, H. Ü. > Y. B. ve H. K. Ş.
“Patron
Bu konu önemli… önce tüketim aralığına göre ilk ziyareti yapalım. Sonra detay
analizler ile ilerleriz.
İyi çalışmalar…”
(205) Söz konusu e-posta ekinde yer alan excel dosyasında rakiplerin müşterileri olan 684
adet tüketicinin tarife ve tüketim bilgisi yer almaktadır.
(206) Belge 51: 06.04.2016 tarihinde GEDİZ Abone Hizmetleri Yönetmeni İ. A. tarafından
GEDİZ PMUM Veri Giriş Elemanı Ö. Ö.’ye gönderilen e-postanın AYDEM Vekili T. Z.
tarafından fark edilip, e-postanın rekabet hukukuna aykırı bilgi içerdiğinin düşünülmesi
üzerine İ. A. ve T. Z. arasında geçen yazışmada yer alan “RE: Kopya
01022016_Kesinleşmiş Liste_Gediz.xlsx” başlıklı e-postalar şu ifadeleri içermektedir:
06.04.2016, İ. A. > Ö. Ö.
“Gediz_Ulusaldan Alınanlar: K1 den K2 portföyümüze geçenler
Ulusaldan Aln dğ ted geç 1730: K1 den diğer tedarikçi portföyüne geçenler
Gediz_Diğerden Alınan: diğer tedarikçiden K2 portföyümüze geçenler
Diğer_Gediz'den Alınan: K2 portföyümüzden diğer tedarikçi portföyüne geçenler
Gediz_Ulusala Düşenler: K2 portföyümüzden K1 portföyümüze geçenler
Diğer_Ulusala Düşenler: diğer tedarikçi portföyümüzden K1 portföyümüze geçenler”
01.06.2016, T. Z. > İ. A.
“Merhaba,
Göndermiş olduğunuz e-posta rekabete aykırı ifadeler içermektedir.
18-36/583-284
72/284
Lütfen bu kapsamda mailinizi tekrar gözden geçiriniz.
PS: Gelen/göndermiş olduğunuz e-postayı silmeniz rica olunur.
İyi çalışmalar dilerim.”
02.06.2016 İ. A. > T. Z., Ö. Ö.
“Merhaba (…..) hanım,
e-posta da rekabete aykırı ifade bulunmamaktadır.
İyi çalışmalar.”
02.06.2016 T. Z. > İ. A.
“(…..) Bey merhaba,
Konuyu anlamak ve riskleri tespit etmek için aşağıdaki soruları soruyorum.
1. Göndermiş olduğunuz listeyi hangi PYS ekranından çekiyorsunuz?
Mail ekindeki listede:
2. Gediz’in diğer tedarikçiden aldığı tesisatların geçmiş tüketim bilgisini nereden
temin edebiliyoruz? Aynı şekilde diğer tedarikçi, Gediz K2’den aldığı tesisatlar için
benzer verileri görebiliyor mu?
3. Diğer tedarikçiden ulusala düşen tesisatlarda tüketimler ve portföy hareketleri
gibi veriler görülüyor. Bu bilgilere nereden erişebiliyoruz?
4. Bölge dışı tesisatlar isimli tablo, önceki tablolara göre daha sade. Aynı şekilde
bölge dışı tesisatlar için eski tedarikçi bilgisi tüketim vb. gibi detaylı veri çekebiliyor
muyuz?
İyi çalışmalar.”
(207) Belge 52: AYDEM Müşteri Destek Danışmanı N. A. tarafından AYDEM Satış Müdürü
Yönetici Asistanı A. E.’ye 25.05.2016 tarihinde gönderilen “RE. dt analizleri” başlıklı e-
postada rakip tedarikçinin portföyünde bulunan altı adet müşterinin tedarikçi bilgileri ve
tüketim bilgileri yer almaktadır.
(208) Belge 53: GEDİZ’den edinilen 12.07.2016 tarih ve “Saha Okuma Personeli
Performansı” konulu e-posta ekinde yer alan excel tablosunda sahada çalışan okuma
personelinin isimlerinin yanında performanslarına ilişkin bazı işaretlemelerin yapıldığı
anlaşılmıştır.
(209) Belge 54: GEDİZ Gaziemir Bölge Sorumlusu H. A.’nın bilgisayarında yapılan yerinde
incelemede “D.T.” başlıklı, farklı dönemlerde şirket portföyünden ayrılan 521 adet
tüketicinin yeni tedarikçi bilgileri ile tüketim miktarlarını içeren bir veri tablosu
bulunmuştur.
(210) Belge 55: 05.05.2015 tarihinde GEDİZ Satış Yönetmeni T. U. tarafından GEDİZ Abone
Hizmetleri Yönetmeni İ. A.’ya gönderilen “FW: saha personeli yap/yapma listesi”
başlıklı e-postanın ekinde “(…..) _sahapersoneliyapyapmalistesi” başlıklı tablo yer
almaktadır. Söz konusu tabloda dağıtım şirketi ve GTŞ çalışanlarının birbirlerinin
faaliyet alanlarına girmemeleri gerektiği vurgulanmaktadır.
(211) Belge 56: 02.03.2016 tarihinde ADM EDAŞ Müşteri Hizmetleri Müdürü Y. Y., AYDEM
Müşteri İlişkileri Müdürü H. B. G. ve F. Y. arasında, “Re: Serbest tüketici kesme-açma
işlemleri” başlıklı e-postada geçen görüşmelerde aşağıdaki ifadeler yer almaktadır:
18-36/583-284
73/284
02.03.2016 Y. Y. > H. B. G.
“(…..) Bey merhaba
Ekteki Tüketici Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik yapan Yönetmelik gereğince
01.03.2016 tarihinden itibaren
-Serbest tüketici faturalarının ödenmemesi nedeniyle kesme işlemi yapılmamaktadır.
-Tüketici, serbest tüketici olarak işlem görmeye başlasa bile şayet görevli tedarik
şirketine ulusal tarifeden düzenlenmiş fatura borcu var ise kesme işlemi yapılmaya
devam edilecektir. Ulusal tarifeye göre oluşan fatura ödeninceye kadar abone
kesilebilir konumda olacaktır.
Yeni uygulamanın başlaması ile birlikte MBS’ de yazılımsal çözüm (…..) Bey
tarafından sağlanmıştır.
(…..) Bey ayrıca serbest tüketici faturası dışında (görevli tedarik şirketine ulusal
tarifeden ve Dağıtım şirketine kaçak) borcu bulunmayan ve kesik konumdaki AYDEM
serbest tüketicileri için otomatik olarak açma emri üretmiştir. Gerekçe olarak bu
abonelerin borçtan dolayı elektriklerinin kesilmesinin mevzuat gereğince mümkün
olmamasını ileri sürmektedir. Bu aboneler için açma emri üretilmiş olsa da biz
sahaya bu açma emirlerinin şimdilik yapılmaması hususunu talimatladık. 01.03.2016
tarihinden önce kesilen serbest tüketicinin elektriğini tedarikçisi olan EPSAŞ veya
diğer tedarikçi şirketlerin talebi olmadan açmayı düşünmüyoruz.
Bu konuyu değerlendirip uygulamaya ilişkin görüşünüzü paylaşırsanız, (…..) Bey ve
biz buna göre hareket edeceğiz.
İyi çalışmalar”
03.03.2016 H. B. G. > F. Y.
“Teşekkürler (…..) bey,
Ancak, ileriki zamanlarda bu koşulun dışında kalacak ve enerjinin açılmaması
gereken seneryolarda oluşacak. Örneğin, şuanda ST olup portföyden çıkaracağımız
borçlu müşterinin ulusal tarifeden düzenlenen faturasını ödememesi nedeniyle
enerjinin kesilmesi durumunda da yine tüm fatura borçları (ST kaynaklılar dahil)
ödenmeden otomatik açma emri üretilmemesi gerekmektedir.
Bu nedenle fonksiyonun bu tür senaryolarda değerlendirilerek daha genel bir şekilde
kodlanması gerekmektedir.
Sonuç olarak kesik enerjinin tekrar açılabilmesi için vadesi geçmiş tüm borçların
ödenmesi gerekmektedir.
İyi çalışmalar dilerim.
İyi Çalışmalar dilerim.
3 Mar 2016 tarihinde 18:22 saatinde, (…..) > şunları yazdı:
Bu konuda her iki şirkette verilmiş açma emirleri için iptal işlemi yapılmıştır.
Kesme_tarihi verilecektir.”
18-36/583-284
74/284
(212) Belge 57: 06.12.2016 tarihinde AYDEM Ticaret ve Planlama Müdürü E. A. ve AYDEM
Pazarlama Yönetmeni D. G. arasında geçen yazışmada yer alan “RE: Sözleşme Feshi
ve Revizyonu” başlıklı e-postalarda geçen ifadeler şu şekildedir:
06.12.2016, E. A. > D. G.
“Merhaba (…..),
Bildiğin üzere, pazarda kur artışı nedeniyle 7-8 TL’ den fazla bir maliyet artışı var ve
fiyatlar yükseldi, zararı minimize etmek için aksiyon alıyoruz. Ancak, (…..) Bey’ den
bazı müşterilerde 5.3 maddesinin kaldırıldığını, bu nedenle revizyon
yapılamayacağını geçen hafta duymuştum. Eğer mümkün ise bu zor günlerde bu
madde kalksa dahi 175 lira altındaki müşterilere1-2 TL de olsa fiyat artışında
bulunmamız makul olacak, sözleşmeyi fesh etmesek dahi. 1 TWh satışımızda 1 TL
1 milyon TL’ ye tekabül ediyor zira. Bu bağlamda, çok zamanlı tarife üzerinden
indirim verilen müşteriler ayrıca önemli, bunları da ya güncellemeli ya da maliyeti
tekrar çalıştığımızda kurtarmayanları fesh etmeliyiz. Denizli OSB’nin fiyatının revize
edilmesi hususunu birlikte konuşmamızda fayda görüyorum.
Selamlar”
06.12.2016, E. A. > D. G.
“İlave olarak, (…..) Bey, tarımsal sulama ağırlıklı satış fiyatımız (…..) lira, kur artışı
sonrası önümüzdeki yıl yaklaşık (…..) lira bırakır maksimum, tarımsal sulamaya
indirim gelirse bu müşterilerin serbest tüketici sözleşmelerini sona erdirelim bence,
zira kurtarmayabilir, takip etmenizde fayda var.
Diğer yandan, tüm k2 müşterilerimizden ısrarla borcunu ödemeyen var ise
sözleşmesini fesh etmeliyiz, ulusala düşmeliler, özellikle tarımsal sulama x
vadesinde geçtiğimiz yaz döneminden kalan borcunu ödememiş ise gelecek yazı
ulusal portföyde geçirmeli ki, gelecek yaz da borcunu ödemez ise tahsilat riskini
tarifeden geri alabilelim, x vadesine birlikte karar vermemiz gerekli.
@(…..) Bey, tahsilat riski ile ilgili konuyu ayrıca takip edecek.
Selamlar”
06.12.2016, D. G. > E. A.
“(…..) Merhaba;
Açıkçası Tarımsal Sulamaya indirim gelmeyeceğini düşünmekteyim. Eğer dediğin
gibi ciddi bir indirim gelirse zaten tüm tarımsal K2'leri PSS' lerine dayanarak ulusala
düşürebiliriz. Satışları bu şekilde yapmıştık. Diğer yandan 3 ay ve üzeri olanlar için
BD' da fesih + icra takibi başlatıyoruz. Bölge içinde sanırım böylesi bir süreç yok.
Varsa da bilgim yok. Tarımsal sulamada ise özellikle su anda borcu olanları ne
portföyden çıkartmak ne de ulusala geçirtip borcundan dolayı elektriğini kesmek
isteriz. Zaten sezon bitti. Kullanımlar önümüzdeki yıl ortalarına doğru başlayacağı
için o zaman aksiyon almak daha mantıklı.”
06.12.2016, E. A. > D. G.
“Ben de önümüzdeki süreçte aksiyon alalım diyorum, örneğin Mart ayında karar
verelim ve hala borcunu ödemeyenler varsa bunları k1 alalım, amacım tarife, bu
yüzden sadece bölge içi için, bölge dışı için değil, tarife kısmı ile alakalı husus var,
yine konuşuruz.”
18-36/583-284
75/284
(213) Belge 58: 06.01.2017 tarihinde GEDİZ Dosya Takip Elemanı A. M., GEDİZ Müşteri
Temsilcisi N. Z. ve GEDİZ Vekili Ö. Y. arasında geçen yazışmada yer alan “(…..) tesi.
hk.” başlıklı e-postalarda şu ifadeler yer almaktadır:
06.01.2017, A. M. > N. Z. ve Ö. Y.
“(…..) hanım & (…..) hanım merhaba,
(…..) Nolu tesisat abonesi ile yapılan görüşmeden Avukat (…..) ile p.tesi günü taksit
yapılacak olup, gerekli taksit işlemleri yapılana kadar enerjinin kesilmemesi ve
işlemelerin takibi rica olunur.”
06.01.2017, N. Z. > A. M. ve G. M.
“(…..) hm merhaba,
(…..) tesisat nolu (…..) nakliyat firması ödeme yükümlülüğünü yerine getirmeme
sebebi ile, alacağımızın tahsili adına
ST PORTFÖYÜNDEN çıkartılmıştır. enerji kesim sebebimiz PSS imzalamaya
davettir.
Bilgilerinize
İyi çalışmalar.”
06.01.2017, Ö. Y. > N. Z.
“(…..) Hanım Merhaba,
Borçlu direkt olarak (…..) Bey ile görüşmüş,
(…..) Bey Pazartesi gününe kadar süre vermiş, o gün taahhüt vermemiş olursa
kesme işlemini yapabilirsiniz,
İyi çalışmalar.”
(214) Belge 59: 08.08.2016 tarihinde GEDİZ Tahsilat Hizmetleri Temsilcisi M. Y. tarafından
GEDİZ çalışanlarına gönderilen “Bölge Kalıntı Verileri” başlıklı e-posta ve ilgili e-
postaya ilişkin olarak H. A. tarafından gaziemirbs@ adresi ve
GEDİZ Müşteri Temsilcisi Y. K.’ya gönderilen, ekinde “Kalıntı Verileri.xlsx” isimli
dosyanın yer aldığı e-postada şu ifadeler yer almaktadır:
08.08.2016 M. Y. > GEDİZ Çalışanlarına
“Merhaba,
Ekte, bölgelerimize ait kalıntı verileri yer almaktadır.
Çoğu bölgemizin oranlarının kırmızı ile işaretli olduğu görülmektedir, kırmızı ile
işaretli olan bölgelerimizdeki bakayadan sorumlu arkadaşların acilen aksiyon
almaları gerekmektedir.
Üç oranı da sarı ile işaretli olan Tire Bölgemizi tebrik eder diğer bölgelerimizin de
aynı başarıya ulaşmalarını dileriz.
İyi çalışmalar.”
08.08.2016, H. A. > gaziemirbs@ ve Y. K.
“Merhabalar,
K2 müşterilerinin enerjilerinin kesilmemesi, ülkenin içerisinden geçmiş olduğu
durum, döviz kurunun aşırı dalgalı olması gibi nedenler ile tahsilatta sıkıntı yaşamaya
18-36/583-284
76/284
devam ediyoruz. Sıkıntının ne denli büyük olduğunun göstergesi ise mail ekinde yer
alan veriler ile bölgemize ait hazırlamış olduğum 1 aylık değişim tablosunda yer
almaktadır.
Gaziemir
Borçlu Müşteri
Sayısı
Kalıntı Fatura
Sayısı
Anapara Tutar (TL)
Değişim Adet (…..) (…..) (…..)
Değişim Oran (…..) (…..) (…..)
Elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Özellikle Serbest tüketicilerde borcu
olan aboneleri usulsüz kullanım ile enerjilerini kesmeye gidebiliriz. Burada da
usulsüz kullanımın belirlenip yazılması ve takibi de önem arz etmektedir. Bir diğer
yapacağımız işlem ise telefonla ile aramalar, hiç ara vermeden K2 müşterilerine
aramalar gerçekleşecek alacağımızdan yasal yoldan teminin sağlanacağını
bildireceğiz.
Bu doğrultuda görüş ve önerilerinize ihtiyaç duymaktayız.
Geri dönüşlerinizi bekler,
İyi çalışmalar dilerim.”
(215) Belge 60: ADM EDAŞ’ta yapılan yerinde incelemede alınan 05.01.2017 tarihinde
ELDER Çalışanı M. D. tarafından (…..), S. S., R. B., Ü. N. Y., M. A. K., A. A., M. K., O.
A., E. E., N. Ü. (…..) gönderilen “Rekabet Hukuku” başlıklı e-postada şu hususlar dile
getirilmiştir:
“Sayın Yetkililer,
Malumunuz olduğu üzere Rekabet Kurumunun sektörümüz ile ilgili çalışmaları ve
incelemelerinin olduğu bilinmektedir. Bu nedenle sektör çalışanlarımızın konunun
hassasiyetine dikkatlerinin çekilmesi anlamında ara ara eğitimler düzenlenmiş olup,
yine veya adreslerinden erişebileceğiniz
ELDER Uzaktan Eğitim portalında diğer eğitim konularının yanında Rekabet Hukuku
eğitimi de sizlerin erişimine sunulmuştur. Sizlerin yönlendirmeleriyle bu eğitimin tüm
çalışanlarımız tarafından izlenmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir. Ayrıca
uzaktan eğitimi alan çalışanlarımız için arzu edilmesi halinde yerelde yerinde veya
ELDER ofiste interaktif sınıf eğitimleri de organize edilecektir. Bilgilerinize sunarım.
İyi çalışmalar”
(216) Belge 61: 05.11.2015 tarihinde AYDEM ve GEDİZ Genel Müdürü H. K. Ş. tarafından
AYDEM vekili T. Z.’ye gönderilen “Rekabet Uyum Programı (Okur musunuz?)” konulu
e-posta şu şekildedir:
“Arkadaşlar Merhaba,
Bildiğiniz gibi Rekabet Kurumu perakende faaliyetimiz kapsamında iki şirketimizi
denetledi. Bundan sonra da 4054 sayılı Rekabet Kanunu’na göre denetleneceğiz.
Faaliyetlerimizi başından beri büyük bir titizlikle gerek EPDK ve gerekse de rekabet
mevzuatına uygun bir şekilde yürütüyoruz.
Bazı hallerde ise şirketlerin rekabet hukuku mevzuatına aykırı olduğunun farkında
olmadığı faaliyetlerinden dolayı ceza aldıkları görülmektedir. Oysa, şirketlerin
18-36/583-284
77/284
rekabet ihlallerinin neler olduğunu önceden bilmeleri, daha sonra karşılaşabilecekleri
ağır idari yaptırımlar gibi birçok problemi ortadan kaldırabilmektedir.
Rekabet ihlalleri oluşmadan önlenmesini sağlayabilmek için Rekabet Uyum
Programımızı yürürlüğe alıyoruz. Bu sayede, rekabet mevzuatına aykırı eylem ve
kararlardan kaçınmamızı sağlamaya dönük tedbirler almayı ve bu tedbirleri
organizasyon içinde nasıl yürütebileceğimizi belirlemek arzusundayız.
Biriminiz içinde Rekabet Uyum Programı süreci içinde yer alacak ve yaptığı işe ilave
olarak sürece katkı sağlayacak, birim bazında tespit edilen konu ve işlerin takipçisi
olacak bir arkadaşınızın belirlenmesi gerekiyor.
Bu konuda biriminizden yetkilendirebileceğiniz bir personeli 09 Kasım 2015 tarihine
kadar belirleyebilir misiniz?
İyi çalışmalar.”
I.4.2. Dosya Kapsamında Yapılan Görüşmeler ve Gelen Bilgiler
(217) 23.01.2017 tarihinde (…..) yetkilileriyle yapılan görüşmede dağıtım şirketinin
uygulamaları neticesinde ortaya çıkan problemlere değinilmiştir. Şirket yetkilileri (…..).
(218)
(…..TİCARİ SIR…..).
(219)
(…..TİCARİ SIR…..).
(220)
(…..TİCARİ SIR…..).
(221)
(…..TİCARİ SIR…..).
(222) 24.01.2017 tarihinde (…..) yetkilileriyle yapılan görüşmede ilgili dağıtım bölgesindeki
uygulamalara ilişkin bilgi alınmıştır. Şirket yetkilileri, elektrik perakende satış faaliyetine
2015 yılı başlarında başladıklarını, ilk zamanlarda dağıtım ve görevli perakende satış
18-36/583-284
78/284
şirketlerinin geçmiş düzenlemelerden kaynaklanan birtakım faaliyetleri dolayısıyla
problemler yaşadıklarını, ancak EPDK’nın yeni düzenlemeleriyle artık perakende
tarafında da serbest tüketicilerin tedarikçi değiştirmesi önünde herhangi bir engel
kalmadığını düşündüklerini belirtmişlerdir.
(223) Asıl faaliyet bölgesinin (…..) olduğunu belirten şirket yetkilileri, lojistik birtakım
nedenlerden dolayı da diğer bölgelerde çok fazla faaliyette bulunmamayı tercih
ettiklerini ifade etmişlerdir. Aydın ve Denizli’de çok fazla müşterileri olmadığını ancak
yine de AYDEM ile ilgili herhangi bir problem yaşamadıklarını dile getirmişlerdir.
(224) Pazardaki en büyük sorunlardan birinin YEKDEM’den kaynaklanan fiyat
dalgalanmaları olduğunu, bu maliyet artışlarını müşteriye yansıtma gibi bir imkanları
olmadığından piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştığını belirten şirket yetkilileri, elektrik
piyasasının yapısından kaynaklanan birtakım nedenlerle GTŞ’ler ile rekabet edebilmek
için çok düşük kar marjları ile çalışılması gerektiğini ve bu durumda BTŞ’lerin
piyasadaki faaliyetlerinin çok zorlaştığını, böyle devam ederse orta vadede piyasada
faaliyet gösteren bağımsız tedarikçi kalmayabileceğini ifade ederek pazardaki yapısal
problemlere dikkat çekmişlerdir.
(225) 03.02.2017 tarihinde (…..) tarafından bilgi isteme yazısına verilen cevap şu şekildedir:
“(…..)”.
(…..) (…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..) (…..)
(…..) (…..) (…..) (…..)
(226) 03.02.2017 tarihinde EPİAŞ tarafından IA-02 Form’larına ilişkin şu hususlar ifade
edilmiştir:
“IA-02 formlarının değerlendirme sürecinde öncelikli olarak Şirketimiz web
sayfasında yayımlanan 30.11.2015 tarihli duyuruda belirtilen formata uygun
şekilde, tüm alanların eksiksiz olarak doldurulmuş olması gerekmektedir. Bir
tüketicinin bir uzlaştırma döneminde birden fazla tedarikçi tarafından talep edilmesi
ve talep eden tedarikçilerin IA-02 formunda yer alan tüm alanları eksiksiz olarak
doldurmaları durumunda; IA-02 formundaki imza bölümünde yer alan tarih, hangi
formun geçerli olacağı konusunda seçim yapılması aşamasında “kesin kriter”
olarak ele alınmaktadır. Tüketici imza tarihi en güncel olan form geçerli olarak
değerlendirilir iken, tüketici imza tarihlerinin aynı tarih olması durumunda ise,
talepler değerlendirme dışı bırakılır ve tüketici mevcut tedarikçisi portföyünde
kalmaya devam eder.
Öte yandan, tedarik dönemini gösteren tarih aralıkları, ilgili talep dönemini
kapsaması gerekmekte olup talep dönemini kapsamaması durumunda form
geçersiz olarak değerlendirilmektedir.”
18-36/583-284
79/284
(227) EPDK tarafından sözleşmesiz ve çoklu talepler hususunda ihlali bulunan şirketlerin,
DUY’un on üçüncü ve on beşinci fıkralarında yer alan hükümlere göre EPDK kararı ile
üç ay süreyle ikili anlaşmalar kapsamında yeni tüketici kaydedemeyeceği ve bu piyasa
katılımcılarına 6446 sayılı Kanun’un on altıncı maddesi uyarınca yaptırım
uygulanacağı, bu kapsamda Ocak 2016'dan itibaren EPİAŞ tarafından EPDK’ya
raporlanan şirketler ile ilgili olarak inceleme ve denetim süreçlerinin başlatılmış olduğu
ve sürecin henüz sonuçlanmadığı ifade edilmektedir.
(228) EPDK tarafından ayrıca 6446 sayılı Kanun’da ve ilgili mevzuatta ikili anlaşmaların "özel
hukuk hükümlerine tabi olarak yapılan ve Kurul onayına tabi olmayan" anlaşmalar
şeklinde tanımlandığı, ikili anlaşmaların içeriğine ilişkin EPDK’nın herhangi bir
düzenlemesinin söz konusu olmadığı, tüketicilerden gelen şikâyetlerde sözleşmenin
süresinin belirsiz olmasına ya da bitiş süresinden önce belirli bir zamana kadar bildirim
yapılmadığı halde otomatik olarak uzamasına ilişkin hükümlerin tespit edilmekte
olduğu, ancak tüketicilere konunun özel hukuk çerçevesinde çözülmesi gerektiği
yönünde bilgi verildiği, tüketicinin bilinçsizliğinden ve tecrübesizliğinden faydalanarak
benzeri hükümler ile uzun süre yükümlülük altına alınmasının perakende elektrik
piyasasının serbestleşmesi yönünde engel teşkil ettiğinin değerlendirildiği ifade
edilmiştir.
(229) İlave olarak, THY’nin 19. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, "… elektrik enerjisi
hizmeti alan tüketicilerin hakları ve zararlarının tazmini konusunda, Tüketicinin
Korunması Hakkında Kanun hükümleri ile ilgili diğer mevzuat hükümleri"nin
uygulandığı, TKHK ve Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nde "belirsiz süreli", "belirli
süreli" ve "taahhütlü abonelik" hükümlerinin düzenlendiği, söz konusu düzenlemelerde
"tüketici" tanımının "ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek ya da
tüzel kişiyi" ifade ettiği ve bu tanımın elektrikte sadece mesken tüketicilerini karşıladığı
belirtilmiştir.
(230) Serbest tüketicilerle tedarikçilerin aralarında yapmış oldukları anlaşmaların içeriğine
ilişkin EPDK’nın herhangi bir dahli olmadığı, ancak piyasada gözlemlenen sorunların
çözümüne yönelik olarak 04.08.2016 tarih ve 29791 sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanan yönetmelik değişikliği ile THY'nin 12. maddesinin beşinci fıkrasına; "İkili
anlaşma ile elektrik temin eden tüketicilerden belirli bir süre elektrik satın alacağını
taahhüt edenlere gönderilecek ödeme bildirimi veya faturalarda taahhüdün süresi,
sürenin kaçıncı ayında bulunulduğu ve taahhüdün sona erme tarihi ile taahhüdün
bozulması halinde uygulanacak cezai ücret ve/veya cayma bedellerinin uygulama
esaslarına ilişkin bilginin bulunması zorunludur." hükmünün eklendiği dile getirilmiştir.
(231) İkili anlaşmaların ekinde yer alan IA-02 Formu’nda bulunan ve elektrik tedarikinin
yapılacağı aralığı gösteren bölümün tedarikçi değişim işlemleri bakımından sahip
olduğu işleve ilişkin olaraksa; söz konusu durumun, tedarikçi değişim dönemi
içerisinde bir serbest tüketicinin (tüketim noktası) birden fazla tedarikçi tarafından talep
edilmesi sonucu gerçekleştirilen işlemlerle daha iyi açıklanabileceği ifade edilmiş, bu
çerçevede, bir serbest tüketim noktası için geçerli birden fazla IA-02 Formu olması
durumunda imza tarihi en yeni olanın dikkate alındığı, imza tarihleri aynı olan IA-02
Form’larında ise söz konusu tüketim noktası için bir işlem yapılmadığı ve ilgili
tüketicinin mevcut tedarikçisinden elektrik tedarik etmeye devam ettiği ifade edilmiştir.
Bu durumun DUY’un 30/A maddesinin on beşinci fıkrasında düzenlendiği belirtilmiştir.
Özetle, geçerli birden fazla IA-02 Formu’nun olması durumunda tedarik tarihlerinin
dikkate alınmayıp kayıt işleminin gerçekleşmesi için form imza tarihlerinin esas
alınmakta olduğu belirtilmektedir.
18-36/583-284
80/284
(232) Diğer taraftan, tedarikçi değişim işlemlerinin piyasa işletmecisi EPİAŞ’ın kontrolünde
olan Piyasa Yönetim Sistemi (PYS) üzerinden beyan usulüne göre gerçekleştirildiği,
DUY 30/A maddesi on üçüncü fıkrasının (b) bendi (sözleşmesiz talep) kapsamında
EPİAŞ'a gelen itirazların ve aynı maddenin on beşinci fıkrası (çoklu talep) kapsamında
IA-02 Form’larının sisteme yüklenmesinin talep edildiği, sisteme yüklenen IA-02
Form’ları kontrol edildiğinde tedarik tarihi bölümünün boş olması, veya portföy
geçişinin talep edildiği dönemi kapsamayacak şekilde ileri tarihli olması durumunda
bahse konu formun geçersiz sayıldığı ve bu işlemin EPDK tarafından raporlandığı,
ancak tedarikçi değişim işlemleri PYS üzerinden beyan usulü ile yapıldığından, buna
ilişkin tespitlerin yalnızca EPİAŞ'a gelen şikâyet ve itirazlar üzerine yapılabildiği
belirtilmiştir.
(233) EPDK tarafından gönderilen cevabi yazıda ek olarak yer alan ve başka tedarikçiye
geçiş, usulsüz sayaç talebi, sayaçların okunmamasına yönelik şikâyet, perakende
piyasasında dağıtımın gücünün kullanılması, serbest tüketicinin elektriğinin kesilmesi
başlıklarına ayrılan tüketici şikâyetleri şu şekildedir:
(234) Başka tedarikçiye geçiş ile ilgili 27.01.2016 tarihinde (…..) tarafından EPDK’ya yapılan
gerçek kişi bilgi edinme başvurusu şu şekildedir:
“İzmir ilinde görevli dağıtım şirketi ile 01-02-2014 tarihinde ikili anlaşma
imzaladım. Tarife kodum 602 oldu. Mart ayında 1.785,10 TL nisan ayında
1.128,70 TL elektrik faturası ödedim. Daha sonra başka özel elektrik firması
(…..) ile sözleşme imzaladım ve Gediz Elektrikten çıkış yaptım. Tek taraflı
sözleşmeyi fesih ettiğim için 3. ve 4. aylarda tarafıma verdiği indirim bedeli olan
87,60 TL cezai bedel uyguladı ve doğal olarak sözleşmem fesih edildi. Mayıs-
haziran-temmuz aylarında (…..) elektrik aldım. Bu firma ile sözleşmemi fesih
ederek tekrar Gediz Elektrik firmasına geri döndüm. Tekrar geri döndüğümde
dağıtım şirketi aramızda hiçbir şekilde ikili anlaşma yok iken beni tekrar 602
tarifesine almış. Tarafımdan böyle bir talep yoktur ve ağustos ayında
imzaladığım ikili anlaşma yoktur. Zaten dağıtım şirketi de bu hatasını kabul
ettiğini ilgili yazısında ikili anlaşma imzalamaksızın indirimli tarife olarak
tahakkuk ettiğini belirtmiştir. Daha sonra Ekim 2015 tarihinde daha iyi teklif
aldığım için tekrar (…..) geçiş yaptım. Şimdi ilgili dağıtım şirketi Gediz 3 ve 4
aylar 2015 tek taraflı sözleşmeyi fesih ettiğim için cezai bedel olan 87,60 TL
ceza kesildi. Burada haklılar bunu ödemeye hazırım. Ama 27-08-2014 - 30-09-
2015 arası tarihlerde kendileri ile ortada hiçbir şekilde ikili anlaşma, sözleşme
yok iken kendi hataları ile beni 602 tarifesine almışlar ve ben çıkış yaptığımda
tarafıma 669,50 TL cezai bedel kesmişlerdir. İlgili şirkete 2 sefer dilekçe
vermeme rağmen yapmış oldukları hatayı kabul etmelerine rağmen
87,60+669,50 TL toplamda 757,20 TL ödememi istiyorlar…”
(235) GEDİZ tarafından (…..)’e gönderilen cevabi yazıya aşağıda yer verilmektedir:
“İlgi: 27/01/2016 tarihli ve 33357 sayılı dilekçeniz.
İlgi dilekçenize istinaden yapılan incelemede 3. Ve 4. Aylarda tahakkuk eden
faturaların cezai bedel tutarı 87,60 TL’dir. Diğer taraftan; 27/08/2014-
30/09/2015 tarih aralığındaki faturalar şirketimizle ''İkili Anlaşma''
imzalamaksızın indirimli tarife (602) olarak tahakkuk etmiştir. Söz konusu tarih
aralığında tahakkuk eden tarife farkı toplamı 669,50 TL’dir. Cezai bedel ile tarife
farkı toplamı 757,20 TL olup fatura tarihleri ve farklar yazı ekinde bilgilerinize
sunulmuştur…”
18-36/583-284
81/284
(236) GEDİZ tarafından EPDK’ya gönderilen cevabi yazı aşağıda yer almaktadır:
“İlgide kayıtlı şikâyet dilekçesi Şirketimizce incelenmiş olup, şikâyette bulunan
kişinin (…..) satış temsilcisi olduğu, Şirketimizle sözleşmesi bulunan
müşterilerimize, mevzuat gereği, mevcut piyasa koşullan ve muhtemel riskler ile
ilgili bilgilendirme yapmadığı yada yanlış bilgilendirme yaptığı, bu nedenle hem
müşterilerimizi hem de Şirketimizi mağdur ettiği geçmişte Kurumunuza yapmış
olduğu şikâyetlerden de anlaşılacaktır.
Şirketimiz sözleşmesini haksız fesih eden tüketicilere tahakkuk eden cezai
bedelin ödenmemesi gerekçesiyle ilgili Dağıtım Şirketine kesme talebinde
bulunmamakta, bu tüketiciler için icra takibi başlatmaktadır.
(237) 02.11.2016 tarihinde (…..) tarafından yapılan şikâyet ise şu şekildedir:
“Turizm Otel tesisimizde anlaşmalı olduğumuz (…..) tedarikçimiz ile çalışmaya
devam etmekteyken bilgimiz olmadan ve isteğimiz dışında Gediz elektrik
tarafından tedarikçi değiştirme talebimiz alınmıştır. Konu ile ilgili firmaya (Gediz
elektrik) konu anlatılmış ve mevcut elektrik tedarik firmamız ((…..)) ile
çalışmamızın devam ettiğini ve edeceğini değişiklik istemediğimiz ifade edilmiş
olmasına rağmen bilgimiz dışında firma değişikliği talebi başvurusu yapılmıştır.
İlgili formda imza ve başvuru kesinlikle tarafımıza ait değildir. K2 GEDİZ
ELEKTRİK PERAKENDE SATIŞ A.Ş. dağıtım firmasından şikâyetçiyiz. Şikâyet
ettiğimiz firma bilgimiz dışında IA 02 formu sunmuştur…”
(238) Bir diğer şikâyette tüketici, EPDK’ya gönderdiği şikâyet dilekçesinde (…..)’dan elektrik
tedarik etmek istediğini; bu talebini AYDEM’e ilettiğinde kendisine aşağıdaki şekilde
cevap verildiğini belirtilerek, söz konusu cevabın rekabet hukukuna uygunluğu ve
tüketiciyi tek taraflı yönlendirme hususunun doğruluğu hakkında bilgi talep edilmiştir:
“01 Temmuz 2015 tarihinde yürürlüğe giren mevzuat değişikliği sonrasında,
elektrik tedarikçi değişim işlemleri ENERJİ PİYASALARI İŞLETME A.Ş
("EPİAŞ") sistemi üzerinden yeni tedarikçi olmak isteyen firmanın talebi ile
yapılmakta ve mevcut tedarikçinin geçiş sürecine müdahale etme imkânı
bulunmamaktadır. Yeni düzenlemenin uygulamaya girmesiyle Şirketimizle
sözleşmesi devam etmekte olan müşterilerimiz adına, EPİAŞ üzerinden diğer
tedarikçi firmalar tarafından geçiş talepleri yapıldığı görülmektedir. Ancak bu
geçiş taleplerinin bir kısmının, müşterilere indirim oranları, faturalama bedeli,
sistem kullanım bedeli, kayıp kaçak bedeli veya faturada yer alan diğer
kalemlere dair yanıltıcı/yanlış bilgilendirme yapılarak alınan müşteri onayı ile
veya tamamen müşterinin bilgi ve onayı dışında yapıldığı yine ilgili
müşterilerden gelen şikâyetlerden tespit edilmiştir.
Ayrıca bazı tedarikçilerin, Sözleşmesi devam eden müşterilerimize,
Şirketimizle imzalanmış olan Sözleşme'nin süresinden önce feshedilmesinin
sonuçları hakkında bilgi vermediği veya yanlış bilgi verdiği görülmektedir.
Sözleşmenin süresinden önce sonlandırılması Türk Borçlar Kanunu açısından
haksız fesih olarak kabul edilmekte olup, Sözleşme'nin ilgili maddeleri
uyarınca, Şirketimize ceza-i bedel ve/veya tazminat ödemek zorunda
kalabilirsiniz.
Şirketimizle yapmış olduğunuz …………… tesisat aboneliğinize ait
Sözleşmenizi süresinden önce sona erdirerek farklı bir tedarikçiye geçmeniz
durumunda, zarar ve hak kaybına uğramamanız için, EPİAŞ sisteminde
"40Z000000XXXXXXX ETSO kodu" ve "XXXXXXXX Tekil No" ile adınıza
yapılan talebin içinde bulunduğumuz ayın 24 üncü gününden önceki son iş
18-36/583-284
82/284
günü saat 17:00'a kadar talebi yapan tedarikçi tarafından geri çekilmesi
gerekmektedir.
Bilginiz ve onayınız dışında farklı bir tedarikçiye geçtiğinizi düşünüyorsanız
ekte EPİAŞ tarafından hazırlanan örnek dilekçeyi doldurarak Şirketimize
başvurmanız gerekmektedir.
Sözleşmenin haksız feshi nedeniyle herhangi bir ceza-i bedel ve/veya tazminat
ile karşı karşıya kalarak mağdur olunmaması adına, yukarıda belirtilen
işlemlerin belirtilen tarihe kadar yapılmasını önemle bildiririz.”
(239) EPDK tarafından AYDEM’den istenen 14.04.2016 tarihli bir bilgi isteme yazısına
AYDEM tarafından verilen cevabi yazının eklerinde, bilgi verilmemiş veya yanlış bilgi
verilmiş müşterilerin bilgisi, sözleşmesiz talep edilen tüketici şikâyet başvuru formlarına
ilişkin bilgi ve tedarikçi değişiminin geri çekildiği müşterilerin bilgisi yer almakta, ancak
şikâyet sahibine ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır.
(240) (…..) isimli tüketici şikâyetinde, (…..) firması ile 14.10.2015 tarihinde sözleşme
imzaladığını, EPDK esaslarına göre 11. ay başı ya da en geç 12. ayda elektrik
kullanımının (…..) firmasına geçmesi gerektiği, fakat geçişin olmadığı belirtilmektedir.
Tüketici tarafından gerekli mercilerle görüştüğünde kendisine GEDİZ tarafından
elektrik tüketimlerinin gizlendiği bu sebeple tüketiminin hesaplanamadığı ve geçişi
yetkili kurumların yapmadığının söylendiği iddia edilmektedir. Öte yandan (…..) ile dört
ay %50 anlaşmasının olduğu, ya tüketimi fazla olduğu için (…..)’nin kampanyayı
ertelemeye çalıştığı ya da GEDİZ’ den kaynaklanan bir sorunun olduğu söylenmiş ve
mağduriyetinin giderilmesi talep edilmiştir.
(241) Söz konusu şikâyete GEDİZ tarafından aşağıdaki şekilde cevap verilmiştir:
”01 Temmuz 2015 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren mevzuat değişikliği sonrası,
elektrik tedarikçi değişim işlemleri ENERJİ PİYASALARI İŞLETME A.Ş (EPIAŞ)
sistemi üzerinden müşterinin yeni tedarikçisi olmak isteyen piyasa katılımcısı
talebi ile yapılmakta ve mevcut tedarikçinin geçiş sürecine müdahale etme imkanı
bulunmamaktadır. (…..) tesisat numaralı müşterimizin söz konusu tedarikçiyle
ikili anlaşma imzaladığı tarih olan 14.10.2015 tarihinden sonraki tüm dönemler
için, diğer tedarikçilerden gelen talepler incelenmiş olup, (…..) numaralı tesisat
için söz konusu tedarikçi de dahil olmak üzere şirketimize yapılmış herhangi bir
tedarikçi değişikliği talebinin bulunmadığı hususunu;
Bilgilerinize sunarız,
Saygılarımızla.”
(242) (…..) şikâyetinde serbest tüketici olarak uzun yıllar AYDEM’in müşterisi iken daha
uygun fiyat teklifi veren tedarikçi (…..). ile enerji tedariki konusunda bir yıllık anlaşma
yaptığı, AYDEM tarafından sözleşmenin yenilenmediği bahane edilerek haksız yere
fatura çıkarıldığı, bütün bu zorlamaların AYDEM'in rekabeti engelleme, tüketiciyi
yüksek fiyattan kendisinden elektrik almak için yapılan zorlamalar olduğu, bu durumun
rekabet kanunlarına uymadığını ve AYDEM’in bu baskıcı tutumunu Fethiye’de AYDEM
müşterisi olan daha sonra ayrılan tüm müşterilere yapmakta olduğu belirtilmiştir.
(243) Söz konusu şikâyete ilişkin AYDEM ile şikâyetçi arasında yapılan yazışmalarda ise
AYDEM, şikâyetçinin ikili anlaşma tarihinin 01.09.2014 olduğunu ve eğer şikâyetçi
isterse bu sürenin bitiminde başka tedarikçiye geçebileceğini ve ayrıca şikâyetçiye
“borçtan dolayı kesme yazısı”nın sehven gönderildiğini ifade etmiştir.
(244) (…..) isimli tüketici şikâyetinde tedarikçi firma GEDİZ ile yapmış olduğu serbest tüketici
ikili anlaşmasını feshederek, başka bir tedarikçi firma olan, (…..) ile sözleşme
18-36/583-284
83/284
imzaladığını, ancak iki ay sonra ilk tedarikçi firma ile olan anlaşmasını feshetmesinden
dolayı tarafına 757,20.-TL ceza faturası tahakkuk ettirildiğini ve bu borçtan elektriğinin
kesilerek mağdur edildiğini ifade ederek, mağduriyetinin giderilmesini talep etmektedir.
(245) GDZ EDAŞ ise şikâyete aşağıdaki şekilde cevap vermiştir:
“Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliğinin, 16.Maddesinde; "MADDE
16 (1) Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, 10 uncu maddenin ikinci fıkra hükümleri
saklı kalmak koşuluyla, perakende satış sözleşmesi sona eren tüketicinin yeni
bir perakende satış sözleşmesi veya tedarikçisi bulunmaması halinde, kullanım
yerinin elektrik enerjisini keser.
(2) Tüketicilerin ikili anlaşmalarından kaynaklı borçları nedeniyle elektriği
kesilemez. Ancak tedarikçi değişikliği gerçekleşmiş olsa bile, perakende satış
sözleşmesi kapsamındaki borçları nedeniyle elektriği kesilebilir." hükümleri
bulunmaktadır. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere, başka bir tedarik şirketi
ile anlaşma imzalamanız durumunda, sadece perakende satış sözleşmenizden
kaynaklı borçlar nedeniyle enerji kesilebileceğinden, 07.03.2016 tarihindeki
enerji kesiminin sehven yapıldığı tespit edilmiştir.”
(246) (…..) tarafından yapılan şikâyette 2011’den beri (…..) portföyünde bulunan (…..)’ye ait
sayacın usulsüz olarak talep edildiği ve bu nedenle şirketlerinin negatif etkilendiği,
konu hakkında zamanında bildirim yapılmasına rağmen ilgili sayacın portföyden
çıkarıldığı belirtmiştir. Öte yandan tüketicinin yazının ekinde yer alan IA-02 Formu’nda
elektrik tedarik aralığının boş olduğu, ancak imza tarihinin bulunduğu görülmektedir.
(247) İlgili yazıya GEDİZ tarafından, “İlgide kayıtlı şikâyet dilekçesi Şirketimizce
incelenmiştir. Geçmiş tarihte imzalanan IA-02 formuna istinaden söz konusu tüketim
noktasının portföyümüze girmediği tespit edilmiş, bu nedenle tedarikçi değişikliği talebi
gerçekleştirilmiştir. Müşterinin tedarikçisini değiştirmek istemediği Şirketimize
bildirildikten sonra GDDK ile Şirketimize yüklenen tüketim mevcut tedarikçisine
yüklenmiş, müşteri mağduriyeti giderilmiş ve kendisine konu ile ilgili bilgi verilmiştir.”
şeklinde cevap verilmiştir.
(248) 11.12.2015 tarihinde (…..) tarafından yapılan şikâyete aşağıda yer verilmektedir:
“(…..) ait elektrik sayacı GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin dağıtım bölgesinde
bulunmaktadır. Sayaç tüketimlerinin okunması ve sisteme yüklenmesi gibi
hizmetler, GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin sorumluluğundadır. Ayrıca bu
hizmetin/hizmetlerin GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş. tarafından sağlanacağına dair
firmamız ile akdetmiş olduğu bir sözleşmesi de bulunmaktadır.
Geldiğimiz noktada, (…..)'na ait sayaç okumalarında GDZ Elektrik Dağıtım
A.Ş.'den kaynaklı ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu sıkıntılar;
Temmuz 2015 döneminde Abone tüketimi 600.412 kWh iken, Ağustos 2015
döneminde Abone tüketiminin 0 (sıfır) bildirilmesi,
Eylül 2015 döneminde Abone tüketiminin 1.217.073 kWh (Ağustos 2015 dönemi
de eklenerek) yüklenmesi,
Ekim 2015 döneminde de bu sayaca ait tüketim yüklemesinin yine yapılmamış
olmasıdır.
Kasım 2015 dönemi için yüklenen tüketim 1.004.950 kWh tır . Yine aynı şekilde
Ekim dönemine ait yüklenmeyen tüketim bu döneme dahil edilmiştir.
(…..)'na ait elektrik sayacı, Otomatik Sayaç Okuma Sistemi'ne (OSOS) dahil
olan bir sayaçtır. Bu sisteme dahil olan bir sayacın okumalarında sürekli
sıkıntılar yaşanması normal olmayan bir durumdur. GDZ Elektrik Dağıtım
A.Ş.'nin (…..)’na ait elektrik sayacı gerçek tüketim miktarlarına uygun olarak
18-36/583-284
84/284
okumaması,, geç okuması ve/veya okuduğu tüketim miktarını geç bildirmesi gibi
sıkıntılar nedeniyle, (…..)'na elektrik tedariği sağlamakta olan firmamız hem
TEİAŞ ile imzalanmış olduğu sözleşme nedeni ile taahhüt ettiği kullanım
miktarının altında kalması sonucu TEİAŞ’ın cezalı oranda faturasına muhatap
olmuş, hem de ilgili Abone nezdinde ticari itibarı zedelenmiştir.
OSOS'a dahil olan bir elektrik sayacının tüketiminin aylardır okunamaması veya
yanlış okunması ve okunan miktarların GDDK yapılmadan bir sonraki döneme
yüklenmesi iyi niyetle bağdaşmadığı gibi, bu durumun teknik bir sıkıntı olarak
adlandırılması da mümkün değildir.
Geldiğimiz noktada GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin hakim durumunu kötüye
kullandığı, aynı zamanda elektrik tedariki de sağlayan GDZ Elektrik Dağıtım
A.Ş.’nin diğer tedarikçilerle ezici ve kırıcı bir rekabet içerisinde olduğu,
tarafımızca gözlenmektedir. Bu durum sadece şirketimizi maddi ve manevi
olarak etkilemekle sınırlı kalmayıp, rekabet şartlarını olumsuz etkilemekte ve
Abonelerin de zararına ve hatta kamu zararına neden olmaktadır. Keza yeni
ihale dönemi / dönemlerinde GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin bahse konu tutumu
istekli firmaları ihaleye teklif dahi vermemeye, verecekse de birim maliyetlerini
arttırmaya sevk etmektedir…”
(249) 16.02.2016 tarihinde (…..) tarafından yapılan şikâyet aşağıdaki gibidir:
“13 Temmuz 2015 tarihinde Aydem tarafından gönderilen yazıda müşteri onayı
olmaksızın veya telefonla irtibata geçilerek ilgili şirketlerce abone transferinin
yapıldığının belirtilmesi üzerine, Aydem Müşteri Hizmetlerini arayarak yetkili kişi
ile görüşmek istedim. Aydem Müşteri Satış Danışmanı (…..) ile 15 Temmuz
2015 tarihinde işyerimde yaptığım görüşmede, yeni çıkan rekabet yasası
gereğince şirketlerin abonelere ıskonto uygulayarak elektrik satışı
yapabilecekleri, fakat (…..) gibi bazı şirketlerin bunu ıskonto oranlarını yüksek
tutup fatura kalemlerinde ekleme yapıp, totalde belirtilen indirimi yapmadıkları,
daha önemlisi karşılaşılacak olan elektrik kesintisi veya elektrik arızası durumun
da Aydem’in yardımcı olmayacağını, anlaşma sağlanan şirketle irtibata
geçilmesi gerekeceğini, Aydem olarak %8 lik bir indirim verip, söz konusu
hizmetlerden de faydalanmamızın daha doğru olacağını ve konu ile ilgili hiç bir
geçiş bedelin olmadığını söylemesi üzerine Aydem’e tekrar geçiş işlemlerinin
yapılması talimatını verdim…”
(250) AYDEM tarafından EPDK’ya gönderilen cevabi yazı ise şu şekildedir:
“İlgide kayıtlı yazınıza konu tüketicinin talebi üzerine kendisine tedarikçi
sürecine ilişkin bilgi verilmiştir. Şikâyetçi dilekçesinde yer alan ifadelerin bir
kısmının tüketici tarafından yanlış anlaşıldığı yahut yanlış ifade edildiği
düşünülmektedir. Şikâyetle ilgili olarak satış temsilcimizle yapılan görüşmede,
kendisinin elektrik kesintisi veya arızası durumunda Aydem'in yardımcı
olmayacağı yönünde ifadeler kullanmadığını belirtmiştir. Müşteri temsilcimiz,
tüketiciye, 01.08.2015 tarihinden itibaren tedarikçi değiştirmesi nedeniyle,
şirketimizle faturalama ve müşteri ilişkileri kapsamında ilişkisinin kalmadığı ve
bu kapsamda müşteri ilişkileri kapsamındaki istek ve şikâyetlerini yeni firmaya
iletmesi gerektiğini açıklamaya çalıştığını beyan etmiştir. Zira Kurumunuza da
bahse konu dönemde iletilen bilgilendirme yazısında belirtmiş olduğumuz
üzere, (…..) firması tarafından 2015 yılı içinde yapılan müşteri ziyaretleri ve
telefon aramalarında tüketicilere yanlış ve yanıltıcı ifadeler kullanılarak
tüketicilerle ikili anlaşma yapmaya çalışıldığı bilinmektedir. Halen bu ve benzer
18-36/583-284
85/284
aldatıcı ifadeleri kullanan veya tüketicileri mevcut sözleşmelerini süresinden
önce feshe zorlayan/ikna eden tedarik firmaları mevcut olup, şirketimize bu
yönde gelen tüketici şikâyetleri Kurumunuza yazılı olarak iletilmektedir.
Şirketimiz, başta ikili anlaşma süreçleri olmak üzere tüm faaliyetlerinde 6446
sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ve ikincil mevzuatı ile 4054 sayılı Rekabetin
Korunması Hakkında Kanun'a uygun olarak faaliyetini sürdürmeye son derece
özen göstermektedir. Bireysel hataların en aza indirilmesi için, çalışanlarımız
sürekli olarak eğitime tabi tutulmakta ve sözleşme sonrası denetim süreci büyük
bir ciddiyetle sürdürülmektedir. Belirtilen mevzuat ve rekabet hukukuna aykırı
eylemleri tespit edilen çalışanlarımıza, sözlü ve yazılı uyarıdan iş akdinin
feshine kadar varan yaptırımlar uygulanmaktadır…”
(251) 28.09.2016 tarihinde (…..) tarafından yapılan şikâyet aşağıdaki şekildedir:
“Gıda üzerine kurulu iş yerimde; numarataj olmaması gerekçesiyle elektrik
bağlanması talebim reddedildi.
04/07/2016 tarihinde daha sonra (…..) firmasından çalıştığını söyleyen (…..), ve
(…..) ((…..) teli kullandığını söyleyerek) firmalarının GDZ Elektrik Dağıtım
A.Ş'ye bağlı taşeron firma olduğunu; işyerimin elektrik sorununu çözeceğini
hatta ilk 2 ay bedava, 2 yıl zam olmadan sabit fiyat garantisiyle ödeme şansım
olduğunu söyleyerek beni (…..) tesisat, (…..) müşteri numarası ile abone
yaparak, GDZ'den onay aldıktan sonra elektriğimi bağladılar. (…..) ait (…..)
sayı, 31/12/2015 tarihli 139,58 TL bedelli ve (…..) sayı, 31/05/2016 tarihli 338/24
TL bedelli iki fatura tarafıma fatura gelmediği gerekçesiyle defalarca aramam
üzerine tarafıma bildirildi ve ben de ödemelerimi gerçekleştirdim.
01/09/2016 tarihinde ise, işyerimin elektriğinin kesilmesi üzerine ne olduğunu
anlamaya çalışırken, işyerime GDZ AŞ. onayı ile çalışan (…..), elektriğimi
otomat elektriğine bağlı olduğunu, kaçak elektrik kullandığımı, işyeri olarak
kullanılan alanı mesken adı alında bağlantı yapıldığını ve bu nedenle
elektriğimin kesilerek tarafıma ceza tahakkuk edildiğini öğrendim.
Tarafıma bildirilen 3.764,46 TL kaçak kullanım cezası dışında, 29/08/2016
tarihinden bu yana elektriğim olmadığı için ve gıda üzerinde faaliyet yaptığım
için bütün ürünlerim bozulmuş olduğundan, işyerimi kapatmak zorunda kaldım.
Hem GDZ AŞ. olsun hem de (…..)'e ekte sunulu ihtarı göndermiş
bulunmaktayım. 2 şirkette kendi sorumluluğunun ihlalini bana yansıtmış
bulunmaktadır. (…..), abone olmaması gereken yeri abone yaparak ve mesken
olarak gösterip kat otomatiğine bağlayarak, GDZ AŞ. 'de imzalayıp onaylayıp
elektrik vererek beni mağdur etmektedir. Bu mağduriyetimin giderilmesi ve 2
şirketten de şikâyetçi olduğumu bildiriyorum.”
(252) (…..) tarafından EPDK’ya gönderilen cevabi yazı şu şekildedir:
“Görevli Dağıtım Şirketi'ne, hizmet sunulan yerin ticarethane olarak
kullanıldığının abone tarafından bildirilmemesi veyahut böyle bir bildirimde
bulunulduğu halde Dağıtım Şirketi'nce gerekli düzeltmenin yapılmaması
sebebiyle şikâyete konu olayın meydana gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
Sözkonusu uyuşmazlığa neden olan vakıa, ayrıntılarıyla izah edildiği üzere
Müvekkil Şirketin kusurundan kaynaklanmamaktadır. Bu hususta müvekkilimize
karşı herhangi bir sorumluluk izafe edilemez….”
18-36/583-284
86/284
I.5. Sektörel Çerçeve
I.5.1. Elektrik Dağıtım ve Perakende Satış Faaliyetine ilişkin Düzenleyici Çerçeve
I.5.1.1. Dağıtım Şirketlerinin Faaliyetlerine Yönelik Düzenlemeler
(253) 6446 sayılı Kanun’un 3. maddesinde dağıtım şirketi, belirlenen bir bölgede elektrik
dağıtımı ile iştigal eden tüzel kişi olarak tanımlanmaktadır. Dağıtım faaliyetine ilişkin
hükümlerin yer aldığı 9. maddenin birinci fıkrası şu şekildedir:
“Dağıtım faaliyeti, lisansı kapsamında, dağıtım şirketi tarafından lisansında
belirlenen bölgede yürütülür. Dağıtım şirketi, lisansında belirlenen bölgede
sayaçların okunması, bakımı ve işletilmesi hizmetlerinin yerine getirilmesinden
sorumludur.”
(254) Söz konusu hükmün devamında ise “Piyasa faaliyeti gösteren tüzel kişiler bir dağıtım
şirketine ve dağıtım şirketi piyasa faaliyeti gösteren tüzel kişilere doğrudan ortak
olamaz. Dağıtım şirketi, dağıtım faaliyeti dışında bir faaliyetle iştigal edemez.”
ifadelerine yer verilerek dağıtım şirketlerinin faaliyetlerinin esas faaliyet alanları ile
sınırlandığı görülmektedir.
(255) 6446 sayılı Kanun’un 9. maddenin ikinci fıkrasında dağıtım şirketinin yükümlülükleri,
“Dağıtım şirketi, lisansında belirtilen bölgedeki dağıtım sistemini elektrik enerjisi üretimi
ve satışında rekabet ortamına uygun şekilde işletmek, bu tesisleri yenilemek, kapasite
ikame ve artırım yatırımlarını yapmak, dağıtım sistemine bağlı ve/veya bağlanacak
olan tüm dağıtım sistemi kullanıcılarına ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda eşit
taraflar arasında ayrım gözetmeksizin hizmet sunmak […]” olarak düzenlenmektedir.
Bu bakımdan dağıtım şirketine, sistem kullanıcılarına eşit bir şekilde hizmet verme
yükümlülüğü getirilmektedir.
(256) Dağıtım şirketlerinin hak ve yükümlülüklerinin daha ayrıntılı bir şekilde düzenlendiği
Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği’nin (Lisans Yönetmeliği) 33. maddesi şu
şekildedir:
“(1) Dağıtım lisansı, sahibine;
a) Lisansında belirlenen dağıtım bölgesinde dağıtım faaliyetinde bulunma,
b) Kurum tarafından belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde, dağıtım
faaliyetiyle birlikte yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı
bir faaliyeti yürütme,
(…)
hakkını verir.
(2) Dağıtım lisansı sahibi, ilgili mevzuatta sayılanların yanısıra;
a) Lisansında belirlenen bölgedeki dağıtım gerilim seviyesinden bağlı
tüketicilerin sayaçlarının kurulumu, bakımı ve işletilmesi hizmetlerini yürütmek,
söz konusu bölgede yer alan sayaçları okumak ve elde edilen verileri ilgili
tedarikçilerle ve piyasa işletmecisiyle paylaşmak,
b) Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla mevcut kullanıcıların mülkiyetinde
olan sayaçları, ilgili mevzuat çerçevesinde devralmak,
c) Lisansında belirtilen bölgedeki dağıtım sistemini, elektrik enerjisi üretimi ve
satışında rekabet ortamına uygun şekilde işletmek,
(…)
d) Dağıtım sistemine bağlı ve/veya bağlanacak olan tüm dağıtım sistemi
kullanıcılarına ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda eşit taraflar arasında
ayrım gözetmeksizin hizmet sunmak,
e) İlgili yönetmelik hükümleri doğrultusunda yan hizmetleri sağlamak,
18-36/583-284
87/284
f) Tedarik şirketlerinin ilgili mevzuat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine
getirebilmesi için gerekli olan bilgileri, talep edilmesi halinde sağlamak,
(…)
l) Serbest tüketicileri herhangi bir tedarikçiye yönlendirmemek,
m) Serbest tüketicilerin tedarikçilerini değiştirmek istemeleri durumunda ilgili
mevzuat çerçevesinde gerekli hizmet ve bilgileri sağlamak,
(…)
ö) Bölgesinde yürütülen perakende satış faaliyetlerinde, tüm tedarik lisansı
sahibi tüzel kişilere eşit taraflar arasında ayrım gözetmeden dağıtım hizmeti
sağlamak,
(…)
t) Piyasa faaliyeti gösteren diğer tüzel kişilere doğrudan ortak olmamak,
u) Piyasada faaliyet gösteren tüzel kişilere, ortaklık yapısında doğrudan pay
sahibi olarak yer vermemek,
(…)
v) Kurulca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde dağıtım faaliyetiyle birlikte
yürütülmesi verimlilik artışı sağlayacak nitelikteki piyasa dışı faaliyetler hariç
olmak üzere, dağıtım faaliyeti dışında başka bir faaliyetle iştigal etmemek,
(…)
ile yükümlüdür.
(…)
(257) Lisans Yönetmeliği’nin “Bağlantı başvurularının değerlendirilmesi” başlıklı 6.
maddesinde de aşağıda yer verilen hüküm ile yine dağıtım şirketinin ayrımcılık
yapmadan faaliyet göstermesi düzenlenmektedir.
“Dağıtım şirketi; bölgedeki yük karakteristiğine göre, kullanıcının hangi gerilim
seviyesinden sisteme bağlanacağının belirlenmesinde ve kullanıcı
bağlantılarının tesis ve tahsis edilmesi veya değiştirilmesi yönündeki taleplerinin
karşılanmasında eşit taraflar arasında ayırım gözetmeksizin hareket eder.”
(258) Bunların yanı sıra Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği’nde (THY) de
dağıtım şirketlerinin görev ve sorumluluklarına yer verildiği görülmektedir. Bu
kapsamda tüketim miktarının tespiti, okuma ve fatura dönemlerine ilişkin bahsi geçen
yönetmeliğin 11. maddesinde şu hükümler yer almaktadır:
“(c) Sayaçlar, en az 25 en fazla 35 günlük dönemlerle dağıtım şirketi tarafından
her takvim ayında bir defa okunur. Bu okuma aylık okuma olarak değerlendirilir.
(ç) Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, tüketici sayacının endekslerini okur. Birbirini
takip eden iki dönem arasındaki endeks farkının çarpan faktörü ile çarpımı
sonucu bulunan değer tüketicinin elektrik enerjisi tüketimi olarak kabul edilir.
Serbest tüketiciler için, okunan endeks değerleri okuma tarihi bilgisi ile birlikte
en geç 3 gün içerisinde Piyasa Yönetim Sistemi’ne girilir.”
(…)
(2) İkili anlaşma ile elektrik temin eden tüketicilere dağıtım şirketi tarafından
okuma bildirimi bırakılır ya da tüketicilerin dağıtım şirketinden talep etmesi
halinde okuma bildirimi elektronik ortamda tüketiciye gönderilir […]”50
(259) Söz konusu hükümlerden tüketicilere ait sayaçların her ay olmak üzere 25-35 günlük
dönem içerisinde okunarak endeks değerlerinin üç gün içerisinde PYS’ye girilmesi
50İlgili hüküm 04.08.2016 tarih ve 29791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik ile
değiştirilmiştir.
18-36/583-284
88/284
gerektiği ve tüketicilerin tüketim miktarlarına ilişkin verilere erişim kolaylığının tesis
edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır.
(260) THY’nin “Tüketicilerin bilgilendirilmesi ile tüketici hakları ve zararların tazmini” başlıklı
19. maddesinin dördüncü fıkrasında ise dağıtım şirketlerinin “tüketicinin talebi halinde
ve her takvim yılı içerisinde iki defadan fazla olmamak üzere, tüketicinin geçmiş
yirmidört aya yönelik elektrik enerjisi tüketimini tek zamanlı veya çok zamanlı olarak
kWh cinsinden gösteren belgeyi ücretsiz olarak” sunmakla yükümlü oldukları
belirtilmektedir.
(261) Serbest tüketici veri tabanına ilişkin dağıtım şirketlerinin görevlerinin yer aldığı DUY’un
ilgili hükümlerine aşağıda yer verilmektedir:
“MADDE 30/B51 – (1) Serbest tüketicilere ilişkin uzlaştırmaya esas veriş-çekiş
birimlerine ait tedarikçi değiştirme ve mali uzlaştırma52 süreçlerinde kullanılmak
üzere TEİAŞ ve dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler hizmet sundukları ve
sayaçlarını okumakla yükümlü oldukları serbest tüketicilerin aşağıda yer alan
bilgilerini PYS üzerinde tanımlanacak veri tabanına eklemek ve güncel tutmakla
yükümlüdür:
a) 53,
b) Tüketim noktasının PYS’ye kayıt için gerekli tekil kodu54,
c) Tüketim noktasının içerisinde bulunduğu il ve ilçe bilgisi,
ç) Tüketim noktasının açık adresi,
d) Abone grubu ve belirlenmişse abone alt grubu55,
e) Tüketim noktasına profil uygulanıp uygulanmadığı56,
f) Tüketim noktasına tahmini değer uygulanıp uygulanmadığı57,
g) Tüketim noktasının sözleşme gücü58.
2) 59,60 Tedarikçiler, tedarikçi değiştirme, mali uzlaştırma ve serbest tüketici
portalı süreçlerinde kullanılmak üzere tüketicilerine ilişkin;
a) Serbest tüketicinin adı ve soyadı veya unvanı,
b) Gerçek kişiler için T.C. kimlik numarası veya yabancı kimlik numarası;
tüzel kişiler için vergi kimlik numarası, yetkili kişinin adı ve soyadı, T.C.
kimlik numarası veya yabancı kimlik numarası
bilgilerini PYS üzerinde tanımlanacak veri tabanına eklemek ve güncel tutmakla
yükümlüdür.
(…)
(4) PYS, 30/A maddesi kapsamındaki kayıt girişleri sırasında yeni tedarikçi
olmak isteyen piyasa katılımcısının sayaç kaydı için giriş yaptığı tekil kodun61
birinci fıkranın (b) bendi çerçevesinde oluşturulan veri tabanında olup
olmadığını kontrol eder. Veri tabanında yer alan tekil kodlarla eşleşmeyen
girişlere izin verilmez.
51 28.03.2015 tarih ve 29309 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle eklenmiştir.
52 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle eklenmiştir.
53 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle yürürlükten kaldırılmıştır.
54 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
55 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle eklenmiştir.
56 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle eklenmiştir.
57 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle eklenmiştir.
58 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle eklenmiştir.
59 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
60 14.01.2017 tarih ve 29948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
61 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
18-36/583-284
89/284
(5) TEİAŞ ve dağıtım lisansı sahibi tüzel kişilerin veri tabanına ilişkin
yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeni ile serbest tüketicinin yeni
tedarikçisinin portföyüne geçişinin engellendiğinin tespiti halinde PYS
üzerinden, Piyasa İşletmecisi tarafından belirlenerek duyurulan süreç
çerçevesinde62 gerekli düzeltme yapılır ve Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca
yaptırım uygulanır.
(262) Yukarıdaki hükümler doğrultusunda, dağıtım şirketinin serbest tüketici veri tabanına
girmekle yükümlü olduğu tüketicilere ait bilgilerin, yalnızca söz konusu tüketicinin
portföyünde yer aldığı tedarikçi tarafından bilinebileceği görülmekte ve dolayısıyla
dağıtım şirketinde bulunan bu bilgilerin diğer tedarikçilerin faaliyetleri bakımından
stratejik öneme sahip olduğu değerlendirilmektedir.
I.5.1.2. Dağıtım Şirketleri ile Perakende Satış Şirketleri Arasındaki İlişkiler,
Ayrıştırma Kuralları ve Ayrımcı Uygulamalara Yönelik Düzenlemeler
(263) Yukarıda da yer verildiği üzere, 6446 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile piyasa faaliyeti
gösteren tüzel kişilerin bir dağıtım şirketine ve dağıtım şirketinin de piyasa faaliyeti
gösteren tüzel kişilere doğrudan ortak olması yasaklanmış; dağıtım şirketinin, dağıtım
dışında herhangi bir faaliyetle iştigal etmeyen, bağımsız, tüm taraflara eşit uzaklıkta
duracak ve taraflar arasında ayrım gözetmeden faaliyet gösterecek bir yapıda olması
amaçlanmıştır.
(264) Dağıtım ve Perakende Satış Faaliyetlerinin Hukuki Ayrıştırılmasına ilişkin Usul ve
Esaslar ise EPDK’nın 12.09.2012 ve 4019 sayılı kararı ile belirlenmiştir. Buna göre;
hukuki ayrıştırma dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından dağıtım ve perakende
satış faaliyetlerinin ayrı tüzel kişilikler altında yürütülmesi şeklinde tanımlanmış ve
dağıtım şirketlerinin, dağıtım ve perakende satış faaliyetlerini 01.01.2013 tarihinden
itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütecekleri düzenlenmiştir.
(265) Bununla birlikte, Lisans Yönetmeliği’nin “Hukuki ayrıştırma kapsamında hizmet alımı”
başlıklı geçici 4. maddesinde 01.01.2016 tarihine kadar ayrıştırma ilkesine ilişkin
aşağıda yer alan bazı istisnaların tanındığı görülmektedir.
“(1) Görevli tedarik şirketi, 1/1/2013 tarihinden itibaren, kısmi bölünme ve diğer
devir işlemlerinin tamamlandığı tarihe kadar, ilgili mevzuat kapsamında
sunmakla yükümlü olduğu hizmetleri dağıtım şirketinden hizmet alımı yoluyla
temin eder. Ancak bu fıkra kapsamındaki hizmet alımı 6 (altı) aydan fazla
olamaz. Bu süre, özelleştirme kapsamında olan görevli tedarik şirketleri için 12
(oniki) ay olarak uygulanır.
(2) Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler, birinci fıkrada belirtilen hizmet alımı
süresince, lisansları kapsamında perakende satış ve perakende satış hizmeti
faaliyetlerini de yürütebilirler.
(3) Görevli tedarik şirketlerinin faaliyetlerini sürdürebilmek için ihtiyaç duydukları
yönetim ve destek hizmetlerine (muhasebe, finans, hukuk, insan kaynakları gibi)
ait birimler, kendileri tarafından oluşturulur veya bu hizmetler, hizmet alımı
yoluyla karşılanabilir. Dağıtım şirketleri, bu hizmetlere ilişkin alımlarını, 1/1/2016
tarihinden itibaren ilgili ana şirketten ve bu şirketin kontrolünde olan şirketlerden
temin edemezler.
(4) Dağıtım şirketleri ile görevli tedarik satış şirketleri, 1/1/2016 tarihinden
itibaren farklı fiziksel ortam ve bilgi sistemleri alt yapısı kullanarak hizmet
verirler.”
62 14.01.2017 tarih ve 29948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle eklenmiştir.
18-36/583-284
90/284
(266) Öte yandan, yukarıda detaylı bir şekilde yer verilen Lisans Yönetmeliği’nin “Dağıtım
lisansı sahibinin hak ve yükümlülükleri” başlıklı 33. maddesi uyarınca dağıtım şirketi,
tüketicilerin tedarikçi değiştirme süreçlerinde yardımcı olmalı, tedarikçilere geçiş
konusunda tüketicilere herhangi bir yönlendirme yapmamalı, faaliyetlerinde, kendisiyle
aynı kontrol yapısındaki GTŞ ile diğer tedarik şirketleri arasında ayrımcılık
yapmamalıdır.
I.5.1.3. GTŞ'ler ve Tedarik Şirketlerinin Faaliyetlerine Yönelik Düzenlemeler
(267) 6446 sayılı Kanunu’nun 3. maddesinde GTŞ, “Dağıtım ve perakende satış
faaliyetlerinin hukuki ayrıştırması kapsamında kurulan veya son kaynak tedariği
yükümlüsü olarak Kurul tarafından yetkilendirilen tedarik şirketi”; tedarik63 şirketi ise
“Elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin toptan ve/veya perakende satılması, ithalatı,
ihracatı ve ticareti faaliyetleri ile iştigal edebilen tüzel kişi” olarak tanımlanmaktadır.
Toptan ve perakende satış faaliyetlerinin düzenlendiği 10. maddede ise;
(2) tedarik şirketlerinin, herhangi bir bölge sınırlaması olmaksızın serbest
tüketicilere toptan veya perakende satış faaliyetlerinde bulunabileceği,
(4) dağıtım şirketi tarafından yürütülmekte olan perakende satış faaliyetinin,
görevli tedarik şirketi tarafından yerine getirileceği, görevli tedarik şirketinin ilgili
dağıtım bölgesinde bulunan serbest tüketici olmayan tüketicilere Kurul
tarafından onaylanan perakende satış tarifeleri üzerinden elektrik enerjisi satışı
yapacağı,
(5) Görevli tedarik şirketinin, serbest tüketici niteliğini haiz olduğu hâlde, başka
bir tedarikçiden elektrik enerjisi temin etmeyen tüketicilere, son kaynak
tedarikçisi sıfatıyla elektrik enerjisi sağlamakla yükümlü olduğu, bu şirketin son
kaynak tedarikçisi sıfatıyla faaliyet göstereceği bölgenin, ilgili dağıtım bölgesi
olduğu ve bu hususun tedarik lisansına dercedileceği,
(6) Tedarik lisansı sahibi özel sektör tüzel kişilerinin üretim ve ithalat
şirketlerinden satın alacağı elektrik enerjisi miktarının, bir önceki yıl ülke
içerisinde tüketilen elektrik enerjisi miktarının yüzde yirmisi ile yine söz konusu
özel sektör tüzel kişilerinin nihai tüketiciye satışını gerçekleştireceği elektrik
enerjisi miktarının da bir önceki yıl ülke içerisinde tüketilen elektrik enerjisi
miktarının yüzde yirmisini geçemeyeceği,
(7) Görevli tedarik şirketinin piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki
doğuran davranış veya ilişkilerinin tespiti hâlinde ilgili tedarik şirketinin, Kurulca
öngörülecek tedbirlere uymakla yükümlü olduğu, Kurulun bu tedarik şirketinin
yönetiminin yeniden yapılandırılması veya dağıtım şirketiyle sahiplik ya da
kontrol ilişkisinin belli bir program dâhilinde kısıtlandırılmasını ya da
sonlandırılmasını da içeren tedbirleri alacağı
belirtilmektedir. Dolayısıyla, piyasada rekabeti kısıtlayıcı etki doğuran uygulamaların
tespiti halinde GTŞ’nin, EPDK tarafından öngörülen ve dağıtım şirketi ile arasındaki
sahiplik ilişkisi bakımından mülkiyet ayrıştırmasına kadar varabilecek olan tedbirlere
muhatap olabileceği anlaşılmaktadır.
(268) Lisans Yönetmeliği’nin 34. maddesinde düzenlenen tedarik lisansı sahibinin hak ve
yükümlülükleri ise şu şekildedir:
(1) Tedarik lisansı, sahibine;
a) Herhangi bir bölge sınırlaması olmaksızın serbest tüketicilerle, elektrik
enerjisi ve/veya kapasitesi ticareti yapabilme,
63 Tedarik, elektrik enerjisinin ve/veya kapasitenin toptan veya perakende satışını ifade etmektedir.
18-36/583-284
91/284
b) Diğer lisans sahibi tüzel kişilerle elektrik enerjisi ve/veya kapasite ticareti
faaliyetinde bulunma,
c) Organize toptan elektrik piyasalarında, elektrik enerjisi ve/veya kapasitesi
ticareti yapma,
ç) Bakanlığın uygun görüşü doğrultusunda uluslararası enterkonneksiyon şartı
oluşmuş ülkelerden veya ülkelere, Kurul onayı ile elektrik enerjisi ithalatı ve
ihracatı faaliyetlerini yapabilme
hakkını verir.
(2) Tedarik lisansı, görevli tedarik şirketine, birinci fıkrada ve ilgili mevzuatta
sayılanların yanı sıra;
a) İlgili dağıtım bölgesinde bulunan serbest olmayan tüketicilere Kurul
tarafından onaylanan perakende satış tarifeleri üzerinden elektrik enerjisi satışı
yapma,
b) İlgili dağıtım bölgesinde, son kaynak tedarikçisi sıfatıyla elektrik enerjisi
sağlama
hakkını verir.
(3) Tedarik lisansı sahibi, ilgili mevzuatta sayılanların yanı sıra;
a) Elektrik enerjisi satışı yapılan serbest tüketiciler ile ilgili bilgileri, TEİAŞ’a veya
ilgili dağıtım şirketine vermek,
b) İletim tarifesi ve/veya dağıtım tarifesine göre belirlenen bedelleri ödemek,
c) Hizmet verilen tüketiciler ile ilgili olarak, bölgesindeki dağıtım şirketinin talep
ettiği bilgileri, dağıtım şirketinin ilgili mevzuat kapsamındaki yükümlülüklerini
yerine getirebilmesi için gerekli olması koşuluyla, talep tarihinden itibaren 30
gün içinde sunmak
ile yükümlüdür.
(4) Görevli tedarik şirketi, üçüncü fıkra ve ilgili mevzuatta sayılanların yanı sıra;
a) Lisansına kayıtlı olan dağıtım bölgesinde bulunan serbest olmayan
tüketicilere Kurul tarafından onaylanan perakende satış tarifeleri üzerinden
elektrik enerjisi satışı yapmak,
b) İlgili dağıtım bölgesinde, son kaynak tedarikçisi sıfatıyla elektrik enerjisi
sağlamak,
c) Piyasada rekabeti kısıtlayıcı veya engelleyici etki doğuran davranış veya
ilişkilere girmemek, bu tür davranış veya ilişkilerin tespiti halinde Kurulca
öngörülecek tedbirlere uymak,
(…)
ile yükümlüdür.
(…)
(6) Görevli tedarik şirketleri dışındaki tedarik lisansı sahibi tüzel kişiler, lisansları
kapsamında serbest olmayan tüketicilere elektrik enerjisi ve/veya kapasite
satışı yapamazlar.
(269) Söz konusu hükümler uyarınca, belirli bir dağıtım bölgesinde bulunan serbest olmayan
tüketicilere yalnızca GTŞ’ler elektrik enerjisi satışı yapabilirken, serbest tüketicilere
yönelik elektrik enerjisi satışı bölge kısıtlaması olmaksızın tüm tedarik şirketleri
tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Öte yandan, serbest tüketici niteliğini haiz olduğu
hâlde, başka bir tedarikçiden elektrik enerjisi temin etmeyen tüketicilere de GTŞ’ler son
kaynak tedarikçisi sıfatıyla elektrik enerjisi sağlamaktadır.
18-36/583-284
92/284
(270) THY’nin 4. maddesinde GTŞ’ler ve tedarik şirketleri ile tüketiciler arasında imzalanan
sözleşmelere ilişkin tanımlar yer almaktadır64:
- İkili anlaşma: Gerçek veya tüzel kişiler arasında özel hukuk hükümlerine tabi
olarak, elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin alınıp satılmasına dair yapılan ve
Kurul onayına tabi olmayan ticari anlaşmalar,
- Perakende satış sözleşmesi: Bağlantı anlaşması mevcut olan kullanım yeri
için, görevli tedarik şirketi ile tüketiciler arasında ilgili mevzuat hükümleri
çerçevesinde, perakende satış tarifesi veya son kaynak tarifesinden elektrik
enerjisi ve/veya kapasite temini ile hizmet alımına yönelik olarak yapılan
faaliyetlere ilişkin koşul ve hükümleri kapsayan sözleşmeler.
- Son kaynak tedariği: Serbest tüketici niteliğini haiz olduğu hâlde elektrik
enerjisini, son kaynak tedarikçisi olarak yetkilendirilen tedarik lisansı sahibi
şirket dışında bir tedarikçiden temin etmeyen tüketicilere elektrik enerjisi
tedariği.
(271) THY’nin 8. maddesinde; PSS’de süre sınırı bulunmadığı, öte yandan sözleşmenin
sona erdirilmesi için tüketicinin, elektronik imza ile veya GTŞ’ye yazılı olarak
başvuruda bulunması veya tedarikçi değişikliği yapmak isteyen tüketiciler tarafından
doldurulan EK-3 formunun tüketicinin yeni tedarikçisi tarafından GTŞ’ye sunulması
gerektiği belirtilmektedir65. Aynı maddenin devamında ise; “EK-3 formunun görevli
tedarik şirketine sunulmamasına karşın Piyasa Yönetim Sistemi üzerinden yeni
tedarikçiye geçişin gerçekleşmesi halinde perakende satış sözleşmesi işbu geçişin
gerçekleştiği tarih itibarıyla sona ermiş sayılır.” ifadesi yer almaktadır66.
(272) Öte yandan THY’nin 10. maddesi uyarınca ikili anlaşma ile elektrik enerjisi satın
almakta olan bir serbest tüketicinin anlaşmasının sonlandırılması halinde, ilgili GTŞ
söz konusu tüketiciye son kaynak tedariği kapsamında elektrik enerjisi sağlamakla
yükümlüdür. GTŞ’ye bildirim tarihinden itibaren 15 iş günü içerisinde söz konusu
serbest tüketicinin PSS imzalak için ilgili GTŞ’ye başvurması gerekmektedir67.
(273) THY’nin 23. maddesinde düzenlenen serbest tüketiciye ikili anlaşma yoluyla elektrik
enerjisi ve/veya kapasite sağlayan tedarikçilerin yükümlülükleri ise şunlardır:
64 EPDK tarafından taslağı yayımlanmış olan Son Kaynak Tarifesinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ’de
son kaynak tedariki kapsamında düşük tüketimli ve yüksek tüketimli tüketiciler olarak iki ayrı tanım
yapılmıştır. Buna göre; ilgili Tebliğ’in 4(a) maddesinde düşük tüketimli tüketiciler; son kaynak tüketici
gruplarından Kurulca sosyal ve ekonomik durumlar gözetilerek belirlenen miktarın altında enerji
tüketenlerin oluşturduğu tüketici grubu olarak, 4(g) maddesinde yüksek tüketimli tüketiciler; son kaynak
tüketici gruplarından Kurul tarafından belirlenen miktara eşit veya bu miktarın üzerinde enerji
tüketenlerin oluşturduğu tüketici grubu olarak tanımlanmaktadır. Buna ek olarak yüksek tüketimli
tüketicilerin tarifesi için 6(2) maddesinde yer alan; “Söz konusu tüketiciler için son kaynak tedarik tarifesi
rekabetçi piyasaya geçişi teşvik edecek şekilde belirlenir” hükmü, düşük tüketimli tüketicilerin tarifesi için
de aynı tebliğin 7(2) maddesindeki; “Düşük tüketimli tüketicilere uygulanacak son kaynak tedarik tarifesi,
ilgili dönemde serbest tüketici niteliğini haiz olmayan tüketiciler için onaylanmış perakende satış
tarifesine eşittir” hükmü mevcuttur.
65 16.09.2015 tarih ve 29477 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile değiştirilmiştir.
66 04/08/2016 tarihli ve 29791 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelik değişikliği ile
değiştirilmiştir.
67 EPDK tarafından taslak olarak yayımlanmış olan THY’nin 8(3) maddesinde; “Birinci fıkranın (c) bendi
kapsamında, söz konusu serbest tüketici görevli tedarik şirketi tarafından konuyla ilgili olarak kendisine
yapılan bildirim tarihinden itibaren 7 iş günü içerisinde perakende satış sözleşmesinin imzalanması için
ilgili görevli tedarik şirketine başvuruda bulunmak zorundadır. Söz konusu sözleşme son kaynak tedariği
kapsamında elektrik enerjisi ve/veya kapasite temininin başladığı tarihten itibaren yürürlüğe girer.”
ifadesi yer almaktadır.
18-36/583-284
93/284
a)68 Serbest tüketiciyi; tüketici hakları, ikili anlaşmalar kapsamındaki ticari
seçenekler ve muhtemel riskler ile talep tarafı katılımına ilişkin bilgiler hakkında
anlaşma yapılmadan önce tüketici tarafından bilgi aldığına dair imzalanmak kaydı
ile yazılı olarak veya tüketicinin kayıtlı elektronik posta adresi yoluyla
bilgilendirmek ve talep edildiğinde söz konusu bilgilendirmeyi Kuruma
belgelemek,
b)69
c) İkili anlaşma kapsamında taahhüt ettiği elektrik enerjisi ve/veya kapasiteyi
anlaşmanın koşulları çerçevesinde kesintisiz olarak sağlamak,
ç) Dengeleme ve uzlaştırma ile ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde piyasa
işletmecisine gerekli bilgileri vermek,
d) TEİAŞ ve/veya dağıtım lisansı sahibi tüzel kişilere, serbest tüketicilere ait
kayıtların güncel halde tutulmasını sağlayacak nitelikteki bilgileri vermek.
(274) THY’nin 12. maddesinde ödeme bildiriminin hazırlanması ve tüketiciye tebliği ile ilgili
usul ve esasların, PSS veya ikili anlaşmada düzenleneceği belirtilmektedir. Maddenin
ikinci fıkrasında “İkinci bildirim de dahil olmak üzere, düzenlemeye tabi tarifeler yoluyla
enerji alan tüketicilerin ödeme bildirimlerinin tebliği ile ilgili olarak, görevli tedarik şirketi,
dağıtım şirketinden hizmet alımı yapabilir. Bu kapsamdaki hizmet alımı, süre
sınırlamasına tabi değildir. Bu fıkra kapsamında yapılan hizmet alımı karşılığında
oluşan maliyetlerin ne şekilde karşılanacağına ilişkin hususlar Kurul kararı ile
düzenlenir.” hükmü bulunmaktadır. Bu doğrultuda, GTŞ’nin portföyünde bulunan
tüketiciler kapsamında yalnızca düzenlemeye tabi tarifeler yoluyla enerji alan
tüketicilerin ödeme bildirimlerinin tebliği için dağıtım şirketinden hizmet alabileceğinin
açıkça düzenlendiği, ancak serbest tüketici hakkını kullanan ve GTŞ’nin K2
portföyünde yer alan tüketicilerin ödeme bildirimleri için dağıtım şirketinden hizmet
alınabileceğine dair bir düzenlemenin bulunmadığı görülmektedir.
(275) Söz konusu maddenin devamında ise tedarik şirketleri tarafından düzenlenen ödeme
bildirimi veya faturalarda; tüketicinin son kaynak tarifelerinden elektrik alan serbest
tüketici, ikili anlaşma ile elektrik alan serbest tüketici ya da serbest olmayan tüketici
sınıflarından hangisine girdiğine ilişkin bilgiye ve ilgili sayaca ilişkin tekil koda yer
verilmesinin70 ve ikili anlaşma ile elektrik temin eden tüketicilerden belirli bir süre elektrik
satın alacağını taahhüt edenlere gönderilecek ödeme bildirimi veya faturalarda
taahhüdün süresi, sürenin kaçıncı ayında bulunulduğu ve taahhüdün sona erme tarihi
ile taahhüdün bozulması halinde uygulanacak cezai ücret ve/veya cayma bedellerinin
uygulama esaslarına ilişkin bilginin bulunmasının71 zorunlu olduğu belirtilmektedir.
I.5.2. Serbest Tüketici Portföyüne Geçiş ve Tedarikçi Değişim Sürecine Yönelik
Düzenlemeler
(276) Serbest tüketicilerin perakende satış tarifelerinden enerji almaktayken ilgili GTŞ’den
ikili anlaşma ile enerji almasına ve tedarikçi değiştirmesine ilişkin hükümlerin
düzenlendiği DUY’un 30/A maddesinin ilgili hükümlerine aşağıda yer verilmektedir:
(2)72,73 Bir serbest tüketicinin;
68 16.09.2015 tarih ve 29477 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile değiştirilmiştir.
69 16.09.2015 tarih ve 29477 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile yürürlükten
kaldırılmıştır.
70 04.08.2016 tarih ve 29791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile eklenmiştir.
71 04.08.2016 tarih ve 29791 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan yönetmelik değişikliği ile eklenmiştir.
72 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
73 14.01.2017 tarih ve 29948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
18-36/583-284
94/284
a) Tedarikçi değiştirmesi veya Kurulca onaylanmış perakende satış
tarifelerinden enerji almaktayken ilgili görevli tedarik şirketinden ikili anlaşma ile
enerji alması durumunda serbest tüketicinin yeni tedarikçisi olmak isteyen
piyasa katılımcısı veya serbest tüketiciye ikili anlaşma ile enerji satmak isteyen
görevli tedarik şirketi, portföy değişikliği ile ilgili talebini, içinde bulunulan ayın
en geç altıncı gününden önceki son iş günü saat 24:00’a kadar bilgi girişlerini
PYS üzerinden yaparak, ilgili serbest tüketici ile serbest tüketicilere satışlar için
Enerji Alım-Satım Bildirim Formunu imzalamış olduğunu PYS üzerinden beyan
eder. Yeni tedarikçi tarafından yapılan bilgi girişleri, serbest tüketicinin mevcut
tedarikçisine, PYS aracılığıyla içinde bulunulan ayın yirminci gününden önceki
son iş günü saat 17:00’da duyurulur.
b) Bir fatura dönemi içerisinde herhangi bir tüketicinin kullanımında olmayan bir
tüketim noktasında enerji tüketmeye başlayacak olması durumunda, bu serbest
tüketiciye ikili anlaşma ile enerji satmak isteyen tedarikçi PYS üzerinden bilgi
girişlerini yaparak ilgili serbest tüketici ile Enerji Alım-Satım Bildirim Formunu
imzalamış olduğunu beyan eder. Bu talep, bilgi girişinin yapılmasına müteakip
ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye PYS üzerinden bildirilir. Serbest tüketici,
bilgi girişinin yapıldığı dönemden itibaren ilgili tedarikçinin portföyüne eklenir.
(…)
(3)74 Bir piyasa katılımcısı, bir serbest tüketiciye ait çekiş birimini portföyünden
çıkartmayı talep etmesi durumunda, içinde bulunulan ayın en geç altıncı
gününden önceki son iş günü saat 24:00’a kadar, Piyasa İşletmecisine PYS
aracılığıyla başvuruda bulunur ve serbest tüketiciyi portföyden çıkarma işlemi
gerçekleşir. Piyasa katılımcısı, Piyasa İşletmecisine yapacağı bu başvurudan
önce ilgili tüketiciyi yazılı olarak bilgilendirir.
(4)75 Piyasa katılımcısının temerrüde düşmesi veya teminat yükümlülüklerini
yerine getirmemesi nedeni ile portföyünden çıkarılan serbest tüketicinin yeni
tedarikçisi olmak isteyen bir piyasa katılımcısının, ilgili serbest tüketiciye enerji
tedariği yapacağını, serbest tüketicilere portföyden çıkarılma bildiriminin
yapıldığı ayın yirminci gününden önceki son iş günü saat 24:00’a kadar, serbest
tüketicilere satışlar için Enerji Alım-Satım Bildirim Formu ile Piyasa İşletmecisine
bildirmesi durumunda, ilgili kayıt güncelleme işlemleri Piyasa İşletmecisi
tarafından PYS aracılığıyla gerçekleştirilir.
(5) Piyasa İşletmecisi, portföyden çıkarılan, portföyü değiştirilen ve yeni
kaydedilen kesinleşmemiş sayaçlar listesini PYS aracılığıyla ilgili dağıtım şirketi,
TEİAŞ ve ilgili piyasa katılımcısına duyurur.
(6)76 Yayımlanan sayaç listesine ilişkin itiraz başvuruları, duyurunun
yayımlanmasını takip eden iki iş günü içerisinde Piyasa İşletmecisine yapılır.
Piyasa İşletmecisi, yapılan itiraz başvurularını iki iş günü içerisinde
sonuçlandırarak, kesinleşen sayaç listesini PYS aracılığıyla ilgili piyasa
katılımcısına ve bağlantı durumuna göre ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiye
veya TEİAŞ’a duyurur.
(7) İçinde bulunulan ayın son günü saat 24:00’a ilişkin sayaç değerlerinin
okunması ile sayaçların kayıt altına alınması için piyasa katılımcısının yetkilisi
ve TEİAŞ ve/veya dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi yetkilisi tarafından ilk endeks
tespit protokolleri düzenlenir.
74 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
75 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
76 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
18-36/583-284
95/284
(8) İçinde bulunulan ayın son günü saat 24:00’a ilişkin yapılan sayaç okumaları
mevcut tedarikçi için son okuma, yeni tedarikçi için ilk okuma olarak kabul edilir
ve söz konusu uzlaştırmaya esas veriş çekiş birimleri mevcut tedarikçinin
portföyünden çıkarılır.
(9)77,78 Bir tüketim noktasının serbest tüketici tarafından tahliye edilmesi
durumunda; TEİAŞ veya dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından tespitin
yapıldığı tarihte sayaç okuması yapılır ve bu okuma, son okuma olarak kabul
edilir. Serbest tüketicinin mevcut tedarikçisinin portföyünden çıkarılması işlemi
TEİAŞ veya ilgili dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi tarafından PYS üzerinden
başlatılır ve mevcut tedarikçi tarafından reddedilmediği takdirde onaylanmış
sayılır. Mevcut tedarikçi ilgili işlemi sadece tahliye işleminin gerçekleşmediği
veya tüketim noktasını devralan yeni kişi ile ikili anlaşması olduğu gerekçesi ile
reddedebilir. Piyasa İşletmecisi, bu işlemlere ilişkin süreci belirleyerek duyurur
ve serbest tüketici veri tabanında gerekli güncellemeleri yapar.
(…)
(12) Gerekmesi halinde, Piyasa İşletmecisi, serbest tüketicinin yeni tedarikçisi
olmak isteyen ilgili piyasa katılımcısından ikili anlaşmasını ve/veya serbest
tüketicilere satışlar için Enerji Alım-Satım Bildirim Formunu, kendisine elden
teslim etmesini talep edebilir.
(13) Piyasa katılımcılarının bu madde kapsamında belirtilen kayıt süreçleri
esnasında;
a) Serbest tüketicinin portföylerinden çıkışını ve yeni tedarikçisinin portföyüne
geçişini mevzuat hükümlerine aykırı olarak engellediğinin tespiti halinde PYS
üzerinden gerekli düzeltme yapılır ve ilgili piyasa katılımcısına Kanunun 16 ncı
maddesi uyarınca yaptırım uygulanır.
b)79 Serbest tüketiciyle ikili anlaşma yapmadan veya Enerji Alım-Satım Bildirim
Formu imzalanmadan serbest tüketici sayaç kaydı için başvurduğunun tespiti
halinde tespitin yapıldığı tarihten sonraki ilk kesinleşen sayaç listesinin
duyurulmasını takip eden ayın ilk gününden geçerli olmak üzere ilgili serbest
tüketicinin kaydı piyasa katılımcısının portföyünden çıkarılır ve bir önceki
tedarikçisinin talebi varsa onun, yoksa görevli tedarik şirketinin portföyüne
kaydedilir. İhlali tespit edilen piyasa katılımcısı Piyasa İşletmecisi tarafından
Kuruma raporlanır. Söz konusu piyasa katılımcısı Kurul Kararı ile üç ay süreyle
ikili anlaşmalar kapsamında yeni tüketici kaydedemez ve bu piyasa
katılımcısına Kanunun 16 ncı maddesi uyarınca yaptırım uygulanır. Bu serbest
tüketici ile ilgili olarak geçmişe dönük düzeltme yapılmaz.
(14) Bir tedarikçinin teminata ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemesi
sebebiyle, portföyünde yer alan serbest tüketicilerin ilgili katılımcının
portföyünden çıkarılması durumunda, portföyden çıkarılan serbest tüketicilerin
listesi PYS’de yayımlanır ve ilgili görevli tedarik şirketine bilgi verilir.
(15)80 Bir serbest tüketicinin birden fazla tedarikçi tarafından PYS üzerinden
talep edilmesi halinde, Piyasa İşletmecisi tarafından gerekli kontroller yapılarak
geçerli ikili anlaşma veya formatı Piyasa İşletmecisi tarafından belirlenen Enerji
Alım-Satım Bildirim Formu sunan tedarikçinin portföyüne geçiş sağlanır. Bu
belgeyi ibraz edemeyen tedarikçiler için onüçüncü fıkra hükümleri uygulanır. Her
iki tedarikçinin de geçerli ikili anlaşma sunması halinde Enerji Alım-Satım
77 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
78 14.01.2017 tarih ve 29948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
79 14.01.2017 tarih ve 29948 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
80 28.05.2016 tarih ve 29725 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Yönetmelikle değiştirilmiştir.
18-36/583-284
96/284
Bildirim Formu imza tarihi en yakın olan kayıt dikkate alınır. İmza tarihlerinin
aynı olması halinde kayıtlar onaylanmaz ve serbest tüketici mevcut
tedarikçisinden enerji almaya devam eder. Ancak mevcut tedarikçisinin de söz
konusu serbest tüketiciye ilişkin portföyden çıkarma talebi olması halinde
tüketici görevli tedarik şirketinin portföyüne kaydedilir.
(277) Yukarıda yer verilen hükümler çerçevesinde, serbest tüketici hakkını ilk kez kullanan
veya tedarikçi değiştiren serbest tüketicilere elektrik satışı yapmak isteyen GTŞ’nin
veya diğer tedarik şirketlerinin, ilgili serbest tüketici ile IA-02 Formu imzalamış
olduğunu beyan etmesi gereklidir. Bu noktada, serbest tüketicinin diğer tedarikçiye
geçişini mevzuat hükümlerine aykırı olarak engelleyen mevcut tedarik şirketleri için ve
IA-02 Formu ile diğer belgelere sahip olmaksızın ilgili tüketicileri portföyüne geçirmek
için PMUM’a başvuran tedarik şirketleri için yaptırım uygulanacağı belirtilmiştir.
(278) Öte yandan, yukarıda yer verilen THY’nin “Tedarikçilerin Yükümlülükleri” başlıklı 23.
maddesine göre, serbest tüketiciye ikili anlaşma yoluyla elektrik enerjisi ve/veya
kapasite sağlayan tedarikçi “serbest tüketiciyi; tüketici hakları, ikili anlaşmalar
kapsamındaki ticari seçenekler ve muhtemel riskler ile talep tarafı katılımına ilişkin
bilgiler hakkında anlaşma yapılmadan önce tüketici tarafından bilgi aldığına dair
imzalanmak kaydı ile yazılı olarak veya tüketicinin kayıtlı elektronik posta adresi
yoluyla bilgilendirmek ve talep edildiğinde söz konusu bilgilendirmeyi Kuruma
belgelemek” ile yükümlüdür. Dolayısıyla, tüketicilerin gerekli bilgilendirme yapılmadan
serbest tüketici portföyüne geçirilmemeleri gerektiği açık bir şekilde düzenlenmiştir.
(279) Bilindiği üzere, serbest tüketici limitini aşarak tedarikçi seçme serbestisi kazanan
tüketiciler, tercih etikleri tedarik şirketi ile ikili anlaşma (enerji alım satım sözleşmesi)
yapmak suretiyle enerji temin ederler. İkili anlaşmalar, 6446 sayılı Kanun’un 3.
maddesinde gerçek ve tüzel kişiler arasında özel hukuk hükümlerine tabi olarak,
elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin alınıp satılmasına dair yapılan ve EPDK onayına
tabi olmayan ticari anlaşmalar olarak tanımlanmıştır. THY uyarınca, ilgili mevzuata
aykırı hükümler içermedikleri sürece bu ikili anlaşmaların özel hukuk hükümlerine tabi
olduğu düzenlenmektedir. Dolayısıyla tarafların niteliği ve sözleşme içeriğinin elverdiği
durumlarda, bir diğer deyişle serbest tüketicinin mesken müşterisi niteliğinde olması
halinde (enerji temin eden tarafın tacir olmadığı durumlarda) TKHK ve bu kanuna
dayanılarak çıkartılmış olan Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği81 ikili anlaşmalara
uygulanmaktadır. Bu sebeple, bahse konu mevzuatta yer verilen ve serbest tüketici
ikili anlaşmalarına uygulanabilecek hüküm ve düzenlemelere de yer verilmesi
gerekmektedir.
(280) TKHK’nın “Tüketici Sözleşmelerindeki Haksız Şartlar” başlıklı 5. maddesinde şu
hükümlere yer verilmektedir:
“(1) Haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve
tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına
aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme
şartlarıdır.
(2) Tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartlar kesin olarak
hükümsüzdür. Sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümleri geçerliliğini
korur. Bu durumda sözleşmeyi düzenleyen, kesin olarak hükümsüz sayılan
şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri
süremez.
81 24.01.2015 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
18-36/583-284
97/284
(3) Bir sözleşme şartı önceden hazırlanmış ve standart sözleşmede yer alması
nedeniyle tüketici içeriğine etki edememişse, o sözleşme şartının tüketiciyle
müzakere edilmediği kabul edilir. Sözleşmeyi düzenleyen, bir standart şartın
münferiden müzakere edildiğini iddia ediyorsa bunu ispatla yükümlüdür.
Sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesinden standart sözleşme olduğu
sonucuna varılırsa, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit
bir hükmünün müzakere edilmiş olması, sözleşmenin kalan kısmına bu
maddenin uygulanmasını engellemez.
(4) Sözleşme şartlarının yazılı olması hâlinde, tüketicinin anlayabileceği açık ve
anlaşılır bir dilin kullanılmış olması gerekir. Sözleşmede yer alan bir hükmün
açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde; bu hüküm,
tüketicinin lehine yorumlanır.
(5) Faaliyetlerini, kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütmekte olan kişi veya kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de
niteliklerine bakılmaksızın bu madde hükümleri uygulanır.
(6) Bir sözleşme şartının haksızlığı; sözleşme konusu olan mal veya hizmetin
niteliği, sözleşmenin kuruluşunda var olan şartlar ve sözleşmenin diğer
hükümleri veya haksız şartın ilgili olduğu diğer bir sözleşmenin hükümleri
dikkate alınmak suretiyle sözleşmenin kuruluş anına göre belirlenir.
(7) Sözleşme şartlarının haksızlığının takdirinde, bu şartlar açık ve anlaşılır bir
dille yazılmış olmak koşuluyla, hem sözleşmeden doğan asli edim
yükümlülükleri arasındaki hem de mal veya hizmetin piyasa değeri ile
sözleşmede belirlenen fiyat arasındaki dengeye ilişkin bir değerlendirme
yapılamaz.
(8) Bakanlık, genel olarak kullanılmak üzere hazırlanmış sözleşmelerde yer alan
haksız şartların, sözleşme metinlerinden çıkarılması veya kullanılmasının
önlenmesi için gerekli tedbirleri alır.
(9) Haksız şartların tespit edilmesi ve denetlenmesine ilişkin usul ve esaslar ile
sınırlayıcı olmamak üzere haksız şart olduğu kabul edilen sözleşme şartları
yönetmelikle belirlenir.”
(281) Aynı kanunun “Diğer Tüketici Sözleşmeleri” başlıklı beşinci bölümünde yer alan ikili
anlaşmaların da kapsamında olduğu, “Abonelik Sözleşmeleri” başlıklı 52. maddesinde
ise şu düzenlemeler yer almaktadır:
“(1) Abonelik sözleşmesi, tüketicinin, belirli bir mal veya hizmeti sürekli veya
düzenli aralıklarla edinmesini sağlayan sözleşmelerdir.
(2) Yazılı veya mesafeli olarak kurulan bu sözleşmelerin bir nüshasının kâğıt
üzerinde veya kalıcı veri saklayıcısı ile tüketiciye verilmesi zorunludur.
(3) Belirli süreli abonelik sözleşmelerine sözleşmenin belirlenen süre kadar
uzayacağına ilişkin hükümler konulamaz; ancak abonelik sözleşmesinin
kurulmasından sonra, sözleşmenin sona ereceği tarihe kadar tüketicinin talepte
bulunması veya onay vermesi hâlinde abonelik sözleşmesi uzatılabilir.
(4) Tüketici, belirsiz süreli veya süresi bir yıldan daha uzun olan belirli süreli
abonelik sözleşmesini herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart
ödemeksizin istediği zaman feshetme hakkına sahiptir. Süresi bir yıldan az olan
belirli süreli abonelik sözleşmesinde satıcı veya sağlayıcı tarafından sözleşme
koşullarında değişiklik yapılması hâlinde de tüketici sözleşmeyi feshedebilir.
Fesih bildiriminin kâğıt üzerinde veya kalıcı veri saklayıcısı ile satıcı veya
sağlayıcıya yöneltilmiş olması yeterlidir. Satıcı veya sağlayıcı, abonelik
18-36/583-284
98/284
sözleşmesinin feshi için sözleşmenin tesis edilmesini sağlayan yöntemden daha
ağır koşullar içeren bir yöntem belirleyemez.
(5) Satıcı veya sağlayıcı, tüketicinin aboneliğe son verme isteğini yönetmelikle
belirlenen süreler içinde yerine getirmekle yükümlüdür. Aboneliğin belirlenen
süreler içinde sona erdirilmediği durumlarda, bu sürelerin bitiminden itibaren mal
veya hizmetten yararlanılmış olsa dahi, tüketiciden herhangi bir bedel talep
edilemez. Satıcı veya sağlayıcı, fesih bildiriminin hüküm ifade etmesinden
itibaren on beş gün içinde tüketici tarafından ödenmiş olan ücretin geri kalan
kısmını kesinti yapmaksızın iade etmekle yükümlüdür.
(6) Satıcı veya sağlayıcı, abonelik sözleşmesinin feshedilmesi ile ilgili bildirim
ve taleplere ilişkin işlemleri yerine getirmek üzere gerekli tedbirleri almak ve
gerektiğinde uygun bir sistem kurup bu sistemi kesintisiz olarak açık tutmakla
yükümlüdür.
(7)Sözleşmenin zorunlu içeriği, tüketici ile satıcı ve sağlayıcının hak ve
yükümlülükleri ile
diğer uygulama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.”
(282) Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin “Diğer Yükümlülükler” başlıklı 13. maddesinin
birinci ve ikinci fıkralarında ise aşağıdaki hükümlere yer verildiği görülmektedir:
“(1) Belirli süreli abonelik sözleşmelerine sözleşmenin belirlenen süre kadar
uzayacağına ilişkin hükümler konulamaz; ancak abonelik sözleşmesinin
kurulmasından sonra, sözleşmenin sona ereceği tarihe kadar tüketicinin talepte
bulunması veya onay vermesi hâlinde abonelik sözleşmesi uzatılabilir.
(2) Sözleşme süresi sonunda tüketiciden açık bir talep veya onay
almadığı halde mal veya hizmet sunmaya devam eden satıcı veya sağlayıcı,
sunulan bu mal veya hizmet için hiçbir bedel talep edemez.”
(283) İlgili yönetmelik ayrıca taahhütlü aboneliğin süresinden önce feshedilmesine ilişkin de
hükümler öngörmektedir. Bu çerçevede 16. maddesinin birinci fıkrasında taahhütlü
aboneliklerde tüketicinin süresinden önce taahhütlü aboneliğini sonlandırması halinde,
satıcı veya sağlayıcının talep edeceği bedelin, tüketicinin taahhüdüne son verdiği
tarihe kadar kendisine sağlanan indirim, cihaz veya diğer faydaların bedellerinin tahsil
edilmemiş kısmının toplamı ile sınırlı kalmak zorunda olduğu; ancak taahhüt
kapsamında tüketiciye sağlanan toplam bedelin henüz tahakkuk etmemiş kısmının
toplamının, bu tutardan düşük olması halinde, sınır değeri olarak tüketici lehine olan
tutarın esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca aynı yönetmeliğin 17. maddesi
uyarınca satıcı veya sağlayıcı; taahhütlü aboneliğin sona ermesinden en az bir fatura
dönemi öncesinden, bu durumu ödeme bildiriminin yanı sıra yazılı olarak veya kalıcı
veri saklayıcısı ile tüketiciye bildirmelidir.
(284) Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin “Sözleşmenin Feshi” başlıklı 22. maddesi şu
şekildedir:
“(1) Tüketici, belirsiz süreli veya süresi bir yıl ve daha uzun olan belirli süreli
abonelik sözleşmesini herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve
cezai şart ödemeksizin istediği zaman feshetme hakkına sahiptir.
(2) Süresi bir yıldan az olan belirli süreli abonelik sözleşmesinde satıcı veya
sağlayıcı tarafından sözleşme koşullarında değişiklik yapılması halinde veya
tüketicinin hizmetten yararlanmasına engel olabilecek geçerli bir sebebin
varlığı halinde tüketici sözleşmeyi feshedebilir.
(3) Tüketicinin taahhütlü aboneliğini süresinden önce feshetmesi halinde, 16
ncı madde hükmü uygulanır.
18-36/583-284
99/284
(4) Satıcı veya sağlayıcı, abonelik sözleşmesinin feshedilmesi ile ilgili bildirim
ve taleplere ilişkin işlemleri yerine getirmek üzere gerekli tedbirleri almak ve
gerektiğinde uygun bir sistem kurup bu sistemi kesintisiz olarak açık tutmakla
yükümlüdür.”
(285) Serbestleşme sürecindeki bir elektrik perakende satış piyasasında rekabetin tesis
edilmesi bakımından en kritik hususlardan birisi kendi tedarikçisini seçme hakkına
sahip serbest tüketicilerin söz konusu haklarını herhangi bir engelle karşılaşmadan
kullanabilmeleri ve tedarikçilerini değiştirebilmeleridir. Aksi durumda, müşterilerin
rekabetin ve serbestleşmenin sağladığı faydalardan istifade etmesi mümkün
olmayacaktır. Tedarikçi değiştirme süreci PYS82 üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu
çerçevede kendi tedarikçisini seçme hakkına sahip olan müşterilerin tedarikçi
değiştirme süreçlerine ayrıntılarıyla yer vermek sürecin anlaşılması bakımından faydalı
olacaktır.
Şekil 3: Tedarikçi Değişim Süreci
82 PYS, dengeleme mekanizması ve uzlaştırmaya ilişkin işlemlerin yürütülmesi amacıyla, piyasa
işletmecisi, sistem işletmecisi, piyasa katılımcıları ve sayaçların okunmasından sorumlu iletim ve
dağıtım lisansı sahibi tüzel kişilerin kullanımına sunulan ve küçük istemci yapısında çalışan
uygulamaları kapsamaktadır.
(2) Portföy için yapılan
ekleme/çıkarma işleminden
vazgeçmek için talepte
bulunulan ayın 20.
gününden önceki son iş
günü saat 17.00’a kadar
PYS’ye bildirim yapılması.
(3) EPİAŞ'ın portföy
değişikliklerini iletim,
dağıtım şirketlerine ve
piyasa katılımcılarına
içinde bulunulan ayın 20.
gününden önceki son işi
günü ilan etmesi
(4) EPİAŞ tarafından
yayımlanan listeye
yayım tarihinden itibaren
2 iş günü içinde
itirazların yapılması
(5) EPİAŞ'a yapılan
itirazların iki iş günü
içinde incelenmesi ve
sonuçların PYS
üzerinden ilan edilmesi
(1) Bir serbest tüketiciyi
portföyüne katmak veya
portföyünden çıkarmak
için içinde bulunulan
ayın 6. gününden önceki
son iş günü saat 24.00'a
kadar PYS'ye talebin
bildirilmesi.
18-36/583-284
100/284
(286) EPDK’nın DUY kapsamında düzenlediği tedarikçi değişim süreci genel hatlarıyla Şekil
3’te görüldüğü gibidir. Daha iyi anlaşılabilmesi adına mevcut tedarikçi değişim
sisteminin 2017 Mayıs ayını esas alarak tartışmak yerinde olacaktır.
(287) Portföyüne bir müşteriyi eklemek veya portföyündeki bir müşteriyi çıkarmak isteyen bir
tedarikçi, içinde bulunulan ayın (Mayıs 2017) altıncı gününden önceki son iş günü (5
Mayıs) saat 24.00’a kadar ekleme veya çıkarma talebini PYS’ye yüklemelidir. Bu
arada, başka bir tedarikçinin portföyüne ekleme talebinde bulunduğu müşterinin
mevcut tedarikçisi, ekleme talebini, içinde bulunulan ayın (Mayıs 2017) 20. gününden
önceki son iş günü (18 Mayıs) saat 17.00’dan sonra öğrenmektedir. Söz konusu tarihe
kadar mevcut tedarikçi PYS üzerinden ilgili müşterinin yapacağı tedarikçi değişikliğine
ilişkin bilgi sahibi olamamaktadır. 5 Mayıs’a kadar ekleme veya çıkarma talebinde
bulunmuş olan tedarikçi, söz konusu talebinden, içinde bulunulan ayın (Mayıs 2017)
20. gününden önceki son iş günü (18 Mayıs) saat 17.00’a kadar vazgeçebilmektedir.
18 Mayıs saat 17.00’dan itibaren tedarikçiler tarafından yapılmış olan ekleme ve
çıkarma talepleri kesin hale gelmektedir. Bu bağlamda, EPİAŞ kesinleşen listeleri,
içinde bulunulan ayın (2017 Mayıs) 20. gününden önceki son iş günü olan 18 Mayıs’ta
ilan etmektedir. Piyasa katılımcıları EPİAŞ tarafından ilan edilen listeye yayım
tarihinden itibaren iki iş günü içinde (22-23 Mayıs) itiraz edebilmektedirler. Söz konusu
itirazlar EPİAŞ tarafından iki iş günü (24-25 Mayıs) içinde incelenmekte ve kesinleşen
liste EPİAŞ tarafından tekrar ilan edilmektedir.
(288) Öte yandan, tedarikçi değiştirme süreci bugünkü yapısına bir anda ulaşmamış, söz
konusu süreç mevcut işleyişine piyasa katılımcıları, EPDK ve Rekabet Kurumunun
süreç içindeki katkıları sonucu kavuşmuştur. Bu nedenle süreç içinde tedarikçi
değiştirmeye ilişkin kritik değişikliklere ve bu değişikliğin nedenlerine değinmek yararlı
olacaktır.
(289) DUY’un 30.12.2012 tarihinde83 yürürlüğe giren versiyonu, düzenlenen tarife üzerinden
elektrik alan ve serbest tüketici hakkını haiz bir tüketicinin84 bir tedarikçi ile ikili anlaşma
yapabilmesi için üç şart öngörmekteydi. Buna göre, ilgili serbest tüketici uygun bir
sayaca sahip olmalı, serbest tüketici niteliğine sahip olmalı ve mevcut tedarikçisine
karşı yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekmekteydi. Bu düzende sayacın
uygunluğu ilgili dağıtım veya TEİAŞ tarafından değerlendirilmekteyken, serbest tüketici
niteliği85 ve yükümlülüklerini yerine getirmeye86 ilişkin hususlar ilgili GTŞ’ce
değerlendirilmekteydi.
(290) Söz konusu sistem çerçevesinde, serbest tüketici hakkını haiz tüketicilerin tedarikçi
değiştirmelerinde sorunlar yaşandığı gözlemlenmiştir. Nitekim, yaşanan sorunlar
Kurul’un 22.10.2014 tarih ve 14-42/762-337, 14-42/762-338 sayılı, 03.12.2014 tarih ve
14-47/860-390 sayılı kararlarına da konu olmuştur. Kurumumuzun işbu soruşturmanın
83 2012 Aralık ayı içinde alınan EPDK kararı ile 2013 yılı için serbest tüketici limiti 25.000 kWh’tan 5.000
kWh’a düşürülmüş, böylelikle çok sayıda tüketicinin kendi tedarikçisini seçebilme hakkı tanınmış ve
elektrik perakende satış piyasası hareketlenmiştir.
84 İlgili dönemde tüketicilerin (sayaç bazında) büyük bir kısmının düzenlenen tarifeler üzerinden elektrik
tedarik ettiği ve perakende piyasadaki rekabetin düzenlenen tarifelerden ayrılıp başka tedarikçilerden
elektrik temin eden tüketicilerle geliştiği dikkate alındığında söz konusu tedarikçi değiştirme sürecinin
piyasanın serbestleşmesi açısından önemi tahmin edilebilecektir.
85 Serbest tüketici niteliği, ilgili tüketicinin EPDK tarafından öngörülen serbest tüketici limitinin üzerinde
bir tüketime sahip olup olmamasına bağlı olmaktadır.
86 Yükümlülüklerin yerine getirilmesi ise başka bir tedarikçiye geçiş yapmak isteyen tüketiciye içinde
bulunulan ayın 14. gününden önceki iş gününe kadar gecikme faizi de dahil olmak üzere tebliğ edilmiş
olan faturanın ödenip ödenmemesine ilişkindir.
18-36/583-284
101/284
taraflarından olan CK AKDENİZ’e87 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesi üçüncü fıkrası
uyarınca yolladığı görüşte;
- Başka tedarik şirketine geçiş talebi, mevcut sözleşmesi bulunduğu gerekçesiyle
veya başka gerekçelerle reddedilen tüketicilerle, CK AKDENİZ’in daha sonra
temas kurarak sözleşme yapmaya ikna etmesi,
- Tahakkuk etmemiş borçların ileri sürülerek tedarikçi değişim taleplerinin,
tüketicinin borcu olduğu gerekçesi ile reddedilmesi,
- Serbest tüketici statüsündeki tüketicilere ilişkin geçiş taleplerinin, tüketimin
serbest tüketici limitinin altında olduğu gerekçesiyle reddedilmesi
gibi davranışların varlığının tespit edildiği belirtilmiştir. Anılan kararları takiben Kurul
tarafından yapılan tespitler EPDK ile paylaşılmıştır.
(291) EPDK, 28.03.2015 tarihinde DUY’da yaptığı değişiklikle başka tedarikçiye geçiş için
aranan uygun sayaç şartını kaldırmış ve düzenlenen tarifeden çıkarak başka bir
tedarikçiden elektrik tedarik eden müşterinin sayacının en kısa sürede uygun sayaçla
değiştirilmesini ilgili dağıtım şirketi ve TEİAŞ’a bir yükümlülük olarak getirmiştir.
GTŞ’nin değerlendirmesine bağlı olan hususlar ise 15.07.2015 tarihinde yürürlüğe
giren DUY ile kaldırılmıştır. Böylelikle, herhangi bir müşteri mevcut tedarikçisinin
onayına tabi olmadan başka bir tedarikçiye geçiş yapabilme olanağına kavuşmuştur.
(292) Yukarıda da belirtildiği üzere, mevcut tedarikçi müşterisinin başka bir tedarikçiye
geçmek için talepte bulunduğunu, portföye ekleme veya çıkarma taleplerinin geri
alınması için verilen sürenin sonuna kadar görememektedir. Mevcut sistemden önce,
bir tedarikçinin portföye ekleme/çıkarma talebinin ilgili ayın 10. gününden önceki son
iş günü saat 24.00’a kadar PYS’den yapılması gerekmekteydi. Yapılan ekleme ve
çıkarma taleplerinin geri alınması ise aynı ayın 24. gününden önceki son iş günü saat
17.00’a kadar yapılabilmekteydi. Dolayısıyla, mevcut tedarikçi, müşterisinin başka
tedarikçiye geçiş talebini ayın 10. gününden önceki son iş gününde öğrenebilmekteydi.
Söz konusu sistemde yerleşik şirketlerin geçiş yaptığından haberdar oldukları
müşterilere baskı yaparak ayın 24. gününden önceki son iş gününe kadar geçiş
taleplerini geri aldırttıklarına ilişkin iddialar gündeme gelmiş ve bu bağlamda tedarikçi
değiştirmenin zorlaştırıldığı ifade edilmiştir. Anılan sistem EPDK’nın 28.05.2015
tarihinde yaptığı değişiklikle bugünkü haline getirilmiştir.
(293) Şu an yürürlükte bulunan tedarikçi değiştirme sürecine ilişkin okuma tarihi ile aynı
müşteri için birden fazla tedarikçi tarafından portföye katma talebi olması hususlarına
da değinmek yararlı olacaktır. İlk olarak içinde bulunulan ayın son günü saat 24.00’a
ilişkin yapılan sayaç okumaları mevcut tedarikçi için son okuma, yeni tedarikçi içinse
ilk okuma olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda tedarikçi değişikliğinin yapıldığı ayı
takip eden ayda yapılacak okuma endeksi ile yeni tedarikçinin ilk okuması olarak kabul
edilen endeks arasındaki fark, ilgili müşterinin geçiş yaptığı tedarikçideki tüketimi
olacaktır. İkinci olarak birden fazla tedarikçinin aynı müşteriyi talep etmesi durumunda
EPİAŞ tarafından gerekli kontroller yapılarak geçerli ikili anlaşma veya EPİAŞ
tarafından belirlenmiş olan IA-02 Formu’nu sunan tedarikçinin ilgili müşteriyi
portföyüne alması sağlanmaktadır. Eğer her iki taraf da geçerli bir ikili anlaşma
sunuyorsa, “IA-02 formlarından imza tarihi en yakın olan tedarikçi” ilgili müşteriyi
portföyüne katmaktadır. İmza tarihlerinin aynı olması durumunda ise EPİAŞ,
87 Kurul kararının alındığı tarihte CK AKDENİZ’in ticaret unvanı CLK AKDENİZ’di.
18-36/583-284
102/284
tedarikçiler tarafından yapılmış kayıtları onaylamamakta ve ilgili müşteri mevcut
tedarikçisinin portföyünde kalmaya devam etmektedir.
I.5.3. Sektörel Düzenleme ve Rekabet Hukuku İlişkisi
(294) Başta elektrik olmak üzere enerji sektörü gibi ayrıntılı ve yoğun bir şekilde
düzenlemeye tabi olan endüstrilerde, sektörel düzenleme ve rekabet hukuku
arasındaki ilişki zaman zaman tartışmalara konu olmuştur. Bu ilişkinin netleştirilmesi,
uygulamada ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların ve tutarsızlıkların giderilmesi;
teşebbüslerin etkin şekilde faaliyet göstermeleri ve gerekli yatırımları yapmaları için
hukuki belirlilik ve öngörülebilirliğin sağlanabilmesi bakımından önem taşımaktadır88.
(295) Söz konusu ilişki kapsamında ortaya çıkan bir diğer önemli husus ise sektörel
mevzuatta düzenlemeye konu olan bir teşebbüs davranışının, 4054 sayılı Kanun
kapsamında rekabeti ihlal ettiği şüphesi taşıması halinde rekabet kurallarının
uygulanıp uygulanamayacağı sorusudur.
(296) Bilindiği üzere, sektörel düzenlemeler, piyasada ortaya çıkabilecek aksaklıkların
öngörülmesi, gerekli tedbirlerin zamanında alınabilmesi ve piyasanın etkin biçimde
işlemesini engelleyen birçok sorunun hızlı ve etkili bir biçimde çözülebilmesi açısından
kritik bir öneme sahiptir.
(297) Diğer yandan teşebbüs davranışlarının ilgili sektörel mevzuatla uyumlu olması,
teşebbüslerin rekabet hukuku mevzuatına uygun hareket ettikleri anlamına gelmediği
gibi bu davranışların, hem sektörel düzenlemelere hem de rekabet hukuku mevzuatına
aykırı olması halinde, her iki mevzuat kapsamında da denetime ve yaptırıma tabi
olması mümkündür. Rekabet ihlali teşkil ettiği düşünülen bir davranışın düzenlemeye
ve bu düzenlemeden kaynaklanan denetime tabi olması, söz konusu davranışı 4054
sayılı Kanun’un uygulanmasından ve bu çerçevede teşebbüse getirilebilecek
yaptırımlardan muaf tutmamaktadır.
(298) Kurumlar arasındaki yetki ve görev noktasındaki farklılığın anlaşılabilmesi bakımından
sektörel düzenlemeler ile rekabet hukuku arasındaki en temel fark olan ex-ante (öncül)
ve ex-post yaklaşımlardan yola çıkılmalıdır. Sektörel düzenlemeler geleceğe dönük
olarak rekabetin tesisi amacıyla teşebbüslerin nasıl davranması gerektiğini belirleyen
ve buna yönelik olarak bazı teşebbüs davranışlarını öncül olarak engelleyen kurallar
bütünüyken; rekabet hukuku daha çok ardıl ve zarar odaklı bir yaklaşımla teşebbüsün
geçmiş davranışlarını inceleyen bir alandır. Rekabet hukuku kapsamında yapılan
herhangi bir hâkim durum incelemesinde kapsam/etki, tüketici zararı ve ekonomik haklı
gerekçe gibi unsurlar dikkate alınarak ardıl değerlendirmeler yapılmaktadır.
(299) Sektörel düzenlemeler kapsamında ise teşebbüslerin öncül olarak belirlenmiş kurallara
uyup uymadığına bakılmakta, eylemin amacı, kapsamı ya da piyasaya etkisi gibi
hususlarda ayrıntılı değerlendirme yapma ihtiyacı bulunmamaktadır. Örnek olarak
ayrımcılık uygulamaları ele alındığında; sektörel düzenleme kapsamında ayrımcı
davranışın yasaklanması halinde, her türlü ayrımcı uygulama ihlal olarak kabul
edilebilecektir. Rekabet hukuku kapsamında yasaklanan eylem ise her ayrımcılık
uygulaması değil, hakim durumun kötüye kullanılması olarak değerlendirilen ayrımcılık
uygulamalarıdır.
88 KÖKTÜRK, N.S. (2012), Telekomünikasyon Sektöründe Dikey Bütünleşik Firma Davranışlarının
Düzenlenmesi: Sektörel Düzenleme ve Rekabet Hukuku, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezi, Rekabet
Kurumu, Ankara, s.61.
18-36/583-284
103/284
(300) Bu konuya ışık tutacak nitelikte, Danıştay 13. Dairesi tarafından son dönemde alınmış
bazı kararlar bulunmaktadır. Danıştay 13. Dairesi’nin E:2008/13184, K:2012/359 sayılı
kararında, sektörel düzenleyici kurumların kararları doğrultusunda hareket eden
teşebbüslerin rekabet hukuku kurallarından bağışık tutulamayacağının açık olduğu
vurgulanmaktadır. Kararda, bir sektörel düzenleyici kurumun yaptığı düzenlemeler ve
aldığı tedbirlerle rekabetçi sorunların ortadan kalkması ve konunun salt sektörel
mevzuatı ilgilendiren teknik bir hususa ilişkin olması halinde dahi, Kurul’un soruşturma
açıp açmama konusunda takdir yetkisi bulunduğu ifade edilmekte ve bu hususlar
hakkında 4054 sayılı Kanun çerçevesinde gerekli araştırmanın yapılmaması
durumunda, rekabete aykırı davranışların yaptırımsız kalacağı belirtilmektedir.
Kararda ayrıca, sektörel düzenleyici kurumun karar almasına sebep olan teşebbüs
davranışlarının, hâkim durumun kötüye kullanılması niteliğinde olduğunun saptanması
halinde, konu hakkında Kurul’un soruşturma açması ve ihlalin kesin olarak tespiti
halinde yaptırım uygulamasının önünde bir engel bulunmadığı ifade edilmektedir. Bu
gerekçeyle hareket eden Danıştay 13. Dairesi, ortaya çıkabilecek rekabetçi zararı
önlemeye yönelik spesifik düzenlemelerin ve düzenleyici kurum kararlarının bulunduğu
gerekçesiyle önaraştırma açılmaması yönündeki dava konusu Kurul kararını iptal
etmiştir.
(301) Benzer şekilde, Danıştay 13. Dairesi’nin E:2008/14245, K:2012/960 sayılı kararında;
“Bir piyasanın düzenleyici ve denetleyici bir kurumun regülasyonuna tabi olmasının o
piyasada yer alan faaliyetleri 4054 sayılı Kanun kapsamı dışına çıkarmayacağı,
Rekabet Kurulu'nun 4054 sayılı Kanun çerçevesinde tüm mal ve hizmet piyasalarında
rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve
piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hâkimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek,
bunun için gerekli düzenleme ve denetimleri yaparak rekabetin korunmasını
sağlamakla görevlendirilmiş olduğu, söz konusu düzenleyici kurumların piyasa
hakkındaki tasarruflarında rekabetçi bir piyasa düzeni sağlamakla yükümlü olmalarına
rağmen, piyasada gerçekleşen rekabet ihlâllerinin tespit ve idari yaptırıma tabi
tutulması, Kanun veya ikincil düzenlemelerle öngörülen veya öngörülebilecek istisnalar
dışında, 4054 sayılı Kanun kapsamında Rekabet Kurulu'nun görev alanına girdiği
görülmektedir.” denilmiştir.
(302) Kararda ayrıca, düzenleyici otoritenin amacının düzenlenen piyasada rekabetin
tesisine, rekabetin engellenmesine ve rekabetçi zararın önlenmesine yönelik
tedbirlerin alınması ve düzenlemelerin yapılması olmakla birlikte, Kurul’un bu
piyasadaki teşebbüsler hakkında ileri sürülen ihlal iddiaları hakkında açabileceği bir
soruşturma sonucunda verebileceği idari para cezasının, rekabet karşıtı davranışların
ve bunun altında yatan saikin cezalandırılmasına yönelik olacağı; düzenleyici otorite
tarafından alınan tedbirler ve yapılan düzenlemelerle mevcut rekabet ihlalinin
etkilerinin sona ermesi ve rekabetçi zararın tamamen ortadan kalkması ve konunun
salt düzenlemeyi ilgilendiren teknik bir hususa ilişkin olması halinde Kurul’un
soruşturma açıp açmama konusunda takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir
yetkisinin 4054 sayılı Kanun’un öngördüğü amaca uygun ve hukuka uygun bir şekilde
kullanılması gerektiği, şikayet konusu fiiller hakkında yukarıda anlatılan mevzuat
hükümleri uyarınca sektörel düzenleyici kurum tarafından aynı fiil hakkında
uygulanabilecek idari yaptırımların ise Kurul tarafından dikkate alınması ve genel
olarak iki kurumun işbirliği içerisinde bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
(303) Danıştay 13. Dairesi’nin yukarıda yer verilen kararlarda oluşturduğu kanaatin
E:2010/4805, K:2014/832 sayılı kararda da yer bulduğu görülmektedir. Söz konusu
kararda, düzenleyici otorite tarafından düzenleme alanına giren bir davranış hakkında
18-36/583-284
104/284
işlem tesis edilmiş olmasının, konunun Kurum tarafından incelenmesinin önünde engel
oluşturmayacağı hususu açıklıkla vurgulanmakta ve bu gerekçeyle şikâyet konusu
davranış hakkında herhangi bir işlem tesis edilemeyeceği yönündeki Kurul kararı
hukuka uygun görülmeyerek iptal edilmektedir.
(304) Anılan Danıştay kararları ışığında, ilgili sektörel düzenleyici otorite ve Kurum’un
uygulamakla yükümlü oldukları mevzuat bakımından inceleme yürütme kabiliyetine
sahip olması gerekmekte ancak aynı fiil hakkında uygulanabilecek idari yaptırımlar
bakımından kurumların birbirlerinin yaptırımlarını dikkate alması beklenmekte ve genel
olarak iki kurumun işbirliği içerisinde bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
(305) Kurul kararlarında farklı pazarlarda yürütülen soruşturmalar kapsamında düzenleme-
rekabet hukuku ilişkisinin tartışıldığı görülmekte olup ilgili kararlara aşağıda yer
verilmektedir:
(306) Telekomünikasyon sektörüne ilişkin 19.11.2008 tarih ve 08-65/1055-411 sayılı kararda
4054 sayılı Kanun’un tüm sektörlere uygulandığı ve bankacılık sektöründeki belli
düzeydeki birleşme ve devralma işlemlerine istisna getiren düzenlemeler dışında
herhangi bir sektörün açık veya örtülü bir şekilde 4054 sayılı Kanun’un uygulaması
dışına çıkaran yasal düzenlemenin bulunmadığı belirtilmiştir. Bu kapsamda 2813 sayılı
Kanun ile rekabete aykırı eylemler hakkında Telekomünikasyon Kurumuna verilen
yetkilerin Kurul’un telekomünikasyon sektöründe 4054 sayılı Kanun’u uygulamasını
dışlamadığı ve 4054 sayılı Kanun hükümlerinin bu sektöre uygulanması konusunda
Telekomünikasyon Kurumuna yetki ve görev vermediği, telekomünikasyon
düzenlemelerinin rekabet kurallarının kapsamını genişletmediği, daraltmadığı ve 4054
sayılı Kanun ile korunan menfaatlere ilişkin kurumlar arası bir görev değişikliğine sebep
olmadığı, telekomünikasyon mevzuatının, daha rekabetçi bir yapı sağlanması için yeni
yükümlülükler getirmekte olduğu, ancak rekabet kuralları kapsamında yeni
yükümlülükler getirmediği ve 4054 sayılı Kanun çerçevesinde Kurul tarafından
teşebbüslere rekabet kurallarının uygulanmasına yönelik açık veya zımni bir
bağışıklığın tanınmadığı dile getirilmiştir. Nitekim uygulamada göz önüne alınması
gerekenin inceleme konusu uyuşmazlığın aynı zamanda sektör spesifik
düzenlemelere de aykırılık teşkil edip etmediği değil, rekabet kurallarının süregelen
uygulamaları ile benimsediği standartlar/prensipler çerçevesinde ortada bir ihlalin
bulunup bulunmadığı olduğu kararda belirtilmiştir.
(307) Bu sektöre ilişkin bir diğer karar olan 19.12.2013 tarih ve 13-71/992-423 sayılı kararda
ise Danıştay 13. Dairesi’nin yukarıda bahsedilen 13.02.2012 tarih, E:2008/13184 E. ve
K:2012/359 sayılı kararına atıfla Kurul’un düzenlenen sektörlere müdahalede
bulunmasının önünde bir engel olmadığı ifade edilmiştir.
(308) Kurul’un benzer nitelikteki altyapı/erişim pazarlarında hâkim durumda bulunan
teşebbüsün fiyat sıkıştırması yoluyla alt pazardaki rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırdığı
iddialarının ele alındığı diğer kararlarında ise her iki pazarın tarifelerinin de Bilgi
Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından belirlendiği ya da onaylandığı durumda
herhangi bir işlem tesis etmediği89, üst pazardaki tarifelerin düzenlenmesine rağmen
alt pazarlarda herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı durumlarda ise iddiaları 4054
sayılı Kanun kapsamında değerlendirdiği90 görülmektedir. Kurul, fiyat sıkıştırması
davranışını 4054 sayılı Kanun kapsamında incelediği kararlarında, alt pazardaki
89 08.09.2005 tarih ve 05-55/833-226 sayılı, , 11.09.2008 tarih ve 08-52/792-391 sayılı, 21.10.2009 tarih
ve 09-48/1206-306 sayılı ve 12.01.2010 tarih ve 10-04/39-19 sayılı Kurul kararları.
90 19.11.2008 tarih ve 08-65/1045-411 sayılı, 21.10.2009 tarih ve 09-48/1206-306 sayılı ve 17.06.2010
tarih ve 10-44/761-245 sayılı Kurul kararları.
18-36/583-284
105/284
fiyatların düzenlenmemesini teşebbüsün belirli bir fiyatlandırma serbestisi olduğu
şeklinde değerlendirmekte ve “[sektörel] düzenlemeleri dikkate alarak, söz konusu
düzenlemelerin sınırları içerisinde teşebbüslerin kendi iradeleriyle ortaya koydukları
davranışları inceleme konusu yapmaktadır”91 ifadesiyle teşebbüsün iradesi/davranış
serbestisini bir ölçüt olarak ele aldığını belirtmektedir.92
(309) Bankacılık sektörüne ilişkin 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararda 4054
sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 3. maddesinin gerekçesine değinilerek Türkiye
sınırlarındaki tüm mal ve hizmet piyasalarında meydana gelebilecek her türlü rekabeti
kısıtlayıcı anlaşma, uyumlu eylem vb. işlemlerin Kanun kapsamında ele alındığı,
dolayısıyla bankaların ve genel olarak finansal hizmet kuruluşlarının eylemlerinin de
bu kapsama girdiği belirtilmiştir. Ayrıca kararda “…gerek BDDK gerekse TCMB ile
raportörlerce yapılan görüşmelerde soruşturmaya konu olan eylemlere ilişkin olarak,
bankaların uzlaşma içerisinde hareket etmelerine yol açabilecek bir hukuki
düzenlemenin ya da talimatın bulunmadığı açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla
bankaların düzenleyici kurumlara olan sorumlulukları sebebiyle rekabetin sınırlandığı
iddiasının kabulü mümkün görünmemektedir.” denilerek Kurum’un bu konuda
soruşturma yürütme yetkisi olmadığı savunması kabul edilmemiştir.
(310) Türkiye Petrol Rafinerileri A.Ş.’nin (TÜPRAŞ) fiyatlandırma ve sözleşmelere ilişkin
uygulamaları yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal edip etmediğine yönelik
yürütülen soruşturmaya ilişkin 17.01.2014 tarih ve 14-03/60-24 sayılı kararda
TÜPRAŞ’ın fiyat serbestisine sahip olduğu belirtilmiş ve Danıştay 13. Dairesi’nin
E:2008/14245, K:2012/960 sayılı kararına atıfta bulunularak regülasyona tabi bir
piyasada faaliyet gösteren TÜPRAŞ’ın fiyatlandırma davranışlarının 4054 sayılı Kanun
kapsamında değerlendirilebileceği konusunda kuşku bulunmadığı ifade edilmiştir.
(311) Sonuç olarak Kurul, özellikle Danıştay’ın kararlarında yer alan açık hükümleri de
dikkate alarak düzenlenen sektörler ve alanlarda rekabet ihlali şüphesinin önaraştırma
ile ortadan kaldırılamadığı koşullarda soruşturma açmakta ve ihlal tespit ettiği
durumlarda yaptırım uygulama yoluna gitmektedir. Kurul, düzenlenen sektörlerde
rekabeti kısıtlayıcı olabilecek davranışlara, ilgili davranışların sektörel mevzuatta
düzenlenmiş olmasından bağımsız olarak müdahale etmekte, teşebbüslerce dile
getirilen ve ilgili pazarın düzenlemeye tabi olduğu ya da görevli düzenleyici bir
otoritenin bulunduğu şeklindeki savunmaları ise kabul etmemektedir. Bununla birlikte
Kurul, düzenlemenin ya da ilgili düzenleyici otoritenin, doğrudan teşebbüslerin
davranışlarını belirleyen kurallar getirmesi durumunda ise rekabet hukuku
çerçevesinde söz konusu davranışı 4054 sayılı Kanun kapsamında ele almamaktadır.
(312) Bu noktada belirleyici olan husus, sektörel düzenlemeler çerçevesinde incelenen
teşebbüs davranışının söz konusu düzenleme sonucunda ortaya çıkıp çıkmadığı yahut
teşebbüsün davranış serbestisinin bulunup bulunmadığıdır. Diğer bir deyişle,
teşebbüslerin serbestçe karar alması, sektörel düzenlemeler vasıtasıyla
engellenmedikçe, ilgili davranışa rekabet hukukunun uygulanabileceğinde herhangi bir
kuşku bulunmamaktadır.
(313) Söz konusu yaklaşım işbu soruşturma kapsamında incelemeye konu olan elektrik
sektörü için de geçerlidir. Bilindiği üzere, elektrik sektöründe sektörel düzenleyici olan
EPDK ile ETKB’nin detaylı düzenlemeleri bulunmakta ve söz konusu kuruluşlar
tarafından sektöre yönelik olarak inceleme ve çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Ancak
91 11.09.2008 tarih ve 08-52/792-391 sayılı kararı.
92 Köktürk, 2012.
18-36/583-284
106/284
bu düzenleme ve uygulamalar elektrik sektöründe yer alan faaliyetleri 4054 sayılı
Kanun kapsamı dışına çıkarmamaktadır.
(314) 4054 sayılı Kanun’un 4. ve 6. maddesinin uygulanması ile amaçlanan tüm mal ve
hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve
uygulamalar ile piyasada hâkim durumda teşebbüslerin bu durumlarını kötüye
kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak
rekabetin korunmasını sağlamaktır. Elektrik piyasanın düzenleyici ve denetleyici bir
kurumun regülasyonuna tabi olması, bu piyasada yer alan faaliyetleri 4054 sayılı
Kanun kapsamı dışına çıkarmamaktadır. Ancak Kurul’un söz konusu davranışlara
yönelik inceleme yapması, sektörel düzenlemelerin dağıtım şirketleri ve GTŞ’lerin
serbestçe karar almasını engellemediği sürece mümkündür.
(315) Bu doğrultuda, soruşturma konusu olan elektrik dağıtım ve GTŞ’nin ilgili pazarlar olan
elektrik dağıtım ve tedarik pazarındaki hâkim durumlarını kötüye kullanmalarının tespit
edilmesi halinde, her ne kadar söz konusu eylemlere ilişkin sektörel düzenlemeler
mevcut olsa da, incelenen teşebbüsler ve eylemleri 4054 sayılı Kanun kapsamında
değerlendirilecektir. Örneğin, 6446 sayılı Kanun’da hukuki ayrıştırmanın düzenlenmiş
olması, dağıtım şirketi ve GTŞ’nin, bu ilkeye aykırı davranarak dağıtım şirketi
bünyesindeki rekabete duyarlı bilgilerin GTŞ’nin erişimine açılması ve dağıtım
şirketinin GTŞ’ye rekabeti kısıtlayıcı nitelikte avantaj sağlaması eylemlerinde
bulunarak hakim durumlarını kötüye kullanmaları halinde 4054 sayılı Kanun
kapsamında incelenmeleri ve yaptırıma tabi tutulmaları önünde bir engel
oluşturmayacaktır. Ancak burada dikkat çekilmesi gereken husus, incelemeye konu
olan teşebbüslerin hukuki ayrıştırmaya aykırı davranmaları nedeniyle değil, bu
davranışları sonucunda hâkim durumlarını kötüye kullanarak ilgili pazarlardaki rekabeti
bozmaları sebebiyle Kurul’un incelemesine muhatap olmasıdır.
(316) Benzer şekilde dağıtım şirketlerinin, doğal tekel niteliğinde olan ve münhasıran
sorumlu oldukları dağıtım hizmet ve faaliyetlerini gerçekleştirirken kendileriyle aynı
ekonomik bütünlük içinde bulunan GTŞ’ler lehine ve diğer tedarikçiler aleyhine ayrımcı
davranışlar içinde bulunmaları da rekabeti kısıtlayıcı bir nitelik arz edecektir. Bu
kapsamda, her ne kadar dağıtım şirketlerinin faaliyetleri sektörel mevzuat
çerçevesinde detaylı bir şekilde düzenlenmiş olsa da söz konusu eylemler 4054 sayılı
Kanun’un 6. maddesi kapsamında hâkim durumun kötüye kullanılması nedeniyle
incelemeye konu olacaktır. Yine GTŞ’lerin rekabet ihlali olarak değerlendirilecek
nitelikte eylemlerde bulunarak pazarda giriş engelleri yaratmaları veya pazar kapama
etkisine yol açacak davranışta bulunmaları halinde söz konusu davranışlar rekabet
hukuku kapsamında ele alınacaktır. Her ne kadar ilgili davranışların, bu alanlarda
düzenleme ve çalışma yapan EPDK’nın görev alanına gireceği iddia edilecek olsa da
piyasanın rakiplere kapanması amacını taşıması ve pazar gücünü haiz bir oyuncu
tarafından yapılması sebebiyle anılan eylemin rekabet hukuku uygulaması kapsamına
gireceği de açıktır.
I.5.4. Uluslararası Kararlar ve Raporlar
I.5.4.1. Elektrik Perakende Piyasasının Serbestleşmesi 2011 - İspanya
(317) Elektrik Endüstrisi Şirketleri Derneği (UNESA) üyesi olan ve İspanya elektrik
piyasasında yerleşik konumda bulunan Iberdola, Endesa, Eon, Gas Natural ve
Cantabrico’nun, UNESA üzerinden tedarikçi değiştirmek isteyen tüketicilerin
engellenmesine yönelik bir strateji üzerinde anlaşması ve tüketicilere ilişkin bilgilerin
diğer tedarikçilerle paylaşılmasını UNESA aracılığıyla engellemeleri ihlal olarak
18-36/583-284
107/284
değerlendirilmiştir. Adı geçen beş teşebbüse İspanya Rekabet Otoritesi tarafından
toplam 61 milyon Euro para cezası verilmiştir.
I.5.4.2. Dağıtım Şirketleri 2009 - İspanya
(318) Hizmet verdiği tüketicilere ilişkin veri tabanı oluşturma ve bu veri tabanını güncel tutma
yükümlülüğü bulunan dağıtım şirketlerinden bir kısmının bu yükümlülüğü rakip
şirketlere karşı yerine getirmeyip aynı ekonomik bütünlük içinde bulunduğu perakende
şirketine sağlayarak rakiplerin perakende satış kapasitesini düşürdüğü gerekçesiyle,
söz konusu dağıtım şirketlerine İspanya Rekabet Otoritesi tarafından toplam 36,6
milyon Euro para cezası kesilmiştir.
I.5.4.3. Dağıtım Şirketleri/ SORGENİA 2010 - İtalya
(319) Dağıtım şirketlerinin elektrik ve gaz perakende piyasasına giriş yapmak isteyenlerin
maliyetlerini yükseltmek için etkin olmayan prosedür ve davranışlarda bulunduğu ve
tüketicilerin tedarikçi değişikliğini zorlaştırdığı (özellikle tüketici ile ilgili verinin
verilmesini erteleyerek) iddiası çerçevesinde ulusal rekabet otoritesi tarafından beş
dağıtım şirketi hakkında başlatılmış olan inceleme teşebbüsler tarafından sunulan
taahhütler neticesinde sonlandırılmıştır.
I.5.4.4. ENEL/EXERGIA 2009 - İtalya
(320) İtalya’nın yerleşik elektrik şirketi olan ENEL’in iki iştiraki olan ENEL Distribuzione ve
ENEL Servizio Elettrico hakkında yapılan incelemede, mesken olmayan müşterilere
yapılan elektrik perakende satışı için gerekli olan müşteriyle ilgili teknik ve finansal
detayların, rakiplere ENEL şirketleri tarafından geç, hatalı ve silinerek verildiğine ilişkin
iddialar incelenmiştir. ENEL’in piyasaya yeni giren oyuncuların ihtiyaç duyduğu bilgiler
üzerinde tekel pozisyonunda bulunduğu ifade edilmiş ve dosya ENEL’in ilgili bilgilerin
içeriğinin korunmasına ve kontrol edilmesine ilişkin getirdiği taahhütler çerçevesinde
neticelendirilmiştir.
(321) Yukarıda yer verilen üye ülke kararlarından da görülebileceği üzere yerleşik elektrik
dağıtım ve tedarik şirketleri tarafından, tedarik faaliyeti için gerekli olan bilgilerin eksik,
geç veya hiç paylaşılmayarak rakip şirketlerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, tedarikçi
geçişine engel olunması gibi davranışlar AB üyesi ülkelerdeki serbestleşme
süreçlerinde de gündeme gelmiş ve ilgili ülkelerdeki rekabet otoriteleri tarafından
rekabet ihlali olarak nitelendirilip, cezalandırılmıştır.
I.5.5. Elektrik Piyasasındaki Aksaklıklar
(322) Ülkemizde, elektrik tedariki faaliyeti görece kısa bir süre öncesine kadar dikey
bütünleşik, monopol bir yapı altında tüketicilere sunulan bir ticari faaliyet olarak
varlığını sürdürmekteydi. Gerek bu durumun oluşturduğu alışkanlıklar gerekse söz
konusu tedarik hizmetinin sunumuna özgü özellikler nedeniyle inceleme konusu
piyasaya yönelik birtakım talep taraflı piyasa aksaklıklarından bahsetmek sektörel
çerçevenin daha bütüncül bir şekilde anlaşılması ve inceleme konusu eylemlerin
etkisinin daha iyi kavranılması bakımından gereklidir. Aşağıda davranışsal iktisat
çerçevesinde talep taraflı piyasa aksaklıkları, bu aksaklıklarla beraber GTŞ’lerin
davranışları sonucunda oluşan piyasa başarısızlıkları ve tüm bunların rekabetçi piyasa
yapısı üzerindeki etkilerine yönelik açıklamalarda bulunulacaktır.
18-36/583-284
108/284
I.5.5.1. Davranışsal İktisat Çerçevesinde Piyasa Aksaklıkları ve Kötüleşen Geçiş
Maliyetleri
(323) Rekabet hukukuna konu olan vakalar göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu
vakalarda saik ve eylemleri değerlendirilen ekonomik ajanların rasyonel ajanlar olduğu
ve rasyonel kararlar verdiği varsayılmaktadır. Özellikle katı piyasa koşullarının veya
piyasa aksaklıklarının geçerli olmadığı varsayılan neoklasik modellerde rekabetin,
geçerli olduğu pazarlarda aktörlerin refahını ençoklaması beklenmektedir. Rasyonel
seçim kuramı olarak adlandırılan bu kurama göre iktisadi ajanlar erişime açık mevcut
verileri, tercihlerin gerçekleşme olasılıklarını ve potansiyel fayda ve maliyetleri dikkate
alarak sahip oldukları seçenekler arasından optimal olanı seçerler. Rasyonel seçim
kuramına göre kişinin tercihi, kişinin bilgisi ve onun kullanımına hazır kaynaklara göre
belirlenmekte; bu da herkes için geçerli ortak bir rasyonel davranıştan (objektif
rasyonalite) söz edilememesine, tercihlerin kişiden kişiye değişebilmesine yol
açmaktadır93. Beklenen fayda kuramına göre, bireylerin belirsizlik altındaki tercihleri
rasyonellik aksiyomları çerçevesinde kolaylıkla modellenebilmektedir. Bununla birlikte
sınırlı rasyonellik, buluşsal yöntem ve önyargı/yanlı eğilimlerin karar alma
mekanizmasını etkilemesi ve böylece beklenmeyen sonuçların ortaya çıkmasına bağlı
olarak rasyonel seçim kuramı, iktisadi ajanların belli koşullar altında gerçek anlamda
nasıl tercihte bulunacaklarına ilişkin süreci yeterince yansıtmadığı için eleştirilmektedir.
I.5.5.1.1. İktisadi Bireylerin Sergilediği Sınırlı Rasyonellik ve Nedenleri
(324) Sınırlı rasyonellik bireylerin, tercihlerinin bilişsel, çevresel veya psikolojik kısıtlardan
etkilenmesi nedeniyle optimal olmayan kararlar verdikleri durumu tanımlamaktadır.
Sınırlı rasyonellik kapsamında ele alınacak buluşsal yöntem ve önyargıları, yargılara
ve seçimlere etki etmeleri bakımından iki grupta toplamak mümkündür.94 Yargılar,
belirsizlik ortamında bir olaya ilişkin olarak yapılan değerlendirmeler olarak
tanımlanmaktadır. Seçimler ise hem belirli hem belirsiz dolayısıyla olasılık içeren
ortamlarda yapılabilmektedir. Bu çerçevede ilk olarak yargılara ilişkin hatalar temsil
edilebilirlik kısa yolu, ulaşılabilirlik kısa yolu ve çıpalama kısa yolu olarak
sıralanabilmektedir95:
- Temsil Edilebilirlik Kısa Yolu: Olasılık içeren durumlarda varılacak yargılar, o
duruma ilişkin olarak sahip olduğumuz bilgiler ve bu bilgilerin yargı ile ilişkisi göz
önünde bulundurularak şekillenmektedir. Yargıya varmada yapılan bu
ilişkilendirme, temsil edilebilirlik ölçütünün birtakım faktörlere duyarsız
kalmasına ve yargıya ilişkin ciddi sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
İşbu dosyaya konu pazarlar bakımından ele alındığında, önce yasal tekel
niteliğindeki firmadan daha sonra düzenlenen tarife müşterisi olarak yine
yerleşik operatörden perakende elektrik hizmeti alan bir tüketici için serbest
tüketici hakkının kullanımına dair algı ve değerlendirme yerleşik operatörle
yaşanan fiyat-hizmet deneyiminden ibaret olmaktadır. Söz konusu tüketici için
bu yeni hakkın alternatif tedarikçiler aracılığıyla kullanımına dair kapsamlı bir
değerlendirme aracı bulunmamaktadır. Zira kısa bir süre öncesine kadar söz
konusu tüketici, elektrik enerjisi teminine ilişkin olarak diğer pek çok mal ve
hizmet piyasasının aksine, farklı seçenekler ile karşı kaşıya kalmamış ve bir
seçim yapma deneyimi yaşamamıştır.
93 YALÇIN, Y. (2012), “Davranışsal İktisat Yaklaşımıyla Rekabetçi Piyasa Analizi”, Rekabet Kurumu
Uzmanlık Tezleri Serisi, Rekabet Kurumu, Ankara, s. 11.
94 a.g.k., s. 16.
95 a. g. k., s. 16-18.
18-36/583-284
109/284
- Ulaşılabilirlik Kısa Yolu96: Bazı olayların tekrarlanma veya ortaya çıkma
olasılığının, o olaylara ilişkin var olan istatistiki verilerden ziyade, hatırlanabilirlik
gibi subjektif unsurlar göz önünde bulundurularak tahmin edilmesi olarak
nitelendirilebilmektedir. Herhangi bir konu hakkında değerlendirme yaparken
bireyin konuya ilişkin objektif ve daha yüksek kalitedeki veriden ziyade aklına ilk
gelen ya da dikkatini önce çeken veri setine yönelmesi ya da bu veri setine
öncelik tanıması bu hususa örnek teşkil edebilecektir. Serbest tüketici hakkını
yeni elde eden bir tüketici bakımından, bu hakkın kim aracılığıyla nasıl
kullanılacağına ilişkin akla gelen ilk ve belki de algılanan tek seçenek doğal
olarak baştan beri elektrik enerjisi hizmetini tedarik ettiği yerleşik operatördür.
Zira GTŞ tüketicilerin baştan beri muhatap oldukları tek firmadır.
- Çıpalama Kısa Yolu: Birçok durumda insanlar tahminlerini başlangıç bir değer
üzerinden yola çıkarak oluşturmaktadır. Başlangıç değer, hesaplamanın bir
parçası olabileceği gibi, çevresel faktörlerin etkisi ile de belirlenmiş olabilir.
Ancak, başlangıç değer üzerinden yapılan uyarlamalar, sonucun başlangıç
değere bağlı olmadan belirlenmesi noktasında yetersiz kalmaktadır. Yine
baştan beri elektrik enerjisi hizmetini GTŞ’den temin eden bir serbest tüketici
için, bu hakkın gündeme getirdiği fiyat ve diğer piyasa parametrelerine yönelik
algı, GTŞ ile süregelen ilişkiye bağlı deneyime ve GTŞ’nin doğrudan sunduğu
ilk elden tekliflere bağlı olarak şekillenmekte ve tüketicinin tedarikçi değişimine
dair beklenen getirisi potansiyel düzeyinden daha düşük oluşabilmektedir.
Böyle bir tüketici için, alışılageldiği üzere elektrik enerjisinin teminine ilişkin
olarak memnuniyetsizlik halinde farklı bir tedarikçiye geçiş yapmayı
değerlendirme ve geçiş yapma refleksleri oluşmamış veya gelişmemiştir.
(325) Bireylerin seçimlerine ilişkin hatalar ise çerçeveleme ve referans nokta etkisi, sahiplik
etkisi, statüko eğilimi ve sınırlı irade gücü olarak sıralanabilir:97
- Çerçeveleme ve Referans Nokta Etkisi: Fayda kavramı, seçimi yapmadan önce
o seçime ilişkin olarak beklenilen fayda ve seçim yapıldıktan sonra fiilen ortaya
çıkan fayda olarak ikiye ayrılmaktadır. Yapılacak seçime etki eden bazı faktörler
nedeniyle beklenen fayda ile fiili fayda arasındaki bağ asimetrik bir biçimde
etkilenmekte ve dolayısıyla optimal seçimlerin gerçekleştirilmesi her durumda
mümkün olmamaktadır. Bunun ilk nedeni olan çerçeveleme etkisine göre,
seçeneklerin sunuluş biçimleri, o seçenekten beklenen faydaya herhangi bir
etkisi olmasa dahi, seçimleri belirleyebilecektir. Diğer bir ifadeyle, beklenen
getirileri eşit olan iki seçenekten birisi, sırf sunuş biçimine bağlı olarak diğer
seçeneğe göre baskın bir biçimde tercih edilebilmektedir. Seçim mekanizması
üzerinde güçlü bir etkiye sahip olabilen çerçeveleme, bir sağlayıcı tarafından
müşterinin gerek kendi gerek rakiplerinin mal veya hizmetlerine ilişkin olarak
manipüle edilmesi başta olmak üzere, tüketiciye yanlış, yanıltıcı veya eksik
bilgilendirme yollarını kullanılması aracılığıyla yaygın bir şekilde
gerçekleştirilebilmektedir. Bu bakımdan, serbest tüketici hakkını yeni kazanmış
veya kazanmak üzere olan bir tüketiciye, bir GTŞ tarafından bu hakkın
kullanımına dair yapılan bir sunuş biçimi, ilgili tüketicinin bu hakkın nasıl
kullanılacağına ilişkin karar alma mekanizmasını doğrudan yönlendirebilecektir.
Söz konusu sunuş biçimi örneğin, tüketici nezdinde, tedarikçi değiştirmeye
96 Economic & Social Research Council (ESRC) Centre for Competition Policy, (2013), “Behavioural
Economics in Competition and Consumer Policy”, University of East Anglia, s. 19-20.
97 Yalçın, 2012, s. 21-34.
18-36/583-284
110/284
esasen gerek olmadan sadece hizmet alımına ilişkin birtakım koşulların
değiştirilmesinden ibaret olarak algılanılmasına neden olabileceği gibi, hizmet
alımına ilişkin koşullarda aslında değişiklik yaratmayacak şekilde alternatif
tedarikçiler arasında seçim yapmaktan ibaret olarak da lanse edilebilecektir.
Diğer yandan “Beklenti Teorisi”ne göre varlığımızda yaşanan değişimler,
değişim büyüklüğünün yanı sıra bu değişimin gerçekleştiği referans noktası
bakımından da ele alınarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, referans nokta
dikkate alındığında, bireyler hem kazançlarına göre kayıplarına daha yüksek bir
değer atfetmekte, hem de kazançları ile kayıpları arasında eşdeğer bir miktar
değişimi karşılaştırması yaptıklarında bireylerin, kayıptan kaçınma eğilimi daha
yüksek olmaktadır. Bu bakımdan, elektrik enerjisi tüketiminin bütçe içindeki payı
görece daha düşük olan serbest tüketici grupları açısından tedarikçi
değişiminden beklenen getirinin düşük olması veya değişim sürecine dair
algılanan maliyetlerin belirli bir seviyenin üzerinde olması söz konusu
tüketicilerin tedarikçi değişimleri yönündeki güdülerini olumsuz
etkileyebilmektedir. Bunun yanında, tüketicilerin olası bir tedarikçi değişimi
nedeniyle katlanacaklarını düşündükleri algılanan işlem maliyetleri veya
sözleşme fesih ceza bedelleri de tüketicilerin tedarikçi değiştirme güdülerini
caydırıcı nitelik arz edebilmektedir.
- Sahiplik Etkisi: Benzer şekilde kazanç ile kayıp arasında eşdeğer bir miktar
değişimi karşılaştırması yapıldığında, kayıplardan kaçınma eğiliminin yüksek
oluşuna bağlı olarak kişinin, sahipliğindeki şeyden vazgeçmesine normatif
teorinin öngördüğü değerin üzerinde bir değer atfedilmektedir. Sahiplik etkisi
esasen, değişime yönelik teşvik unsurunun ciddi anlamda çekici olmaması
durumunda mevcut durumun korunması yönündeki tercihi ifade etmektedir.
Sahiplik etkisi, bir tüketicinin halihazırda sürdürdüğü bir tüketim alışkanlığından
gerçek anlamda memnun olmasa dahi, bu alışkanlığını değiştirme yoluna
gitmediği durumları yansıtabilmektedir. Tüketiciler tarafından bu değişimlere
ilişkin algılanan işlem maliyetleri ve getiriler bakımından sahiplik etkisi
piyasalarda atalete neden olmakta ve öngörülen işlem sayısının beklenenin
altında gerçekleşmesine yol açabilmektedir.
- Statüko Eğilimi: Kişinin hiçbir şey yapmama, mevcut veya önceki kararlarını
koruma eğilimi olarak tanımlanabilecek statüko eğilimi, kişiye sunulan yeni
seçeneklerin göz ardı edilmesine ve statüko seçeneğinin bu seçeneklere tercih
edilmesine yol açmaktadır. Kişinin mevcut seçiminden vazgeçmesini kayıp
olarak değerlendirmesi veya mevcut seçimine sahiplik etkisi nedeniyle olması
gerekenden fazla değer yüklemesi, mevcut veya önceki durumun korunmasına
ve yeni seçeneklerin göz ardı edilmesine sebep olmaktadır. Nitekim çıpalama
kısayoluna göre sonucun başlangıç değerden bağımsız olarak
değerlendirilemeyeceği ve başlangıç değer üzerinden yapılan uyarlamalar
doğrultusunda yargıya varılacağı öngörülmektedir. Başlangıç değer üzerinden
yapılacak yetersiz uyarlamalar tercihlerin statüko seçeneğinden yana
kullanılması sonucunu beraberinde getirebilmektedir. Bir örneği kişilerin
pişmanlıktan kaçınma davranışında görülebilen nedenden ötürü kişiler, seçim
yapmadan önce sahip olunan bilgiler doğrultusunda mevcut durumdan farklı bir
seçimin yapılmasını doğru olarak yorumlasalar dahi, seçim sonrası pişmanlık
yaşamamak adına statüko durumlarını koruyabilmektedir. Diğer yandan, belli
bir konuda karar almak durumunda olan bireylerin dikkatlerini, erişimlerine açık
tüm veri setlerinden ziyade irrasyonel bir şekilde daha dar kapsamlı bir alt veri
18-36/583-284
111/284
setiyle sınırlandırmaları olarak tanımlanabilecek ihmal/dikkatsizlik eğiliminin
sonucu olarak da bireyler kendileri için daha az getiri sunan seçeneklere
yönelebilmektedirler. Bu çerçevede, tüketim alışkanlıkları gereği başından beri
ve uzun yıllardır tek bir yerleşik operatörden elektrik enerjisi hizmeti alan bir
serbest tüketici açısından daha fazla getiri vadedebilecek alternatif bir
tedarikçiye geçişin mümkün olmasında dahi, yukarıda yer verilen diğer
faktörlerin varlığıyla beraber statüko eğilimi baskın olabilmektedir.
- Sınırlı İrade Gücü: Bireyler karar alma süreçlerinde aldıkları kararların getirileri
ve götürülerine yönelik asimetrik bir değerlendirme yapma eğilimindedirler. Söz
konusu asimetri, ödüllerin mümkün olduğunca kısa sürede elde edilmesi
arzusunu; ceza veya maliyetlerin ise olabildiğince erteleme arzusunu ifade
etmektedir. Hiperbolik indirgeme olarak da tanımlanan bu duruma göre, yakın
zamanlı getiriler veya maliyetler daha düşük bir iskonto oranıyla
değerlendirilmekte ve böylece getiriler kısa vadede arzulanırken maliyetlere
uzun vadede katlanmak tercih edilebilmektedir. Dolayısıyla, alternatif bir
tedarikçiden daha iyi bir teklif alan bir tüketicinin, beklenen getirileri dikkate
alındığında tedarikçi değişimine gitmesi beklenebilecekken hiperbolik indirgeme
eğilimi yüzünden bu değişim gerçekleşmeyebilecektir.
- Sıcak Durum: Sıcak durum, bireyin karar verme esnasında yüksek düzeylerdeki
duygu durumundan etkilenerek rasyonel karar verme sürecinin etkilenmesine
yol açan düşünce tuzaklarını ifade etmektedir. Böyle bir durumda tüketici,
uyarıcı bir unsurun etkisiyle irrasyonel bir heyecan içinde, çok hızlı bir şekilde
karar vererek kendisi için pek de iyi olmayan tercihlerde bulunabilmektedir. Aynı
tüketici, satın alma kararını verdiği sıcak durumdan soğuk/ölçülü duruma geçiş
yaptığında yaptığı tercihten pişman olma ihtimali bir hayli yüksek olabilmektedir.
Bir tedarikçinin, serbest tüketici hakkını kazanmış müşterilerini hızlı bir şekilde
ziyaret ederek veya kendi müşteri hizmet noktasında herhangi bir abonelik
işlemini yapmaya gelmiş müşterisine serbest tüketicilik hakkında yeterince
ayrıntılı ve anlaşılır bilgi vermeden ve söz konusu müşterinin sahip olduğu tüm
hak ve seçenekler hakkında bilgilendirme yapmadan, diğer bir ifadeyle
çerçeveleme yöntemini sıcak durumda kullanarak portföyüne katması bu
duruma örnek olarak verilebilecektir.
(326) Yukarıda yer verilen nedenlerden ötürü bireylerin her durumda kendi faydalarını
optimal kılacak şekilde olasılık hesaplamaları içine girmeyeceği, böyle bir hesaplamayı
yapmada yetersiz kalabilecekleri ve çeşitli buluşsal yöntem ve önyargılara başvurarak
kendileri açısından sadece tatmin edici bir seviyeyi yakalamaya çalışmakla
yetinebileceklerinden bahsedilebilmektedir.98
I.5.5.1.2. Talep Taraflı Piyasa Aksaklıkları ve Rekabetçi Piyasa Yapısı İlişkisi
(327) Bir piyasanın olabildiğince sağlıklı bir şekilde işlemesi, o piyasaya yönelik talep ve
arzın yapısına ve bu iki unsur arasındaki etkileşimin ne kadar etkin bir şekilde işlediğine
bağlıdır. Bilinçli, bilgili ve makul tüketicilerin yaptıkları isabetli tercihler, bu tercihleri en
iyi şekilde karşılayan firmaları ödüllendirmekte, diğer bir deyişle tüketici, iyi satıcı ile
kötü satıcıyı birbirinden ayırmaktadır. Benzer şekilde, tüketici hâkimiyeti doğrultusunda
gerçekleşen, firmalar arasındaki rekabet, tüketicilerin taleplerinin en etkin, yenilikçi ve
ucuz şekilde karşılanmasına hizmet etmektedir. Dolayısıyla, bütüncül bir piyasa
98 a.g.k., s. 35.
18-36/583-284
112/284
yaklaşımı, piyasanın hem talep hem de arz yönünü dikkate alan rekabetçi döngüyü
hesaba katarak gerçekleştirilebilmektedir.
(328) Rekabetçi döngünün talep tarafındaki işlerliğini sağlamak adına tüketicinin “bilgiye
erişim”, “bilgiyi değerlendirme” ve “harekete geçme” olarak tanımlanan süreçleri
düzgün bir şekilde yürütmesi gerekmektedir.99 Bu aşamaların bir veya birkaçında
oluşabilecek herhangi bir aksaklık, tüketicinin kendisi için optimal kararı almasının
önüne geçecek ve nihai anlamda piyasanın rekabetçi işleyişi sekteye
uğrayabilecektir:100
- Bilgiye Erişim: Karar alma sürecinin başlangıcını oluşturan bilgiye erişimde
geleneksel yaklaşıma göre, tüketicinin kendisi için optimal seçimi
yapabilmesinin, getiri-götürü hesaplamaları sonrasında elde edilmesi makul
olan bilgiler dahilinde mümkün olacağı beklenmektedir. Arama maliyetlerinin
varlığına işaret eden böyle bir durumda arama maliyetleri, referans noktadan
bağımsız olarak değerlendirilememekte ve özellikle harcamanın değeri ve bütçe
içindeki payı dikkate alındığında arama süreci optimal düzeyde
yapılamayabilmektedir.
- Bilgiyi Değerlendirme: Tüketicinin elde ettiği bilgileri dikkate alarak farklı
seçenekler arasından kendisi için optimal olanı belirlemesinin beklenildiği bu
aşamada da örneğin hiperbolik indirgeme eğilimi nedeniyle tüketiciler net
bugünkü faydalarını doğru hesaplayamadıkları için optimal olmayan tercihlerde
bulunabilmektedirler.
- Harekete Geçme: İlk iki aşamayı rasyonel bir şekilde geçen bir tüketici, bu
noktada kendisi için optimal olmayan bir tercihte bulunabilmektedir. En yaygın
örneğini statüko eğiliminde gördüğümüz böyle bir durumda, bu eğilim içinde
olan bir tüketici, mevcut durumunun değişmesine yol açacak bir seçimin
yapılmasını doğru olarak değerlendirebilse dahi bu eğilimin etkisi ile yeni bir
seçim yapmamayı tercih edebilmektedir. Bu durum, literatürde “değiştirme
maliyeti” olarak bilinen etkinin daha iyi değerlendirilebilmesini sağlamaktadır.
Geleneksel yaklaşıma göre önemsiz olarak nitelendirilebilecek bir değiştirme
maliyeti (örneğin abonelik iptali için faks göndermek), davranışsal yaklaşıma
göre önemli görülebilmektedir.
(329) Yukarıda bahsedilen nedenlerle tüketicilerin karar alma mekanizmalarında oluşan
aksaklıklar, rekabetin teşebbüsler arasında etkin bir şekilde işleyen eleme ölçütü
olmasını zorlaştırabilecektir. Bundan daha önemlisi, söz konusu talep yönlü
aksaklıkların geçerli olduğu pazarlarda faaliyet gösteren teşebbüslerin bu aksaklıkları
kendileri lehine bizzat kullanmaları ve yönlendirmeleri arzu edilen rekabet ortamının
oluşmamasına neden olabilecek ve dolayısıyla yenilikçi ve kaliteli ürünlerin piyasadan
dışlanmasına, yeni oyuncuların pazara nüfuz edememesine yol açabilecektir.
Başkalarının seçimlerini dolaylı yoldan etkileyen iktisadi birimleri “seçim mimarı” olarak
tanımlamak mümkündür.101 Tüketicilerin davranışsal eğilimlerinin farkında olan
teşebbüsler, bu eğilimleri tüketicinin karar alma mekanizmasını bozmak amacıyla
kullanabilmektedir.102 Tüketiciye şebeke endüstrileri üzerinden abonelik sözleşmeleri
kapsamında hizmetlerin sunulduğu pazarlar, bu pazarlarda faaliyet gösteren firmaların
seçim mimarı olarak davranmalarına elverişlidir. Zira bu pazarlarda tüketici, sürekli bir
99 OFT (2010), “What Does Behavioural Economics Mean For Competition Policy?”, s.14-22.
100 Yalçın, 2012, s. 41-43.
101 A.g.k., s. 43-44.
102 OFT (2010), s.14-17.
18-36/583-284
113/284
şekilde hizmetten yararlanmakta ancak bu hizmetten yararlanma koşulları pek çok kez
firmalar tarafından çeşitli yollarla değiştirilebilmektedir. Örneğin çerçeveleme etkisinin
bilincinde olan bir firma, tüketicinin alternatif sağlayıcı ve hizmetlere ilişkin bilgiyi doğru
bir şekilde değerlendirmesine engel olabilmektedir. Tüketici satın alma
gerçekleştireceği konuda bilgiye erişim ve o bilgiyi değerlendirme aşamalarını başarılı
bir şekilde atlatabilse dahi, harekete geçme noktasında firma, tüketicinin statüko veya
aşırı iyimserlik eğilimi içinde olabileceğini bilmesi dolayısıyla “abonelik iptali için faks
gönderme” gibi edimsel bir şartı sözleşmeye ekleyebilecek ve tedarikçi değiştirme
önündeki geçiş maliyetlerini artırabilecektir. Bir başka seçenek olarak tüketicilerin
bilişsel kısıtlara tabi olduğunun ve büyük oranda kendilerine sunulan veri setiyle
yetineceklerinin farkında olan bir hizmet sağlayıcı, abonelik sözleşmesi kapsamında
esasen yer almayan veya dayanağı olmayan bir cayma bedelini öne sürerek
müşterisinin sağlayıcı değiştirme yönündeki girişiminin önüne geçebilecektir.
(330) Kişinin hiçbir şey yapmama, mevcut veya önceki kararlarını koruma eğilimi olarak
tanımlanabilecek statüko eğilimi, kişiye sunulan yeni seçeneklerin göz ardı edilmesine
ve statüko seçeneğinin bu seçeneklere tercih edilmesine yol açmaktadır. Durağan
piyasa sorunsalının temelini oluşturan bu eğilim, daha kaliteli veya daha uygun
koşullarda hizmet sunan teşebbüslerin ödüllendirilmelerinin önüne geçebilmektedir.
Ayrıca bu durum, gerek hâkim durumdaki teşebbüsün konumunu koruma noktasında
gerekse de piyasanın önemli bir bölümünde atalete yol açmak suretiyle yeni girişlerin
önlenmesi veya giriş mümkün olsa dahi piyasaya giriş yapmaya çalışan birimlerin
piyasada tutunamaması noktasında önemli bir rol üstlenebilmektedir. Statüko
eğiliminin bir nedenini oluşturan varsayılan seçenek eğilimi aktif olarak seçim
yapılmadığı durumları veya seçim yapılmadan önce sunulan standart seçeneği temsil
etmektedir.103 Örneğin akıllı telefonlarda ya da kişisel bilgisayarlarda önceden yüklü
bir şekilde gelen internet tarayıcısı, e-posta, navigasyon vb. uygulamalar, firmaların
seçim mimarı olarak tüketicilerin karar alma mekanizmalarındaki aksaklıkları
değerlendirerek kullanıcılara sundukları varsayılan seçeneklere örnektir. Varsayılan
seçenek esasen kişilerin aktif seçim yapma güdülerinin önüne geçen bir etkiye sahip
olup statüko eğilimini besleyen bir etki göstererek piyasadaki rekabeti yerleşik firma
lehine durağanlaştırmaktadır. Bir başka örnek olarak daha önce sağlayıcı değiştirme
yoluna gitmesi nedeniyle abonelik sözleşmesi kapsamında dayanaklı veya dayanaksız
bir şekilde herhangi bir cayma bedeli niteliğinde cezai bir yaptırıma maruz kalmış bir
tüketici için tedarikçi değişikliği, beklenmedik maliyetlere ve haksızlıklara yol
açabilecek bir girişim olarak hatırlanacak ve bu tip deneyimler tüketicilerin geçişi
karşısındaki sürtünmeyi daha da artıracaktır.
(331) Bir piyasada teşebbüslerin, tüketicilerin karar alma mekanizmalarında oluşan
aksaklıkları sömürmeleri sonucunda rekabet ortamının tüketiciler için yeterince iyi
işlememesi halinde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği noktasında, ilgili pazardaki
teşebbüsler tarafından yanlış yönlendirilen veya alternatif sağlayıcı arama ve
değiştirme maliyetleri çeşitli firma stratejileri yoluyla artırılan tüketiciler ile tutarlı ve
mantıklı tercihler yansıtmayan ve tercihli irrasyonel ya da sınırlı rasyonellik
doğrultusunda kötü kararlar alan tüketiciler arasında bir ayrımda bulunmak
gereklidir104. İlk gruptaki tüketiciler bakımından gerekli bir müdahalede bulunulması
konusunda herhangi bir tartışmaya yer olmadığı açık olmakla birlikte, ikinci gruptaki
tüketiciler bakımından müdahaleye yer olup olmadığı ve müdahale söz konusu olması
durumunda ne şiddette bir müdahalede bulunulacağı tartışmaya açık bir konu olarak
103 Yalçın, 2012, s. 51.
104 ESRC Centre for Competition Policy, (2013), s. 35.
18-36/583-284
114/284
değerlendirilmektedir. Müdahale gerekliliğinin açık olduğu ilk durumda ise iktisadi
anlamda en etkin müdahalenin, piyasada yeni bir bozulmaya yol açmadan, sorunun
temel kaynağına olabilecek en yakın noktada gerçekleşmesinin tercih edilmesi
gerekmektedir. Bu bakımdan örneğin, bir hizmetin tüm alternatif temin yollarına ilişkin
olarak tüketicilere sunulan bilginin niteliği ve sunulma şeklinin, karar almayla ilişkili
anahtar faktörleri muğlaklaştırması veya bu faktörler kullanılarak yapılacak
karşılaştırmaya konu seçenekleri birbirinden ayırt etmeyi zorlaştırması hallerinde, en
isabetli müdahalenin tüketicilerin ilişkili verilere en baştan ve şeffaf bir şekilde
erişmelerini sağlamaya yönelik olarak firmalara getirilecek yükümlülükler olabileceği
değerlendirilmektedir. Bu açıdan, örneğin, yerleşik teşebbüsler tarafından abonelik
hizmetleri kapsamında satış noktalarında sıcak durumdan da istifade edilerek
gerçekleştirilen hızlı satışlar ciddi sakıncalar içerebilecektir.
(332) Bunun yanında tüketiciler karar alma mekanizmalarındaki olası aksaklıkları her
piyasada sergilemeyebilmektedirler. Şebeke endüstrilerinin geçerli olduğu ve hizmet
temininin abonelik hizmetleri kapsamında sunulduğu pazarlar bu bakımdan özellik arz
etmektedir. Nitekim bir süpermarket alışverişi yapan tüketicinin alışveriş esnasında
sahip olduğu tasarruf yapma saiki ve göstermiş olduğu isteklilik ve çaba, aynı
tüketicinin elektrik enerjisi hizmetinin temini sırasında aynı şekilde cereyan
etmeyebilmektedir. Zira düzenli bir süpermarket alışverişinin aksine, bir tüketici için
esasen genel olarak, varsayılan bir tedarikçisi olması nedeniyle günün, haftanın, ayın
ve hatta yılın herhangi bir noktasında onu enerji tedarikçisini seçmeye yönlendiren bir
karar verme yükümlülüğü bulunmamaktadır.105 Bir tüketicinin bir süpermarkette veya
fiziksel bir emtiaya ilişkin olarak maruz kaldığı karar verme/seçim yapma aşaması ile
elektrik enerjisi tüketimine ilişkin olarak maruz kaldığı seçim yapma aşaması ve niteliği
birbirinden önemli oranda ayrılmaktadır. Dahası, esasen oldukça homojen bir nitelik
arz eden elektrik enerjisi hizmetinin temini bakımından geçerli olan varsayılan seçenek
eğilimine bağlı statüko eğiliminin, örneğin bir diğer şebeke endüstrisi üzerinden
sunulan telekomünikasyon hizmetlerindeki varsayılan seçenek eğilimine göre
günümüzde daha şiddetli olduğu dile getirilmelidir. Zira telekomünikasyon
piyasalarında katma değerli servislerin niceliği, niteliği, tüketim büyüklüğü ve sıklığı
dikkate alındığında, tüketicilerin bu piyasada abonelik hizmetlerine ilişkin
hassasiyetleri daha yüksek olabilmekte ve varsayılan seçenek ataletinden sıyrılabilen
tüketiciler, alternatif tedarikçiler arasında bilgilendirilmiş tercihler yapmaya daha yatkın
olabilmektedirler. Tüketicilerin enerji piyasalarındaki bu yöndeki statüko eğilimlerini
pekiştiren başka faktörler de bulunmaktadır. Birleşik Krallık enerji piyasalarına yönelik
olarak yapılan bir deneyde106 tüketicilere yönelik sözleşmelerin kapsadıkları tarife,
doğrusal veya doğrusal olmaması v.b. kriterler bakımından ne kadar karmaşıksa,
tüketicilerin o derece daha yüksek düzeyde kendileri için optimal olmayan seçeneklere
yöneldikleri tespit edilmiştir. Dahası, tüketici ihmali/dikkatsizliği nedeniyle varsayılan
tedarikçi/tarife seçeneğinin başlıca rol oynadığı ve varsayılan tarifenin optimal olmadığı
hallerde de en ucuz tarifeyi seçen tüketicilerin oranının, varsayılan tarifenin olmadığı
duruma göre ciddi derecede düşük olduğu ortaya konulmuştur. Söz konusu durum,
varsayılan seçeneğin işletilmesinin, piyasa durağanlığına ne kadar etkili bir şekilde
hizmet ettiğine dair önemli bir bulgudur. Bu bağlamda, yerleşik tedarikçiden ulusal
tarife üzerinden ya da doğrudan ulusal tarifeye oldukça yakın bir fiyatla serbest tüketici
olarak elektrik enerjisi temin eden bir tüketici için optimal tarifeyi bulmaya yönelik saik,
isteklilik ve çabanın düşük olacağı değerlendirilebilecektir.
105 A.g.k. s. 75.
106 A.g.k. s.75-76.
18-36/583-284
115/284
(333) Yukarıda yer verilen bilgiler ve tespitler doğrultusunda, tüketicilerin karar verme
süreçlerindeki aksaklıkların giderilmesi açısından, satış noktasından önce, satış
noktasında ve satış noktasından sonra olmak üzere her aşamada, tüketicilerin daha
bütüncül ve şeffaf bilgi setine erişmesini kolaylaştırıcı önlemler alınabilecektir.
I.5.5.2. Talep Taraflı Piyasa Aksaklıkları Çerçevesinde AB Elektrik Perakende
Piyasalarındaki Tedarikçi Değişikliği Önündeki Engeller
(334) Avrupa Enerji Düzenleyicileri Konseyi’nin (CEER) “AB Perakende Enerji Pazarlarında
Tedarikçi Değiştirmenin Önündeki Ticari Engeller” konulu raporunda107, tedarikçi
değiştirmeye yönelik olarak düşünmekle başlayıp, yeni bir tedarikçiden yeni bir
sözleşme ile enerji alımı ile tamamlanan bütün bir süreci içerecek şekilde tedarikçi
değiştirmenin önündeki fiili ticari engeller araştırılmıştır. Ticari engeller, tüketici
nezdinde tüketiciyi tedarikçi değişiminden alıkoyan ve piyasaya yeni giriş yapan
tedarikçilere veya genel olarak enerji piyasalarına dair güven eksikliği yaratan engeller
olarak tanımlanmıştır. Söz konusu raporda, tedarikçi değişim sürecine ilişkin tüketici
algısı ve realite arasındaki farka dikkat çekilmiş ve tedarikçi değişikliğinden beklenen
getirinin yetersiz olduğu algısının, tüketicilerin karşılaşacakları teklifler bakımından
tam, anlaşılır ve karşılaştırılabilir bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceği vurgulanmıştır.
Bu bilgi eksikliğinin, tüketicinin kendisine yöneltilen bir teklifi, faturayı veya sözleşmeyi
değerlendirmek için karşılaştırma yapmasını engellediği ve tüketicilerde hem elektrik
hem de gaz perakende piyasalarına yönelik olarak genel bir güvensizliğe neden olduğu
belirtilmiş ve bu güvensizliğin sağlıklı işleyen bir perakende pazarın gelişmesinin
önüne geçtiğinin altı çizilmiştir. Raporda, tüketici algısı ile realite arasındaki asimetrinin
sadece değişimden gelmesi beklenen getiri konusunda olmadığı, aynı zamanda
tedarikçi değişim sürecinin karmaşıklığına ve zaman maliyetine de ilişkin olduğu, bu
algıyı pekiştiren ticari uygulamaların ya da bilgiye erişim eksikliğinin, değişimin
önündeki engelleri daha da artırdığı ifade edilmektedir. Bahse konu raporda ayrıca, bir
tüketicinin yerleşik operatör olarak mevcut tedarikçisinden memnun olmasının, bu
piyasalar bakımından doğrudan tüketicinin tedarikçisinin hizmetlerinden tatmin ve
mutlu olduğu anlamına gelmediğine, bu memnuniyetin daha ziyade tüketici ile tedarikçi
arasında aktif bir etkileşim olmamasına bağlı ataletten kaynaklı olabileceğine dikkat
çekilmektedir. Bu yönde bir etkileşimsizlik, örneğin, tedarikçi tarafından fiyat
değişiklikleri hakkında müşterilerle aktif bir iletişim kurulmadan ya da sözleşme
yenilemelerinin, sözleşme vadelerinin sonuna doğru dikkat çekmeden
yapılabilmektedir. Böylece yerleşik tedarikçi, kasten, tüketicilerin dikkatini sadece
kendine kanalize ederek ve zorunlu bilgilendirmeyi aktif bir şekilde yapmayarak
değişim maliyetlerini artırabilmektedir. Nitekim, aynı raporda yer verilen Hollanda
örneğinde, sosyal kanıtların yanlı bir yaklaşım olarak önemine değinilmiş, tüketiciler
genel olarak tedarikçilerini değiştirmediklerinde sosyal normun tedarikçi değiştirmeme
olduğuna dikkat çekilmiştir. Söz konusu ülke örneğinde, tüketicilere sadece doğrudan
sorulduğunda tüketicilerin %10’unun gelecek iki yıl içinde tedarikçisini
değiştirebileceklerini ifade ettiği, ancak söz konusu tüketiciye bir yakını veya tanıdığı
tarafından tedarikçi değişikliğinin önerildiği durumda ise bu oranın %31’e çıktığı
belirtilmiştir. Böyle bir karşılaştırma, başta mevcut tedarikçiden memnun olma ve
değişime ilişkin caydırıcı yöndeki asimetrik tüketici algıları olmak üzere, tedarikçi
değişikliği önündeki engellerin, değişim sürecine, tüketicileri uyarıcı ve algılarını
tetikleyici etkiye sahip yeni bir müdahaleci faktörün dahil olmaması halinde, ne kadar
belirleyici olduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir.
107 CEER Report on Commercial Barriers to Supplier Switching İn EU Retail Energy Markets
18-36/583-284
116/284
(335) Raporda ayrıca, mevcut tedarikçi tarafından gerçekleştirilen kapıdan kapıya satış ya
da telefon aracılığıyla iletişime geçilmesi gibi bazı ticari uygulamaların, verilen hizmete
ve hizmetin fiyatına ilişkin şeffaf olmayan, eksik ve yanıltıcı bilgilendirmeye zemin
hazırladığı ve bu tip uygulamaların geçiş engeli yaratmasının yanı sıra tüketicinin
sonrasında tam olarak idrak edeceği üzere, aslında tercih etmemiş olacağı bir
sözleşmeyi bağıtlaması sonucunu doğurabileceği belirtilmektedir.
(336) Bahse konu raporda, tedarikçi değişimi önünde tüketici algısı kaynaklı geçiş engelleri
- Yetersiz finansal getiri algısı,
- Piyasaya giriş yapan alternatif tedarikçilere ve piyasanın geneline duyulan
güvensizlik,
- Karmaşık tedarikçi değişim süreçleri ve
- Mevcut tedarikçiye sadakat/memnuniyet
olarak sınıflandırılmaktadır. Söz konusu geçiş engelleri, piyasalardaki şeffaflığı ve
alternatif tekliflerin karşılaştırılabilirliğini engellemek suretiyle perakende piyasalardaki
rekabeti yerleşik operatör lehine bozabilmektedir.
(337) Rekabet ve tüketici davranışlarına yönelik yapılan çalışmalarda, AB’de enerji
sektöründeki tedarikçi değiştirme oranlarının, cep telefonu ve kablo TV gibi diğer
şebeke endüstrilerindekinden daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Birleşik Krallık için
yapılan bir çalışmada, enerji piyasaları için beklenen değişim süresinin mobil telefon
hizmetleri ve araç sigorta hizmetleri pazarlarına göre iki katı uzunlukta olduğu
belirlenmiştir.
(338) Düşük tedarikçi değiştirme oranları, tüketici refahında kayıplara yol açmasının yanı
sıra rekabeti kısıtlayarak yerleşik operatörün hâkim durumundan istifade etme
olanağını artırmaktadır. Hanehalkı tüketicileri ve görece düşük tüketime sahip
ticarethaneler, endüstriyel kullanıcılara kıyasla daha düşük tüketim yaptıkları için,
tedarikçi değiştirmeden düşük düzeyde getiri beklediklerini ifade etmekte ve aynı
zamanda değişim sürecinin uzunluğu, yeni tedarikçinin güvenilirliğine ilişkin
belirsizlikler ve değişim kaynaklı finansal ceza ve ek maliyetler konusunda endişelerini
dile getirmektedirler.108 OFGEM109 tarafından elektrik sektöründeki rekabet üzerine
yapılan araştırma sonuçlarına göre statüko eğiliminin tedarikçi değişiminde geçerli
olduğu belirlenirken diğer çalışmalar110 grup etkisi, sosyal normlar, arama sürecinin
karmaşıklığı, fayda ve maliyetlere ilişkin tüketici algısı ve tüketicinin ilgi eksikliğinin
tedarikçi değiştirme kararını etkilediklerini ortaya koymaktadır.
I.5.5.3. Talep Taraflı Piyasa Aksaklıkları Çerçevesinde Türkiye Elektrik
Perakende Piyasalarındaki Tedarikçi Değişikliği Önündeki Engeller
(339) Türkiye elektrik piyasasındaki tüketici davranışlarının değerlendirilmesi için yapılan bir
çalışma111, serbest tüketici hakkını kazanan tüketicilerin, konuya ilişkin bilgiye pek çok
kanaldan erişimleri olduğu halde daha ucuz tedarik seçeneklerine yönelmediklerini,
bunun temel olarak statüko ve kayıptan kaçınma eğilimlerinden kaynaklandığını ortaya
koymaktadır. Buna ek olarak sosyal etkinin tedarikçi değişiminde önemli bir rol
oynadığı ve pek çok tüketicinin alternatif tedarikçileri araştırmaya, yakınlarından
108 ŞİRİN S. M. ve GÖNÜL M. S. (2016), “Behavioral Aspects of Regulation: A Discussion on Switching
and Demand Response in Turkish Electricity Market”, Energy Policy Vol.97.
109 Office of of Gas and Electricity Markets (Birleşik Krallık).
110 ESCR Centre of Competition Policy, (2013)”.
111 Şirin ve Gönül, 2016.
18-36/583-284
117/284
konuya dair gelen önerilerden sonra başladığı belirtilmektedir.112 Bir başka
çalışmada113 ise, örnekleme katılan tüketicilerin, AB ortalamasının altı katına tekabül
edecek şekilde, %31’inin, tedarikçi değiştirme hakkından haberi olmadığı tespit
edilmiştir. Nitekim Sektör Araştırması’nda da bilgi eksikliğinin yanı sıra tedarikçi
değiştirmeye ilişkin algılanan işlem maliyetleri ve beklenen mevzuattan kaynaklanan
sorumluluklar tedarikçi değişimi önündeki önemli engeller olarak belirtilmektedir.
(340) Tedarikçi değişimi bakımından elektrik tüketiminin bütçeden aldığı pay ile tedarikçilerin
fiyatlama davranışları göz önünde bulundurulması gereken önemli hususlardır. Başta
GTŞ olmak üzere tedarikçilerin serbest tüketicilere yönelik fiyat tekliflerini ve indirim
oranlarını belirlerken EPDK’nın düzenlenen tarifelerini temel alması ve elektrik
tüketiminin bütçeden aldığı payın düşük olmasıyla birlikte değerlendirildiğinde,
tedarikçi değiştirmeden beklenen getirinin oranı düşük bir düzeyde
gerçekleşebilmektedir.
(341) Elektrik piyasalarındaki tüketici davranışları, perakende elektrik piyasasındaki
rekabetin teşekkülü için dikkate alınması gereken önemli bir unsur olup bu piyasada
tüketiciler geleneksel pazar sinyallerine tepki vermeyebilmektedirler. Bu nedenle,
rekabet otoriteleri bu pazarlardaki incelemelerini, tüketici davranışlarını belirleyen tüm
faktörleri dikkate almak suretiyle yürütmelidir. Aksi halde piyasadaki rekabetin
önündeki engelleri bütüncül bir şekilde değerlendirememe riski ile karşı karşıya
kalabilmektedirler. Bu çerçevede, ilgili pazarlarda şeffaflığı artırırken tedarikçi
değiştirme sürecine ilişkin karmaşıklığı azaltan ve tüketicilere daha basit yollardan bilgi
sağlayan önlemler önerilmektedir.
(342) Bu doğrultuda, algılanan işlem maliyetleri ve tedarikçi değişimine ilişkin beklenen
finansal ve mevzuattan doğan sorumluluklar, mevcut operatörle hizmet tedariğine dair
kayda değer herhangi bir sorun yaşanmamış olması ile birlikte değerlendirildiğinde
kayıptan kaçınma ve statüko eğilimini tetikleyici bir sonuç yaratmaktadır.
I.6. Hukuki Değerlendirme
(343) Dosya kapsamındaki iddialar 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında
değerlendirileceğinden ilk önce soruşturma taraflarının ilgili pazarda hâkim durumda
olup olmadıklarının tespit edilmesi gerekmektedir.
I.6.1. Hâkim Durum Tespiti
(344) 4054 sayılı Kanun’un 3. maddesinde hâkim durum, “Belirli bir piyasadaki bir veya
birden fazla teşebbüsün, rakipleri ve müşterilerinden bağımsız hareket ederek fiyat,
arz üretim ve dağıtım miktarı gibi ekonomik parametreleri belirleyebilme gücü” şeklinde
tanımlanmaktadır. Bu tanımdan da görüldüğü üzere, hâkim durumdaki bir teşebbüsün,
piyasadan bağımsız hareket ederek etkin rekabeti önleyici gücü veya yeteneği olduğu
varsayılmaktadır. Bir teşebbüsün hâkim durumda bulunması, o piyasada rekabetin hiç
oluşmaması anlamına gelmemekte, belirli bir düzeyde de olsa rekabetin yaşandığı
varsayılmaktadır. Nihayetinde, bir piyasada tekel konumunda tek bir teşebbüs dahi
olsa, bu durum teşebbüsün müşterilerinden tam bağımsız hareket edebilme
yeteneğine sahip olması şeklinde kabul edilmemektedir. Teşebbüsün bağımsız
hareket etmesinden kasıt, hâkim konumundan yararlanarak rekabet koşullarını
oluşturan koşulları belirlemese de bunlar üzerinde önemli ölçüde etkiye sahip olması
anlamına gelmektedir.
112 a. g. k.
113 GÜRBÜZ E. (2014), “Elektrik Piyasasında Tedarikçi Değiştirme: Kavramsal Analiz, Sorunlar ve
Çözüm Önerileri.”
18-36/583-284
118/284
(345) Hâkim durum değerlendirmesi yapılırken esasen, incelenen teşebbüsün rekabetçi
baskılardan ne ölçüde bağımsız davranabildiği araştırılmaktadır. Bu değerlendirmede,
her bir olayın kendine özgü koşulları göz önünde bulundurulmaktadır. Hâkim
Durumdaki Teşebbüslerin Dışlayıcı Kötüye Kullanma Niteliğindeki Davranışlarının
Değerlendirilmesine İlişkin Kılavuz’da (Kılavuz) da değinildiği üzere, hâkim durum
değerlendirmesinde göz önünde bulundurulan temel unsurlar; incelenen teşebbüsün
ve rakiplerinin ilgili pazardaki konumu, pazara giriş imkânları, pazardaki büyüme
engelleri ve alıcıların pazarlık gücü olarak sayılabilir. Bu bağlamda, incelenen teşebbüs
ve rakiplerinin pazar payları, rakiplerin rekabetçi güçleri, pazar paylarının yıllar
içerisindeki seyri, potansiyel rekabet, fiili veya hukuki giriş engelleri ve alıcıların alım
gücü hâkim durum analizinde kullanılan önemli göstergeler olarak ortaya çıkmaktadır.
Aşağıda öncelikle dağıtım alanında faaliyet gösteren GDZ ve ADM daha sonra ise
GEDİZ ve AYDEM açısından hakim durum değerlendirimesi yapılacaktır.
I.6.1.1. GDZ ve ADM Açısından Hakim Durum Değerlendirmesi
(346) GDZ ve ADM’nin dağıtım pazarındaki konumunu belirleyen en önemli husus, hukuki
olarak pazarda ikinci bir teşebbüsün faaliyet göstermesinin ilgili mevzuat bağlamında
mümkün olmamasıdır. Türkiye’de elektrik dağıtım alanında faaliyet gösteren şirketlerin
özelleştirilmeleri sonucunda, özel sektöre devri gerçekleşen dağıtım şirketlerine
ayrıştırma yükümlüğü getirilerek elektriğin perakende satışı alanında faaliyet
göstermek üzere her bölgede GTŞ’ler kurulmuştur.114 Bölgesel dağıtım şirketleri ise
elektrik enerjisinin yerel düzeyde fiziksel olarak taşınması ve bununla ilgili tüm saha
operasyonlarına yönelik faaliyetleri gerçekleştirmekte olup doğal tekel olarak varlık
gösteren teşebbüslerdir.
(347) Dağıtım şirketleri sahip oldukları doğal tekel nitelikleri nedeniyle yerel seviyede her bir
dağıtım bölgesinde aynı zamanda hâkim durumda bulunmaktadır. Dolayısıyla elektrik
dağıtım hizmetleri pazarı bakımından GDZ; Gediz elektrik dağıtım bölgesini oluşturan
İzmir ve Manisa illerinde; ADM de Aydem elektrik dağıtım bölgesini oluşturan Aydın,
Denizli ve Muğla illerinde hâkim durumdadır.
I.6.1.2. GEDİZ ve AYDEM Açısından Hakim Durum Değerlendirmesi
I.6.1.2.1. Pazar Payları
(348) Elektrik perakende satışı pazarlarında pazar payları hesaplanırken ilgili ürün
pazarlarında sayaç ve tüketim değerlerine göre farklı hesaplamalar yapılmıştır. Buna
ek olarak aşağıdaki grafiklerde de görüldüğü üzere, serbest tüketici ve ikili anlaşma
bazında iki ayrı veri seti hazırlanmıştır. Bu durumun sebebi EPDK tarafından belirlenen
serbest tüketici limitini geçmesine rağmen düzenlenen tarifeler üzerinden elektrik
tedarik etmeye devam eden tüketicilerin varlığıdır.
(349) GEDİZ ve AYDEM’in serbest tüketici segmentindeki pazar gücünün tespitinde; bu
tüketici grubunun da dikkate alınması gerekmektedir. Zira söz konusu tüketici grubu,
esasen serbest tüketici statüsüne sahip olmakla birlikte, bu hakkını etkin bir şekilde
kullanmamaktadır. Diğer bir deyişle, söz konusu tüketiciler serbest tüketici pazarında
yer almakta, her an bu hakkını kullanma imkânını elinde bulundurmakta ancak elektrik
enerjisi temin yöntemini mevcut konumunu koruyarak sürdürmektedir.
114 Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin 01.01.2013
tarihinden itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütülmesine EPDK tarafından 12.09.2012 tarih ve 4019
sayı ile karar verilmiştir.
18-36/583-284
119/284
(350) Yukarıda yer verilen elektrik enerjisi hizmetinin sunumunun da içinde olduğu şebeke
endüstrileri üzerinden abonelik hizmetlerinin sunulduğu pazarlar açısından geçerli
olan, tüketicilerin karar alma süreçlerindeki aksaklıkların varlığı hesaba katıldığında,
tüketici davranışlarının sınıflandırılması ve değerlendirilmesi ayrı bir önem arz
etmektedir. Zira elektrik enerjisi hizmetinin temini bakımından serbest tüketici hakkına
sahip olup bu hakkı kullanmayan bir tüketici nazarında mevcut konumunun
korunmasının, salt düzenlenen tarifeden hizmet alımının devam ettirilmesinin tercih
edilmesinden ziyade aslında süregelen tüketim alışkanlığının değiştirilmemesine
yönelik bir tercihi, diğer bir ifadeyle, mevcut tedarikçinin değiştirilmemesine ilişkin bir
tercihi yansıttığı ifade edilmelidir. Nitekim, Avrupa Birliği Komisyonu (Komisyon)
ENI/EDP/GDP ve E.ON/MOL kararlarında da aynı yaklaşımı benimsemiş ve bu iki
tüketici grubu arasında bir ayrıma gitmemiştir.
(351) Birbirinden ayrı olduğu iddia edilebilecek bu iki tüketici grubunu esasen birbirinden
ayıran unsurun büyük oranda tüketicilerin karar alma süreçlerindeki aksaklıklar olduğu
söylenebilir. Tedarikçi değiştirme bakımından gerek bilgiye erişim gerek karar alma
gerekse harekete geçme aşamalarında ortaya çıkan aksaklıklar nedeniyle mevcut
yerleşik tedarikçide kalmayı dolaylı olarak seçmiş tüketiciler ile bilişsel kısıtlara tabi
olmadan mevcut tedarikçisini yerleşik tedarikçi olarak seçen tüketicilerin günün
sonunda aynı tedarikçi ile çalışmayı seçtikleri, her iki tüketici grubunun da diğer
tedarikçilerden hizmet temin etmeyi tercih etmedikleri anlaşılmaktadır. Öte yandan
serbest tüketici olarak ulusal tarifeden daha düşük bir fiyattan elektrik enerjisi temin
etmek yerine, daha yüksek bir fiyat düzeyine denk gelen ulusal tarifeden aynı hizmeti
temin etmeyi tercih etmiş yahut ihmal/dikkatsizlik ve statüko eğilimi nedeniyle
varsayılan tedarikçi ile çalışmayı sürdüren tüketiciler bakımından tercih edilen asıl
unsurun ulusal tarife olmadığı, yerleşik tedarikçinin kendisi olduğu da hatırda
tutulmalıdır. Bu çerçevede, GTŞ’nin ilgili pazardaki pazar payları hesaplanırken her iki
tüketici grubunun da dikkate alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Diğer yandan
aylık olarak hesaplanan pazar paylarına ek olarak, kümülatif bir veri niteliğinde olması
nedeniyle her dönemin son ayı için sayaç bazında hesaplanan pazar payları da
aşağıda yer almaktadır.
Grafik 62: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken Serbest
Tüketicilerin Sayaç Bazındaki Dağılımı115
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 63: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken Serbest
Tüketicilerin Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
115 Grup şirketleri AYDEM, Bereket Elektrik Üretim A.Ş., Bereket Elektrik Tedarik A.Ş. ve Sarı Perakende
Enerji Sat. ve Tic. A.Ş.’dir.
18-36/583-284
120/284
Grafik 64: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken İkili
Anlaşmaların Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 65: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken İkili
Anlaşmaların Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
Grafik 66: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken Serbest
Tüketicilerin Tüketim Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 67: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken Serbest
Tüketicilerin Tüketim Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
Grafik 68: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken İkili
Anlaşmaların Tüketim Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 69: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken İkili
Anlaşmaların Tüketim Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(352) Yukarıdaki grafiklerden görüldüğü üzere, GEDİZ’in mesken pazarında sayaç bazlı payı
hiçbir durumda %(…..) seviyesinin altına düşmemektedir. Benzer şekilde AYDEM’in
de sayaç bazlı payının hiçbir durumda %(…..) seviyesinin altına düşmediği
18-36/583-284
121/284
gözlemlenmektedir. Zaman içinde serbest tüketici hakkı kazanan fakat bu haktan
faydalanmayan kullanıcıların sayısının artmasıyla bu kullanıcıların hem GEDİZ hem
de AYDEM’in portföyünde önemli bir yer kazandığı gözlemlenmektedir. Söz konusu
müşteri gurubunun her iki bölgede serbest tüketici limitini geçen müşterilerin yaklaşık
%(…..)’sini oluşturduğu anlaşılmaktadır.
(353) GEDİZ ve AYDEM’in tüketim bazlı pazar paylarının da sayaç bazlı paylara benzer bir
şekilde seyrettiği ve GEDİZ ile AYDEM’in pazar payının (…..) seviyelerinde bulunduğu
görülmektedir.
Grafik 70: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde 2017 Aralık Mesken Grubunda Sayaç Bazlı Pazar Payları
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 71: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde 2017 Aralık Mesken Grubunda Sayaç Bazlı Pazar Payları
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(354) Yukarıdaki iki grafikten de görüleceği üzere Aralık 2017 tarihi itibarıyla Gediz ve Aydem
elektrik dağıtım bölgelerinde yerleşik tedarikçi konumunda olan GEDİZ ve AYDEM
mesken müşteri grubunda sayaç bazında %(…..) paya sahiptir. Aşağıda ise
ticarethane pazarına ilişkin pazar payı verilerine yer verilmektedir:
Grafik 72: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane
Serbest Tüketici Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 73: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane
Serbest Tüketici Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(355) GEDİZ ve AYDEM’in ticarethane müşteri gurubunda sayaç bazlı pazar payı, serbest
tüketici hakkını kullanmayanlar da dahil edildiğinde, yukarıda görüldüğü üzere, %(…..)
aralığında seyretmektedir. Zaman içinde değişmekle birlikte, bu oranın ortalama
%(…..) kısmının ise serbest tüketici hakkını kullanmayan tüketicilerden teşekkül ettiği
görülmektedir.
18-36/583-284
122/284
Grafik 74: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane İkili
Anlaşmaların Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 75: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane İkili
Anlaşmaların Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(356) Serbest tüketici hakkını kullanmayan kullanıcıların dahil edilmeyip sadece ikili
anlaşmaların incelendiği durumda ise GEDİZ ve AYDEM’in pazar paylarının %(…..)
civarında seyrettiği görülmektedir.
Grafik 76: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane
Serbest Tüketici Tüketim Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 77: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane
Serbest Tüketici Tüketim Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
Grafik 78: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane İkili
Anlaşmaların Tüketim Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 79: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane İkili
Anlaşmaların Tüketim Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
18-36/583-284
123/284
(357) Ticarethane grubunda GEDİZ ve AYDEM’in tüketim bazlı pazar paylarının %(…..)
aralığında gerçekleştiği görülmektedir. Tüketim bazlı pazar paylarının sayaç bazlı
pazar paylarına göre daha düşük olmasının sebebinin, BTŞ’lerin özellikle tüketimi
yüksek kullanıcıları hedeflemesi olduğu değerlendirilmektedir. Böylece söz konusu
tedarikçiler, portföylerine görece daha az sayıda sayaç katmakla birlikte, daha yüksek
bir satış düzeyine ulaşabilmektedirler. İlgili pazara ikili anlaşmalar çerçevesinden
bakıldığında ise pazar payı oranlarında, serbest tüketici hakkını kullanmayan
tüketicilerin dahil edildiği durum ile karşılaştırıldığında fazla bir farklılaşma olmadığı
görülmektedir. Bu durumun ticarethane pazarındaki müşterilerin görece daha yüksek
bilinç seviyesine ve farkındalığa sahip olmasından kaynaklandığı söylenebilecektir.
Şöyle ki mesken kullanıcılarının aksine elektriği doğrudan veya dolaylı bir girdi olarak
kullanan ticarethane kullanıcılarının fiyat duyarlılığı da doğal olarak yüksek olacaktır.
Bu ise serbest tüketici hakkı kullanım oranını artıracaktır.
Grafik 80: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki 2017 Aralık Ticarethane Sayaç Bazlı Pazar Payları116
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 81: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde 2017 Aralık Ticarethane Sayaç Bazlı Pazar Payları
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(358) 2017 Aralık itibarıyla sayaç bazlı pazar paylarına bakıldığında ise GEDİZ’in %(…..),
AYDEM’in de %(…..) ile pazar payıyla birlikte baskın şekilde pazar lideri olduğu
görülmektedir. Aynı dönem için GEDİZ’i %(…..)’lik pay ile KGM’nin, AYDEM’i ise yine
%(…..)’lik pay ile TTES Elektrik Tedarik Satış A.Ş.’nin takip ettiği görülmektedir.
(359) Tüketim bazlı paylarda ise GEDİZ’in payı %(…..), AYDEM’in ise %(…..) olarak
gerçekleşmektedir. GEDİZ’i %(…..)’lük pay ile (…..), %(…..) pay ile (…..) ve %(…..)
pay ile (…..) takip etmektedir. AYDEM’i ise, %(…..) pay ile (…..), %(…..)’lik pay ile
(…..) ve %(…..) pay ile (…..) takip etmektedir. Son olarak, aşağıda sanayi pazarına
dair paylara yer verilmektedir.
Grafik 82: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi Serbest
Tüketici Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
116 Pazar payı itibariyle üçüncü sırada bulunan TTES Elektrik Tedarik Satış A.Ş. Türk Telekom A.Ş.’nin
bir iştirakidir. Söz konusu pazar payının, bir altyapı endüstrisi oyuncusunun elektrik perakende satış
alanında diğer oyunculara göre daha avantajlı bir konumda olduğunu gösterdiği söylenebilir.
18-36/583-284
124/284
Grafik 83: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi Serbest
Tüketici Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(360) Sanayi pazarında serbest tüketici hakkını kullanmayanların da dahil edildiği durumda
sayaç bazında GEDİZ’in %(…..), AYDEM’in ise %(…..) seviyelerinde pazar payı
olduğu görülmektedir. Zaman içinde serbest tüketici hakkını kullanmayan sanayi
müşterilerinin oranı düşmüş olmakla birlikte, 2017 yılının sonuna doğru serbest tüketici
hakkını kullanmayan müşteri sayısında önemli oranda artış meydana gelmiştir.
Grafik 84: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi İkili Anlaşma
Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 85: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi İkili Anlaşma
Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(361) İkili anlaşmalar bazında bakıldığında da teşebbüsün payının sayaç bazlı pazar payı
analizine benzer bir seviyede gerçekleştiği görülmektedir. GEDİZ ve AYDEM’in sahip
olduğu pazar payı 2017 yılının son dönemine kadar dikkate değer bir dalgalanma
göstermemiştir.
Grafik 86: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi Serbest
Tüketici Tüketim Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 87: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi Serbest
Tüketici Tüketim Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
18-36/583-284
125/284
(362) Tüketim bazında bakıldığında ise GEDİZ’in payının %(…..), AYDEM’in payının ise
%(…..) arasında dalgalandığı görülmektedir.
Grafik 88: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi İkili Anlaşma
Tüketim Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 89: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi İkili Anlaşma
Tüketim Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(363) İkili anlaşmalar baz alınarak hazırlanan veri seti üzerinden GEDİZ ve AYDEM’in pazar
payına bakıldığında ise, GEDİZ’in (grup şirketleriyle birlikte) 2017’nin son üç yılı hariç
olmak üzere %(…..) seviyesinde dalgalandığı, AYDEM’in ise %(…..) seviyelerinde
istikrarlı bir pazar payına sahip olduğu görülmektedir.
Grafik 90: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Toplam Serbest
Tüketici Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 91: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Toplam Serbest
Tüketici Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(364) GEDİZ ve AYDEM’in Gediz ve Aydem elektrik dağıtım bölgelerinde sahip olduğu
portföy büyüklüğü ve gücünü ortaya koymak bakımından, işbu dosya kapsamında
tanımlanan pazarlar bir bütün olarak ele alındığında ise toplam sayaç bazında yukarıda
yer alan iki grafikte görüldüğü üzere, hem GEDİZ hem de AYDEM’in pazar payı
2015’ten bu yana %(…..)’in altına düşmemektedir.
18-36/583-284
126/284
Grafik 92: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Toplam İkili Anlaşma
Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 93: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Toplam İkili
Anlaşma Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(365) Yine tüm pazarların toplamına bu kez de sayaç bazında sadece ikili anlaşmalar
açısından bakıldığında ise GEDİZ ve AYDEM’in payının oldukça yüksek olduğu ve
%(…..) altına düşmediği görülmektedir.
Grafik 94: Ocak 2015-Kasım 2017 Döneminde Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Toplam Serbest
Tüketici Tüketim Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 95: Ocak 2015 - Kasım 2017 Döneminde Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Toplam Serbest
Tüketici Tüketim Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(366) Tüm pazarlar toplam tüketim rakamları penceresinden bakıldığında ise GEDİZ’in pazar
payının %(…..), AYDEM’in pazar payının ise %(…..) seviyesinde seyrettiği
görülmektedir.
(367) Son olarak ikili anlaşmalar ve tüketim verilerinin bir arada değerlendirildiği durumda,
2015 Ocak- 2017 Aralık döneminde GEDİZ ve AYDEM’in sahip olduğu payın sırasıyla
%(…..) ve %(…..) seviyelerinde gerçekleştiği, aynı dönemde rakip tedarik şirketlerinin
tek tek göreli pazar payları itibarıyla rekabetçi bir baskı oluşturmasının söz konusu dahi
olmadığı anlaşılmaktadır.
(368) Yukarıda yer verilen tüm pazar payı oranlarından yola çıkarak GEDİZ ve AYDEM’in
belirlenen her bir ilgili ürün pazarında ciddi derecede yüksek paya ve dolayısıyla önemli
bir güce sahip olduğunu söylemek mümkündür. Bununla birlikte, ilgili pazarlarda
rakiplerin hem sayaç hem tüketim bazında paylarının yerleşik teşebbüs ile
kıyaslandığında marjinal kaldığı, zaman içinde pazarın büyümesine rağmen GEDİZ ve
18-36/583-284
127/284
AYDEM üzerinde rekabetçi baskı yaratacak seviyelere ulaşmaktan uzak olduğu
görülmektedir.
I.6.1.2.2. Pazara Giriş Engelleri
(369) Hâkim durum analizinin pazar payı ile birlikte önemli bir parçası da pazara giriş
engellerinin varlığıdır. Fiktif bir pazarda yerleşik teşebbüsün payı %100 seviyesinde
olsa bile pazara girişler önünde herhangi bir engel yok ise bu teşebbüs pazardaki
ekonomik parametreleri bağımsızca belirleyemeyecek, olası bir fiyat artışı sonucu
pazara giriş yapan teşebbüsler, yerleşik teşebbüs üzerinde rekabetçi bir baskı
oluşturarak pazarı dengeye getirebileceklerdir.
(370) Pazarı giriş engelleri denildiğinde ilk akla gelen husus hukuki engellerdir. Eğer pazara
giriş herhangi bir lisans veya ruhsatlamaya tabi ise bu durumda hukuki giriş
engellerinden bahsedilebilecektir. Yukarıda sektörel mevzuat kısmında da değinildiği
üzere, elektrik perakende satış pazarına giriş önünde de bir takım hukuki engeller
bulunmakta, pazarda faaliyet göstermek isteyen teşebbüsler EPDK’ya yaptıkları lisans
başvurularının olumlu sonuçlanması halinde pazara girebilmektedirler. Hali hazırda
lisans sahibi olan 173 firma bulunmasına (GTŞ’ler dahil) rağmen aktif olarak pazarda
faaliyet gösteren firma sayısı bu rakamın oldukça altındadır.
(371) Pazar lideri veya yerleşik sağlayıcı niteliğindeki teşebbüsler faaliyet gösterdikleri
sektörün yapısal özelliklerinden kaynaklanan birtakım avantajlara sahip
olabilmektedirler. Mutlak ve stratejik avantajlar olarak ikiye ayırabileceğimiz ve
rakiplerin yerleşik teşebbüs üzerinde yaratacağı rekabetçi baskıyı azaltan bu
avantajlar, aynı zamanda pazara giriş engeli olarak da değerlendirilmektedir. Mutlak
giriş engelleri olarak adlandırılan avantajlar piyasada yerleşik firmanın üretim için önem
arz eden bazı girdilerin ve/veya dağıtım ağlarının kontrolünü münhasıran uhdesinde
bulundurması ya da bu girdilere potansiyel teşebbüslerden daha elverişli koşullarda
erişmesinden kaynaklanmaktadır. Stratejik avantajlar ise yerleşik teşebbüs ile
potansiyel teşebbüs arasındaki piyasaya giriş zamanının farklılığından (erken veya
geç) kaynaklanır. Yerleşik teşebbüsün önceden kapasite yatırımları yapması, bu tür
avantajların klasik örneği olup literatürde ilk giren avantajı olarak adlandırılmaktadır.
(372) Yukarıda verilen bilgiler ışığında, GEDİZ ve AYDEM’in pazardaki konumu ile ilgili
olarak birbirleriyle ilintili iki önemli husus ön plana çıkmaktadır. Bilindiği üzere, GDZ,
GEDİZ, ADM ve AYDEM daha önceden kamu uhdesinde bulunan elektrik dağıtım
şirketinin özelleştirilmesi ve hukuken ayrıştırılması sonucu faaliyete başlamışlardır.
Dolayısıyla, aynı ekonomik bütünlük içinde yer alan bu iki şirket, rakiplerinin aksine ilgili
coğrafi pazarda dikey bütünleşik bir yapının parçası olarak var olmaktadır. Bu ise doğal
olarak GEDİZ ve AYDEM’e perakende satış faaliyetleri konusunda mutlak bir avantaj
olarak yansımaktadır.
(373) Bununla bağlantılı olarak ayrıca GEDİZ ve AYDEM serbestleşme sürecine bütün
kullanıcı portföyünü bünyesinde barındırarak başlamış olup oldukça önemli bir stratejik
avantaja sahiptir. Teşebbüsün serbestleşme sürecinin en başından itibaren sahip
olduğu tüketici bilgisi portföyü, kendisine, satış yapabileceği serbest tüketici hakkına
sahip ya da yakın zamanda bu hakkı kazanacak tüketicilerin tüketim alışkanlıkları ve
karakterleri hakkında tek tek ayrıntılı bilgi sunarak söz konusu tüketicilere tüketimlerine
uygun en isabetli ve kendisi için de en karlı teklifleri hazırlamasına olanak tanımaktadır.
(374) Ayrıca söz konusu portföy, GEDİZ ve AYDEM’e satış elemanlarını doğru adres ve
kişilere yönlendirme noktasında avantaj sağlamaktadır. Bunun yanında bahse konu
portföy henüz serbest tüketici limitini aşmamış olmakla birlikte, yakın zamanda
18-36/583-284
128/284
öngörülen yeni limitle birlikte aşması beklenen tüketici gruplarına yönelik olarak GEDİZ
ve AYDEM’e ön hazırlık yapma fırsatı sunmaktadır. Buna mukabil söz konusu
veritabanı halihazırda sadece GEDİZ ve AYDEM’in erişimine açık olup diğer
tedarikçilerin böylesine stratejik bir veri setine erişmesi veya makul bir zamanda ve
makul bir maliyete katlanarak benzer bir veri setini oluşturması mümkün değildir. Bu
anlamda GEDİZ ve AYDEM’in diğer tedarikçilerin sahip olmadığı ve bir oyuncunun
pazarda kayda değer ölçüde varlık göstermesi için elzem olan serbest
tüketici/potansiyel serbest tüketici veritabanına sahip olduğu ve bu avantajın GEDİZ
ve AYDEM’in ilgili pazarlarda sahip olduğu esaslı pazar gücünü pekiştiren bir etkiye
sahip olduğu değerlendirilmektedir.
(375) Ürün veya hizmet farklılaştırmasının bulunmadığı, olabildiğince homojen bir ürün veya
hizmetin konu edildiği elektriğin perakende satışı pazarlarında, yerleşik teşebbüsün
sahip olduğu bilinirlik özelikle farkındalığı görece az olan mesken ve küçük ticarethane
tüketicileri nezdinde önemli bir marka bağımlılığı yaratabilmektedir. Bu da pazara
sonradan giren teşebbüslerin rekabet güçlerini azaltırken yerleşik teşebbüsün pazar
gücünü artırmaktadır. Daha önce de değinildiği üzere, tüketicilerin GEDİZ ve AYDEM
hakkındaki algıları, teşebbüsün rakiplerinden ayrışmasını sağlarken, özellikle
farkındalığı görece düşük tüketicilerin tedarikçi değiştirme davranışlarını da olumsuz
etkilemektedir. Bunun yanı sıra, GEDİZ ve AYDEM kamu teşebbüsü kurumsal yapısını
hemen her ilçede bulunan müşteri hizmetleri merkezleri ile birlikte devralarak
sürdürmekte, bu ise kendisine yine tüketici gözünde farklı bir noktada konumlanabilme
imkânı sağlamaktadır. Zira kısa bir süre öncesine kadar, çok uzun yıllar boyunca her
bir tüketici için elektrik enerjisi hizmetinin temini kamu tekel niteliğini haiz ve dikey
bütünleşik GDZ-GEDİZ ve ADM-AYDEM tarafından yerine getirilmiştir.
(376) Gerek sektörel bilgi gerekse talep taraflı piyasa aksaklıklarına değinilen bölümlerde yer
verildiği üzere, elektrik enerjisi hizmetinin teminine ilişkin tedarikçi değişikliği refleksi
gelişmemiş, varsayılan tedarikçi kavramının oldukça baskın niteliğini koruduğu ilgili
pazarlarda, GEDİZ ve AYDEM’in sahip olduğu ticari itibar, marka değeri ve sürdürülen
dikey bütünleşik yapı GEDİZ ve AYDEM’e eşi olmayan bir ticari avantaj ve diğer
tedarikçiler aleyhine geçiş engellerini destekleyici nitelikte koruma sağlamaktadır.
(377) Bunun yanında, GEDİZ ve AYDEM’in yerleşik tedarikçi olması kaynaklı Gediz ve
Aydem dağıtım bölgelerinde sahip olduğu müşteri hizmetleri noktalarının yaygınlığı,
pazarlama ve satış ağının büyüklüğü ve erişim ölçeği ile çağrı merkezi, ödeme noktası
gibi tamamlayıcı ve ek hizmetlerin sunumunun yaygınlığı ve bu hizmetlere erişim
imkanının üstünlüğü, hem GEDİZ’in hem de AYDEM’in ilgili pazarlarda hakim
durumuna ciddi derecede katkı sağlayan unsurlar olarak görülmektedir.
(378) GEDİZ ve AYDEM’in “sahip olduğu bu mutlak ve stratejik üstünlüklerin piyasaya
sonradan giren teşebbüsler açısından ciddi giriş engelleri oluşturduğu
değerlendirilmektedir. Şöyle ki, piyasaya nüfuz etmeye çalışan teşebbüsler, yerleşik
teşebbüs olan ve halihazırda tüketicileri portföyünde bulunduran GEDİZ ve AYDEM’in
aksine daha çok çaba göstermek zorunda kalmaktadırlar. Buna ek olarak kullanıcıların
tedarikçi değiştirme hususunda sahip oldukları atalet, yerleşik şirkete kıyasla daha çok
tutunma yatırımı yapan teşebbüslerin, bu yatırımın karşılığını beklenenden daha az
verimle almaları sonucunu doğurmakta, paylarını artırmalarını zorlaştırmaktadır.
Nitekim, yukarıda özellikle mesken kullanıcıları pazarında görüldüğü üzere, sayıları
onlarla ifade edilen rakip şirketlerin son üç yıl içinde pazardan alabildikleri pay kayda
değer bir seviyeye ulaşamamıştır.
18-36/583-284
129/284
I.6.1.2.3. Alıcı Gücü
(379) Hakim durum analizinde, piyasada yerleşik teşebbüsün pazar gücünü
değerlendirmeye yarayan diğer bir önemli gösterge ise alıcı gücüdür. Teorik olarak,
pazara giriş engellerinin bulunduğu bir durumda eğer alıcılar önemli bir alım gücüne
sahip ise yerleşik teşebbüs yüksek pazar payına sahip olsa bile, başta fiyat olmak
üzere ekonomik parametreleri belirleyemeyebilecek, alıcıların yarattığı rekabetçi baskı
teşebbüsün pazar gücünü dengeleyebilecektir.
(380) Alıcı gücünün belirlenmesinde piyasanın alıcı tarafındaki ekonomik birimlerin alım
yaptıkları miktar ve bu miktarın yerleşik teşebbüsün satışları içindeki yeri önemlidir. Bu
bağlamda ilgili pazarlar özelinde GEDİZ ve AYDEM’den elektrik tedarik eden tüketiciler
incelendiğinde, nihai tüketicilerden oluşan mesken kullanıcıları pazarı oldukça atomize
görülmektedir. Piyasanın bu yapısı ticarethane ve sanayi pazarlarında görece değişse
de yine de GEDİZ ve AYDEM üzerinde rekabetçi baskı yaratacak büyüklükte bir
alıcının veya alım gücünün mevcut bulunduğunu söylemek mümkün
görünmemektedir.
Tablo 2: (…..)
Müşteri Adı Pay (%)
İZMİR METRO BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ METRO İŞLETMECİLİĞİ TAŞIMACILIK (…..)
FOÇA DENİZ ÜSSÜ (…..)
İZMİR YÜKSEK TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ REKTÖRLÜĞÜ (…..)
ALİAĞA AÇIK CEZA İNFAZ KURUMU (…..)
ATATÜRK EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ (…..)
Tablo 3: (…..)
Müşteri Adı Pay (%)
ESBAŞ EGE SERBEST BÖLGE KURUCU VE İŞLETİCİSİ A.Ş. (…..)
TÜPRAG METAL MADENCİLİK SANAYİ VE TİC. A.Ş. (…..)
ÇEBİTAŞ DEMİRÇELİK END. A.Ş. (…..)
DEVLET DEMİRYOLLARI İŞLETMESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ . (…..)
SALİHLİ ORGANİZE SANAYİ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ (…..)
Tablo 4: (…..)
Müşteri Adı Pay (%)
CEVİZ SIRTI GAYRİMENKUL YATIRIMCILIĞI İNŞAAT TAAHHÜT TUR. A.Ş. (…..)
ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ (…..)
MUĞLA SITKI KOÇMAN ÜNİVERSİTESİ (…..)
MİA DIŞ TİCARET İNŞAAT TURİZM İTH.İHR.SAVE TİC. A.Ş. (…..)
Tablo 5: (…..)
Müşteri Adı Pay (%)
DENİZLİ ORGANİZE SANAYİ BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ (…..)
ELSAN ELEK. GEREÇLERİ SAN. TİC. A.Ş. (…..)
OZANTEKS TEKSTİL SANAYİ VE TİCARET A.Ş. (…..)
NAZİLLİ ORGANİZE SANAYİ BÖLGESİ YÖN. KUR. BAŞKANLIĞI (…..)
GÜMÜŞDOĞA SU ÜRÜN. ÜRET.İHR. VE İTH. A.Ş. (…..)
(381) Yukarıda yer verilen analiz ve değerlendirmeler neticesinde GEDİZ’in yukarıda ilgili
coğrafi pazar olarak tanımlanan Gediz elektrik dağıtım bölgesini oluşturan “İzmir ve
Manisa illeri”nde, “dağıtım seviyesinden sisteme bağlı olan sanayi müşterilerine
yapılan elektrik perakende satış”, “ticarethane müşterilerine yapılan elektrik perakende
18-36/583-284
130/284
satış” ve “mesken müşterilerine yapılan elektrik perakende satış” ilgili pazarlarında
hâkim durumda olduğu, AYDEM’in de Aydem elektrik dağıtım bölgesini oluşturan
“Aydın, Denizli ve Muğla illeri”nde, dağıtım seviyesinden sisteme bağlı olan sanayi
müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”, “ticarethane müşterilerine yapılan
elektrik perakende satış” ve “mesken müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”
ilgili pazarlarında hâkim durumda olduğu sonucuna varılmıştır.
(382) İşbu dosya kapsamında GEDİZ ve AYDEM’in ilgili pazarlardaki konumunu
değerlendirirken değinilmesi gereken diğer bir husus teşebbüsün serbest olmayan
tüketicilerin oluşturduğu pazardaki durumudur. Bilindiği üzere Lisans Yönetmeliği 34.
maddesi ikinci bendi a fıkrası kapsamında ilgili dağıtım bölgesinde serbest olmayan
tüketicilere satış yapma hakkına münhasıran GTŞ sahiptir. Bu düzenleme
çerçevesinde dağıtım bölgesi içerisinde bahse konu bu tüketicilere perakende elektrik
satışı Gediz bölgesinde sadece GEDİZ, Aydem bölgesinde ise sadece AYDEM
tarafından yapılmakta olup, hem GEDİZ hem de AYDEM söz konusu pazarda %100
pay ile tekel konumundadır. Dolayısıyla, GEDİZ “İzmir ve Manisa” illerinde serbest
olmayan tüketici pazarında, AYDEM de “Aydın, Denizli ve Muğla” illerinde serbest
olmayan tüketici pazarında hakim durumda bulunmaktadır. Aşağıda GEDİZ ve
AYDEM’in serbest olmayan müşteri portföyünde bulunan sayaç dolayısıyla tüketici
sayılarına ve tüketim miktarlarına aylık bazda yer verilmektedir.
Grafik 96: GEDİZ’in Portföyünde Yer Alan Serbest Olmayan Tüketici Sayaç Sayısı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 97: AYDEM’in Portföyünde Yer Alan Serbest Olmayan Tüketici Sayaç Sayısı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
Grafik 98: GEDİZ’in Portföyünde Yer alan Serbest Olmayan Tüketici Tüketim Miktarı (kWh)
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 99: AYDEM’in Portföyünde Yer alan Serbest Olmayan Tüketici Tüketim Miktarı (kWh)
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
18-36/583-284
131/284
I.6.2. 4054 sayılı Kanun’un 6. Maddesi Kapsamında Kötüye Kullanma
Değerlendirmesi
I.6.2.1. Hakim Durumun Kötüye Kullanılması ve Elektrik Sektöründeki
Yansımaları
(383) 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında; “Bir veya birden fazla teşebbüsün
ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim
durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar
ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır.”
(384) Madde kapsamında hâkim durumun kötüye kullanılmasına örnek haller sayılmaktadır.
Bu kapsamda (a) bendinde, “Ticarî faaliyet alanına başka bir teşebbüsün girmesine
doğrudan veya dolaylı olarak engel olunması ya da rakiplerin piyasadaki faaliyetlerinin
zorlaştırılmasını amaçlayan eylemler”; d) bendinde, “Belirli bir piyasadaki hâkimiyetin
yaratmış olduğu finansal, teknolojik ve ticarî avantajlardan yararlanarak başka bir mal
veya hizmet piyasasındaki rekabet koşullarını bozmayı amaçlayan eylemler ve
e) bendinde de, “Tüketicinin zararına olarak üretimin, pazarlamanın ya da teknik
gelişmenin kısıtlanması” hâkim durumun kötüye kullanılmasına örnek hallerdendir.
(385) Hâkim durumun kötüye kullanılması, tüketicilerin zararına olacak şekilde, hâkim
durumdaki teşebbüsün pazar gücünü artırmaya ya da korumaya yönelik dışlayıcı ya
da diğer stratejik davranışlarını ifade etmektedir.117 Avrupa Birliği Adalet Divanı
(ABAD) Hoffmann-La Roche118 Kararı’nda yer verdiği kötüye kullanma tanımını, Post
Danmark A/S119 kararında yeniden kaleme almış ve hâkim durumun kötüye
kullanılmasını düzenleyen 102. maddenin kapsamını belirlemiştir. Buna göre söz
konusu madde, “özellikle hâkim durumdaki teşebbüsün, normal rekabetin cereyan
ettiği pazarlarda faaliyet gösteren ticari aktörlerin uygulamalarından ayrılacak şekilde
farklı yöntemlere başvurmak suretiyle ve tüketicilerin zararına yol açacak şekilde,
pazardaki mevcut rekabet düzeyinin sürdürülmesini ya da daha da artmasını
engelleyen davranışlarını kapsar.”
(386) Komisyon’un “102. Maddeyi Hâkim Durumdaki Teşebbüslerin Dışlayıcı Kötüye
Kullanmalarına Uygulamasındaki Önceliklerine İlişkin Kılavuz”da (AB Rehber),
dışlayıcı kötüye kullanma, rekabet karşıtı kapama olarak da adlandırılmıştır. İlgili
kavram hâkim durumdaki teşebbüsün davranışları sonucunda mevcut ya da potansiyel
rakiplerin pazara etkin bir şekilde girişlerinin güçleştirildiği ya da engellendiği ve
böylelikle tüketicilerin zararına olacak şekilde hâkim durumdaki teşebbüsün daha
yüksek fiyatlardan mal veya hizmet sunmaya devam ettiği durum olarak tarif
edilmiştir.120 Kötüye kullanma fiyat artışı, ürün kalitesinde ve yenilik düzeyinde düşüş,
mal ve hizmet çeşitliliğinde azalış gibi tüketici refahına zarar verebilecek sonuçlar
doğurabilmektedir.121 Dışlayıcı kötüye kullanma, pazarın rakiplere kapatılması ya da
rakiplerin marjinalize edilmesi suretiyle ya hâkim durumdaki teşebbüsün ya da
rakiplerin ya da her ikisinin üretimlerinin kısıtlanması durumlarını içermektedir.
Buradaki temel endişe, rakiplerin üretiminin yasaya aykırı olarak sınırlandırılmasının,
söz konusu rakiplerin, rekabetin oluşması için önemli olması durumunda, nihai
tüketicilere ürün veya hizmet sunumunun gerçekleştiği ilgili pazarda rekabetin
bozulmasına neden olmasıdır. Bu tür kötüye kullanmalar, hâkim durumdaki
117 O’DONGHUE R. ve PADDILLA J. (2013), The Law and Economics of Article 102 TFEU, s. 214.
118 Case 85/76, Hoffmann-La Roche & Co AG v. Commission [1979], ECR 461, para. 91.
119 Case C-209/10, Post Danmark A/S v Konkurrenceradet, [2012] ECR I-nyr, para. 24.
120 Agk., para. 19.
121 Kılavuz.
18-36/583-284
132/284
teşebbüsün kendisine rakip olan teşebbüslere yönelik davranışları sonucunda
rakiplerin piyasadan dışlanmasına neden olabileceği gibi hâkim durumdaki
teşebbüsün kendisiyle rekabet içerisinde bulunmayan müşterilerine yönelik olan
davranışları sonucunda alt pazardaki teşebbüslerin bir kısmının pazardan
dışlanmasına da yol açabilmektedir.122
(387) Hâkim durumdaki bir teşebbüsün rakiplerine pazarı kapatması fiyat indirimleri, koşullu
fiyatlandırmalar ya da birtakım münhasırlık teşvikleri gibi fiyat-ilişkili davranışlar yoluyla
gerçekleşmemekte, aynı zamanda fiyat-ilişkili olmayan ve esasen tüketicilerin zararına
olacak şekilde rakibin maliyetlerini artırma amacındaki stratejiler ve bu stratejilere
dayanan uygulamalar yoluyla da gerçekleşebilmektedir. Çarpıcı örneğini rakibin
faaliyet merkezinin fiilen çalışamaz hale getirecek ve hatta adli vaka kapsamına da
girebilecek doğrudan eylemlerin oluşturabileceği bu tip kötüye kullanma hallerine ilişkin
daha normal örnekler olarak temelde sadece rakipleri yıldırmaya ve maliyetlerini
artırmaya yönelik olarak açılan caydırıcı davalar, ürünün nihai kullanımına yönelik
yıkıcı saikli tasarım değişiklikleri, kötüye kullanma amaçlı standart değişiklikleri ve
rakiplerin ürün veya hizmet sunumunu engelleyici ya da geciktirici, düzenlemeye tabi
sektörlerde yürürlükteki prosedürlerin kötüye kullanımı sayılabilir.123 Söz konusu
yöntemlerin sayısız şekilde gerçekleşebilmesi mümkün olmakla birlikte, hepsinin ortak
özelliği, rekabet karşıtı bir şekilde rakibin üretiminin sınırlandırılması ya da
engellenmesine yol açmalarıdır.
(388) Öğretide bu nitelikteki kötüye kullanma davranışları “fiyat-ilişkili olmayan yıkıcı
davranışlar”, “rakibin maliyetlerini artıran stratejiler” veya “ucuz dışlama” olarak da
adlandırılmaktadır. Genellikle yıkıcı fiyatlama, fiyat sıkıştırması, indirim sistemleri ve
caydırıcı davalar gibi kötüye kullanma sayılabilecek hallerin hâkim durumdaki
teşebbüse kayda değer maliyetlere yol açabileceği dikkate alındığında, hâkim
durumdaki teşebbüsün yarattığı yapay giriş engelleri aracılığıyla, fazladan operasyonel
pek bir maliyet yüklenmeden rakiplerin pazara giriş yapmasının ya da pazara nüfuz
edebilmesinin önünü tıkamak suretiyle rakipler için ciddi maliyetlere yol açan eylemler
ucuz kötüye kullanma olarak tanımlanabilecektir. Söz konusu kötüye kullanma halleri,
kapsayıcı olması bakımından “fiyat-ilişkili olmayan dışlayıcı kötüye kullanma” olarak
da tanımlanabilmektedir. Buna mukabil, hâkim durumdaki teşebbüs, örneğin,
düzenlemeye tabi sektörlerde prosedürlerin ve sahip olduğu dikey bütünleşik yapının
tüm avantajlarını kullanarak haksız bir şekilde mevcut konumunu koruyacak ve
kendisini rakiplerden gelecek rekabetten izole edebilecektir.
(389) Bunun yanında, AB Rehberi’nde hâkim durumdaki teşebbüsün yıkıcı fiyatlama,
münhasır anlaşmalar gibi zarar teorisi bağlamında çeşitli muhtemel kötüye kullanma
davranışlarına ve söz konusu davranışların nasıl analiz edileceğine dair açıklamalara
yer verilmesine ek olarak belli bir davranış/uygulama tipinin, karakteristik itibarıyla
herhangi bir ek analiz yapmaya ihtiyaç duyulmaksızın, muhakkak bir kötüye kullanma
olarak değerlendirileceği belirtilmiştir. Buna göre, “Eğer davranış sadece rekabetin
önünde engel teşkil ediyor ve herhangi bir etkinliğe yol açmıyorsa, söz konusu
davranışın rekabet karşıtı olduğu sonucuna varılabilir. Böyle bir durum, örneğin, hâkim
durumdaki teşebbüs tarafından müşterilerin, rakip teşebbüslerin ürün veya hizmetlerini
denemesine engel olunması ya da müşterilerine rakiplerin ürün veya hizmetlerini
denememeleri karşılığında finansal teşvikler sağlanması veya bir dağıtıcıya ya da
122 A.g.k., para. 23.
123 O’Donghue ve Paddilla, 2013, s. 644.
18-36/583-284
133/284
müşteriye rakibin ürün veya hizmetlerinin tanıtımının geciktirilmesi karşılığında çeşitli
şekillerde ödeme yapılması hallerinde gerçekleşir.”124
(390) Hâkim durumdaki teşebbüsün, rakiplerin pazara giriş yapmasını ya da nüfuz etmesini
önlemesinin en etkin yollarından birisi, işleyen rekabetin geçerli olduğu bir pazarda
bulunmayan, yapay giriş engelleri yaratmaktır. Hâkim durumdaki teşebbüs, doğrudan
tüketicilerin geçiş maliyetlerini artırarak yapay giriş engelleri yaratıp rakiplerin
maliyetlerini yükseltebilir. Teşebbüslerin kasıtlı davranışları sonucu ortaya çıkan ya da
büyüklüğü belirlenen geçiş maliyetleri yapay geçiş maliyetleridir. Müşterilerin yeni bir
sağlayıcıya geçme aşamasında karşılaştığı, o sağlayıcının mal ya da hizmetlerine
ödeyeceği fiyatın dışında kalan her türlü maliyet geçiş maliyeti olarak
adlandırılmaktadır.125 Sağlayıcı değiştirmede karşılaşılan işlem maliyetleri özellikle,
müşterinin geçiş işlemini gerçekleştirebilmesi için rakip firmalar hakkında bilgi
toplaması ve yeni bir firmayla çalışmaya başlamak amacıyla bazı bilgi ve belgeleri
sağlamasının gerektiği perakende elektrik ve gaz hizmetleri ile GSM hizmetleri
pazarlarında ve abonelik içeren diğer pazarlarda sıklıkla ortaya çıkmaktadır.126 Ayrıca,
ilgili pazarda faaliyette bulunan teşebbüslerin fiyat ve performanslarını ortak bir
düzlemde karşılaştırmanın görece zor olduğu pazarlarda da müşteriler sağlayıcı
değiştirmede daha yüksek geçiş maliyetleri ile karşılaşmaktadırlar.
(391) Söz konusu durum, elektrik dağıtım ve perakende satış pazarında dikey bütünleşik bir
yapıda bulunan hâkim durumdaki teşebbüsün, alt pazara yönelik ayrımcı
uygulamalarının olduğu hallerde, tüketiciler nezdinde şeffaf bir fiyat-hizmet
karşılaştırmasının yapılabilmesinin de önüne geçmektedir. Hâkim durumdaki
teşebbüs, özellikle rakiplerine geçiş yapma girişiminde bulunan veya bulunması
muhtemel müşterilerini hedef alarak söz konusu müşterilerin, kendisiyle iş yapmaya
devam etmesini teşvik edici seçici indirimler veya farklı faydalar sağlayarak müşteriler
nezdinde tedarikçi değiştirmenin önündeki geçiş maliyetlerini finansal zeminde
artırabilir. Bunun yanında aynı teşebbüs, bahse konu müşteriler henüz alternatif
sağlayıcılara geçiş yapmaya yönelik kendi inisiyatifleri ile harekete geçmeden önce de
o müşterileri görünüşte pazarın rekabete açık segmentinde ama kendi portföyünde
tutabilir ve böylece o müşterilerin açık rızalarını arama koşulunu dolanmak suretiyle
geçiş maliyetlerini finansal olmayan temelde de artırabilirler. Böyle bir durum,
müşteriler için hem daha önce var olmayan geçiş maliyetlerinin yaratılmasına hem de
müşterilerin fiyata veya rekabetin diğer parametrelerine daha az duyarlı hale
gelmesine yol açabilir. Dolayısıyla daha önce müşteri gözünde özellikle elektrik, gaz
gibi pazarlar bakımından farksız olan ürün veya hizmetleri farklılaştırıp rakip ürün veya
hizmetler arasındaki ikame edilebilirlik derecesini önemli ölçüde zayıflatabilir. Yüksek
geçiş maliyetleri, özellikle yeni bir firmanın pazarda faaliyet göstermesinin, yerleşik
firmanın kilitlenmiş müşterilerini elde etmesine bağlı olduğu durumlarda giriş engeli
yaratabilir. Elektrik perakende satışı gibi özellikle şebeke endüstrilerinin söz konusu
olduğu pazarlarda eski müşterilerin bu şekilde fiyata daha az duyarlı hale getirilerek
kilitlenmesi, pazardaki rekabetin seviyesini azaltabilir. Sonuç olarak hem yeni hem de
eski müşteriler için fiyatlar, geçiş maliyetinin olmadığı bir pazara kıyasla daha yüksek
düzeyde gerçekleşebilir. Rekabet parametrelerinin oldukça sınırlı olduğu, düzenli ve
eksiksiz hizmet sunumunun sağlandığı varsayımı altında rekabetin asli unsurunun fiyat
olduğu elektrik perakende satış pazarında, tüketicilerin söz konusu kötüye kullanma
124 AB Rehberi, para. 22.
125 ONUKLU N. N. (2007), “Geçiş Maliyetlerinin Firma Davranışı ve Pazar Üzerindeki Etkileri – Ardıl
Pazarda Pazar Gücü”, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi, Rekabet Kurumu, Ankara, s. 3.
126 Agk. s. 4.
18-36/583-284
134/284
davranışları yoluyla fiyata duyarsız hale getirilmesi, esasen rekabet hukukunun
öncelikli endişesi olan ve bir pazardaki rekabetin işlemesini sağlayan tüketici
hâkimiyetinin işlevsiz hale getirilmesi anlamına gelmektedir.
(392) Bu bağlamda dağıtım özelleştirmelerine ilişkin yakın tarihli Kurul kararlarında127, enerji
sektöründeki serbestleşme sürecinde, perakende satış rekabetinin oluşturulmasının
önemi vurgulanmış ve gerek elektrik gerekse doğal gaz piyasası bakımından,
müşterilerin, yerleşik sağlayıcıya rakip tedarikçilere geçiş maliyetlerinin, perakende
satış rekabetinin önündeki en büyük engel olduğu belirtilmiştir. Söz konusu geçiş
maliyetlerinin detaylı biçimde açıklandığı kararlarda; ülke örneklerinde, yerleşik dikey
bütünleşik dağıtım şirketlerinin perakende satış pazarındaki payının, serbestleşmenin
ardından büyük ölçüde korunduğu ve pazara yeni giriş yapan rakip şirketlerin oldukça
düşük pazar payları elde edebildiği ortaya konulmuştur.
(393) Serbest tüketici limitinin üzerinde elektrik tüketimine sahip bulunan sanayi tesisleri ve
ticarethaneler gibi büyük tüketiciler bakımından enerji maliyeti, işletme maliyetlerinin
çok önemli bir bölümünü oluşturduğundan, söz konusu tüketicilerin elektrik fiyatlarına
duyarlılığı daha yüksektir ve dolayısıyla tedarikçi değiştirme eğilimleri daha fazladır.
Bununla birlikte, tedarikçi değiştirme oranları hanehalkı ve diğer küçük tüketicilere
oranla daha yüksek olan büyük tüketiciler de küçük tüketicilere benzer şekilde geçiş
maliyetleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Söz konusu tüketicilerin tedarikçi
değiştirmelerinin önündeki en büyük engel dağıtım şirketinin, tedarikçi değiştirmeleri
halinde kendilerine, dağıtım şirketinin müşterilerinden farklı davranma ihtimali ya da bu
yöndeki bir algıdır. Bu noktada ortaya çıkan sorun ise tüketicilerin karşılaştıkları geçiş
maliyetleridir. Serbest tüketici limitinin düşürülmesinin, elektrik piyasasında rekabetin
sağlanması konusunda tek başına bir anlam ifade etmediği ve asıl olanın, tüketicilerin
tedarikçilerini fiilen ne kadar değiştirebildiği göz önüne alındığında, dağıtım ve
perakende satış pazarlarında dikey bütünleşik yapı içinde faaliyet gösteren yerleşik
sağlayıcının tüketicilerin tedarikçilerini seçme özgürlüğünü olumsuz etkileyen davranış
ve uygulamalarının, rekabetin sağlanması ve korunması bakımından ne kadar büyük
risk taşıdığı da ortaya çıkmaktadır.
(394) Hukuki ayrıştırmaya karşın dağıtım ve perakende şirketlerinin aynı ekonomik bütünlük
altında faaliyet göstermesi, sektörel düzenlemeler ne kadar sıkı olursa olsun, dağıtım
biriminin çıkar çatışması ve ayrımcılık yapma güdüsünü tümüyle ortadan
kaldıramayacak ve öncül düzenlemelerin getirdiği önlemler ahlaki tehlike (moral
hazard) durumunun gerçekleşmesiyle dolanılabilinecek ve dağıtım pazarındaki hâkim
durumun kötüye kullanılması bir risk olarak devam edecektir. Bu çerçevede, dağıtım
şirketlerinin, dağıtım faaliyetindeki tekel konumlarını kullanarak üretim, toptan ve
perakende satış faaliyetlerindeki rekabeti bozmaya yönelik davranış ve uygulamalar
içinde olup olmadıklarının, rekabet hukuku kapsamında denetimine ihtiyaç
duyulmaktadır.
(395) Halihazırda tüketicilerin çok önemli bir kısmı, özelleştirme ve serbestleşme öncesi
dönemden gelen alışkanlıkla yerleşik ve dikey bütünleşik sağlayıcıları tek gerçek ve
muteber sağlayıcı olarak görmektedirler. Bu nedenle yerleşik sağlayıcılar tarafından
yaratılan herhangi bir yapay giriş engeli piyasanın rekabete gerçek anlamda açılmasını
çok daha güçleştirecektir. Serbest tüketici limitinin kademeli ve sürekli biçimde
düşürülmesi sonucunda, hanehalkı dahil olmak üzere küçük tüketicilerin tamamı
127 Bkz. 03.03.2011 tarih ve 11-12/240-77 sayılı, 16.12.2010 tarih, 10-78/1643-608 ve 10-78/1645-609
sayılı; 08.04.2010 tarih, 10-29/437-163 ve 10-29/440-166 sayılı; 11.03.2010 tarih, 10-22/296-106, 10-
22/297-107 ve 10-22/298-108 sayılı, kararlar.
18-36/583-284
135/284
serbest tüketici statüsünde olacaktır ve rekabetin cereyan edeceği efektif alan en geniş
ölçeğe kavuşacaktır. Bu noktaya gelmeden önce, tüketiciler nezdinde perakende satış
piyasasının rekabet karşıtı unsurlardan azami surette arındırılması hayati önem arz
etmektedir. Zira elektrik tüketim düzeyi düştükçe bir tüketici için dağıtım şirketinden
başka bir tedarikçiye geçiş maliyetleri daha yüksek olmakta ve dolayısıyla söz konusu
tüketicilerin tedarikçi değiştirme oranları oldukça düşük seviyelerde kalmaktadır.
(396) Nitekim bu hususlara, elektrik dağıtım özelleştirmelerine ilişkin geçmiş tarihli Kurul
kararlarında ayrıntılı biçimde yer verilmiştir128:
“Esas itibarıyla, hanehalkına yönelik elektrik arzında rekabetçi yapıyı etkileyen
dört unsur ön plana çıkmaktadır129:
1. Piyasanın açılması ve tüketicinin sağlayıcısını değiştirme fırsatı,
firmaların fiyatlandırma stratejilerini belirlerken, geçiş maliyetlerinden
dolayı, yeni müşteri kapmak ya da müşteri sadakati yaratmak arasında
tercih yapmak durumunda kalmasına neden olmaktadır.
2. Elektrik arzı, kalite bakımından homojen bir üründür, bu nedenle
fiyat farklılaşması dışında ürün farklılaştırması zordur.
3. Piyasa, abonelik sistemine dayanmaktadır, bu nedenle bir
müşterinin aynı anda iki farklı sağlayıcıdan hizmet alması söz konusu
değildir.
4. Piyasa doygunluğa ulaşmıştır ve talepteki artış oldukça azdır. Bu
yapı içerisinde müşterilerin, yerleşik dağıtım firmaları tarafından
bağlanmış olması nedeniyle diğer firmaların yeni müşteriler bularak
piyasaya girmesinin maliyeti artmaktadır.
Türkiye tecrübesinde, elektrik bölgeleri henüz özelleştirme aşamasında olup,
geçiş dönemi boyunca dağıtım firmalarının hanehalkına münhasıran satış
yapacakları görülmektedir. Bu nedenle, her ne kadar mevzuat ve pazar yapısı
bakımından birebir aynı olmasa da, özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerde
yaşanan serbestleşme tecrübeleri, devam eden özelleştirme sürecinde dikkat
edilmesi gereken noktalar bakımından yol gösterici nitelikte olmaktadır.
Elektrik ve doğal gaz perakende satışları kapsamında, özellikle hanehalkı ve
küçük müşterilere yönelik satışlar yönünden, söz konusu tüketicilerin
sağlayıcılarını değiştirmesine yönelik geçiş maliyetlerinin rekabetin
oluşturulmasında en büyük engeli oluşturduğu görülmektedir. Bu pazarlarda
ortaya çıkan ana geçiş maliyetleri, önem sırasına göre; işlem maliyetleri,
araştırma maliyetleri, sözleşmeden doğan maliyetler ve psikolojik maliyetlerdir.
Bunlarla ilgili kısa açıklamalara aşağıda yer verilmiştir:
İşlem maliyeti: Sağlayıcı değiştirme sürecinde müşterinin yeni bir sağlayıcı
bulması ve bu yeni sağlayıcı ile anlaşması gerekmektedir. Ülke uygulamaları
çeşitlilik göstermekle birlikte, genellikle, tüketicinin bu süreçte dikkate alması
gereken yasal süreler bulunmaktadır. Bunun yanında, geçiş esnasında yanlış
faturalama ve düşük hizmet kalitesi ortaya çıkabilmektedir.
Araştırma maliyeti: Bu maliyetler, bölgesinde etkinlik gösteren sağlayıcıları
belirleme, fiyat alma, ödeme çeşitlerini ve tasarruf miktarlarını hesaplama
sırasında müşterinin katlandığı mali olmayan maliyetlerdir. Öte yandan
128 Bkz. 16.12.2010 tarih ve 10-78/1645-609 sayılı karar.
129 DEFEUILLEY C., Mollard M., The Dynamic of Competition in Presence of Switching Cost. The Case
of British Gas (1997-2007), Arsen Working Paper, 2008.
18-36/583-284
136/284
müşterinin, aynı anda hem elektrik hem de gaz tüketicisi olduğu dikkate
alındığında, aynı işlemleri her bir ürün için ayrı ayrı yaptıktan sonra bunları farklı
sağlayıcılardan mı, yoksa tek sağlayıcıdan mı alacağına karar vermesi
gerekmektedir.
Sözleşmesel geçiş maliyetleri: Bazı sağlayıcılar, yapılan indirim karşılığı
sözleşmenin geçerli olduğu sabit bir süre tayin edebilmektedirler. Böyle bir
sözleşmeye taraf olan müşterinin yeni bir sağlayıcıya geçmesi halinde, mevcut
sözleşmesini süresinden önce iptal ettiği için belirli bir ceza ödemesi söz konusu
olabilmektedir.
Psikolojik maliyetler: Piyasaların serbestleştirilmesinden önce yerleşik
şirketlerden alım yapan müşteriler, sunulan hizmetlerden memnun olabilirler ve
bu durum sağlayıcı değiştirme isteğini azaltırken, bununla ilgili algılanan riskleri
yükseltebilir.
Yukarıda açıklandığı gibi, geçiş maliyetleri, serbestleşme sonrasında bölgedeki
müşteri portföyünün tamamını devralan görevli şirketlere belirli bir pazar gücü
sağlamaktadır. Öte yandan, bölgelerine yeni giriş yapacak şirketlere karşı
görevli şirketlere rekabet avantajı sağlayan diğer bazı hususlar da
bulunmaktadır. İlk olarak, görevli şirket, bölgesinde, uzun süre tekel olmasından
kaynaklanan bir marka tanınmışlığına sahiptir. Aynı şekilde, dağıtım alt yapısını
elinde tutan görevli şirketin, bölgedeki müşteriler ile doğrudan ilişkisi
bulunmaktadır. Bu ise, pazarlama konusunda görevli şirkete önemli bir avantaj
sağlamaktadır. Şöyle ki, yeni bağlantı, rutin kontroller veya acil durumlar gibi
nedenlerle görevli şirket müşteri ile direkt temas kurabilmektedir. Bu da şirketin,
bölgede müşteri ile birebir iletişim kuran çok sayıda teknik eleman ve satış
elemanı bulundurması sonucunu doğurmaktadır. Ek olarak, görevli şirket, gerek
geçmişteki tekel konumu, gerekse dağıtım sistemini yönetmesi nedeniyle
bölgesindeki müşterilerin tüketim profilleri ve finansal riskl gibi önemli bilgilere
sahip olmaktadır130. Buna karşılık, bölgeye yeni girecek şirketin marka
tanınmışlığının olmadığı, müşteri ile iletişim kurmakta zorluklarla karşılaşacağı
ve etkin bir pazarlama faaliyeti için çok sayıda eleman bulundurmak zorunda
kalacağı hususları dikkate alındığında, görevli şirketlerin, bölgelerinde önemli
rekabetçi avantajlara sahip olduğu ve bu bölgelere giriş engellerinin yüksek
olduğu görülmektedir. Nitekim İngiliz gaz pazarına ilişkin yapılan bir
araştırmada, bölgeye yeni giren bir firmanın ilave her bir abone kazanımı için
50-60 sterlin maliyete katlanması gerektiğini göstermektedir. Müşterinin daha
sonra tekrar sağlayıcı değiştirebileceği dikkate alındığında, yeni giren şirketin
katlandığı bu maliyetin geri dönüşünde riskler bulunmaktadır.”
(397) Bölgelerinde dağıtım faaliyeti bakımından tekel olan ve faaliyete başladıkları anda
elektrik satışı bakımından %100’e yakın pazar payına sahip bulunan GTŞ’ler, elektriğin
satışı faaliyetindeki pazar paylarını korumak amacıyla fiyat ve hizmet kalitesi gibi esaslı
unsurlar üzerinden kötüye kullanma sayılmayan rekabetçi davranışlarda bulunmak
yerine, hem dağıtım hem perakende faaliyetindeki hâkim durumlarından kaynaklı
avantajları kanuna aykırı şekilde kullanma yoluna gidebilmektedirler.
(398) Elektrik hizmeti niteliği gereği diğer mal ve hizmet piyasalarından ayrılarak pek çok
yönden özellikli ve hassas bir karakter arz etmektedir. Toplumların kalkınma
düzeylerinin tespitinde elektriğe erişim, kesintisiz elektriğe erişim, ucuz ve kaliteli
130 Bkz. ENI/EDP/GDP C.3440.
18-36/583-284
137/284
elektriğe erişim endeksleri kullanılmaktadır. Aynı zamanda bir kamu malı niteliğinde
olan elektrik enerjisi hizmeti, modern hayatta günlük yaşamın akışının sorunsuz
şekilde işlemesini tesis eden en öncelikli hizmetlerden birisidir. Elektrik sanayi,
ticarethane ve tarım alanları gibi üretim birimleri için önemli bir maliyet girdisi
oluştururken mesken ve diğer yerleşim birimleri için şebeke suyunun sağlanması ile
beraber tüketicilerin düzenli olarak bütçelerinden pay ayırdıkları en temel tüketim
hizmetlerinin başında gelmektedir. Bu anlamda elektrik hizmetleri sıradan bir tüketim
hizmeti değil, medeni bir toplumun işleyişi için hem üretim hem de tüketim birimlerinin
her segmentinin bağımlı olduğu bir hizmettir. Elektrik hizmetinin sürekliliğinin toplumun
her kesimi için bir zorunluluk arz ettiği günümüzde, sağlayıcı değiştirme eğilimlerinin
halihazırda oldukça katı olduğu elektrik perakende satış pazarında gerek tüketicilerin
farklı tedarikçilere geçişi yönünde hareket etmelerini caydırıcı uygulamalar, gerekse
mevcut geçiş maliyetlerini herhangi bir açıdan artırmaya yönelik uygulamalar bu piyasa
bakımından algılanan geçiş maliyetlerini telafisi mümkün olmayan yapıya
dönüştürebilecektir. Tedarikçi değişimi önünde yaratılan yahut artırılan her türlü geçiş
maliyeti, tüketicilerin rakip tedarikçileri karşılaştırmasını önleyecek, tedarikçi
değiştirme hakkına sahip olup geçiş yapma niyetinde olan tüketicileri atalete sevk
edebilecektir. Öte yandan elektrik hizmeti bakımından tüketicilerin diğer mal ve hizmet
piyasalarındakine benzer şekilde taleplerini belli bir süre ertelemeleri, yerleşik sağlayıcı
tarafından oluşturulan yapay geçiş engellerinin aşılmasını beklemeleri ve birtakım
teşebbüsleri terbiye edici davranışlarda bulunabilme gücü ve sabrı bulunmamaktadır.
Bu durum elektrik piyasası bakımından tüketicilere getirilen en ufak yapay geçiş
maliyetlerinin bile müşteriler bakımından katlanılamaz nitelikte olmasına yol açmakta,
farklı tedarikçiye geçiş eğilimi olabilecek müşterileri diğer mal ve hizmet piyasalarına
göre çok daha kolay ve hızlı bir şekilde yıldırmakta ve müşterileri yerleşik sağlayıcıya
zorunlu kılmaktadır.
(399) Hâkim durumdaki teşebbüslerin kötüye kullanma davranışı yoluyla piyasada rekabeti
bozması, halen serbestleşme ve rekabete açılma sürecinde bulunan perakende
elektrik piyasası bakımından daha da büyük risk taşımaktadır. Nitekim dağıtım
şirketleri ve yerleşik sağlayıcıların, tüketicilerin tedarikçi değiştirme serbestisini
doğrudan ya da dolaylı şekilde olumsuz etkileyecek her türlü davranış ve
uygulamalarının ortadan kaldırılması ve önlenmesi, rekabetçi bir elektrik piyasasının
tesisi bakımından kritik önem taşımaktadır.
I.6.2.2. Hâkim Durumun Kötüye Kullanılmasında Dikkate Alınan Faktörler
(400) Kılavuz’da Kurul’un, rekabet karşıtı piyasa kapamanın varlığını incelerken genel
anlamda dikkate alacağı hususlara yer verilmiş ve söz konusu hususlara atfedilecek
önemin olay bazında ve incelenen davranışın niteliğine göre değişebileceği
belirtilmiştir. Söz konusu hususlardan ilk ikisi hâkim durumdaki teşebbüsün ve
rakiplerinin ilgili pazarlardaki konumu olup Kılavuz’da hâkim durum ne kadar güçlü
olursa kötüye kullanmaya konu davranışın rekabet karşıtı piyasa kapama etkisinin
veya ihtimalinin o kadar yüksek olacağı belirtilmiştir. İşbu soruşturmaya konu ilgili
pazarlar itibarıyla hakkında soruşturma yürütülen teşebbüs yalnız perakende elektrik
pazarındaki faaliyetler için zorunlu nitelikteki üst pazar faaliyetlerinde tekel konumunda
olmayıp aynı zamanda perakende elektrik alt pazarında da baskın derecede bir hâkim
duruma sahip bulunmaktadır. Dikey bütünleşik yapının sağladığı bu çifte baskın hâkim
durumun varlığı, piyasayı kapayıcı nitelikteki eylemlerin etkisini artırmaktadır. Öte
yandan, hâkim durumdaki teşebbüsün rakiplerinin konumu ve herhangi bir rekabetçi
baskı yaratma kapasitelerinin olup olmaması veya rakiplerin hâkim durumdaki
teşebbüsün davranışını etkisiz kılacak şekilde karşı stratejiler geliştirmelerinin
18-36/583-284
138/284
muhtemel olup olmadığı da dikkate alınması gereken hususlardır. Taraf teşebbüsün
ilgili pazarlarda sahip olduğu baskın hakim durum ve buna mukabil rakiplerin deyim
yerindeyse atomize niteliği ve toplu halde dahi gösterdiği cılız yapı da pazarı kapamaya
yönelik eylemlere karşı olarak rakiplerin geliştirebileceği karşı eylemler için bir alan
bırakmamaktadır.
(401) Kılavuz’da yer verilen üçüncü husus, ilgili pazardaki koşullardır. Söz konusu koşullara
ilgili pazar, sektörel çerçeve, hâkim durum analizi ve talep taraflı aksaklıklara ilişkin
yukarıdaki bölümlerde değinilmiş ve söz konusu değerlendirmeler bağlamında pazara
giriş ve pazardaki büyüme engellerinin, değerlendirmeye konu kötüye kullanma
eylemelerinin de etkisiyle beraber yüksek olduğu ortaya konulmuştur. Bu durum
incelenen davranış ve uygulamaların piyasayı kapatması ihtimalini artırmaktadır. Zira
ölçek ekonomilerinin varlığı halinde hâkim durumdaki teşebbüsün ilgili pazarın önemli
bir bölümünü kapatması, rakiplerin pazara girmelerini ya da pazarda kalmalarını
zorlaştırabilecektir. Benzer şekilde kötüye kullanma davranışı, hâkim durumdaki
teşebbüsün şebeke etkilerinin bulunduğu bir pazarı kendi lehine ya da kendi konumunu
sağlamlaştıracak yahut koruyacak şekilde yönlendirmesini sağlayabilir. Ayrıca, alt
ve/veya üst pazarda giriş engellerinin yüksek olması, rakiplerin dikey birleşme yoluyla
olası bir piyasa kapamanın üstesinden gelmesini güçleştirebilir. Tüm bu koşullar,
incelemeye konu ilgili pazarlar bakımından geçerli olup kötüye kullanma kapsamındaki
eylemlerin etkilerini artırıcı niteliktedir.
(402) Kılavuz’da ayrıca müşterilerin ya da sağlayıcıların konumu bağlamında, hâkim
durumdaki teşebbüsün davranışının seçici nitelik taşıyıp taşımadığı da
değerlendirilmektedir. Bazı durumlarda hâkim durumdaki teşebbüs incelenen
davranışı sadece rakiplerin girişi ya da genişlemesi için özel öneme sahip müşterileri
veya sağlayıcıları hedefleyerek uygulayabilmektedir. Alternatif tedarikçilerden gelen
tekliflere açık olan veya bizzat alternatif tedarikçi arayışına giren müşteriler, talep taraflı
piyasa aksaklıkları kısmında da yer verildiği üzere, referans sistemin tedarikçi değişimi
bakımından önem arz ettiği perakende elektrik piyasasındaki durum göz önünde
bulundurulduğunda, benzer nitelikteki diğer müşterilerin davranışını etkilemesi
muhtemel olan müşterilerdir. Yerleşik tedarikçinin, tedarikçi değişikliğine gitmeye
yönelmiş müşterileri değişiklikten caydırmaya yönelik olarak hedef alması pazara
girişlerin önünde engel yaratıcı bir etkiye sahip olmaktadır. Bununla birlikte, burada
kastedilen, kötüye kullanma sayılmayan rekabetçi davranışlar yoluyla geçiş
aşamasındaki müşterilerin daha rekabetçi teklifler yoluyla geri kazanılması değil,
rekabet karşıtı piyasa kapama niteliğindeki uygulamalar yoluyla rakiplerin söz konusu
müşterileri kazanmasının engellenmesidir.
(403) Kılavuz’da yer verilen diğer önemli hususlar ise incelenen davranışın kapsamı ve
süresine ilişkindir. İlgili pazardaki kötüye kullanmaya ilişkin davranışın kapsamı ne
kadar büyükse, farklı biçim ve yöntemlerle devam etse de esas itibarıyla benzer
rekabet karşıtı kapama etkisine sahip olup bir bütün olarak değerlendirilebilecek
davranışlar silsilesinin cereyan ettiği süre ne kadar uzunsa ve bu eylemler ne kadar
düzenli uygulanırsa piyasanın kapanma ihtimali o kadar yüksektir. Bu bakımdan,
incelemeye konu her bir kötüye kullanma eylem ve uygulamalarının, gerek üst ve alt
pazarlarda koordineli bir şekilde yürütülmesi, gerek tüketici geçiş maliyetlerinin farklı
boyutlarda ve kanallarla artırılması yoluyla ilgili pazarların rakiplere kapatılması ve bu
durumun tüketicilerin yerleşik tedarikçide alıkonulması (locked in) sonucunu kapsam,
süreç ve düzenlilik bakımından birbirlerini tamamlayarak doğurmasının kötüye
kullanmanın nicelik ve nitelik açısından etkisini artıracağı değerlendirilmektedir.
18-36/583-284
139/284
(404) Kılavuz’da ayrıca fiili piyasa kapamayla ilgili olası delillerden bahsedilmekte ve kötüye
kullanma eylem ve uygulamalarının belirli bir süre boyunca sürdürülmesi halinde,
hâkim durumdaki teşebbüsün ve rakiplerinin pazardaki performansının, rekabet karşıtı
piyasa kapamanın varlığına dair doğrudan delil sağlayabileceği belirtilmektedir.
Kılavuz’da, iddia edilen kötüye kullanma davranışıyla bağdaştırılabilecek nedenlerden
dolayı hâkim durumdaki teşebbüsün pazar payının artmış ya da pazar payındaki
azalmanın yavaşlamış olabileceği ve mevcut rakiplerin önemini kaybetmiş, pazardan
çıkmış ve pazarda kayda değer ölçüde bir büyüklüğe erişememiş olabileceği ifade
edilmektedir. Serbestleşme sürecinin başlaması ve buna paralel olarak rekabete açık
asıl alan olan serbest tüketici limitinin giderek düşürülmesi ile birlikte ilgili pazara rakip
tedarikçilerin giriş yapması ve belli ölçüde nüfuz etmesi beklenmektedir. Pazara giriş
önünde yapısal veya yasal giriş engellerinin yokluğu halinde, yerleşik tedarikçinin yanı
sıra rakip tedarikçilerin de pazarda kayda değer ölçüde rekabetçi baskı yaratabilecek
bir penetrasyon oranı yakalamalarının bekleneceği göz önüne alındığında, rekabete
açık alanın büyütülmesine rağmen yerleşik tedarikçinin ve diğer oyuncuların göreli
konumlarının değişmemesi ve diğer tedarikçilerin rekabetçi baskı yaratma
kabiliyetinden uzak küçük çaplı oyuncular olarak kalmaları, varlığı tespit edilen pazarı
kapamaya yönelik eylemlerin doğrudan etkisini ortaya koymaktadır.
(405) Kılavuz’da son olarak dışlayıcı stratejiye dair doğrudan veya dolaylı delillere
değinilmekte ve hâkim durumdaki teşebbüsün, incelenen davranışı gerçekleştirirken
sahip olduğu niyetin dikkate alınabileceği, niyetin tespitinde incelenen davranıştan
yapılan çıkarımlar yoluyla elde edilen dolaylı delillerin yanı sıra doğrudan delillerin de
kullanılabileceği belirtilmektedir. Ayrıca, doğrudan delillerin bir rakibi dışlamak, pazara
girişi engellemek ya da oluşan bir pazarı ele geçirmek için belirli bir davranışın
uygulanacağını gösteren detaylı bir plan veya dışlayıcı davranışa yönelik somut bir
tehdidi gösteren deliller gibi rakipleri dışlamaya yönelik bir stratejiye dair teşebbüs içi
belgeleri içeren her türlü bilgi ve belgeyi içerdiği ifade edilmektedir. Bu çerçevede,
hakim durumdaki yerleşik sağlayıcının merkezinde ve diğer teşkilatlarında elde edilen
tüketiciler açısından geçiş maliyetleri yaratan veya bu maliyetleri artırmaya yönelik her
türlü talimat, iş planı ve kararları ile rapor ve benzeri belgeleri içeren iç dokümanlar ve
bu niyetin gerçekleştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülen pazar veri ve analizleri
hakim durumun kötüye kullanılmasına işaret etmektedir.
I.6.2.3. İncelenen Teşebbüsler Hakkındaki Kurul Kararı ve Görüşü
(406) Kurul’un işbu dosya kapsamında hakkında önaraştırma yürütülen AYDEM, ADM
EDAŞ, GEDİZ VE GDZ EDAŞ hakkında almış olduğu 03.12.2014 tarihli, 14-47/860-
390 sayılı kararına aşağıda ayrıntılı bir şekilde yer verilmektedir. İlgili kararda,
- İzmir ve Manisa illerini kapsayan elektrik dağıtım bölgesinde GDZ EDAŞ’ın
elektrik enerjisinin dağıtımı ve GEDİZ’in elektrik enerjisinin perakende satışı
pazarında; Denizli, Aydın ve Muğla illerini kapsayan elektrik dağıtım
bölgesinde ADM EDAŞ’ın elektrik enerjisinin dağıtımı ve AYDEM’in elektrik
enerjisinin perakende satışı pazarında hâkim durumda bulunduğu,
- Serbest tüketici olma hakkını yeni kazanan tüketicilerin büyük çoğunluğunun
yeterli piyasa bilincine sahip olmamaları nedeniyle bu hakkı kullanmak
noktasında eylemsiz kaldığı ve dolayısıyla GTŞ’den elektrik temin etmeye
devam ettikleri; bu bakımdan elektrik perakende satış pazarındaki rekabetin,
BTŞ’lerin, yerleşik GTŞ’den müşteri elde etmesiyle söz konusu olabileceği
ve bu kapsamda da geçiş maliyetleri sorununun ön plana çıktığı,
18-36/583-284
140/284
- Söz konusu geçiş maliyetlerinin, özelleştirme ve serbestleşme sonrası
süreçte ilgili dağıtım bölgesindeki müşteri portföyünün tamamını elinde
bulunduran GTŞ’lerin, sahip oldukları pazar gücünü koruyabilmelerine
olanak sağladığı ve perakende satış piyasasında gerçek anlamda bir
rekabetin oluşmasını güçleştirdiği; bu bakımdan GTŞ’lerin tedarikçi
değişimini güçleştirmeye ve buna bağlı olarak geçiş maliyetlerini arttırmaya
dönük uygulama ve davranışlarının rekabeti kısıtlayıcı sonuçlar ortaya
çıkaracağı,
- GTŞ’lerin, perakende satış faaliyetlerini gerçekleştirirken kendileriyle aynı
ekonomik bütünlük içindeki dağıtım şirketlerinin tekel konumunu perakende
satış faaliyetleri açısından bir avantaj olarak kullanmasının, tüketicilerin rakip
tedarik şirketlerine geçişlerini zorlaştırdığı ve perakende satış piyasasındaki
rekabeti kısıtlayabildiği ve dağıtım şirketlerinin kendileriyle aynı ekonomik
bütünlük içerisinde bulunan GTŞ’ler lehine ve diğer tedarikçiler aleyhine
ayrımcı davranışlar içerisinde bulunmasının rekabeti kısıtlayıcı nitelik arz
ettiği,
- GTŞ’lerin, faaliyet gösterdikleri bölgelerde yerleşik elektrik sağlayıcısı
konumunda olduklarından, serbest tüketici statüsünü yeni kazanan
tüketicilerin tamamını başlangıçta portföylerinde bulundurduğu ve tutmaya
devam ettiği,
- Dosya mevcudundan, 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında
değerledirilebilecek nitelikteki uygulama ve davranışlarının dağıtım şirketi ile
GTŞ’nin etkileşimi ve dağıtım şirketinin ayrımcı uygulamaları yoluyla ortaya
çıkan rekabeti sınırlayıcı davranışlar, serbest tüketicilerin tedarikçi değişim
sürecinin zorlaştırılması ve geçiş maliyetlerinin artırılması yoluyla
gerçekleştirilen rekabet sınırlayıcı davranışlar ve uzun süreli ve taahhütlü
sözleşmeler yoluyla gerçekleştirilen rekabeti sınırlayıcı davranışlar şeklinde
üç temel kategoride sınıflandırılabileceği,
- 4628 sayılı Kanunu’nda hükme bağlanan, dağıtım faaliyetleri ile diğer piyasa
faaliyetlerinin hukuki ayrıştırmaya tabi tutulmasına ilişkin koşulun henüz tam
anlamıyla hayata geçirilmemiş olması bir yana, dağıtım şirketi ve GTŞ’lerin
söz konusu faaliyetleri mümkün olduğunca bütünleşik ve koordineli biçimde
yürüttüğü,
- Dağıtım şirketinin serbest tüketici bilgilerini diğer tedarikçilerin tüketiciye
erişimini güçleştirmeye yönelik şekilde eksik yayımladığının, bağımsız bir
sistem operasyonu olan ve tüm taraflara eşit biçimde sağlanması gereken
dağıtım hizmetlerinin, GTŞ’nin bir üstünlüğü olarak sunulduğunun ve
dağıtım şirketi bünyesinde çalıştırılan personelin pazarlama, müşteri
ziyareti, bilgi güncelleme ve sözleşme yapma gibi GTŞ’nin yapması gereken
faaliyetlerde prim karşılığı çalıştırıldığının tespit edildiği; tüm bu
uygulamaların GTŞ lehine ayrımcı nitelik arz ettiği ve rakip tedarik
şirketlerinin rekabet edebilmelerini kısıtlayıcı nitelikte olduğu,
- Dosya mevcudunda GEDİZ ve AYDEM bölgelerindeki dağıtım şirketlerinin,
tüm dağıtım sistem kullanıcılarının eşit biçimde yararlandırılması gereken
dağıtım hizmetlerinin sunulmasında, diğer tedarik şirketlerinin müşterileri
aleyhine uygulamalarda bulunduğu ve tedarikçi değişim taleplerinde en
önemli ret sebeplerinden olan “sayaç tebliğine aykırılık – mekanik sayaç
18-36/583-284
141/284
şartı” gerekçelerinin dağıtım şirketleri tarafından GTŞ’lere çok daha az
uygulanarak ayrımcılık yapıldığı,
- GEDİZ ve AYDEM’in, serbest tüketici limitinin altındaki tüketicileri taahhütlü
ve uzun süreli sözleşmelerle veya toplu geçişler yoluyla kendi serbest
tüketici portföyüne geçirmeye yönelik uygulamalarının, bu şirketlerin mevcut
hakim durumlarını korumalarına ve sürekli olarak arttırmasına yol
açabileceği ve bu durumun BTŞ’lerin faaliyetlerinin zorlaştırılması ve pazarın
rakip şirketlere kapanması sonucunu doğurabileceği,
- Diğer tedarikçilerle anlaşma yapmış serbest tüketicilerin tedarikçi değişim
taleplerinin, dağıtım şirketi ya da GTŞ tarafından piyasanın rutin işleyişi
açısından kabul edilebilir ve haklı gerekçelere dayandırılabilir seviyenin
ötesinde, oldukça yüksek oranlarda çeşitli gerekçelerle reddedildiği ve bu
durumun da elektrik perakende satış pazarındaki rekabeti sınırlayıcı etki
doğurabileceği,
- 2014 yılında toplu geçiş uygulamalarını destekleyecek şekilde, GEDİZ ve
AYDEM tarafından yıllık elektrik tüketim miktarları serbest tüketici limitinin
altında olan çok büyük sayıda tüketicinin taahhüt yoluyla serbest tüketici
portföyüne aktarıldığı ve bu kapsamda, serbest olmayan tüketicilere uzun
süreli ve sözleşme süresinin bitiminden belirli bir süre önce itiraz olmaması
halinde kendiliğinden otomatik olarak uzayan taahhütlü sözleşmelerin
imzalatılmasının, bu tüketicilerin henüz serbest tüketici limitini fiilen geçerek
gerçek anlamda serbest tüketici dahi olmamışken GTŞ’ler tarafından
kapatılmalarına yol açtığı ve rakip bir tedarik şirketine geçmelerinin uzun
süreli olarak engellenmiş olabileceği, böylelikle GTŞ’ler dışındaki BTŞ’lerin
faaliyetlerini güçleştirebileceği, GTŞ’ler ile rekabet etme imkanlarını büyük
ölçüde kısıtlayabileceği ve piyasanın rakip teşebbüslere kapanması
sonucunu doğurabileceği,
- Dosya kapsamında, tespit edilen eylemlere ilişkin olarak EPDK’nın yasal ve
ikincil mevzuattan kaynaklanan yetkisinin bulunduğu ve halen EPDK
tarafından konuya ilişkin olarak bir incelemenin yürütüldüğü dikkate alınarak;
serbestleşmenin önünde engel teşkil eden her türlü uygulamaya ivedilikle
son verilmesini teminen 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesinin üçüncü fıkrası
uyarınca hakkında önaraştırma yürütülen teşebbüslere görüş bildirilmesinin
gerektiği
değerlendirilmiştir.
(407) Bu kapsamda 4054 sayılı Kanun’un 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hazırlanan
görüş yazısında ivedilikle sonlandırılması ve kaçınılması gereken davranışlar şu
şekilde sıralanmaktadır:
- Dağıtım şirketi ile GTŞ arasındaki etkileşimin sonucu olarak ortaya çıkan
birtakım davranışlar ile dağıtım hizmetlerinin sunulmasında GTŞ lehine ve
diğer tedarik şirketlerinin aleyhine olan ayrımcı uygulamalar kapsamında;
o Dağıtım ve GTŞ’lerin, ayrıştırma prensiplerine aykırı olarak
faaliyetlerini bütünleşik ve koordineli biçimde yürütmesi,
o GTŞ’lerin dağıtım şirketi vasıtasıyla rakip şirketlerin mevcut
müşterileriyle yaptığı sözleşme bilgilerine ulaşması,
18-36/583-284
142/284
o Tüketicilere gönderilen yazılar veya diğer iletişim kanalları
vasıtasıyla, tüketicilerin GTŞ ile sözleşme yapmaması halinde,
usulsüz elektrik kullanımı nedeniyle elektriklerinin kesileceği
mesajının verilmesi,
o Diğer tedarikçilerin müşterisi olan ve sözleşmesi devam eden
tüketicilere, sözleşmelerin bitim tarihinden uzunca bir süre önce yazı
gönderilerek, bu tüketicilerin GTŞ ile son kaynak tedariği kapsamında
sözleşme yapmaya davet edilmesi,
o Tüketicilerin GTŞ ile sözleşme imzalamaya ikna edilmesi için bu
tüketicilere dağıtım şirketi tarafından ek bazı dağıtım hizmetleri
sağlanacağı yönünde taahhütler içeren protokoller yapılması,
o “Sayaç tebliğine aykırılık – mekanik sayaç” gerekçesiyle yapılan
tüketici geçiş taleplerinin reddinin, GTŞ’nin portföyüne yapılan
geçişler bakımından söz konusu olmaması veya BTŞ’lere yapılan
geçiş taleplerine göre daha nadir olması,
o Mekanik sayaçların elektronik sayaçlarla değişimi konusunda
GTŞ’nin portföyüne geçen tüketicilere öncelik verilmesi,
o Dağıtım şirketi bünyesinde bulunan ve esas olarak dağıtım
faaliyetlerinde (sayaç okuma, elektrik kesme, arıza-bakım, vb.)
çalıştırılmak üzere istihdam edilen personelin, pazarlama, müşteri
ziyareti, bilgi güncelleme ve sözleşme yapma gibi görevli tedarik
şirketinin yapması gereken faaliyetlerde çalıştırılması ve bu
faaliyetlerin, tüketicilere dağıtım hizmetinin bir parçasıymış gibi
gösterilmesi,
o Diğer tedarikçilerin müşterilerine ilişkin endeks okuma-yükleme
işlemlerinin, GTŞ’nin müşterilerine kıyasla daha geç yapılması;
endeks bilgilerinin zamanında ve eksiksiz biçimde paylaşılmaması,
o Elektrik borçlarını ödemeyen müşterilere yönelik olarak diğer
tedarikçiler tarafından yapılan elektrik kesme taleplerinin gecikmeli
şekilde yerine getirilmesi,
o Serbest tüketici listelerinin düzenli olarak ve GTŞ ile paylaşıldığı
detay ve zamanlamayla yayınlanmaması.
- Dağıtım şirketleri ve GTŞ’lerin, serbest tüketicilerin tedarikçi değişim sürecini
zorlaştırmak ve buna bağlı olarak geçiş maliyetlerini artırmak yoluyla
rekabeti sınırlayıcı davranışlar kapsamında ise;
o Serbest tüketici limitini geçen tüketicilerin, onayları alınmadan ve
kendileriyle ikili anlaşma niteliğinde bir sözleşme yapılmadan
indirimsiz olarak ya da düşük indirim oranlarıyla GTŞ’nin serbest
tüketici portföyüne otomatik olarak toplu şekilde aktarılması,
o Tüketicilere, kendileriyle ikili anlaşma imzalandığı bilgisi verilmeden,
mevcut perakende satış sözleşmeleri (PSS) kapsamında bir işlem
yapılıyormuş izlenimi verilerek sözleşme imzalatılması,
o Yetkisiz kişilere sözleşme imzalatılması,
o Başka tedarik şirketine geçiş talebinde bulunan tüketicilerin
yanıltılarak bu tüketicilerle sözleşme imzalatılması,
18-36/583-284
143/284
o Tüketiciye gerekli bilgi verilmeden ve sözleşme şartları tüketicilerle
müzakere edilmeden, tüketicilere yanlış bilgilendirme yaparak ve
imzalama konusunda dayatma yapma yoluna giderek, yetkisiz
ve/veya bilgisiz kişilere sözleşme imzalatılması ve imzalatılan bu
sözleşmenin ilerleyen süreçte tedarikçi değişim talebinin
reddedilmesine dayanak olarak kullanılması,
o Bilgi güncelleme adı altında tüketicilere serbest tüketici sözleşmesi
imzalatılması, sözleşme imzalamayan tüketicilerin elektriklerinin
kesileceğinin ifade edilmesi, bu sözleşmelerin ilerleyen süreçte
tedarikçi değişiminde ret gerekçesi olarak kullanılması,
o Başka tedarik şirketine geçiş talebi, mevcut sözleşmesi bulunduğu
gerekçesiyle veya başka gerekçelerle reddedilen tüketicilerle, ret
işlemi gerçekleştirilen sonraki süreçte temas kurulması ve kendileriyle
sözleşme yapmaya ikna edilmesi, bazı durumlarda tüketiciden
habersiz şekilde sözleşme yapılması,
o Aynı sayaç için yapılan geçiş taleplerinin farklı gerekçelerle defalarca
reddedilmesi,
o Tahakkuk etmemiş borçlar ileri sürülerek, tedarikçi değişim
taleplerinin, tüketicinin borcu olduğu gerekçesiyle reddedilmesi,
o Serbest tüketici statüsündeki tüketicilere ilişkin geçiş taleplerinin,
tüketimin serbest tüketici limitinin altında olduğu gerekçesiyle
reddedilmesi,
o GTŞ portföyüne otomatik ve toplu olarak geçirilmiş bulunan
tüketicilerin tedarikçi değişim taleplerinin, mevcut sözleşmesi olduğu
gerekçesiyle reddedilmesi,
o Serbest tüketici olmak isteyen, ancak geçmiş dönemdeki tüketimi
nedeniyle bu hakkı kullanamayan tüketicilerin taahhütte bulunmak
yoluyla serbest tüketici yapılması mümkünken, bu uygulamaya yalnız
görevli tedarik şirketinin müşterileri açısından izin verilmesi; diğer
tedarik şirketlerinden bu yönde gelen taleplerin gerçekleştirmemesi.
I.6.3. Dosya Kapsamında Tespit Edilen Uygulamalar
(408) Dosya kapsamında yapılan inceleme ve tespitler ışığında, aynı ekonomik bütünlük
içinde yer alan GEDİZ, AYDEM, GDZ EDAŞ ve ADM EDAŞ’ın 4054 sayılı Kanun’un 6.
maddesi kapsamında incelenmesi gereken uygulama ve davranışları iki temel başlık
altında sınıflandırılmıştır:
1) Dağıtım şirketleri bünyesindeki rekabete duyarlı bilgilerin GTŞ’lerin
erişimine açılması ve dağıtım şirketlerinin GTŞ’lere rekabeti kısıtlayıcı nitelikte
avantaj sağlaması çerçevesinde gerçekleştirilen rekabeti sınırlayıcı
davranışlar
2) Serbest tüketicilerin tedarikçi değişim sürecinin zorlaştırılması ve geçiş
maliyetlerinin artırılması yoluyla gerçekleştirilen rekabeti sınırlayıcı davranışlar
a) Portföye Katma Aşamasında Tespit Edilen Davranışlar
Limit Altı Sözleşme Alınması
Usulsüz Sözleşme ve Tarihsiz IA-02 Formu Alınması
18-36/583-284
144/284
b) Portföyde Yer Alma Aşamasında Tespit Edilen Uygulamalar
Birtakım Müşterilerin K1-K2131 Portföyleri Arasında İncelenen
Teşebbüsler Lehine Olacak Şekilde Kaydırılması
c) Portföyden Ayrılma Aşamasında Tespit Edilen Uygulamalar
Tüketiciler ile Yapılan Sözleşmeler
I.6.3.1. Dağıtım Şirketleri Bünyesindeki Rekabete Duyarlı Bilgilerin GTŞ’lerin
Erişimine Açılması ve Dağıtım Şirketlerinin GTŞ’lere Rekabeti Kısıtlayıcı Nitelikte
Avantaj Sağlaması Çerçevesinde Gerçekleştirilen Rekabeti Sınırlayıcı Davranışlar
(409) Yukarıda da bahsedildiği üzere, elektrik dağıtım faaliyeti doğal tekel niteliği arz etmesi
sebebi ile tek bir teşebbüs eliyle yürütülmektedir. Dağıtım şirketi yaptığı işin doğası
gereği kendi görev bölgesinde bulunan tüm tüketicilerin tedarikçi, tüketim ve iletişim
bilgilerine sahiptir. Bu durum ise dağıtım şirketi ile dikey bütünleşik olarak faaliyet
gösteren perakende şirketine, piyasada bağımsız faaliyet gösteren diğer tedarikçi
teşebbüslere kıyasla rekabetçi bir avantaj sağlayabilmektedir. Piyasadaki rekabetçi
yapıyı zedeleyebilecek bu yapısal sorun sebebiyle de doğal tekel niteliğinde olan
elektrik dağıtım faaliyeti ile ticari bir faaliyet olan ve serbestleşme süreci ile birlikte
rekabete açılan elektrik tedarik faaliyetinin birbirinden ayrıştırılmasının önemi
gündeme gelmiştir.
(410) İlk olarak 1998 yılında Kurul tarafından verilen görüşte dağıtım ile tedarik faaliyetleri
arasında mülkiyet ayrıştırılması yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Söz konusu tutum
2005 yılında dağıtım özelleştirmelerine ilişkin verilen görüşte yinelenmiştir. Takip eden
süreçte ise perakende ve dağıtım faaliyetlerinin birbirinden ayrışması dağıtım
özelleştirmelerinin şartnamelerine girmiş ve EPDK tarafından düzenlenmiştir. Ayrıca
Aydem elektrik dağıtım bölgesinin özelleştirilmesine ilişkin 08.05.2008 tarihli ve 08-
32/397-134 sayılı kararda, 2005 yılındaki Kurul görüşünün ele alınan bildirim
kapsamında da geçerli olduğu belirtilmiş, bunun yanı sıra taraf geçiş döneminin
sonuna kadar dağıtım faaliyetinin elektrik piyasasındaki diğer faaliyetlerden hukuki
olarak ayrıştrılması işlemini gerçekleştireceğine ilişkin bir taahhüt sunmuştur. Sonuç
olarak ilgili işleme 4628 sayılı Kanun’nun geçici 9. maddesinde yer alan geçiş
dönemine kadar dağıtım faaliyetinin elektrik piyasasındaki diğer faaliyetlerden hukuki
olarak ayrıştırılmasını içeren 28.4.2008 tarih ve 306 sayılı taahhütname çerçevesinde
izin verilmiştir.
(411) Ancak ülkemizde tercih edilen yöntem olan hukuki ayrıştırma, dağıtım ve tedarik
şirketlerinin birbirinden ve iki şirketin kontrolünü elinde bulunduran ana teşebbüsten
etkilenmesini ve üst pazarda doğal tekel niteliğindeki yapının alt pazarda kendi
bünyesindeki yerleşik şirket lehine ayrımcı davranışlarda bulunma imkânını tamamen
ortadan kaldırmakta yeterli olamayabilmektedir. Hukuki ayrıştırma yönteminde,
birbirlerine organik olarak bağlı bulunan şirketlerinin, birbirlerinden rekabete duyarlı
(stratejik) bilgi edinme güdülerinin ortadan kalkmaması nedeniyle rakip üretim ve
tedarik şirketleri dezavantajlı konuma gelebilmekte ve piyasalardaki rekabet olumsuz
şekilde etkilenebilmektedir132.
131 K1: Her yıl EPDK tarafından belirlenen serbest tüketici limitinin altında tüketimi bulunan veya
tüketimleri bu sınırı geçmekle birlikte herhangi bir tedarikçi ile ikili sözleşme imzalamadan düzenlenen
tarifeler üzerinden elektrik alan tüketicilerdir.
K2: Elektriğini serbest tüketici hakkını GTŞ ile ikili anlaşma yaparak kullanan tüketiciler grubudur.
132 ŞAHİN, S.Y. (2012), “Enerji Sektöründe Ayrıştırma”, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi,
Rekabet Kurumu, Ankara.
18-36/583-284
145/284
(412) Nitekim Komisyon’un Enerji Sektör Araştırması Raporunda da hukuki ayrıştırmanın
eksikliklerine yer verilmektedir. Buna göre, ayrıştırılan şebeke şirketi ile üretim ve/veya
tedarik şirketinin aynı binada veya tesiste bulunması, ortak bilgi-iletişim sistemlerinin
kullanılması, çalışanların aynı bina ve tesisleri kullanmak veya bir arada eğitim almak
suretiyle iletişim ve temas halinde olmaya devam etmesi gibi unsurların tümü
ayrıştırılan şirketler arasında yakın koordinasyonun ve “özel bir ilişki”nin devamına yol
açmaktadır.
(413) Mevcut durumda 6446 sayılı Kanun’un 9. maddesi uyarınca bir dağıtım şirketinin tüm
piyasa katılımcılarına eşit mesafede olması ve herhangi bir ayrımcı davranış içinde
bulunmaması beklenmektedir. Aksi takdirde dağıtım faaliyetini yürütmekte olan bir
şirketin elindeki tüketicilere ait tüketim, tedarikçi ve iletişim bilgilerini herhangi bir
tedarikçi ile paylaşması durumunda, anılan bilgileri elde eden tedarikçi rakiplerine karşı
göz ardı edilemeyecek bir ticari avantaja sahip olabilecektir. Kaldı ki, GTŞ’lerin görevli
bulundukları dağıtım bölgesinde, faaliyete başladıkları dönemin başında zaten hemen
hemen tüm müşteri portföyünü ellerinde bulundurmaları nedeniyle diğer tedarik
şirketlerinin, başta serbest tüketici müşteri bilgilerine erişim bakımından karşılaştıkları
giriş engelleri GTŞ’ler için söz konusu değildir. Benzer şekilde, dağıtım şirketinin
sunmuş olduğu sayaç okuma, bakım-onarım ve arıza giderilmesi gibi hizmetlerde belli
bir tedarik şirketinin müşterilerinin lehine davranışlar sergilemesi de söz konusu
tedarikçiye rekabetçi avantaj sağlayacaktır. Hakim durumdaki dağıtım şirketi, dikey
bütünleşik yapı içinde bulunduğu alt pazardaki perakende şirketi lehine söz konusu
avantajları kullanmak suretiyle tedarik pazarında rekabetin bozulmasına neden
olabilecek ve rakip tedarik şirketlerinin piyasadaki faaliyetlerinin zorlaştırılmasına ve
hatta pazardan dışlanmalarına sebep olabilecektir. Dolayısıyla bahse konu
davranışlar, 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ihlal edilmesi anlamına gelebilecektir.
I.6.3.1.1. Ayrıştırma Süreci
(414) Dağıtım şirketlerinin ilgili bölgelerdeki GTŞ’ler lehine ayrımcı uygulamalarına ilişkin
değerlendirmelerden önce ayrıştırma süreçlerine ilişkin bilgi verilmesinde fayda
görülmektedir. ADM ve GDZ EDAŞ tarafından ilgili EPDK mevzuatı uyarınca
01.01.2013 tarihinden itibaren dağıtım ve tedarik faaliyetlerinin ayrı tüzel kişilikler
altında yürütülmeye başlandığı ve 2015 tarihinden itibaren dağıtım ve GTŞ’nin farklı
unvan ve logolar kullanmak suretiyle faaliyet gösterdikleri belirtilmiştir133.
(415) Bununla birlikte, GDZ EDAŞ’tan elde edilen “Hukuki Ayrıştırma Formu” konulu
30.11.2016 tarihli e-posta (Belge 48) ekinde EPDK’ya gönderilmek üzere hazırlanmış
hukuki ayrıştırma formlarından hem Gediz hem de Aydem bölgesinde şirketlerin bilgi
işlem altyapı ayrışmasının tamamlanmadığı ve fiziksel olarak aynı binalarda hizmet
vermeye devam ettikleri anlaşılmaktadır. Aynı konuya ilişkin olarak dağıtım ve tedarik
şirketleri arasında yine aynı tarihte yapılan “Hukuki Ayrıştırma Yazısı” konulu
yazışmalarda (Belge 36) ise birkaç küçük ilçe dışında fiziksel anlamda tamamen
ayrışıldığı, bilgi işlem altyapıları için ise, GDZ’den tamamen ayrışıldığı, ADM’de bu
ayrışmanın 01.01.2017 tarihinde sağlanmasının planlandığı ifade edilmiştir.
(416) Şirketlerde yapılan yerinde incelemelerde elde edilen e-postalarda bilgi işlem
sistemlerine ilişkin ayrıştırma işlemlerinin modüller halinde ilerlediği, dağıtım ve tedarik
şirketlerinin her modül bazında görebileceği ve işlem yapabileceği alanların
sınırlandırıldığı anlaşılmaktadır. Bu noktada, “Fw. CRM Hk” konulu e-postadan (Belge
40) ayrışma sürecinin tamamlanmasının zaman alan ve uygulamada karşılaşılan
133 Ayrıca bkz. “FW: Eski basılı evrak ve stickerler” başlıklı e-posta (Belge 111/37) .
18-36/583-284
146/284
hataların düzeltilmesi suretiyle ilerleyen bir süreç olduğu ve “RE: Serbest Tüketici
Modüllerinde DG/PS Ayrımı” konulu e-postadan (Belge 38) ise kullanıcılara verilen
yetkilerin zaman zaman şirket içinde tartışmalara yol açtığı ve işlemlerin hatalı
gerçekleşmesi riskini doğurduğu görülmektedir.
(417) Fiziksel ayrışmanın da tam olarak tamamlanamadığı ADM EDAŞ ve AYDEM
bakımından, 10-11.01.2017 tarihinde gerçekleştirilen yerinde incelemelerde söz
konusu şirketlerin aynı binanın farklı katlarında hizmet verdiği tespit edilerek teyit
edilmiştir. Ayrıca, GDZ EDAŞ’tan elde edilen “2. Kat perakende elemanlarının
kullandığı odalar” konulu e-postada (Belge 47) yer alan ifadelerden de GEDİZ
personelinin bir kısmının GDZ EDAŞ binasını kullandıkları tespit edilmiştir.
(418) Bununla birlikte, şirketlerin dağıtım şirketi ile tedarikçi arasında oluşabilecek
koordinasyon riskini bertaraf etmeyi amaçladıkları ilgili yazışmalardan anlaşılmaktadır.
Örneğin, “RE: Tedarikçi iletişim konu listesi” konulu e-postada (Belge 45) yer alan
yazılım kurgulamasının tedarikçi ile koordinasyona yol açmaması gerektiği
vurgulanmaktadır. Yine, “FW: Eski basılı evrak ve stickerler” başlık e-postada (Belge
37) ayrıştırma işlemleri sonucunda dağıtım ve tedarik şirketlerinin değişen unvanlarına
uygun olarak matbu evraklar üzerindeki eski logoların sticker ile kapatılması gerektiği
ve bu talimata uymayanlar hakkında idari işlem yapılacağı belirtilmektedir.
(419) Yukarıda yer verilen bilgi ve belgelerden, inceleme konusu şirketlerin ayrışma
işlemlerinin henüz tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, rekabet hukuku
bakımından önemli olan husus sektörel düzenleme kapsamında yer alan ayrıştırma
ilkelerine aykırı davranılması değil bu aykırılıklar aracılığıyla hâkim durumun kötüye
kullanılarak rekabetin kısıtlanması olup aşağıda bu konudaki değerlendirmeye yer
verilmektedir:
I.6.3.1.2. Rekabete Duyarlı Bilgilerin GTŞ’nin Erişimine Açılması
(420) İşbu dosya kapsamında “Rekabete Duyarlı Bilgilerin GTŞ’nin Erişimine Açılması” ile
kastedilen, fonksyionel ayrıştırmanın tesis edilmesi amacıyla aralarında hukuki
ayrıştırma bulunan dağıtım şirketi ile GTŞ arasında, GTŞ’nin olağan faaliyetleri
çerçevesinde elde edebilmesi mümkün olmayan, özellikle rakiplere ait stratejik veya
önemli bilgilerin GTŞ’nin erişimine açılmasıdır. Bu elektrik piyasasının kendine has
özellikleri nedeniyle sadece dağıtım şirketinin uhdesinde bulunan birtakım bilgilerin
doğrudan veya dolaylı olarak GTŞ ile paylaşılması, GTŞ’ye elektrik perakende satış
piyasasında rekabet karşıtı bir avantaj sağlamaktadır.
(421) Elektriğin perakende satışı pazarındaki tedarikçiler, gerçekleştirdikleri saha
çalışmalarıyla potansiyel müşterilerini belirlemekte ve bu müşterilere ait tüketim miktarı
gibi çeşitli bilgilere erişebilmektedir. Söz konusu çalışma; emek ve zaman isteyen,
dolayısıyla tedarik şirketleri bakımından maliyet içeren bir süreçtir. Söz konusu
bilgilerin dağıtım şirketleri aracılığıyla GTŞ ile paylaşılması veya GTŞ’lerin dağıtım
şirketi ile birlikte kullandıkları bilgi işlem altyapı sistemi vasıtasıyla bu bilgilere erişmesi
durumunda GTŞ’ler, BTŞ’lerin katlandıkları maliyetlere katlanmadan potansiyel
müşterilerini belirleyebilmekte ve onlara dönük pazarlama faaliyetlerini
yürütebilmektedir. Bu husus ise tedarik şirketleri arasındaki rekabetçi sürecin zarar
görmesine yol açmakta ve diğer tedarikçiler bakımından rekabetçi bir dezavantaj
yaratmaktadır.
(422) Yapılan incelemelerde, GEDİZ ve AYDEM’in faaliyet gösterdikleri bölgelerdeki serbest
tüketicilere ait geçmiş tüketim verileri, iletişim bilgileri, mevcut tedarikçi bilgileri, okuma
18-36/583-284
147/284
metotları gibi oldukça detaylı verilere sahip olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu bilgilerin
ne suretle elde edildiği anılan belge içeriklerinden anlaşılamamaktadır.
(423) “RE: Kopya 01022016_Kesinleşmiş Liste_Gediz. xlsx” konulu e-postada (Belge 51),
şirket avukatı, portföy geçişlerine ait çeşitli başlıklar altında paylaşılan bilgiler hakkında
şu soruları sormaktadır:
“Konuyu anlamak ve riskleri tespit etmek için aşağıdaki soruları soruyorum.
1. Göndermiş olduğunuz listeyi hangi PYS ekranından çekiyorsunuz?
Mail ekindeki listede:
2. Gediz’in diğer tedarikçiden aldığı tesisatların geçmiş tüketim bilgisini
nereden temin edebiliyoruz? Aynı şekilde diğer tedarikçi, Gediz K2’den aldığı
tesisatlar için benzer verileri görebiliyor mu?
3. Diğer tedarikçiden ulusala düşen tesisatlarda tüketimler ve portföy
hareketleri gibi veriler görülüyor. Bu bilgilere nereden erişebiliyoruz?
4. Bölge dışı tesisatlar isimli tablo, önceki tablolara göre daha sade. Aynı
şekilde bölge dışı tesisatlar için eski tedarikçi bilgisi tüketim vb. gibi detaylı veri
çekebiliyor muyuz? “
(424) Bu belgeye ilişkin teşebbüs tarafından yapılan savunmada, şirket avukatının sormuş
olduğu soruların aslında bir rekabet ihlalinin varlığını tespit etmekten ziyade
çalışanların yapmış oldukları işlemin mahiyetini anlamaya yönelik olduğu, yapılan
uygulama kapsamında herhangi bir rekabet riski barındıracak durumun oluşup
oluşmadığının tespit edilmeye çalışıldığı, e-postada bahse konu olan işlemin herhangi
bir şekilde rekabete aykırılık içermediği ve ilgili bilgilerin çalışanlar tarafından PYS
ekranlarından çekilen raporlara ilişkin olduğunun tespit edildiği, şirket avukatının
sorduğu soruların da bilginin kaynağını tespit etmeye yönelik olduğu belirtilmiştir. Bu
bakımdan bu belgeye konu bilgilerin dağıtım şirketinden elde edildiğine dair bir tepitte
bulunulamamıştır.
(425) AYDEM çalışanları arasında gerçekleşen “Tedarikçi Değ” konulu e-posta yazışması
(Belge 41) ekinde yer alan aynı adlı excel dosyasında, tedarikçi değiştiren 303 adet
sayaca ilişkin olarak ölçüm noktası adresi, ortalama yıllık tüketim, okuma tipi, ölçüm
noktası, bağlantı noktası gerilimi gibi bilgilere rastlanılmıştır. “FW: OSB Müşterileri”
başlıklı e-posta yazışmasında (Belge 42) ise müşterilerin tedarikçi bilgilerinin, sayaç
okuma durumunun ve sayaç okuma tipini gösterir ekran görüntüsünün AYDEM içinde
paylaşıldığı anlaşılmaktadır. Benzer şekilde, GEDİZ’de bulunan “D.T.” başlıklı excel
tablosunda (Belge 54) 521 serbest tüketiciye ait sayaç cinsi, ilk ve son okuma bilgileri,
indirim metot ve tutarları ve sözleşme başlangıç tarihleri gibi bilgiler bulunmaktadır.
“Aydem DT Müşteri ziyaret hedefi” konulu e-postada (Belge 49) Aydem bölgesinde
diğer tedarikçilerin portföyünde bulunan müşteri adedi ve bu müşterilerin tüketim verisi
yer almakta, söz konusu müşterilere ilişkin saha personelinin ziyaret planı
oluşturulmaktadır. İlaveten, “Bölge Durumu_Özet” adlı excel dosyasında (Belge 43),
rakip tedarik şirketlerinin hem Aydem hem de Gediz dağıtım bölgesinde, Temmuz
2016 ile Ağustos 2016 arasında portföylerindeki müşteri adeti ve müşteri
tüketimlerindeki değişimler yer almaktadır. Ayrıca “Saha Okuma Personeli
Performansı” konulu e-postada (Belge 53) dağıtım şirketinin personeli olan ve sayaç
okuması yapan çalışanların performans bilgilerinin GTŞ’nin elinde bulunduğu
anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, “dt analizleri” konulu e-posta metninde (Belge 52),
“FW: DT İskonto Tablosu Oluşturulması” konulu e-posta (Belge 50) ekinde yer verilen
excel tablosunda ve “Kopya 842_Aydem_Aktif”, “Kopya 842_Aydem_Mayıs2016” ve
“Kopya 842_Gediz_Aktif_Mayıs2016” başlıklı excel dosyalarında, rakip tedarikçi
18-36/583-284
148/284
portföyündeki müşterilerin unvanı, hangi rakip tedarikçi portföyünde bulunduğu ve
tüketim miktarı bilgileri yer almaktadır.
(426) Taraflarca bu belgeler bakımından yapılan savunmalarda, excellerde yer aldığı
belirtilen sözleşme süresi ve indirim oranı bilgilerinin dağıtım şirketlerinin bünyesinde
bulunmadığı, GTŞ'lerde bulunabilen bu tip bilgilerin kaynağının kimi durumda sayaç
okuma sonuçları veya GTŞ'lerin kendi PYS ekranları aracılığıyla GTŞ'ler tarafından
edinilebilen bilgiler olduğu, kimi durumlarda GTŞ saha personelinin ziyaretleri ve/veya
pazardaki istihbarati bilgileri çerçevesinde edinilebildiği, bu bilgilerin birçoğunun
özellikle özelleştirme sürecinin başında yapılan özelleştirmenin doğası gereği
GTŞ'lerde bulunduğu, söz konusu geçmiş bilgilerden yola çıkılarak GTŞ'lerin geleceğe
yönelik çeşitli projeksiyonlarda bulunmasının ve çeşitli ortalama tüketim düzeyi
tahminlerinde bulunmasının mümkün olmadığı, ancak, bu tür çalışmaların sadece
GTŞ'lerin değil BTŞ'lerin veya herhangi bir faaliyet alanı ile iştigal eden tüm
teşebbüslerin ticari faaliyetlerini yönlendirmek amacıyla yapabilecekleri geçmişe veya
kamuya açık bilgiler üzerinden yapılmakta olduğu belirtilmiştir.
(427) Dosya kapsamında yapılan inceleme neticesinde, söz konusu bilgilerin hangi
kaynaklardan elde edildiği tam olarak anlaşılamamakta ve bu bilgilerin dağıtım şirketi
tarafından GTŞ’ye sağlandığı ortaya konulamamaktadır. Bunun yanı sıra tedarikçi
değişim sürecinde PYS ekranından müşterinin yıllık tüketim bilgisi ile hangi tedarikçiye
geçtiği bilgisi görülebilmektedir. Bir başka deyişle, GTŞ portföyüne aldığı serbest
tüketicilerin veya serbest tüketici iken ulusal tarifeden hizmet almaya başlayan ve
dolayısıyla doğrudan GTŞ portföyüne katılan müşterilerin bir önceki tedarikçi bilgisi ile
yıllık tüketim miktarlarını görebilmektedir. Benzer şekilde GTŞ, kendi portföyünde
bulunan serbest tüketicilerin bir başka tedarikçi portföyüne geçmesi halinde hangi
tedarikçinin portföyüne geçtiğini ve yıllık tüketim miktarına erişebilmektedir. Ancak
müşterinin diğer tedarikçi portföyündeyken bir diğer tedarikçi portföyüne geçmesi
halinde yeni tedarikçiye ait bilgiler GTŞ tarafından PYS ekranında görülememektedir.
Yukarıda sıralanan bilgilerin dağıtım şirketinden sağlandığının ortaya konulamaması
yanı sıra söz konusu bilgilerin bazılarının GTŞ’lerin portföylerinden ayrılan müşterilere
ilişkin olabileceği, dolayısıyla PYS ekranından, bazılarının da saha çalışmalarından
elde edilebileceği değerlendirilmiştir.
(428) Dolayısıyla dağıtım şirketi tarafından doğrudan GTŞ’ye gönderilmiş olan ve söz
konusu bilgileri içeren paylaşıma rastlanılmadığından, dağıtım şirketlerinin GTŞ’lerin
erişimine rekabete duyarlı bilgileri açtığı tespitine yol açabilecek sistematik bir davranış
ortaya konulamamıştır. Sonuç olarak tarafların bu yolla 4054 sayılı Kanun’un 6.
maddesi kapsamında hakim durumun kötüye kullandığı tespit edilememiştir.
I.6.3.1.3. Dağıtım Şirketinin GTŞ’ye Rekabeti Kısıtlayıcı Nitelikte Avantaj
Sağlaması
(429) İşbu dosya kapsamında “Dağıtım Şirketinin GTŞ’ye Rekabeti Kısıtlayıcı Nitelikte
Avantaj Sağlaması” ile kastedilen elektrik dağıtım şirketinin doğal tekel olarak
yürüttüğü faaliyetlerin, GTŞ lehine elektrik perakende piyasasında kaldıraç olarak
kullanılması ve böylelikle serbest tüketicilere yönelik ilgili pazarlarda rekabetin GTŞ
lehine kısıtlanmasıdır.
(430) Rekabete duyarlı bilgilerin GTŞ’nin erişimine açılması yanında değerlendirilmesi
gereken bir diğer önemli husus ise dağıtım şirketinin GTŞ’ye rekabeti kısıtlayıcı
nitelikte avantaj sağlamasıdır. Bahse konu davranış ile ilgili elektrik dağıtım bölgesinde
görevli olan dağıtım şirketi ve GTŞ’nin uygulamaları ile GTŞ lehine rekabetçi avantaj
yaratılmaktadır.
18-36/583-284
149/284
(431) GEDİZ’de yapılan yerinde incelemede bulunan 05.05.2015 tarihli ve “FW: saha
personeli yap/yapma listesi” başlıklı e-posta ekinde yer alan belgede (Belge 55)
perakende şirketinin dağıtım şirketinin devamı olduğu yönündeki ifadelerden
kaçınılması, kesinti, arıza, sayaç değişikliği vb. dağıtım şirketinin sorumluluğundaki
hizmetler için aracı olunmaması ve bu tip müşteri talepleri için, müşteri dağıtım
şirketine yönlendirilmesi, dağıtım şirketi personeli ile şirket faaliyet alanına giren
konularda e-posta gönderilmemesi gerektiği belirtilmiştir.
(432) “RE: Endeksör Hakkında Bir soru” konulu e-posta (Belge 46), ADM EDAŞ’ın AYDEM’in
portfoyünde bulunan K1 ve K2 müşterileri ve GDZ EDAŞ’ın GEDİZ portfoyünde
bulunan K1 ve K2 müşterileri için ödeme bildirimi bıraktığı şüphesi uyandırmıştır.
AYDEM’de bulunan ve GDZ EDAŞ çalışanları arasında gerçekeleşen “RE” başlıklı e-
posta yazışmasında (Belge 39) ise kesme açma işlemi gerçekleştiren personelin
yüksek tüketimi olan tüketicileri işletmeye yönlendirmeleri hususunda bilgilendirildiği
anlaşılmaktadır. Bu belge kapsamında yönlendirme yapan personelin dağıtım
personeli mi GTŞ personeli mi olduğu tam olarak belirlenememiştir.
(433) THY’nin 12. maddesi regüle (K1) müşteriler bakımından dağıtım şirketinden ödeme
bildirimi hizmeti alınmasına müsaade etmektedir. Ayrıca regüle müşteriler bakımından
GTŞ’nin herhangi bir rakibi olmadığından, bu tüketicilerin ödeme bildirimlerinin dağıtım
şirketi personelince bırakılmasının pazardaki rekabeti sınırlayan bir yanı
bulunmamaktadır. Ancak serbest tüketiciler bakımından GTŞ’ler BTŞ’ler ile rekabet
halindedir. BTŞ’lerin ilave hizmet alımı yaparak veya saha ekibi kurarak
gerçekleştireceği fatura bırakma işleminin, GTŞ’ler adına dağıtım şirketince
gerçekleştirilmesi pazarda rekabeti bozabilecektir.
(434) Dosya kapsamında serbest tüketicilere fatura ve ilan bırakma faaaliyetleri için AYDEM
tarafından Denizli’de Buluş Enerji Bilişim Turz. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.
(BULUŞ); Muğla’da Körfezim Elektrik Gıda Nak. İn. Turz. Temz. İth. İhr. San. ve Tic.
Ltd. Şti. (KÖRFEZİM) ve Aydın’da Zeybek proje Yenilenebilir Enerji İnş. San. ve Tic.
A.Ş.’den (ZEYBEK) hizmet alımı gerçekleştirilmektedir. Sözleşmelerin 3.1. maddesi
uyarınca yüklenici şirket, belirlenen bölgelerdeki müşteriler ile ilgili olarak ödeme
bildirimi bırakma, ihbarname dağıtımı, bilgi güncelleme, bildirim dağıtımı (reklam,
broşür, bilgi notu vb. ) gibi sözleşmenin konusunu oluşturan ve AYDEM tarafından
verilecek işleri sözleşmede belirlenen ücret karşılığında gerçekleştirecektir. Aynı
şirketler, ADM EDAŞ ile gerçekleştirdikleri sözleşmeler uyarınca aynı illerde endeks
okuma, enerji açma, sökme ve takma hizmetlerini sunmaktadır. Sözleşmelerin 4.
maddesine göre, sayaçlara ait endekslerin okuma planına göre tespiti, tespit edilen
endekslerin ilgili yazılıma aktarılması, fatura ve ödeme/okuma bildirimlerinin mevzuat
çerçevesinde tanzimi ve tüketiciye bırakılması, alçak gerilim seviyesinden hizmet alan
tüketicilerin enerjilerinin kesilmesi ve açılması, sayaç mühürlerinin kontrolü, kaçak ve
usulsüz elektrik alanların tespiti, sayaçların sökülmesi ve takılması hizmetleri yüklenici
şirketler tarafından sunulmaktadır.
(435) Gediz dağıtım bölgesinde de benzer bir durum söz konusudur. Serbest tüketicilere
fatura ve ilan bırakma faaliyetleri; Manisa’da GEDİZ ile BULUŞ; İzmir ili güney
bölgesinde GEDİZ ile KÖRFEZİM ve İzmir kuzey bölgesinde GEDİZ ile Setaş Bilişim
İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti. (SETAŞ) arasındaki sözleşmeler uyarınca adı geçen
teşebbüsler tarafından sağlanmaktadır. Sözleşmelerin 3.1. maddesi uyarınca yüklenici
şirket, belirlenen bölgelerdeki müşteriler ile ilgili olarak ödeme bildirimi bırakma,
ihbarname dağıtımı, bilgi güncelleme, bildirim dağıtımı (reklam, broşür, bilgi notu vb. )
gibi sözleşmenin konusunu oluşturan ve GEDİZ tarafından verilecek işleri sözleşmede
18-36/583-284
150/284
belirlenen ücret karşılığında gerçekleştirecektir. Aynı şirketler, GEDİZ EDAŞ ile
gerçekleştirdikleri sözleşmeler uyarınca aynı illerde endeks okuma, enerji açma,
sökme ve takma hizmetlerini sunmaktadır. Sözleşmelerin 4. maddesine göre,
sayaçlara ait endekslerin okuma planına göre tespiti, tespit edilen endekslerin ilgili
yazılıma aktarılması, fatura ve ödeme/okuma bildirimlerinin mevzuat çerçevesinde
tanzimi ve tüketiciye bırakılması, alçak gerilim seviyesinden hizmet alan tüketicilerin
enerjilerinin kesilmesi ve açılması, sayaç mühürlerinin kontrolü, kaçak ve usulsüz
elektrik alanların tespiti, sayaçların sökülmesi ve takılması hizmetleri yüklenici şirketler
tarafından sunulmaktadır.
(436) Elektrik piyasasında yerleşik konumda bulunan teşebbüslerin maliyetlerini azaltmak ve
etkinliği artırmak adına hizmet alımı yapması ticari hayatın doğal akışına uygundur.
Dağıtım şirketinin sayaç okuma ve düzenlenen tarifeler üzerinden elektrik alan
müşterilere fatura bırakma faaliyetleri için ya da GTŞ’nin yapmış olduğu ikili
anlaşmalara yönelik faturalama için hizmet alımı yapmasının önünde EPDK’nın ikinci
düzenlemeleri kapsamında bir engel de bulunmamaktadır.
(437) Dosya kapsamındaki tespitler dağıtım şirketlerinin (GDZ EDAŞ, ADM EDAŞ) doğal
tekel olarak yürüttüğü faaliyetleri ile GTŞ’lere (GEDİZ ve AYDEM) rekabeti kısıtlayıcı
nitelikte avantaj sağlandığını gösterir sistematik bir teşebbüs politikasını ortaya
koyamamaktadır. Bu nedenle tarafların bu yolla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini
ihlal ettiği tespit edilememiştir.
I.6.3.2. Limit Altı Müşterilerden İkili Anlaşma Alınması
(438) Bir tüketicinin kendi tedarikçisini seçerek ikili anlaşma yapabilmesi ve buna bağlı olarak
da indirimli elektrik kullanabilmesi için ilgili tüketicinin her yıl EPDK tarafından
belirlenen serbest tüketici limitinin üzerinde bir tüketime sahip olması gerekmektedir.
Bir tüketicin tüketiminin serbest tüketici seviyesine gelmesiyle birlikte, söz konusu
tüketici yerleşik tedarikçiden veya BTŞ’lerden gelecek tekliflere açık hale gelmekte, bu
çerçevede tedarikçiler söz konusu tüketicileri kendi portföylerine katmak için rekabet
etmektedirler. Limit altında olan tüketiciler elektriklerini münhasır olarak yerleşik
tedarikçi olan GTŞ’den almaktadırlar. Tüketiciler elektrik tedariki ile ilgili iş ve işlemleri
için (fatura ödeme, güvence bedeli alma/verme, bilgi alma, PSS imzalama vs.) GTŞ’nin
sahip olduğu müşteri ilişkileri merkezine gelmekte olup ilgili merkezlere geldiklerinde,
GTŞ’ler müşterilerin sahip oldukları düşük bilgi ve bilinç seviyesinden yararlanarak
onlarla ikili anlaşma imzalamaktadır. Sonrasında ilgili tüketici serbest tüketici hakkını
kazanınca söz konusu ikili anlaşmalar kullanılarak tüketicinin GTŞ’nin ikili anlaşma
portföyüne kaydedilmesi, BTŞ’ler bakımından pazarı kapayıcı bir etki yaratabilecektir.
Bu halde, müşteriler diğer BTŞ’lerden alacakları teklifleri değerlendirmeden, başka bir
deyişle rekabetten beklenen süreçler işletilmeden ve faydalar doğmadan hâkim
durumdaki GTŞ’lerin portföyüne katılmaktadırlar.
(439) GEDİZ ve AYDEM’de yapılan incelemelerde henüz serbest tüketici hakkını
kazanmamış tüketicilerden ikili anlaşma alındığına ilişkin belgelere rastlanmıştır.
AYDEM’de yapılan incelemede edinilen 27.01.2015 tarihinde AYDEM Satış Müdürü
ve AYDEM Satış Yönetmeni arasında geçen “4.000 kwh altı sözleşme” başlıklı e-
postada yer alan ifadeler aşağıdaki gibidir (Belge 1):
27.01.2015 H. Ü. > D. E.
“(…..) hn
Bu dönem 4.000 kwh altı sözleşme yapılmış mı? (…..) kontrol edebilir mi?
Kolay gelsin.”
18-36/583-284
151/284
27.01.2015 D. E. > H. Ü.
“(…..) bey,
Bence liste çekmiş, haftalık satış raporumuzu kontrol ediyordum. 704 adet 4000 altı
sözleşme var. Bunlardan limiti geçmeyeceği kesin olan 60 tanesi giriş listesine
alınmamıştır.
3800-4000 arası 44
2015 1. ay tüketimi 300 kwh ustu 184
Yeni abonelik 258
Limiti geçebilecek sayı 486
Bu 218 sözleşme içinde de isim değişikliği olup yüksek tüketenler vardır. 2015
yılında limiti geçemeyecek müşterilerimiz ile yapılan ikili anlaşmalar daha sıkı kontrol
edilecektir.”
27.01.2015 H. Ü. > D. E.
“3800 üstü kalabilir. Bilgi sadece sizde olsun
İyi çalışmalar...
(…..)”
(440) AYDEM’de yapılan incelemede edinilen 11.02.2015 tarihinde AYDEM Satış Müdürü
tarafından satış temsilcilerine gönderilen “4.000 kwh” konulu e-postalarda, satış
temsilcilerine 4.000 kWh altı toplam 362 adet sayaçla neye istinaden ikili anlaşma
yapıldığı sorulmaktadır (Belge 2).
(441) Bu noktada "Serbest tüketicilere" ilişkin düzenlemelerin yer aldığı THY’nin 20.
maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde 18.03.2015 tarihli ve 29299 sayılı Resmi
Gazete'de yayımlanan yönetmelik ile yapılan değişikliğe kadar "İçinde bulunulan yılda
serbest tüketici limitini geçeceğini görevli tedarik şirketine taahhüt eden ve bağlantı
anlaşmasındaki bağlantı veya sözleşme gücü dikkate alınarak hesaplanan tüketim
değeri serbest tüketici limitini geçen yeni tüketicilerin" de serbest tüketici olduğuna
ilişkin hüküm bulunmaktadır. Bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri Mart 2015 tarihine
kadar GTŞ'lere serbest tüketici limitini geçeceğini taahhüt eden tüketiciler ile GTŞ'lerin
ikili anlaşma yapmalarına cevaz vermektedir.
(442) Bu nedenle 18.03.2015 tarihi öncesine ait olan bu iki e-postadaki işlemlerin EPDK
mevzuatı ile uyumlu olduğu söylenebilecekse de AYDEM’de yapılan incelemede
edinilen 09.02.2016 tarihinde AYDEM Denizli Bölge Sorumlusu tarafından gönderilen
ve ekinde bazı tesisatlara ilişkin bilgilerin yer aldığı, “Geri dönen ST sözleşmeler”
başlıklı e-posta ilgili değişiklik sonrasına ait olup limit altı müşterilerden ikili anlaşma
alınması davranışının belli ölçüde devam ettiğini göstermektedir. İlgili e-posta şu
şekildedir (Belge 4):
“Merhaba arkadaşlar,
Ekli dosyada kolay portal kaydını yaptığınız fakat 3600 KW tüketim limitini geçmeyen
tesisatlar yer almaktadır. 3600 KW limitini henüz geçmemiş fakat geçmek üzere olan
tesisatlarla anlaşma yapabilirsiniz fakat bunları kolay portal’ a limiti geçtikten sonra
giriş yapılması gerekmektedir. 1000 KW – 2000 KW – 500 KW gibi tüketimli
müşterilerin kesinlikle anlaşma yapılmaması gerekmektedir. Öncelikle yapılan
anlaşmaların doğru olması ve kolay portal kayıtlarının da buna endeksli olarak doğru
yapılması büyük önem taşımaktadır.”
18-36/583-284
152/284
(443) Söz konusu belgeden anlaşılacağı üzere, mevcut tüketim limiti olan 3.600 kWh’i
geçmeyen ancak limite yaklaşan tüketicilerden ikili anlaşma alınabileceği, ancak bu
ikili anlaşmaların ilgili tüketici limiti geçtiğinde sisteme yüklenmesi gerektiği ifade
edilmektedir.
(444) İlk bakışta limit altı tüketicilerle ikili anlaşma imzalanmasının, EPDK mevzuatına uygun
olmamasına rağmen, tüketicilere indirimli elektrik sağlaması nedeniyle tüketicilere bir
fayda yarattığı ileri sürülebilir. Ancak daha önce de ifade edildiği üzere, ikili anlaşma
alınması, tüketicilerin serbestleşmeye ilişkin bilgi ve bilinç seviyelerinin düşüklüğünden
yararlanılarak yapılmaktadır. Bu nedenle GEDİZ ve AYDEM’in limit altı tüketicilerle ikili
anlaşma yapması, söz konusu tüketicilere fayda sağlayabilecek olmakla birlikte, söz
konusu tüketicilerin BTŞ’lerden daha iyi teklif alma şansını ortadan kaldırdığı
değerlendirilmektedir. Kaldı ki burada da temel sorun, GEDİZ ve AYDEM’in tüketici
adına, kendi lehine karar vererek tüketici seçim mekanizmasının bertaraf edilmesidir.
(445) Limit altı tüketicilerden ikili anlaşma alınmasının bir sonucundan daha bahsetmeden
evvel elektrik piyasasındaki verilen tekliflerin dinamiğine ve tüketicilerin bakış açısına
kısaca değinmek faydalı olacaktır. Sektörel bilgi kısmında da ifade edildiği üzere,
elektrik perakende satış faaliyeti kapsamındaki teklifler, ilgili tarifeler üzerinden verilen
indirimlerle yapılmaktadır. Bu bağlamda, tarife ile ilgili tedarikçinin maliyeti arasında
kalan marj, tedarikçinin bir tüketiciye zarar etmeden verebileceği azami indirim
miktarını göstermekte ve söz konusu marjın son dönemlerde daraldığı görülmektedir.
Ayrıca, ilgili pazar bölümünde bir tedarikçi tarafından paylaşılan piyasa araştırmasında,
mesken grubu tüketicilerinin indirim beklentilerinin piyasa sınırlarının ötesinde olduğu
belirtilmektedir.
(446) Henüz kendi tedarikçisini seçme hakkını kullanmamış bir tüketici için, sadece elektriğin
maliyeti dikkate alındığında, tarifedeki enerji bedeli üzerinden en fazla indirimi veren
teklif en iyi seçenektir. Bu sebeple ilgili tüketiciler teorik olarak enerji bedeli üzerinden
yapılan ve azami olarak %10-12 seviyesine varan teklifler arasından kendisi için en iyi
teklifi seçebileceklerdir. İlk defa tedarikçisini seçme hakkını kullanacak olan tüketiciler,
özellikle mesken ve küçük ticarethane grubunda bulunanlar, tabi oldukları tarifedeki
fiyat seviyesi ile aldıkları teklifleri kıyaslamakta ve bu kıyaslama, tüketicinin
tedarikçisini değiştirmedeki motivasyonunu etkilemektedir. Bu kapsamda, ilgili
tüketicilerin BTŞ’ler ile ilgili GTŞ’nin teklifini aynı anda alması ile ilgili GTŞ’nin
portföyünde bulunurken BTŞ’lerden teklif almasının etkileri farklıdır. Zira ilk durumda
BTŞ’lerin vereceği indirim oranı, yerleşik şirkete kıyasla daha yüksektir. Örnek vermek
gerekirse, ilgili tüketicinin anılan gruplardan birisine mensup bir tüketici olduğu ve
mevcut tarife kapsamında tüketicinin ödediği enerji bedelinin 100 TL olduğu kabul
edilsin. Bu şartlar altında yukarıda belirtilen ilk durumda, diğer bir ifadeyle ilgili
tüketicinin serbest tüketici hakkını kullanmış olacağı ilk dönemde, GEDİZ veya
AYDEM’in teklifi 96 TL (%4’lük indirim) olurken BTŞ’lerin azami teklifi 88 TL (%12’lik
indirim) olmaktadır. Müteakip dönem denilen ve ilgili serbest tüketicinin, ilk dönemdeki
sözleşmesinin veya taahhütnamesinin sona ermesi nedeniyle tedarikçi değişikliği
yapma imkanının ortaya çıktığı dönemde, ilgili tüketici yararlanmakta olduğu 96 TL’lik
teklif ile BTŞ’nin 88 TL’lik teklifini kıyaslamakta ve geçiş yapması halinde 8 TL’lik (%8)
bir ek fayda elde edeceğini düşünmektedir. İlgili pazarlar bakımından tüketicilerin karar
alma süreçlerinde sergilediği aksaklıklar bağlamında hiperbolik indirgeme, ihmal-
dikkatsizlik ve statüko eğilimleri dikkate alındığında, ilgili tüketicinin ilk dönemdeki
%12’lik teklifi kabul etme motivasyonunun, ikinci dönemdeki %8’lik teklifi kabul etme
motivasyonuna göre daha yüksek olduğu ve bahse konu gruplara mensup tüketicilerin
indirim beklentisi dikkate alındığında örnekteki tüketicinin bir sonraki dönemde de
18-36/583-284
153/284
mevcut yerleşik tedarikçide kalmayı tercih etme olasılığının bir hayli arttığı
değerlendirilmektedir. Dolayısıyla, tedarikçisini seçme hakkını ilk kez kullanacak
tüketicinin BTŞ’leri tercih etme olasılıklarının daha yüksek olduğu görülmektedir. İkinci
dönemde ise, GEDİZ veya AYDEM’in portföyünde bulunan ve %3 veya %4’lük bir
indirim oranından yararlanan bir tüketici, başka bir tedarikçiye geçerken ilk durumda
olduğu tarifelerde öngörülen fiyatı değil, mevcut durumda yararlandığı indirimli fiyatı
dikkate alarak tercihte bulunacaktır. Böyle bir durumda BTŞ tarafından sunulacak
%10-12’lik teklifin tüketici üzerindeki etkisi ilk duruma kıyasla çok daha düşük olacaktır.
Bir tüketici kendi seçim mekanizmasının doğal bir şekilde işlemesi sonucu her iki
dönemde de yerleşik tedarikçinin portföyünde kalmayı pekâlâ tercih edebilecektir
ancak burada GEDİZ ve AYDEM, ilk dönemde tüketici adına karar vererek tüketici
mobilizasyon sürecinde en baştan bir bozulmaya yol açmakta ve domino etkisiyle bu
bozulma sonraki dönemlere de sirayet etmektedir. İşbu örnek, yerleşik tedarikçiler
tarafından tüketici seçim mekanizmalarına yapılan ve esasen yukarda da farklı farklı
türlerine yer verilen her türlü müdahalenin etkisinin biçim değiştirerek ne kadar uzun
ömürlü olduğunu ve serbestleşme sürecinin yakasını bırakmadığını göstermesi
bakımından önem arz etmektedir. Perakende elektrik piyasalarında talep taraflı
aksaklıkların varlığı, daha önce de ifade edildiği üzere, bu piyasalardaki rekabeti
sınırlayıcı eylemlerin etkisini daha şiddetli kılmakta ya da daha yumuşak görünümlü
rekabet karşıtı uygulamaların rakiplere pazarın kapatılmasına yol açacak yeterlilikte
sonuçlar doğurmasını sağlamaktadır.
(447) GEDİZ ve AYDEM’in limit altı tüketimi bulunan tüketicilerle ikili anlaşma yapması, hem
BTŞ’leri hem tüketicileri yukarıda belirtilen ikinci durum çerçevesinde hareket etmeye
itmektedir. Bu bağlamda GEDİZ ve AYDEM’in gerçekleştirmiş olduğu davranışın birinci
dönem bakımından tüketicilerin tedarikçi değiştirmeleri önünde engel oluşturduğu ve
dahası tüketici hakimiyeti yoluyla rekabetin cereyan etmesini ortadan kaldırdığı, birinci
dönemi takip eden dönemler bakımından ise tüketicilerin tedarikçi değiştirme
motivasyonunu kayda değer oranda azaltarak tüketici mobilizasyonu azalttığı/yok ettiği
ve dolayısıyla ilgili pazarı tekrarlayacak bir döngü içinde rakip tedarikçilere rekabet
karşıtı bir şekilde kapattığı değerlendirilmektedir.
(448) Sonuç olarak GEDİZ ve AYDEM’in tüm tedarikçilerin aynı anda ve eşit şartlarda
başlaması gereken bir yarışa “görevli” tedarik şirketi olmalarından kaynaklı hâkim
durumlarını kötüye kullanarak haksız bir şekilde önde başladıkları ve GEDİZ ile
AYDEM’in bu eylemlerinin tüketicilerin başka tedarikçiye geçme motivasyonunu
düşürerek piyasayı BTŞ’lere kapattığı değerlendirilmektedir.
(449) Tüm bu değerlendirmelerden hareketle, AYDEM ve GEDİZ’in halihazırda serbest
tüketici limitini geçmemiş tüketicilerden ikili anlaşma aldığı bunun ise pazarın önemli
bir kısmının rakiplere kapatılmasına neden olduğu ve böylelikle hâkim durumların
kötüye kullanmak suretiyle rekabetin sınırladığı engellendiği sonucuna ulaşılmıştır.
I.6.3.3. Usulsüz Sözleşme ve Tarihsiz IA-02 Formu Alınmasına İlişkin
Değerlendirme
(450) Sektöre ilişkin bilgiler başlığında da ifade edildiği üzere, ülkemizdeki serbestleşme
süreci 2013 yılından sonra hız kazanmıştır. Bu bağlamda birçok tüketici, görece yeni
olan serbestleşme kavramı ve sürecinin getirdiği faydalar hakkında yeterli bilinç
seviyesine sahip bulunmamakta ve zaten tüketiciler, uzun yıllardır elektrik enerjisi
hizmetini kamu tekeli niteliğindeki bir teşebbüsten temin etmelerinden ötürü, elektrik
enerjisi hizmetinin temini konusunda alternatifler arasında tercih yapma alışkanlığını
henüz tam anlamıyla edinememişlerdir. İlgili pazarlardaki katı yapının ve yerleşik
18-36/583-284
154/284
tedarikçi lehine işleyen talep taraflı davranışsal aksaklıkların varlığı göz önünde
bulundurulduğunda, tüketicilerin ilgili pazarda asimetrik bir şekilde kendilerine
yapılacak yönlendirmelere açık durumda olduğu ve tüketiciler nezdinde halen devlet
şirketi algısını taşıyan yerleşik tedarikçi AYDEM ve GEDİZ’in etkin bir şekilde işlediği
gözlemlenmektedir.
(451) Usulsüz sözleşmeler kapsamında ele alınacak ilk husus müşterilerin sözleşmeleri ve
IA-02 Form’ları olmamasına rağmen serbest tüketici portföyüne katılmalarıdır.
Örneğin, AYDEM’den edinilen “RE: St evrak talebi ((…..))” konulu e-postada (Belge 5),
bir müşterinin dilekçesinde yer verdiği hususlara değinilmiş, bu kapsamda müşteriye
25.08.2016 tarihinde serbest tüketici sözleşmesini imzaladığının bildirildiği, kendisinin
sözleşme imzalamadığını belirterek, imzaladığı iddia edilen belgelerin kendisine iade
edilmesinin talep edildiği ifade edilmiştir. Sözleşmelerin depolandığı KOD-A şirketi ise,
söz konusu müşteriye ilişkin ikili anlaşma barkodu üretilmediğini, sözleşmenin hangi
kolide olabileceğine ilişkin çeşitli arama kriterlerinde yardımcı olunursa tekrar arama
gerçekleştirebileceklerini belirtmişlerdir.
(452) Bunun yanı sıra ikili anlaşmalarda bulunan imzalar bakımından da uygulamada bazı
sıkıntıların yaşandığı anlaşılmıştır. AYDEM’de yapılan incelemede edinilen “FW: (…..)”
başlıkla e-postada (Belge 6), müşterinin başka bir tedarikçiye geçişi hususunda yaptığı
şifahi başvuruya istinaden müşteriye sözleşmesinin bulunduğunun belirtildiği,
sözleşmesi devam ettiğinden tedarikçi değişikliği yaptığı takdirde o günün şartlarına
göre almış olduğu indirimlerin geri alınabileceği bilgisinin verildiği belirtilmiştir. Bunun
üzerine müşteri kendisinin AYDEM ile ikili anlaşması olmadığını iddia etmiştir.
Aboneye ilişkin arşivde bulunan ikili anlaşmada ise imzanın kendisine ait olmadığını
ileri sürmüştür. Bunun üzerine sözleşmeyi imzalatan personel ile görüşülmüştür.
Sözleşmeyi imzalatan personel sözleşmedeki imzanın sahte olmadığını, vezneye
fatura yatırmaya gelen kişiye imza attırdığını, imzanın aboneye veya ev halkından
birine ait olabileceğini ancak işlem üzerinden uzun bir süre geçmesi nedeniyle konuyu
net hatırlamadığını beyan etmiştir. Bunun üzerine aboneye herhangi bir cezai işlem
uygulanmamıştır. GEDİZ’den edinilen “İmza farklılığı hk.” konulu e-posta da (Belge 7),
abonenin farklı bir tedarikçiye geçişi sonrasında aboneye ceza bedeli çıkarılması
üzerine gerçekleştirilmiş yazışmaları konu edinmektedir. Bunun üzerine, abone
kendisinin GEDİZ ile ikili anlaşması bulunmadığını belirtmiş, kendisine sunulan ve
imzaladığı iddia edilen ikili anlaşmadaki imzanın abonenin imza sirkülerindeki imzası
ile uyuşmadığı görülmüştür. Bunun üzerine tüketiciye çıkarılan cezai bedelin iptal
edilmesi yönünde talimat verilmiştir.
(453) Yerinde incelemelerde rastlanılan sınırlı sayıdaki örneklerin, sözleşmesiz veya farklı
imza ile portföye müşteri eklenmesinin sistematik bir biçimde gerçekleştirildiğine işaret
etmediği, bu örneklerin münferit olarak kaldıkları, dolayısıyla AYDEM ve GEDİZ’in bu
yolla rekabeti kısıtladıklarını göstermekten uzak oldukları değerlendirilmektedir.
(454) İncelemelerde dikkat çeken bir diğer bir husus ise sözleşme ve eklerindeki imza ve
tedarik tarihi aralıklarının boş bırakılmasıdır. Sözleşme ve IA-02 Form’larında imza
tarihinin olmaması da rakip tedarikçilere geçişi zorlaştırabilecek bir uygulamadır.
(455) Öncesinde açıklandığı üzere, birden fazla tedarikçinin aynı müşteriyi serbest tüketici
portföyüne katmak istemesi durumunda EPİAŞ tarafından gerekli kontroller yapılarak
geçerli ikili anlaşma veya EPİAŞ tarafından belirlenmiş olan IA-02 Formu’nu sunan
tedarikçinin ilgili müşteriyi portföyüne alması sağlanmaktadır. Eğer her iki taraf da
geçerli bir ikili anlaşma sunuyorsa, IA-02 Form’larından imza tarihi en yakın olan
tedarikçi ilgili müşteriyi portföyüne katmaktadır. İmza tarihlerinin aynı olması
18-36/583-284
155/284
durumunda ise EPİAŞ, tedarikçiler tarafından yapılmış kayıtları onaylamamakta ve ilgili
müşteri mevcut tedarikçisinin portföyünde kalmaya devam etmektedir. IA-02
Form’larının imza tarihinin boş bırakılması durumunda ise, ileride yaşanabilecek
ihtilaflarda AYDEM ve GEDİZ lehine bir avantaj yaratma potansiyeli bulunmaktadır. Bu
çerçevede, EPİAŞ’a gerekli bildirimlerin yapılarak tüketicinin portföye katılması
hususunda prosedürün tamamlanması belli bir zaman gerektirmektedir. Dolayısıyla
tüketicinin tam olarak ne zaman AYDEM veya GEDİZ’den enerji tedarik edeceği
bilinemeyebilecektir. Bu nedenle IA-02 Form’larındaki tedarik aralığı tarihlerinin boş
bırakılması makul kabul edilebilecektir. Ancak imza tarihinin boş bırakılması ihtilaf
durumunda AYDEM ve GEDİZ’e avantaj sağlayabilecek, EPİAŞ’a bu form sunulurken
mümkün olan en yakın tarihin bu şirketler tarafından yazılması sonucunda müşterinin
çalışmak istediği rakip bir tedarikçiye geçişi engellenebilecektir.
(456) Sözleşmede imza tarihinin boş bırakılması durumunda ise sözleşme kapsamında
taahhütlü bir tarife seçildiğinde bu durum müşterilerin söz konusu şirketlere daha uzun
süreyle bağlı kalmalarına yol açabilecektir. Sözleşme tarihinin ileri bir tarih girilerek
AYDEM ve GEDİZ tarafından doldurulması halinde, bu imzasız sözleşmeler müşterinin
fiiliyatta sözleşme ve/veya taahhüttün süresinden uzun bir süre sözleşmeye bağlı
kalmasına yol açabilecektir. Örneğin, AYDEM bir müşteriyle 2017 Ocak ayında
başlayacak 12 aylık bir sözleşme yapmış olsun. Bu durumda müşteri 2017 Kasım
ayında bildirimde bulunarak başka bir tedarikçiye herhangi bir bedel ödemeden geçiş
yapabilecektir. Ancak sözleşmenin tarih kısmında 2017 Haziran tarihinin atılması
ihtimalinde, müşteri 2017 Kasım ayında ayrılmak istediğinde kendisine erken fesih
hükümleri uygulanabilecek ve müşteri sonradan atılan 2017 Haziran tarihi nedeniyle
2018 Ocak yerine 2018 Haziran ayına kadar AYDEM portföyünde kilitli kalabilecektir.
Diğer bir ifadeyle ilgili müşterinin başka bir tedarikçiye geçişi daha zor hale
gelebilecektir.
(457) Bu kapsamda incelemede edinilen imzasız ve tarihsiz sözleşme ve sözleşme ekleri
analiz edilmiştir. GEDİZ’de yapılan yerinde incelemede alınan ve dağıtım bölgelerine
ilişkin kontrol raporlarını içeren e-postalar (Belge 8) aşağıdaki tabloda özetlenmektedir:
Tablo 6: Bölge Kontrol Raporları
Bölge Örneklem
Sayısı
Portföye Giriş Tarihi Yazmayan
IA-02 Form’larının Sayısı
Portföye GirişTarihi Yazmayan IA-02
Form’larının Toplam İçindeki Oranı (%)
Aliağa (…..) (…..) (…..)
Buca (…..) (…..) (…..)
Çiğli (…..) (…..) (…..)
Gaziemir (…..) (…..) (…..)
Karşıyaka (…..) (…..) (…..)
Narlıdere (…..) (…..) (…..)
Ödemiş (…..) (…..) (…..)
Tire (…..) (…..) (…..)
Toplam (…..) (…..) (…..)
(458) Ayrıca, AYDEM MİM’lerde yapılan incelemelerde 25 adet sözleşmede IA-02
Formu’ndaki tedarik aralığı tarihinin boş bırakıldığı, 40 adet sözleşmede ise hem
tedarik aralıklarının hem de IA-02 Formu’ndaki imza tarihlerinin boş bırakıldığı, iki adet
sözleşmede ise IA-02 Formu’nda imzanın bulunmadığı anlaşılmıştır. GEDİZ MİM’lerde
yapılan incelemelerde 47 adet sözleşmede IA-02 Formu’ndaki tedarik aralığının boş
bırakıldığı, 51 adet sözleşmede ise hem tedarik aralıklarının hem de IA-02 Formu’ndaki
imza tarihlerinin boş bırakıldığı görülmüştür.
18-36/583-284
156/284
(459) Bu hususu daha da netleştirmek adına, GEDiZ ve AYDEM’in taraf olduğu KOD-A’dan
alınan 2013-2016 aralığında imzalanmış yaklaşık 8.983 adet sözleşme incelenmiştir.
Söz konusu sözleşmelerin çok büyük bir kısmında imzanın (%99,55) ve sözleşme imza
tarihinin (%94,71) bulunduğu tespit edilmiştir. IA-02 Form’larının neredeyse
tamamında (%99,47) imzanın ve yine çok büyük bir kısmında (%89,92) imza tarihinin
bulunduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla AYDEM ve GEDİZ’in incelenen örnek
sözleşmelerinin büyük kısmında sözleşme imzasını ve sözleşme tarihi ile IA-02
Formu’ndaki imza ve tarihinin doldurulduğu görülmüştür. Söz konusu incelemeden,
şirketlerin genel olarak sözleşme ve IA-02 Form’larındaki imza ve tarih alanlarının
doldurulmasına özen gösterdiği çıkarılabilecektir. Bu çerçevede, imzasız ve tarihsiz
sözleşme ile IA-02 Form’larının toplam içindeki oranının küçüklüğü dikkate alındığı,
bunların pazarda rekabeti sınırlayıcı etki oluşturmaktan uzak olduğu söylenebilecektir.
(460) Nitekim yerinde incelemelerde edinilen pek çok belgede, şirketlerin sözleşme ve
eklerinin gerektiği gibi doldurulmasında çalışanlarını titiz davranmaya yönelttikleri pek
çok e-postaya rastlanılmıştır. Örneğin AYDEM PMUM sorumlusu ile Bölge Sorumlusu
ve Satış Müdürü ve GEDİZ Müşteri Destek Danışmanı arasında gerçekleşen “FW IA-
02 (Enerji Alım Satım Bildirim Formu) hk” başlıklı e-posta yazışmasından (Belge 19)
şirket üst yönetiminin sözleşme ve formların eksiksiz doldurulması konusunda hassas
olduğu anlaşılmaktadır. E-postanın devamında GEDİZ çalışanların bu hususta
uyarıldığı ve aksi durumda cezai işlem uygulanacağının belirtildiği görülmektedir.
Benzer şekilde, GEDİZ Abone Hizmetleri Yönetmeni tarafından Müşteri İlişkileri
Müdürlüğüne gönderilen “ikili anlaşmalar hakkında” konulu e-postada (Belge 23), ikili
anlaşmalar üzerindeki bilgileri eksik girenler hakkında disiplin işlemi uygulanacağı
belirtilmiştir. Ayrıca, AYDEM vekili tarafından Müşteri İlişkileri Müdürlüğü grubuna
gönderilen “bilgilendirme” konulu e-postada (Belge 20) ve EXTRANET Uzman
Yardımcısı tarafından AYDEM çalışanlarına gönderilen “evraklarda karşılaşılan
sorunlar hk.” başlıklı e-postada (Belge 22) sözleşme eklerinin doldurulmasında dikkat
edilecek hususlar sıralanmıştır. Bunun yanı sıra, AYDEM Vekili ile GEDİZ Hukuk
Müşaviri arasında geçen “FW: ST Davet mektubu hk,” konulu e-posta yazışmasında
(Belge 21) da tüketiciye gönderilecek bilgilendirme mesajlarına ilişkin hukuk müşavirliği
görüşünün alındığı anlaşılmaktadır.
(461) Tüm bu değerlendirmeler neticesinde, sözleşme örneklerinde eksiklik ve bazı
ihmallerin olduğu görülmekle beraber, eldeki tüm bilgi ve bulgular ışığında söz konusu
eksikliklerin şirket yönetimince benimsenen sistematik bir yaklaşım olmadığı (ve
hedefe odaklanan satış-pazarlama personelinin ihmalinden kaynaklandığı)
anlaşılmıştır. Ayrıca şirket yönetiminin de söz konusu eksikliklerin giderilmesi
konusunda çalışanların bilgilendirilmesi hususuna önem verdiği incelemelerde edinilen
belgelerde görülmüştür. Bu nedenle, söz konusu imza ve tarihi boş bırakılarak alınan
sözleşme ve IA-02 Form’larının rakiplerin faaliyetlerini zorlaştıracak bir boyuta
ulaşmadığı, bu haliyle AYDEM ve GEDİZ’in söz konusu davranışının ilgili pazarlarda
bir rekabet ihlali ortaya koymaya yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
I.6.3.4. GTŞ Olmanın Verdiği Pazar Gücünün Kullanılması
(462) İşbu soruşturma kapsamında irdelenen bir diğer davranış da, GTŞ pozisyonunda
bulunan GEDİZ ve AYDEM’e düzenlenen tarifeler üzerinden elektrik alan tüketicilere
verilen hizmet bağlamında tanınan “kesme” işleminin ikili anlaşma portföyüne yönelik
olarak kullanılmasıdır.
18-36/583-284
157/284
(463) EPDK’nın 2016 Mart ayında yaptığı düzenleme ile kendi tedarikçisini seçme hakkını
kullanmış ve ikili anlaşmalar üzerinden elektrik tedarik eden müşterilerin elektriklerinin
borç nedeniyle kesilmesi yasaklanmıştır. Buna bağlı olarak faturasını ödemeyen
serbest tüketicilere yönelik olarak tedarikçilerin elinde, müşteriyi portföyüne dahil
ederken almış olduğu güvence bedelini yakmak, icra takibi başlatmak ve ilgili müşteriyi
portföyden çıkarmak olmak üzere üç seçenek bulunmaktadır.
(464) Piyasada tedarikçiler tarafından müşterilere önerilen indirimlerin yaratacağı faydaların
ortalamada bir veya bir buçuk fatura tutarına eşit olduğu dikkate alındığında, bir
tedarikçinin bir veya iki fatura bedeli seviyesinde olan güvence bedelini müşteriden
peşinen talep etmesi, ilgili tedarikçinin müşteriyi portföyüne katamamasına neden
olabilecektir. İcra takibi başlatılması ve borcunu ödemeyen müşterilerin portföyden
çıkarılması da tedarikçinin tahsilat riskini düşürmemektedir.
(465) GTŞ’nin kendisine düzenlemeye tabi portföydeki işlemleri yönetmesi için tanınan
“kesme” yetkisini, ikili anlaşma portföyü kapsamındaki borçların tahsili için kullanması
durumunda, GTŞ’nin tahsilat gücünün ciddi oranda artacağı ve bu şekilde rakipleri
nezdinde çok ciddi bir avantaj elde edeceği açıktır.
(466) Yapılan incelemelerde Gediz ve Aydem elektrik bölgelerinde GTŞ olarak faaliyet
gösteren GEDİZ ve AYDEM’in sahip oldukları yasal konum nedeniyle kendilerine
tanınan elektrik kesme yetkisini ikili anlaşma müşterilerine yönelik kullanma niyetine
işaret eden belgelere rastlanılmıştır.
(467) GEDİZ’de yapılan yerinde incemede alınan 06.12.2016 tarihinde AYDEM Ticaret ve
Planlama Müdürü ve AYDEM Pazarlama Yönetmeni arasında geçen yazışmada yer
alan “RE: Sözleşme Feshi ve Revizyonu” başlıklı e-postalarda geçen ifadeler şu
şekildedir (Belge 57):
06.12.2016, E. A. > D. G.
“Merhaba (…..),
Bildiğin üzere, pazarda kur artışı nedeniyle (…..) TL’ den fazla bir maliyet artışı var
ve fiyatlar yükseldi, zararı minimize etmek için aksiyon alıyoruz. Ancak, (…..) Bey’
den bazı müşterilerde 5.3 maddesinin kaldırıldığını, bu nedenle revizyon
yapılamayacağını geçen hafta duymuştum. Eğer mümkün ise bu zor günlerde bu
madde kalksa dahi (…..) lira altındaki müşterilere(…..)TL de olsa fiyat artışında
bulunmamız makul olacak, sözleşmeyi fesh etmesek dahi. (…..)TWh satışımızda
(…..) TL (…..) TL’ ye tekabül ediyor zira. Bu bağlamda, çok zamanlı tarife üzerinden
indirim verilen müşteriler ayrıca önemli, bunları da ya güncellemeli ya da maliyeti
tekrar çalıştığımızda kurtarmayanları fesh etmeliyiz. Denizli OSB’nin fiyatının revize
edilmesi hususunu birlikte konuşmamızda fayda görüyorum.
Selamlar”
06.12.2016, E. A. > D. G.
“İlave olarak, (…..) Bey, tarımsal sulama ağırlıklı satış fiyatımız (…..) lira, kur artışı
sonrası önümüzdeki yıl yaklaşık (…..) lira bırakır maksimum, tarımsal sulamaya
indirim gelirse bu müşterilerin serbest tüketici sözleşmelerini sona erdirelim bence,
zira kurtarmayabilir, takip etmenizde fayda var.
Diğer yandan, tüm k2 müşterilerimizden ısrarla borcunu ödemeyen var ise
sözleşmesini fesh etmeliyiz, ulusala düşmeliler, özellikle tarımsal sulama x
vadesinde geçtiğimiz yaz döneminden kalan borcunu ödememiş ise gelecek yazı
18-36/583-284
158/284
ulusal portföyde geçirmeli ki, gelecek yaz da borcunu ödemez ise tahsilat riskini
tarifeden geri alabilelim, x vadesine birlikte karar vermemiz gerekli.
@(…..) Bey, tahsilat riski ile ilgili konuyu ayrıca takip edecek.
Selamlar”
06.12.2016, D. G. > E. A.
“(…..) Merhaba;
Açıkçası Tarımsal Sulamaya indirim gelmeyeceğini düşünmekteyim. Eğer dediğin
gibi ciddi bir indirim gelirse zaten tüm tarımsal K2'leri PSS' lerine dayanarak ulusala
düşürebiliriz. Satışları bu şekilde yapmıştık. Diğer yandan 3 ay ve üzeri olanlar için
BD' da fesih + icra takibi başlatıyoruz. Bölge içinde sanırım böylesi bir süreç yok.
Varsa da bilgim yok. Tarımsal sulamada ise özellikle su anda borcu olanları ne
portföyden çıkartmak ne de ulusala geçirtip borcundan dolayı elektriğini kesmek
isteriz. Zaten sezon bitti. Kullanımlar önümüzdeki yıl ortalarına doğru başlayacağı
için o zaman aksiyon almak daha mantıklı.”
06.12.2016, E. A. > D. G.
“Ben de önümüzdeki süreçte aksiyon alalım diyorum, örneğin Mart ayında karar
verelim ve hala borcunu ödemeyenler varsa bunları k1 alalım, amacım tarife, bu
yüzden sadece bölge içi için, bölge dışı için değil, tarife kısmı ile alakalı husus var,
yine konuşuruz.”
(468) Yukarıda yer alan belgede ikili anlaşma üzerinden elektrik tedarik eden tarımsal
sulama müşterilerinin borçlarını ödememeleri nedeniyle düzenlenen tarifelere
yollanması ve borçları nedeniyle elektriklerinin kesilmesine yönelik olarak bir tartışma
yapıldığı görülmektedir.
(469) GEDİZ’de yapılan yerinde incemede alınan 08.08.2016 tarihinde GEDİZ Tahsilat
Hizmetleri Temsilcisi tarafından GEDİZ çalışanlarına gönderilen “Bölge Kalıntı Verileri”
başlıklı e-posta ve ilgili e-postaya ilişkin olarak gönderilen, ekinde “Kalıntı Verileri.xlsx”
isimli dosyanın yer aldığı e-postada şu ifadeler yer almaktadır (Belge 59):
08.08.2016 M. Y. > GEDİZ Çalışanlarına
“Merhaba,
Ekte, bölgelerimize ait kalıntı verileri yer almaktadır.
Çoğu bölgemizin oranlarının kırmızı ile işaretli olduğu görülmektedir, kırmızı ile
işaretli olan bölgelerimizdeki bakayadan sorumlu arkadaşların acilen aksiyon
almaları gerekmektedir.
Üç oranı da sarı ile işaretli olan Tire Bölgemizi tebrik eder diğer bölgelerimizin de
aynı başarıya ulaşmalarını dileriz.
İyi çalışmalar.”
08.08.2016 H. A. > gaziemirbs@ ve Y. K.
“Merhabalar,
K2 müşterilerinin enerjilerinin kesilmemesi, ülkenin içerisinden geçmiş olduğu
durum, döviz kurunun aşırı dalgalı olması gibi nedenler ile tahsilatta sıkıntı yaşamaya
devam ediyoruz. Sıkıntının ne denli büyük olduğunun göstergesi ise mail ekinde yer
18-36/583-284
159/284
alan veriler ile bölgemize ait hazırlamış olduğum 1 aylık değişim tablosunda yer
almaktadır.
Gaziemir
Borçlu Müşteri
Sayısı
Kalıntı Fatura
Sayısı
Anapara Tutar (TL)
Değişim Adet 1.089 1.527 0,69
Değişim Oran 13,98% 10,45% 11,08%
Elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Özellikle Serbest tüketicilerde borcu
olan aboneleri usulsüz kullanım ile enerjilerini kesmeye gidebiliriz.134 Burada
da usulsüz kullanımın belirlenip yazılması ve takibi de önem arz etmektedir. Bir diğer
yapacağımız işlem ise telefonla ile aramalar, hiç ara vermeden K2 müşterilerine
aramalar gerçekleşecek alacağımızdan yasal yoldan teminin sağlanacağını
bildireceğiz.
Bu doğrultuda görüş ve önerilerinize ihtiyaç duymaktayız.
Geri dönüşlerinizi bekler,
İyi çalışmalar dilerim.”
(470) Yukarıda yer alan belgede piyasanın içinde bulunduğu sorunlu durumdan
bahsedilmekte, bu duruma ilişkin birtakım veriler paylaşılmakta ve borcunu ödemeyen
müşterilerin elektriklerinin “usulsüz kullanım” ile kesilebileceği ifade edilmektedir. Söz
konusu belge özelinde, ikili anlaşma müşterilerinin elektriklerinin kesilmesi konusunda
bir tartışma yapıldığı ve uygulamanın hayata geçmediği ileri sürülebilecektir. Ancak bu
belge ile aşağıda yer verilen ve bu belgeden sonraki döneme isabet eden belge bir
arada düşünüldüğünde, borcunu ödemeyen ikili anlaşma müşterilerinin elektriğinin
usulsüz kullanım çerçevesinde kesilmesi veya kesilmesi bildiriminin bir planın veya
tartışmanın ötesine geçerek uygulamaya konduğu anlaşılmaktadır.
(471) GEDİZ’de yapılan yerinde incemede alınan 06.01.2017 tarihinde GEDİZ Dosya Takip
Elemanı, GEDİZ Müşteri Temsilcisi ve GEDİZ Vekili arasında geçen yazışmada yer
alan “(…..) tesi. hk.” başlıklı e-postalarda şu ifadeler yer almaktadır (Belge 58):
06.01.2017, A. M. > N. Z. ve Ö. Y.
“(…..) hanım & (…..) hanım merhaba,
(…..) Nolu tesisat abonesi ile yapılan görüşmeden Avukat (…..) ile p.tesi günü taksit
yapılacak olup, gerekli taksit işlemleri yapılana kadar enerjinin kesilmemesi ve
işlemelerin takibi rica olunur.”
06.01.2017, N. Z. > A. M. ve G. M.
“(…..) hm merhaba,
(…..) tesisat nolu (…..) nakliyat firması ödeme yükümlülüğünü yerine getirmeme
sebebi ile, alacağımızın tahsili adına
ST PORTFÖYÜNDEN çıkartılmıştır. enerji kesim sebebimiz PSS imzalamaya
davettir.
Bilgilerinize
134 Vurgu eklenmiştir.
18-36/583-284
160/284
İyi çalışmalar.”
06.01.2017, Ö. Y. > N. Z.
“(…..) Hanım Merhaba,
Borçlu direkt olarak (…..) Bey ile görüşmüş,
(…..) Bey Pazartesi gününe kadar süre vermiş, o gün taahhüt vermemiş olursa
kesme işlemini yapabilirsiniz,
İyi çalışmalar.”
(472) Söz konusu belgeden ilk bakışta ikili anlaşma portföyünden çıkarılan bir müşteriye
sektörel ikincil mevzuat kapsamında PSS imzalanması, imzalanmaması durumunda
usulsüz kullanım nedeniyle elektrik kesilmesi konusunda uyarı yapıldığı
anlaşılabilecekse de, elektriğin kesilmesinin borcun taksitle ödenmesi ile
ilişkilendirildiği görülmektedir. Eğer elektriğin kesilmesi uyarısı, mevzuatta
öngörüldüğü gibi PSS imzalanması için bir davet olsaydı, müşterinin borcunu
ödemesine ilişkin bir taahhütten değil, müşterinin GEDİZ’in müşteri hizmet
merkezlerinden birine gelerek PSS yapma taahhüdünden bahsedilmesi gerekirdi. Bu
bağlamda GEDİZ’in kendisine GTŞ olması nedeniyle tanınan elektrik kesme yetkisini,
ikili anlaşma portföyündeki tahsilat gücünü arttırmak ve tahsilat riskini asgari düzeye
çekmek için kullandığı anlaşılmaktadır.
(473) Anılan iki belge çerçevesinde GEDİZ elektrik piyasasına yönelik ikincil mevzuatın
kendisine tanıdığı usulsüz kullanım durumunda elektrik kesme yetkisini, ikili
anlaşmalar tarafında kendisine tahsilat anlamında avantaj sağlamak için kullanmakta,
diğer bir ifadeyle GTŞ olmasından kaynaklı gücünü kötüye kullanmaktadır.
I.6.3.5. AYDEM ve GEDİZ ile Tüketiciler Arasındaki Sözleşmelere İlişkin
Değerlendirme
(474) Dosya kapsamında yapılan yerinde incelemelerde alınan sözleşme örneklerinin yanı
sıra, AYDEM ve GEDİZ’den çeşitli yazılar ile tüketiciler ile akdettikleri tip sözleşmelerin
2015 yılı başından itibaren kullanılan tüm versiyonları talep edilmiştir. Sözleşme
örnekleri incelendiğinde tüketiciler ile temelde PSS ile İndirimli Elektrik Sözleşmesi
(İES) olmak üzere iki farklı sözleşme türünün imzalandığı görülmektedir.
I.6.3.5.1. Düzenlenen (Regüle) Sözleşmeler
(475) Bu sözleşmelerden PSS, EPDK tarafından 06.08.2015 tarihli ve 5716-1 sayılı Kurul
kararı ile standart sözleşme olarak belirlenmiştir. Bu sözleşmenin konusunu
sözleşmenin 3. maddesinde de belirtildiği üzere, yeni veya mevcut bir tüketim tesisi
ve/veya kullanım yerine dağıtım şirketi ile yapılan bağlantı anlaşmasına istinaden
elektrik enerjisi ve/veya kapasite temini ile hizmet verilmesi oluşturmaktadır. Bu
bağlamda PSS, henüz serbest tüketici statüsünü kazanmamış tüketiciler ve ilk defa
elektrik hizmeti almaya başlayan tüketiciler ile imzalanan, formatı da EPDK kararı
çerçevesinde belirlenmiş sözleşme olup elektrik teminin hukuki zeminini
oluşturmaktadır. Nitekim serbest tüketici statüsünü kazanmamış tüketiciler açısından
esas olan bu sözleşme, “Sözleşmenin Sona Ermesi ve Fesih” başlıklı 18. maddesinin
beşinci bendi uyarınca, abonenin, şirket ile ikili anlaşma imzalaması dahil serbest
tüketici olmaktan kaynaklanan tedarikçi seçme hakkını kullanması halinde, ilgili
mevzuata göre yeni tedarikçiye geçişin gerçekleştiği tarihte, mali sonuçları saklı
kalmak kaydıyla kendiliğinden sona ermektedir. Aynı maddenin birinci bendinde ise
abonenin PSS’yi şirkete yazılı olarak veya elektronik imzayla başvuruda bulunmak
18-36/583-284
161/284
kaydıyla da sona erdirebileceği belirtilmektedir. Başvuruda sözleşmenin
sonlandırılmak istendiği tarihe yer verilmediyse, şirket başvuruyu en geç üç iş günü
içinde sonuçlandırmalıdır. Sözleşmenin 17. maddesi uyarınca işbu sözleşmeler, geçici
kullanım yeri için imzalanan geçici bağlantı için abonelik tesisi hariç belirsiz sürelidir.
(476) Sözleşmenin “Faturalama ve Ödeme” başlıklı 9. maddesinde yer alan diğer önemli bir
husus ise abonenin fatura bedelini son ödeme tarihine kadar ödememesini takiben
yapılan ve aboneye en az beş günlük sürenin tanındığı ikinci bildirim sonunda da
ödeme yapılmaz ise GTŞ’nin TEİAŞ veya dağıtım şirketine elektriğin kesilmesi için
bildirimde bulunacağı hususudur. Benzer şekilde bu bildirimden sonra abonenin
yükümlülüklerini yerine getirmesi durumunda, bu durum da TEİAŞ veya ilgili dağıtım
şirketine derhal bildirilmelidir.
I.6.3.5.2. Serbest Tüketici Sözleşmeleri
(477) GEDİZ ve AYDEM’in tüketiciler ile akdettiği ikinci sözleşme türü İES’dir. Bu
sözleşmeler serbest tüketici niteliğini haiz müşteriler ile akdedilmektedir. Dosya
mevcudu bilgilerde, bu sözleşmelerin mesken, ticarethane ve sanayi grubu aboneler
için farklılaşmadığı, sunulan tip sözleşme örneklerinin, kullanıldığı dönemde tüm abone
grupları bakımından geçerli olduğu belirtilmiştir.
(478) Hem GEDİZ hem de AYDEM’in 2015 yılında temelde süresinin belirli olup olmamasına
göre farklılaşan iki farklı tip sözleşme kullandığı görülmektedir. Belirli süreli
sözleşmelerin ise sürelerinin 1-3 yıl arasında değiştiği anlaşılmaktadır. Bunlardan üç
yıllık sözleşmelerin 2015 yılı Mart ayına kadar kullanıldığı ifade edilmiştir.
(479) AYDEM ve GEDİZ’in üç yıllık sözleşmeleri incelendiğinde, sözleşmelerdeki hükümlerin
fiyat hariç aynı olduğu görülmektedir AYDEM’in sözleşmelerinin 3. maddesinde
düzenlenen tarife üzerinden brüt iskonto oranın, GEDİZ’in sözleşmelerinde ise yine
aynı madde uyarınca satışa konu aktif enerji birim fiyatının belirlendiği anlaşılmaktadır.
Sözleşmelerin süresini düzenleyen 11. maddesi ise şu şekildedir:
“Sözleşme’nin süresi, yürürlük tarihinden itibaren 3 (üç) yıldır. Sözleşme’nin her
sona erme tarihinde uygulanmak üzere, Taraflardan birisi, karşı tarafa
Sözleşme’nin sona erme tarihinden 2 (iki) ay önce yazılı fesih bildiriminde
bulunmadığı sürece, Sözleşme’nin süresi 3 (üç) yıl daha uzatılmış sayılır.”
(480) Sözleşmelerin 8. maddesine göre müşterinin sözleşme süresinin bitiminden önce
sözleşmeyi fesih etmesi halinde müşteri, fesih tarihine kadar tedarikçi tarafından
kendisine yapılan indirim tutarları toplamını cezai şart olarak fesih tarihinde defaten
ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Ayrıca, 10. madde uyarınca müşterinin “Anında İşlem
Kanalları” (SMS ile veya kayıt altına alınan telefon görüşmesi ile veya müşteri
numarası, şifre gibi kişiye özel bilgiler kullanılarak internet ile veya sair araçlar ile işlem
yapması gibi) vasıtasıyla yapacağı işlemler ayrı bir imza aranmadan müşterinin yazılı
talimatı yerine geçer. Müşteriye yapılacak bildirimler bu araçlar kullanılarak da
yapılabilir.
18-36/583-284
162/284
(481) 2015 Mart ayından Ekim ayına kadar ise bir ve iki yıllık sözleşmeler kullanılmaya
başlanmıştır. Sözleşmelerin genel yapısının üç yıllık sözleşmeler ile temel olarak aynı
olduğu ayrıca sözleşme içeriklerinin GEDİZ ve AYDEM bakımından farklılaşmadığı
görülmüştür. Söz konusu sözleşmelerden süresi bir yıl olanlar bakımından sabit bir
elektrik enerjisi tedarik fiyatının belirlendiği, iki yıl olan sözleşmelerde ise regüle
tarifeler üzerinden sabit bir indirim oranının belirlendiği anlaşılmaktadır. Süresi bir yıl
olan sözleşmelerin 13. maddesi şu şekildedir:
“Sözleşme’nin süresi, yürürlük tarihinden itibaren 1 (bir) yıldır. Sözleşme’nin her
sona erme tarihinde uygulanmak üzere, Taraflardan birisi, karşı tarafa
Sözleşme’nin sona erme tarihinden 2 (iki) ay önce yazılı fesih bildiriminde
bulunmadığı sürece, Sözleşme’nin süresi 1 (bir) yıl daha uzatılmış sayılır.”
(482) İki yıllık sözleşmelerdeki süreye ilişkin koşulları düzenleyen 13. madde ise yukarıda
belirtilen hükme benzer şekildedir ve aşağıdaki gibi düzenlenmiştir.
“Sözleşme’nin süresi, yürürlük tarihinden itibaren 2 (iki) yıldır. Sözleşme’nin her
sona erme tarihinde uygulanmak üzere, Taraflardan birisi, karşı tarafa
Sözleşme’nin sona erme tarihinden 2 (iki) ay önce yazılı fesih bildiriminde
bulunmadığı sürece, Sözleşme’nin süresi 2 (iki) yıl daha uzatılmış sayılır.”
(483) Sözleşmelerin 10. maddesine göre, müşterinin süresinden önce sözleşmeyi
feshetmesi halinde, sabit enerji fiyatının belirlendiği bir yıllık sözleşmeler bakımından
fesih tarihine kadar tedarikçi tarafından alınmayan, ilgili dönemdeki ulusal Tarife
Perakende Satış Hizmeti Bedeli’ni, iki yıllık sözleşmelerde ise indirim tutarları toplamını
cezai şart olarak fesih tarihinde defaten ödemeyi kabul ve taahhüt eder.
(484) 2015 yılının son çeyreğinden itibaren ise belirsiz süreli sözleşmeler kullanılmaya
başlanmıştır. Sahada bulunan örnek sözleşmelerde, sözleşmelerin 5.1. maddesi
uyarınca tüketicinin standart tarife paketi üzerinden faturalandırılacağı belirtilmiştir.
Bununla birlikte sözleşmelerin 5.2. maddesi uyarınca müşteri bu paket dışında ayrıca
taahhüt vererek başka bir tarife de seçebilmektedir. Tarifenin yenilenmesine ilişkin
olarak anılan maddenin devamında yer verilen hüküm ise şu şekildedir:
“(…) taahhütlü olarak seçilen Tarife Paketi süresi biriminden önce Tüketici
tarafından yeni bir tarife paleti seçilmemesi veya mevcut tarife paketine devam
edilmesi yönünde Taraflar’ca mutabakata varılmaması halinde, güncel Standart
Tarife paketi üzerinden fatura düzenlenecektir.”
(485) Sözleşmelerin ayrılmaz bir parçasını teşkil ettiği belirtilen taahhütname metninde ise
tüketicinin seçebileceği tarifeler belirtilmiştir. Buna göre tüketici 24 ay taahhütlü Sabit
Tarife Paketi’ni seçerek sabit aktif enerji bedeli üzerinden hizmet alabilecek veya yine
24 ay taahhütlü Süper Tarife Paketi’ni seçerek net bir indirim oranı elde edebilecektir.
Söz konusu tarifeler için tek zaman ve çok zaman tercihleri de bulunmaktadır.
18-36/583-284
163/284
(486) Sözleşmelerin 9. maddesine göre, sözleşmeler taraflardan biri tarafından
feshedilinceye kadar yürürlükte kalmaktadır ve 10. maddeye göre ise tüketici varsa
tarife paketindeki fesih koşullarını yerine getirmek kaydıyla, herhangi bir zamanda
yazılı bildirimde bulunmak suretiyle sözleşmeyi feshedebilmektedir. Bununla birlikte,
Sözleşmelerin 10.7. maddesi şu şekildedir:
“Tüketici, Standart Tarife Paketi dışında seçmiş olduğu tarife paketini
süresinden önce sona erdirmesi halinde GEDİZ (AYDEM) tarafından kendisine,
seçmiş olduğu tarife paketi kapsamında tarife paketi sonlandırma tarihine kadar
uygulanan indirim tutarları veya tarife paketi sonlandırma tarihi ile taahhüdün
sona ereceği tarihe kadar uygulanması gereken toplam indirim tutarından,
Tüketici lehine olan toplam bedeli cezai şart olarak sonlandırma tarihinde
defaten ödemeyi kabul ve taahhüt eder.”
(487) Taahhütnamelerde de söz konusu cezai bedel seçilen tarife türüne göre
detaylandırılarak şu şekilde açıklanmıştır:
“(…) İşbu tarife paketi süresi bitmeden evvel, Tarife Paketi’ni değiştirmek
istemem durumunda veya Sözleşmeyi fesih etmem durumunda veya Sözleşme
ve işbu Müşteri Bilgilendirme ve Tarife Paketi Kullanım Taahhütnamesine
uymamam nedeniyle Sözleşmenin GEDİZ (AYDEM) tarafından fesih edilmesi
durumunda veya abone grubumun değişmesi dâhil AYDEMden
kaynaklanmayan herhangi bir nedenle süresinden önce Tarife Paketinden
çıkmam durumunda, ilgili mevzuatın öngördüğü sürenin sonunda GEDiZ
(AYDEM)in müşteri portföyünden çıkabileceğimi ve çıkış tarihime kadar işbu
Tarife Paketi üzerinden faturalandırılacağımı ve bu durumda GEDİZ (AYDEM)
tarafından seçmiş olduğum tarife paketi doğrultusunda; sonlandırma/fesih
tarihine kadar uygulanan indirim tutarları veya sonlandırma/fesih tarihi ile
taahhüdün sona ereceği tarihe kadar uygulanması gereken toplam indirim
tutarları toplamından düşük olan bedeli; sabit tarife paketi seçilmesi durumunda
ulusal tarife üzerinden hesaplanacak bedel ile sabit tarife paketi kapsamında
ödediğim/ödeyeceğim bedel arasındaki farkı cezai şart olarak fesih sonlandırma
tarihinde defaten ödemeyi kabul ve taahhüt ederim.”
(488) Ayrıca sözleşmelerin 12. maddesinde tarife ve kampanya değişikliklerinin telefon ve
SMS ile yapılmasına ilişkin aşağıdaki hükme yer verilmiştir:
“Tüketici, Sözleşmenin imzalanması sonrasında, tarife, tarife paketi veya
kampanya değişiklikleri, süre uzatımı gibi sözleşme değişikliklerinin kendisinden
telefon, kısa mesaj, (SMS), e-posta ile onayı alınarak yapılmasına muvafakat
eder. GEDİZ (AYDEM)in, SMS ile veya kayıt altına alınan telefon görüşmesi ile
veya müşteri numarası, şifre gibi kişiye özel bilgiler kullanılarak internet ile veya
sair araçlar ile işlem yapılması gibi Anında İşlem Kanallarından (“AİK”) birisi
vasıtasıyla yapacağı işlemler ayrı bir imza aranmadan Tüketicinin yazılı talimatı
yerine geçer. Tüketiciye yapılacak bildirimler bu araçlar kullanılarak da
yapılabilir.”
18-36/583-284
164/284
(489) Soruşturma taraflarınca 2015 yılının son çeyreğinde uygulamaya konduğu ifade edilen
belirsiz süreli sözleşmelerde genel olarak yukarıda verilen hükümlerin aynı olduğu,
ancak taahhütlü tarifenin süresinden önce sonlandırılması halinde uygulanacak cezai
bedel bakımından TKHK kapsamına giren ve girmeyen müşteriler bakımından bir
ayrım yapıldığı görülmüştür. Söz konusu 10.6. madde şu şekildedir:
“Müşteri, Standart Tarife paketi dışında seçmiş olduğu tarife paketini süresinden
önce sona erdirmesi halinde, Müşteri fesih tarihine bakılmaksızın, fesih tarihine
kadar gerçekleşmiş en yüksek faturasının iki katı tutarı toplamını cezai şart
olarak sonlandırma tarihinde defaten ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Tüketici
Kanunu kapsamına giren Müşteriler için yukarıda belirtilen cezai şart,
Müşteri’nin seçmiş olduğu tarife paketi kapsamında; tarife paketi sonlandırma
tarihine kadar uygulanan indirim tutarları veya tarife paketi sonlandırma tarihi ile
taahhüdün sona ereceği tarihe kadar, uygulanması gereken toplam indirim
tutarından, Müşteri lehine olan toplam bedeli olarak uygulanacaktır.”
(490) TKHK kapsamında olan ve olmayan müşteriler bakımından getirilen söz konusu cezai
şart ayrımı, taahhütnamelerde de detaylı bir biçimde yer almıştır:
“İşbu taahhütlü Tarife Paketini geçerlik süresi bitiminden önce; a) Tarife Paketi’ni
değiştirmek istemem durumunda veya b) Sözleşme’yi fesih etmem durumunda
veya c) Sözleşme ve işbu Müşteri Bilgilendirme ve Tarife Paketi Kullanım
Taahhütnamesi’ ne uymamam nedeniyle Sözleşme’nin GEDİZ (AYDEM)
tarafından fesih edilmesi durumunda veya d) Abone grubumun değişmesi dâhil
GEDİZ (AYDEM)’den kaynaklanmayan herhangi bir nedenle süresinden önce
Tarife Paketi’nden çıkmam durumunda, ilgili mevzuatın öngördüğü sürenin
sonunda GEDİZ (AYDEM)’in müşteri portföyünden çıkabileceğimi ve çıkış
tarihime kadar işbu Tarife Paketi üzerinden faturalandırılacağımı bildiğimi ve
kabul ettiğimi ayrıca
1) Seçmiş olduğum tarife paketi doğrultusunda; sonlandırma/fesih tarihine
kadar uygulanan indirim tutarları veya sonlandırma/fesih tarihi ile taahhüdün
sona ereceği tarihe kadar, uygulanması gereken toplam indirim tutarı
toplamından düşük olan bedel toplamını cezai şart olarak fesih/sonlandırma
tarihinde defaten ödemeyi kabul ve taahhüt ederim. (6502 sayılı Tüketici
Kanunu kapsamına giren müşteriler bakımından)
2) Sabit tarife paketi seçilmesi durumunda ulusal tarife üzerinden hesaplanacak
bedel ile sabit tarife paketi kapsamında ödediğim / ödeyeceğim bedel arasındaki
farkı cezai şart olarak fesih/sonlandırma tarihinde defaten ödemeyi kabul ve
taahhüt ederim. (6502 sayılı Tüketici Kanunu kapsamına giren müşteriler
bakımından)
3) Seçmiş olduğum tarife paketi doğrultusunda; sonlandırma/fesih tarihine
kadar, gerçekleşmiş en yüksek faturamın iki katı tutarı toplamını cezai şart
olarak fesih/sonlandırma tarihinde defaten ödemeyi kabul ve taahhüt ederim.
(6502 sayılı Tüketici Kanunu kapsamına girmeyen müşteriler (Ör: ticarethane,
sanayi)”
18-36/583-284
165/284
(491) İlaveten, tarafların yükümlülüklerini düzenleyen 11. maddenin altıncı fıkrasında
müşterinin, sözleşme devam ederken sözleşmeye uygun olarak herhangi bir yazılı
fesih bildiriminde bulunmaksızın başka bir tedarikçinin talebi üzerine o tedarikçinin
portföyüne geçmesi durumunda; sözleşmenin, geçiş tarihi itibariyle haksız olarak
feshedilmiş sayılacağını, eğer portföy değişikliğinin iradesi dışında gerçekleştiği
iddiasında ise, müşterinin bu durumu öğrendiği tarihten itibaren beş gün içerisinde
şirkete durumu bildirmek ve portföyüne dönmek için EPDK, EPİAŞ vb. kurumlar
nezdinde gerekli başvuruları yaptığını belgelemekle yükümlü olduğu, haksız fesih
halinde 10.6. madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
(492) Ayrıca bu sözleşmelerin 16.1. maddesi uyarınca tarife ve kampanya değişikliklerinin
yapılabileceği kanallara mobil uygulama ile verilen onaylar da eklenmiştir.
(493) 2016 yılında uygulanan sözleşmelere ise serbest tüketici ve serbest tüketicinin hakları
konusunda bilgiler içeren bir Ön Bilgilendirme Formu eklenmiştir. Bu sözleşmeler de
yine belirsiz süreli akdedilmiştir ve müşteri ekte yer alan taahhütname ile taahhütlü bir
tarife seçmediği müddetçe Standart Tarife Paketi üzerinden faturalandırılmaktadır.
Taahhütlü tarifenin bitiminden önce yeni bir tarife seçilmemesi veya mevcut tarifeye
devam edilmesi yönünde taraflarca mutabakata varılmaması halinde Standart Tarife
Paketi üzerinden fatura düzenlenmektedir. Taahhüdün erken sonlandırılması halinde
ise cezai şart öngörülmektedir. Bu kapsamda, sözleşme ve taahhütname hükümlerinin
2015 yılına ilişkin yukarıda yer verilen sözleşmeler ile aynı olduğu görülmüştür.
(494) 2017 yılı sözleşmelerinin de benzer şekilde belirsiz süreli olarak, başka bir taahhütlü
tarife seçilmemesi durumunda standart tarife üzerinden düzenlendiği, verilen
taahhüdün otomatik yenilenmediği, müşterinin dilediği zaman yazılı bir bildirimde
bulunarak sözleşmeyi feshedebileceğinin düzenlendiği görülmüştür. 2016 yılındaki
sözleşmelerden farklı olarak taahhütlü bir tarifenin seçilmesi durumunda taahhüt
süresinin bitiminden önce sözleşmenin sonlandırılması halinde uygulanacak cezai şart
sözleşmenin içerisinde düzenlenmemiştir. Cezai şartın ekte yer verilen taahhütname
ile düzenlendiği görülmüştür. Cezai şartta yine TKHK bakımından bir ayrıma gidildiği
ve öngörülen cezai şart hükmünün yukarıda yer verilen ve 2015 taahhütnamelerinde
düzenlenen şekliyle kaldığı anlaşılmaktadır.
(495) 2017 yılında uygulanan sözleşmeler bakımından bir diğer farklılık ise tarafların
yükümlülüklerine ilişkindir. 2015 ve 2016 yılındaki sözleşmelerde yer verilen ve başka
bir tedarikçiye geçiş öncesinde yazılı bir fesih ihbarında bulunulmaması durumunda
sözleşmenin haksız feshedilmiş olarak sayılacağı ve bu çerçevede cezai şart
uygulanacağına ilişkin hükmün kaldırıldığı görülmüştür.
18-36/583-284
166/284
I.6.3.5.3. Serbest Tüketicilerle Yapılan İkili Sözleşmelerdeki Cayma Bedeli, Süre
ve Otomatik Uzamaya İlişkin Hükümlerin Tedarikçi Değişikliği Üzerindeki Etkileri
(496) Enerji piyasalarının serbestleşmesi çerçevesinde üzerinde durulan en temel
konulardan biri de tüketicilerin alternatif elektrik tedarikçileri arasında değişiklik
yapabilmesi hususudur. Böylelikle, pazardaki rekabetin arttırılması ve artan rekabet ile
birlikte gelen daha düşük fiyatlardan tüketicilerin yarar sağlaması beklenmektedir. Bu
nedenle, enerji piyasalarının serbestleşmesi sürecinde bulunan pek çok ülkede
tedarikçi değiştirme önündeki engellerin neler olduğunu araştıran ve bu engelleri
kaldırmayı amaçlayan çabalar yoğunlaşmaktadır. Örneğin CEER’in konuya ilişkin
çalışmalarında tedarikçi değiştirmenin önünde sistematik ve regülasyondan
kaynaklanan engellerin yanı sıra ticari birtakım engellerin de bulunduğu ifade
edilmiştir135. Söz konusu ticari engeller arasında ise, tüketici algısı ile sözleşme
süreleri, gerekçesiz erken çıkış bedeli, sağlanan ilave hizmetler gibi faktörler
sayılmıştır. Dolayısıyla, serbest tüketicilerle yapılan ikili anlaşmaların
süre/fesih/cayma/iptal koşulları tedarikçi değişikliği bakımından büyük önem arz
etmekte tedarikçi değişikliğini zorlaştırabilmekte hatta engel teşkil edebilmektedir.
(497) Örneğin CEER, süresi üç yılı aşan uzun süreli sözleşmeler ile sözleşmelerdeki
otomatik uzama hükümlerinin ve gerekçesiz erken sonlandırma ücretlerinin müşteriler
üzerinde bağlama etkisi yaratabileceğini belirtmiştir136. İkili anlaşmalara ilişkin iptal
ücretleri iptal/sonlandırma ücreti ve erken sonlandırma/iptal ücreti olarak ikiye
ayrılmaktadır. İptal ücreti kısaca, herhangi bir enerji tedarikçisi ile enerji veya kapasite
temini konusunda yapılan bir sözleşmenin sonlandırılması halinde, sözleşmeyi
sonlandıran tarafa yüklenilen bedeldir. Erken iptal ücreti ise yine bir enerji ya da
kapasite temini konusunda yapılan bir ikili sözleşmede, taraflardan birinin diğerine ya
da her ikisinin birbirine verdiği birtakım taahhütler uyarınca, sözleşmenin verilen
taahhüt süresinin bitiminden önce sona erdirilmesi halinde iptal eden tarafa getirilen
bedeldir. Elektrik perakende satış pazarında, bu taahhütler genellikle tek taraflı olup
elektrik tedarikçisinin, müşterilere indirimli fiyat veya sabit fiyat üzerinden elektrik
enerjisi tedarik etmesi veya elektrik enerjisinin temini yanında ek birtakım katma değerli
hizmetler sunması karşılığında ilgili müşterinin söz konusu hizmeti belirli bir süre
boyunca sadece kendisinden almasını içermektedir.
(498) AB enerji mevzuatı ve Üçüncü Enerji Paketi Yönetmeliği uyarınca, bir elektrik enerjisi
tüketicisinin tedarikçisini üç hafta içinde değiştirebilmesi gerektiği ve enerji
tedarikçilerinin, enerji sözleşmelerinin bitiş tarihine uyan müşterilerine
sonlandırma/iptal ücreti yansıtamayacakları açık bir şekilde ifade edilmiştir. CEER’in,
serbest tüketici sözleşmelerinin bitiş tarihinden önce sonlandırılmasına ilişkin bakış
açısının anlatıldığı raporda137 ise bir müşterinin gözünde, her türlü iptal ücretinin
tedarikçi değişimi önünde engel teşkil ettiği, ancak sabit fiyatlı bir tarife bakımından
erken sonlandırma ücretinin gerekçelendirilebileceği, değişken fiyatlı tarifelerde ise
böyle bir gerekçelendirmenin yapılmasının ise güç olduğu belirtilmiştir. Zira
tedarikçilerin değişken fiyatlı sözleşmeler kapsamında fiyat değişikliklerini müşterilere
yansıtma hakları bulunmaktadır.
135 CEER (2016), CEER Report on Commercial Barriers to Supplier Switching in EU Retail Energy
Markets, C15-CEM-80-04, 07-06-2016.
136 a.g.k., s. 33-35.
137 CEER (2016), Position PAPEr on Early Termination Fees, C16-CEM-90-06.
18-36/583-284
167/284
(499) Diğer yandan, söz konusu raporda, müşterilere belirli bir dönem boyunca enerji temini
konusunda belirlilik ve yarar sağlayan sabit dönem – sabit/indirimli fiyatlı sözleşmeler
veya buna ilişkin taahhütler içeren sözleşmeler138 sunan tedarikçilerin, toptan piyasa
fiyatlarındaki dalgalanmalardan korunmaya ihtiyaç duyduğu ve bu bakımdan ek
maliyetler üstlenebildiği, erken çıkış bedelinin ise bu maliyetlerin bir karşılığı olarak
gerekçelendirilmesinin mümkün olduğu ifade edilmiştir. Çünkü sözleşmenin
süresinden önce iptal edilmesi halinde tedarikçi fiyatı sabitleyerek katlandığı maliyetleri
yapılan ikili sözleşmeden elde edeceği getiri ile karşılama imkânını yitirmektedir.
Dolayısıyla, erken iptal ücretinin bu durumlarda uygulanmasına izin verilmemesi
halinde, tedarikçiler söz konusu maliyet ve ilişkili risklerini tüm müşterilere yansıtmak
durumunda kalabilecekler ve bu da nihai olarak daha yüksek düzeyde elektrik enerjisi
fiyatına yol açabilecektir. Bu nedenle, erken iptal ücretlerinin varlığı tek başına bir
sorun yaratmamakta, aksine belirlilik ve düşük fiyatlar açısından etkinlik yaratıcı
sonuçlar doğurabilmektedir.
(500) Bununla birlikte, tüketicilerin, ikili anlaşma öncesi erken iptal ücretleri konusunda
tedarikçiler tarafından açık bir şekilde ve konuya ilişkin tüm ayrıntılar hakkında
bilgilendirilmiş olması ve sözleşmenin geriye kalan koşullarının ölçülü, müşterileri söz
konusu tedarikçiye alıkoymayan ve ilgili pazarı yeni tedarikçilere kapamayan nitelikte
olması gerekmektedir. Burada açıklık ile kastedilen temel unsurların erken iptal
ücretinin var olup olmadığı, var ise hangi koşullarda tüketiciye yansıtılacağı ve tam
olarak ne kadar olduğudur. Böylece tüketici, böyle bir taahhüte girerek elde edeceği
fayda ile sorumlu olacağı olası risk/maliyet arasında bir değerlendirme olanağına
kavuşabilecektir. Erken iptal ücretlerinin, tüketicilerin farklı tedarik anlaşmalarının
fiyatlarını karşılaştırmasına olanak tanıyacak şekilde tamamen şeffaf olması
beklenmektedir. Abonelik hizmetleri kapsamında, müşterilerle ikili anlaşma yapmadan
önce sektör genelinde erken iptal ücretlerine ilişkin şeffaf, kapsamlı ve yeterli
bilgilendirilmenin olmadığı bir durumda, tüketicilerin bilgilendirilmemiş tercih yapmış
olacağı kabul edilecektir. Bu durumda söz konusu genel soruna ilişkin talep taraflı
aksaklıkların giderilmesi açısından ek birtakım önlemler alınması yerinde olabilecektir.
Tüketicinin sıcak durum halinde, bilgilendirilmemiş tercih yapması anlamına gelen bu
soruna ilişkin getirilebilecek önerilerden birisinin, söz konusu tüketiciye soğuk duruma
geçiş yapması ve yapmış olduğu tercih hakkında muhakeme ile yeniden
değerlendirme yapma imkânı ve nihai olarak karar verme fırsatı tanıyacak bir
bilgilendirilmiş tercih yapma/yeniden değerlendirme penceresi sağlamak olabileceği
ifade edilmelidir.
(501) Erken iptal ücretlerine ilişkin açıklık ve anlaşılırlık koşullarının yanı sıra göz önünde
bulundurulması gereken iki ayrı husus daha bulunmaktadır. Erken iptal ücretlerinin
makul bir düzeyde olup olmadığı hususu ile aslında erken iptal koşulunun da
yenilenmesi anlamına gelecek nitelikteki sözleşmelerin yenilenmesi hususunun
ayrıntılı bir şekilde ele alınması gerekmektedir.
(502) İlk olarak ikili anlaşmalar için geçerli olan erken iptal ücretlerinin doğrudan tedarikçinin
söz konusu anlaşmadan kaynaklı olarak üstlendiği ek maliyetle ilişkili, bu bakımdan
sınırlı olması gerekmektedir. CEER, bu durumun daha ziyade tedarikçilerin, enerji
hizmetinin yanı sıra katma değerli hizmetler sunması halinde geçerli olduğunu ve erken
iptal ücretinin düzeyinin gerekçelendirilme sorumluluğunun kati surette tedarikçinin
üzerinde olduğunu belirtmektedir.
138 Müşterinin belirli bir süre boyunca ilgili enerji hizmetini sadece taraf tedarikçiden temin etmesi
doğrudan ikili enerji sözleşmesiyle içinde veya sözleşmeye ek taahhütler ile sağlanabilir.
18-36/583-284
168/284
(503) Nimet-külfet dengesinin gözetildiği bir durumda, basiretli bir tacir için, sağlanan fayda
ile bu faydayı sağlamak için katlanılan maliyet arasında makul bir oran olması
beklenecektir. Aynı makul oranın, tedarikçinin sözleşmeden dolayı katlandığı maliyet
ile sözleşmenin feshinde tahsil etme hakkı ortaya çıkan iptal ücreti/cayma bedeli
arasında da olması beklenecektir. Bu bakımdan bu makul oranın, ilgili olay için geçerli
koşullara isnat edilebilecek ölçülülük ilkesi gözetilerek belirlenmesi gerekecektir. Buna
mukabil, erken iptal ücretlerinin çoğunlukla, bu ücretlerin alınmasının gerekçesini
oluşturan, tedarikçilerin sözleşmenin feshine bağlı katlanabilecekleri olası
maliyetlerin139 değerini aştığı belirtilmektedir.140 İkili sözleşmelerin, hem müşteri hem
de tedarikçi için orantılı bir şekilde fayda ve maliyet getirerek dengeli bir yapıda olması
beklenmekte ve erken iptal ücretlerinin sözleşmenin feshi halinde, sözleşmenin
cereyan etmeyen süresinden kaynaklı maliyetleri yansıtacak şekilde tasarlanması
gerektiği ve müşterileri iradeleri hilafına alıkoymaması gerektiği
değerlendirilmektedir.141 Bu kapsamda, ülkemizde, ikili anlaşmaların ya da bu
anlaşmalara ilişkin taahhütlerin süresinden önce sona erdirilmesi halinde erken iptal
ücreti anlamındaki cayma bedeli olarak en yüksek fatura bedelinin iki katına tekabül
eden bir bedel, ilgili tedarikçinin sözleşmenin feshi nedeniyle ortaya çıkan kaybını telafi
edecek meblağ olarak hesaplanmaktadır.
(504) Ülkemizde sanayi ve büyük ticarethane müşterileri dışındaki serbest tüketicilere
sunulan indirim oranlarının düzeyi dikkate alındığında, ilgili pazarlarda geçerli olan
cayma bedeli uygulamasının bir zarar/kayıp telafi mekanizmasından ziyade bir kazanç
kapısı işlevi görebildiği ileri sürülebilir. Öyle ki bu düzeydeki bir cayma bedeli bazı kötü
niyetli tedarikçiler açısından doğrudan önemli bir gelir kalemi işlevi görürken yerleşik
tedarikçi açısından ise tüketiciyi kendi bünyesinde alıkoyma noktasında son derece
etkili bir geçiş engeli ve dolaylı olarak da yine bir gelir işlevi görmektedir. Diğer yandan
böylesine yüksek bir cayma bedelinin sektör standardı olmasının aynı zamanda, talep
taraflı aksaklıklar bağlamında, tüketiciler nezdindeki algılanan geçiş maliyeti ve statüko
eğilimi üzerindeki olumsuz etkileri yadsınamayacak derecede yüksektir. Bu nedenlerle
ilgili pazarlarda uygulanagelen söz konusu cayma bedellerinin halihazırdaki düzeyinin
makul olmadığı ve tedarikçi değişikliğinin daha kolaylaşmasına hizmet etmesi
bakımından, bahse konu nimet-külfet dengesi gözetilerek yeniden gözden geçirilmesi
gerektiği değerlendirilmektedir.
(505) İkinci olarak ise, müşterilerin süre sonunda sözleşmeyi aktif olarak sonlandırmaması
halinde aynı koşullarla otomatik olarak uzayan sözleşmelerin varlığının da müşterilerin
bağlanmasına yol açabileceğine dikkat çekilmektedir. Elektrik enerjisi temini
sözleşmelerinde olduğu gibi, diğer abonelik sözleşmeleri, sigorta sözleşmeleri,
emeklilik planları gibi uygulamalarda tüketicileri sistemde tutmaya yönelik temelde iki
seçenek bulunmaktadır. Bunlardan ilki, tüketicinin ilgili sağlayıcının sisteminde kalması
için sözleşme/taahhüt yenilenmesini açıkça kabul ettiğini bildirmesi koşulunu içeren
“onaylı katılım” (opt in), ikincisi ise tüketicinin sözleşme/taahhüt yenilenmesinin
otomatik olarak yapılması ve tüketicinin bunu istememesi halinde, sistemden çıkışının
ancak istemediğine dair açık bir bildirimde bulunması koşulunun öne sürüldüğü “itirazlı
çıkış”tır (opt out). Yerleşik tedarikçiler tarafından serbest tüketicilerle yapılan
sözleşmeler ve bu sözleşmeler kapsamındaki taahhütler genellikle itirazlı çıkış sistemi
139 Söz konusu maliyetler, sözleşmeyi fesheden tüketicinin yerini alabilecek başka bir tüketiciye ilişkin
yürütülen pazarlama maliyetleri veya daha önceden alımı yapılan ilişkili enerjinin yeniden satışından
kaynaklı maliyetler ve sözleşmedeki enerji hizmetine ilişkin verilen indirimler olarak sıralanabilir.
140 ACER-CEER Market Monitoring Report 2015.
141 A.g.k.
18-36/583-284
169/284
özelliği taşımakta ve müşterinin sözleşmede belirtilen fesih bildirim süresi içinde
bildirimde bulunmadığı durumda sözleşme ve taahhüt otomatik olarak
yenilenmektedir. Elektrik perakende satış pazarında itirazlı çıkış sisteminin GTŞ’ler
tarafından uygulanması rakip tedarikçilere geçiş önünde engel teşkil edebilecektir.
(506) Telekomünikasyon ve enerji gibi abonelik hizmetleri kapsamında yer alan hizmetlerin
sunumunda kesintisizliğin esas olması nedeniyle sözleşmelerin belirsiz süreli olması
ya da belirli süreli olması durumunda ise otomatik olarak yenilenmesinin istenmeyen
kesintilerin yaşanmaması için gerekli olduğu dikkate alınmakla birlikte; işbu halde
yenilenen içeriğin temel olarak hizmet sunumu olduğu kabul edilmekle birlikte,
taahhütlerin de bu kapsamda yenilenmesi yine rakip tedarikçilere geçiş önünde engel
teşkil edebilecektir. Zira taahhütlerin bu şekilde otomatik olarak yenilenmesi, elektrik
hizmetinin fiyatı ve sözleşmenin diğer önemli unsurları doğrultusunda yenilemenin
finansal etkileri hakkında, tüketicinin yeterli bilgiye erişmeden örtülü olarak tercih
yapmasına neden olacak, diğer bir deyişle, tüketicinin bilgilendirilmemiş tercih yapması
sonucunu doğuracaktır. Nitekim, sektöre ilişkin yürütülen incelemelerde EPDK ile
yapılan görüşmelerde ikili anlaşmaların belirsiz olduğunun, bitiş süresinden önce belirli
bir zamana kadar bildirim yapılmadığı halde otomatik olarak uzamasına ilişkin
hükümlerin tespit edilmekte olduğunun, tüketicinin bilinçsizliğinden ve
tecrübesizliğinden faydalanarak benzeri hükümler ile uzun süre yükümlülük altına
alınmasının perakende elektrik piyasasının serbestleşmesi yönünde engel teşkil
ettiğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir. Diğer yandan, yine yukarıda yer verildiği
üzere, TKHK’nın “Abonelik sözleşmeleri” başlıklı kısımdaki 52. maddesinde,
“(3) Belirli süreli abonelik sözleşmelerine sözleşmenin belirlenen süre kadar
uzayacağına ilişkin hükümler konulamaz; ancak abonelik sözleşmesinin
kurulmasından sonra, sözleşmenin sona ereceği tarihe kadar tüketicinin talepte
bulunması veya onay vermesi hâlinde abonelik sözleşmesi uzatılabilir.
(4) Tüketici, belirsiz süreli veya süresi bir yıldan daha uzun olan belirli süreli
abonelik sözleşmesini herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart
ödemeksizin istediği zaman feshetme hakkına sahiptir. … Satıcı veya sağlayıcı,
abonelik sözleşmesinin feshi için sözleşmenin tesis edilmesini sağlayan
yöntemden daha ağır koşullar içeren bir yöntem belirleyemez.”
ve Abonelik Sözleşmeleri Yönetmeliği’nin “Diğer Yükümlülükler” başlıklı 13.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında
“(1) Belirli süreli abonelik sözleşmelerine sözleşmenin belirlenen süre kadar
uzayacağına ilişkin hükümler konulamaz; ancak abonelik sözleşmesinin
kurulmasından sonra, sözleşmenin sona ereceği tarihe kadar tüketicinin talepte
bulunması veya onay vermesi hâlinde abonelik sözleşmesi uzatılabilir.
(2) Sözleşme süresi sonunda tüketiciden açık bir talep veya onay
almadığı halde mal veya hizmet sunmaya devam eden satıcı veya sağlayıcı,
sunulan bu mal veya hizmet için hiçbir bedel talep edemez.”
şeklinde yer alan hükümlerde de otomatik yenileme mekanizmasının esasen
eylemsizlik durumundan istifade edilerek yapılamayacağı, aksine tüketicinin
bilgilendirilmiş bir tercihine dayanılarak yapılabileceği hususları düzenlenmiştir.
18-36/583-284
170/284
(507) Benzer şekilde, Fransa’daki “Loi Hamon” (Law Hamon) örneğinde de, otomotiv ve
sigorta sektörlerinde kendiliğinden otomatik yenilenen sözleşmeler bakımından, ilk
sözleşme döneminin bitmesi ardından gerçekleşen yenileme dönemi sonrası için
getirilen cayma bedelleri yasaklanmıştır. Tüketicinin bilgilendirilmiş tercih yapması
sonucunu doğuran böyle bir ilkeyi benimseyen bir sistem, doğal olarak mevcut
tedarikçinin ilgili müşterisine daha rekabetçi bir teklif sunmasını teşvik edecektir. Zira
açık onayı aranan ilgili müşteri açısından geçerli olması yüksek ihtimal tüketici
uyuşukluğu, müşterinin önüne gelen yeni bir teklifle giderilecek ya da azaltılacak ve
böylece tüketici daha rekabetçi tekliflerin arayışına yönelebilecektir. Bu nedenlerle,
tüketicilerin eylemsizlik durumunda otomatik yenileme özelliğinin işletilmesi suretiyle
yenilenen taahhütler bakımından cayma bedellerinin geçerli dayanağının olmadığı
genel olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla söz konusu otomatik uzama kanalıyla
işleyen taahhüt sisteminin müşterileri mevcut tedarikçilerinde alıkoyarak tedarikçi
geçişkenliğinin önünde önemli bir engel oluşturduğu ve tüketicilerin statüko eğiliminden
yararlanan bu mekanizmanın ilgili pazarların yeni tedarikçilere pazarın kapatılması
sonucunu doğurduğu, dolayısıyla özellikle yerleşik tedarikçiler bakımından bu
mekanizmanın ikili anlaşmalarda kati surette işletilememesi gerektiği
değerlendirilmektedir.
I.6.3.5.4. Serbest Tüketicilerle Yapılan İkili Sözleşmelerdeki Cayma Bedeli, Süre
ve Otomatik Uzamaya İlişkin Hükümlerin 4054 sayılı Kanun Kapsamında
Değerlendirilmesi
(508) Bir önceki bölümde detaylarına yer verilen uzun süreli sözleşmeler, erken sonlandırma
bedelleri ve taahhütlerin otomatik olarak uzamasına ilişkin ikili sözleşmelerde yer alan
hükümler, enerji piyasalarının serbestleşmesi ve ondan beklenen faydaların önünde
engel oluşturduğu gibi rakip tedarikçilere geçişi kısıtlayarak pazarın kapatılmasına da
neden olabilmektedir. Bu kapsamda, bu uygulamalar rekabet hukukunun da
kapsamına girebilecek niteliktedir.
(509) Daha önce de belirtildiği üzere, Kurul, elektrik sektörü gibi düzenlenen sektörlerde
rekabeti kısıtlayıcı olabilecek davranışlara, ilgili davranışların sektörel mevzuatta
düzenlenmiş olmasından bağımsız olarak müdahale etmekte, teşebbüslerce dile
getirilen ve ilgili pazarın düzenlemeye tabi olduğu ya da görevli düzenleyici bir
otoritenin bulunduğu şeklindeki savunmaları kabul etmemektedir. Bu durumun
istisnası ise düzenlemenin ya da ilgili düzenleyici otoritenin, doğrudan teşebbüslerin
davranışlarını belirleyen kurallar getirmesidir. Bu noktada önemli olan soru, incelenen
teşebbüs davranışının sektörel düzenlemeler sonucunda mı ortaya çıktığı ya da
teşebbüsün davranış serbestisinin bulunup bulunmadığıdır. Sektörel düzenlemelerin
teşebbüslerin serbestçe karar almasını engellemesi halinde rekabet hukuku
çerçevesinde söz konusu davranış 4054 sayılı Kanun kapsamında ele alınmamaktadır.
18-36/583-284
171/284
(510) Bu yaklaşım doğrultusunda AYDEM ve GEDİZ’in tüketiciler ile yaptığı sözleşmelere
bakıldığında, PSS’lerin ilgili sektörel mevzuat kapsamında EPDK tarafından çıkarılan
Elektrik Piyasasında Perakende Satış Sözleşmesi Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ
çerçevesinde düzenlenmektedir. Öte yandan, serbest tüketiciler ile imzalanan ikili
sözleşmelere bir başka deyişle İES’lere ilişkin ise herhangi bir spesifik bir düzenleme
bulunmamaktadır. Nitekim THY’nin 4. maddesinde GTŞ’ler ve tedarik şirketleri ile
tüketiciler arasında imzalanan sözleşmelere ilişkin tanımlar şu şekildedir:
“İkili anlaşma: Gerçek veya tüzel kişiler arasında özel hukuk hükümlerine tabi
olarak, elektrik enerjisi ve/veya kapasitenin alınıp satılmasına dair yapılan ve
Kurul onayına tabi olmayan ticari anlaşmalar,
Perakende satış sözleşmesi: Bağlantı anlaşması mevcut olan kullanım yeri için,
görevli tedarik şirketi ile tüketiciler arasında ilgili mevzuat hükümleri
çerçevesinde, perakende satış tarifesi veya son kaynak tarifesinden elektrik
enerjisi ve/veya kapasite temini ile hizmet alımına yönelik olarak yapılan
faaliyetlere ilişkin koşul ve hükümleri kapsayan sözleşmeler”
(511) İkili anlaşmalar için “özel hukuk hükümlerine tabi olarak” ifadesi kullanılırken, PSS için
“ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde” ifadesine yer verilerek sektörel düzenleyicinin,
piyasada ikili anlaşmalara ilişkin alanı düzenleme dışı bıraktığı anlaşılmaktadır.
Nitekim yapılan görüşmelerde de ikili anlaşmalarla çerçevesi belirlenen bu alana
gerekmedikçe EPDK tarafından müdahale edilmek istenmediği dile getirilmektedir.
(512) Bu doğrultuda, teşebbüslerin sözleşmelerinin tasarımında özel hukuk hükümleri
çerçevesinde tam bir bağımsızlık içerisinde oldukları anlaşılmaktadır. Bu sebeple, işbu
soruşturmaya taraf teşebbüs tarafından serbest tüketicilerin kazanılmasına yönelik
olarak gerçekleştirilen her türlü uygulama ve sözleşmelerin rekabet hukukunun
kapsamına girdiği açıkça görülmektedir. Bu noktada dikkat çekilmesi gereken bir diğer
husus da elektrik piyasasının serbestleşme süreci içinde serbest tüketici limitinin her
geçen yıl daha da düşürülmesidir. Önümüzdeki dönemde bu limitin sıfıra düşürülerek
piyasada yer alan tüm tüketicilerin serbest tüketici konumunu haiz olması
hedeflenmektedir. Dolayısıyla, ilerleyen dönemde elektrik perakende satış pazarında
başta sözleşmeler olmak üzere birçok uygulamanın sektörel düzenlemenin dışında
kalacağını veya rekabet hukukunun da kapsamına gireceğini ileri sürmek mümkündür.
(513) Öte yandan, PSS’lere yönelik detaylı bir sektörel düzenlemenin bulunması, bu
sözleşmeleri 4054 sayılı Kanun’un uygulanmasından muaf tutmamaktadır. Geçmiş
kararlarında da ortaya koyduğu üzere Kurul, sektörel düzenlemeleri dikkate alarak, söz
konusu düzenlemelerin sınırları içinde teşebbüslerin kendi iradeleriyle ortaya
koydukları davranışları inceleme konusu yapmaktadır. AYDEM ve GEDİZ’in tüketicileri
ile yapmış olduğu PSS’ler de bu yaklaşım çerçevesinde rekabet hukuku uygulaması
kapsamında yer almaktadır.
(514) Teşebbüslerce gerçekleştirilen sözleşmeler yoluyla bir pazarda rekabetin kısıtlanıp
kısıtlanmadığının değerlendirilmesinde sözleşmelerde yer alan süre, fesih, cayma
bedeli, alım taahhüdü, satış sınırlaması, fiyat tespiti gibi hüküm ve koşullar ile
sözleşmenin taraflarının pazardaki konumları dikkate alınmaktadır. Bu çerçevede,
teşebbüslerin imzaladıkları sözleşmeler ilgisine göre 4054 sayılı Kanun’un 4. veya 6.
maddesi veya da her ikisi kapsamında incelenmektedir.
18-36/583-284
172/284
(515) Söz konusu sözleşmelerin hâkim durumdaki teşebbüsler tarafından gerçekleştirilmesi
halinde sözleşmede yer verilen şartların 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında
rakiplerin dışlanması veya faaliyetlerinin zorlaştırılmasına neden olup olmadığı
incelenmektedir. Bu incelemede, sözleşmelerde yer alan koşulların pazara yeni
girişleri engelleyip engellemediği, rakiplerin faaliyetlerini zorlaştırıp zorlaştırmadığı,
rakiplerin pazar dışına çıkmasına neden olup olmadığı veya bu sonuçlara yol açacak
bir potansiyel taşıyıp taşımadığı analiz edilmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere,
elektrik pazarındaki ikili anlaşmalardaki sözleşme süreleri, taahhütler, taahhüt süreleri,
cayma bedelleri ve otomatik uzamaya ilişkin hükümler tedarikçi değişikliğini
engelleyebilmekte veya zorlaştırabilmektedir. Bu husus ise halihazırda portföy gücüne
sahip yerleşik teşebbüs lehine önemli bir avantaj yaratırken pazarda tutunabilmek ve
faaliyetlerini sürdürebilmek için müşteri bulmaya ihtiyaç duyan diğer tedarikçilerin
faaliyetlerini zorlaştırmaktadır. Müşteri bulamayan bir bağımsız tedarikçinin ise uzun
vadede pazar dışına çıkması söz konusu olabilecektir. Bu çerçevede, hem AYDEM
hem de GEDİZ’in serbest tüketiciler ile imzaladığı sözleşmeler bu kriterler altında
sınıflandırılmıştır. Ardından ise her bir kriter bakımından sözleşmelerdeki hükümlerin
piyasadaki rekabet üzerine etkileri değerlendirilecektir.
18-36/583-284
173/284
Tablo 7: AYDEM ve GEDİZ’in Serbest Tüketicilerle Yaptığı Sözleşmelerin Sınıflandırılması
Dönem Şirket Abone Tipi
Sözleşme
Süresi
Taahhütname Taahhütname Süresi Tarife
İndirim
Oranı
Taahhütname
Kendiliğinden
Yenileniyor
Cayma Bedeli
Sözleşme Fesih
Bildirimi ve Süresi
ilave Hususlar
Ocak
2015-
Mart
2015
GEDİZ
Mesken-
Ticarethane-
Sanayi
3 Yıl VAR 3 yıl
Sabit aktif
enerji birim
fiyatı
Belirtilmemiş
Sözleşme
taahhüdün sona
erme tarihinden 2
ay önce
feshedilmezse 3 yıl
daha uzar.
Tedarikçi tarafından
yapılan indirim
tutarları toplamı
Taraflardan birisi 2
ay önce fesheder.
GEDİZ müşterinin
sözleşmeye aykırı
davranmasında ihtar
gerekmeksizin
fesheder.
Ocak
2015-
Mart
2015
AYDEM
Mesken-
Ticarethane-
Sanayi
3 yıl VAR 3 yıl
Sabit brüt
iskonto
oranı
Belirtilmemiş
Sözleşme
taahüdün sona
erme tarihinden 2
ay önce
feshedilmezse 3 yıl
daha uzar.
Tedarikçi tarafından
yapılan indirim
tutarları toplamı
Taraflardan birisi 2
ay önce fesheder.
GEDİZ müşterinin
sözleşmeye aykırı
davranmasında ihtar
gerekmeksizin
fesheder.
2015
Mart –
Ekim
GEDİZ-
AYDEM
Mesken-
Ticarethane-
Sanayi
1 yıl VAR 1 yıl
Sabit aktif
enerji birim
fiyatı
Belirtilmemiş
Sözleşme
taahhüdün sona
erme tarihinden 2
ay önce
feshedilmezse 1 yıl
daha uzar.
Tedarikçi tarafından
alınmayan ulusal
tarife perakende
satış hizmeti bedeli
Taraflardan birisi 2
ay önce fesheder.
AYDEM/GEDİZ
müşterinin
sözleşmeye aykırı
davranmasında ihtar
gerekmeksizin
fesheder.
2015
Mart –
Ekim
GEDİZ-
AYDEM
Mesken-
Ticarethane-
Sanayi
2 yıl VAR 2 yıl
Sabit brüt
iskonto
oranı
Belirtilmemiş
Sözleşme
taahhüdün sona
erme tarihinden 2
ay önce
feshedilmezse 2 yıl
daha uzar.
Tedarikçi tarafından
yapılan indirim
tutarları toplamı
Taraflardan birisi 2
ay önce fesheder.
AYDEM/GEDİZ
müşterinin
sözleşmeye aykırı
davranmasında ihtar
gerekmeksizin
fesheder.
2015
Kasım-
Aralık
GEDİZ-
AYDEM
Mesken-
Ticarethane-
Sanayi
Belirsiz
Tüketici
isterse
taahhütlü
tarife
seçebilir.
2 yıl
Sabit aktif
enerji birim
fiyatı veya
sabit net
iskonto
oranı
Belirtilmemiş YOK
Tarife paketi
sonlandırma tarihine
kadar uygulanan
indirim tutarları veya
tarife paketi
sonlandırma tarihi
ile taahhüdün sona
ereceği tarihe kadar
uygulanması
gereken toplam
indirim tutarından,
tüketici lehine olan
toplam bedel
Taahhüt süresi
dolduktan sonra
müşteri dilediği
zaman yazılı bir
bildirim yaparak
feshedebilir.
Sözleşmeye aykırı
harekette ihtar
gerekmeksizin fesih.
18-36/583-284
174/284
Tablo 7’nin devamı:
Dönem Şirket Abone Tipi
Sözleşme
Süresi
Taahhütname Taahhütname Süresi Tarife
İndirim
Oranı
Taahhütname
Kendiliğinden
Yenileniyor
Cayma Bedeli
Sözleşme Fesih
Bildirimi ve Süresi
ilave Hususlar
2015
Kasım-
Aralık
GEDİZ-
AYDEM
Mesken-
Ticarethane-
Sanayi
Belirsiz
Tüketici
isterse
taahhütlü
tarife
seçebilir.
2 yıl
Sabit aktif
enerji birim
fiyatı veya
sabit net
iskonto
oranı
Belirtilmemiş YOK
TKHK kapsamında
olmayan müşteriler
fesih tarihine kadar
gerçekleşmiş en
yüksek faturasının
iki katı tutarın
toplamı
TKHK
kapsamındaki
müşteriler tarife
paketi sonlandırma
tarihine kadar
uygulanan indirim
tutarları veya tarife
paketi sonlandırma
tarihi ile taahhüdün
sona ereceği tarihe
kadar, uygulanması
gereken toplam
indirim tutarından,
müşteri lehine olan
toplam bedel
Taahhüt süresi
dolduktan sonra
müşteri dilediği
zaman yazılı bir
bildirim yaparak
feshedebilir.
Sözleşmeye aykırı
harekette ihtar
gerekmeksizin fesih.
Yazılı fesih
bildiriminde
bulunmaksızın
başka
tedarikçiye
geçiş hali
haksız fesih
sayılmaktadır
ve
sözleşmenin
10.6. maddesi
uyarınca cezai
şart uygulanır.
2016
GEDİZ-
AYDEM
Mesken-
Ticarethane-
Sanayi
Belirsiz
Tüketici
isterse
taahhütlü
tarife
seçebilir.
2 yıl
Sabit aktif
enerji birim
fiyatı veya
sabit net
iskonto
oranı
Belirtilmemiş YOK
TKHK kapsamında
olmayan müşteriler
fesih tarihine kadar
gerçekleşmiş en
yüksek faturasının
iki katı tutarın
toplamı
TKHK
kapsamındaki
müşterileri tarife
paketi sonlandırma
tarihine kadar
uygulanan indirim
tutarları veya tarife
paketi sonlandırma
tarihi ile taahhüdün
sona ereceği tarihe
kadar, uygulanması
gereken toplam
indirim tutarından,
müşteri lehine olan
toplam bedel
Müşteri dilediği
zaman yazılı bir
bildirim yaparak
feshedebilir.
Sözleşmeye aykırı
harekette ihtar
gerekmeksizin fesih
Yazılı fesih
bildiriminde
bulunmaksızın
başka
tedarikçiye
geçiş hali
haksız fesih
sayılmaktadır
ve
sözleşmenin
10.6. maddesi
uyarınca cezai
şart uygulanır.
18-36/583-284
175/284
Tablo 7’nin devamı:
Dönem Şirket Abone Tipi
Sözleşme
Süresi
Taahhütname Taahhütname Süresi Tarife
İndirim
Oranı
Taahhütname
Kendiliğinden
Yenileniyor
Cayma Bedeli
Sözleşme Fesih
Bildirimi ve Süresi
ilave Hususlar
2017
GEDİZ-
AYDEM
Mesken-
Ticarethane-
Sanayi
Belirsiz
Tüketici
isterse
taahhütlü
tarife
seçebilir.
2 yıl
sabit aktif
enerji birim
fiyatı veya
sabit net
iskonto
oranı
Belirtilmemiş YOK
TKHK kapsamında
olmayan müşteriler
fesih tarihine kadar
gerçekleşmiş en
yüksek faturasının
iki katı tutarı
toplamını
TKHK
kapsamındaki
müşteriler tarife
paketi sonlandırma
tarihine kadar
uygulanan indirim
tutarları veya tarife
paketi sonlandırma
tarihi ile taahhüdün
sona ereceği tarihe
kadar, uygulanması
gereken toplam
indirim tutarından,
müşteri lehine olan
toplam bedel
Müşteri dilediği
zaman yazılı bir
bildirim yaparak
feshedebilir.
Sözleşmeye aykırı
harekette ihtar
gerekmeksizin fesih.
18-06/101-52
176/284
(516) Uzun süreli sözleşmeler, pazarın rakiplere kapanmasına yol açacak teşebbüs
davranışlarından biri olarak sayılmaktadır142. Uzun dönemli sözleşmelerin pazarda yerleşik
ve marka bilinirliği yüksek teşebbüslerce akdedilmesi, görece küçük ve yeni firmaların
müşteriye kendilerini tanıtmasını zorlaştırmakta ve yeni müşteri kazanımını dolayısıyla
pazara girişi ve kârlı bir biçimde faaliyet gösterecek büyüklükte bir müşteri portföyü
edinilmesini zorlaştırmaktadır.
(517) Nitekim Komisyon da kararlarında doğalgaz ve elektrik piyasalarında yerleşik teşebbüslerin
uzun süreli ve münhasır sözleşmelerini incelemiştir. Komisyon, Distrigas143 kararında,
Belçika’da doğal gazın dağıtımı ve depolanması konusunda münhasır hak sahibi Distrigas
ile sanayi müşterileri arasındaki sözleşmeleri ele almış ve çoğu müşterinin tek bir sağlayıcı
ile çalıştığını, pazardaki rekabetin ancak sözleşme sürelerinin bitiminden sonra söz konusu
olduğunu, sözleşmelerin sürelerinin bir yıl olmakla birlikte, zımni yenilenme koşulu
içerdiğini belirtmiş ve bu şekilde Distrigas tarafından bağlanan müşteri büyüklüğünün
pazarın alternatif sağlayıcılara kapanmasına ve serbestleşmeyi takip eden rekabetin
gelişiminin engellenmesine yol açabileceği belirtilmiştir. Benzer şekilde Long term energy
contracts144 kararında, Komisyon Fransa elektrik pazarında yerleşik EDF’nin halen büyük
endüstriyel müşteriler pazarında hâkim durumda bulunduğunu, sözleşme sürelerinin ve
yapısının rakipleri dışlayabileceğini ifade etmiştir.
(518) Her iki karar da teşebbüslerden alınan taahhütler ile sonuçlandırılmıştır. Bu çerçevede
Distrigas, müşteriler ile yapacağı sözleşmeleri beş yıl, yeniden satıcılar ile yapacağı
sözleşmeleri ise iki yılla sınırlandırmayı; EDF ise sözleşmelerini beş yılla sınırlandırmayı
taahhüt etmiştir. Şirketlerden alınan taahhütler arasında ayrıca münhasırlık şartlarının
kaldırılması da yer almaktadır.
(519) Ülkemizde, bir sayaçtan ancak tek bir tedarikçiden enerji alımı gerçekleştirebilmektedir.
Dolayısıyla sözleşmeler bakımından teknik zorunluluktan kaynaklanan fiili bir münhasırlığın
bulunduğu söylenebilecektir. Bu durumda, GEDİZ ve AYDEM’in uzun süreler ile akdettiği
sözleşmeler, rakiplere pazarın kapatılmasına yol açabilecektir. Bununla birlikte, yukarıda
da belirtildiği üzere, abonelik hizmetlerinde hizmetin sürekliliği gereğince belirsiz süreler ile
sözleşmeler akdedilmesi makul karşılanmakta, ancak bu durumlarda müşterinin
sözleşmeyi sonlandırırken karşılaştığı yükümlülük ve prosedürler önem kazanmaktadır.
Eğer müşteri belirsiz süreli sözleşmesini makul bir bildirim süresi sonunda herhangi bir
cezai bedel ödemeksizin sonlandırabiliyorsa sözleşmelerin belirsiz süreli olmasının
rekabeti sınırlama potansiyelinin azalacağı söylenebilir.
(520) Aşağıdaki tablo, GEDİZ ve AYDEM dahil abonelik hizmetleri kapsamında hizmet sunan
pek çok şirkete sayısal sözleşme depolama hizmeti sunan KOD-A şirketinden alınan ve
GEDİZ ile AYDEM’e ait yaklaşık 9.000 adet serbest tüketici sözleşmesinin otomatik uzama
hükümleri içerip içermemeleri bakımından yıllar bazında incelenmesini özetlemektedir:
Tablo 8: GEDİZ’in ve AYDEM’in Serbest Tüketicilerle Yaptığı Sözleşmelerin Otomatik Uzama Hükmü İçerme
Oranları
Yıllar
Toplam Sözleşme
Sayısı
Otomatik Uzama İçeren
Sözleşme Sayısı
Otomatik Uzama İçeren
Sözleşme Oranı (%)
2013 870 868 99,77
2014 1.515 1.505 99,33
2015 3.194 2.158 67,56
2016 3.404 64 1,88
Toplam 8.983 4.595 51,15
Kaynak: KOD-A
142 Kılavuz, para. 19.
143 Case COMP/B-1/37966 Distrigas.
144 Case COMP/39.386 Long Term Electricity Contracts France.
18-36/583-284
177/284
Tablo 9: GEDİZ’in ve AYDEM’in Serbest Tüketicilerle Yaptığı Sözleşmelerin Otomatik Uzama Hükmü
İçerme Oranları
Yıllar
Toplam Sözleşme
Sayısı
Otomatik Uzama İçeren
Sözleşme Sayısı
Otomatik Uzama İçeren
Sözleşme Oranı (%)
2015 Son Çeyrek 772 203 26,29
2016 3404 64 1,88
Kaynak: KOD-A
(521) GEDİZ ve AYDEM’in tüketiciler ile yaptığı sözleşmeler bu çerçeveden incelendiğinde,
tüketiciler ile yapılan ve Ocak 2015 – Mart 2015 ve Mart 2015 – Ekim 2015 dönemlerinde
kullanılan sözleşmeler ile 2015 öncesinde yürürlükte olan sözleşmeler ve/veya söz konusu
sözleşmelerin ayrılmaz bir parçası olan taahhütnamelere ilişkin düzenlemelerin, yukarıda
bahsedildiği üzere, rekabeti sınırlamak suretiyle pazarı rakiplere kapayıcı nitelikte ve etkide
olduğu değerlendirilmektedir. Bunun yanında, teşebbüs tarafından otomatik uzama içeren
sözleşmelerin 2015 yılının son çeyreğinden itibaren uygulanmadığı belirtilmiş olmasına
karşın, KOD-A’dan alınan örneklem çalışmasında, yukarıdaki tabloda da görüldüğü üzere,
2015’in son çeyreğinde alınan sözleşmelerin %26,29’unda otomatik uzama hükmü olduğu
tespit edilmiştir. Yukarıdaki tablodan ve KOD-A’dan alınan sözleşme örneklemine ilişkin
çalışmadan da görüldüğü üzere, GEDİZ ve AYDEM tarafından 2013 ve 2014 yıllarında
serbest tüketicilerle yapılan sözleşmelerin ve/veya söz konusu sözleşmelerin ayrılmaz bir
parçası olan taahhütnamelerin tamamında ve 2015 yılında da %67,5’inde otomatik uzama
hükmü bulunduğu tespit edilmiştir. Sözleşmelerin yanı sıra taahhütnamelerin de otomatik
olarak uzatıldığı ve taahhütnamelere ilişkin de fesih bildirimlerinin düzenlendiği ve
dolayısıyla cayma bedellerinin de geçerliliğini korumaya devam ettirildiği görülmektedir.
(522) 2016 yılı ve sonrası içinse sözleşmeler sınırsız süreli olarak değiştirilmiş ve taahhütlere
ilişkin otomatik uzama hükümleri kaldırılmıştır. 2015 ve öncesi döneme ilişkin sözleşmeler,
taraflardan herhangi birisi sonlandırmadığı sürece yürürlükte kalmaya devam etmektedir.
Buna göre sözleşmeyi ya da taahhütnameyi sonlandırmak isteyen tüketici 60 gün
öncesinden bildirimde bulunmalıdır. Aksi halde taahhütname de otomatik olarak
yenilenmekte ve bir müşterinin ilk taahhütnamesi bittikten sonraki dönemde tedarikçi
değişikliğine gitmesi halinde, söz konusu müşteri bu şekilde sonlandırılmayan sözleşme
veya taahhütname için cayma bedeli ödemek durumunda bırakılmaktadır. Müşterinin fesih
bildirim süresine uymaması halinde sözleşme ve taahhütname kendiliğinden uzamaktadır.
(523) Yukarıda değinildiği üzere, hizmet sürekliliğinin önem arz ettiği bu sektörde sözleşmelerin
belirsiz süreli tasarlanması sorun olarak kabul edilmemektedir. Ancak taahhütnamenin
veya taahhütname ile belirli süreli sözleşmenin kendiliğinden yenilenmesi ve bu yenileme
sonucunda olası bir erken fesih halinde, tüketicinin cayma bedeli ödemek zorunda
bırakılması nedenleriyle fiili olarak tüketicinin tedarikçi değiştirmesi engellenmektedir. Her
ne kadar daha önce yerleşik tedarikçi tarafından serbest tüketicilerle yapılan ikili
anlaşmalar kapsamındaki taahhütnameler için otomatik yenilenme mekanizmasının bizzat
kendisinin pazarı kapayıcı etkisi bakımından oldukça sakıncalı olduğu ortaya konulmuş
olsa da; söz konusu sözleşmelerde inceleme konusu dönemler bakımından fesih
bildirimine ilişkin sürenin de 60 gün gibi uzun bir süre olarak belirlenmesinin, tüketicilerin
olası tedarikçi değişikliğini gerçekleştirebilmesi için kullanabileceği geçiş penceresini makul
olmayan bir düzeyde daraltmaya ve dolayısıyla tedarikçi değişikliği önünde bir başka zorluk
çıkarmaya yönelik stratejik uygulama olduğu değerlendirilmektedir. Tüketici ihmali,
dikkatsizliği ile varsayılan seçeneğe dayalı tüketici uyuşmasının yaygın olduğu ve statüko
eğiliminin önem arz ettiği bu pazarda, her iki uygulamanın da tedarikçi değişikliği önündeki
engelleri artırıcı etkiye sahip olduğu belirtilmelidir. Zira ülkemizde özellikle kurumsal
kullanıcılar için geçerli olan cayma bedelinin yüksekliği ile mesken kullanıcılarının yüksek
indirim beklenti ve kayıptan kaçınma eğilimleri dikkate alındığında, söz konusu
uygulamanın tedarikçi değişikliğinden beklenen faydayı azaltmak bir yana, doğrudan
18-36/583-284
178/284
negatif bir değere dönüştürmek suretiyle tüketiciler için farklı bir tedarikçiye geçişi doğrudan
değerlendirme dışı bırakabilecek niceliktedir. Buna ek olarak, söz konusu sözleşmeler ve
taahhütler GEDİZ’e ve AYDEM’e, ilgili tüketicilerin itiraz etmemesi halinde yalnız bir defa
değil pek çok kez kendini yineleme imkânı tanımakta ve böylece söz konusu tüketiciler için
BTŞ’lerin GTŞ’ler ile rekabetçi bir yarışa tekrar girme imkânı ortadan kalkmaktadır. Tam da
bu nedenle, her ne kadar işbu soruşturma, teşebbüslerin 2015 yılı ve sonrası döneme ilişkin
eylem ve uygulamalarını konu edinse de, sözleşme ve/veya taahhütlerin bahsedilen tekrar
tekrar yenilenme özelliği nedeniyle GEDİZ ve AYDEM’in 2013 ve 2014 yıllarında serbest
tüketicilerle imzaladığı ikili anlaşmalar da işbu soruşturmada incelenmektedir. Bu noktada
Kurulun işbu dosya kapsamında hakkında önaraştırma yürütülen GEDİZ ve AYDEM
hakkında almış olduğu 03.12.2014 tarihli, 114-47/860-390 sayılı kararında, “… uzun süreli
ve sözleşme süresinin bitiminden belirli bir süre önce itiraz olmaması halinde kendiliğinden
otomatik olarak uzayan taahhütlü sözleşmelerin imzalatılmasının, bu tüketicilerin henüz
serbest tüketici limitini fiilen geçerek gerçek anlamda serbest tüketici dahi olmamışken
GTŞ’ler tarafından kapatılmalarına yol açtığı ve rakip bir tedarik şirketine geçmelerinin uzun
süreli olarak engellenmiş olabileceği, böylelikle GTŞ’ler dışındaki bağımsız tedarik
şirketlerinin faaliyetlerini güçleştirebileceği, GTŞ’ler ile rekabet etme imkanlarını büyük
ölçüde kısıtlayabileceği ve piyasanın rakip teşebbüslere kapanması sonucunu
doğurabileceği” tespitinde bulunduğu, ancak tarafların Kurul kararı doğrultusunda söz
konusu sözleşmeleri değiştirmediği anlaşılmaktadır.
(524) Taahhütnamenin kendiliğinden yenilenmesi ve kendiliğinden yenilenen taahhütnamenin
süresinden önce cayma bedeli ödenerek feshedilebilmesi fiili olarak tedarikçi değiştirme
güdüsünü azaltarak pazara giriş engeli yaratacak, piyasanın rakiplere kapanması
sonucunu doğurabilecektir. Burada teşebbüsün sözleşme tasarımında beklenen ve
rekabet hukuku bakımından sakıncalı olmayan durum, taahhütname süresi sonunda
sözleşmenin ve dolayısıyla taahhüttün yenilenmesi için tüketicinin açık iradesinin diğer bir
deyişle, onaylı katılım anlamında onayının aranması veya kendiliğinden yenilenen
sözleşmenin feshi halinde herhangi bir cayma bedeline hükmedilememesidir. Aksi halde,
yukarıda ilgili bölümlerde ayrıntısıyla açıklandığı üzere, tedarikçi değiştirmek konusunda
statükoyu korumaya meyilli olan tüketiciler mevcut tedarikçilerinde alıkonulmuş
olacaklardır. Nitekim GEDİZ ve AYDEM de 2016 yılı ve sonrası için serbest tüketicilerle
yapılan ikili anlaşmalarda bu yönde bir değişikliğe gitmişlerdir. Bununla birlikte 2015 yılı
sonuna kadar GEDİZ ve AYDEM’in serbest tüketicilerle otomatik uzama hükmü içeren ikili
anlaşmalar imzaladığı bilinmektedir.
(525) Buraya kadar olan kısımda otomatik uzama hükmü içeren üç, bir ve iki yıllık sözleşme ve
taahhütlerin piyasa üzerinde yaratabileceği etki tartışılmıştır. Söz konusu tartışmalara ek
olarak müşterilerle imzalanan üç, bir ve iki yıllık sözleşme ve taahhütlerin piyasada yarattığı
kapama etkisinin üzerinde durmak faydalı olacaktır. Bahse konu sözleşmelerin yarattığı
kapama etkisine ilişkin grafiklere aşağıda yer verilmektedir.
18-36/583-284
179/284
Grafik 100: GEDİZ’in Yapmış Olduğu Otomatik Uzama Hükmü İçeren Sözleşmelerin Mesken Grubunda
Yarattığı Kapama Etkisi145
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ ve GEDİZ
(526) Grafikten görüleceği üzere, mesken grubunda GEDİZ’in portföyünde bulunan en az (…..)
müşteri otomatik uzama hükmü altındadır. Söz konusu portföy ile BTŞ’lerin sahip olduğu
müşteri sayısı kıyaslandığında ise otomatik uzama hükmü altında bulunan müşterilerin
sayısının BTŞ portföyünün yaklaşık (…..) katı olduğu anlaşılmakta, bu anlamda Gediz
bölgesindeki mesken grubu bakımından çok ciddi bir kapama etkisi bulunduğu
değerlendirilmektedir.
Grafik 101: GEDİZ’in Yapmış Olduğu Otomatik Uzama Hükmü İçeren Sözleşmelerin Ticarethane Grubunda
Yarattığı Kapama Etkisi
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ ve GEDİZ
(527) Grafikten de anlaşılacağı üzere, GEDİZ’in portföyünde bulunan en az (…..) müşteri
otomatik uzama hükmü içeren sözleşmelere tabi durumdadır. BTŞ’lerin portföyü ile
kıyaslandığında ise, otomatik uzamalı sözleşmelerle bağlı durumda bulunan müşteri sayısı
BTŞ portföyünün yaklaşık (…..) katıdır. Bu bağlamda Gediz bölgesindeki ticarethane
müşteri grubunda ciddi bir kapama etkisinin oluştuğu değerlendirilmektedir.
Grafik 102: GEDİZ’in Yapmış Olduğu Otomatik Uzama Hükmü İçeren Sözleşmelerin Sanayi Grubunda
Yarattığı Kapama Etkisi
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ ve GEDİZ
(528) Sanayi müşteri grubunda da benzer bir kapama etkisinin olduğu belirtilmelidir. Öyle ki,
otomatik uzama hükmü içeren sözleşmelerle bağlı olan müşteri sayısı, BTŞ’lerin sahip
olduğu toplam sanayi müşteri sayısının (…..) katıdır.
145 GEDİZ ve AYDEM’in ikili anlaşmalarının arşivlendiği KOD-A işletmesinden rassal olarak alınan ikili
anlaşmalar üzerinden yapılan çalışma neticesinde, 2013 ve 2014 yıllarında GEDİZ ve AYDEM’in yapmış
olduğu tüm sözleşmelerin otomatik uzama hükmü içerdiği, 2015 yılında ise yaklaşık %(…..) oranındaki
sözleşmede otomatik uzama hükmü bulunduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle 2015 Ocak ayına kadar GEDİZ
ve AYDEM’in ikili anlaşma portföyünde bulunan (K2) müşterilerin hepsinin otomatik uzama hükmü içeren
sözleşmeler altında oldukları ve 2015 yılında GEDİZ ve AYDEM’in ikili anlaşma portföyüne giren müşterilerin
de %(…..)’nin otomatik uzama hükmü içeren sözleşme yaptıkları kabul edilmektedir. Öte yandan 2015 yılında
GEDİZ ve AYDEM’in portföyünden çıkan müşteriler toplamdan düşülmüştür. Grafiklerde BTŞ’ye ilişkin olan
verilerse 2015 yılı değil, 2017 Aralık dönemine ait verilerdir. Bu seçimin bu şekilde yapılmasının sebebi,
incelenen tarafların lehine olan verinin kullanılmasıdır.
18-36/583-284
180/284
Grafik 103: AYDEM’in Yapmış Olduğu Otomatik Uzama Hükmü İçeren Sözleşmelerin Mesken Grubunda
Yarattığı Kapama Etkisi
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ ve AYDEM
(529) AYDEM’in mesken müşterilerinde sahip olduğu ve otomatik uzama hükmü altında bulunan
portföyün, BTŞ’lerin toplam portföyünden (…..) kat fazla olduğu anlaşılmaktadır. Bu
bağlamda AYDEM’in çok ciddi oranda mesken müşterilerini rakip tedarikçilere kapattığı
değerlendirilmektedir.
Grafik 104: AYDEM’in Yapmış Olduğu Otomatik Uzama Hükmü İçeren Sözleşmelerin Ticarethane Grubunda
Yarattığı Kapama Etkisi
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ ve AYDEM
(530) Grafikten de görüleceği üzere, AYDEM ile otomatik uzama hükmü içeren ikili anlaşma
yapan ticarethane müşterilerinin sayısı, BTŞ’lerin toplam portföyünün yaklaşık (…..) katıdır.
Bu bağlamda AYDEM’in Aydem elektrik bölgesinde ticarethane müşterilerini ciddi oranda
rakiplerine kapattığı değerlendirilmektedir.
Grafik 105: AYDEM’in Yapmış Olduğu Otomatik Uzama Hükmü İçeren Sözleşmelerin Sanayi Grubunda
Yarattığı Kapama Etkisi
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ ve AYDEM
(531) Grafikten de görüleceği üzere, AYDEM ile otomatik uzama hükmü içeren ikili anlaşma
yapan müşterilerin sayısı BTŞ’lerin toplam portföyünün yaklaşık (…..) katıdır. Hatta sadece
2015 yılında AYDEM ile ikili anlaşma yapan müşterilerin sayısının bile BTŞ’lerin toplam
portföyünden fazla olduğu görülmektedir. Bu bağlamda AYDEM’in Aydem elektrik
bölgesinde sanayi müşterilerini ciddi oranda rakiplerine kapattığı değerlendirilmektedir.
(532) Yukarıda yer verilen nedenlerle, 2015 yılında serbest tüketiciler ile yapılan sözleşmeler ve
daha sonraki dönemlere etkilerinin devam etmesi nedeniyle de 2013 ve 2014 yıllarında
serbest tüketiciler ile yapılan sözleşmeler kapsamındaki taahhütlerin doğrudan ya da
dolaylı olarak otomatik olarak kendiliğinden uzamasına yönelik düzenlemelerin, serbest
tüketicilerin tedarikçi değiştirmelerini engelleyici etkiye sahip olduğu ve dolayısıyla ilgili
pazarları diğer tedarikçilere kapayıcı nitelikte oldukları değerlendirilmektedir. Dolayısıyla
GEDİZ ve AYDEM’in 2013, 2014 ve 2015 yıllarında serbest tüketicilerle yaptıkları
sözleşmeler kapsamındaki otomatik uzama hükümleri aracılığıyla serbest tüketici ilgili
pazarlarındaki hâkim durumlarını kötüye kullandığı sonucuna varılmıştır.
18-36/583-284
181/284
I.7. Savunmalara İlişkin Değerlendirme
I.7.1. Aynı Fiillerden Dolayı Birden Çok Yaptırım Uygulanmasının Hukuka Aykırılığına
İlişkin Savunmalar ve Bunların Değerlendirilmesi
I.7.1.1. Aynı Fiillerden Dolayı Birden Çok Yaptırım Uygulanmasının Hukuka
Aykırılığına İlişkin Savunmalar
(533) Aynı eylem ve konudan dolayı mükerrer yargılama veya ceza uygulamasını yasaklayan
ceza hukuku ilkesi olan “Ne bis in idem” ilkesinin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu
(Kabahatler Kanunu) bakımından da benimsenmiş olduğu, Kabahatler Kanunu'nun "İçtima"
başlıklı 15. maddesi hükmü ve gerekçesinde bu ilkenin ifade edildiği, 4054 sayılı Kanun
kapsamında yasaklanan davranışların kabahat niteliği göz önünde bulundurulduğunda,
Kabahatler Kanunu'nda yer alan ne bis in idem ilkesinin bu kanundaki kurallar bakımından
da uygulanacağı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.
(534) Ne bis in idem ilkesinin Anayasa Mahkemesi tarafından da kabul gördüğü, ne bis in idem
ilkesinin unsurlarının fiilin aynılığı ve kişinin aynılığı olduğu, bu doğrultuda bir fiilin aynı kişi
tarafından gerçekleştirilmesi neticesinde meydana gelen kabahat sebebiyle idari para
cezası uygulanmasının Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesi hükmüne aykırılık teşkil
edeceği ifade edilmiştir.
(535) Dosya kapsamında ileri sürülen davranışların, elektrik piyasasına ilişkin sektörel
düzenleyici kurallar çerçevesinde yasaklandığı ve bu davranışlara ilişkin EPDK’nın
mevzuatından doğan denetim ve yaptırım uygulama yetkisini etkin bir şekilde kullandığı
dile getirilmiştir. Bununla birlikte, dosyada elektrik piyasasından sorumlu bir düzenleyicinin
varlığının, 4054 sayılı Kanun çerçevesinde Kurul'un müdahalesini sınırlandırmayacağı ve
sektörel mevzuata da aykırılık teşkil eden birtakım davranışların sürekli ve sistematik hale
gelerek ilgili piyasadaki rekabeti etkileyecek düzeye erişmesi durumunda Kurul'un 4054
sayılı Kanun çerçevesinde piyasaya müdahalede bulunabileceğinin belirtildiği ancak bunun
hukukun temel ilkelerinden biri olan ve Türk hukukunda farklı mevzuatlarda da açık bir
şekilde düzenlenen ne bis in idem ilkesinin açık bir şekilde ihlal edilmesi anlamına geldiği
ileri sürülmüştür. Ayrıca bir fiil ile aynı anda sektörel düzenlemeler, rekabet hukuku, tüketici
hukuku ve aynı zamanda birden çok mevzuatın ihlal edilmesinin mümkün olduğu, “ne bis
in idem” ilkesinin tam da bu durumu kapsadığı, idari para cezasının uygulanmasında
tekerrürden kaçınılmasını sağladığı ifade edilmiştir.
(536) Dosya kapsamında ihlale konu tüm fiillerin ayrı başlıklar halinde değerlendirilmesine
rağmen 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ihlalinin bütüncül olarak dile getirildiği, konu
bu şekilde ele alındığında, “ne bis in idem” ilkesinin uygulanmasının ön koşulu olan fiillerin
aynılığı koşulunun herhangi bir şekilde uygulama alanı bulamayacağı, zira her türlü
sektörel düzenlemenin ihlalinin rekabet hukukunda fiillerin içtiması yoluyla rekabet
hukukunun ihlali suretine bürünebileceği ve bu yaklaşımın hukuk tarafından korunmaması
gerektiği ileri sürülmüştür.
(537) BEREKET ENERJİ bünyesinde yer alan soruşturma tarafı teşebbüsler aleyhine, sektörel
düzenleyici kurallara aykırılık iddiaları ile EPDK tarafından idari para cezasına
hükmedildiği, EPDK’nın ilgili mevzuata aykırılık sebebiyle verdiği cezalar kapsamında idari
para cezasına tabi tutulan davranışların Kurum tarafından yürütülen soruşturma sürecinde
yer verilen bilgi ve belgelerde yer alan davranışlarla benzer olduğu, örneğin, BEREKET
ENERJİ bünyesindeki teşebbüslerin, usule aykırı şekilde kendi serbest tüketici portföyüne
müşteri kaydettikleri veya müşterilerine tarihsiz IA-02 Form’ları imzalattıkları iddialarının
soruşturma sürecinde dile getirilen iddialar arasında yer aldığı, dolayısıyla işbu soruşturma
kapsamında aynı davranışlara ilişkin iddialar bakımından idari para cezasına
hükmedilmesinin Kabahatler Kanunu 15. maddesine ve ne bis in idem ilkesine aykırılık
teşkil ettiği ifade edilmiştir.
18-36/583-284
182/284
(538) Ayrıca, dosya kapsamında bankacılık, telekomünikasyon ve akaryakıt gibi düzenlenen
sektörlere yönelik olarak Kurul’un aldığı kararların örnek olarak gösterildiği; aynı eyleme
birden fazla idari kurum tarafından müdahale edilmesi konusundaki Kurul yaklaşımının
değişkenlik gösterdiğinin görüldüğü belirtilmiştir.
(539) 08.01.2009 tarih ve 09-01/2-2 sayılı kararda Kurul’un EPDK'nın soruşturma konusu
davranışlara ilişkin yürüttüğü sürecin, soruşturma konusu ihlali sona erdirebilecek nitelikte
olduğunu ve kendisi tarafından yürütülen soruşturma sonucunda alınacak kararın
etkilerinin EPDK'nınki ile aynı olacağını düşünerek, süreçte yalnızca EPDK ile işbirliği
yapılmasını uygun gördüğü ve soruşturma açılmasına gerek bulmadığı ifade edilmiştir. Bu
uygulamadan anlaşılacağı üzere Kurul’un, aynı eyleme ilişin birden fazla idari kurumun
müdahale etmesine engel olarak ne bis in idem ilkesini uyguladığının, kararda yer alan
EPDK’nın başlattığı sürecin rekabet ihlalini sona erdirecek nitelikte olduğu ifadesinin Kurum
ile EPDK’nın karar konusu uygulamalar bakımından aynı menfaati korumaya yöneldiğini
gösterdiğinin düşünüldüğü, bu doğrultuda ABAD’ın ne bis in idem ilkesinin ihlali için aradığı
şartların Türk rekabet hukuku bakımından da uygulanabilmesinin mümkün olduğu
belirtilmiştir.
(540) 01.11.2012 tarih ve 12-53/1491-519 sayılı kararda Çalık Yeşilırmak Elektrik Dağıtım
A.Ş.'nin dağıtım pazarındaki hakim durumunu, elektriğin perakende satışı pazarında
kötüye kullandığı iddiasına ilişkin inceleme yapıldığı; bu çerçevede EPDK'nın konuya ilişkin
görüşlerini sunmasının talep edildiği ve Kurul kararında da EPDK tarafından gönderilen
bilgi notunun esas alındığı ve EPDK görüşü dikkate alınarak somut olay özelinde inceleme
konusuna yönelik soruşturma açılmasına gerek olmadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
(541) 22.10.2014 tarih ve 14-42/762-338 sayılı kararda, dağıtım şirketlerinin GTŞ lehine ve diğer
tedarik şirketleri aleyhine çeşitli ayrımcı uygulamalar yoluyla hakim durumunu kötüye
kullandığı yönünde iddiaların değerlendirilmesinde EPDK tarafından konuya ilişkin olarak
bir incelemenin yürütüldüğü dikkate alınarak 4054 sayılı Kanun'un 9. maddesinin üçüncü
fıkrası uyarınca hakkında önaraştırma yürütülen teşebbüslere görüş bildirilmesine
soruşturma açılmamasına karar verdiği belirtilmiştir.
(542) ABAD’ın ne bis in idem ilkesinin uygulanmasına ilişkin olarak vermiş olduğu Aalborg
Portland Kararı'nda146 ne bis in idem ilkesinin ihlalinden söz edilebilmesi için, "olayların
aynılığı", "kişinin tekliği" ve "korunan hukuki menfaatin tekliği" kriterlerinin sağlanması
gerektiğine kanaat getirdiği ifade edilmiştir.
(543) Kurul’un Mey İçki Kararı’ndan farklı olarak bu dosya kapsamında “ne bis in idem” ilkesinin
iki ayrı idari otoritenin mevzuatının ihlal edilmesi nedeniyle söz konusu olduğu, dolayısıyla
Mey İçki Kararı ve yürütülen soruşturmanın karşılaştırılabilir örnekler olmadığı, fakat
herhangi bir idari otoritenin idari para cezası uygulamış olduğu durumlara ilişkin olarak
Kurul’un soruşturma yapma yetkisinin bulunduğu ve önceden uygulanan para cezasının
Kurul tarafından idari para cezası uygulanmasında göz önünde bulundurulması gerektiği
hususunda dosya ile aynı görüşte olunduğu ifade edilmiştir.
(544) Tarihsiz IA-02 Form’larına ve ikili anlaşma olmaksızın portföye müşteri kaydedildiğine
ilişkin iddialar bakımından EPDK’nın soruşturma tarafı teşebbüslere etkin bir biçimde
maktu idari para cezası uyguladığı, BEREKET ENERJİ bünyesinde yer alan teşebbüslerin
EPDK’nın ilgili mevzuatına aykırılık sebebiyle verdiği kararlar kapsamında idari para
cezasına tabi tutulan davranışlarının dosya kapsamında ihlale konu olan davranışlarla aynı
olmasından dolayı tekrar ceza verilmesinin ne bis in idem ilkesine aykırı olacağının göz
önünde bulundurulması gerektiği belirtilmiştir.
146 Aalborg Portland and Others v. Commission, Joined Cases C-204/00 P, C-205/00 P, C-211/00 P, C-
213/00 P, C-217/00 P, C-219/00 P.
18-36/583-284
183/284
(545) EPDK tarafından incelenen davranışlar ile işbu soruşturma konusu iddiaların örtüşmediği
konusundaki değerlendirmelere katılmanın mümkün olmadığı, ihlal iddialarının EPDK
Kararı’ndaki usullere aykırı serbest tüketici kaydı, ikili anlaşma öncesi serbest tüketicilerin
bilgilendirilmemesi, tüketicilere yanlış ve yanıltıcı bilgi verilmesi ve ilgili mevzuata aykırı
temin edilen bilgiler yoluyla rekabetin engellenmesi ve kısıtlanması faaliyetleri ile örtüştüğü
belirtilmiştir. EPDK tarafından cezaya konu edilen fiilerin tarih aralığının soruşturmada yer
alan ihlale konu fiillerin dönemleri ile örtüştüğü ileri sürülmüştür.
(546) Nitekim Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 21.01.2013 tarihli ve 2008/1412
esas sayılı kararı uyarınca, ABAD’ın yaklaşımı ile bağlantılı olarak EPDK’nın görev ve
yetkilerini dikkate aldığı ve düzenlenen tarifelere aykırı davranışın sonuçlarına ilişkin
şikayetin EPDK mevzuatı çerçevesinde görülmesi gerektiğini belirterek, Kurul’un
başvuruyu kapsam dışı olarak nitelendirmesinin hukuka uygun olduğuna hükmettiği, bu
çerçevede düzenleyici otoritenin yaptırımları ile rekabet ihlalinin etkilerini ortadan
kaldırması halinde iki otorite tarafından da korunacak menfaatin aynı olduğunun
söylenebileceği ve Kurul’un ikinci bir ceza uygulamasının ne bis in idem ilkesini ihlal
edeceği iddia edilmiştir.
(547) Sonuç olarak, hem hukuki ayrıştırma bakımından, hem de GTŞ’nin ikili anlaşma
uygulamaları bakımından etkin, merkezi ve mütemayiz bir düzenleyici yapının olduğu, bu
yapı kapsamında izleme, inceleme, denetim ve soruşturma süreçlerinin etkin olarak
yürütüldüğü nazarı itibara alındığında, dosya kapsamında yer alan iddiaların birçoğu
bakımından yetkinin EPDK'da olduğu, kapsamda yer alan konular ile ilgili olarak EPDK
tarafından yürütülen soruşturmalar olduğu, bazıları hakkında idari para cezaları
uygulandığı, bazıları hakkında aykırılığın giderilmesine yönelik tedbirlerin tatbik edildiği, bu
nedenle Kurul tarafından aynı konuda ve aynı fail hakkında tekrar soruşturma yapılmasının
hukukun en temel prensiplerinden olan ne bis in idem kuralına aykırı olduğu hususları
savunma kapsamında ileri sürülmüştür.
I.7.1.2. Aynı Fiillerden Dolayı Birden Çok Yaptırım Uygulanmasının Hukuka
Aykırılığına İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(548) Öncelikle belirtilmelidir ki, işbu soruşturma kapsamında incelenen fiillerden serbest tüketici
limitinin altında tüketimi bulunan tüketicilerden sözleşme alınması ya da söz konusu
müşterilerin serbest tüketici portföyüne kaydedilmesi uygulamalarının savunmada altı
çizildiği üzere sektörel düzenlemelere uygunluğu denetlenmemekte, aksine bu fiiller ile
4054 sayılı Kanun’un ihlal edilip edilmediği incelenmektedir. Bu çerçevede, bir eylemin,
ilişkinin veya koordinasyonun sektörel düzenlemelerce yasaklanmamış olması onların
rekabet kuralları ile uyum içerisinde olduğu anlamına gelmemektedir. Dosyanın tümünde
bu ilke benimsenerek incelenen davranışların pazardaki rekabet üzerine etkileri
değerlendirilmiştir.
(549) Aynı eylemlerin EPDK’nın da inceleme alanında olması ve bu çerçevede getirilen non bis
in idem savunması kapsamında ilk olarak, Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin birinci
fıkrasına yer verilmelidir:
“Bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi halinde bu kabahatlere ilişkin tanımlarda
sadece idarî para cezası öngörülmüşse, en ağır idarî para cezası verilir. Bu
kabahatlerle ilgili olarak kanunda idarî para cezasından başka idarî yaptırımlar da
öngörülmüş ise, bu yaptırımların her birinin uygulanmasına karar verilir.”
(550) Söz konusu hüküm ile aynı fiil ile işlenen birden fazla kabahatin mükerrer
cezalandırılmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, söz
konusu hükmün birden fazla kabahat ile ilgili olarak aynı fiil hakkında inceleme yapılmasını
engellemediği, söz konusu hükmün sadece kabahatlerin cezalandırılmasına ilişkin olduğu
açıktır. Nitekim fiilin hangi kabahatlerin işlenmesine neden olduğunun tespit edilebilmesi
18-36/583-284
184/284
bakımından birden fazla otorite tarafından inceleme yapılmasının mümkün ve hatta bazı
durumlarda gerekli olduğu anlaşılmaktadır. Mevcut durumda yukarıda bahsedilen
soruşturmaya konu eylem ve uygulamalar, EPDK’nın ilgili düzenlemelerine aykırılık teşkil
edip bir kabahat oluşturabilecektir. Ancak aynı fiilin 4054 sayılı Kanun’u ihlal ederek bir
başka kabahat oluşturup oluşturmadığının tespiti için bu fiilin rakiplerin faaliyetlerinin
zorlaştırılması veya rakiplerin dışlanması suretiyle rekabeti kısıtlayıp kısıtlanmadığının
tespit edilmesi, bu nedenle de 4054 sayılı Kanun’da öngörülen süreçlerin işletilmesi
gerekmektedir. Sonuçta hem EPDK mevzuatına hem de rekabet hukuku mevzuatına
aykırılığın saptanması halinde ise hangi mevzuatta daha ağır bir ceza öngörülmüş ise o
uygulanacaktır.
(551) Bu kapsamda, Danıştay 13. Daire kararlarından çıkarılabilecek genel ilkenin Kurum’un
sektörel düzenleyicilere göre “tamamlayıcı” fonksiyonunun kabul edilmiş olduğu ve rekabet
hukuku kurallarının yalnızca rekabetin kısıtlanması riskinin öncül düzenlemelerle ortadan
kaldırılamadığı durumlarda uygulama alanı bulması gerektiği; doğrudan rekabetin tesisi
amacını gütmeyen ve rekabetin kısıtlanması riskini ortadan kaldırmayan düzenlemelerin
varlığı halinde rekabet hukuku kurallarının uygulama alanı bulması gerektiğine ilişkin
savunmaların non bis in idem savunması kapsamında ele alınması yerine, rekabet kurumu
ile sektörel düzenleyici kurumların ilişki ve yetkilerine ilişkin savunmaların ve buna ilişkin
görüşlerin yer verildiği kısımda açıklanması yerinde olacaktır. Bu çerçevede, savunmada
diğer idari otoritelerin aynı fiil hakkında inceleme gerçekleştirmesi nedeniyle Kurul’un
soruşturmaya devam etmeme iradesini kullandığına ilişkin değinilen kararların Kabahatler
Kanunu 15. maddesinin birinci fıkrasının uygulamasına ilişkin karşılaştırılabilir örnekler
teşkil etmediği ifade edilmelidir. Zira söz konusu madde aynı fiil hakkında inceleme
yapılmasını değil, aynı fiil için birden fazla ceza verilmesini yasaklamaktadır.
(552) 25.10.2017 tarih, 17-34/537-228 sayılı kararda, Mey İçki Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin votka
ve cin pazarlarındaki davranışlarının 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal ettiğine, ancak
Mey İçki Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin söz konusu eylemlerinin Kurul’un 16.02.2017 tarih ve
17-07/84-34 sayılı kararıyla rakı pazarında ihlal oluşturduğu değerlendirilen ve idari para
cezasına hükmedilen davranışlarıyla aynı nitelikte olduğu, aynı dönemde gerçekleştiği ve
teşebbüsün genel stratejisinin parçası olarak bütünlük arz ettiği dikkate alınarak, yeni bir
idari para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bir başka deyişle,
tarafın aynı eylemler neticesinde rakı pazarında gerçekleştirdiği bir ihlalin/kabahatin, votka
ve cin pazarında da bir ihlal/kabahat oluşturup oluşturmadığının ayrı bir soruşturma ile
tespit edilmesini engellemediği, ancak söz konusu hususun ceza takdirinde dikkate alındığı
anlaşılmaktadır.
(553) Dolayısıyla, EPDK’nın veya başka bir otoritenin aynı eylemlere ilişkin bir idari para cezası
uygulamış olduğu durumda, Kurum’un bu eylemlere ilişkin ayrıca bir ihlal tespiti yapmasının
önünde Kabahatler Kanunu 15. maddesi uyarınca bir engel bulunmamakta, bu husus idari
para cezasının takdiri aşamasında dikkate alınmaktadır. Bununla birlikte, bu eylemler için
idari para cezası dışında başka yaptırımların uygulanmış olması ise idari para cezası
yaptırımı uygulamayı engellememektedir. İşbu dosya kapsamında söz konusu savunmanın
kabul edilip edilmeyeceğinin tespit edilebilmesi için öncelikle soruşturmada ele alınan fiiller
ile EPDK’ca para cezasına çarpıtılmış fiillerin ve kişilerin aynı olup olmadığının irdelenmesi
gerekmektedir. Nitekim, söz konusu hükümden de anlaşılacağı üzere ilkenin fiilin aynılığı
ve kişinin aynılığı olmak üzere iki unsuru bulunmaktadır.
(554) Savunmada yer verilen kararlar incelendiğinde; Danıştay’ın, telekomünikasyon sektörü
açısından ABAD ile benzer bir yaklaşım sergilediği anlaşılmaktadır. Bu doğrultuda bir
sektörün düzenlemeye tabi olmasının Kurul açısından münhasıran ret sebebi
18-36/583-284
185/284
sayılamayacağının altı çizilmektedir.147 Danıştay’ın tutumu, ABAD’ın ne bis in idem ilkesinin
uygulanması şartlarına uygunluk göstermekte olup, bu şartlar: eylemi gerçekleştiren kişinin
aynılığı, fiilin aynılığı ve korunan hukuki menfaatin aynılığıdır. Üç şartın da kümülatif olarak
gerçekleşmesi durumunda ikinci bir ceza uygulaması ne bis in idem ilkesinin ihlaline sebep
olacaktır. Kişinin ve fiilin aynılığı ortaya konulduktan sonra bu kapsamda düzenleyici
otoritenin kararında rekabet hukuku kurallarını da gözetip gözetmediği hususunda, otoriteyi
yaptırım uygulama veya uygulamama sonucuna götüren bilgi, belge ve analizler önem arz
etmektedir.
(555) Savunma eklerinde sunulan EPDK’nın 25.02.2016 tarih ve 6130-23 sayılı kararında
AYDEM; 25.02.2016 tarih ve 6130-21 kararında ise GEDİZ, gerçeğe aykırı belgelerle ve
tüketicilere yanlış ve yanıltıcı bilgi vererek veya ilgili mevzuata aykırı olarak temin ettiği
bilgileri kullanarak rekabeti engelleyici ve kısıtlayıcı faaliyette bulunduğu gerekçesiyle
519.650 TL idari para cezasına çarptırılmış, gerçeğe aykırı belgelerle veya ilgili mevzuatta
belirtilen usullere aykırı olarak portföyüne serbest tüketici kaydı yaptığı, ikili anlaşma
imzalamadan önce tüketicileri bilgilendirmeği nedeniyle şirketin ihtar edilmesine ve
aykırılığın 30 gün içerisinde giderilmesine karar verilmiştir. İşbu karar kapsamında yukarıda
anılan fiiller ile dosyada yer alan AYDEM ve GEDİZ’in ihlale konu olacak nitelikte
gerçekleştirdiği uygulamalar ve fiiller ile dahi aynı olmadığı dolayısıyla ne bis in idem
ilkesine ilişkin savunmanın olayların aynılığı şartının yokluğundan dolayı kabul
edilemeyeceği ifade edilmelidir. Kaldı ki bir an bile fiilerin aynı olduğu düşünüldüğünde dahi
idari yaptırıma konu olan olayların aynı dönemde gerçekleşmesi şartının sağlanıp
sağlanamadığının tespiti ve son olarak otoriteyi yaptırım uygulama veya uygulamama
sonucuna götüren bilgi, belge ve analizlerin ilgili EPDK kararından tam olarak
anlaşılamadığı dolayısıyla korunan hukuki menfaatin iki kurum nezdinde de aynı olup
olmadığının tespiti güçleşmektedir.
(556) Sonuç olarak dosyada ihlal olarak tespit edilen fiiller, limit altı müşterilerden ikili anlaşma
alınması, limit altı müşterilerin serbest tüketici portföyüne kaydedilmesi, GTŞ olmanın
verdiği pazar gücünün kötüye kullanılması ve GEDİZ ve AYDEM’in 2013, 2014 ve 2015
yıllarında serbest tüketicilerle yaptıkları sözleşmeler kapsamındaki otomatik uzama
hükümleridir. EPDK’nın 25.02.2016 tarih ve 6130-23 sayılı kararı ile 25.02.2016 tarih ve
6130-21 sayılı kararında ise gerçeğe aykırı belgelerle ve tüketicilere yanlış ve yanıltıcı bilgi
vererek veya ilgili mevzuata aykırı olarak temin ettiği bilgileri kullanarak rekabeti engelleyici
ve kısıtlayıcı faaliyette bulunmak suretiyle tarafların cezalandırıldığı görülmektedir.
Dolayısıyla dosya kapsamında ele alınan fiiller ile EPDK’nın ilgili kararlarında
cezalandırdığı fiiller örtüşmemekte ve bu durum ne bis in idem ilkesi çerçevesinde fiillerin
aynılığı şartının mevcut olmadığını ortaya koymaktadır.
(557) Yukarıda açıklanan nedenlerle ve EPDK kararlarının incelenmesi üzerine savunma
tarafının ne bis in idem ilkesi uyarınca kendilerinin iki defa cezalandırılmaması üzerine
temellendirdiği savunmaların kabul edilemeyeceği değerlendirilmektedir.
I.7.2. Türk Elektrik Piyasalarında Serbestleşme Süreci ve Sektörel Çerçeveye İlişkin
Savunmalar ve Bunların Değerlendirilmesi
I.7.2.1. Kamu Politikaları, Düzenlemeler ve Sektörel Gelişmelerin Perakende Rekabet
Üzerindeki Etkisi, Elektrik Sektörüne Özgü Piyasa Aksaklıklarına İlişkin Savunmalar
(558) Elektrik gibi düzenlemeye tabi olan bir sektörde kamu politikalarının rekabetin gelişimi
üzerinde doğrudan etkisi düşünüldüğünde, rekabet ihlali iddialarının pazardaki
gelişmelerden ayrı düşünülemeyeceği, dosya kapsamında ilgili pazardaki gelişmelere yer
verildiği ancak bu bilgilerin elektrik pazarındaki rekabeti nasıl engellediğine yer verilmediği;
147 KARABEL G., “Rekabet Hukukunda Ne Bis In Idem İlkesi”, s. 55.
18-36/583-284
186/284
teşebbüs davranışları kadar belirleyici olan kamu politikalarının ve düzenlemelerin ortaya
konulması gerektiği hususları ifade edilmektedir.
I.7.2.2. Elektrik Üretim ve Toptan Satış Pazarlarında Kamunun Ağırlığı ve Etkisine
İlişkin Savunmalar
(559) Elektrik toptan pazarları ve perakende pazarları için yapılacak çıkarımların dayanağını
oluşturması açısından elektrik üretim pazarındaki kamunun payının tespitinin önem arz
ettiği belirtilmiştir. Bu kapsamda 2017 Kasım ayı itibarıyla Türkiye’de elektrik üretiminin
%68’inin özel üretim şirketleri, %14’ünün EÜAŞ ve %18’inin Yap-İşlet ve Yap-İşlet-Devret
ve İşletme Hakkı Devrine ilişkin mevcut sözleşmeler kapsamında faaliyet gösteren üreticiler
tarafından gerçekleştirilmekte olduğu; üretim pazarında özel sektörün serbest üreticiler
olarak payının artmasının pazar yapısını değiştirip yoğunluğunu düşürdüğü; özel
üreticilerin kamunun payını geçip bugünkü değerini almasının 15 yılı aşkın bir süre aldığı
ifade edilmiştir.
(560) Toptan pazarlarda ulaşılmak istenen hedefin elektriğin toptan satışının ikili anlaşmalar
yoluyla yapılmasının sağlanması olduğu; toptan piyasada gerçekleştirilen satışların büyük
bir bölümünün ikili anlaşmalar çerçevesinde yapıldığı; GÖP'te yapılan işlemlerin de kayda
değer nitelikte olduğunu ve gün içi piyasası (GİP) ve DGP kapsamındaki işlemlerin ise -
doğası gereği- daha az bir hacim ile gerçekleştiği belirtilmiştir.
(561) 2016 yılında toptan pazarlarda gerçekleşen işlemlerin %66’sının ikili anlaşmalar ile
yapılırken, %27’sinin GÖP’de gerçekleştiği; GİP ve DGP’de gerçekleşen işlemlerin toplam
payının %7 olduğu; toptan pazarlar tasarlanırken ikili anlaşmaların esas olup diğer
piyasaların tamamlayıcı nitelikte olduğu düşünülse de ikili anlaşmaların toptan elektrik
pazarındaki payının henüz %66 olduğu ifade edilmiştir.
(562) Bunun yanında, her ne kadar ikili anlaşmaların piyasa katılımcıları arasında serbest bir
şekilde yapılması beklense de, mevcut ikili anlaşmaların kayda değer bir kısmının
GTŞ’lerin TETAŞ ile imzaladıkları fiyatları düzenlenen ikili anlaşmalardan oluştuğu; ayrıca
dağıtım şirketlerinin yine TETAŞ'tan kayıp/kaçak ve genel aydınlatma amaçlı elektrik
alımlarının da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği; öte yandan, bir kamu kuruluşu olan
EÜAŞ'ın serbest tüketicilere ve GTŞ’lere olan satışlarının da ikili anlaşmalardaki kamu
ağırlığını arttırdığı ileri sürülmüştür.
(563) 2017 Kasım ayı ikili anlaşma satış miktarlarına göre TETAŞ’ın %38, EÜAŞ’ın %10 ve en
büyüğü %5 paya sahip diğer satıcıların %52 olduğu; öte yandan toptan pazardaki işlemlerin
%27'sinin görüldüğü GÖP'te, ikili anlaşmalardaki kadar bir kamu ağırlığı olmasa da en
büyük toptan satıcılardan birinin %7 pazar payı ile EÜAŞ ve diğer özel sektör
katılımcılarının ortalama payının ise %4 civarında olduğu belirtilmiştir.
(564) Özetle, her ne kadar elektrik üretiminde on beş yılı aşan serbestleşme sürecinde özel
sektörün katılımı büyük oranda sağlanmış görünse de, toptan pazarda kamunun ağırlığının
sürdüğü; özellikle elektrik ticaretinin büyük kısmının yapıldığı esas pazar niteliğindeki ikili
anlaşmalar piyasasında kamunun, sadece arz açısından değil fiyat düzenlemeleri
açısından da belirgin bir etkiye sahip olduğu; bu durumun perakende tedarikçiler üzerinde
etkisinin olduğu hususları ifade edilmektedir.
I.7.2.3. Perakende Elektrik Tedarikçileri Açısından Maliyetlere İlişkin Savunmalar
(565) Sanayi, ticarethane ve mesken abone grupları için düzenlenen tarifelerin, perakende
elektrik tedarikçileri açısından adeta fiili tavan fiyat rolü oynadığı; perakende elektrik
tedarikçilerinin aboneleri kendi portföylerine katmak için mümkün olduğunca indirimli
serbest tarifeler tasarlamaları gerektiği; bu indirimlerin belirlenmesi aşamasında
maliyetlerin önem arz ettiği; perakende elektrik tedarikçilerinin, ikili anlaşmalar ve/veya
GÖP vasıtasıyla toptan pazardan aldıkları elektriği serbest tüketici niteliğindeki tüketicilere
18-36/583-284
187/284
sağladığı; dolayısıyla bu pazarlarda oluşan fiyatların perakende elektrik tedarikçilerinin
başlıca maliyetlerini belirlediği ifade edilmiştir.
(566) Toptan pazardaki hacmin %66'lık kısmını oluşturan ikili anlaşmaların, tarafları kısa vadeli
fiyat dalgalanmaları risklerinden koruduğu; ancak kısa vadeli pazarlarda -özellikle GÖP'te-
oluşan elektrik birim fiyatlarının orta vadede ikili anlaşmalar pazarına da yansımasının
beklendiği; benzer şekilde ikili anlaşmalar pazarında oluşan fiyatların diğer toptan pazarlara
yönelik geçişkenlik taşıdığı; dolayısıyla bu piyasalarda oluşan fiyatların orta vadede
birbirinden bağımsız düşünülmemesi gerektiği ileri sürülmüştür.
(567) Toptan pazarın büyük kısmını oluşturan ikili anlaşmalar pazarında TETAŞ haricindeki
satışlarda fiyatların taraflar arasındaki mutabakat ile belirlendiği fakat bu noktada toptan
pazarda kamunun gerek EÜAŞ gerekse TETAŞ'ın satışları yoluyla piyasa fiyatlarını
etkileyebildiği belirtilmiştir.
(568) Yukarıda bahsedilen ikili anlaşmalar ve diğer organize toptan piyasalar arasındaki
geçişkenlik sebebiyle toptan pazardaki fiyatların GÖP'teki PTF’ye yakınsayacağı, bu
anlamda, PTF’nin toptan pazardaki elektrik ticareti için temel gösterge fiyat olarak
nitelendirilebileceği; bu sebeple serbest tüketicilere perakende elektrik tedarik hizmeti
veren şirketler için de bu fiyatın elektrik girdisi için temel maliyet göstergesi olacağı ifade
edilmiştir.
(569) Toptan pazardaki temel gösterge olan PTF'ye bakıldığında yukarı yönlü bir eğilimin olduğu;
yıllara göre ağırlıklı ortalama PTF’nin 2009 - 2017 yılları arasında 136 TL'den 168 TL'ye
çıkarak, yaklaşık %24 oranında arttığı; sekiz yıllık bir zaman diliminde bu gibi bir artışın
elektrik enerjisi girdilerinin büyük bir çoğunluğunun doğalgaz ve ithal kömür gibi döviz ile
satın alınan kaynaklardan elde edilmesi sebebiyle beklenen bir durum olduğu; zira EPDK
verilerine göre elektrik üretiminin kaynaklara göre dağılımına bakıldığında, doğalgaz ve
ithal kömür ile yapılan üretimin toplam üretimin %50'sine denk geldiği; 2009-2017 arasında
yıllık ortalama dolar kurunun %136 arttığı düşünüldüğünde PTF'deki yukarı doğru artışın
temel sebeplerinden birinin de dış kaynaklı enerji girdileri olduğu beyan edilmiştir.
(570) İnceleme konusu soruşturma açısından PTF'de gerçekleşen hareketlerin sebeplerinden
çok sonuçlarının önem arz ettiği; bu sebeple öncelikle serbest tüketicilere elektrik sağlayan
ve sağlamaya çalışan tedarikçiler açısından temel elektrik girdisine ait maliyetlerin seyrinin
ortaya konulması gerektiği bildirilmiştir.
(571) Temel elektrik girdisi olan PTF'nin her ne kadar yıllar bazında dalgalanma gösterse de
artan bir eğilimde olduğu; soruşturma dönemini de kapsayan daha kısa vadeli bir bakış
açısıyla değerlendirildiğinde ise, 2016 ve 2017 yıllarını kapsayan süreçte PTF'nin keskin
bir şekilde yükselerek 143 TL/MWh'dan 168 TL/MWh'a çıktığı ve yaklaşık %18'lik bir
yükseliş kaydettiği; bu durumun tedarikçiler için temel elektrik girdisinde bu oranda bir artış
meydana geldiğinin bir göstergesi niteliğinde olduğu; fakat tedarikçilerin maliyetlerindeki
tek yükselişin bahsi geçen temel elektrik girdisi ile sınırlı olmadığı belirtilmiştir.
(572) YEKDEM kapsamındaki üreticilerin toptan seviyedeki organize pazarlarda oluşan
fiyatlardan sattıkları elektriğin garantili tarifelerin altında kalması durumunda oluşan
zararları, toptan ve perakende elektrik satış faaliyeti gerçekleştirmekte olan ve serbest
tüketicilere elektrik satışı yapan enerji şirketlerine maliyet olarak yansıtıldığı; ancak bu
bedelin sabit ve öngörülebilir bir bedel olmadığı; temel olarak garantili tarifelerin verildiği
dolar kuru, YEKDEM kapsamında üretilen yenilenebilir enerji hacmi ve toptan pazarda
oluşan PTF faktörlerinin değişiminden doğrudan etkilendiği ifade edilmiştir.
(573) YEKDEM birim maliyetindeki seyrin YEKDEM katılımcılarının sayısındaki ve üretimindeki
artış, garantili tarifelerin verildiği dolar kurundaki yükseliş ve toptan piyasadaki elektrik
fiyatlarında mevsimlik dalgalanmalarla açıklanabileceği; ancak bu maliyetin zaman
18-36/583-284
188/284
içerisinde izlediği seyre yakından bakmanın, bu bedeli ödemek durumunda olan perakende
tedarikçilerin karşılaştığı riskleri görmek açısından oldukça faydalı olacağı ileri sürülmüştür.
(574) Ödeme yükümlülüğü bulunan perakende tedarikçiler için YEKDEM birim maliyetinin her
geçen yıl oldukça hızlı ve dalgalı bir şekilde yükseldiği; bu durumun temel sebebinin
YEKDEM katılımcılarının sayısındaki ve üretimlerindeki artış olduğu; 2014'te 1,43 TL olan
ortalamanın 2017 yılında 34,42 TL'ye yükseldiği - dört yılda tam 24 kat arttığının-
anlaşıldığı; bununda ötesinde, yıllar itibariyle dalgalanmanın da hızla yükseldiği; bu
durumun bir anlamda, YEKDEM birim maliyetleri için perakendeci tedarikçilerin
öngörülerindeki risk unsurunun da giderek arttığına işaret ettiği; bunun da serbest
tüketicilere sunulacak fiyat teklifleri açısından tedarikçilerin öngörülen fiyatlarını yükselterek
adeta rekabet halinde olduğu düzenlenen tarifelere karşı çekiciliğini yitirmesine sebep
olduğu hususları ifade edilmektedir.
I.7.2.4. Perakende Tedarikçilerin Sunduğu Fiyatlar ve Düzenlenen Tarifelere İlişkin
Savunmalar
(575) Perakende elektrik tedarikçilerinin düzenlenen tarifelerle serbest tarifeler arasındaki marjın
açılması ölçüsünde tüketicileri kendi portföylerine katabilmelerinin mümkün olduğu; bu
durumun da tedarikçilerin tüketicilerin dikkatini cezbedecek cazip serbest tarifeler dizayn
etmelerini gerektirdiği; ancak, PTF ve YEKDEM birim maliyetindeki artışların tedarikçiler
üzerinde ağır bir maliyet baskısı kurduğu savunulmaktadır.
(576) Öte yandan, düzenlenen tarifelerin bu maliyet artışını yansıtmadığı; düzenlenen tarifelerin
son yıllarda izlenen seyrine bakıldığında, enerji girdilerinin maliyetinden ve daha da
önemlisi toptan pazardaki piyasa dinamiklerinden oldukça farklı bir seyir izlediği ifade
edilmiştir.
(577) 2014-2017 yılları arasında düzenlenen tarifelerin, enerji üretim ve buna dayalı toptan
piyasa dinamiklerinden bağımsız bir durum sergilediği; örneğin, enerji üretiminin yarısının
ithal edilen doğalgaz ve kömür gibi kaynaklar ile yapıldığı düşünüldüğünde, 2014-2017
arasındaki dolar kurundaki artışın neredeyse hiç yansımadığı; zira belirtilen yıllar arasında
TL, dolar karşısında %66 oranında değer yitirdiği (2014 yılı ortalama dolar satış kuru 2,19
TL, 2017 ortalama dolar satış kuru 3,66 TL olarak TCMB internet sitesinden alındığı); oysa
bu dönemde mesken ve ticarethaneler için düzenlenen aktif enerji bedelleri hemen hemen
değişmezken, en çok artış gösteren sanayi tarifesinde ise ancak %15'lik bir artış meydana
geldiği belirtilmiştir.
(578) Elektrik tarifelerinin piyasa dinamiklerini yansıtmayacak bir şekilde düzenlenmesinin çeşitli
sebepleri olabileceği; bunların başında da politik tercihlerin geldiği; demokratik meşruiyete
ve kamu politikalarını belirleme yetkisine sahip hükümetlerin hem sanayiyi desteklemek
hem de tüketicilerin bütçelerinde elektrik harcamalarını sabit tutmak amacıyla bu tür bir
tercihte bulunmasının anlaşılabilir bir durum olduğu; bu tercihlerin pozitif hukukun bir gereği
olarak düzenleyici kurumlar ve rekabet kurallarını uygulayan otoriteler tarafından veri
olarak kabul edilmesi gerektiği; örneğin ABD'de 2000 yılındaki Kaliforniya enerji krizi
sonrasında bazı eyaletlerin -politik tercihler dolayısıyla- perakende rekabeti uygulamaya
geçirmezken bazı eyaletlerin ise bu segmentte rekabetin gelişmesini teşvik edip
denetlendiklerini; uygulanacak düzenleyici çerçevenin ve rekabet hukuku uygulamasının
bu tercihler ile tutarlı olmasının bekleneceği dile getirilmiştir.
(579) Serbest tüketicilere elektrik tedarik etmek isteyen tedarikçilerin, tüketicileri portföylerine
katabilmek veya onları portföylerinde tutabilmek için söz konusu düzenlenen tarifelerden
daha cazip teklifler sunmaları gerektiği; bu durumu veriye dayalı bir biçimde ortaya koymak
amacıyla, perakende tedarikçiler için baz maliyet olarak tanımlanan PTF + YEKDEM birim
maliyeti ile düzenlenen aktif enerji tarifelerinin karşılaştırıldığı, buna göre baz maliyet olarak
tanımlanan PTF + YEKDEM birim maliyetinin neredeyse ele alınan tüm dönem boyunca
18-36/583-284
189/284
sanayi için belirlenen aktif enerji bedeli tarifesine çok yakın seyrettiği ve bazen bu tarifeyi
aştığı; baz maliyet ile mesken ve ticarethane tarifeleri arasındaki farkın 2014 - 2015
döneminde kısmen korunurken, 2016 ve özellikle 2017 yılında kapandığı belirtilmiştir.
(580) Perakende tedarikçilerin karşı karşıya olduğu durumu daha da iyi ortaya koyması ve
yukarıdaki analizi gerçekçi kılmak için, dengesizlik maliyetleri ve faaliyet giderlerinin de bu
hesaplamaya dâhil edilmesi gerektiği; baz maliyete eklenen yaklaşık %4'lük ilave maliyetin
bu giderleri temsil ettiği düşünülerek, her bir düzenlenen tarife ile perakende tedarikçilerin
katlanmak durumunda olduğu maliyetler arasındaki farkların sunulduğu; düzenlenen
tarifeler ile perakende tedarikçilerin katlandıkları gerçek maliyetler arasındaki marjın daha
da daraldığı ve çoğu zaman negatife döndüğü ifade edilmiştir.
(581) Tedarikçiler için serbest tüketicilere hizmet sunmanın 2015 yılı itibariyle kârlı bir faaliyet
olmaktan çıkmaya başladığı; özellikle 2016 yılının ilk çeyreğinden itibaren gerek YEKDEM
birim maliyetin gerekse PTF'nin yükselmesiyle kapanmaya başlayan farkın 2017 itibariyle
negatife döndüğü belirtilmiştir.
(582) Böyle bir durum karşısında herhangi bir özel sektör teşebbüsünün serbest tüketicilere
hizmet sunmak amacıyla faaliyet göstermesini beklemenin doğru olmayacağı; zira
tedarikçilerin serbest tüketicileri portföylerine katmak için sunacakları tekliflere dair
herhangi bir manevra alanı olmadığı; bu kapsamda bugüne kadar perakende pazarda elde
edilen kazanımların da tersine döndüğü; örneğin, sanayi kesimine elektrik sağlayan
tedarikçilerin zarar ettikleri gerekçesiyle sözleşme iptallerine girişmelerinin 2017 başından
itibaren gazete haberlerinde yer almaya başladığı dile getirilmiştir.
(583) Bu durumun daha genel bir yansımasının ise serbest tüketici sayaç adetlerindeki artışın
2017’nin ikinci yarısı itibariyle yavaşlaması ve aynı yılın sonu itibariyle de sert bir düşüşe
geçmesi ile görüldüğü, serbest tüketici sayısı açısından son bir yılda elde edilen kazanımın
tamamının kaybedildiği iddia edilmiştir.
(584) Sonuç olarak, perakende elektrik pazarında serbest tüketici hakkını kullananlarının
potansiyeline oranla düşük kalmasının temel sebebinin -teşebbüs davranışlarından çok-
sektörel düzenleme ve kamu politikalarından kaynaklandığı; inceleme konusunu oluşturan
soruşturmanın da yukarıdaki analizi konu olan dönemi kapsaması sebebiyle bu hususun
dikkate alınmasının Kurul'un sağlıklı bir karar alabilmesi için elzem olduğu, hususları ifade
edilmektedir.
I.7.2.5. Kamu Politikaları ve Düzenlemelerin Elektrik Sektörüne Etkilerine İlişkin
Savunmalar
(585) Elektrik sektörünün kendine özgü yapısından dolayı talep yönlü aksaklıklarının görüldüğü;
piyasada gözlenen aksaklıkların dosya genelinde iddia edildiği üzere dağıtım şirketleri ve
ilgili GTŞ'lerin piyasadaki varlığı ve pazar gücünden kaynaklanmadığı; aksine, GTŞ'lerin
de diğer piyasa aktörleri kadar düzenleyici kurallar ve kamu politikalarından etkilendiği
belirtilmiştir.
(586) Elektriğin iletim ve dağıtım faaliyetlerinin doğal tekel niteliğinde olması ve elektrik
piyasasının tarihsel gelişim olarak kamuya ait dikey bütünleşik yapıdan günümüzdeki
yapıya dönüşmüş ve dönüşmekte olmasının elektrik piyasasının rekabete açık olan üretim
ve tedarik alt piyasalarındaki rekabet düzeylerini de ister istemez etkilediği dile getirilmiştir.
(587) İlgili ürün pazarının tanımlanması bakımından mesken kullanıcıları ile diğer kullanıcılar
arasında çok önemli farklılıklar bulunduğu, bu farklılıklar sebebiyle tedarikçilerin gözünde
mesken kullanıcılarının cazibesinin çok daha az olduğu; mesken kullanıcıları ile diğer
kullanıcılar arasındaki bu farklılıkların aşağıdaki şekilde özetlenebileceği belirtilmiştir:
18-36/583-284
190/284
Mesken kullanıcılarının tüketim miktarları diğer kullanıcı türlerinden daha düşük ve
daha dengesiz olması,
Mesken kullanıcılarının tüketim profillerinin diğer kullanıcı türlerine göre daha düşük
olmasının bu segment kullanıcılarının GTŞ'ler bakımından düşük kâr potansiyeline
sahip olarak değerlendirilmesi,
Mesken kullanıcılarına yönelik özel korumaların mesken kullanıcılarına hizmet
sunacak tedarik şirketlerinin regülasyon yükünü artırması.
(588) Nitekim, sayılan bu hususların, tedarik şirketlerinin öncelikle sanayi kullanıcılarını ve daha
sonra ise ticarethane kullanıcılarını hedef kitle olarak belirlemesine yol açtığı; bununla
birlikte mesken kullanıcılarını zamanla daha fazla tecrübe ve gelir tabanı elde ettikten ve
piyasa belirli bir doyuma ulaştıktan sonra hedef kitle olarak belirledikleri, literatürde,
serbestleşme sonrasında pazara yeni giren teşebbüslerin öncelikle kârlılık oranı en yüksek
olan piyasalara yönelmesine "cream skimming" (kaymağı kapma) adı verildiği ve piyasanın
kaymağı kapmaya müsait olmasının da kendine özgü aksaklıklardan olduğu ifade
edilmiştir. Bu noktada pazara yeni giren tedarikçilerin kârlılık oranı yüksek olan sanayi ve
ticarethane kullanıcılarına yöneldiği, mesken kullanıcılarını ise zamanla daha fazla tecrübe
ve gelir tabanı elde ettikten ve piyasa belirli bir doyuma ulaştıktan sonra hedef kitle olarak
belirledikleri ileri sürülmüştür.
(589) EPDK tarafından yayınlanan Elektrik Piyasası Sektör Raporu'na bakıldığında, mesken
kullanıcıları kullanıcı sayısı bazında piyasanın %82'sine tekabül etmekte iken tüketim
bazında bu oranın yalnızca %28 seviyesinde kalması buna karşılık, kullanıcı sayısı bazında
piyasanın yalnızca %0,15'ini oluşturan sanayi kullanıcılarının ise, toplam elektriğin yaklaşık
%39'unu tüketmekte olmasının kaymağı kapma uygulamasının iktisadi gerekçesini teşkil
ettiği dile getirilmiştir.
(590) Piyasada rekabetin çok hızlı bir şekilde tesis edilmemesinin; piyasada iletim ve dağıtımın
doğal tekel niteliğinde olması, dağıtım özelleştirmelerinin yapılış şekli, piyasanın kaymağı
kapma uygulamasına müsait olması gibi piyasanın kendine has özelliklerinden
kaynaklandığı belirtilmiştir.
(591) Bununla birlikte, elektrik sektöründe karşılaşılan aksaklıklardan bir kısmının ise piyasanın
yapısal durumu ile ilgisi olmakla birlikte esas itibariyle, kamu politikaları ve düzenlemelerin
bizatihi kendisinden kaynaklandığı; kamu politikası olarak hukuki ayrıştırmanın
benimsendiği; politika belirleyicilerin "hukuki ayrıştırmanın" olumsuz etkilerini öngörmüş
olduklarının ve bundan kaynaklanan refah kaybını göze aldıklarını kabul etmenin
gerekeceği ileri sürülmüştür.
(592) Tarife uygulamalarının rekabetin piyasada istenilen düzeyde olmasının önünde engel teşkil
ettiği; serbest tüketici olarak ikili anlaşma ile tedarikçisini seçme hakkına sahip olan birçok
sanayi kullanıcısının bir nevi sübvansiyon yapılarak düşük tarifeler yolu ile GTŞ'den elektrik
tedarik etmeye yönlendirildiği iddia edilmiştir.
(593) 6446 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde yer alan ulusal tarife ve çapraz sübvansiyon
uygulamasının da rekabetçi bir piyasada olması gereken fiyatların maliyetleri yansıtması
ilkesine aykırılık ihtiva etmesi nedeniyle piyasada rekabetin istenilen düzeyde tesis
edilmesinin önünde yasa koyucunun bir tercihi olarak durduğu öne sürülmüştür.
(594) 20.01.2018 tarih ve 30307 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Son
Kaynak Tedarik Tarifesinin Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ (Son Kaynak Tedariki Tebliği)
ile son kaynak tüketicilerini yüksek tüketimli ve düşük tüketimli tüketiciler olarak ikiye
ayırmak suretiyle, bilhassa yüksek tüketimli tüketiciler için yüksek bir tarife belirlemek
suretiyle bunların GTŞ'nin düzenlenen tariflerden elektrik satın alan müşterilerinin yer aldığı
K1 portföyünde kalmalarının önüne geçme gayesi tersinden yorumlandığında, bahse konu
18-36/583-284
191/284
tüketicilerin bu güne kadar GTŞ'lerin portföyünde kalmalarının düzenleyici tercihlerden
kaynaklandığı sonucuna varılabileceği; bir diğer ifade ile sektörel düzenleyici kurumun esas
itibariyle elinde piyasada rekabeti arttırıcı ve GTŞ'lerin pazar payını azaltıcı kamusal erk ve
iktisadi araçlar mevcut olmakla birlikte, bunların kullanılmaması özünde eğer gerçekleşmiş
ise rekabetin kısıtlanmasında bir başka amacın (enerji güvenliğinin sağlanması gibi)
sektörel düzenleyici kurum tarafından ön planda tutulmasından da kaynaklanabilecek bir
düzenleme politikasının sonucu olabilme ihtimalini içinde barındırdığı savunulmuştur.
(595) Hatta, 6446 sayılı Kanun ile GTŞ'lerin tedarik şirketi olarak düzenlenmiş olmasının dahi
kamu politikalarından kaynaklanan aksaklık olarak nitelendirilebileceği; zira GTŞ'ler ikili
anlaşmalar piyasasında faaliyet gösteremeseydi bu soruşturma kapsamında yer alan
birçok ihlal iddiasına yol açan problemlerin daha başlangıçta çözülmüş olacağı ileri
sürülmüştür.
(596) Elektrik üretim piyasasında serbest üretim şirketlerinin 2016 yılı itibariyle payının %62
olduğu; dolayısıyla devletin, üretim tesislerinin piyasadaki %38’lik payı ile halen en etkin
piyasa aktörü olduğu ve bu durumdun piyasada rekabeti kısıtlayıcı etki yarattığı iddia
edilmiştir.
(597) EÜAŞ'ın üretiminin kendisinden sonra en çok üretim yapan beş şirketin üretimine eşit
olmasının da ister istemez perakende seviyesinde kamu politikaları kapsamında fiyatların
baskı altında tutulması suretiyle rekabetin kısıtlanmasına yol açabildiği dile getirilmiştir.
(598) Kamu şirketlerinin elektrik piyasasında önemlerini koruduğu; gerek organize piyasalarda
gerekse ikili anlaşmalar piyasasında kamu şirketlerinin kilit rol üstlenmekte olduğu ve ikili
anlaşmalar için temel gösterge olan PTF’nin belirlenmesine etki edebildiği; bunun dahi
piyasada rekabetin kısıtlanmasında son derece önemli bir etki yaratabildiği ileri
sürülmüştür.
(599) Yaklaşık bir yıldır elektrik üretim maliyetleri artmasına rağmen tarifelere zam
yapılmamasının kamu politikalarının piyasa aksaklığına yol açmasının en bariz örneği
olduğu; maliyetleri yansıtmayan bir tarife politikasının ister istemez ikili anlaşmalar
piyasasını daraltıcı yönde etki edeceği ki, ihlal olduğu iddia edilen fiillerin hiçbirisinin
piyasada benzer bir etki yaratmasının mümkün olmadığı; kamu politikasının yukarıda
değinilenle ile birlikte, elektrik piyasasında bilhassa perakende düzeyde rekabeti kısıtlayan
en temel etken olduğu ifade edilmektedir.
I.7.2.6. Hukuki Ayrıştırmaya İlişkin Savunmalar
(600) Elektrik dağıtım şirketleri ile perakende satış şirketleri arasında "hukuki ayrıştırma"
yönteminin benimsendiği; söz konusu hukuki ayrıştırmaya ilişkin sürecin EPDK tarafından
sektörel düzenlemeler aracılığıyla takip edildiği ve denetlendiği dile getirilmiştir.
(601) Öte yandan, bahse konu düzenlemelerden bazılarının EPDK tarafından öngörülen
vadelerde tamamlanmasının ilgili bölgedeki teşebbüsler özelinde kapsamlı organizasyon
yapısı, teknik yapı vb. farklılıklar sebebiyle mümkün olmadığı; ayrıştırma sürecinin devam
edegelen bir süreç olduğu ve EPDK tarafından yakından takip edildiği bildirilmiştir.
(602) Ayrıştırma sürecinde ayrışan şirketlerin birbirlerinden alabilecekleri birtakım hizmetlere,
ilgili mevzuat hükümleri ile cevaz verildiği; gerçekten, ayrıştırma ile belirli bir kamusal yarar
gözetilmek ile birlikte piyasadaki bazı faaliyetlerin hizmet alımı suretiyle yürütülebilmesinde
de bunlara ilişkin maliyetlerin düşeceği ve en nihayetinde maliyetlere tüketicilerin
katlanmak durumunda olduğu göz önüne alındığında yine kamu yararının bulunduğu; bir
diğer ifade, ile her ne kadar hukuki ayrıştırma rekabetin geliştirilmesi için önemli bir adım
olsa da sektörel düzenleyici kurumunun rekabetin geliştirilmesi ile birlikte hesaba katması
gereken başka faydaların da bulunduğuna ve bu iki karşıt menfaatin ilgili piyasada
belirlenen rekabet politikasına göre uzlaştırılması gerektiğine şüphe bulunmadığı; bu
18-36/583-284
192/284
bakımdan Lisans Yönetmeliği 48. maddesinde ve geçici 4. maddesinde "hizmet alımına"
ilişkin hükümlerin yer aldığı belirtilmiştir.
(603) Ayrıca THY madde 12/2'de GTŞ'lerin düzenlemeye tabi müşterilerine ilişkin olarak
faturalandırma hizmetini dağıtım şirketlerinden alabilmelerine izin verildiği; her ne kadar
dosyada GTŞ'lerin portföyünde bulunan düzenlenmiş tarife yoluyla enerji alan tüketicilerin
ödeme bildirimlerinin tebliği için dağıtım şirketinden hizmet alabileceğinin açıkça
düzenlendiği ancak serbest tüketicilere ilişkin olarak böyle bir düzenlemenin bulunmadığı
ifade edilmiş ise de, ikili anlaşmaların serbestçe taraflarca kararlaştırılabileceği de göz
önüne alındığında taraflar aksini kararlaştırmadıkça GTŞ'lerin düzenlenen tariflerden
elektrik alan müşterilerine yönelik ödeme bildirimlerinde dağıtım şirketinden hizmet alımı
yapabildiklerine göre diğer müşterilerine ve dağıtım şirketlerinin kendi müşterilerine fatura
bildirimi için dağıtım şirketlerinden evleviyetle hizmet alabileceklerinin düşünüldüğü; bu
bakımdan önemli olanın dağıtım şirketinin eşit taraflar arasında ayrım yapmaksızın faaliyet
gösterme yükümlülüğü olduğu ifade edilmiştir.
(604) Yine, THY’nin 17. maddesinin ikinci fıkrasında dağıtım şirketleri ile GTŞ’lerin tüketicilere
yönelik çağrı hizmetleri ile ilgili olarak birbirlerinden veya aynı kaynaktan hizmet alımı
yapabileceklerinin yer aldığı belirtilmiştir.
(605) Hizmet alımına ilişkin değinilen mevzuat hükümleri göz önüne alındığında ilgili mevzuat
hükümleri uyarınca dağıtım şirketleri ile tedarik şirketleri arasında piyasa faaliyetlerinin
devamı esnasında kaçınılmaz olarak bir ilişki kurulacağı ve bu ilişkinin yukarıda belirtilen
mevzuat hükümleri dâhilinde kalması durumunda rekabet hukuku açısından da hukuka
uygunluk sebebi olarak kabul edilmesi gerekeceğinin değerlendirildiği ifade edilmiştir.
(606) BEREKET ENERJİ bünyesindeki dağıtım şirketleri ve GTŞ'lerin enerji piyasası
mevzuatından kaynaklanan yükümlülüklere azami önem atfettiği ve bu kurallara uyum
sağlamak konusunda kapsamlı bir çaba gösterdiği; BEREKET ENERJİ bünyesindeki
GTŞ'lerin halihazırda taahhütlü tarifeden alım yapan müşterilerine ilişkin faturalarında tarife
kapsamındaki taahhüt süresi ve süresi öncesinde sözleşmenin feshedilmesi durumunda
müşteriye yansıtılacak cezai bedele ilişkin bilgilere yer verdiği hususları ifade edilmektedir.
I.7.2.7. Kamu Politikaları, Düzenlemeler ve Sektörel Gelişmelerin Perakende Rekabet
Üzerindeki Etkisi, Elektrik Sektörüne Özgü Piyasa Aksaklıklarına İlişkin
Savunmaların Değerlendirilmesi
(607) Savunmadaki ifadelerden kamu politikalarının ve tercihlerinin iki boyutta önemli olduğu
anlaşılmaktadır. Bunlardan ilki kamu müdahalelerinin piyasadaki rekabeti olumsuz
etkileyecek nitelikte olduğu, ikincisi ise mevcut piyasa yapısının politika yapıcılar tarafından
yapılan tercihlerin bir sonucu olduğu ve söz konusu tercihlerin olası riskler bilinerek
yapıldığıdır.
(608) Kamu politikalarındaki tercihler nedeniyle piyasadaki temel maliyetler olan PTF ve YEK
maliyetleri artmış ancak elektrik perakende satışı bakımından fiili tavan fiyat olan tarifelerin
maliyet artışlarına rağmen baskılandığından tedarikçilerin karlı operasyon sürdürme ve
müşterilere fayda sağlama işlemlerini bir arada yapması zorlaşmıştır. Bu bağlamda kamu
politikalarının piyasa üzerinde baskı yarattığının kabul edildiği ve söz konusu tercihlerin
piyasada faaliyet gösteren tedarikçilerin “çok daha” hassas bir dengede faaliyetlerine
devam etmek zorunda bıraktığı anlaşılmaktadır. İşbu soruşturma bakımından da kritik olan
husus, tedarikçilerin hassas bir dengede faaliyet gösterme zorunluluğudur, öyle ki,
halihazırda hareket marjı oldukça daralmış olan tedarikçiler hakim durumda bulunan
şirketlerin yapacakları herhangi bir kötüye kullanma davranışına karşı çok daha
savunmasız bir durumda bulunmakta, diğer bir ifadeyle mevcut piyasa yapısında elektrik
dağıtım şirketleri veya yerleşik tedarikçiler tarafından gerçekleştirilecek herhangi bir kötüye
18-36/583-284
193/284
kullanma davranışının sonuçlarının normal şartlara kıyasla çok daha yıkıcı sonuçlara yol
açacağı değerlendirilmektedir.
(609) Sonuç olarak dağıtım şirketleri ve yerleşik tedarikçiler tarafından gerçekleştirilecek olası bir
hakim durumun kötüye kullanılması davranışının piyasadaki hassas denge üzerindeki
etkisinin çok daha büyük olacağından hareketle, hakim durumda bulunan teşebbüslerin
sahip olduğu özel sorumluluğun Türk elektrik piyasası bakımından daha fazla önem
kazandığı ifade edilmelidir. Öte yandan piyasa koşullarındaki olumsuz gelişmelerin GTŞ’ler
açısından yarattığı olumsuz etkilerin kötüye kullanmaya konu eylem ve uygulamaları makul
kılmadığı tartışmaya açık bir husus değildir.
(610) Savunmada dile getirilen diğer konu olan, politika tercihlerinin olası riskler bilinerek
yapılması ve söz konusu politika tercihlerine saygı gösterilmesine ilişkin olarak söylenmesi
gereken ilk husus, politika yapıcıların söz konusu risklere rağmen ilgili tercihlerde
bulunmasının, politika yapıcıların söz konusu risklerin gerçekleşmesini istemesi olarak
yorumlanamayacağıdır. Eğer kanun koyucu, söz konusu riskleri kabul etmiş ve risklerin
sonuçlarını istiyor olsaydı, yapmış olduğu tercihe paralel olarak işbu soruşturmanın
konusunu oluşturan birtakım davranışlara müdahale için kullanılacak rekabet hukuku gibi
araçların kullanılmaması için de gerekli düzenlemeleri yapması beklenirdi. Ayrıca kanun
koyucu 4054 sayılı Kanun’u düzenlerken ileriye dönük olarak herhangi bir piyasada ortaya
çıkabilecek riskleri bertaraf etmesi için Kurum’u tüm mal ve hizmet piyasaları bakımından
yetkili kılmış ve savunmadaki akıl yürütmeyle tüm mal ve hizmet piyasalarına müdahale
edebilmesi yönünde bir tercihte bulunmuştur.
(611) Dolayısıyla rekabet hukukunun sahip olduğu kapsam dahilinde, kanun koyucu veya politika
yapıcı tarafından ortaya konan tercihler neticesinde ortaya çıkacak risklere müdahale
etmesinin önünde bir engel olmadığı ve böyle bir müdahalenin kanun koyucu tarafından
yapılan tercihlerle çelişmediği, aksine yapılan tercih nedeniyle ortaya çıkan risklerin
bertaraf edilmesi noktasında ortaya konan tercihin daha etkin bir şekilde hayata geçmesine
yardımcı olduğu değerlendirilmektedir.
I.7.2.8. Hukuki Ayrıştırmaya İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(612) Hizmet alımına ilişkin değinilen mevzuat hükümleri göz önüne alındığında ilgili mevzuat
hükümleri uyarınca dağıtım şirketleri ile tedarik şirketleri arasında piyasa faaliyetlerinin
devamı esnasında kaçılmaz olarak bir ilişki kurulacağı ve bu ilişkinin daha önce belirtilen
mevzuat hükümleri dahilinde kalması durumunda rekabet hukuku açısından da hukuku
uygunluk sebebi olarak kabul edilmesi gerektiği savunması hakkında; EPDK’nın
oluşturmuş olduğu mevzuat kapsamında savunmada da belirtildiği üzere, çağrı merkezi
veya “düzenlenen” müşterilere fatura bırakılması hususunda GTŞ’lerin dağıtım şirketinden
hizmet alımı yapabileceği ifade edilmektedir. Ancak işbu dosya kapsamında incelenen
davranışlar bakımından EPDK’nın kesin olarak izin verdiği veya yapılmasını desteklediği
hususların rekabet hukuku kapsamında sakıncalı bulunduğunu öne sürmek yanlış
olacaktır. Kaldı ki, işbu soruşturma kapsamında irdelenen husus, dağıtım şirketleri ile
GTŞ’lerin EPDK mevzuatına uyumlu hareket edip etmediğinin kontrolü değil, dağıtım
şirketleri ile GTŞ’lerin arasındaki birtakım ilişkilerin “rekabete açık” bir alan olan elektrik
perakende satış faaliyeti üzerinde kısıtlayıcı bir etki yaratıp yaratmadığıdır. Bu kapsamda
EPDK’nın düzenlemelerinin rekabet karşıtı etkilere izin verecek nitelikte olması durumunda
dahi Kurum’un oluşan davranışlara müdahalede bulunma hakkı bulunmaktadır.
I.7.3. EPDK ve Rekabet Kurumu Arasındaki Yetki Dağılımına İlişkin Savunmalar ve
Bunların Değerlendirmesi
(613) Dosya kapsamında yer alan ayrıştırma ilkelerine aykırı davranışlarda bulunma, ikili
anlaşma olmaksızın serbest tüketici portföyüne abone kaydetme, tarihsiz IA-02 Formu ve
ikili anlaşma imzalatma uygulamalarına yönelik iddiaların rekabet hukukunun yanı sıra
18-36/583-284
194/284
6446 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat çerçevesinde sektörel düzenlemelerin de konusunu
teşkil ettiği belirtilmiştir.
(614) Kurum’un düzenlenen piyasalara her ne şart altında olursa olsun şeklinde değil, piyasanın
yapısına, içtihatlara, mahkeme kararlarına ve konuya ilişkin teorik çerçeveye uygun bir
şekilde müdahalenin sınırlarının belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
I.7.3.1. ABD ve AB Uygulamalarına İlişkin Savunmalar
(615) ABD ve AB’de rekabet hukuku ve regülasyon arasındaki ilişkinin, telekomünikasyon
sektörünün serbestleşmesi sonrasında önemli bir sorun teşkil eden fiyat sıkıştırması ve alt
yapı pazarındaki hakim durumun kötüye kullanılması uygulamalarına ilişkin içtihatlar ile
şekillendiği; enerji piyasalarına benzer şekilde dikey bütünleşik yapı ihtiva eden
telekomünikasyon piyasalarının serbestleşme, rekabete açılma ve regülasyonlar
çerçevesinde düzenlenme sürecinin enerji piyasalarından önce gerçekleştiği ve bu nedenle
yol gösterici olduğu; bu bağlamda ABD’de Yüksek Mahkeme’nin Trinko148 ve Linkline149
kararları ile AB’de Komisyon’un Deutsche Telekom150 ve Telefonica Kararı’nın151 önem arz
ettiği belirtilmiştir.
(616) Trinko Kararı’nda, Verizon’un şikayete konu davranışlarının iktisadi regülasyonlara da
aykırılık teşkil ettiğinin tespit edildiği; ilgili telekomünikasyon kanunu maddelerinde yapılan
atıfla, kanunun rekabet hukuku kurallarının uygulanmasını engellemeyeceği gibi yeni
rekabet hukuku ihlallerinin yaratılmasına da sebebiyet veremeyeceğinin belirtildiği; bu çıkış
noktasından hareketle, Verizon'un şikâyete konu davranışlarının, ilgili pazarda hiçbir
iktisadi regülasyon olmasaydı rekabet hukukuna aykırı olup olmayacağının irdelendiği ve
Yüksek Mahkeme’nin yaptığı değerlendirme neticesinde Verizon'un alt pazarda faaliyet
gösteren teşebbüslere girdi sağlamasının yegâne sebebinin düzenleyici kurumlar
tarafından Verizon'a getirilen rakiplerine adil, makul ve ayrımcı olmayan koşullarla erişim
sağlama yükümlülüğü olduğuna kanaat getirdiği ifade edilmiştir.
(617) Mahkeme’nin, bu şekilde bir pozitif yükümlülüğün salt rekabet hukuku kurallarına
dayanılarak yüklenilmesinin ise mümkün olmadığını ifade ettiği; bu bulgulara dayanan
Mahkeme’nin somut olayda Verizon'un davranışlarının piyasa mekanizmasının işleyişini
bozucu nitelikte olup olmadığının değil, bu davranışların iktisadi regülasyonlarla getirilen
kurallara aykırı olup olmadığının incelendiğini ve bu ikinci sorunun cevabının rekabet
hukuku kurallarına dayanılarak verilemeyeceğini ifade ettiği; kararda yer alan şu ifadelerin
Yüksek Mahkeme'nin tutumunun anlaşılması bakımından son derece önemli olduğunun
düşünüldüğü dile getirilmiştir:
"1996 Kanunu rekabet yasalarından önemli ölçüde daha iddialı bir niteliği haizdir.
Zira bu Kanun "AT&Tnin yerel franchisee'lerinin varislerinin sahip olduğu tekelleri
ortadan kaldırmaya" çalışmaktadır. Oysa Sherman Yasası'nın 2. maddesi yalnızca
hukuka aykırı tekelleşmeyi yasaklamaktadır. Bu iki amacı birbiri ile bağlamak ciddi
bir hata olacaktır. Sherman Yasası'nın "serbest teşebbüslerin Magna Carta’sı"
olduğu doğrudur ama bu yasa, hâkimlere, tekel konumundaki teşebbüslere davranış
biçimlerini daha rekabetçi bir yapı ortaya çıkaracak biçimde değiştirme yönünde
baskı yapma konusunda mutlak yetki carte blanche) de vermemektedir."
(618) Yüksek Mahkeme’nin LinkLine Kararı’nda da benzer bir yaklaşımla, fiyat sıkıştırmasının
telekomünikasyon sektörüne özgü düzenlemeler çerçevesinde özel bir ihlal türü olarak
148 Verizon Communications Inc. v. Law Offices of Curtis V.Trinko, LLP, 540 U.S. 398, [2004].
149 Pacific Bell Tel. Company, DBA AT&T California, at all v. Linkline Communications Inc. 555 U.S. , [2009].
150 Deutsche Telekom AG v. European Commission, Case C-280/08 (2010).
151 Wanadoo España v Telefónica, Case COMP/38.784, OJ C83/6, 2.4.2008. Söz konusu karar, ABAD’ın
Case C-295/12 sayılı kararı ile onanmıştır.
18-36/583-284
195/284
düzenlenmiş olmasının, bu uygulamanın rekabet hukuku bakımından yeni ve bağımsız bir
ihlal türü olarak değerlendirilmesine yol açamayacağı ifade edilmiştir.
(619) Özetle, ABD'de düzenlemeye tabi pazarlarda da rekabet hukuku kurallarının uygulanacağı
ancak, iktisadi düzenlemelere aykırılık teşkil eden davranışlar ile rekabet hukuku
kurallarına aykırılık teşkil eden davranışların mutlaka ayrıştırılması gerektiği ilkesinin
benimsendiği; bu kapsamda, iktisadi regülasyonlar dolayısıyla ortaya çıkan (ve piyasanın
normal işleyişinde söz konusu olmayacak olan) bir yükümlülüğe aykırılığın incelemesinin
anılan düzenlemeyi getiren otoritenin denetimine tabi olacağının görüldüğü ileri
sürülmüştür.
(620) Düzenleyici otorite tarafından örneğin, belirli bir ürün ve/veya hizmetin fiyatının belirlenmesi
durumunda rekabet kurallarının uygulanmasının asli unsuru olan serbest piyasa
şartlarından bahsetmenin mümkün olamayacağından teşebbüsün kendi fiyatlarını
belirlemek konusunda herhangi bir iradesinin de olduğundan bahsedilemeyeceği,
teşebbüsün iradesinin ortadan kalkacağı böyle bir tablo karşısında rekabet otoritesinin
düzenlemeyi göz ardı ederek herhangi bir müdahalede bulunmasının söz konusu
olamayacağı; ancak, düzenleyici otorite tarafından belirli tek bir fiyat yerine azami fiyat
regülasyonunun yapılması veya fiyat aralıklarının belirlenmesi halinde bir başka deyişle
teşebbüsün iradesinin sınırlı da olsa belirli bir oranda geçerli olması durumunda
teşebbüsün uygulayacağı fiyatlandırma davranışı ile rekabet ihlalinden kaçınması mümkün
olabiliyorsa bu noktada regülasyonun varlığının rekabet hukukunun sorumluluğunu ve
müdahale hakkını ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir.
(621) Komisyon'un Deutche Telekom Kararı’nda Almanya'da telekomünikasyon altyapısının bazı
kısımları bakımından tekel konumunda olan ve iktisadi regülasyonlar çerçevesinde hem alt
hem de üst pazarlarda oldukça detaylı yükümlülüklere (ör: maliyet bazlı erişim sağlama,
alıcılar arasında ayrımcılık yapmama, tarife kontrolü vb.) tabi tutulan Deutche Telekom'un
alt ve üst pazarlarda fiyat sıkıştırmasına yol açacak bir fiyatlama politikası benimsediği
iddialarının incelendiği, ABD'nin aksine AB'de "zorunlu unsur doktrini" çerçevesinde
teşebbüslere çok istisnai durumlarda rekabet hukuku kuralları yoluyla pozitif davranış
yükümlülükleri (Ör: anlaşma yapma, mal verme vb.) yüklenebileceğinin kabul edildiği;
dolayısıyla, ABD'nin aksine, AB'de iktisadi regülasyonlar olmasaydı dahi Deutche
Telekom'un salt rekabet hukukundan kaynaklanan bir erişim sağlama yükümlülüğüne tabi
olabileceğinin (zorunlu unsur doktrinin şartlarının sağlanmasına bağlı olarak) ve bu
durumda erişim sağladığı rakiplerinin faaliyetlerini zorlaştırmaya yönelik davranışların
zaten rekabet hukuku kurallarına tabi olacağı belirtilmiştir.
(622) Komisyon’un, Deutche Telekom'un alt yapısının zorunlu unsur teşkil edip etmediği ve eğer
etmiyorsa rekabet hukukundan kaynaklı herhangi bir yükümlülüğü olmayacağı yönündeki
savunmasını değerlendirerek, düzenleyici kurum tarafından yapılan değerlendirmenin (ve
Deutche Telekom'a erişim sağlama yükümlülüğü getirilmiş olmasının) Deutche Telekom'a
ait altyapının zorunlu unsur niteliğinde olduğunun tespiti için yeterli olduğuna kanaat
getirdiği, bu durumun Roma Antlaşmasının 82. Maddesinin Uygulanması Hakkında
Kılavuz’da (82. Madde Kılavuz) da yer aldığı; rekabet hukuku sorumluluğunun doğması için
zorunlu unsurun şart olmasına yönelik argümanın, Komisyon’un fiyat sıkıştırmasına ilişkin
National Carbonising, British Sugar ve IPS Kararları’na dayandığı; benzer şekilde 82.
madde Kılavuz’da da fiyat sıkıştırmasının mal vermeyi reddetmenin bir türü olarak ele
alınarak, bu şekilde bir ihlalden söz edilebilmesi için toptan pazardaki girdinin mutlaka alt
pazardaki rekabet için zorunlu olması gerektiğinin belirtildiği ifade edilmiştir.
(623) AB'de düzenlemeye tabi telekomünikasyon piyasasında fiyat sıkıştırmasının ihlal olması
için öncelikle ilgili altyapının zorunlu unsur teşkil etmesinin bir gereklilik olarak aranmasının
esasen AB'de de iktisadi regülasyonların otomatik olarak rekabet hukukunun uygulama
alanını genişletemeyeceği prensibinin kabul edildiğini gösterdiği ileri sürülmüştür.
18-36/583-284
196/284
(624) Özetle, AB’de ve ABD’de de olduğu gibi, bir davranışın, salt amacı rekabeti tesis etmek
olan iktisadi regülasyona aykırı olması dolayısıyla rekabet ihlali olarak kabul edilmediği, bu
uygulamanın iktisadi regülasyonlar olmasaydı da rekabet hukuku ihlaline yol açacağının
ispat edilmesi gerektiği, bu açıklamalardan hareketle düzenlenen piyasalarda ortaya çıkan
davranışların rekabet hukuku açısından değerlendirilmesinde iki hususun önem arz ettiği
belirtilmiştir.
(625) Rekabet otoritesi tarafından tespit edilmesi gereken ilk hususun, inceleme konusu
davranışın herhangi bir regülasyonun söz konusu olmadığı durumda dahi bir rekabet ihlali
olarak kabul edilip edilmeyeceği olduğu; incelenen davranışın regülasyonun olmadığı
durumda dahi rekabet ihlali olarak kabul edilmesi halinde rekabet otoriteleri tarafından
irdelenmesi gereken ikinci hususun ise regülasyonun uygulanmasının rekabet ihlalini
ortadan kaldırıp kaldırmayacağı olduğu; rekabet otoritesi, regülasyonun yokluğunda dahi
rekabet karşıtı nitelikler taşıyan ve düzenleyicinin herhangi bir uygulamasının ve/veya
yaptırımının söz konusu olmadığı durumlarda müdahalede bulunarak piyasada ortaya
çıkan sorunu çözebileceği; öte yandan, piyasalara ilişkin getirilen düzenlemelerin ve
aykırılığın tespiti halinde uygulanacak yaptırımların rekabet ihlalini ortadan kaldırması
halinde piyasadaki rekabet koşulları tesis edilmiş olacağından rekabet kurallarının
uygulanması ihtiyacının ortadan kalkacağı; rekabet otoriteleri tarafından benimsenecek
aksi bir yaklaşımın otoriteyi düzenleyici kurumu denetler hale getireceği ve böyle bir
durumun hukuken mümkün olamayacağı gibi piyasada faaliyet gösteren oyuncular
açısından belirsizlik yaratacağı nedeniyle tercih edilmeyeceği iddia edilmiştir.
(626) Örneğin, EPDK tarafından imzasız sözleşmelere ilişkin soruşturma yürütülerek yaptırım
uygulandığında, hem düzenlemeye aykırı davranışın önlenmiş olduğu hem de verilen ceza
ile kamu zararının ortadan kaldırılığı, ancak aynı konuya ilişkin Kurum’un da söz konusu
inceleme sonucunda uygulanan cezayı dikkate almadan yeni bir soruşturma yürüterek
ceza vermesi durumunda aşırı düzenleme ile karşı karşıya kalınacağı, 17.01.2014 tarih ve
14-03/60-24 sayılı Tüpraş Kararı’nda Kurul tarafından herhangi bir fiyat regülasyonun
olmadığı dönemde veya mevcut düzenlemenin aşırı fiyat uygulamasını engelleyemediği
dönemdeki fiyatlama davranışının inceleme konusu yapıldığı, aksi halde ilgili karara konu
eylem bakımından hem EPDK ceza uygularken hem de Kurumun soruşturma
yürütmesinin, Kurumu tüm sektörlerdeki fiyat düzenlemelerini takip ederek denetleyen ve
cezalandıran bir kamu kurumu haline getirebileceği belirtilmiştir.
(627) Düzenleyici kurumun konuya henüz müdahale etmemiş olması veya müdahale
kapsamında incelemelerin devam etmesi durumunda ve hatta düzenleyicinin müdahalesi
sonrası regülasyon ile uyumlu sonuca ulaşılmış ancak rekabetçi zarar ortadan
kalkmamışsa dahi rekabet otoritesinin müdahalesinin söz konusu olamayacağı; aksi bir
durumun, aynı konuya ilişkin farklı otoritelerin yaptırımlarının aranması "forum shopping"
sonucunu doğurarak rekabet hukuku açısından da tercih edilmeyen sonuçların ortaya
çıkmasının yolunu açabileceği; bu koşullar altında beklenilen zarar görenlerin öncelikli
olarak düzenleyici otoritenin müdahalesini talep etmeleri, sürecin olumsuz veya
beklentilere uygun olmayan şekilde sonuçlanması halinde ise müdahalenin mevzuata
uygun bir şekilde yapılmadığı gerekçesi ile idari yargıya başvurmaları olacağı hususları
ifade edilmektedir.
I.7.3.2. Rekabet Hukuku ve Regülasyonların Amaç ve Uygulama Yönünden
Farklılıklarına İlişkin Savunmalar
(628) İktisadi regülasyonlar ile rekabet hukuku kuralları arasındaki en önemli farkın öncül (ex-
ante) ve ardıl (ex-post) yaklaşımdan kaynaklandığı; regülasyonların, aralarında rekabetin
tesis edilmesini de içeren çeşitli amaçlar doğrultusunda teşebbüslerin belli bazı
davranışlarını cezalandırmaktan ziyade piyasa yapısının şekillenmesine yönelik
davranışlara ilişkin öncül düzenlemeler getirerek bunları denetlemeyi hedeflediği ve
18-36/583-284
197/284
etkisizlikleri önlediği; rekabet hukuku kurallarının ise, teşebbüs veya teşebbüslerin pazarda
neden oldukları zararı doğuran davranışların ortadan kaldırılması ve engellenmesine
yönelik ardıl denetimleri içerdiği ve rekabeti kısıtlayıcı teşebbüs davranışlarını sonradan
cezalandırdığı belirtilmiştir.
(629) Her ne kadar rekabet hukuku kurallarının da özellikle içtihatlarla somutlaşarak ilgili
teşebbüslere bazı yükümlülükler yüklediği ileri sürülebilir ise de, genel nitelikli hukuk
kurallarının içtihatlar ile somutlaşması ile belli bir sektörde faaliyet gösteren teşebbüslere,
piyasa mekanizmasına endeksli karar alma mekanizmalarının yerine geçecek biçimde belli
davranış yükümlülükleri getirilmesi arasında çok büyük bir farklılık bulunduğu iddia
edilmektedir.
(630) Rekabet hukukunun, hâkim durumun kötüye kullanılması olarak nitelendirilebilecek farklı
kategorilerdeki çeşitli davranışları yasakladığı ve bunun dışında piyasa mekanizmasını
kendi işleyişine bıraktığı; oysa iktisadi regülasyonların bundan farklı olarak bir pazardan
beklenen sonuçları önceden belirlediği ve piyasa mekanizmasının yerine geçerek
teşebbüslere, bu sonuçların ortaya çıkmasını sağlayacak bazı davranış biçimlerini empoze
ettiği; görüldüğü üzere, rekabet hukuku kuralları çerçevesinde yüklenen yükümlülükler
olumsuz (belli bir davranıştan kaçınma şeklinde) nitelikte iken, iktisadi regülasyonlar
çerçevesinde yüklenen yükümlülüklerin olumlu (belli bir davranışı yapma şeklinde) nitelikte
olduğu; genellikle, rekabet hukuku tarafından getirilen yükümlüklerin çerçevesi tam olarak
belirli değilken, iktisadi regülasyonlar tarafından getirilen yükümlülüklerin daha kesin,
detaylı ve talepkar olduğu dile getirilmiştir.
(631) EPDK regülasyonlarının dağıtım şirketi ve GTŞ'lere farklı binalarda faaliyet gösterme, belli
bazı hizmetleri farklı kaynaklardan temin etme, farklı IT sistemleri kullanma gibi pozitif
yükümlülükler yüklemekte iken, rekabet hukuku kurallarının bu teşebbüslerin hâkim
durumlarını kötüye kullanarak piyasanın işleyişine zarar vermesini yasakladığı; burada
kritik olan hususun EPDK tarafından piyasayı daha rekabetçi kılma amacıyla dağıtım
şirketleri ve GTŞ'lere empoze edilen bu davranışların piyasa mekanizmasının doğal bir
sonucu olarak kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla, bu davranışların tam olarak yerine
getirilememesinin tek başına aynı zamanda bir rekabet hukuku ihlali olarak
değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir.
(632) Rekabet hukuku ve iktisadi regülasyonların tanım, amaç ve uygulama biçimleri arasındaki
farklılıkların yanı sıra, bunların temelinde yatan normatif değerler arasında da çok önemli
farklılıklar bulunduğu; iktisadi regülasyonlara aykırılıklar mala prohibita (özünde hukuka
aykırı olmayan ve fakat hukuk düzeni tarafından yasaklanan davranışlar) olarak
değerlendirilirken, rekabet hukuku kurallarına aykırılıkların mala in se (özünde yanlış olan
davranışlar) kategorisine girdiği; bu ayrımın, söz konusu ihlaller dolayısıyla öngörülen
yaptırımlarda da kendini gösterdiği; rekabet hukukuna aykırı davranışların bazı ülkelerde
ceza hukuku anlamında suç teşkil ettiği ve her halükarda son derece ağır yaptırımlara tabi
tutulduğu; oysa iktisadi regülasyonlara aykırılık bakımından çoğu zaman kusursuz
sorumluluk prensibinin kabul edildiği ve kusur öğesinin inceleme konusu dahi yapılmadığı
ileri sürülmüştür.
(633) Rekabet hukukuna ve iktisadi regülasyonlara aykırılıklara ilişkin bu tablonun ardıl ve öncül
müdahalelerdeki ispat standardını da farklılaştırdığı; genellikle ardıl müdahalelerdeki ispat
standardının öncül düzenlemelere göre daha yüksek seviyede olduğu, rekabet hukuku
anlamında ihlalin tespit edilmesinin uzun ve detaylı bir inceleme sürecini de beraberinde
getirdiği; Kurul’un 10.11.2003 tarih ve 03-72/874-373 sayılı kararının, düzenleyici otoritenin
varlığına rağmen Kurum’un müdahalesine bir örnek teşkil etmekle birlikte, piyasada
rekabetin korunmasına yönelik yeterince etkin olmayan bir yönteme de işaret ettiği; nitekim
anılan kararda Kurul’un Nisan 2002’de kendisine yapılan şikâyetin ardından nihai kararını
19 aylık bir sürenin sonunda aldığı ve rekabetin korunması bakımından hassas nitelikte
18-36/583-284
198/284
olan ve bu sebeple hızlı müdahalenin önemli olduğu şebekeye erişim konusunda yeterince
hızlı müdahalede bulunamadığı; Kurum tarafından yapılan Sektör Araştırması'nda da söz
konusu kararın "serbestleşme sürecinde büyük önem atfedilen şebekeye erişim veya
ayrımcılık gibi hususlarda ispat standardı daha düşük olan ve daha hızlı ve yapısal
müdahaleyi mümkün kılan ex-ante sektörel düzenlemelerin önemini ortaya koyan" bir karar
olarak ele alındığı ifade edilmiştir.
(634) Düzenleyici otoritenin uygulamaları ile rekabet otoritesinin uygulamalarının birbirini
dışlamadığı aksine tamamladığı, ancak regülasyonların varlığı halinde değerlendirmelerde
dikkat edilmesi gereken hususun salt düzenleyici otoritenin varlığı değil ilgili davranışa
yönelik bir düzenleme olup olmadığının incelenmesi olduğu, davranışın düzenlenmesi
halinde herhangi bir rekabet müdahalesine gerek duyulmazken davranışın
düzenlenmemesi ya da ilgili teşebbüsün düzenlemeye rağmen rekabeti ihlal teşkil eden ve
etmeyen şeklinde önündeki seçeneklerden birini tercih etme imkanı bulunuyorsa böyle bir
durumda rekabet kurallarının uygulayabileceği ifade edilmiştir.
(635) İktisadi regülasyonlar ile rekabet hukuku kurallarının birbirinin ikamesi niteliğinde olduğu
düşünülmekle birlikte, iktisadi regülasyonların kapsamının rekabet hukuku kuralları ile
belirlenen çerçeveyi aşabildiği; bu bağlamda, devletin belli bazı sektörleri (daha doğrusu
ilgili sektör içindeki bazı pazarları) iktisadi regülasyonlara tabi tutarak bunları piyasa
mekanizmasının kapsamı dışına çıkardığı ölçüde, eşzamanlı ve kaçınılmaz olarak rekabet
hukukunun uygulanma alanını da daralttığı; nitekim rekabetçi bir piyasa mekanizmasının
varlığının rekabet hukukunun uygulanması için vazgeçilmez bir önkoşul niteliğinde olduğu;
iktisadi regülasyonlar çerçevesinde şekillenen davranışların kendisinin rekabet hukuku
denetimine tabi tutulmasının mümkün olmadığı ve bu davranışların yeniden rekabet
hukuku kuralları çerçevesinde denetlenebilmesi için deregülasyonun gerektiği bunun için
verilebilecek en iyi örneğin Türkiye'de satılan ilaçlara yönelik uygulanan fiyat regülasyonu
olduğu iddia edilmiştir.
(636) Ogus'a göre152, piyasa mekanizmasının işleyişini güçlendirmeyi amaçlayan rekabet
hukukunun, iktisadi regülasyonların piyasa mekanizmasının yerini aldığı durumlarda
uygulama alanı bulmasının söz konusu olmayacağı; önemli akademisyenler ve aynı
zamanda federal yargıçlar olan Easterbrook ve Breyer’ın da bu konuda benzer yaklaşımlar
benimsediği; Easterbrook'a göre, iktisadi regülasyonun rekabet hukukunun yerini aldığı ve
rekabet hukukunun yerini almanın esasen regülasyonun amacı ve hatta tanımı olduğu;
Breyer’in ise, rekabet hukuku ve iktisadi regülasyonu birbirinin alternatifi olarak gördüğü ve
rekabet hukukunun amacının düzenlemeye tabi olmayan pazarlarda rekabetin tesisini
sağlamak olduğunu ifade ettiğini; zira Breyer'a göre, rekabet hukukunun temel
varsayımının teşebbüslerden kaynaklanan engellerin ortadan kaldırıldığı takdirde rekabetçi
bir piyasa yapısının ortaya çıkabileceği ve bu varsayımın işlemediği durumlarda dışarıdan
bir devlet müdahalesi ile teşebbüslere pozitif yükümlülükler yüklenmesinin ve pazar
dinamiklerinin tamamen ortadan kaldırılmasının söz konusu olduğu; benzer görüşte olan
Bork’un, rekabet hukukunun tamamen yasaklayıcı ve pasif nitelikte olduğunu ve bu
kuralların yalnızca teşebbüslerin çıkarlarının ve kabiliyetlerinin onları yapmaya
yönlendirmeyeceği olumlu davranışlar vasıtasıyla ulaşılabilecek değerlere hizmet
etmesinin mümkün olmadığını ifade ettiği ileri sürülmüştür.
(637) Teşebbüsün kendisine dayatılan pozitif yükümlülüklere uymamasının da piyasa
mekanizmasının işleyişini bozacak davranışlar sergilemesinin de ilgili pazarlardaki
rekabete zarar verebileceği; fakat ilk davranış tipi bakımından iktisadi regülasyonların
rekabet hukuku kurallarına kıyasen özel kanun niteliğinde olduğunun açık olduğu ve bu
noktada söz konusu davranışların rekabet üzerinde olumsuz etki doğursa dahi rekabet
152 OGUS, A, “Regulation: Legal Form an Economic Theory” Clarendon Press, UK, 1994
18-36/583-284
199/284
hukuku kurallarının bizzat iktisadi regülasyonlara aykırılık şeklinde ortaya çıkan davranışlar
bakımından uygulama alanı bulmasının söz konusu olmadığı; benzer şekilde (iktisadi
regülasyonların yerini almadığı) piyasa mekanizmasının düzgün işleyişine zarar veren
teşebbüs davranışları bakımından da (bu davranışlar iktisadi regülasyonların amaçlarına
aykırı sonuçlar doğursa dahi) düzenleyici kurumların bir müdahalede bulunmasının
mümkün olamaması ve bu davranışların münhasıran rekabet hukukunun müdahale
alanında kalması gerektiği belirtilmiştir.
(638) Ayrıca, iktisadi regülasyonlar ile de her ne kadar rekabetçi bir piyasanın oluşturulması
hedeflense de sektörel düzenleyicilerin dinamik etkinliğin dağıtımsal etkinliğe tercih
edilmesi ya da enerji güvenliğinin sağlanması gibi durumlarda olduğu üzere, rekabetin
tesisi dışında da güdüleri bulunduğu ileri sürülmüştür.
(639) Son olarak düzenleyici otorite ve rekabet otoritesi arasındaki etkileşimin birbirini
destekleyici nitelikte olması gerektiği ve hem sektörel mevzuat hem de rekabet kurallarıyla
amaçlanan hususların gerçekleştirilmesi halinde anılan otoritelerden birinin müdahalesinin
diğerinin müdahalesini gereksiz kılabileceği; bu çerçevede örnek vermek gerekirse,
rekabet politikası doğrultusunda oluşan endişeler ve rekabet hukukuna aykırı olduğu
değerlendirilebilecek davranışların giderilmesi bakımından sektörel düzenleyici otoritenin
rekabet otoritesinin sahip olduğundan çok daha etkin araçlara sahip olduğu durumların söz
konusu olabildiği; konuyla ilgili Kanada Rekabet Otoritesi'nin elektrik ve doğalgaz
sektörlerine ilişkin iletim ve dağıtım şirketlerinin anılan piyasalarda sahip oldukları tekeli
kaldıraç olarak kullanarak alt veya ilişkili pazarlardaki iştiraklerine rekabetçi avantaj
sağladıklarına ilişkin birçok şikayeti incelediği ve bu dosyalardan hiçbirine ilişkin 4054 sayılı
Kanun anlamında resmi bir soruşturma açılmadığı; bu duruma neden olan önemli
sebeplerden birinin; çapraz sübvansiyonun önlenmesi için zorunlu unsurların erişime
açılması, ürün ve hizmetlerin adil piyasa fiyatının veya bir başka ölçüte göre belirlenen
seviyenin altında satılması gibi hususların düzenleniyor olması ve rakipler arasında bilgi
paylaşımına ilişkin düzenleyici kısıtlar ile sektörel kuralların varlığı olduğu; bu dosyalara
ilişkin olarak sektörel düzenlemeler ile rekabet hukukunun büyük oranda örtüştüğü ve
bunun yanı sıra çoğunlukla sektörel düzenlemeler ışığında rekabetçi etki testinin rekabet
hukukuna kıyasla daha sıkı bir şekilde uygulandığı dile getirilmiştir.
(640) Bu çerçevede düzenleyici otoritenin rekabetçi endişelerin giderilmesini sağlayacak gerekli
vasıtalara sahip olmasının (örneğin rekabet kurallarını aykırılığı önleyici kuralların sektörel
mevzuatta da mevcut olması) ve bu vasıtaların sektörde etkin bir şekilde kullanmasının,
çoğu zaman rekabet otoritelerinin müdahalesini gereksiz kıldığı hususları ifade
edilmektedir.
I.7.3.3. EPDK ve Kurum Arasındaki Yetki Dağılımı, Ülke Uygulamaları ve Rekabet
Hukuku ve Regülasyonların Amaç ve Uygulama Yönünden Farklılıkların İlişkin
Savunmaların Değerlendirilmesi
(641) Kararın “Sektörel Düzenleme ve Rekabet Hukuku İlişkisi” başlıklı bölümünde düzenlemeler
ile rekabet hukuku arasındaki farklılıklar ile düzenlenen sektörlerde rekabet hukuku
uygulanmasına ilişkin tartışmalar ele alınmıştır. Söz konusu bölümde, savunmada belirtilen
rekabet hukuku ile düzenlemeler arasındaki yapısal ve yöntemsel farklılıklara kapsamlıca
değinilmiş ve temel olarak veya belli bir nispette düzenlemeye tabi olsalar da teşebbüslerin
belli bir serbesti içerisinde hareket ederek gerçekleştirdikleri eylemler ile rekabeti
sınırlamaları halinde rekabet hukukunun muhatabı olacakları ifade edilmiştir. Bu nedenle
bu hususlara bir kez daha yer verilmesine gerek bulunmamaktadır. Savunmada ayrıca
ABD ve AB’nin konuyla ilgili yaklaşımına ışık tutacak bazı kararlara da yer verildiği, ayrıca
düzenlenen piyasalarda rekabet hukukunun uygulamasına ilişkin çeşitli yazarların
görüşlerine atıf yapıldığı anlaşılmaktadır.
18-36/583-284
200/284
(642) ABD uygulamasına ilişkin verilen örnek kararlar olan Trinko ve Linkline Kararları’nda
Yüksek Mahkeme, rekabet ihlallerinden doğacak zararları önlemeyi ve ortadan kaldırmayı
sağlayan bir düzenleyici yapının varlığı durumunda, rekabet hukuku müdahalelerinin,
piyasadaki rekabetin sağlanmasındaki katkısının sınırlı olacağına ilişkin bir tespit yapmıştır.
Buna karşın AB’deki yaklaşım ABD’dekinden farklılaşmaktadır. Fiyat sıkıştırmasının
incelendiği Deutsche Telekom Kararı’nda Komisyon, düzenleyici çerçevede, rekabet
ihlallerini önlemeye ve ortadan kaldırmaya yönelik araçların bulunmasının, rekabet hukuku
kurallarının uygulanmasını engellemeyeceğini belirtmiş ve taraf teşebbüsün uyguladığı
tarifelerin Alman sektörel düzenleyici kurumu tarafından onaylandığı savunmasını kabul
etmemiştir. Komisyon, sektörel düzenlemelerin, teşebbüsleri, rekabeti önleyici, sınırlayıcı
ya da bozucu davranışlar içerisine girmekten alıkoymadığı hallerde, rekabet hukuku
kurallarının uygulanabileceğini ifade etmiştir. Benzer şekilde fiyat sıkıştırması yoluyla
hakim durumun kötüye kullanıldığı iddiasının değerlendirildiği, Telefonica Kararı’nda,
Komisyon, teşebbüsün, özellikle perakende fiyatları belirleme konusunda serbestisi
olduğunu belirtmiş ve İspanyol sektörel düzenleyici otoritenin, toptan satış fiyatlarını
yeniden belirlemesiyle ihlalin sona ermesine rağmen teşebbüsün rekabet kurallarını ihlal
ettiğine karar vererek yaptırım uygulamıştır.
(643) Söz konusu kararlar birlikte okunduğunda, savunmada belirtilen piyasalara ilişkin getirilen
düzenlemelerin ve aykırılığın tespiti halinde uygulanacak yaptırımların rekabet ihlalini
ortadan kaldırması halinde rekabet kurallarının uygulama ihtiyacının ortadan kalkacağına
ilişkin görüşün genel bir uygulama olduğunun kabul edilmesi mümkün görünmemektedir.
Söz konusu yaklaşımın ABD’de benimsendiği anlaşılmakla birlikte, AB’de düzenlemelerin
varlığına ve hatta düzenlemelerle ihlalin sona erdirilmesine rağmen rekabet kurallarının
uygulanmaya devam ettiği anlaşılmaktadır. İki sistem arasındaki söz konusu farklılığın
ABD’de mahkeme sistemi bulunmasına karşın, AB’de idari sistemin bulunması, ABD
sektörel düzenlemesinin AB’ye göre daha detaylı olması ve ABD ile AB arasındaki normlar
hiyerarşisinin farklı olmasından kaynaklandığı ifade edilmektedir153. Dolayısıyla ülkelerin
hukuk sistemindeki farklılıklar söz konusu düzenlenen sektörlerde rekabet hukuku
uygulamasında belirleyici olmaktadır. Ayrıca literatürde farklı yaklaşımların tartışıldığı ve
üzerinde uzlaşılan bir yaklaşımın bulunmadığı da belirtilmelidir. Bu bakımından Türkiye
uygulaması bakımından yapılacak çıkarımlarda, diğer ülke kararlarından ve literatürdeki
tartışmalardan ziyade, Kurul kararlarının ve daha da önemlisi Danıştay kararlarının yol
gösterici olacağı değerlendirilmektedir. Söz konusu kararlara ve bu kararların uygulama
bakımından işaret ettiği sonuçlara bir sonraki başlık altında değinilmiştir. Belirtilen bölümde
detaylı olarak açıklanan Danıştay kararlarının ortaya çıkardığı sonuç ise bir eylem sektör
otoritesi tarafından düzenlenmiş olsa dahi eğer aynı zamanda pazardaki rekabeti sınırlıyor
ise bu hususa Kurum’un ilgili prosedürlerini işleterek müdahale etmesi gerektiğidir.
(644) Öte yandan savunmada yer alan AB’de ABD’de de olduğu gibi, bir davranışın, salt amacı
rekabeti tesis etmek olan iktisadi regülasyona aykırı olması dolayısıyla rekabet ihlali olarak
kabul edilmediği, bu uygulamanın iktisadi regülasyonlar olmasaydı da rekabet hukuku
ihlaline yol açacağının ispat edilmesi gerektiği iddiaları, işbu soruşturmaya konu kötüye
kullanma eylem ve uygulamalarının analizinde dikkate alınan hususlardır. Zira daha önce
de pek çok ifade edildiği üzere, kötüye kullanmaya konu eylem ve uygulamalar sektörel
düzenlemelere aykırı oldukları için değil bizzat 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesine aykırılık
oluşturdukları ortaya konulmuştur. Benzer şekilde söz konusu eylem ve uygulamaların
sektörel düzenlemeler olmasaydı da 6. madde kapsamına gireceği açıktır zira işbu
soruşturmaya konu eylem ve uygulamalar bağlamında sektörel düzenlemeler elbet de ilgili
pazar koşullarını oluşturdukları için dikkate alınan hususlar olmakla birlikte kanuni yetki
153 Köktürk, 2012, s.73.
18-36/583-284
201/284
bağlamı dışında kötüye kullanma tespitlerinde belirleyici bir ölçüt olarak ele
alınmamaktadır.
I.7.4. Elektrik Piyasalarındaki Serbestleşme Sürecinin Rekabet Kurumunun
Piyasadaki Rolüne Etkisi ile İlgili Yapılan Savunmalar ve Bunların Değerlendirmesi
I.7.4.1. Elektrik Piyasalarındaki Serbestleşme Sürecinin Rekabet Kurumunun
Piyasadaki Rolüne Etkisi ile İlgili Yapılan Savunmalar
(645) Sektörel düzenlemelere ağırlıklı olarak henüz rekabet ortamının olmadığı piyasalardaki
rekabetin tesisi sürecinde ihtiyaç duyulduğu ve ilgili piyasadaki rekabet seviyesinin artması
ile birlikte düzenleme ihtiyacının azaldığı; rekabet hukukunun ise tüm piyasalarda sürekli
olarak uygulanabilirliğini koruduğu belirtilmiştir. Hâlihazırda elektrik piyasasındaki
serbestleşme sürecinin devam ettiği, sektöre yönelik çeşitli düzenlemelerin pazarda faaliyet
gösteren teşebbüslerin davranışları üzerinde belirleyici olduğunun bilindiği; bu durum
karşısında önerilenin herhangi bir rekabet hukuku müdahalesinin yapılmaması olmadığı
ancak ihlal iddialarının değerlendirilmesinde ve Kurum’un yetki alanının belirlenmesinde
pazarın mevcut yapısının doğru ve piyasanın günlük işleyişini yansıtır şekilde ele alınması
olduğu ileri sürülmektedir.
(646) Her ne kadar bazı durumlarda iktisadi regülasyonlar ve rekabet hukuku aynı amaca hizmet
etse de iktisadi regülasyonların piyasa ekonomisi kurallarına göre işleyen piyasalarda
kendiliğinden harekete geçerek gerekli disiplini sağlayan rekabetçi baskının ikamesi
niteliğinde olduğu iddia edilmiştir. EPDK’nın, elektrik sektöründe yer alan alt pazarlara
doğrudan müdahale ederek, bu pazarlarda faaliyet gösteren teşebbüslerin belli bazı
davranış biçimlerini sergilemelerini zorunlu kılan düzenlemeler yaptığı; teşebbüslere pozitif
yükümlülükler yükleyen bu düzenlemelerin, açık biçimde düzenlenmeyen bir piyasadaki
rekabetçi baskının yerini aldığı; zira düzenlenmeyen piyasalarda teşebbüslerin
davranışlarının devletin belirlediği kurallara göre değil, piyasa dinamikleri neticesinde
ortaya çıkan rekabetçi baskıya göre şekillendiği; dolayısıyla EPDK tarafından getirilen
pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmesi için sergilenen davranışların rekabetçi bir
piyasanın çıktıları olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı; soruşturmanın konusunu
oluşturan hukuki ayrıştırmaya, sözleşmelere ve formlara yönelik şekil şartlarının
denetlenmesi gibi genel olarak elektrik piyasasındaki yapının tasarımına yönelik
düzenlemelerin veya söz konusu düzenlemelere aykırılıkların, yine bu konuları denetlemek
ve düzenlemekle yükümlü olan düzenleyici otorite tarafından aykırılık iddialarına ilişkin
yürütülecek soruşturma ve incelemeler ile denetlenmesi gerektiği, bunun sonucunda
gerekli yaptırımların uygulanması ile pazarda oluşması beklenen veya oluşan rekabet
ihlalinin ortadan kalkacağı ifade edilmiştir.
(647) Yapısal piyasa aksaklıkları içeren piyasalarda pazar yapısının rekabet vasıtasıyla
kendiliğinden etkin bir hale gelemediği ve bu nedenle, dışarıdan müdahalelere (ör: iktisadi
regülasyonlar) ihtiyaç duyulduğu; oysa bu tip piyasa aksaklıklarının yokluğunda piyasaların
rekabet sayesinde kendiliğinden etkin bir yapıya kavuşacağının kabul edildiği; bu tip
piyasalarda, piyasadaki rekabetin teşebbüslerin davranışları dolayısıyla kısıtlanmasını
(davranışsal piyasa aksaklıkları) önlemek için rekabet hukukuna ihtiyaç duyulduğu, bu
açıklamalardan da anlaşılacağı üzere hem rekabet hukuku hem de iktisadi regülasyonlar,
piyasaların denetlenmesine yönelik araçlar olmakla birlikte, bunu farklı yöntemlerle
gerçekleştirmeye çalışıldığı; nitekim regülasyonların piyasa yapısının “yerine geçtiği”,
rekabet hukukunun ise piyasayı “desteklediği” belirtilmiştir.
(648) Rekabet hukuku kurallarının piyasa mekanizmasını desteklemeyi amaçladığı dikkate
alındığında, iktisadi regülasyonların piyasa mekanizmasının yerine geçtiği kurgularda söz
konusu kuralların uygulanmasının mümkün olmayacağı; zira, bu noktada bahsi gecen
davranışların hukuka uygunluğunun, ilgili iktisadi regülasyonlara uygunluk ile iç içe
18-36/583-284
202/284
geçeceği ve rekabet hukuku kurallarının, teşebbüs davranışlarının iktisadi regülasyonlara
uygunluğunun denetimi için kullanılamayacağı; rekabet hukukunun uygulama alanı
bulabilmesi için öncelikle teşebbüslerin piyasa mekanizmasına göre şekillenen
davranışlarının bulunması gerektiği; rekabet hukuku kuralları vasıtasıyla, piyasa
mekanizmasına göre şekillenen bu davranışların ilgili pazarlarda rekabeti kısıtlayan
davranışsal aksaklıklara yol açıp açmadığının denetleneceği dile getirilmiştir.
(649) Rekabet hukuku kurallarının teşebbüs davranışlarının iktisadi regülasyonlara
uygunluğunun denetlenmesi için kullanılmasının, ilgili mevzuata aykırı olarak Kurul'un
EPDK üzerinde bir vesayet denetimi kurmasına yol açabilecek nitelikte olduğu; Kurul'un,
teşebbüs davranışlarının EPDK tarafından çıkarılan ve amaçları arasında rekabeti tesis
etmek de bulunan iktisadi regülasyonlara uygunluğunu denetlemesinin, kaçınılmaz olarak
EPDK'nın performansının Kurul tarafından denetlenmesi ve söz konusu performansın
yetersiz görüldüğü noktada Kurul'un sürece doğrudan müdahil olması anlamına geleceği;
oysa hukukumuzda düzenleyici kurumların birbiri üzerinde herhangi bir hiyerarşik veya
vesayet denetimi öngörülmediği, düzenleyici kurumların karar ve işlemlerinin hukuka
uygunluğunun denetlenmesi görevinin münhasıran bağımsız yargıya ait bulunduğu; EPDK
kararlarına karşı idare mahkemelerine başvurulabileceği dolayısıyla, iktisadi
düzenlemelere aykırı davranışlara ilişkin denetim mekanizmasının bir başka idari otorite
eliyle değil yargı organları vasıtasıyla işletildiğinin açıkça görüldüğü, açıklanan durumun
ise bu kurallar bütününe aykırı olduğu savunulmuştur.
(650) Rekabet otoriteleri ile düzenleyici kurumların personel kompozisyonlarının da yukarıdaki
açıklamaları destekler nitelikte olduğu; rekabet otoritelerindeki uzmanların belli başlı
sektörlerde değil, genel olarak rekabet hukuku ve iktisat alanlarında uzmanlaşmakta ve her
bir ilgili pazarda piyasa dinamiklerinin doğru biçimde işleyip işlemediğini incelemekte
oldukları; düzenleyici kurumlardaki uzmanların ise piyasa dinamiklerinin işlemediği ve
dolayısıyla düzenleme ihtiyacının hâsıl olduğu sektörlere özgü derin teknik bilgiye sahip
olduğu iddia edilmiştir.
(651) Dosyada piyasanın özelleştirmelerin ardından bir geçiş sürecinde olduğunun aktarıldığı;
buna rağmen söz konusu tespitlerin Kurum'un müdahalesine ilişkin yetkinin çerçevesinin
belirlenmesinde ve soruşturma konusu ihlal iddialarının değerlendirilmesinde dikkate
alınmadığı ileri sürülmüştür.
(652) Elektrik piyasalarının dağıtım ve perakende aşamalarında özelleştirmeler sonrası
piyasaların serbestleşmesinin hâlihazırda devam ettiği, dağıtım özelleştirmelerinin
tamamlandığı ve hukuki ayrıştırma kurallarının uygulanmaya başlandığı 2013 sonrası ilk
dönemlerin üzerinden henüz serbest tüketici limitinin sıfırlanması, hukuki ayrıştırmaya
yönelik bazı yükümlülüklerin tamamlanması için ilgili teşebbüslere 2017 yılı sonuna kadar
süre tanınması ve yükümlenilen maliyetlerin etkilerinin azalması gibi çeşitli yapısal
aksaklıkların giderilmesi açısından yeterli sürecin geçmediği, dağıtım özelleştirme
sürecinin ayrıştırma ve serbest tüketici limitinin düşürülmesini içeren serbestleşme
sürecinin eşzamanlı olarak yürütülmesinin uygulamada bazı sorunlara yol açtığı, bu
çerçevede, elektrik piyasalarında faaliyet gösteren teşebbüslerin salt kendi bireysel maliyet
ve hedeflerini esas alarak satış/pazarlama politikaları ve strateji belirlemelerinin mümkün
gözükmediği belirtilmiştir.
(653) Özelleştirmelerin fiilen tamamlanmış olmasına rağmen özelleştirmeden serbestleşme
sürecine geçişe ilişkin koşulların halen devam ettiği gerçeğinin soruşturma kapsamındaki
değerlendirmelerde dikkate alınmasının büyük önem arz ettiği; piyasa yapısındaki
aksaklıklar yokmuş gibi ihlal iddialarının değerlendirilmesi ve söz konusu aksaklıkların
varlığının veya çözümünün GTŞ'lerin piyasadaki davranışları çerçevesinde giderilmeye
çalışılmasının hem makul hem de hakkaniyetli bir yaklaşım olmadığı, zira serbestleşme
sürecinin sağlıklı biçimde işlemesi durumunda GTŞ’lerin serbest tüketici limitinin de
18-36/583-284
203/284
düşmesi ile birlikte kendi üretim varlıklarından elektrik tedarik ederek üretimdeki
etkinliklerini piyasaya aktarmayı planlamalarına rağmen mevcut yapıda ancak düzenlenen
tarifede kendilerine tanınan marj ile faaliyetlerini sürdürmeye çalışır hale gelindiğini, bu
sebeple mevcut aksaklıklardan GTŞ’lerin de en az BTŞ’ler kadar olumsuz etkilendiği, öte
yandan, pazarın geneli açısından piyasa aksaklıkları nedeniyle olması gereken potansiyel
yatırımcılar yerine sadece dönemsel marjları kullanan ve batık maliyete katlanmadan
piyasadan dönemsel karlılık eden küçük ölçekli teşebbüslerin pazara ilgi gösterdiği ve söz
konusu ölçekleri nedeniyle pazardan hızlıca çıkarak piyasanın gelişmesi adına katkı
sağlamadıkları ileri sürülmektedir.
(654) Mevcut yapıda, teşebbüslerin faaliyetlerini değerlendirirken ticari hayatın gerekliliklerini
yerine getirmenin yanı sıra serbestleşme sonrası pazarda gözlemlenen aksaklıkları
gidermenin de teşebbüslerin sorumluluklarından biri olduğunu varsaymanın mümkün
olmadığı; piyasa yapısından ve işleyişinden kaynaklanan aksaklıkların giderilmesine
yönelik bu yöndeki bir sorumluluğun ne hâkim durumdaki bir teşebbüsten ne de pazarda
faaliyet gösteren diğer teşebbüslerden beklenmesinin makul görülmediği, ayrıca, söz
konusu sorumluluğun yerine getirilmesine yönelik bir denetleme yapılmasının da rekabet
hukuku alanının genişletilmesi anlamını taşıyacağı beyan edilmiştir.
(655) Rekabet hukukunda hâkim durumdaki teşebbüslere yüklenilen özel sorumluluğun
piyasadaki yapısal sorunları ve/veya aksaklıkları giderme sorumluluğunu içermediği ve
yapısal aksaklıkların giderilmesine yönelik düzenleyici otorite tarafından getirilen kuralların
yine aynı otorite tarafından denetlenmesi ile farklı bir çerçevede ele alınmasının yapılan
değerlendirmeler açısından önemli olduğu ifade edilmiştir.
(656) 2014 yılında yürütülen önaraştırmalar ile Kurul’un sektöre doğrudan müdahale etmenin
sinyallerini vermekten ziyade hâlihazırda yürütülmekte olan soruşturmadaki konuları da
içeren teşebbüs uygulamalarına ilişkin "EPDK'nın yasal ve ikincil mevzuattan kaynaklanan
yetkisinin bulunduğu..."nu belirterek görüş gönderilmesine karar vererek söz konusu
uygulamalara ilişkin yetkinin belirlenmesinde bir önceliklendirme yaptığı; 4054 sayılı
Kanunu'nun 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarıca görüş gönderilmesinin herhangi bir
rekabet ihlalinin varlığını açıkça ortaya koymadığına ilişkin hukuki tartışmalara girmeksizin
Kurul'un söz konusu görüşünün içeriğini de "...serbestleşmenin önünde engel teşkil eden
her türlü uygulamaya ivedilikle son verilmesi..." olarak ifade etmesinin serbestleşme süreci
ile rekabet hukuku uygulamaları arasındaki etkileşime işaret etmesi ve önceliği düzenleyici
otoritenin uygulamalarına bırakması açısından önemli olduğu belirtilmiştir.
(657) Serbestleşme sürecinin hangi aşamasında bulunulduğunun Kurum’un müdahalelerinin
sınırlarını ve içeriğini belirlediği; müdahale edilen alanların serbestleşme sürecinin
kendisinden ve piyasa yapısı üzerindeki etkilerinden bağımsız düşünülemeyeceği ifade
edilmiştir.
I.7.4.2. Elektrik Piyasalarındaki Serbestleşme Sürecinin Kurum’un Piyasadaki
Rolüne Etkisine İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(658) Savunmada, regülasyonun olduğu pazarlarda getirilen kuralların rekabetçi bir süreçten
beklenen baskıyı teşebbüsler üzerinde kurmaya çalıştığı, dolayısıyla EPDK tarafından
getirilen pozitif yükümlülüklerin rekabetçi bir sürecin çıktıları olarak değerlendirilemeyeceği,
regülasyonların piyasa yapısının yerine geçtiği pazarlarda ise rekabet kurallarının
uygulanmasının mümkün olmadığı, çünkü bu durumda hukuka uygunluk ile iktisadi
regülasyonlara uygunluğun iç içe geçeceği ifade edilmiştir. Ancak öncesinde de ifade
edildiği üzere Kurul, düzenlemenin ya da ilgili düzenleyici otoritenin, doğrudan
teşebbüslerin davranışlarını belirleyen kurallar getirmesi durumunda rekabet hukuku
çerçevesinde söz konusu davranışı 4054 sayılı Kanun kapsamında ele almamaktadır. Bu
noktada belirleyici olan husus, sektörel düzenlemeler çerçevesinde incelenen teşebbüs
18-36/583-284
204/284
davranışının söz konusu düzenleme sonucunda mı ortaya çıktığı yahut teşebbüsün
davranış serbestisinin bulunup bulunmadığıdır. Diğer bir deyişle, teşebbüslerin serbestçe
karar alması, sektörel düzenlemeler vasıtasıyla engellenmedikçe, ilgili davranışa rekabet
hukukunun uygulanabileceğinde herhangi bir kuşku bulunmamaktadır.
(659) Savunmada ayrıca, hukuka uygunluk ile iktisadi regülasyonlara uygunluğun iç içe
geçmesinden hareketle, düzenlenen pazarlarda rekabet hukukunun iktisadi
regülasyonların denetimi amacıyla kullanılmasına yol açacağı, bunun da EPDK üzerinde
Rekabet Kurumu tarafından vesayet kurulması anlamına geleceği belirtilmektedir. Dosyada
ilgili pazardaki düzenlemelere, pazarın gelişimine, incelenen davranışlara ilişkin var ise
mevzuata kapsamlı bir biçimde yer verilmiştir. Kurum gerçekleştirdiği tüm incelemelerde,
eylemlerin ekonomik bağlamının ve kapsamının anlaşılabilmesi için ilgili sektöre ilişkin bilgi
ve düzenlemelere elbette ki yer vermektedir. Böylelikle teşebbüs davranışlarının içinde
bulunduğu ekonomik altyapının tam anlamı ortaya çıkarılabilmektedir. Ancak bu teşebbüs
davranışlarının ilgili diğer mevzuatlara uyumunun denetlenmesi anlamına gelmemektedir.
Ancak dosyada incelenen her bir eylem bakımından eylemin rakip teşebbüslere geçişi
engelleyip engellemediği, rakiplere pazarın kapatılmasına yol açıp açmadığı analiz edilmiş
ve bunun sonucunda o eylemin rekabet ihlali oluşturup oluşturmadığı tespiti yapılmıştır.
Örneğin, “Usulsüz Sözleşme ve Tarihsiz IA-02 Formu Alınmasına İlişkin Değerlendirme”
başlıklı kısmında GEDİZ ve AYDEM’de usulsüz sözleşmeler ve tarihsiz IA-02 Form’ları
bulunmakla birlikte, davranışın sistematiklik taşımadığı ifade edilmiş ve söz konusu
durumun rekabeti kısıtlamakta uzak olduğu ifade edilmektedir. Söz konusu durumlar EPDK
düzenlemelerine aykırılık teşkil etmekle birlikte, dosyada bu eylemlerin varlığı tek başına
ihlal tespiti bakımından yeterli görülmemiştir. Söz konusu eylemlerin şirket politikası haline
gelip sistematik bir biçimde pazarın rakiplere kapatılmasına neden olup olmadığı
incelenmiş ve sonuç olarak hakim durumun kötüye kullanılması yoluyla rekabetin
sınırlandığı sonucuna ulaşılamayacağı değerlendirilmiştir. Verilen örnekle birlikte bir daha
değerlendirildiğinde dosyadaki yaklaşımın çok net olduğu, hiçbir şekilde regülasyona
aykırılığın denetlenmediği, ele alınan tüm eylemlerin pazardaki rekabeti sınırlayıp
sınırlamadığının analiz edildiği açık bir biçimde ortadadır.
(660) Bu başlık altında dile getirilen bir diğer iddia ise, piyasanın henüz serbestleşmediği ve
piyasa aksaklıklarından kaynaklanan rekabet sorunlarını gidermenin teşebbüslerin
sorumluluklarından biri olmadığıdır. Dolayısıyla serbestleşme ile birlikte oluşan aksaklıkar
ve sorunlar malumdur. Ancak dosyada teşebbüslere pazar aksaklıklarını giderme
yükümlülüğü getirilmemektedir. Dosya kapsamında teşebbüse yüklenen tek sorumluluk
Türkiye’de faaliyet gösteren tüm diğer teşebbüslere olduğu gibi 4054 sayılı Kanun’a uygun
hareket etmesidir. Bu kapsamda ihlal tespiti yapılırken esas olan teşebbüsün pazardaki
aksaklıkları giderip gidermediği değil, kötüye kullanmaya konu davranışlarının rekabeti
sınırlayıp sınırlamadığı olmuştur.
I.7.5. Türkiye Uygulamasında Mahkemelerin Yaklaşımına İlişkin Savunmalar ve
Bunların Değerlendirmesi
I.7.5.1. Türkiye Uygulamasında Mahkemelerin Yaklaşımına İlişkin Savunmalar
(661) Türkiye'de rekabet hukuku ve iktisadi regülasyonlar arasındaki ilişkinin büyük ölçüde
Danıştay 13. Daire'nin ve İDDK’nın, Kurum ile BTK arasındaki yetki dağılımına ilişkin
kararları ile şekillendiği154 ifade edilmiştir. Düzenlenen sektörlerde rekabet hukuku
incelemelerinde davranışın sektörel düzenleyici kurallar ışığında değil rekabet kuralları
çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşe benzer bir yaklaşımın Danıştay
154 Danıştay 13 Dairesi’nin 20.11.2007 tarih ve E.2006/2052-K.2007/7582 sayılı, 13.02.2012 tarih ve
E.2008/13184- K.2012/359 sayılı, 08.05.2012 tarih ve E.2008/14245-K.2012/960 sayılı kararları.
18-36/583-284
205/284
13. Dairesi'nin Türk Telekom ile ilgili kararında155 da benimsendiği; öte yandan anılan
kararda 13. Daire'nin aşağıdaki ifadelere yer verdiğinin görüldüğü belirtilmiştir:
(...)
Telekomünikasyon Kurumu'nun ise telekomünikasyon piyasasının rekabetçi bir
yapıya kavuşmasını sağlamak amacıyla, piyasa koşullarını önceden yaptığı sektöre
özgü düzenleyici işlemler ve aldığı tedbirler vasıtasıyla sağlamakla görevli olduğu,
yapacağı düzenlemelerin genel olarak piyasanın yapısal sorunlarını gidermeye
yönelik teknik düzenlemeler niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Rekabet Kurulu'nun
piyasalarda yapısal problemler nedeniyle kendiliğinden veya kamusal müdahalelerle
ortaya çıkan aksaklıklara doğrudan müdahale ve düzenleme yetkisi bulunmayıp, bu
görev ve yetkinin ilgili piyasada görevli ve yetkili regülasyon kurumlarına,
düzenlenmemiş sektörlerde ise devlete ait olduğu da kuşkusuzdur.
(...)
Telekomünikasyon Kurulu'nun aldığı tedbirler ve yaptığı düzenlemelerle mevcut
rekabet ihlalinin etkilerinin sona ermesi ve rekabetçi zararın tamamen ortadan
kalkması ve konunun salt telekomünikasyon mevzuatını ilgilendiren teknik bir
hususa ilişkin olması halinde Rekabet Kurulu'nun soruşturma açıp açmama
konusunda bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir yetkisinin 4054 sayılı
Kanun'un öngördüğü amaca uygun ve hukuka uygun bir şekilde kullanılması
gerektiği, şikâyet konusu fiiller hakkında yukarıda anılan mevzuat hükümleri
uyarınca Telekomünikasyon Kurumu tarafından aynı fiil hakkında uygulanabilecek
idari yaptırımların ise Rekabet Kurulu tarafından dikkate alınması ve genel olarak iki
Kurum'un işbirliği içerisinde bulunması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır."
(662) Danıştay 13. Dairesi tarafından verilen kararın alıntılanan kısmında ifade edildiği üzere
Kurul’un sektörel düzenlemelere ilişkin teknik kuralların konusunu oluşturan davranışlar
hakkında soruşturma açmasının mümkün olduğu ancak bu davranışlara ilişkin olası
herhangi bir incelemenin 4054 sayılı Kanun’un öngördüğü amaca ve hükümlerine uygun
bir şekilde yürütülmesi gerektiği ve sektörel düzenleyicinin aynı konuda inceleme konusu
teşebbüs hakkında uygulamış olduğu idari yaptırımların da söz konusu incelemede dikkate
alınması gerektiğinin ifade edildiği; bu bağlamda Danıştay 13. Dairesi'nin de mehaz AB
uygulamasıyla benzer bir yaklaşımı benimsediği ve düzenleyici kuralların konusu olan
davranışların Kurum tarafından incelenmesi sırasında kati surette davranışın 4054 sayılı
Kanun çerçevesinde incelenmesi gerektiğinin anlaşıldığı ileri sürülmüştür. Türk Telekom
hakkında Serbest Telekomünikasyon İşletmecileri Derneği tarafından açılan dava
neticesinde verilen kararda (Danıştay 13. Dairesi'nin) da yukarıda açıklanan Danıştay
kararına benzer yaklaşımla sektörel düzenlemelerin varlığının kendi başına Kurum’un
soruşturma açmasını engellemeyeceğinin ifade edildiği, anılan karar incelendiğinde,
Danıştay'ın yukarıda değinilen kararına paralel olarak Kurul’un iktisadi regülasyonların var
olduğu pazarlarda yapacağı değerlendirmelerinde, sektörel düzenleyici otoritelerin geçmiş
tarihli idari yaptırımlarını dikkate alması gerektiği belirtilmiştir.
(663) Danıştay 13. Dairesi tarafından Turkcell ve Vodafone hakkında verilen Kurul kararının iptali
istemine karşılık verilen Kurum'un incelemelerinde daha önce düzenlenen otorite
tarafından uygulanan idari yaptırımları da dikkate alması gerektiğinin ifade edildiği; ek
olarak dava konusu karar kapsamında incelenen davranışın sektörel kurallar çerçevesinde
düzenlendiğini ancak aynı kapsamda 4054 sayılı Kanun’dan kaynaklanan bir ihlale de
sebebiyet verilebileceğinin ifade edildiği; bu noktada anılan kararda zorunlu unsur
doktrinine yapılan atıf ve bu çerçevede gerçekleştirilen değerlendirmenin Komisyon'un
155 Danıştay 13 Dairesi’nin 08.05.2012 tarih ve E.2008/14245-K.2012/960 sayılı kararı.
18-36/583-284
206/284
düzenleyici kurallara ilişkin yaklaşımına paralellik gösterdiği; Komisyon’un Deutche
Telekom'un sektörel düzenlemelere aykırılık gösterdiği ifade edilen davranışın rekabet
kurallarını ihlal ettiğinin ortaya konması için öncelikle inceleme konusu eylemin zorunlu
unsur ile ilişkili olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğine yönelik argümanını kabul ettiği;
bununla paralel bir biçimde Danıştay'ın da sektörel düzenlemeler ile rekabet hukuku ihlali
şüphesi doğuran davranışların kesişebileceğini kabul ettiği ancak hiçbir şekilde sektörel
düzenleyici kurallara uygunluğun Kurul tarafından denetlenmesi gibi bir görüşünü
savunmadığı iddia edilmiştir.
(664) İktisadi regülasyonların mevcut olduğu sektörlere ilişkin rekabet soruşturmalarında 4054
sayılı Kanun ve ikincil düzenlemelerde yer alan rekabet hukuku kurallarının sektörel
düzenleyici kurallar çerçevesinde genişletilmemesi ve sektörde yer alan düzenleyici
kuralların var olmaması halinde de inceleme konusu davranışların rekabet kurallarının ihlali
olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği dile getirilmiştir. Bu noktada ayrıca söz konusu
Danıştay kararlarında, düzenleyici mevzuat kapsamında değerlendirilen davranışlar
hakkında Kurul tarafından verilecek kararlar bakımından ilgili düzenleyici otoritenin aynı
konuda uygulamış olduğu idari yaptırımların da dikkate alınması gerektiği; bu çerçevede
her iki otoritenin genel olarak işbirliği içerisinde çalışmasının önemli olduğu; buna rağmen
Kurul'un 2014 yılındaki önaraştırma kararlarının aksine bir yaklaşımın bulunduğunun
görüldüğü; bir davranışın aynı anda iki mevzuatı da ihlal etmesi halinde her iki mevzuat
kapsamında da inceleme yapılabileceği ve ihlal tespiti halinde yaptırım uygulaması
gerektiği, mükerrer cezai yaptırımın asıl olarak idari yargıda çözülmesi gereken bir konu
olduğunun belirtildiği; idari yaptırımlar konusunda Kabahatler Kanunu'nda yer alan ne bis
in idem ilkesine aykırı böylesi bir bakış açısının hukuka uygun olmadığı gibi teşebbüsler
açısından yaratacağı belirsizlik ve güvensizlik ortamının da göz ardı edilmemesi gerektiği
ifade edilmiştir.
(665) Öte yandan 4054 sayılı Kanun'un 27. maddesi uyarınca Kurul’un, 4054 sayılı Kanun ile
yasaklanan faaliyetler ve hukuki işlemler hakkında inceleme, araştırma ve soruşturma
yapıp yapmamak konusunda karar vermekle yetkili kılındığı; Kurul’un aldığı kararlarında
Danıştay içtihadı ve ilgili mevzuatı da dikkate alması gerektiği; bu anlamda Kurul ile
düzenleyici otorite arasında gerçekleşen bir yetki uyuşmazlığına ilişkin çözümün Kurul
tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın idari yargıya havale edilmesinin
mümkün görülmediği dile getirilmiştir.
(666) Düzenleyici kurumlar ile Kurum arasındaki ilişkiyi ortaya koymak açısından dosyada yer
verilen mahkeme kararlarının süreci anlatmaktan ziyade belirli yöndeki yaklaşımları
desteklemek amacıyla kullanıldığının düşünüldüğü Danıştay'ın düzenlenen piyasalara
ilişkin pek çok kararı bulunmasına rağmen sadece bazı kararlara yer verildiği ve daha
önemlisi anılan kararlarının eksik bir şekilde yorumlandığı; telekomünikasyon sektörüne
yönelik kararların ve bunlara yönelik mahkeme süreçlerinin nispeten daha yeni bir
düzenleme alanı olan elektrik piyasaları açısından da yol gösterici olacağı öne sürülmüştür.
(667) ABD ve AB'de olduğu gibi, Türkiye'de de bir sektörün öncül düzenlemeye tabi tutulmasının
bu sektörde rekabet hukukunun uygulanmayacağı anlamına gelmediği; Türkiye'de rekabet
hukuku ve iktisadi regülasyonlar arasında tamamlayıcı bir ilişki olduğunun kabul edildiği;
BTK, EPDK ve Kamu İhale Kurumu gibi düzenleyici kurumlarla yapılan protokollerin de
bunun bir göstergesi olduğu; ancak Türkiye'de de bir davranışın sırf iktisadi regülasyonlar
ile getirilen ve rekabeti tesis etmeyi amaçlayan bir pozitif davranış yükümlülüğüne aykırı
olması dolayısıyla, rekabet ihlali olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı beyan
edilmiştir.
18-36/583-284
207/284
(668) İDDK içtihatlarından da anlaşılacağı üzere156 salt sektörel düzenleyici kurum tarafından
belirlenen bir tarifeden kaynaklanan davranışların rekabet hukuku kurallarını ihlal eder
nitelikte olduğu iddia edilirse, Kurul’un araştırma ve/veva soruşturma yapmaksızın
doğrudan şikâyeti reddedebileceği; yani, sorunun doğrudan sektörel düzenleyici kurumun
tarifesi veya açık bir düzenlemesine ilişkin olması halinde Kurul’un, soruşturma yapmaya
bile ihtiyaç duymadan bir anlamda konunun kendi yetki alanı dışında olduğu gerekçesiyle
doğrudan ret kararı verebileceği belirtilmiştir.
(669) Benzer şekilde, Bis Enerji A.Ş. tarafından yapılan bir şikâyette TEDAŞ tarafından
uygulanan ve EPDK düzenlemelerine tabi olan tarifelerin ayrımcılığa yol açtığı ve
dolayısıyla, rekabet hukukuna aykırı olduğunun ileri sürüldüğü; Kurul’un bu iddiaların
düzenleyici kurum tarafından belirlenen tarifelere ilişkin olduğuna ve bu nedenle rekabet
hukuku kapsamına giremeyeceğine hükmettiği; Kurul'un bu kararının hem Danıştay 13.
Daire157 hem de İDDK158 tarafından onandığı; karar onanırken gerekçenin şu şekilde ortaya
konduğu dile getirilmiştir:
"Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunca belirlenen tarifelere aykırı davranışın
sonuçlarına ilişkin şikâyetin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun mevzuatı
çerçevesinde çözümlenmesi gerektiğinden, şikâyet konusunun 4054 sayılı Kanun
kapsamında olmadığına ilişkin dava konusu Rekabet Kurulu kararında hukuka
aykırılık bulunmamaktadır."
(670) Dolayısıyla, Türkiye'deki yaklaşımın yukarıda ayrıntılı olarak çizilen teorik çerçeve ile çok
büyük ölçüde paralel olduğu; Danıştay 13. Daire ve İDDK içtihatlarının, iktisadi
regülasyonların doğrudan piyasa mekanizmasının yerini alarak ilgili teşebbüslere bazı
pozitif davranış yükümlülükleri yüklediği durumlarda (örneğin ilgili teşebbüslerin
uygulayacakları tarifelerin belirlenmesi) rekabet hukuku kurallarının uygulama alanı
olmayacağına işaret ettiği iddia edilmiştir.
(671) Dosyada Danıştay 13. Dairesi'nin Türk Telekom Kararı'na ilişkin olarak yalnızca Kurum'un
regülasyona tabi sektörlerdeki yetkisi bakımından Danıştay'ın genel yaklaşımının ortaya
konduğu ve Kurul'un inceleme başlatma konusundaki takdir yetkisine değinilmediği; ancak
bu kararın düzenleyici otoritelerin ilgili piyasaları düzenlemeye devam ettikleri ve bu
yönüyle piyasa oyuncularının davranış serbestilerinin sınırlandığı durumlara ilişkin
herhangi bir yol gösterici nitelik taşımadığı belirtilmiştir.
(672) Benzer şekilde, Danıştay 13. Dairesi'nin Turkcell ve Vodafone'a ilişkin vermiş olduğu
kararda159, “düzenleyici otorite tarafından düzenleme alanına giren bir davranış hakkında
işlem tesis edilmiş olmasının, konunun Kurum tarafından incelenmesinin önünde engel
oluşturmayacağı" tespitinin yinelendiği; buna karşın, düzenleyici otorite tarafından
uygulanan idari yaptırımın Kurul'un incelemelerinde dikkate alınması gerektiğinin
belirtildiği; yukarıda değinilen Danıştay kararlarına paralel olarak, bu kararda da yalnızca
Kurum'un regüle edilen bir piyasada yetki sahibi olup olmadığı kısmına atıf yapıldığı;
dolayısıyla söz konusu kararın, serbestleşme sürecinin devam ettiği ve halen yoğun bir
şekilde regüle edilmekte olan elektrik piyasasına ilişkin olarak Kurum ile EPDK arasında
yetki paylaşımına ışık tutmasının mümkün olmadığı öne sürülmüştür.
(673) Söz konusu iki kararda da Kurum’un inceleme yapabileceği belirtilmekle birlikte yaptırım
uygulayabileceğine ilişkin bir ifadenin bulunmadığı, inceleme yapılırken de ilgili
düzenlemeleri ve geçmiş kararları dikkate alması gerektiği, söz konusu incelenen
156 31.01.2013 tarih ve E.2008/1410 sayılı karar.
157 11.12.2007 tarih ve E.2005/7027 sayılı karar.
158 21.01.2013 tarih ve E.2008/1412 sayılı karar.
159 11.03.2014 tarih ve E.2010/4805-K.2014/832 sayılı karar.
18-36/583-284
208/284
davranışa yönelik düzenleme ve geçmiş bir kararın varlığının ise Kurum’un konuya ilişkin
yaptırım uygulayabileceği yönünde yorumlanmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.
(674) Bunun yanında, Kurul'un 19.11.2008 tarih 08-65/1055-411 sayılı kararında,
"Telekomünikasyon Kurumuna verilen yetkilerin Kurul'un telekomünikasyon sektöründe
4054 sayılı Kanun uygulamasını dışlamadığı, TTNet'in davranışlarını etkileyen bir sektörel
düzenleme bulunmadığı değerlendirmesine" yer verildiği; 19.12.2013 tarih 13-71/992-423
sayılı kararda, "BTK onayına tabi tarifelerin rekabete aykırı şekilde fiyat sıkıştırması teşkil
etmesinin mümkün olmadığı, bunun aksini iddia etmenin, BTK'nın düzenleyici ve
denetleyici görevini gereğince yerine getirmediği anlamına geldiği, regülasyonlara tabi olan
işlemlerin 4054 sayılı Kanun kapsamı dışında kaldığı" savunmasında bulunduğunun
belirtildiği; akabinde Danıştay 13. Dairesi nezdinde görülen iptal davasına ilişkin kararda160
"düzenlenen bir piyasada gerçekleşen rekabet ihlallerinin tespit ve idari yaptırıma tabi
tutulması, Kanun ve ikincil düzenlemelerle görülen istisnalar dışında, 4054 sayılı Kanun
kapsamında Rekabet Kurulu'nun görev alanına girdiği" gerekçesiyle söz konusu
savunmanın reddedildiğinin ifade edildiği, alıntılanan kararlarda üst pazarda hâkim
durumda bulunan Türk Telekom'un bu gücünü perakende seviyesinde faaliyet gösteren
teşebbüsler arasında rekabeti etkileyecek şekilde kullanmasının söz konusu olduğu; bu
yönüyle, Türk Telekom'un TTNet'i alt pazarda rakiplerine kıyasla avantajlı duruma getirdiği
belirtilen faaliyetlerinin kaynağında herhangi bir sektörel düzenlemenin varlığından
bahsetmek mümkün değil iken halen serbestleşme sürecinde olan elektrik sektöründe
EPDK tarafından öngörülen regülasyonlar çerçevesindeki birtakım davranışları ihlal
iddialarına konu olan BEREKET ENERJİ bünyesindeki dağıtım şirketleri ve GTŞ'lerin
faaliyetlerinin bu yönüyle benzerlik arz etmediğinin düşünüldüğü; nitekim dosyada öne
sürülen iddiaların aslolarak EPDK tarafından yapılan düzenlemelere aykırılık temeline
dayandığı; oysaki atıf yapılan kararlarda toptan geniş bant internet hizmetleri pazarındaki
hâkim durumunu perakende geniş bant internet erişim pazarında fiyat sıkıştırması yoluyla
kötüye kullandığı iddia edilen TTNet'in davranışlarını etkileyen bir sektörel düzenleme
bulunmadığı; bu yönüyle mevcut soruşturmanın aksine ilgili kararlarda BTK tarafından
onaylanan tarifelere/spesifik düzenlemelere uygun veya aykırı davranışların varlığından
söz etmenin mümkün olmadığı belirtilmiştir.
(675) Kurul'un 08.03.2013 tarih 13-13/198-100 sayılı kararında yer alan, "...gerek BDDK gerekse
TCMB ile raportörlerce yapılan görüşmelerde soruşturmaya konu olan eylemlere ilişkin
alarak, bankaların uzlaşma içerisinde hareket etmelerine yol açabilecek bir hukuki
düzenlemenin ya da talimatın bulunmadığı, dolayısıyla bankaların düzenleyici kuruma olan
sorumlulukları sebebiyle rekabetin sınırlandığı iddiasının kabulünün mümkün görünmediği"
ifadesine atıf yapılarak Türkiye sınırlarındaki tüm mal ve hizmet piyasalarında meydana
gelebilecek her türlü rekabeti sınırlayıcı anlaşma, uyumlu eylem gibi davranışların 4054
sayılı Kanun kapsamında ele alındığının belirtildiği; bu noktada dikkat edilmesi gereken en
önemli hususun, hâlihazırda yürütülmekte olan soruşturmadan farklı olarak atıf yapılan
kararda incelenen teşebbüs davranışının herhangi bir sektörel düzenlemeden
kaynaklanmıyor olduğu dile getirilmektedir.
(676) Kurul’un 17.01.2014 tarih 14-03/60-24 sayılı kararında, ", "11.10.2008- 01.01.2009 tarihleri
arasındaki yaklaşık üç aylık dönemde TÜPRAŞ tarafından uygulanan RSF'lerin EPDK
tarafından uygun bulunan 22.12.2006 tarihli "Akaryakıt Tavan Fiyat Tarifesine göre
belirlenmediği tespiti çerçevesinde de, piyasada düzenleyici kurumun fiyatlamaya ilişkin bir
regülasyonu bulunmakla birlikte, buna aykırı davranan TÜPRAŞ’ın fiyat serbestisine sahip
olduğu anlaşılmaktadır." ifadesine yer verilmek suretiyle Kurum'un soruşturma bakımından
yetkili olduğuna karar verilirken, TÜPRAŞ'ın ilgili pazarda fiyat serbestisine sahip
olduğunun vurgulandığı belirtilmiştir. Dolayısıyla, halen daha düzenleyici kurumun
160 13.02.2012 tarih ve E.2008/13184-K.2012/359 sayılı karar.
18-36/583-284
209/284
regülasyonları ile yoğun bir şekilde düzenlenmekte olan elektrik piyasasındaki teşebbüsler
bakımından davranış serbestisinin bulunmadığı göz önüne alındığında, bu kararın
Kurum'un elektrik piyasasındaki teşebbüslerin davranışlarına ilişkin yetkisinin
bulunduğunun tespit edilmesi bakımından emsal niteliği taşımadığı iddia edilmiştir.
(677) Bu noktada, rekabet hukuku açısından ihlal teşkil ettiği iddia edilen davranışın teşebbüsün
serbest iradesi ile belirlenmesinin önemin vurgulanması gerektiği; herhangi bir davranışa
ve/veya sektöre yönelik düzenlemenin varlığının daha önce de değinildiği üzere kendi
başına rekabet hukuku müdahalesinin gerekliliğini ortadan kaldırmadığı; ancak,
teşebbüsün herhangi bir hareket alanının olmadığı, kendi davranışları üzerindeki belirleyici
etkisinin regülasyonlar yoluyla kısıtlandığı durumlarda Kurul'un 4054 sayılı Kanun
kapsamında işlem tesis etmediği ancak, konuya ilişkin herhangi bir düzenleme
bulunmaması durumunda konuya müdahale ettiğinin görüldüğü; ancak buna rağmen dosya
kapsamında yapılan değerlendirmelerde, müvekkil teşebbüslere yönelik iddia konusu
uygulamaların teşebbüslerin serbest iradesinden mi yoksa sektörel düzenlemelerden mi
kaynaklandığının üzerinde durulmaksızın toptancı bir bakış açısının tercih edildiğinin
görüldüğü öne sürülmektedir.
(678) Bununla birlikte, sektörel düzenlemelere aykırı olmakla birlikte, bu düzenlemeler hiç var
olmasaydı dahi rekabet ihlali teşkil edecek davranışlar bakımından, regülasyonların
varlığının rekabet hukukunun uygulama alanını daraltmayacağının kabul edildiği; bir başka
deyişle davranışın şayet düzenleyici kuralların olmadığı bir kurguda da rekabet kurallarının
ihlali olarak değerlendirilebilmekteyse, bu davranışa ilişkin rekabet otoritelerinin yaptırım
uygulama yetkisi bulunduğunun söylenebileceği; ancak böyle durumlarda dahi, söz konusu
davranışların tüm olumsuz etkilerinin sektörel regülasyonlara dayalı uygulamalar
vasıtasıyla ortadan kaldırılıyorsa, Kurul'un ayrıca rekabet hukuku kuralları çerçevesinde
müdahalede bulunmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.
(679) Hatta rekabet ihlali oluşturduğu iddia edilen davranışların piyasada oluşturduğu rekabet
karşıtı etkinin önlenmesi ve/veya ortadan kaldırılması amacıyla da kullanılabilecek sektörel
düzenlemenin etkinliğinin mi yoksa yalnızca varlığının mı Kurul'un müdahale kararında
etkili olduğu incelendiğinde, bir işlem tesis edip etmeme kararındaki belirleyici unsurun
"davranışa yönelik sektörel düzenlemelerin/kararların/onayların varlığı ölçütüne"
dayandığının görüldüğü; nitekim bu tercihin, "sektörel düzenleyicinin etkinliğinin olay
bazında rekabet otoritesi tarafından ölçülmesi, yönetilebilirliğe ve hukukun üstünlüğüne
ilişkin ciddi endişeleri" ortadan kaldırmak açısından da önemli ve olumlu bir yaklaşımı
gösterdiği dile getirilmiştir.
(680) Tüm bu açıklamalar ışığında, somut olayda inceleme konusu yapılan; dağıtım şirketi ile
GTŞ’lerin ayrıştırma ilkelerine aykırı işbirliği içine girdiği, GTŞ'lerin ikili anlaşma olmaksızın
serbest tüketici portföyüne abone kaydettiği, GTŞ'lerin abonelere tarihsiz IA-02 Formu ve
ikili anlaşma imzalattığına yönelik iddialar bakımından EPDK ile Kurul arasındaki yetki
dağılımının nasıl olması gerektiği incelenirken mutlaka bu davranışların hiçbir sektörel
düzenleme olmasaydı da rekabet ihlali teşkil edip etmeyeceği sorusunun öncelikli olarak
cevaplandırılması gerektiği; bu değerlendirmenin akabinde, anılan uygulamaların rekabet
ihlali oluşturduğunun öne sürülmesi durumunda ise tespit edilmesi gereken hususun
EPDK'nın gerekli enstrümanlara sahip olup olmadığı olduğu; bir başka ifadeyle, rekabet
ihlali oluşturan davranışın ortadan kaldırılması için EPDK'nın gerekli yaptırımlara ve
düzenlemelere sahip olup olmadığının incelenmesi gerektiği, eğer bunlara sahipse de
konunun artık geçmiş Kurul kararlarında olduğu gibi EPDK’nın görev alanına giren bir
husus olduğu ve konuyu incelese bile olası bir yaptırım uygulamasının hukuku uygun
olmayacağı ifade edilmiştir.
18-36/583-284
210/284
I.7.5.2. Türkiye Uygulamasında Mahkemelerin Yaklaşımına İlişkin Savunmaların
Değerlendirilmesi
(681) Her ülkenin uyguladığı farklı hukuk sistemi, kurumların yapılanması ve etkinliği
çerçevesinde düzenlenen piyasalarda rekabet hukuku uygulaması konusunda farklı
yaklaşımlar oluşmuştur. Bu nedenle Türk hukuk sisteminde konunun ne şekilde
çözümlendiği ancak Danıştay kararları ışığında belirlenebilecektir. Aşağıda ayrıntılı bir
biçimde incelenen Danıştay kararlarından ise önceki savunmalarda literatürdeki
çalışmalara bakılarak yapılan iktisadi regülasyonun rekabete aykırılığı ortadan kaldırması
halinde rekabet kurallarının uygulama ihtiyacının ortadan kalkacağı şeklindeki bir çıkarımın
yapılması mümkün değildir.
(682) Savunmada Danıştay’ın konu ile ilgili pek çok kararı bulunmasına rağmen, bunların sadece
bir kısmına yer verildiği ve bunun da eksik karar yorumlamalarına yol açtığı belirtilmektedir.
Savunmada dosyada yer verilmemiş olan Danıştay kararları161, dosya kapsamında yer
verilen değerlendirmelerden farklı değerlendirmeler içermemektedir. Dolayısıyla söz
konusu kararlara yer verilmemiş olması, Danıştay’ın alternatif veya farklı bir yaklaşımının
dikkate alınmasının atlanmasına ve iddia edildiği üzere hatalı bir değerlendirmeye yol
açmamaktadır. Aşağıda bu kararlara da geniş bir biçimde yer verilecektir.
(683) Savunmada Danıştay 13. Dairesi’nin 11.12.2007 tarih ve E.2005/7027 sayılı kararı ile
İDDK’nın 21.01.2013 tarih ve E.2008/1412 kararlarına atıf yapılarak düzenleyici kurum
tarafından belirlenen fiyat tarifesinden kaynaklanan davranışların Kurum yetki alanı dışında
olacağı ifade edilmiştir. Söz konusu yaklaşım ilgili kararlara atıf yapılmamış olsa da
dosyada zaten benimsenmiştir ve işbu soruşturma kapsamında incelenen davranışların
neden bu kapsamda sayılamayacağı yukarıda detaylı bir biçimde açıklanmıştır. Dolayısıyla
söz konusu iki karara yer verilmemiş olması Danıştay’ın yaklaşımının eksik değerlendirildiği
şeklinde yorumlanmasını mümkün kılmamaktadır.
(684) Dosyada yer almayıp savunmada yer verilen bir diğer Danıştay 13. Dairesi’nin kararı ise,
E.2006/2052 –K.2007/7582 sayılı karardır162. Söz konusu karardaki şu ifadeler dosyada
benimsenen yaklaşımın bu karar ile uyumlu olduğunu göstermekte dolayısıyla bu karara
yer verilmemiş olmasının eksik bir değerlendirmeye yol açmadığını ortaya koymaktadır:
“Uyuşmazlık konusu olayda, Rekabet kurulu tarafından şikayetin, münhasıran
telekomünikasyon mevzuatından kaynaklandığı nedeniyle, 4054 sayılı Kanun’un
42/2. Maddesi uyarınca Kanun kapsamında görülmeyerek reddedilmesi mümkün
bulunmakla beraber Rekabet Kurumu’na şikayet edilen hususlarla ilgili olarak,
eylemin 4054 sayılı Kanun’un 4. veya 6. Maddesi anlamında bir ihlal olup
olmadığının nitelendirilebilmesi için; Kurum tarafından Kanun’un “Kurulun inceleme
ve Araştırmalarında Usul” başlıklı dördüncü kısmındaki Rekabet Kurulu’nun
inceleme ve araştırmalarında uyulması zorunlu usullerin uygulanması ve
önaraştırma kararının verilmesi gerekli bulunmaktadır.”
(685) Söz konusu kararda Danıştay, münhasıran telekomünikasyon mevzuatından kaynaklanan
eylemlerin kapsam dışı bırakabileceğini belirtmekte ancak bu eylemlerin 4054 sayılı
Kanun’un 4. veya 6. maddesini ihlal edebileceğinden hareketle önaraştırma açılması
gerektiğini belirtmektedir. Bu yaklaşım dosyada benimsenen yaklaşımı aynen
yansıtmaktadır.
(686) Yine Danıştay 13. Dairesi’nin E.2009/5862 – K.2012/3883 sayılı kararda;
161 Danıştay 13. Dairesi’nin E.2005/7027 sayılı, E.2006/2052 ve K.2007/7582 sayılı, E.2009/5862 ve
K.2012/3883 sayılı kararları ile İDDK’nın 21.01.2013 tarih ve E.2008/1412 sayılı kararı ile 31.01.2013 tarih
ve E.2008/1410 sayılı kararları.
162 Yukarıda belirtilen İDDK’nın 21.01.2013 tarih ve E.2008/1412 sayılı kararı, bu kararın onanmasına
ilişkindir.
18-36/583-284
211/284
“Nitekim, tebliğ ile tesis kullanma yükümlülüğü getirilse bile, bu yükümlülüğün fiilen
hayata geçmemesi ve uyuşmazlık halinde uzlaşma sürelerinin uzaması halinde,
hem tesis kullanımının engellenmesi, hem de münhasırlık içeren kira sözleşmeleri
nedeniyle pazarda faaliyet gösteren teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması söz
konusu olacağından, münhasırlık hükümlerinin bu yönüyle mevcut pazara etkilerinin
araştırılmasının zorunlu olduğu anlaşılmaktadır ayrıca rekabet ihlalinin
gerçekleştirdiği öne sürülen pazarın sınırlarının çizilerek, bu pazarda etkili olan
ekonomik, sosyolojik, bürokratik ve coğrafi etenlerin ve pazardaki oyuncuların
güçlerinin belirlenmesi suretiyle, baz istasyonu yeri kiralamasına ilişkin
uygulamaların ve bu uygulama sonuçlarının rekabet kuralları açısından ortaya
konulması gerektiği açık olduğundan, dava konusu Kurul kararının eksik incelemeye
dayalı olarak tesis edildiği sonucuna ulaşılmaktadır”
ifadeleri ile şikayet hakkında önaraştırma yapılması gereği belirtilmiştir. Dolayısıyla bu
kararda da konu düzenlenen bir alana girse ve bu konuda düzenleme olsa dahi
davranışların pazardaki etkilerinin incelenmesi bakımından Kurul’un gerekli süreçleri
işletmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu nedenle dosyada benimsenen yaklaşımın söz konusu
karardaki yaklaşım ile uyumlu olduğu ve bu karara yer verilmemesinin eksik bir
değerlendirmeye yol açmadığı ifade edilmelidir.
(687) Hem dosyada hem de savunmada yer verilen Danıştay kararlarından yola çıkılarak sektörel
düzenleme olsa dahi davranışın rekabeti sınırlayıcı etkilerinin incelenmesinin Kurum’un
görev alanına girdiği ve ihlal tespiti halinde yaptırım uygulamasının önünde bir engel
olmadığı, salt başka bir kurumun teknik düzenleme alanına giren bir hususta Kurum’un
soruşturma açıp açmama hususunda takdir yetkisinin bulunduğu, ancak bu takdir yetkisinin
4054 sayılı Kanun’un öngördüğü amaca uygun bir şekilde kullanılmasının zorunlu olduğu,
ayrıca mahkemenin diğer kurumlar tarafından aynı fiil hakkında uygulanabilecek idari
yaptırımların ise Kurul tarafından dikkate alınması ve genel olarak kurumların işbirliği
halinde bulunması gerektiğine işaret ettiği anlaşılmaktadır. Tüm bu yaklaşımın kısa bir
özetini ortaya koymak bakımından Danıştay 13. Dairesi’nin E.2010/4805 – K.2014/832
sayılı karardaki şu ifadelere yer verilmelidir:
“Bu bağlamda; bir piyasanın düzenleyici ve denetleyici bir kurumun regülasyonuna
tabi olmasının, o piyasada yer alan faaliyetleri 4054 sayılı Kanun kapsamı dışına
çıkarmayacağı, Rekabet Kurulu'nun 4054 sayılı Kanun çerçevesinde tüm mal ve
hizmet piyasalarında rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve
uygulamaların ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye
kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetimleri yaparak
rekabetin korunmasını sağlamakla görevlendirilmiş olduğu, söz konusu düzenleyici
kurumların piyasa hakkındaki tasarrufunda rekabeti bir piyasa düzeni sağlamakla
yükümlü olmalarına rağmen, piyasada gerçekleşen rekabet ihlallerinin tespiti ve idari
yaptırıma tabi tutulmasının, Kanun veya ikincil düzenlemelerle öngörülen veya
öngörülebilecek istisnalar dışında, 4054 sayılı Kanun kapsamında Rekabet
Kurulu'nun görev alanına girdiği görülmektedir.
(…)
Telekomünikasyon Kurulu'nun aldığı tedbirler ve yaptığı düzenlemelerle mevcut
rekabet ihlalinin etkilerinin sona ermesi ve ihlalden kaynaklanan zararın tamamen
ortadan kalkması veyahut konunun salt telekomünikasyon mevzuatını ilgilendiren
teknik bir hususta, piyasada düzenleme ve müdahale yapılmasına yönelik bir isteme
ilişkin olması hallerinde, Rekabet Kurulu'nun soruşturma veya ikinci halde
önaraştırma açıp açmama konusunda bir takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir
yetkisinin 4054 sayılı Kanun'un öngördüğü amaca ve hukuka uygun bir şekilde
kullanılması zorunlu olup, şikâyet konusu fiiller hakkında yukarıda anılan mevzuat
18-36/583-284
212/284
hükümleri uyarınca Telekomünikasyon Kurumu tarafından ayni fiil hakkında
uygulanabilecek idari yaptırımların ise Rekabet Kurulu tarafından dikkate alınması
ve genel olarak telekomünikasyon sektöründeki rekabet ihlalleri konusunda iki
kurumun işbirliği içerisinde bulunması gerekmektedir.
(…)
Belirtilen çerçevede erişim ve arabağlantı yükümlüsünün bu yükümlülüğünü yerine
getirmemesi 5809 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatın ihlali niteliğinde olmakla birlikte,
erişim ve arabağlantınin piyasaya giriş için zorunlu unsur olması nedeniyle, bu
talebin makul sebepler olmaksızın reddedilmesinin, 4054 sayılı Kanun'un 6.
maddesi anlamında hakim durumun kötüye kullanılması ve/veya bu durumun bir
anlaşmaya ve/veya uyumlu eyleme dayanması durumunda 4. madde anlamında bir
rekabet ihlali teşkil edebileceği açıktır.
(…)
Bütün bu hususların birlikte değerlendirilmesinden, erişim ve arabağlantı referans
tekliflerinin Bilgi Teknolojileri ve iletişim Kurumu tarafından onaylandığı/belirlendiği,
süreçte ilgili Kurumun anlaşma koşullanın belirlenmesi, onaylanması ve
denetlenmesi noktalarında yetkisi bulunduğu açık olmakla birlikte,
telekomünikasyon sektöründe gerçekleşebilecek rekabet ihlalleri konusunda, genel
yetkili olan Rekabet Kurulu'nun, düzenleyici otorite kararı uyarınca hareket etmiş
olduğu saptanmış olsa dahi anti-rekabetçi davranışlar sergileyen teşebbüslerin
davranışlarını tespit ve yaptırım uygulama yetkisine sahip olduğu ve bu teşebbüslere
4054 sayılı Kanun uygulamasından bağışık tutulmasının, sektörde
gerçekleştirilebilecek rekabet ihlallerinin yaptırımsız kalması sonucunu
doğurabileceğinden, Şikâyete konu iddialarına ilişkin davranışların varlığı ve bu
davranışların rekabet ihlali niteliğinde olduğunun saptanması veya bu duruma
yönelik somut delillere ulaşılması halinde, konu hakkında soruşturma zamanaşımı
suresi içerisinde, Rekabet Kurulu'nca soruşturma açılması ve ihlalin kesin olarak
tespiti halinde yaptırım uygulanmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. “
(688) Daha yakın tarihli mahkeme kararlarına bakılacak olursa, Danıştay 13. Dairesi’nin
05.10.2017 tarih ve E.2014/2458, K.2017/2511 sayılı kararında yer alan aşağıdaki ifadenin,
Kurum’un enerji piyasalarına müdahalede bulunma yetkisine ilişkin herhangi bir şüpheye
yer bırakmadığı değerlendirilmektedir:
“Bu kapsamda, bir piyasanın düzenleyici ve denetleyici bir kurumun regülasyonuna
tabi olmasının o piyasada yer alan faaliyetleri 4054 sayılı Kanun kapsamı dışına
çıkarmayacağı, Rekabet Kurulu'nun 4054 sayılı Kanun çerçevesinde tüm mal ve
hizmet piyasalarında rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve
uygulamaları ve piyasaya hâkim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye
kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetimleri yaparak
rekabetin korunmasını sağlamakla görevlendirilmiş olduğu, söz konusu düzenleyici
ve denetleyici kurumların piyasa hakkımdaki tasarruflarında rekabetçi bir piyasa
düzeni sağlamakla yükümlü olmalarına rağmen, piyasada gerçeklesen rekabet
ihlallerinin tespiti ve idari yaptırıma tabi tutulmasının, Kanun veya ikincil
düzenlemeler ile öngörülen istisnalar dışında, 4054 sayılı Kanun kapsamda Rekabet
Kurulu'nun görev alanına girdiği açıktır.”
(689) Savunmada, kurumların işbirliği içerisinde hareket etmesi ve bir düzenleyici otorite
tarafından alınan yaptırım kararlarının Kurum tarafından da dikkate alınması gerektiğine
ilişkin mahkeme görüşlerine ayrıca vurgu yapılmıştır. Öncelikle belirtilmelidir ki, EPDK
tarafından uygulanan idari yaptırımların mahkeme kararları uyarınca dikkate alınması
gerekmekle birlikte, bu, ihlal tespiti halinde Kurul’ca ayrıca bir yaptırım uygulanamayacağı
18-36/583-284
213/284
anlamına gelmemektedir. Nitekim kararlarda aksi durumun rekabet ihlallerinin yaptırımsız
kalması sonucunu doğurabileceği ve davranışların rekabet ihlali niteliğinde olduğunun
tespiti halinde yaptırım uygulanmasının önünde bir engel bulunmadığı belirtilmiştir.
Bununla birlikte tarafların non bis in idem savunmaları ilgili bölümde dikkate alınmış, işbu
soruşturma sonucunda idari para cezasına karar verilmesi halinde EPDK’nın verdiği idari
para cezaları nedeniyle aynı fiil nedeniyle birden fazla idari para cezasının uygulanmasının
söz konusu olup olmayacağı değerlendirilmiştir. Bu nedenle dosyada benimsenen
yaklaşımın, bir başka deyişle düzenlemeye tabi davranışlar olsalar bile rekabet ihlali teşkil
ediyorlarsa Kurum’un inceleme yapma ve gerekli görürse yaptırım uygulama yetkisi
bulunduğuna ilişkin yaklaşımın Danıştay kararları ile birebir uyum içerisinde olduğu
anlaşılmakta ve ilgili savunmanın kabulü mümkün görünmemektedir.
(690) İlgili mahkeme kararlarının varlığında, EPDK’nın mı yoksa Kurum’un mu aynı davranışlar
bakımından sektöre müdahalesinin daha etkin olacağına ilişkin tartışmaların ise teorik
tartışmalardan ileri gidemeyeceği, söz konusu kararlar ışığında mahkemenin Kurum’a
düzenlemeye tabi olsa da rekabeti sınırlayan davranışları tespit etme ve gerekirse yaptırım
uygulama ödevi yüklediği anlaşılmaktadır.
(691) Son olarak savunmada yer verilen ve elektrik piyasasında incelemeye konu eylem ve
uygulamalar bakımından EPDK'nın konuya ilişkin düzenleme ve yaptırımlarının rakiplerin
pazardan dışlanmasına engel olamaması durumunda, Kurul’un söz konusu davranışı
rekabet hukuku bağlamında değerlendirerek gerekli görmesi halinde ikinci bir ceza
vermesinden ziyade zararın ortaya çıkmasına engel olunamaması nedeniyle ilgili EPDK
kararına karşı idare mahkemesi yolunun izlenmesi gerektiği iddiasının pozitif hukukta bir
karşılığının olmadığı ve mahkeme kararları doğrultusunda da bir geçerliliğinin olmadığı
belirtilmelidir.
I.7.6. İlgili Ürün Pazarı Tanımına İlişkin Savunmalar ve Bunların Değerlendirmesi
I.7.6.1. İlgili Ürün Pazarı Tanımına İlişkin Savunmalar
(692) Dosyada ilgili pazar tanımı atlanarak soruşturma konusu teşebbüslerin hâkim durumda
olduğu varsayımı altında bu varsayıma uygun pazar tanımı yapıldığı, bu yönüyle ilgili pazar
tanımı ile hâkim durum analizinin iç içe geçtiği, örneğin, özellikle 2016 yılının sonundan
itibaren 2017 yılı boyunca devam eden gelişmeler neticesinde, GTŞ’Ierin sürece etki eden
herhangi bir olumlu ya da olumsuz davranışı olmaksızın tamamıyla kamu politikalarının
sonucu olarak piyasada yaşanan değişiklik sonrası tüketicilerin tercihlerinin düzenlenen
tarifeler yönünde olmasının teşebbüs temsilcilerini dosyadaki mevcut bakış acısı ile pazar
tanımlarında herhangi bir değişikliğe gidilip gidilmeyeceği sorusuyla karşı karşıya bıraktığı,
elektrik piyasasındaki özelleştirmeler sonrası serbestleşme sürecinin devam ettiği böyle bir
dönemde, Kurul'un hâlihazırdaki içtihatlarından farklı yeni bir ilgili pazar tanımına
gidilmesinin sektör gerçekleri ile uyuşmadığı, Kurum tarafından ilgili pazarın tanımlanması
için belirlenen kriterleri sağlamadığı hususları ifade edilmektedir.
(693) Dosyada düzenleyici otoritenin farklı saiklerle getirmiş olduğu sınıflandırma esas alınarak
yapılan ilgili pazar tanımlamasının ve sayaç sayıları üzerinden bir değerlendirme
yapılmasının yerinde olmadığı, piyasadaki gerçek görünümü yansıtmadığı, GTŞ olmanın
tanımından kaynaklanan elektrik tedarikine ilişkin unsurların, ilgili pazarın sınırlarını
belirlemede kullanılmasının yapılan değerlendirmeler açısından uygun olmadığı
belirtilmiştir.
(694) Belirli tüketici grupları için yeterli sayıda/güçte BTŞ’lerin hizmet sunamaması gibi ilgili pazar
analizinde tam karşılığı olmayan bir kriterin kullanılmasının, hakim durum tespiti açısından
önemli olabilecek mevcut ve/veya potansiyel rakip değerlendirmesinin ilgili pazar tanımına
yansıtılması şeklinde bir görünüm ortaya çıkardığı ileri sürülmüştür.
18-36/583-284
214/284
(695) Dosyada mesken müşterilerinin ağırlıklı olarak GTŞ portföyünde olmasının tek
gerekçesinin GTŞ'lerin yeterli indirim oranı sunmaması olduğunun öne sürülmesinin hem
doğru hem de gerçeği yansıtan bir durum olmadığı, yine GTŞ dışı faktörlerden kaynaklanan
marj düşüklüğünün tüketiciler kadar hatta belki daha fazla pazarda rekabetçi şekilde
faaliyet göstermeye çalışan GTŞ'lerin ve diğer tedarikçilerin sunabileceği seçenekleri
azalttığı ve mağduriyetlerin ortaya çıkmasına neden olabileceği, nitekim pazardaki yapı
nedeniyle birçok tedarik şirketinin faaliyet göstermekte zorlandığı belirtilmiştir.
(696) Mesken tüketicilerinin bilincini arttırmak için belirli maliyetlere katlanarak BEREKET
ENERJİ bünyesindeki tedarik şirketlerinin yaptığı müşteri hizmetlerinin geliştirilmesine
yönelik yatırımların olumlu etkisinin göz ardı edilmesinin veya bütünüyle yok sayılmasının
ve BTŞ’lerin bu alanda yatırım yapıp yapmadığının incelenmeksizin değerlendirme
yapılmasının ve ilgili pazar tanımında kullanılmasının piyasadaki mevcut durumu
yansıtmadığı öne sürülmüştür.
(697) Dosyada perakende elektrik piyasalarında ortalama brüt kar oranlarının %5-6 gibi oldukça
düşük seviyelerde olmasının bağımsız tedarikçilerin mesken segmentine teklif vermesini
güçleştirdiğine ilişkin tespitin elektrik piyasasındaki yapısal sorunların varlığını destekler
nitelikte olduğu, bununla birlikte, mevcut kar oranları nedeniyle BTŞ’lerin fiyat teklifi
sunamamasının sorumluluğunun GTŞ'de olduğu gibi bir yaklaşım yerinde olamayacağı, bu
konunun piyasanın yapısal sorunu olduğu dile getirilmiştir.
(698) İletim ve dağıtım seviyelerinden sisteme bağlı sanayi segmenti müşterilerinin ilgili ürün
pazarları bakımından farklılaştırılarak bu kullanıcılara sunulan ürünlerin birbirine ikame
kabul edilmemesinin söz konusu tüketici gruplarının tüketim hacimleri ile dağıtım ve reaktif
bedel harcamalarındaki farklılığa dayandırıldığı, söz konusu dayanağın yeterli olmadığı, bu
kapsamda iki kullanıcı türüne sunulan fiyat ve tarifelerin birbiri ile karşılaştırılması ve
dağıtım ile iletim seviyelerinde yer alan kullanıcılar arasındaki geçişkenliğin incelenmesi
gerektiği, bu kapsamda, sisteme iletim seviyesinden bağlı sanayi segmenti kullanıcılarının,
dağıtım seviyesinden bağlı kullanıcılardan farklı olarak katlandığı ek maliyet kalemlerinin
(örneğin, yüksek voltajın düşürülmesi için gerekli teknik altyapının sağlanması, iletim
tesisine bağlanabilmek için gerekli kurulum hizmetlerinin karşılanması vb.) dağıtım ve
reaktif bedel tutarları ile karşılaştırılması gerektiği ileri sürülmüştür.
(699) Sanayi segmentinde tarife ile PTF arasında kalan marjın kamu politikaları gereği devlet
tarafından sınırlanmasının, tedarikçilerin kendi faaliyetleri dışında kamu politikaları ile
şekillendiği ve bu durumun tüm tedarikçilerin tüketicilere rekabetçi seçenekler sunma
olasılığını azalttığının ilgili pazar değerlendirmelerinde göz ardı edilmemesi gerektiği
belirtilmiştir. Serbest tüketici limitinin üzerinde olup düzenlenen tarifeler ile elektrik almaya
devam eden tüketicilerin ilgili pazar tanımlamalarından çıkarılmamasının yerinde olmadığı
öne sürülmüştür.
(700) İlgili coğrafi pazar açısından dosyada kendi içinde homojen yapıya sahip belirli bir pazar
alanı belirlemekten ziyade pazardaki rakiplerin faaliyetlerine veya faaliyetlerinin
olmamasına odaklanıldığı ve rakip davranışlarındaki durum üzerinde GTŞ'lerin bir etkisinin
olduğu varsayımı ile hareket edildiği, bu çerçevedeki bir değerlendirmenin ise ilgili pazar
tanımının yapılması açısından uygun olmadığı öne sürülmüştür.
(701) Perakende seviyede ilgili ürün pazarının tanımlanması noktasında şu dört temel hususun
açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmiştir: (i) pazar payları hesaplanırken sayaç
sayısına mı yoksa tüketim miktarına mı bakılacağı,(ii) serbest tüketiciler ile serbest
olmayan tüketicilere sunulan hizmetler için ayrı ilgili ürün pazarlarının tanımlanıp
tanımlanmayacağı, (iii) serbest tüketici olan ancak ikili anlaşmaya taraf olmayan ve
düzenlenen tarifeler üzerinden hizmet almaya devam eden kullanıcılara sunulan
hizmetlerin hangi ilgili ürün yazarına dahil edileceği, (iv) serbest tüketici olma hakkını
18-36/583-284
215/284
kullanan kullanıcı tiplerine (ör; mesken, ticarethane ve sanayi), kullanım miktarlarına (ör; x
kWh’nin üzerinde tüketim miktarı olan kullanıcılar) veya her iki parametreye (ör; x kWh’nin
üzerinde tüketim olan ticarethane ve sanayi kullanıcıları) göre farklı ilgili ürün pazarlarının
tanımlanıp tanımlanmayacağı.
(702) İlgili pazar bakımından incelenen teşebbüsün ilgili pazardaki konumunun birincil
göstergesinin teşebbüsün sahip olduğu pazar payı olduğu, elektriğin perakende satışı
bakımından pazar paylarının tüketim bazlı olarak hesaplanması ile gelir bazlı olarak
hesaplanması arasında bir farklılığın bulunmadığı belirtilmiştir.
(703) Diğer taraftan, bir tedarik şirketinin hizmet sunduğu sayaç sayısı ile elde ettiği gelir arasında
herhangi ilişki bulunmadığı, bu durumda sayaç bazlı pazar paylarının dikkate alınmasının
esasen sağlıklı bir sonuç da veremeyeceği, mobil elektronik haberleşme pazarında şebeke
dışsallıklarının varlığı, pazarda faaliyet gösteren işletmecilerin abone sayılarının pazar
gücü üzerinde belirleyici bir etken olmasına yol açtığı, bu sebepten ötürü söz konusu
pazara dair incelemelerde abone bazlı pazar paylarına önem atfedilmesi anlamlı
olabilecekken elektriğin perakende satışı bakımından şebeke dışsallıklarının herhangi bir
rol oynamasının kesinlikle söz konusu olmadığı, dolayısıyla, bu pazarda faaliyet gösteren
teşebbüsler bakımından abone/sayaç bazlı pazar paylarının pazar gücünün takdiri
bakımından hiçbir anlam ifade etmeyeceği öne sürülmüştür. Bu sebeplerden ötürü, gelir
bazlı pazar payı hesaplamasının yanı sıra ayrıca abone/sayaç bazlı pazar payının da
dikkate alınmasının doğru olmadığı, dolayısıyla sayaç bazlı verilere dayalı
değerlendirmelere değil, yalnızca tüketim bazlı veriler üzerinden gerçekleştirilen
değerlendirmelere dayalı olarak savunma hakkının kullanılacağı hususları ifade edilmiştir.
(704) Dosyada serbest tüketiciler ile serbest olmayan tüketiciler arasında bir ayrım gözetildiği ve
bu ayrımın yerinde olduğu, diğer taraftan, serbest tüketicilerden kastedilenin dosyada
benimsenen görüş aksine, serbest tüketici olma hakkını kullanarak ikili anlaşmalar
çerçevesinde GTŞ'lerden veya BTŞ’lerden hizmet alan tüketiciler olduğu ifade
edilmektedir.
(705) Gerek Türkiye’de gerekse AB’de serbest olmayan tüketiciler ile serbest tüketicilere sunulan
elektrik satış hizmetlerinin farklı ilgili ürün pazarlarında yer alması gerektiği hususunda
görüş birliği olduğu, Kurul’un yakın zamanda tesis ettiği 01.06.2016 tarih ve 16-19/308-137
sayılı kararda bu hususa ilişkin kapsamlı değerlendirmelere yer verildiği ve güncelliği
dolayısıyla ilgili kararın somut olay bakımından da yol gösterici olarak değerlendirilebileceği
belirtilmiştir. İlgili kararda Kurul’un serbest ve serbest olmayan kullanıcıların farklı ilgili ürün
pazarlarında yer aldığını, bunun sebebinin, serbest tüketici limitini aşan kullanıcıların
tedarikçisini seçme hakkı bulunmaktayken, serbest olmayan tüketicilerin herhangi bir tercih
imkanının bulunmaması dolayısıyla bu iki grubun talep yapılarının tamamen birbirinden
farklı olduğu, bunun yanı sıra tedarik şirketleri serbest tüketicilere sunacakları koşulları
rekabetçi bir piyasa yapısı içinde diledikleri gibi belirleyebilmekte iken, regüle kullanıcılara
sunulacak fiyat ve koşulların tek taraflı olarak EPDK tarafından belirlenmekte olduğu ve
GTŞ’lerin bu noktada herhangi bir söz hakkının olmadığı, sonuç olarak hem arz hem de
talep yapıları birbirinden farklı olan bu kullanıcı gruplarına sunulan hizmetlerin aynı ilgili
ürün pazarında yer almasının kesinlikle mümkün olmadığı belirtilmiştir.
(706) Dosyada yer alan serbest tüketici limiti altında kalan kullanıcılar ile serbest tüketici limitini
aşan kullanıcılar bakımından ilgili ürün pazarında yapılan ayrım bakımından Türk rekabet
hukuku uygulamasında detaylı bir incelemenin olmadığı bu sebeple Komisyon kararlarına
atıf yapıldığı belirtilmiştir.
(707) GDF/Suez Kararı'nda Fransız doğalgaz ve elektrik piyasaları bakımından serbest tüketici
limitini aşan kullanıcıların bir kez serbest piyasadan alım yapmaya başlamaları halinde bir
daha düzenlenen tarife üzerinden alım yapmalarının mümkün olmadığı, serbest piyasadan
18-36/583-284
216/284
tedarik ile düzenlenen piyasadan tedarik arasında ikame edilebilirlik olmadığı, bu sebepten
serbest piyasadan alım yapan serbest tüketiciler bakımından ayrı bir ilgili ürün pazarı
tanımlanabileceğinin ifade edildiğin belirtilmektedir.
(708) Komisyon Fransa Uzun Süreli Sözleşmeler Kararı’nda163 ilgili pazarın ikiye ayrılmasında
düzenleyici kuralların yanı sıra kullanıcılara düzenlenen tarifeler ile sunulan fiyatlar ve
serbest piyasada sunulan fiyatlar arasındaki farklılığın da etkili olduğu, Komisyon’un
düzenlenen tarife üzerinden elektrik enerjisi alımı yapan kullanıcıların düzenlenen
fiyatlarda küçük ama önemli ve kalıcı bir artış yaşanması durumunda dahi, serbest
piyasadaki alternatif tedarikçilerin sunduğu ürüne kayma yönünde bir eğilim
göstermediğinin belirtildiği, ilgili ürün pazarının anılan şekilde ayrılması gerektiği iddia
edilmiştir.
(709) Dosyada düzenlenen tarife ile serbest piyasa fiyatları arasında ciddi bir farklılık
bulunmadığının gösterildiği ve bu itibarla serbest tüketici limiti üzerinde bulunan
kullanıcılardan düzenlenen tarifeler üzerinden alım yapanlar ile serbest piyasada alım
yapanların aynı ilgili ürün pazarı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğinin ifade edildiği,
ancak söz konusu yaklaşımın bir asimetrik bilgi sorununun yok sayılması anlamına
geleceği ve farkın çok olmamasının bu sorunu daha da artıracağı belirtilmiştir.
(710) Dosyada hipotetik olarak verilen PTF ve YEK maliyeti ile düzenlenen tarife fiyatları
arasındaki marj dikkate alındığında Ocak 2015 ve Kasım 2016 arasındaki dönemde
mesken, ticarethane ve sanayi bakımından düzenlenen tarifeler ile tedarikçilerin katlandığı
maliyetler arasında dikkate değer bir marj olduğu, ancak anılan müşteri grupları
bakımından sunulan serbest piyasa fiyatları ile düzenlenen tarifeler arasındaki fiili fiyat
farklılaşmasının ve sonuçlarının analiz edilmediği, düzenlenen tarife üzerinden alım yapan
kullanıcıların serbest tüketici limiti üzerinde yer alıp serbest piyasadan alım yapan
kullanıcıların içerisinde yer aldığı ilgili ürün pazarına dahil edilmesi bakımından örnek
gösterilen kararlarda bu türden bir analizin gerçekleştirilmesi gerektiği savunulmuştur.
(711) Dosyada talebin fiyat esnekliğinin ölçülmesinin mümkün olduğu, Fransız Uzun Dönemli
Sözleşmeler Kararı ve aynı karar bakımından dayanak teşkil edilen GDF/Suez Kararı
referans noktası olarak kabul edildiğinde, Kurul’un soruşturma kapsamında
değerlendirmelerinde bahsedilen türden bir iktisadi analize itibar etmesi gerektiği ve
yetersiz analize dayalı varsayımlar üzerinden ortaya konan ilgili ürün pazarı
değerlendirmesinin dikkate alınmaması gerektiği, Komisyon’un anılan kararda hipotetik
tekel testini gerçekleştirememesinin sebebinin, söz konusu test gerçekleşse dahi
neticesinde Fransa’da yer alan düzenleyici kurallar sebebiyle serbest tüketici limiti üzerinde
olup serbest piyasadan bir kez elektrik alımı yapan kullanıcıların bir daha düzenlenen tarife
üzerinden alım yapmalarının mümkün olmaması, dolayısıyla bu durum dikkate alındığında,
anılan karar kapsamında sonucun düzenlenen tarife ile serbest piyasa üzerinden alınan
elektrik enerjisi ürünlerinin birbiri ile ikame edilebilir olmadığına işaret ettiği belirtilmiştir.
(712) Türkiye sınırları içerisinde elektriğin perakende satışı faaliyeti bakımından
gerçekleştirilecek değerlendirmelerde Komisyon kararlarının tam anlamıyla yol gösterici
olmadığı, zira AB üye ülkelerinde yer alan piyasa yapısı ile Türk piyasa yapısı arasında
temel farklılıkların bulunduğu, söz konusu farklılıkların düzenlenen tarife üzerinden
gerçekleştirilen satışlar ile serbest piyasadan gerçekleştirilen satışlar arasında tedarikçiler
bakımından arz koşullarına ilişkin ortaya çıkan değişikliklere işaret ettiği, Komisyon
tarafından incelenen pazarların tamamında, tedarik şirketlerinin sattıkları elektriğin
tamamını (serbest olmayan tüketicilere satılan/ ikili anlaşma kapsamında satılan ayrımı
olmaksızın) spot piyasa üzerinden ve/veya uzun dönemli alım sözleşmeleri çerçevesinde
dilediği tedarik şirketinden alabildiği, oysa Türkiye’de elektriğin nihai olarak düzenlenen
163 Case COMP/39 386 — para 18.
18-36/583-284
217/284
tarife kapsamında satılacak olması durumunda arz koşullarının tamamen farklılaştığı, bu
büyük farklılığın ilgili ürün pazarının tanımlanması noktasında dikkate alınması gerektiği
dile getirilmiştir.
(713) Mevcut durumda elektriğin TETAŞ tarafından GTŞ’Iere satışına dair fiyat ve koşullar ile
GTŞ'Ier tarafından son kullanıma satışına dair fiyat ve koşulların doğrudan EPDK
tarafından belirlendiği ve piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin bu noktada hiçbir söz
hakkı bulunmadığı, öte yandan, kullanıcılara ikili anlaşmalar kapsamında satılan elektrik
bakımından tamamen serbest piyasa koşullarının işlediği ifade edilmiştir.
(714) Düzenlenen tarifeler kapsamında yapılan elektrik enerjisi alımları ile ikili anlaşmalar ile
serbest piyasa koşulları altında yapılan alımlar arasında ürünlerin arz koşullarına bağlı olan
farklılıklardan ziyade düzenleyici çerçeveden kaynaklanan bir takım ilave ayrışmaların da
mevcut olduğu, bu ayrışmaların temelinde, PSS ile düzenlenen tarifelerden elektrik enerjisi
alımı yapan kullanıcıların düzenleyici kurallar bütünü ile güvence altına alınarak korunması
olduğu belirtilmiştir.
(715) Kurul’un ilgili pazar tanımına ilişkin değerlendirmelerinde, serbest tüketici limitini aşmasına
rağmen herhangi bir sebeple düzenlenen tarifelerden elektrik almaya devam eden
kullanıcılara satılan elektrik ile serbest tüketici limitini aşan ve ikili anlaşmalar çerçevesinde
elektrik alan kullanıcılara satılan elektriğin Türkiye’ye özgü düzenleyici çerçeve dolayısıyla
birbirinden tamamen farklı ürünler olduğunun mutlak suretle dikkate alınması gerektiği ileri
sürülmüştür.
(716) Farklılaşan elektrik türlerinin rekabet otoritelerince farklı ilgili ürün pazarlarına dahil
edilmesinin AB'de de yaygın bir uygulama olduğu, Komisyon164 ve Alman Rekabet Otoritesi
Bundeskartellamt’ın165, çeşitli kararlarında akıllı sayacı bulunan ve dolayısıyla tüketimi
anlık (veya belli aralıklarla) takip edilebilen kullanıcılar ile akıllı sayacı bulunmayan
kullanıcıların aynı ilgili ürün pazarında olduğunun kabul edilemeyeceğini, zira tüketimin
ölçüm yönteminden kaynaklanan bu farklılığın satılan ürünün niteliğini değiştirdiği
belirtilmiştir.
(717) GTŞ’lerin düzenlenen tarifeler kapsamında hizmet sunduğu daha fazla müşterisi
olmasının, GTŞ’Ierin üreticilerle rakip tedarikçilere kıyasen daha avantajlı ikili anlaşmalar
yapmasına hiçbir şekilde katkı sağlamayacağı ifade edilmiştir. Düzenlenen tarifelerin
belirlenmesinde kamu politikalarının belirleyici bir rol oynadığı öne sürülmüştür.
(718) Kamu politikaları ve düzenleyici otoritenin fiyatlara müdahalesinin, düzenlenen tarife
üzerinden sunulan elektrik fiyatları ve bu kapsamda GTŞ’lerin yürüttüğü ticari faaliyet
bakımından önemli ölçüde belirleyici olduğu belirtilmiştir. Düzenlenen tarifeler ile tüketiciye
sunulan elektrik enerjisinin, ikili anlaşmalar kapsamında tüketiciye sunulan ürün ile arz
yönlü ikamesinin bulunmadığı ifade edilmiştir.
(719) Düzenlenen tarifeler ile tüketicilere sunulan koşulların herhangi bir surette GTŞ'lerin pazar
gücünü yansıtmadığı, zira söz konusu faaliyetler kapsamında sahip olunan portföye ilişkin
fiyatlama stratejilerinin GTŞ'nin inisiyatifinde olmadığı ve elde edilen kar marjının dahi
EPDK tarafından belirlendiği, ek olarak PTF ile YEK maliyetlerinin düzenlenen tarife
fiyatları üzerine çıktığı dönemlerde GTŞ'lerin düzenlenen tarife portföylerinde bulunan
müşterilere ilişkin artışın da söz konusu kamu politikaları ve düzenleyici otorite
tercihlerinden kaynaklandığı ve bu nedenle teşebbüsün pazar payında gerçekleşen
artışların hiçbir surette ikili anlaşmaların gerçekleştirildiği serbest piyasa aktörlerinin
davranışları veya serbest piyasa koşullarını yansıtmadığı dile getirilmiştir.
164 Case No COMP/M.5496, Case No COMP/M.3868.
165 Bundeskartellamt 12.03.2007 tarih ve B 8-62/06 sayılı RWE Energy/SaarFerngas kararı.
18-36/583-284
218/284
(720) Kurul'un dağıtım özelleştirmelerine ilişkin kararlarında166 da benimsendiği üzere elektriğin
perakende satışı pazarı bakımından piyasanın serbestleşme sürecinde sürekli bir değişim
içerisinde olması nedeniyle dinamik bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
(721) Son Kaynak Tedariki Tebliği’nin de mevcut soruşturma bakımından ilgili pazar
tanımlanırken dikkate alınması gerektiği, söz konusu değişiklikler kapsamında düzenlenen
tarifelerden elektrik alımı yapan tüketici gruplarının düşük tüketimli ve yüksek tüketimli
olarak ikiye ayrılması ve büyük ölçekli sanayi ve ticarethaneleri içine alan yüksek tüketimli
tüketici grubu yönünden artık EPDK tarafından açıklanacak tarifelerin sübvanse
edilmeyeceğinin öngörüldüğü, bu nedenle söz konusu tüketici grubunun ikili anlaşmalar ile
tedarik şirketlerinden alım yapmaya teşvik edilmesinin öngörüldüğü, bu doğrultuda
düzenlenen tarifelerde tüketici grupları bakımından uygulanan çapraz sübvansiyon
uygulamasının önemli derecede azalacağı tahmin edildiği ve sübvansiyondan etkilenen
tüketici gruplarının ikili anlaşma kapsamında elektrik enerjisi alımlarının artmasıyla
piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin pazar gücünün daha sağlıklı bir biçimde
gözlemlenebileceği öne sürülmektedir.
(722) Dosyada GTŞ'lerin faaliyet gösterdikleri dağıtım bölgesi temel alınarak bu şirketlerin pazar
güçlerinin ölçülmesi eğilimi dikkate alındığında, Integra/Thüga Kararı'nın167 Alman
perakende elektrik satışı pazarının içinde bulunduğu koşulların Türkiye'deki pazar yapısı
ile benzeştiği dile getirilmiştir. Serbest tüketicilere düzenlenen tarife ile sağlanan elektrik
fiyatlarının EPDK tarafından üç aylık dönemler içerisinde belirlenen tarifeler ile
belirlenmesinin, söz konusu alımlara ilişkin koşullar bakımından kullanıcı ile GTŞ arasında
herhangi bir müzakere yapılmamasının, serbest tüketicilere düzenlenen tarifeler üzerinden
sağlanan ürüne ilişkin şart ve koşullar ile alım ilişkisinin gerçekleşmesi için yapılan PSS’de
bulunması gereken unsurlar da dahil olmak üzere tamamen elektrik piyasası mevzuatı ve
düzenleyici otorite tarafından belirlenmesinin, Türkiye pazarı bakımından serbest tüketici
limitini aşan kullanıcılara düzenlenen tarife üzerinden sağlanan ürünün Integra/Thüga
Kararı'nda da benimsendiği, anılan kararda üç farklı ilgili ürün pazarı tanımı
gerçekleştirildiği, birincisinin SLP (100 mWh yıllık tüketim limitinin altında kalan kullanıcılar)
kullanıcılarına genel koşul ve tarifeler (düzenlenen tarife) üzerinden gerçekleştirilen
perakende elektrik satışı olduğu, ikincisinin SLP kullanıcılarına özel anlaşmalar (ikili
anlaşma) kapsamında gerçekleştirilen perakende elektrik satışı olduğu, üçüncüsünün SLP
kullanıcılarına alan ısıtması için genel koşul ve tarifeler üzerinden gerçekleştirilen
perakende elektrik satışı olduğu, bu nedenle, serbest tüketici limitini aşmasına rağmen
düzenlenen tarifeler kapsamında elektrik almaya devam eden kullanıcıların, ikili anlaşmalar
kapsamında elektrik alan kullanıcılarla aynı ilgili ürün pazarında yer almamasının ve somut
olay bakımından, ilgili ürün pazarında yalnızca ikili anlaşmalar kapsamında elektrik alan
müşterilerin yer almasının gerektiği hususları ifade edilmektedir.
(723) Kurul'un 16.12.2010 tarihli ve 10-78/1645-609 sayılı kararında ilgili ürün pazarının
tanımlanmasında tüketim büyüklüklerinin dikkate alınarak pazarın "hanehalkları ile küçük
ölçekli endüstriyel/ticari tüketicilere yapılan perakende satışlar" olarak belirlendiği, Sektör
Araştırması'nda, piyasa ile ilgili gerçekleştirilecek değerlendirmelerde büyük tüketim
hacimli kullanıcıların küçük tüketim hacimli kullanıcılardan ayrılması gerektiği ve bu
kullanıcılar bakımından belli başlı arz ve talep yönlü farklılıklar bulunduğunun ifade edildiği,
bunlar dışında Kurul'un geçmiş tarihli kararlarının ilgili ürün pazarının kullanıcı tiplerine
dayalı olarak alt pazarlara ayrılması gerektiğini net biçimde ortaya koysa da bu ayrımın
nasıl yapılması gerektiği noktasında henüz içtihat niteliğinde bir karar bulunmadığı dile
getirilmiştir.
166 11.04.2013 tarih ve 13-21/286-137 sayılı ve 11.04.2013 tarih ve 13-21/283-134 sayılı kararlar.
167 Bundeskartellamt, 30.11.2009, 88-107/09 sayılı karar; Integra/Thüga, para. 32.
18-36/583-284
219/284
(724) Komisyon'un EDF/London Electricity Kararı’nda talebi 100 kW üzerinde olan kullanıcılar ile
bu kullanıcılar bakımından farklı ilgili ürün pazarları tanımlandığı, EDF/Dalkia Kararı'nda168
yıllık tüketimi 36 Kw'a kadar olan tüketicilerin mesken grubunda, yıllık tüketimi 36 Kw’a ile
7 gWh aralığında olan müşterilerin küçük sanayi ve ticarethane grubunda, yıllık tüketimleri
7 gWh'ın üzerinde bulunan müşterilerin ise büyük sanayi müşterileri grubunda
tanımlanabileceğinin ifade edildiği belirtilmektedir. Benzer şekilde E.ON/MOL Kararı'nda169
elektriğin perakende satışına ilişkin ilgili ürün pazarının (i) mesken kullanıcılarına elektriğin
perakende satışı, (ii) küçük ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılara elektriğin perakende
satışı ve (iii) orta ve büyük ölçekli kullanıcılara elektriğin perakende satışı pazarları olarak
tanımladığı, yine GDF Suez Kararı’nda elektriğin perakende satışına dair ilgili ürün
pazarının büyük ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılar, küçük [ve orta] ölçekli endüstriyel
ve ticari kullanıcılar ve mesken kullanıcıları şeklinde olmak üzere üçe ayrılması gerektiğinin
ifade edildiği, Komisyon’un bu analizi yaparken hem ilgili kullanıcı tiplerinin talep
yapısındaki farklılıkları, hem de bu kullanıcı tiplerine sağlanan elektriği arz yapısındaki
farklılığı dikkate aldığı dile getirilmiştir.
(725) Mesken kullanıcılarını diğer kullanıcı tiplerinden ayırmak son derece kolay olsa da büyük
endüstriyel ve ticari kullanıcılar ile küçük ve orta ölçeklilerin ayrılması için aynı durumum
geçerli olmadığı, bu ayrımın yapılabilmesi için belli bir tüketim miktarı eşiğinin belirlenmesi
gerektiği, Komisyon'un EDF Kararı’nın bu eşiğin tespiti noktasında yol gösterici olabileceği
dolayısıyla yıllık 7 gWh'lik tüketim miktarının eşik olarak belirlenebileceğinin ifade edildiği
de belirtilmiştir.
(726) Komisyon tarafından büyük endüstriyel ve ticari kullanıcılar ile küçük ve orta ölçekli
endüstriyel ve ticari kullanıcıların ayrıştırılması noktasında ülkesel olarak değişiklik
gösterebilecek regülasyonlardan ziyade büyük ölçüde genel geçer nitelikte olan iktisadi
tespitlere dayandırıldığı, bu tespitlerin Türkiye bakımından da geçerli olacağı, talep tarafına
ilişkin örnek vermek gerekirse; Türkiye’de de büyük ölçekli kullanıcıların oldukça istikrarlı
bir tüketim yapısı olduğu ve tüketim miktarlarının (yine hafta sonları hariç) çok yüksek
seviyelerde seyrettiği, tüketim seviyelerinin yüksekliğinin bu kullanıcılara ciddi bir pazarlık
gücü verdiği ve dolayısıyla bunlara uygulanan fiyatların diğer kullanıcılara uygulanan
fiyatların önemli miktarda altında kaldığı, yine, bu tip kullanıcıların talep esnekliklerinin
yüksek olduğu ve sıkça tedarikçi değiştirebildikleri, DUY gereğince tüketimi belli limitlerin
üzerinde olan kullanıcılar bakımından otomatik sayaç okuma sistemlerinin (OSOS)
kurulması gerektiği ve tüketimlerinin anlık olarak ölçülebildiği, Türkiye’de büyük endüstriyel
ve ticari kullanıcıların tamamının, küçük ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcıların ise
bir bölümünün OSOS kapsamında yer aldığı öne sürülmüştür. Türkiye'de de büyük ölçekli
endüstriyel ve ticari kullanıcılara perakende elektrik satışının farklı dinamikleri haiz ayrı bir
ilgili ürün pazarı teşkil ettiği ileri sürülmüştür.
(727) Komisyon'un küçük ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılar ile mesken kullanıcılarını
ayrıştırmasında ise tüketim yapısına ve miktarına dayalı farklılıkların yanı sıra, yasal
mevzuattan kaynaklanan farklılıkların da önemli rol oynadığı, mesken kullanıcılarına
sunulan sözleşme şartlarının TKHK’ya uygun olarak düzenlendiği ve diğer kullanıcı
gruplarına uygulanan şartlardan farklılaştığı, ayrıca, düşük seyreden tüketim profiline sahip
olmaları itibariyle mesken kullanıcılarının tedarik şirketleri nezdinde yüksek kar oranları
vaat etmediği, mesken kullanıcılarının tedarik şirketleri gözünde diğer kullanıcı gruplarına
göre daha az önem arz ettiği ve pazarlama stratejilerinde bu kullanıcılara daha az önem
verildiği, bu çerçevesinde, Komisyon uygulaması ile paralel olarak, Türkiye'de de mesken
aboneleri için küçük ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılardan ayrı bir ilgili ürün
pazarı tanımlanması gerektiği iddia edilmiştir.
168 Case M.7137.
169 Case No COMP/M.3696 E.ON/MOL, para 208.
18-36/583-284
220/284
(728) Büyük endüstriyel ve ticari kullanıcılar ile küçük ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari
kullanıcılar arasındaki ayrımda EDF Kararı’nda kabul edilen yıllık 7 gWh'lik tüketim eşiğinin
kullanılmasının yerinde olacağı savunulmuştur.
(729) Dosyada ilgili ürün pazarı tanımlarında en büyük problemin talep tarafında ölçekten
kaynaklanan farklılıkların tamamen göz ardı edildiği, EPDK tarafından belirlenen abone
gruplarının tüketicinin tüketim miktarı ve/veya ölçeği dikkate alınarak belirlenmediği,
özellikle sanayi grubu bakımından daha çok iştigal ettikleri ticari faaliyete ilişkin olduğu, öte
yandan ticarethane segmentinin ilgili pazar tanımında dikkate alınmasının oldukça
sağlıksız sonuçlar vereceği, dosyada ticarethane abone grubunun sanayi ve mesken
abone grubuna nazaran daha az homojenlik gösterdiğinin kabul edildiği, fakat en önemli
kriterin düzenlenen tarife fiyatları olduğu ancak dosyada bu yaklaşımın benimsenmesiyle
temel nokta olan, ticarethane abone grubu içerisinde yer alan büyük ölçekli müşterilere
yönelik tedarik faaliyetinden elde edilen karlılığın oldukça düşük olması hususunun göz
ardı edildiği bildirilmiştir.
(730) Sanayi segmenti müşterileri yanı sıra büyük ölçekli ticarethane müşterilerine elektrik tedarik
edilmesi faaliyetinin düşük karlılıkla yürütülmesinin dosyada kabul edildiği, bu itibarla büyük
ölçekli ticarethane segmenti müşterilerine sunulan fiyat teklifleri ile sanayi segmenti
müşterilerine sunulan fiyat tekliflerinin fiiliyatta birbirleriyle büyük ölçüde benzer seviyelerde
seyrettiği, bu durum, dosyada kabul edilen arz ve talep yönlü benzerlikler ile birlikte dikkate
alındığında EPDK tarafından benimsenen abone grupları temelinde bir ilgili ürün pazarı
ayrımının oldukça anlamsız olduğu, sanayi ve ticarethane abone gruplarında yer alan
müşterilerin mehaz AB uygulamasında da benimsendiği üzere belirli bir tüketim eşiği
benimsenerek büyük ölçekli (yüksek tüketimli) ve küçük ve orta ölçekli (düşük tüketimli)
müşteriler olarak ayrılarak, iki ayrı ilgili ürün pazarı altında incelenmesi gerektiği
belirtilmiştir.
(731) 2018 yılı başlangıcı itibariyle Son Kaynak Tedariki Tebliği’nin yürürlüğe girdiği ve bu
düzenleme uyarınca son kaynak tedarikine ilişkin tarifelerin usul ve esaslar uyarınca
belirlenen abone gruplarına göre değil, Son Kaynak Tedariki Tebliğ kapsamında belirlenen
yüksek ve düşük tüketimli müşteri grupları dikkate alınarak belirleneceği iddia edilmiştir.
(732) Ticarethane abone grubu bakımından piyasadaki tedarikçilerin gerçekleştirdiği pazarlama
faaliyetleri incelenecek olursa, tedarikçilerin küçük ve orta ölçekli sanayi ve ticarethane
kullanıcılarını içine alan kitlesel müşterilere yönelik genel pazarlama faaliyetleri yürüttüğü,
öte yandan büyük ölçekli sanayi ve ticarethane müşterilerinin, kitlesel müşteri grubuna
nazaran daha yüksek getiri beklentisi yaratması ve bu müşteri grubunun fiyatlardaki
değişikliklere göre taleplerini farklı tedarikçilere kaydırma ihtimalinin, kitlesel segment
içerisinde yer alan küçük ölçekli işletmelere nazaran daha yüksek olması nedeniyle bu
müşterilere yönelik doğrudan pazarlama faaliyetleri gerçekleştirildiği ifade edilmiştir.
(733) Ayrıca, her ne kadar anılan tüketicilerin gün içerisinde çekiş yaptıkları yük profili birbirine
benzerlik gösterse de alım hacmindeki farklılıklar nedeniyle söz konusu alıcıların
sağlayıcılar nezdindeki alıcı gücü ve buna karşılık elektrik enerjisi alımı gerçekleştirdikleri
birim fiyatların oldukça farklı olduklarının bilindiği, dosyada yer alan verilerin gerçekleştirilen
analizleri tam anlamıyla desteklemediği, bu kapsamda sanayi segmenti müşterileri ile
ticarethane segmenti müşterilerinin yük profillerinin farklılık gösterdiği ve sanayi segmenti
müşterilerinin taleplerinin gün içerisinde kaydırabilme imkanına sahip olmaları nedeniyle
ticarethane müşteri grubundan ayrıldığı, dosyada yer verilen yorumların aksine GEDİZ ve
AYDEM bölgelerinde ticarethane segmenti müşterilerinin talep yapısı itibariyle
dengelemeden sorumlu grup mekanizmasında kullanılmaya daha elverişli olduğu, bu
anlamda dosyada yer verilen grafiklerin piyasa bakımından genel geçer olduğu
düşünülerek harmanlandığı ancak BEREKET ENERJİ bünyesindeki teşebbüsler bazında
derinlemesine bir analiz gerçekleştirilmediği, bu anlamda dosyada abone gruplarının yük
18-36/583-284
221/284
eğrileri bakımından farklılık gösterdiğine ilişkin argümanların herhangi bir dayanağı
olmadığı, zira Türkiye geneli bakımından geçerli hususların odak noktasına alınması söz
konusuyken bölgesel bazda gerçekleştirilen analizlerin derinlikten uzak olduğu ifade
edilmiştir.
(734) Dünyadan örnekler vermek gerekirse ABD'de yer alan Pacific Gas and Electricity
Company’in, müşterilerini aylık 20 kW ve altında tüketime sahip küçük, aylık 20 ila 500 kW
tüketime sahip orta ve aylık 500 kW tüketimin üzerinde tüketime sahip büyük müşteriler
olarak sınıflandırdığı170, Vancouver Kanada'da faaliyet gösteren FortisBC isimli tedarikçinin
küçük ticarethane müşterilerini aylık 40 kW'ye kadar tüketimli müşteriler, ticarethane
müşterilerini ise tüketimleri aylık 40 kW ve 500 kW arasında olan müşteriler olarak
tanımladığı171, son olarak Avusturalya düzenleyici otoritesinin yıllık tüketimleri 100
mWh'dan düşük mesken ve ticarethane müşterilerini küçük kullanıcılar, yıllık tüketimi 100
mWh'ın üzerindeki tüketicileri ise büyük tüketiciler olarak nitelendirdiği172 belirtilmiştir.
(735) İlgili ürün pazarlarının doğru biçimde tanımlanması için müşterilerin tüketim miktarlarının
arz ve talep yapısı üzerindeki etkilerinin ve EPDK tarafından belirlenen kullanıcı tiplerinin
de ayrıca dikkate alınması gerektiği, EPDK'nın da dosya kapsamında benimsenen müşteri
ayrımını artık benimsemediği, tüketim hacmi bazlı bir ayrımı benimsediği bildirilmiştir.
(736) Sanayi müşterilerinin yeknesak bir biçimde tüketimlerini günün herhangi bir saatine
kaydırmalarının mümkün olmadığı ve bölge bazında bu konunun farklılık gösterdiği, bu
kapsamda ayrıca ticarethane segmenti müşterileri ile sanayi segmenti müşterilerinin günlük
tüketim alışkanlıkları bakımından benzerlikler bulunduğu, söz konusu tüketim alışkanlıkları
bakımından bölgesel farklılıklar olduğu, ve bu farklılıkların her dağıtım bölgesi özelinde tek
tek analiz edilmesi gerektiği, bu noktada ikili anlaşmalar pazarından alım yapan serbest
tüketicilerin alt gruplara ayrılmasında bir tüketim miktarı eşiğinin benimsenmesinin yukarıda
açıklanan çelişkili durumu bertaraf edeceği ve ilgili pazarın tanımlanması noktasında daha
sağlıklı sonuçlar vereceği ileri sürülmüştür.
(737) Son Kaynak Tedariki Tebliği’nin 5. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında "Son kaynak
tedariki kapsamında enerji tüketen tüketiciler yüksek tüketimli tüketiciler ile düşük tüketimli
tüketicilerden oluşur. Kurul, son kaynak tüketici gruplarını belirleyen tüketim miktarını
piyasanın gelişimine bağlı olarak sosyal ve ekonomik durumları dikkate alarak her yıl
belirler." hükümlerinin yer aldığı, bu maddelerin EPDK'nın müşterileri tüketim hacimlerini
dikkate alarak sınıflandırılmasının piyasa yapısına ve söz konusu alıcıların arz ve talep
yönlü koşullar bakımından daha sağlıklı bir şekilde konumlandırılmasına katkıda
bulunacağı görüşünde olduğunu ortaya koyduğu ileri sürülmüştür.
(738) Sisteme iletimden bağlı sanayi segmenti kullanıcılarının iletim hattından gelen yüksek
voltajlı elektriği dönüştürmek için gerekli teçhizatı kurmak bakımından ilave masraflara
katlandığı düşünüldüğünde, talep yönlü bir farklılık olarak değerlendirilen dağıtım bedelinin,
iletim hattından bağlı sanayi segmenti müşterilerinin yüksek voltajlı elektriği düşük voltajlı
elektriğe çevirebilmesi için katlandığı yatırım maliyeti ile karşılaştırılması, anılan iki tüketici
grubunun ayrı ilgili pazarlar olduğunun gösterilebilmesi bakımından gerekli olduğu
hususları ifade edilmiştir.
(739) Sonuç olarak ilgili ürün pazarı tanımlarının mehaz uygulamaya uygun şekilde aşağıdaki
gibi olması gerektiği savunulmuştur:
Elektriğin ikili anlaşmalar kapsamında mesken kullanıcılarına satışı pazarı,
170
171
ult.aspx
172 DESIGN NAME=print-quide Son erişim tarihi 23 Ocak 2018>
18-36/583-284
222/284
Elektriğin ikili anlaşmalar kapsamında yıllık 7 gWh altında tüketimi olan küçük ve
orta ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılarına satışı pazarı,
Elektriğin ikili anlaşmalar kapsamında yıllık 7 gWh üzerinde tüketimi olan büyük
ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılara satışı pazarı.
I.7.6.2. İlgili Ürün Pazarı Tanımına İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(740) Düzenleyici otoritenin getirmiş olduğu sınıflandırmanın ilgili pazarın tanımlanmasında esas
alınmasının yerinde olmadığı savunması hakkında; söz konusu sınıflandırma (mesken,
ticarethane ve sanayi) neticesinde belirlenmiş olan tarifeler piyasada vuku bulan rekabetin
bir anlamda sınırlarını belirlemektedir, öyle ki, piyasada tarife üzerinden verilen indirimler
çok yaygın bir uygulamadır. Öte yandan, mesken grubunda yer alan bir tüketici mesken
tarifesine ilişkin ne kadar zam yapılırsa yapılsın, tarifesi daha uygun olan sanayi grubuna
dahil olamayacak, diğer bir ifadeyle herhangi bir talep kayması gerçekleşmeyecektir. Bu
anlamda düzenleyici tarafından oluşturulan sınıflandırma yapay da olsa, piyasadaki
rekabet dinamiklerini belirlemesi sebebiyle ilgili pazar tanımına esas teşkil etmek
zorundadır, asıl aksi durumun piyasanın gerçek şartlarının dikkate alınmamasına yol
açacağı değerlendirilmektedir.
(741) Sayaç sayısı üzerinden bir değerlendirme yapmanın yerinde olmadığı ve piyasadaki gerçek
görünümü yansıtmadığı savunması hakkında belirtilmelidir ki dosyada her bir müşteri grubu
bazında hem tüketim hem de sayaç bazlı olarak piyasa verileri dikkate alınmıştır. Bu bakış
açısının sebebi hem tüketim miktarının hem de sayaç sayısının piyasadaki duruma ilişkin
parametre olmasıdır .
(742) Belirli tüketici grupları için yeterli sayıda/güçte BTŞ’nin hizmet sunamaması gibi ilgili pazar
analizinde tam karşılığı olmayan bir kriterin tersten bir yaklaşımla önce GTŞ’lerin hakim
durumda olduğu tespitinde, sonrasında da ilgili pazar tanımı için kullanılmasının uygun
olmadığı, böyle bir durumun hakim durumun tespitinde önemli olabilecek mevcut rakip
ve/veya potansiyel rakip değerlendirilmesinin ilgili pazar tanıma yansıtılması anlamına
geleceği savunması için belirtilmelidir ki dosyada ilk olarak ilgili pazar, sonrasında ise hakim
durum analizine yer verilmiştir. Bilindiği üzere elektrik ve elektriğe benzer şebeke
endüstrilerinde serbestleşmenin başlama anında yerleşik olan sağlayıcının sahip olduğu
pazar payı %100 olmaktadır, serbestleşmenin ve buna paralel olarak rekabetin
gelişmesiyle birlikte yerleşik sağlayıcıların pazar payı kaybına uğramaları söz konusu
olmaktadır, anılan pazar payı kaybı diğer bir yanıyla rakip sağlayıcıların yerleşik sağlayıcı
karşısında müşterilere sunulan alternatif seçeneğin gücünü belirlemektedir. Bu sebeple
bağımsız tedarikçilerin GTŞ’ler karşısında yeterince pazar payı kazanıp kazanamaması
ilgili coğrafi pazarın tanımlanmasında kullanılabilecek önemli bir husustur.
(743) Düşük kar oranları gibi hususların piyasanın yapısal sorunu olduğu GTŞ’lerin bu durumun
sorumlusu/kaynağı değil anılan tabloya maruz kalarak pazarda faaliyet göstermeye çalışan
oyuncular olduğu savunması hakkında; dosyanın hiçbir yerinde piyasadaki düşük kar marjı
gibi hususların müsebbibinin GTŞ’ler olduğuna ilişkin bir görüş/ibare/yorum
bulunmamaktadır. Dosyada ifade edilen husus, yapısal olarak hassas bir dengede bulunan
elektrik perakende satış faaliyetinin hakim durumun kötüye kullanılması şeklinde cereyan
edecek davranışların etkisine çok daha açık olduğudur.
(744) İletim ve dağıtım seviyesinden sisteme bağlı bulunan sanayi müşterilerinin birbirlerine
ikame kabul edilmemelerinin sebebinin tüketici grupları arasındaki tüketim hacimleri ile
dağıtım ve reaktif bedel harcamalarındaki farklılığa dayandırıldığı, söz konusu dayanağın
yeterli olmadığı, bu kapsamda iki kullanıcı türüne sunulan fiyat tarifelerinin birbiri ile
karşılaştırılması ve dağıtım ile iletim seviyelerinde yer alan kullanıcılar arasındaki
18-36/583-284
223/284
geçişkenliğin incelenmesi gerektiği savunması da yapılmıştır. Komisyon’un EDF/Dalkia173
ile EDF/Segebel174 kararlarında yüksek tüketim hacmine ve sisteme yapılan bağlantı
seviyesine göre farklı ilgili ürün pazarlarının belirlendiği görülmektedir. Ülkemizdeki dağıtım
ile iletim tarifelerin karşılaştırılması şu şekildedir:
Grafik 106: Tek Zamanlı Sanayi Müşterisinin İletim ve Orta Gerilimde Karşılaştığı Maliyetler (Kr/kWh)
(745) Grafikten de görüleceği üzere, iletim seviyesinden sisteme bağlı bulunan sanayi müşterisi
ile dağıtım seviyesinden sisteme bağlı bulunan sanayi müşterisinin katlandığı maliyetler
arasında dağıtım hizmet bedelinden kaynaklı olarak kWh başına yaklaşık beş kuruşluk bir
fark bulunmaktadır. Sanayi müşterilerinin yüksek hacimli tüketime sahip olduğu
düşünüldüğünde, söz konusu beş kuruşluk farkın hem sanayi müşterilerinin talebini hem
de sanayi müşterilerine elektrik tedarik etmek isteyen tedarikçilerin arzını etkileyecek
nitelikte olduğu değerlendirilmektedir. Anılan maliyet farklılığı nedeniyle iletimden bağlı
bulunan müşterilerle dağıtımdan bağlı bulunan müşterilerin rekabet koşullarının değişmesi
nedeniyle farklı pazarlarda oldukları tespit edilmektedir.
(746) Türk rekabet hukuku uygulamasında ana kuralın pazar paylarının gelir bazlı olarak
hesaplanması olduğu, ancak ilgili pazarın özellikleri dolayısıyla gerekli olması halinde farklı
parametrelerin dikkate alınmasının mümkün olabileceği, elektrik perakende satışı
bakımından pazar paylarının tüketim bazlı hesaplanması ile gelir bazlı hesaplanması
arasında bir farklılık bulunmadığı, sayaç bazlı pazar paylarının kullanılmasının yerinde
olmadığı, bir tedarik şirketinin hizmet sunduğu sayaç sayısı ile elde ettiği gelir arasında
herhangi bir ilişki bulunmadığı, sayaç bazlı pazar payının dikkate alınmasının ana kuraldan
bir sapma olduğu, bu nedenle sapmanın gerekçelendirilmesi gerektiği, elektronik
haberleşme piyasalarında şebeke dışsallığı olması nedeniyle abone bazlı pazar payının
hesaplanmasının mantıklı olduğu, ancak elektrik piyasaları bakımından böyle bir durumun
söz konusu olmadığı savunması da incelenmiştir. İşbu soruşturma kapsamında sadece
sayaç sayısına dayalı bir pazar payı hesaplamamasına gidilmemiş olup, pazar paylarının
hesaplanmasında hem sayaç sayıları hem de tüketim miktarı esas alınmıştır. Bu bakış
açısının sebebi hem tüketim miktarının hem de sayaç sayısının piyasadaki duruma ilişkin
parametre olmasıdır. Buna ek olarak, sayaç sayısı pazar payı analizleri yapılması işbu
173 Case M.7137
174 Case M. 5549
0,000
2,000
4,000
6,000
8,000
10,000
12,000
14,000
16,000
18,000
20,000
22,000
24,000
26,000
28,000
İletim Orta Gerilim
Perkanede Satış Bedeli (Kr/Kwh) Dağıtım Bedeli (Kr/KWh)
18-36/583-284
224/284
soruşturmaya özgü değildir. Öyle ki Kurul’un 01.06.2016 tarih ve 16-19/308-137 sayılı
kararında sayaç sayısına dayanan pazar analizleri benimsenmiştir. Yine Kurum tarafından
19.01.2015 tarihinde yayımlanan Sektör Araştırması’nda tedarikçilerin sahip oldukları
sayaç sayısına dayanan analizler yapılmıştır175.
(747) Ayrıca bir tedarikçinin sahip olduğu sayaç sayısının fazla olmasının ilgili tedarikçinin
karşılaşacağı tahsilat ve dengesizlik risklerini azalttığı ve sahip olunan sayaçların ilgili
tedarikçi nezdinde birer sanal ağı176 temsil ettiği değerlendirilmektedir. Bunun yanında,
perakende elektrik piyasasında referans etkisinin öneminden de bahsedilmelidir. Bir
tüketicinin tanış olduğu çevresindeki bireylerin hangi tedarikçiden alım yaptığı, tedarikçi
değişikliğine gidip gitmediği hususlarının o tüketicinin tedarikçi değişikliği ve tedarikçi seçim
kararları üzerinde kayda değer bir etkiye sahip olması anlamına gelen referans etkisinin
önemi, bu piyasalar bakımından sayaç bazlı pazar payını, pazar gücüne dair bir gösterge
haline getirmektedir.
(748) Elektrik perakende satış faaliyeti bakımından gerçekleştirilecek değerlendirmelerde
Komisyon kararlarının tam anlamıyla yol gösterici olmadığı zira AB üye ülkelerindeki yer
alan piyasa yapısı ile Türk piyasa yapısı arasında temel farklar bulunduğu, Komisyon
tarafından incelenen pazarların tamamında, tedarik şirketlerinin sattıkları elektriğin
tamamını (serbest olmayan tüketiciye satılan/ ikili anlaşma kapsamında satılan ayrımı
olmaksızın) spot piyasa üzerinden ve/veya uzun dönemli alım sözleşmeleri çerçevesinde
dilediği tedarikçiden yapabildiği, ülkemizde ise elektriğin nihai olarak düzenlenen tarife
kapsamında satılacak olması durumunda arz koşullarının tamamen farklılaştığı ve bu
büyük farklılaşmanın ilgili pazarın tanımlanmasında dikkate alınmasının zaruri olduğu,
Komisyon tarafından incelenen pazarların aksine, Türkiye’de elektrik piyasasına yönelik
regülasyonlar çerçevesinde GTŞ’lerin düzenlenen tarifeler kapsamında elektrik alan
kullanıcılara satacakları elektriğin tamamını, EPDK tarafından üç aylık dönemlerle
belirlenen tarifeler üzerinden TETAŞ’tan satın alma zorunluluğunun bulunduğu, GTŞ’lerin
son kullanıcıya yaptıkları satışların fiyat ve koşullarının EPDK tarafından belirlendiği ve
piyasada faaliyet gösteren tedarikçilerinin hiçbir söz hakkının bulunmadığı, öte yandan
kullanıcılarla yapılan ikili anlaşmalar kapsamında satılan elektrik bakımından tamamen
serbest piyasa koşullarının işlediği, her ne kadar elektrik teknik anlamda mutlak olarak
homojen bir ürün olsa da, Türkiye’deki regülasyonlar dolayısıyla ikili anlaşmalar
çerçevesinde satılan elektrik ile düzenlenen tarifeler kapsamında satılan elektriğin
tamamen farklılaştığı, Kurul’un ilgili pazar tanımına ilişkin değerlendirmelerinde, serbest
tüketici limitini aşmasına rağmen herhangi bir sebeple düzenlenen tarifeden elektrik almaya
devam eden kullanıcılara (son kaynak tedariki) satılan elektrik ile serbest tüketici limitini
aşan ve ikili anlaşmalar çerçevesinde elektrik alan kullanıcılara satılan elektriğin Türkiye’ye
özgü düzenleyici çerçeve dolayısıyla birbirinden tamamen farklı ürünler olduğunu mutlak
suretle dikkate alması gerektiği savunması da ele alınmıştır.
(749) Savunmada da belirtildiği üzere, AB veya diğer ülke örneklerindeki yaklaşımların birebir
alınması Türk elektrik piyasalarının yapısı nedeniyle sorun yaratabilecektir. Ancak serbest
tüketici hakkına sahip olup bu hakkı kullanmayan tüketicilerle, söz konusu hakkını kullanan
tüketicilerin aynı pazarda olduğuna ilişkin değerlendirmenin sorun yaratmayacağı
değerlendirilmektedir. Öyle ki, ilgili pazarın tanımlanmasında esas alınacak hususun
elektrik perakende satışına ilişkin talebin fiyat veya piyasadaki diğer değişkenler
çerçevesinde ikili anlaşma yapma ile düzenlenen tarifeye geçme arasında geçişliliğe sahip
olup olmamasıdır. Bu durumu kontrol etmek adına iktisadi analizler yapılabileceği gibi iki
statü arasındaki geçişkenliği ortaya koyan veriler de kullanılabilecektir.
175 s.33-35.
176 Sanal ağlar, bir teşebbüs tarafından sahip olunan sözleşmesel ilişkiler, mülkiyet hakları, kurallar,
standartlar, tüketici bilgileri gibi kurumsal verilerin tümünü ifade etmektedir.
18-36/583-284
225/284
(750) İlk olarak belirtilmelidir ki, Fransa’da olduğu gibi serbest tüketici hakkını kullanarak ikili
anlaşma yapan müşterinin bir daha düzenlenen tarifeler üzerinden elektrik alamaması gibi
bir durum ülkemizde söz konusu değildir, bu anlamda iki statü arasında “hukuki” olarak bir
geçişkenlik mevcuttur. Aşağıda son üç yıldaki geçişkenliğe ilişkin tablolara yer
verilmektedir.
Tablo 10: 2015 Yılı için Serbest Tüketici Hakkını Kullanan ve Kullanmayan Müşteri Geçişkenliği
K1’den İkili Anlaşmalara İkili Anlaşmalardan K1’e
Mesken 64.599 13.351
Ticarethane 27.756 11.278
Sanayi 1.170 4.835
Kaynak: Dağıtım Şirketleri
Tablo 11: 2016 Yılı için Serbest Tüketici Hakkını Kullanan ve Kullanmayan Müşteri Geçişkenliği
K1’den İkili Anlaşmalara İkili Anlaşmalardan K1’e
Mesken 131.751 84.070
Ticarethane 36.102 27.607
Sanayi 1.692 5.457
Kaynak: Dağıtım Şirketleri
Tablo 12: 2017 Yılı için Serbest Tüketici Hakkını Kullanan ve Kullanmayan Müşteri Geçişkenliği
K1’den İkili Anlaşmalara İkili Anlaşmalardan K1’e
Mesken 373.149 58.265
Ticarethane 50.107 42.395
Sanayi 439 4.456
Kaynak: Dağıtım Şirketleri
(751) Tablolardan görüldüğü üzere, serbest tüketici hakkını kullanmayan tüketicilerle, söz konusu
hakkı kullanmış olan tüketiciler arasında çok ciddi bir geçişkenlik bulunmakta, diğer bir
ifadeyle, talep piyasadaki değişimlere göre statüler arasında yer değiştirebilmektedir. Talep
bakımından aralarında böylesine bir geçişkenlik bulunan iki statünün aynı pazarda
bulunmasına ilişkin olarak ayrıca arz bakımından ayrı bir analizin yapılmasına gerek
olmadığı değerlendirilmektedir. Öte yandan talep taraflı aksaklıkların varlığı, düşük tüketici
akışkanlığı ilgili pazarlarda devam eden unsurlarken, serbest tüketici hakkını kazandığı
halde kullanmayıp düzenlenen tarifeler üzerinden elektrik enerjisi temin eden tüketicileri
serbest tüketici pazarlarında tanımlamamanın pazar gerçekleriyle uyuşmayacağı ve
GTŞ’lerin gerçek pazar güçlerini küçümsemek anlamına geleceği ifade edilmelidir.
(752) Serbest piyasa koşulları ile yapılan alımlara ilişkin imzalanan ikili anlaşmaların, sektörel
düzenlemeler çerçevesinde PSS’ler bakımından öngörülen ve tüketiciyi koruma amacına
tabi olmadığı, düzenlenen tarifeler bakımından yapılan alımların tüketiciye sağladığı
korumanın, elektrik enerjisi ürününü tüketici gözünde farklılaştıran bir unsur olduğunun
düşünüldüğü, dolayısıyla ikili anlaşma kapsamında tedarik edilen elektrik enerjisi ile
PSS’ler ile tedarik edilen elektrik enerjisinin birbirinden farklı ürünler olduğu savunması da
şu şekilde ele alınmıştır: Bahse konu olan sözleşme türlerinin birbirinden belli ölçülerde
farklı oldukları açıktır, Nitekim bu farklılıklar çerçevesinde sözleşme türleri PSS ve ikili
anlaşma gibi farklı isimlerle nitelendirilmektedir. Ancak ilgili pazar tanımında dikkate alınan
husus incelenen ürün veya hizmetler arasında ikame edilebilirlik ve/veya geçişkenlik
durumunun olup olmadığıdır. PSS çerçevesinde tüketici savunmada olduğu iddia edilen
korumalardan yararlanmaktan vazgeçerek başka bir tedarikçi ile hiçbir engel olmadan ikili
anlaşma yapabilir ya da bir tedarikçi ile ikili anlaşması bulunan bir tüketici de yine hiçbir
ciddi engelle karşılaşmadan tekrar PSS çerçevesinde elektrik temin edebilmektedir. Söz
18-36/583-284
226/284
konusu durumun piyasa verileriyle de desteklendiği düşünüldüğünde anılan iki hizmetin
aynı ilgili pazarda yer aldıkları değerlendirilmektedir. İlgili pazarlardaki piyasa koşulları, fiyat
düzeyleri, tarifelerin düzeyi ve referans niteliği, enerji piyasalarına duyulan düşük güven,
talep taraflı aksaklıklar ve buna bağlı düşük tüketici mobilizasyonu her iki tüketici grubunun
birbirinden ayrılmasını engellemektedir. Tarifelerin, serbest tüketici olan tüketicilerin
AB’deki gibi düzenlenen tarifeden ikili anlaşmalara geri dönülemez biçimde geçiş
yapmasını sağlamaktan ve tüketici mobilizasyonunu bu yönde teşvik etmekten uzak olduğu
sürece her iki tüketici grubunu birbirinden ayrı tanımlamak mümkün değildir.
(753) Dosyada iletim ve dağıtım seviyesinden bağlanan müşteriler arasında arz yönlü
parametrelerin dikkate alındığını görüldüğü, benimsenen bu yaklaşımın, serbest tüketici
limitini aşmasına rağmen düzenlenen tarifeler üzerinden alım yapan müşteriler bakımından
da uygulanması gerektiği savunması hakkında; tedarikçilerin teklifleri açısından dağıtım
ile iletim sisteminden bağlı olan müşteriler direkt farklılaşmaktadır. Serbest tüketici limitinin
üzerinde olup, bu hakkını kullanan ve kullanmayan müşteriler bakımından ise, tedarikçinin
arz koşulları değişmemektedir. Öyle ki, ikili anlaşma yapan müşteriye elektrik tedarik eden
tedarikçinin arz planlaması ile düzenlenen tarifelerden elektrik almaya devam eden bir
serbest tüketiciye ikili anlaşma teklifi sunacak olan tedarikçinin arz planlaması arasında bir
fark bulunmamaktadır. Savunmada dile getirilen hususun serbest tüketici hakkına sahip
olanlar ile bu hakka sahip olmayanlar arasında olduğu değerlendirilerek ayrı bir pazar
tanımlamasına gidilmiştir.
(754) İlgili pazarın tanımlanmasındaki amacın inceleme konusu teşebbüslere rekabetçi baskı
yaratabilecek rakiplerin tespit edilmesi olduğu, bu doğrultuda özellikle düzenlenen tarifeler
ile tüketicilere sunulan koşulların herhangi bir surette GTŞ’nin pazar gücünü yansıtmadığı
zira söz konusu faaliyetler kapsamında sahip olunan portföye ilişkin fiyatlama stratejilerinin
GTŞ’nin inisiyatifinde olmadığı ve kar marjının EPDK tarafından belirlendiği savunması da
değerlendirilmiştir. GTŞ’lerin görevli tedarik şirketi unvanıyla düzenlenen tarifeler üzerinden
tedarik ettiği elektriğe ilişkin fiyatlar ve kar marjı EPDK tarafından belirlenmekle birlikte,
yapılan tedarikin kitlesel olduğu ve garanti bir kar marjı ile çalışıldığı düşünüldüğünde, söz
konusu tedarikin ilgili GTŞ bakımından çok ciddi bir düzenli gelir yarattığı aşikardır. Buna
ek olarak, yine görevli unvanına sahip olunması nedeniyle yerleşik şirketlerin faaliyet
gösterdikleri bölgelerde çok ciddi bir müşteri hizmet merkezi ağı, saha operasyonu ve
marka bilinirliği bulunmaktadır. Bu etmenler dikkate alındığında GTŞ’lerin düzenlemelere
tabi olmasının söz konusu şirketlerin pazar güçlerini artırmayacağına ilişkin bir düşüncenin
yanlış olacağı değerlendirilmektedir. Bunun yanında GTŞ’lerin isterlerse söz konusu
tüketicileri daha rekabetçi fiyatlarla serbest tüketici portföylerine katabileceklerdir.
(755) İlgili pazara ilişkin değerlendirme yapılırken dinamik analizlerin yapılması gerektiği, bu
anlamda Son Kaynak Tedariki Tebliği’nin mevcut soruşturma kapsamında ilgili pazar
tanımlanırken dikkate alınması gerektiği savunması hakkında da şunlar belirtilmelidir: İlgili
pazar tanımlarının yıllar içinde değişen piyasa koşulları çerçevesinde güncellenmesi ve
yeni yaklaşımlar geliştirilmesi, savunmada belirtilen “dinamik analiz” yapılmasının, bu
bağlamda işbu dosyada ortaya konan pazar tanımlarının önceki Kurul kararlarından
farklılaşması kati suretle değişen piyasa gerçekliğinin bir sonucudur. Öte yandan anılan
yeni düzenleme çerçevesinde ortaya çıkacak olan yeni piyasa gerçeklikleri ilerleyen
dönemde mutlak suretle dikkate alınacak olmakla birlikte, dosyanın 2015 Ocak - 2018
Şubat dönemlerini esas alması ve anılan düzenlemenin söz konusu tarihler açısından bir
geçerliliğinin bulunmaması nedeniyle işbu dosya kapsamında yapılacak olan ilgili pazar
tanımlarında kullanılamayacağı değerlendirilmektedir.
(756) Alman rekabet otoritesinin Integra/Thüga Kararı çerçevesinde yapılan savunmalar da
değerlendirilmiştir. Bu noktada ilgili kararda ortaya konulan ilgili ürün pazarı perspektifinden
farklı Komisyon kararlarının da bulunması ve daha önce de ifade edildiği üzere serbest
18-36/583-284
227/284
tüketici hakkını kazanmasına rağmen kullanmayan tüketicilerle ikili anlaşmalar üzerinden
elektrik alan tüketiciler arasında ikame ve ciddi bir geçişkenlik ilişkisi bulunması nedeniyle
ilgili ürün pazarı tanımının serbest tüketici limitinin üzerinde bulunan müşterilere yapılan
elektrik perakende satışı olarak kalmasının ve alt kırılımların mesken, ticarethane ve sanayi
gruplarına göre yapılmasının gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
(757) Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin özelleştirilmesi hakkında verilen Kurul kararı ve Sektör
Araştırması, Integra/Thüga Kararı, EDF/London Electricity Kararı, EDF/Dalkia Kararı,
E.ON/MOL Kararı, GDF/Suez Kararı’na dayanarak, kullanıcı tipine dayalı olarak elektrik
perakende satış faaliyetinin alt pazarlara ayrılması gerektiği savunması da ele alınmıştır.
İlgili ürün pazarının tanımlanmasındaki temel husus piyasa gerçekliğinin olabildiğince
dikkate alınmasıdır. Ülkemizdeki elektrik piyasasının yapısı ve geçerli olan düzenlemeler
dikkate alındığında tarifelerle belirlenmiş olan elektrik fiyatının, ilgili müşteri grubundaki
rekabetin temel belirleyicisi olduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple tüketim seviyeleri benzer
olsa da, bahsi geçen tarifeler nedeniyle her bir müşteri grubunda gözlenen arz ve talep
dinamikleri birbirinden farklılaşmakta, bu sebeple de her bir müşteri grubunun ayrı bir pazar
olarak tanımlanması gerektiği değerlendirilmektedir.
(758) Büyük ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılarla, küçük ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari
kullanıcıların ayrımında kesin bir ölçüt olmamakla birlikte, Komisyon’un EDF Kararı’nda
kabul edilen 7 gWh’lık tüketim eşiğinin veya Türkiye’de belirlenen ilk serbest tüketici limiti
olan 9 gWh’nin eşik olarak kabul edilmesinin uygun olacağı, ancak 7 gWh’lik eşiğin kabul
edilmesinin AB’de benimsenen yaklaşım ile paralel olması nedeniyle hukuki
öngörülebilirliği arttıracağı savunması ayrıca değerlendirilmiştir. Elektrik perakende satış
faaliyetinin üzerinde “teorik” olarak sadece fiyat rekabeti yapılabilen bir hizmet olduğu ve
tarifelerin tüketim miktarına göre değil, tüketici gruplarına göre belirlendiği, bu sebeple de
aynı tüketici grubunda bulunan müşterilerin aynı fiyata tabi olduğu göz önüne alındığında
Türk elektrik piyasalarının mevcut yapısı kapsamında tüketici gruplarının üzerinde tüketim
miktarına dayanan ayrı bir pazar tanımı yapılmasının piyasa gerçekliği ile örtüşmeyeceği
tespit edilmiştir.
(759) EPDK tarafından belirlenen abone grubu ayrımının temel olarak kullanıcıların tüketim
miktarlarını yansıtmadığı, özellikle sanayi grubu bakımından daha çok iştigal ettikleri ticari
faaliyete ilişkin olduğu, ticaret segmentin ilgili pazarın tanımlanmasında dikkate alınmasının
sağlıksız sonuçlar vereceği, zira söz konusu kullanıcıların ilgili mevzuat kapsamında
mesken, sanayi, aydınlatma ve tarımsal sulama abone grupları içinde yer almayan tüm
kullanıcıları kapsadığı, böyle bir yaklaşım çerçevesinde küçük bir eczane ile çok daha
büyük tüketimi olan bir AVM’nin aynı pazarda olacağı, savunması da yapılmıştır. Ancak
daha önce de ifade edildiği üzere, elektrik ürün olarak homojen bir üründür, bu sebeple her
ne kadar katma değerli hizmetlerin sunumuna da rastlansa da teorik olarak sadece fiyat
rekabetine konu olabilmektedir. Rekabetin bu denli fiyata dayandığı bir hizmet açısından
fiyatı belirleyen tarifelerin çok büyük önem arz ettiğinin tartışılması pazar gerçekliğiyle
uyuşmayan bir yaklaşımdır. Bu sebeple aynı tarife grubuna dahil olan, diğer bir ifadeyle
aynı fiyata tabi olan müşterilerin aynı pazarda değerlendirilmesinin piyasa gerçekliği
bakımından daha isabetli olacağı ifade edilmelidir.
(760) Son Kaynak Tedariki Tebliği ile müşteri gruplarının yüksek ve düşük tüketimli olarak ikiye
ayrılacağının ve yüksek tüketimli müşterilere yönelik açıklanacak tarifelerin maliyet esaslı
olarak hesaplanacağının öngörüldüğü, böylelikle tarifelerin serbest piyasa fiyatları
üzerindeki baskısını azaltacağı, işbu soruşturma kapsamında ticarethane grubunda yer
alan büyük ve küçük tüketimli müşterilerin, EPDK’nın anılan düzenleme ile piyasayı
yeniden kurguluyor olmasını göz ardı ederek, aynı pazarda değerlendirilmesinin
dayanaktan yoksun bir yaklaşım olduğu savunması da yapılmıştır. İşbu soruşturmanın
odak noktasını 2015 Ocak- 2018 Ocak dönemi oluşturmaktadır, bu sebeple anılan
18-36/583-284
228/284
tarihlerdeki piyasa yapısının ve söz konusu piyasa yapısını etkileyen dinamiklerin dikkate
alınması gerekmektedir. Aksi durum yapılacak değerlendirmelerin sağlıksız olmasına yol
açabilecektir. EPDK’nın düzenlemesinin soruşturmanın odak noktasının dışında kalan bir
tarihte yürürlüğe girmesi nedeniyle işbu dosya kapsamında değerlendirilemeyeceği açıktır.
Ancak hiç kuşku yoktur ki, ilerleyen dönemde yapılacak benzer nitelikli incelemelerde
EPDK’nın son düzenlenmesinin dikkate alınması gerekliliği aşikardır.
(761) Dosyada yapılan analizler piyasadaki fiili ve potansiyel etmenleri dikkate almaktadır. Öyle
ki dosyada yer alan “sanayi müşterilerinin üretimlerini gece saatlerine kaydırabilme
esnekliğine sahip olması veya gün boyu üretime devam etmesi” ifadesi sanayi
müşterilerinin esneklik potansiyeline vurgu yapıldığını göstermektedir. Ayrıca Türkiye
çapındaki mesken, ticarethane ve sanayi yük eğrilerine ilişkin grafik, sanayi müşterileri için
ifade edilen durumun sadece bir potansiyel olmadığını gösterir niteliktedir.
(762) Dosyada yer alan ve dağıtım bedeli gibi maliyetlerin farklılaşması itibariyle sisteme iletim
hattından bağlı olan sanayi kullanıcılarının ayrı ilgili pazarlar kapsamında yer almasının
kabul edilemeyeceği, sisteme iletimden bağlanmak isteyen müşterilerin yüksek voltajlı
elektriği dönüştürmek adına gerekli tesislerin kurulması için masrafa katlandığının bilindiği,
iki müşteri grubunun ayrı pazarlarda olduğunun gösterilmesi için ilgili müşterinin katlandığı
maliyetin değerlendirilmesi gerektiği savunması karşısında iletim ve dağıtımdan bağlı
sanayi müşterilerinin iki boyutta birbirinden farklılaştığının altı çizilmelidir. İlk olarak
iletimden bağlı olan müşteriler, dağıtımdan bağlı müşterilerin katlandığı dağıtım bedeli gibi
maliyetlere katlanmamaktadır, bu sebeple iletimden bağlı müşteriler daha avantajlı bir
şekilde elektrik temin edebilmektedirler. İkinci olaraksa, iletimden bağlı olan müşterilerin
tüketimleri ile dağıtımdan bağlı olan müşterilerin tüketimleri arasında çok ciddi bir fark
bulunmaktadır. Öyle ki, söz konusu fark elektriğin tedariki anlamında iletim müşterilerine
bir avantaj sağlayacaktır. Sonuç olarak hem tabi olunan fiyat hem de talep edilen tüketim
miktarları arasındaki fark nedeniyle iletim ve dağıtım seviyesinden bağlı olan müşteriler
farklı pazarlardadır.
I.7.7. İlgili Coğrafi Pazar Tanımına Yönelik Savunmalar ve Bunların Değerlendirmesi
I.7.7.1. İlgili Coğrafi Pazar Tanımına İlişkin Savunmalar
(763) İlgili Pazarın Tanımlanmasına İlişkin Kılavuz'a göre ilgili coğrafi pazarın tanımlanması
noktasında en önemli hususun piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin müşterilerinin
siparişlerini kısa dönemde ve ihmal edilebilir maliyetlerle başka yerdeki teşebbüslere
kaydırıp kaydıramayacakları olduğu belirtilmiştir.
(764) Elektriğin perakende satışı bakımından, en azından teorik olarak, gerek müşterilerin
taleplerini herhangi bir bölgede faaliyet gösteren bir tedarikçiye kaydırmalarının, gerekse
herhangi bir bölgede faaliyet gösteren bir tedarik şirketinin satış çabalarını fiyatların
ortalamanın üzerinde gerçekleştiği bir bölgeye kaydırmalarının önünde hiçbir engel
bulunmadığı ifade edilmiştir.
(765) Diğer ürünlerden farklı olarak elektriğin teslim edilen ürünün izlediği yoldan bahsetmek
mümkün olmadığı, nihai kullanıcıların elektriği hangi tedarikçiden alırsa alsın ve söz konusu
tedarikçi hangi üretim şirketi ile anlaşmış olursa olsun, ilgili nihai tüketiciye teslim edilecek
olan ürünün, o anda kullanım yerinde akmakta olan elektrik olduğu177, önemli olanın, satış
yapan tedarikçinin aynı miktarda elektriği sisteme vermesi ile sistemdeki üretim-tüketim
dengesinin daima sağlanması olduğu ileri sürülmüştür.,
(766) Kurul’un dağıtım özelleştirme kararlarında, büyük endüstriyel tüketiciler bakımından ilgili
coğrafi pazarın Türkiye olduğu; küçük ölçekli tüketiciler bakımından ise, mevcut mevzuat
177 Hunt, 2002, s.31.
18-36/583-284
229/284
çerçevesinde bölgesel coğrafi pazarların halen söz konusu olduğu, öte yandan
serbestleşme süreci dikkate alındığında serbest tüketici limitinin sıfıra indirilmesiyle bu
faaliyetlere ilişkin coğrafi pazarın bölgesellikten çıkıp Türkiye ölçeğine genişletilebileceği
öngörülmektedir şeklinde tanımlandığı belirtilmiştir.
(767) Komisyon'a göre tüm tedarikçilerin ülke genelinde satış yapabilmesi ve tüm kullanıcıların
da faaliyet gösterdiği bölgeden bağımsız olarak dilediği tedarikçi ile çalışabilmesi ilgili
pazarın ulusal nitelikte olduğunu ortaya koymak için yeterli kabul edilmiş ve bu konuda
daha detaylı bir incelemeye dahi gerek duymadığı dile getirilmiştir.
(768) Komisyon'un Vattenfall/Nuon Energy178 Kararı değerlendirmelerinde ilgili coğrafi pazarın
bölgesel bazda belirlenmesi için (i) müşterilerin inceleme konusu bölgelerde yer alan
tedarikçilere geçiş oranları, (ii) farklı coğrafi pazarları oluşturduğu düşünülen bölgeler
arasındaki fiyat farklılıkları, (iii) tedarikçilerin farklı bölgelerde faaliyet göstermesini
zorlaştıran giriş engellerinin incelendiği ifade edilmiştir.
(769) Dosyada farklı dağıtım bölgelerinde müşterilere sunulan fiyatlar arasında bir karşılaştırma
yapılmadığı, ayrıca pazar paylarını gösteren tablolarda, müşterilerin kayda değer kısmının
rakip tedarikçilerden alım yaptığı dönemler olmasına karşın bu alımların yerleşik tedarikçi
tarafından sunulan elektrik ürününe alternatif teşkil ettiği gerçeğinin göz ardı edildiği
belirtilmiştir.
(770) EPDK tarafından aylık dönemlerde belirlenen ulusal tarifenin tüm ülkedeki tüketiciler için
aynı belirlenmesi, iletim ve dağıtım bedellerinin farklı bölgelerde yer alan tüketiciler için
homojen olması gibi hususların, dosyadaki varsayım çerçevesinde bölgeler arasında ciddi
fiyat farklılıklarının bulunmadığı sonucunu ortaya konmasının beklendiği, ilgili coğrafi
pazarın bölgesel kapsamda belirlenebilmesi için öncelikle farklı dağıtım bölgelerinde her
bir ilgili ürün pazarında yer alan müşteri grubuna yönelik belirlenen fiyatların birbiriyle
karşılaştırılması ve bölgesel bazda kayda değer fiyat farklılıklarının söz konusu olup
olmadığının değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Mesken kullanıcılarının ikili
anlaşmalarda büyük çoğunlukla GTŞ’leri tercih etmesinin ilgili coğrafi pazarın bölgesel
olarak tanımlanması için yeterli olmadığı dile getirilmiştir.
(771) EPDK’nın, elektriğin perakende satışı pazarındaki rekabetin artması adına serbest
tüketicilerin tedarikçi değişimini kolaylaştıracak önemli adımlar attığı, bu adımların en
önemli örneklerinden bir tanesinin EPDK'nın 28.03.2015 tarihinde DUY 30/A maddesinde
yaptığı değişiklik ile serbest tüketicilerin mevcut tedarikçilerinin, ilgili kullanıcının başka bir
tedarikçiye geçiş taleplerini reddetme hakkını tamamen ortadan kaldırıldığı belirtilmiştir.
(772) Mesken kullanıcıları bakımından, EPDK düzenlemelerinin yanı sıra TKHK ve ilgili
mevzuattaki bazı hükümlerin de geçiş maliyetleri üzerinde önemli etkileri olduğu ifade
edilmiştir. Nitekim söz konusu düzenlemeler sebebiyle TKHK anlamında tüketici sayılan
mesken kullanıcılarıyla akdedilen bir yıldan uzun süreli taahhüt içeren sözleşmelerde
tüketicilerin herhangi bir bedel ödemek zorunda olmaksızın taahhütlerini/sözleşmelerini
sonlandırabildiği, bu düzenlemelerin de özellikle mesken tüketicileri bakımından olası geçiş
maliyetlerinin ortaya çıkmasını dahi engellediği belirtilmiştir.
(773) Sonuç olarak, ikili anlaşmalar kapsamında elektrik alan kullanıcıların herhangi bir maliyete
katlanmaksızın diledikleri gibi Türkiye'nin herhangi bir yerinde kurulu tedarik şirketlerinden
hizmet alabildiği ve ilgili ürün pazarlarında (küçük ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari
kullanıcılar ile mesken kullanıcıları) teorik anlamda bölgesellikten kesinlikle söz
edilemeyeceği, fakat fiili duruma bakıldığında, özellikle ikili anlaşmalar çerçevesinde
elektrik alan mesken kullanıcılarının çok önemli bir bölümünün ikamet ettikleri bölgede
faaliyet gösteren GTŞ'leri tercih ettiği, bunun sebebinin arz tarafında yer alan rakip
178 Case No COMP/M.5496 - VATTENFALL / NUON ENERGY
18-36/583-284
230/284
tedarikçilerin tercihlerinden kaynaklandığı, aşağıdaki sayılanların bu durumun sebepleri
olacağı dile getirilmiştir:
Mesken kullanıcılarının tüketim miktarları diğer kullanıcı türlerinden daha düşük ve
daha dengesiz olması,
Mesken kullanıcılarının tüketim profillerinin diğer kullanıcı türlerine göre daha düşük
olmasının, bu segment kullanıcılarının GTŞ'ler bakımından düşük kar potansiyeline
sahip olarak değerlendirilmesine neden olması,
Mesken kullanıcılarına yönelik özel korumaların, mesken kullanıcılarına hizmet
sunacak tedarik şirketlerinin regülasyon yükünü arttırması.
(774) EPDK tarafından yayınlanan Aralık 2017 dönemine ilişkin Elektrik Piyasası Sektör
Raporu’na göre mesken kullanıcıları, kullanıcı sayısı bazından piyasanın %81,4’üne
tekabül etmekte iken, tüketim bazında bu oranın yalnızca %24,9 olduğu, oysa kullanıcı
sayısı bazında piyasanın yalnızca %0,146’sını oluşturan sanayi kullanıcılarının toplam
elektriğin yaklaşık %44,25’ini tükettiği, ticarethanelerin ise kullanıcı sayısı bazında pazarın
%16,18’ine tekabül ettiği ve toplam elektriğin %28,28’ini tükettiği ifade edilmiştir.
(775) Pazardaki bu durum karşısında tedarik şirketlerinin öncelikle sanayi kullanıcılarını ve daha
sonra da ticarethane kullanıcılarını hedef kitle olarak belirlediği, serbestleşme sonrasında
pazara yeni giren teşebbüslerin öncelikle karlılık oranı en yüksek olan piyasalara
yönelmesine literatürde cream skimming (kaymağı kapma) adı verildiği ve elektrik piyasası
için de geçerli olduğu belirtilmiştir.
(776) Mesken kullanıcılarının, sanayi ve ticarethane kullanıcılarının aksine elektriği ticari
faaliyetlerine ilişkin kolaylıkla muhasebeleştirilebilen bir girdi olarak değerlendiremedikleri
ve genel bütçelerini etkileyen çok sayıda maliyet kaleminden biri olarak gördüğü (hatta bazı
durumda bu maliyet kaleminin tamamen göz ardı edildiği), dolayısıyla, mesken
kullanıcılarının ticari bir maliyet minimizasyonu motivasyonu ile hareket etmelerinin söz
konusu olmadığından, serbest tüketici haklarını kullanmaları durumunda elde edecekleri
avantajlar hakkında daha fazla bilgilendirilmeleri gerektiği ileri sürülmüştür.
(777) GTŞ'lerin diğer tedarikçilere karşı avantajının, mesken kullanıcılarının önemli bölümüne
doğrudan erişebilmelerini sağlayan iletişim bilgilerine (ör: e-posta adresi, telefon) sahip
olmaları olduğu, doğrudan iletişim bilgisine sahip olmayan tedarik şirketlerinin ise daha
ziyade genel nitelikli pazarlama faaliyetlerine yönelmesi gerektiği, genel nitelikli pazarlama
faaliyetlerinin niteliğindeki teknolojiden kaynaklı etkinlik artışları ile internet üzerinden
sosyal medya mecraları ve yazılı medya aracılığıyla maliyetlerin de ciddi derecede düştüğü
ifade edilmiştir.
(778) Sanayi ve ticarethane segmentindeki kullanıcılar bakımından diğer tedarikçilerin de belli bir
doygunluk seviyesine ulaştığı, özellikle belli bir ölçeğin üzerindeki tedarik şirketlerinin genel
nitelikteki pazarlama faaliyetleri ile mesken kullanıcılarına da yönelmeye başladığı dile
getirilmiştir.
(779) Serbestleşme sürecinin ilerlemesi ile birlikte tedarik şirketlerinin Türkiye’nin her yerindeki
mesken kullanıcılarını hedef kitle olarak görmeye başlaması ve bu kullanıcılarla ikili
anlaşma imzalamak için yoğun olarak faaliyet göstermesi şeklinde evrilen süreçte 2016
yılından itibaren bir duraklama/gerileme yaşandığı, toptan piyasalardaki elektrik ticareti
açısından temel gösterge fiyat olarak kabul edilen PTF’nin yürütülmekte olan soruşturma
sürecini de kapsayan 2015-2017 döneminde görülen %18’lik artışa ve yine aynı dönemdeki
YEKDEM birim maliyetlerindeki yaklaşık dört katlık artışa rağmen düzenlenen tarifelerin bu
durumdan etkilenmemesinin GTŞ’lerin hareket alanını daralttığı ve tüketicilere cazip
seçenekler sunma imkanını ciddi oranda kısıtladığı iddia edilmiştir.
18-36/583-284
231/284
(780) Mevcut durumda perakende elektrik piyasasında ciddi sonuçlar doğuran kamu tercihlerinin
değişmesi ile mesken kullanıcılarının arz tarafındaki tedarik şirketlerinin tercihlerinden
kaynaklı olarak daha ziyade kendi bölgelerinde faaliyet gösteren GTŞ'leri tercih ettiği
bildirilmiştir.
(781) GTŞ’lerin son kaynak tedarikçisi olarak faaliyet gösterdikleri bölgelerdeki satış ve
pazarlama faaliyetlerine ağırlık vermesinin, tek başına ilgili coğrafi pazarın bölgesel nitelikte
tanımlanmasını meşrulaştıracak bir husus olarak kabul edilmemesi gerektiği, aksine
pazarda faaliyet gösteren tüm tedarik şirketlerinin bakış açıları dikkate alınarak, objektif ve
iktisadi prensiplere uygun bir değerlendirme yapılması gerektiği öne sürülmüştür.
(782) Ayrıca, GTŞ’lerin son kaynak tedarikçisi olarak faaliyet gösterdikleri dağıtım bölgelerindeki
serbest tüketicilerle geçmişten kalan ticari ilişkilerinin olması ve bu kullanıcılara ilişkin
iletişim bilgilerine sahip olmasının, GTŞ’lerin özellikle de mesken kullanıcıları bakımından
halen bölgesel odaklı stratejiler belirlemesine yol açtığı belirtilmiştir.
(783) Son kaynak tedarikçisi olarak faaliyet gösterdikleri dağıtım bölgesindeki tüketim miktarları
görece düşük olan GTŞ'lerin daha yayılmacı stratejiler benimsediği ve Türkiye'nin
tamamına satış yapmaya çalıştığı, bu nedenle, GTŞ'ler bakımından dahi, mesken
kullanıcılarına yönelik stratejilerin daima bölgesel nitelikli olduğunu söylemenin zor olduğu
belirtilmiştir.
(784) Ayrıca, halihazırda serbest tüketim hakkını kazanan tüm kullanıcılara ilişkin bilgilerin
dağıtım şirketleri tarafından EPİAŞ sistemine yüklendiği ve bu sistemde, kullanıcıların
hangi grupta olduğuna ve tüketim verilerine ilişkin bilgilerin yer aldığı, söz konusu bilgilere
tüm tedarik şirketlerinin ulaşabildiği göz önüne alınarak tedarik şirketlerinin karlı gördükleri
tüm bölgelerde bir başka deyişle ulusal düzeyde teklif vermeleri konusunda herhangi bir
engel bulunmadığı öne sürülmüştür.
(785) Yüksek düzeyde tüketime sahip ticarethane ve sanayi grubu tüketicilerin acısından ise
sahip oldukları bilinç düzeyi, fiyat hassasiyeti ve pazarlık gücünün sanayi ve ticarethane
tüketicilerini kaçınılmaz olarak aktif bir elektrik tedariki sürecine yönlendirdiği, farklı tedarik
şirketlerinin sunmuş olduğu çeşitli seçenekleri inceleme imkânını kendileri tesis edebilen
sanayi ve ticarethanelerin, elektrik ihtiyaçlarını herhangi bir sınırlama olmaksızın tüm ülke
çapındaki tedarik şirketlerinden biri üzerinden temin etmesinin önünde herhangi bir engel
bulunmadığı dile getirilmiştir.
(786) İlgili Pazar Tanımına İlişkin Kılavuz'da da belirtildiği gibi pazarın arz ve talep ikamesi
yönünden bütüncül olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Dağıtım şirketinin üst
pazardaki tekel konumundan faydalanılarak diğer tedarik şirketlerinin dışlanmasına yönelik
uygulamalarda bulunulmasının, GTŞ'ler perakende satış seviyesinde hâkim durumda
bulunmasa dahi 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal edeceği, bu sebepten ötürü,
dağıtım şirketinin kendileri ile aynı bütünlük içinde yer alan GTŞ'leri kayırmasını
engelleyecek adımlar atılmasının perakende seviyede yapılacak pazar tanımına bağlı
olmadığının önemle vurgulanması gerektiği savunulmuştur.
(787) Tüm bu açıklamaları çerçevesinde, ilgili coğrafi pazarın yalnızca büyük ölçekli endüstriyel
ve ticari kullanıcılar için değil, küçük ve orta ölçekli endüstriyel kullanıcılar ve hatta mesken
kullanıcıları için de "Türkiye" olarak tanımlanması gerektiği hususları ifade edilmektedir.
I.7.7.2. İlgili Coğrafi Pazar Tanımına İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(788) İlk olarak belirtmek gerekir ki, elektrik dağıtım özelleştirmelerine ilişkin olarak alınan Kurul
kararları ilerleyen dönemde düzenleyici otorite ve diğer politika yapıcılarının o dönemde
çizdikleri yol haritasının izleneceği varsayımı ve beklentisi altında oluşturulmuştur. Öyle ki,
2015 yılının sonuna kadar tüm kullanıcı tiplerinin kendi tedarikçisini seçecek duruma
kavuşturulması ve varsayılan tedarikçi tarifelerinin kaldırılarak tüm kullanıcıları ikili anlaşma
18-36/583-284
232/284
ile elektrik almaya sevk edecek düzeyde son kaynak tarifelerinin düzenlenmesi
öngörülmekteyken, planlanan hususların hiçbirinin tam anlamıyla hayata geçmediği
görülmektedir. Bu nedenle işbu soruşturmanın kapsadığı dönemdeki piyasaya gerçekliğine
dayanan bir pazar değerlendirmesi yapmak, daha önceki Kurul içtihatlarıyla bir çelişki
oluşturmamakta, aksine önceki Kurul kararlarının gerçekleşen piyasa şartlarına göre revize
edilmesi anlamı taşımaktadır.
(789) Savunmada ifade edilen bir diğer husus ise, tedarikçilerin aldıkları lisansların ulusal nitelikte
olduğu, Türkiye’nin herhangi bir bölgesinde üretilen elektriğin yine Türkiye’nin herhangi bir
bölgesine satılabileceği, tüketicilerin geçiş maliyetlerinin neredeyse sıfır olduğu,
tedarikçilerin de ihmal edilebilir düzeyde maliyetlere katlanarak ulusal bir satış-pazarlama
yapabilecekleridir. Savunmada söz konusu hususların ilgili coğrafi pazarın tüm ilgili ürün
pazarları bakımından ulusal ölçekte tanımlanması için dayanak olarak kullanıldığı
anlaşılmaktadır. Söz konusu argümanların “teorik” olarak doğruluğunun tartışmalı olduğu
bir kenara bırakılıp, kabul edildiği durumda tüm müşterilerin ciddi bir şekilde GTŞ dışında
kalan tedarikçilere geçiş yaptığının görülmesi gerekecektir, çünkü savunmada dile getirilen
hususların hepsinin fiili hayatta görülebilmesinin tek yolu geçiş verileri olacaktır. Bu
bağlamda geçiş yapan birimin müşterinin kendisi, diğer bir ifadeyle sayaç olduğu göz
önünde bulundurulduğunda her iki dağıtım bölgesinde ilgili müşteri gruplarındaki sayaç
bazlı dağılıma yer vermek yararlı olacaktır.
Grafik 107: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken Serbest Tüketicilerin Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 108: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Mesken Serbest Tüketicilerin Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
Grafik 109: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane Serbest Tüketici Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
18-36/583-284
233/284
Grafik 110: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesindeki Ticarethane Serbest Tüketici Sayaç Bazındaki Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
Grafik 111: Gediz Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi Serbest Tüketici Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: GDZ EDAŞ
Grafik 112: Aydem Elektrik Dağıtım Bölgesinde Sanayi Serbest Tüketici Sayaç Bazında Dağılımı
(…..TİCARİ SIR…..)
Kaynak: ADM EDAŞ
(790) Yukarıda yer verilen grafiklerden görüleceği üzere, mesken, ticarethane ve sanayi müşteri
gruplarında her iki bölge bakımından da GTŞ dışında kalan tedarikçilerin yaklaşık üç yıllık
bir dönemde elde edebildikleri payın azami %(…..) civarında olduğu görülmektedir. Bu
bağlamda rakip tedarikçilerin anılan GTŞ’ler karşısında etkin olamadıkları, diğer bir ifadeyle
yerleşik tedarikçiye bir alternatif oluşturamadıkları anlaşılmaktadır. Söz konusu piyasa
verisinin her üç müşteri grubu bakımından da pazarın bölgesel ölçekli olduğunu net bir
biçimde ortaya koyduğu ifade edilmelidir.
(791) Savunmada dile getirilen bir diğer husus da, pazarın bölgesel tanımlanması noktasında
tespit edilen pazara giriş engellerinin ifade edilmesi gerekliliğidir. Piyasada artan PTF ve
YEK maliyetlerine rağmen nihai tüketici tarifelerine zam yapılmaması, bu anlamda
tedarikçilerin operasyonlarını sürdürmelerinin zorlaşması, sanayi müşterileri ile ticarethane
grubunda yer alan görece yüksek tüketimli müşterilerin sahip oldukları pazarlık gücü
nedeniyle tedarikçiler açısından karlı olmayabileceği ve mesken ile ticarethane grubunun
geri kalan müşterilerinin teorik olarak karlı olmalarına rağmen yüksek pazarlama-satış
maliyeti nedeniyle çekici olmaktan uzaklaşabileceği ifade edilmiştir. Piyasada mevcut olan
yapısal durumun kamu politikaları çerçevesinde oluşmuş olması, söz konusu durumun
piyasa gerçekliği olmasını etkilememektedir.
I.7.8. Hakim Durum Tespitine İlişkin Savunmalar ve Bunların Değerlendirmesi
I.7.8.1. Hakim Durum Tespitine İlişkin Savunmalar
(792) Dosyada hakim durum ve ilgili pazar değerlendirmelerinin iç içe geçtiği, GTŞ olmaktan
kaynaklanan hususların hakim duruma ilişkin birer karine gibi değerlendirildiği, sektöre
ilişkin Kurum’un daha önceki görüş ve çalışmalarına dayanılarak verilen piyasa yapısına
18-36/583-284
234/284
ilişkin aksaklıkların doğudan GTŞ’lere atfedildiği ve en nihayetinde incelenen tarafların
halihazırda hakim durumda olduğuna ilişkin ön kabulün varlığının incelemenin geneline
yansıtıldığı ifade edilmektedir.
(793) Pazar payına ilişkin analizlerin sayaç sayısı gibi pazardaki görünümü yansıtmaktan oldukça
uzak olan bir gösterge tarafından ölçülmeye çalışıldığı, dosyada da tüketim düzeyi ile sayaç
sayısı arasında farklılıkların belirtildiği, ayrıca sayaç sayılarının pazar payı açısından bir
gösterge olmadığı ve sayaç bazlı değerlendirmelerin oluşan sosyal etkiyi ölçmek adına
faydalı olduğuna değinildiği, söz konusu varsayıma ilişkin herhangi bir veri veya etkinin
ortaya konulmadığı ifade edilmiştir.
(794) Dosyada düzenlenen tarifeler üzerinden alım yapan serbest tüketicilerin serbest piyasaya
geçmeme yönünde kararlarında özetle, kendilerine düzenlenen piyasada sunulan ürünün
daha tercih edilir olmasından ziyade mevcut tedarikçiden alım yapmayı sürdürme veya bu
tedarikçinin bağımsız tedarikçilere göre daha güvenilir olma eğiliminin belirleyici olduğunun
ifade edildiği, bu yaklaşımın iki temel noktada tutarsız olduğu belirtilmiştir.
(795) Bu noktalardan ilkinin, dosyanın ilgili ürün pazarının tanımlanmasına ilişkin kısımda pazarın
farklı müşteri grupları bakımından farklı tanımlamasına ilişkin açıklamalarla ilgili olduğu,
dosyada piyasada bulunan müşteri grupları bakımından ayrı ayrı tanımlanması konusunda
müşteri gruplarının arz ve talep yönlü özelliklerindense, bu müşteri grupları bakımından
belirlenen düzenlenen tarifelerin birbirinden ayrılıyor olmasının odak noktasına alındığı, bu
anlamda ilgili ürün pazarının tanımlanmasına ilişkin açıklamalarda düzenlenen tarifelerin,
serbest piyasada müşterilere sunulan ürünler bakımından rekabetçi bir baskı yarattığını
kabul ettiğinin görüldüğü, öte yandan dosyada serbest tüketici limiti üzerinde olmakla
birlikte düzenlenen tarifelerden alım yapan müşterilerin soruşturma tarafı teşebbüslerin
pazar gücü hesaplamasında dikkate alınması gerektiği savunulurken, bu müşterilerin
temelde piyasaya hakim talep yönlü aksaklıklar nedeniyle kendilerine düzenlenen tarife
dışında sunulan alternatif serbest piyasa seçeneklerini dikkate dahi almadığının ileri
sürüldüğü, dosyanın farklı kısımlarında yer alan bu açıklamaların birbiriyle tutarlı olmadığı,
zira söz konusu müşterilerin talep yönlü aksaklıkları nedeniyle her halükarda içinde
bulunduğu bölgede yer alan GTŞ’den son kaynak tedariki kapsamında elektrik enerjisi
alımını sürdüreceği ve bu tercihinde kendisine düzenlenen ve serbest piyasalarda sunulan
fiyat tekliflerini dikkate almayacağının kabul edildiği bir senaryoda, düzenlenen tarife
fiyatlarının serbest piyasa fiyatları üzerinde rekabetçi baskı yaratmasının mümkün olmadığı
ifade edilmiştir.
(796) İkinci tutarsızlığın dosyanın ilgili ürün pazarına ilişkin açıklamaları içeren kısmında müşteri
türleri bakımından gerçekleştirilen ayrımın göz ardı edilerek pazarın geneline ilişkin
ifadelerle söz konusu görüşün desteklenmeye çalışıldığı, dosyada serbest tüketicilere
yönelik elektrik perakende tedarik faaliyeti bakımından ilgili ürün pazarlarının “iletimden
bağlı sanayi müşterileri”, “dağıtımdan bağlı sanayi müşterileri”, “ticarethane müşterileri” ve
“mesken müşterileri” bakımından alt bir ayrıma tabi tutulmakta ve sayılan müşteri
gruplarının birbirlerinden arz ve talep yönlü farklılıklar gösterdiği ifade edildiği, bu farklılıklar
kapsamında anılan müşteri gruplarından sanayi ve ticarethane abone grubuna mensup
olan müşterilerin, mesken abone grubundaki müşterilerin aksine fiyat değişimlerine göre
daha esnek bir talep yapısına sahip olduğunun ifade edildiği, devam eden kısımda ise
elektrik perakende satışı piyasasında yer alan tüm müşterilerin talep yönlü aksaklıklar
nedeniyle içinde bulundukları dağıtım bölgesinde faaliyet gösteren GTŞ’nin düzenlenen
tarife portföyünde kalarak alım yapmaya devam ettikleri ve alternatif seçenekleri
değerlendirmediklerinin vurgulandığı, ayrıca bu durumun, anılan müşteri grubunun ilgili
dağıtım bölgesinde yer alan tedarikçilerin hakim durumda olup olmadığına yönelik analizde
de dikkate alınması gerektiğinin ileri sürüldüğü belirtilmiştir.
18-36/583-284
235/284
(797) Tüm açıklamaların ise ilgili ürün pazarına ilişkin değerlendirmeler kısmında yer alan sanayi
ve ticarethane abone grubuna mensup müşterilerin, yaptıkları tedarikte fiyatı önemli bir
girdi olarak değerlendirdiği ve bu nedenle anılan müşterilerin daha bilinçli tercihler
yaptığına ilişkin kabul ile çeliştiği, tüm bu bilgiler ışığında, serbest tüketici olmasına karşın
düzenlenen tarifeler üzerinden alım yapan müşterilerin pazar payı hesaplamalarına dahil
edilmesi konusunun, ilgili ürün pazarına ilişkin açıklamalar çerçevesinde benimsenen
müşteri grubu ayrımı dikkate alınarak gerçekleşmediği ve bu nedenle söz konusu
açıklamaların temelsiz olduğu ileri sürülmüştür.
(798) Düzenlenen piyasada gerçekleştirilen tedarike konu olan ürünün girdi fiyatı, nihai
müşterilere satış fiyatı ve nihai müşteriler ile bu ürünün satışı için gerçekleştirilen anlaşma
koşullarının tamamen elektrik piyasası mevzuatı ve EPDK kararlarına uyum içerisinde
belirlendiği, dolayısıyla, inceleme konusu şirketlerin, düzenlenen tarife üzerinden tedarik
faaliyeti bakımından herhangi bir surette düzenleyici kurallardan bağımsız kararlar
veremediği dikkate alındığında, bu faaliyet bakımından sahip olunan müşterilerin veya elde
edilen gelirin pazar gücünün ölçülmesi sırasında göz önünde bulundurulmasının anlamsız
olduğu belirtilmiştir.
(799) GEDİZ ve AYDEM bakımından sayaç bazlı gerçekleştirilen pazar payı hesaplamalarının
dikkate alınmasının mümkün olmadığı iddia edilmiştir.
(800) Yüksek pazar paylarının tek başına hakim duruma işaret etmediği, özellikle giriş
engellerinin ve geçiş maliyetlerinin düşük olduğu piyasalarda, pazar dinamiklerinin de
uygun olması halinde yüksek pazar paylarının çok kısa sürede değişebileceği ve hatta
ortadan kalkabileceği göz ününe alındığında yüksek pazar paylarının dahi pazar gücüne
işaret etmesinin mümkün olmadığı ileri sürülmüştür.
(801) Her ne kadar pazara girmek isteyen tedarikçilerin EPDK’dan lisans alması gerekmekte ise
de söz konusu lisans maliyetlerinin oldukça düşük olduğu ve dosyada paylaşılan rakamın
aksine pazarda halihazırda 220 adet tedarik lisansı sahibi şirketin bulunmasının pazara
girişin önünde herhangi ciddi yasal, idari veya iktisadi engelin bulunmadığına işaret ettiği,
bunun yanı sıra pazara giriş için herhangi bir ilave yatırım gerekmediği gibi pazarda ölçek
ekonomilerinin varlığından da söz etmenin mümkün olmadığı, yalnızca mesken kullanıcıları
bakımından, pazarda faaliyet göstermek isteyen tedarikçilerin belli bir pazarlama maliyetine
katlanmasından söz etmenin mümkün olduğu, bu maliyetlerin önemli bir giriş engeli
sayılamayacağı belirtilmiştir.
(802) Pazarda ciddi yasal, idari veya iktisadi engelin olmadığı gibi, ilgili pazarda faaliyet gösteren
teşebbüslerden (özellikle GTŞ’ler) kaynaklı giriş engellerinin varlığından da söz etmenin
mümkün olmadığı, nitekim (en azından BEREKET ENERJİ bünyesindeki GTŞ’ler
bakımından) GTŞ’lerin kullanıcılar ile akdettiği sözleşmelerin büyük bir bölümünde
herhangi bir taahhüdün bulunmadığı ve ayrıca ilgili pazarın doğası gereği GTŞ’lerin
rakiplerin pazara girişini zorlaştıracak büyük ölçekli yatırımlar yapması gibi bir ihtimalin söz
konusu olmadığı öne sürülmüştür.
(803) Hakim durum analizi altında açıklanan pazara giriş engellerinin, ilgili ürün pazarı dikkate
alındığında; mesken, sanayi ve ticarethane abone gruplarında yer alan müşterilere
gerçekleştirilen tedarik faaliyetlerinin birbirinden arz ve talep yönlü özellikler bakımından
ayrıştığı varsayımı dikkate alınmaksızın gerçekleştiği ifade edilmiştir.
(804) Dosyada, GTŞ’lerin dağıtım şirketleri ile dikey bütünleşik bir yapı içerisinde faaliyet
gösteriyor olmasının, piyasadaki bağımsız tedarikçiler nezdinde ne türden bir rekabetçi
dezavantaj yarattığının ortaya konamadığı ve bu durumu detaylandıran tatmin edici bir
açıklamanın olmadığı, öte yandan fili durumda bu argümanın ilgili piyasa bakımından
benimsenen ayrıştırma kurallarının varlığı itibariyle temelsiz olduğu öne sürülmüştür.
18-36/583-284
236/284
(805) Ülkemizde ayrıştırmaya ilişkin ilk kurallara 2001 yılında çıkarılan 4628 sayılı Kanunu’nda
yer verildiği, 4628 sayılı Kanun’nun ilk halinde dikey bütünleşik yapıda bulunan GTŞ ile
dağıtım şirketleri bakımından muhasebe ayrıştırmasının benimsendiği, 4628 sayılı
Kanun’nun yürürlüğe girmesini takip eden süreçte yayımlanan “Elektrik Enerjisi Piyasası
ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi”nde dağıtım, üretim ve perakende satış faaliyetlerini
birlikte yürüten dağıtım şirketlerinin 01.01. 2013 tarihine kadar bu faaliyetlerini ayrıştıracağı
ve söz konusu faaliyetlerin ayrı tüzel kişilikler altında sürdürüleceğinin ifade edildiği,
dolayısıyla pazara giriş engeli olarak değerlendirilen dikey bütünleşik yapının ayrıştırma
kuralları çerçevesinde yorumlanması halinde, bu durumun anılan türden bir giriş engeli
doğurmadığı belirtilmiştir.
(806) Dosyada pazara giriş engellerinin, ilgili pazar tanımına ilişkin açıklamalar dikkate
alınmaksızın gerçekleştirildiği, bu noktada GTŞ’lerin serbest tüketici limiti altında bulunan
müşterilerin tüketim profiline ilişkin kapsamlı bilgileri olmasının teoride bu müşterilere
gerçekleştirilecek satış ve tüketici bilgisi avantajının, yalnızca sanayi ve büyük ölçekli
ticarethane müşteri grubu bakımından geçerli olduğu, serbest tüketici hakkına yeni sahip
olmuş ve düşük tüketimli bir mesken segmenti kullanıcısı veya küçük ve orta ölçekli sanayi
veya ticarethane kullanıcıları bakımından bu durumun geçerli olmadığı dile getirilmiştir.
(807) Tüketicilerin önemli bir bölümünün tedarikçi ve/veya tarife değiştirme haklarına ilişkin yeterli
bilince sahip olmadığı, serbest tüketici limiti gibi çeşitli sektörel düzenlemelerin tüketiciler
açısından farkındalık sorunu yarattığı ve tüketicilerin genel bir atalet eğiliminde bulunduğu
elektrik tedariki piyasalarında, tüketicileri harekete geçirecek ve/veya tedarikçi değişimine
yönlendirecek temel unsurun düzenlenen tarifeler ile serbest tarifeler arasında oluşması
beklenen önemli parasal fayda olduğu iddia edilmiştir.
(808) Süregelen serbestleşme sürecine rağmen özellikle ikili anlaşmalar piyasasında kamunun
arz ve fiyat düzenlemeleri açısından belirgin bir etkisinin bulunmasının, tedarikçilerin fiyatın
en önemli parametrelerinden biri olan maliyetler üzerindeki etkisini sınırlı hale getirdiği
hususları ifade edilmiştir.
(809) İlgili coğrafi pazarın Türkiye olarak tanımlanması durumunda BEREKET ENERJİ
bünyesindeki GTŞ’lerin tüm ilgili pazarlardaki pazar payının %40 seviyesinin çok daha
altında olacağı, dolayısıyla soruşturma konusu GTŞ’lerin ulusal çapta en büyük rakibi
konumundaki diğer GTŞ’lerin ve büyük ölçekli tedarik şirketlerinin rekabetçi baskısının da
hakim durum analizine dahil edilmiş olacağı hususları belirtilmiştir.
(810) BEREKET ENERJİ bünyesindeki GTŞ’lerden biri olan GEDİZ’in büyük ölçekli endüstriyel
ve ticari kullanıcılar bakımından faaliyet gösterdiği dağıtım bölgesindeki, 2016 yılına ilişkin
tüketim miktarları dikkate alınarak hesaplanan pazar payının %(…..) olduğu, hakim durum
tespiti için gerekli olan diğer kriterlerden bağımsız olarak söz konusu pazar payı düzeyi
dikkate alındığında, bu pazarlar bakımından hakim durum un varlığının ileri sürülmesinin
mümkün olmadığı, BEREKET ENERJİ bünyesindeki diğer bir GTŞ olan AYDEM’in büyük
ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılar bakımından 2016 yılına ilişkin tüketim miktarları
dikkate alınarak hesaplanan pazar payının %(…..) olduğu, söz konusu pazar payının
GEDİZ’e kıyasla daha yüksek olmakla birlikte hakim durum tespiti için gerekli olan diğer
kriterler ve pazar payının %40 sınırına çok yakın olması ile birlikte değerlendirilmesi
gerektiği hususları ifade edilmiştir.
(811) BEREKET ENERJİ bünyesindeki GEDİZ ve AYDEM’in son kaynak tedarikçisi olarak
faaliyet gösterdikleri dağıtım bölgesindeki küçük ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari
kullanıcılar bakımından sahip oldukları pazar paylarının 2016 yılı tüketim düzeyleri dikkate
alınarak sırasıyla %(…..) ve %(…..) olduğu, GTŞ’lerin ikili anlaşmalar kapsamında küçük
ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılara satışında, büyük ölçekli kullanıcılara yapılan
satışlara nazaran daha yüksek pazar payına sahip olmasının en önemli sebebinin, ilgili
18-36/583-284
237/284
pazarda faaliyet gösteren rakip tedarik şirketlerinin öncelikli olarak büyük ölçekli
kullanıcılara yönelmiş olduğu, büyük ölçekli kullanıcıların tamamı 2006 yılından bu yana
serbest tüketici konumunda iken, küçük ve orta ölçekli kullanıcıların önemli bir bölümünün
daha sonraki zamanlarda serbest tüketici olma hakkı kazandığı ve dolayısıyla rakip
tedarikçilerin (ve GTŞ'lerin) pazar payı elde etmeden önce talep tarafındaki bilinç seviyesini
arttıracak adımlar da atması gerektiği belirtilmiştir.
(812) GTŞ’lerin faaliyette bulunduğu bölgelerdeki küçük ve orta ölçekli kullanıcı sayısının diğer
tedarik şirketlerinin ilgili bölgeye olan yönelimi konusunda etkili olduğu, bu çerçevede pazar
paylarının bugün geldiği noktanın dinamik ve oldukça hızlı değişen gelişme evresindeki bir
süreç içerisinde değerlendirilmesi gerektiği, mevcut durum pazardaki trendler ve yapılan
yeni düzenlemelerle birlikte ele alındığında gelecekte pazardaki rekabetin daha da artacağı
öngörüsünde bulunulabileceği ifade edilmiştir.
(813) GEDİZ ve AYDEM’in son kaynak tedarikçisi olarak faaliyet gösterdikleri dağıtım bölgesinde
yer alan mesken kullanıcılarına ikili anlaşmalar kapsamında yapılan elektrik satışları
bakımından, 2016 yılı tüketim bazlı verilerin sırasıyla (…..) ve (…..) olduğu, bu veriler
dikkate alındığında diğer kullanıcı gruplarına göre yüksek pazar paylarının söz konusu
olduğu ancak ilgili pazarda giriş engelleri oldukça düşük olduğundan, yüksek pazar
paylarının hakim durum tespitinde yeterli olmaması ve pazar dinamiklerinin daha detaylı
incelenmesi gerektiği dile getirilmiştir.
(814) Mesken kullanıcılarına ikili anlaşmalar çerçevesinde yapılan elektrik satışının fiyatlaması
üzerinde özel olarak durulması gerektiği, öncelikle mesken kullanıcılarına uygulanacak
fiyatların üst sınırının daima düzenlenen tarifeler olduğu ve GTŞ’ler de dahil olmak üzere
tedarik şirketlerinin fiyatlama serbestisinin sınırlı olduğu belirtilmiştir.
(815) Tedarik şirketlerinin mesken kullanıcılarına sunacakları tekliflerde, müşterilerin aşırı fiyat
dalgalanmalarına karşı korunmasının önemli olduğu, bunun için ise maliyet etkinliği yüksek
olan üretim tesisleri ile ikili anlaşmalar yapılarak maliyetlerdeki dalgalanmaların azaltılması
gerektiği ileri sürülmüştür.
(816) Türkiye'de toptan seviyedeki en önemli elektrik satıcısı açık ara farkla TETAŞ olduğu,
TETAŞ tarafından GTŞ'lere satılan elektriğin bir bölümünü oldukça yüksek fiyatlarla alım
garantisi verilmiş olan YİD veya Yİ santrallerince üretilen elektriğin oluşturduğu, TETAŞ,
YİD ve Yİ santrallerinin ürettiği yüksek maliyetli elektriğin fiyatını dengelemek için
(paçallama yöntemi) özellikle EÜAŞ bünyesindeki çok düşük maliyetli santrallardan yüksek
miktarda elektrik aldığı, mevcut durumda piyasada üretilen en düşük maliyetli elektriğin
TETAŞ tarafından satın alınmakta ve düzenlenen tarife fiyatının düşürülmesi için
kullanıldığı, bunun tedarik şirketleri bakımından iki sonucu olduğu, birincisinin düzenlenen
tarifelerdeki düşüşün, ikili anlaşmalar çerçevesinde sunulabilecek azami fiyatları da
otomatikman düşürdüğü ve tedarik şirketlerinin fiyat rekabeti yapabilecekleri alan daralttığı,
ikincisinin TETAŞ'ın yüksek miktarda elektrik almaya devam etmesinin, EÜAŞ bünyesinde
yer alan ve maliyet etkinliği yüksek olan santrallerin tüm elektriklerini TETAŞ'a satmasını
gerektirdiği ve tedarik şirketlerinin bu etkin santrallerden elektrik almasının (ve böylece
maliyetlerini düşürerek daha rekabetçi teklifler sunabilmesi) mümkün olmadığı, bu
çerçevede, piyasadaki mevcut durumun hem perakende fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir
baskı kurduğu hem de ikili anlaşmalar çerçevesinde satılacak elektriğin maliyeti üzerinde
yukarı yönlü bir baskı yarattığı belirtilmiştir.
(817) Tüm bunların sonucunda, mesken kullanıcılarına ikili anlaşmalar kapsamında yapılacak
elektrik satışı bakımından fiyat rekabetinin gerçekleşmesi beklenen marj aralığının
(elektriğin maliyeti ve perakende pazar maliyetlerinin toplamı ile düzenlenen tarifeler
arasındaki marj) düşük seviyelerde kaldığı, böyle bir kurguda mesken kullanıcılarına ikili
anlaşmalar kapsamında elektrik satışında yoğun bir fiyat rekabetinin yaşandığının
18-36/583-284
238/284
söylenemeyeceği ve GTŞ'lerin bu pazarda dış etkenlerden bağımsız fiyat belirleyebildiğini
söylemenin de mümkün olmadığı belirtilmiştir.
(818) İlgili pazardaki rekabeti artırmak için öncelikli olarak fiili açıklık oranının teorik açıklık
oranına yaklaşması gerektiği, öte yandan, özellikle diğer ilgili ürün pazarlarında çok ciddi
abone kitlesi olan büyük perakendeciler, telekomünikasyon işletmecileri, doğalgaz dağıtım
şirketleri gibi şirketlerin pazara girmesi ile teorik açıklı oranı ile fiili açıklık oranının giderek
yaklaşacağı ve buna bağlı olarak ilgili pazardaki fiyat rekabetinin de ciddi derecede
artacağı, böylesine dinamik gelişmelerin yaşandığı bir pazarda GTŞ'lerin dış etkenlerden
bağımsız hareket edebileceğinden söz etmenin mümkün olamayacağı öne sürülmüştür.
(819) GTŞ'lerin dış etkenlerden bağımsız hareket edemediği gibi TKHK hükümleri dolayısıyla,
(neredeyse tamamı TKHK anlamında tüketici niteliğini haiz olan) mesken kullanıcıları ile
bir yıldan uzun süreli taahhüt içeren efektif ikili anlaşmalar imzalanması mümkün
olmadığından pazara girişi zorlaştırmak için yapay giriş engelleri yaratabilecek bir güce de
sahip olmadığı belirtilmiştir.
(820) BEREKET ENERJİ bünyesindeki GTŞ’lerin mesken kullanıcılarına ikili anlaşmalar
çerçevesinde elektrik satışına dair bölgesel dinamikleri incelendiğinde, GTŞ’lerin bu
pazardaki rekabetçi parametreleri dış etkenlerden bağımsız olarak belirleyemeyeceği ve
pazarda suni giriş engelleri yaratamayacağı, bu sebepten ötürü, GTŞ'lerin bölgesel bazda
tanımlanan pazarda dahi hâkim durumda olmayacağı hususları ifade edilmektedir.
I.7.8.2. Hakim Durum Tespitine İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(821) Dosyada sayaç sayısının pazar payı açısından gösterge olmadığına ilişkin herhangi bir
çıkarım veya imada bulunulmamıştır. Nitekim dosya kapsamında incelenen şirketlerin
pazar paylarının sayaç ve tüketim bazlı olarak hesaplanacağı ifade edilmiştir. Bu ifadeden
sayaç sayılarının pazar payı analizinde kullanılamayacağı yorumunun çıkarılamayacağı
değerlendirilmektedir.
(822) Dosyada ilgili ürün pazar tanımlamaları yapılırken her üç müşteri grubunun arz ve talep
özellikleri dikkate alınmıştır. Ulusal tarifeler ile özellikle GTŞ bünyesinde düzenlenen
tarifeden elektrik enerjisi temin etmeyi sessiz bir şekilde tercih eden tüketicilere sunulan
fiyat arasında görece düşük bir fark bulunmaktadır. Söz konusu düşük fark tüketicilerde
mobilizasyonu tetikleyecek kadar büyüklük arz etmeyebilmekte, tüketicilerdeki uyuşukluğu
ve varsayılan seçenek yönündeki aksaklığın işleyişini destekleyebilmektedir. Ancak son
tahlilde bu tüketiciler serbest tüketicilerdir ve gerek talep yönlü aksaklıklar gerekse mevcut
tedarikçi olan GTŞ’nin düzenlenen tarife üzerinden elektrik enerjisi temin edilen
portföyünde hiçbir edimde bulunmayarak kalmayı dolaylı yoldan tercih eden tüketicileri
ulusal tarifeden alınan pazarda kabul etmek pazarın serbestleşen kısmının asıl boyutlarını
gerçekçi olmayacak şekilde küçümsemek anlamına gelecektir. Zira bu tüketiciler potansiyel
olarak tedarikçi değişikliği yapmaları mümkün olan tüketicilerdir. Mevcut tarife düzeyi
itibarıyla tüketicilerdeki statüko eğilimi tüketiciler için yıllardan beri elektrik enerjisi tedarik
edegeldikleri GTŞ’ye ilişkin farklı bakış açısını koruyucu nitelik arz etmektedir. Ulusal tarife
ile serbest tüketicilere sunulan teklifler arasındaki fark açıldıkça bu statükonun desteklediği
GTŞ imajı da değişebilecektir. Öte yandan tarifeler birbirinden farklı düzeydedir ve
ülkemizde düşük düzeyde belirlenmelerinden ötürü referans fiyat işlevi görmektedirler bu
da tarifelerin ilgili pazar tanımında belirleyici olmasına yol açmaktadır.
(823) Savunmada ayrıca özetle, sektörde başta fiyat olmak üzere diğer ekonomik parametrelerin
düzenlemeye tabi olduğu, bu sebeple GTŞ’lerin fiyat belirleme serbestilerinin olmadığı bu
yüzden de hakim durumda olamayacakları öne sürülmektedir. Her ne kadar sektörde,
tarifelerin doğal olarak tavan fiyat işlevi göstermesine bağlı olarak farklı tarifelere dayalı bir
fiyat tavanı olsa da bu tavan altında teşebbüslerin fiyatları belirleme özgürlükleri bulunduğu
açıktır. Kaldı ki, Kurul’un 27.04.2017 tarih ve 17-14/207-85 sayılı kararında oluşturulan
18-36/583-284
239/284
tarifeler çerçevesinde fiyat belirleme noktasında hiçbir inisiyatifi bulunmayan BOTAŞ’ın
doğal gazın ithalatı ve toptan satışı konusunda hakim durumda olduğu ifade edilmiştir. Söz
konusu karardan hareketle, fiyat konusunda aşağı veya yukarı yönlü hiçbir inisiyatifi
bulunmayan bir teşebbüsün hakim durumda olabildiği perspektifte, aşağı yönlü fiyat
serbestisine sahip olan bir teşebbüsün getirilen fiili tavan fiyat nedeniyle hakim durumda
olmaması gibi bir sonuca ulaşılması mümkün değildir. Zira serbest tüketici ilgili
pazarlarındaki fiyatlar ikili anlaşmalar çerçevesinde belirlenmektedir. Tabi ki maliyetlerdeki,
son yıllarda yaşanan artış sektörde kar marjını görece düşürmüş olsa da bu durumun yine
de hakim durumu elverişsizleştirecek bir unsur olmadığı değerlendirilmektedir. Bu durum
ilgili pazarlarda faaliyet gösteren tüm tedarikçiler için geçerli bir dışsal etkendir. Savunmada
dile getirilen bu husus fiyat tavanı veya benzer başka düzenlemeler uygulanan tüm
sektörlerin tekelleşme ve hakim durum incelemelerinden muaf olması sonucunu doğuracak
olup pazar gerçekleri ile bağdaşmamaktadır.
(824) İşbu soruşturma kapsamında yapılan hakim durum analizinde sadece incelenen şirketlerin
ilgili pazarlardaki pazar payları değil, giriş engelleri ve rakip şirketlerin konumları da dikkate
alınmıştır. Dağıtım şirketlerinden alınan verilere göre, 2016 yılında en az bir ay bir serbest
tüketiciye elektrik tedarik eden tedarikçi sayısı Gediz elektrik dağıtım bölgesinde mesken
kategorisinde 77, ticarethane kategorisinde 150, sanayi kategorisinde 88, Aydem elektrik
dağıtım bölgesinde ise, mesken kategorisinde 72, ticarethane kategorisinde 119 ve sanayi
kategorisinde ise 46’dır. Bu çerçevede fiili olarak faaliyet gösteren tedarikçi sayısı toplam
lisans sahibi tedarikçi sayısının oldukça altındadır179.
(825) İlgili pazarda faaliyet gösteren teşebbüslerden (özellikle GTŞ’ler) kaynaklı giriş engellerinin
varlığından da söz etmenin mümkün olmadığı iddiası bakımından belirtilmelidir ki GEDİZ
ve AYDEM’in GTŞ olarak faaliyet gösterdikleri dağıtım bölgelerinde çok ciddi sayıda
tüketici ile otomatik uzama ve taahhüt içeren sözleşmeler imzaladıkları tespit edilmiştir. Öte
yandan taahhüt içermeyen sözleşmelerin yokluğunu hakim durum tespitinin yokluğu için
bir argüman olarak sunmanın gerekçesi anlaşılamamaktadır. Zira söz konusu taahhütler
hakim durum tespiti için değil hakim durumun kötüye kullanılmasının değerlendirilmesi
bağlamında dikkate alınabilecek unsurlardır.
(826) Hakim durum analizi altında açıklanan pazara giriş engellerinin, ilgili ürün pazarı dikkate
alındığında; mesken, sanayi ve ticarethane abone gruplarında yer alan müşterilere
gerçekleştirilen tedarik faaliyetlerinin birbirinden arz ve talep yönlü özellikler bakımından
ayrıştığı varsayımı dikkate alınmaksızın gerçekleştiği savunması hakkında; ilgili pazara
ilişkin tartışmalarda da belirtildiği üzere, sanayi müşterilerine teklif verecek tedarikçilerin bu
grupta yer alan müşterilerin tüketim ölçekleri kapsamında ciddi bir üretim portföyüne sahip
olması gerekmektedir180,181. Aksi durumda ilgili tedarikçi toptan piyasalarda yapacağı
tedarik anlaşmalarına bağlı kalacak, son dönemde artan fiyat oynaklığı ve fiyat riski dikkate
alındığında, toptan piyasalardaki anlaşmalara bağlı olan bir tedarikçinin güvenli bir şekilde
sanayi grubu müşterilerinde yayılmasının çok mümkün olmadığı değerlendirilmektedir.
(827) Bir diğer müşteri grubu olan meskenler ise, küçük ölçekli tüketim bulunması nedeniyle
toptan satış piyasalarına bağlı bir faaliyet riski taşımamakta ancak son kullanıcıya ulaşmak
için gereken bayi ağı ve kitlesel satış-pazarlama operasyonu ilgili tedarikçiler için ciddi bir
179 2017’de fiili olarak aktif olan tedarikçi sayısının daha azaldığı düşünülmektedir.
180 Kaldı ki, savunmada mesken müşterilerine ilişkin savunmada mesken müşterilerinin sabit fiyat talep
ettikleri ifade edilmektedir. Büyük ölçekli müşteriler de mesken müşterileri kadar hatta onlardan daha fazla
sabit fiyat üzerinden elektrik tedarik etmek istemektedir. Yüksek tüketimli sanayi müşterilerine toptan satış
piyasalarına dayanarak 1-2 yıllık sabit fiyat önermek mümkün olmayacağından, bu tip müşterilere teklif
vermek isteyecek tedarikçilerin önemli bir üretim portföyüne sahip olması gerektiği açıktır.
181 Böylesi bir üretim portföyü için ilgili tedarikçinin üst pazar olan elektrik üretimine ciddi anlamda yatırım
yapması gerekecektir, bu bağlamda sanayi segmentinde ciddi anlamda aktif olmak isteyen oyuncular
bakımından yatırım maliyetlerinin bir giriş engeli olarak kabul edilmesi gerekmektedir.
18-36/583-284
240/284
maliyet, diğer bir ifadeyle giriş engeli oluşturabilecektir. Son müşteri grubu olan ticarethane
grubu açısındansa, büyük ölçekli müşterilerde sanayi grubuna benzer maliyetler, küçük
ölçekli müşterilerde ise mesken grubuna benzer maliyetler söz konusu olabilecektir. Söz
konusu tartışmalar ışığında elektrik perakende satış faaliyeti kapsamında tanımlanan her
üç pazar bakımında da çeşitli giriş engelleri bulunduğu değerlendirilmektedir. Öte yandan
GEDİZ ve AYDEM yerleşik tedarikçi konumunda olmanın yanı sıra elektrik üretiminde182 ve
elektrik ticaretinde183 oldukça aktif olan bir teşebbüsün grup şirketleri olması sebebiyle söz
konusu giriş engellerinin etkisini hissetmediği söylenebilir.
(828) Dosyada, dikey bütünleşik yapının avantajına sahip olma hususu, elektrik perakende satış
şirketi ile elektrik dağıtım şirketinin aynı çatı altında faaliyet göstermesini değil, kamu tekeli
altında uzun süre tek çatı altında faaliyet gösteren şirketlerin ayrışmasından sonra
oluşturulan perakende şirketinin bahse konu olan yerleşik imajı ve ticari itibarı nedeniyle
rakiplerin sahip olmadığı bir avantaja sahip olmasını kast etmektedir.
(829) Tüketim ölçeği büyüdükçe müşterinin tüketimine ilişkin bilginin, ölçeği küçüldükçe de
müşterinin adres ve iletişim bilgilerinin önem kazandığı bir yapıda, söz konusu bilgilerin
tümüne sahip olarak yarışa başlayan ve zaman içinde de GTŞ olması nedeniyle bu bilgileri
güncelleyip geliştiren yerleşik şirketlerin rekabetçi avantaja sahip olduğu
değerlendirilmektedir.
(830) Büyük ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılara yönelik yapılan savunmalar hakkında
belirtilmelidir ki ilgili ürün pazarlarının dağıtım seviyesinden bağlı sanayi müşterilerine
yapılan elektrik perakende satışı ve ticarethane müşterilerine yapılan elektrik perakende
satışı olarak tanımlanması nedeniyle savunmada ileri sürülen hususların kabul edilmesi
mümkün değildir.
(831) Küçük ve orta ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılara ilişkin savunma hakkında;
önümüzdeki dönemde enerji ve rekabet politikası çerçevesinde atılacak birtakım adımlarla
elektrik piyasasındaki rekabetin seviyesi artabilecek, buna bağlı olarak da hem ilgili ürün
hem ilgili coğrafi pazarların tanımlamalarında değişen koşullar çerçevesinde değişiklikle
gündeme gelebilecektir. Ancak geçmişten günümüze gelen süreç içinde oluşan piyasa
yapısı çerçevesinde ilgili pazarların dosyadaki gibi tanımlanmasının piyasa gerçekliği ile
örtüştüğü değerlendirilmektedir.
(832) Mesken kullanıcılarına ilişkin savunmalarda GEDİZ ile AYDEM’in mesken müşterilerinde
çok yüksek pazar payına sahip olmasının, pazardaki giriş engellerinin düşük olması
nedeniyle hakim durum tespitinde bulunmak için yeterli olmadığı ifade edilmekte, takip
eden bölümlerde ise, EÜAŞ ve TETAŞ’ın davranışları ve tarifenin düşük olması nedeniyle
tedarikçilerin artan maliyetler ve baskılanan fiyatlar çerçevesinde marjının daraldığı
belirtilmektedir. Marjın daralmasının başlı başına piyasaya bir giriş engeli olarak
değerlendirilebileceği düşünüldüğünde, mesken kullanıcılarına yönelik olarak getirilen
savunmanın tutarsız olduğu değerlendirilmektedir. Öte yandan, daha önce de ifade edildiği
üzere, mesken segmetine girebilmek için bir oyuncunun bayi ağına ve kitlesel satış-
pazarlama operasyonuna yatırım yapması gerekebilmekte, bu anlamda mesken grubunda
başka bir giriş engeli daha bulunmaktadır. Buna ek olarak, tarife fiyatları tüm tedarikçiler
için fiili tavan fiyat niteliğindedir. Ancak GEDİZ ve AYDEM’in pazarın bu bölümünde
yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı neredeyse rakipsiz olması nedeniyle adı geçen
tedarikçiler tarife fiyatlarının biraz altında bir fiyat vererek mesken müşterilerini portföylerine
182 BEREKET GRUBU’nun elektrik üretimi alanında faal olan üretim tesislerinin kurulu gücü 1.702,15 mW’tır.
Söz konusu kurulu gücün %(…..)’i kömür santrali, %(…..)’i hidroelektrik santrali, %(…..)’i rüzgar santrali, geri
kalanlar ise jeotermal, güneş ve çöp gazı santralidir.
183 EPDK’nın Elektrik Piyasası 2016 yılı Piyasa Gelişim Raporuna göre, hem GEDİZ hem de AYDEM GÖP’te
alım miktarları bakımından ilk 10 oyuncu arasında yer almaktadır.
18-36/583-284
241/284
katabilmekte, bu şekilde de daha yüksek tarife fiyatından elektrik satıp sabit kâr marjı elde
etmek yerine, müşterilere düşük indirimli elektrik satarak kârını artırabilmektedir. Ayrıca
savunmada da ifade edildiği üzere, TKHK nedeniyle mesken grubunda uzun süreli
sözleşmelerden kaynaklanan bir giriş engeli bulunmamakla birlikte, mesken grubuna ilişkin
daha önce açıklanmış olan hususlar çerçevesinde meskenler açısından giriş engelinin
bulunduğu değerlendirilmektedir.
I.7.9. Limit Altı Altı Müşterilerden İkili Anlaşma Alınmasına Yönelik Savunmalar ve
Bunların Değerlendirilmesi
I.7.9.1. Limit Altı Müşterilerden İkili Anlaşma Alınmasına Yönelik Savunmalar
(833) Dosyada serbest tüketici limitinin altındaki tüketicilerin elektriklerini münhasır olarak
yerleşik tedarikçi olan GTŞ'lerden aldıkları, bu tüketicilerin elektrik tedarikleri ile ilgili iş ve
işlemleri için GTŞ'lerin MİM’lerine gittikleri tespitleri ile bu merkezlerde tüketicilerin düşük
bilgi ve bilinç seviyesinden yararlanılarak onlarla ikili anlaşma imzalanması ve söz konusu
ikili anlaşmalar nedeniyle ilgili tüketiciler serbest tüketici hakkını kazanınca, GTŞ'nin ikili
anlaşma portföyüne kaydedilmesinin BTŞ'ler bakımından pazar kapayıcı bir etki
yaratabileceğinin belirtildiği dile getirilmiştir. Müşterilerin diğer BTŞ'lerden alacakları
teklifleri değerlendirmeksizin hakim durumdaki GTŞ'lerin portföyüne katıldıklarının, bu
uygulama ile ilgili olarak GEDiZ ve AYDEM'de yapılan yerinde incelemelerde henüz serbest
tüketici hakkını kazanmayan tüketicilerden ikili anlaşma alındığına ilişkin belgelere
rastlanıldığının da ifade edildiği belirtilmiştir.
(834) Serbest tüketicilere ilişkin düzenlemelerin yer aldığı THY md. 20 f.1/(d)'de 18.03.2015 tarihli
ve 29299 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelik ile yapılan değişikliğe kadar
"İçinde bulunulan yılda serbest tüketici limitini geçeceğini görevli tedarik şirketine taahhüt
eden ve bağlantı anlaşmasındaki bağlantı veya sözleşme gücü dikkate alınarak
hesaplanan tüketim değeri serbest tüketici limitini geçen yeni tüketicilerin" de serbest
tüketici olduğuna ilişkin hükmün bulunduğu, bir diğer ifade ile ilgili mevzuat hükümlerinin
Mart 2015 tarihine kadar GTŞ'lere serbest tüketici limitini geçeceğini taahhüt eden
tüketiciler ile GTŞ'lerin ikili anlaşma yapmalarına cevaz vermekte olduğu dile getirilmiştir.
(835) Dosyada GEDİZ ile AYDEM'in henüz serbest tüketici hakkını kazanmamış tüketicilerden
ikili anlaşma aldıklarına dair örnek olarak gösterilen AYDEM'de yapılan yerinde incelemede
alınan yazışmanın Ocak 2015 tarihli olduğu, 27.01.2015 tarihinde AYDEM Satış Müdürü
ve AYDEM Satış Yönetmeni arasında yapıldığı belirtilen e-posta incelendiğinde, Mart 2015
tarihi öncesinde geçerli olan ve yukarıda anılan mevzuat hükmüne uygun davranıldığı,
hatta AYDEM satış ekibi arasında yapılan söz konusu yazışmada yer alan "limiti
geçmeyeceği kesin olan 60 sözleşmenin giriş listesine alınmadığının belirtildiği" ifadeleri
de göz önüne alındığında, AYDEM'in bu konuda iyi niyetli bir tutum sergilediği, benzer
şekilde, dosyada yer verilen bir diğer e-postanın da tarihinin yine mevzuat değişikliği
öncesindeki bir döneme işaret eden 11.02.2015 olduğu belirtilmiştir.
(836) BEREKET ENERJİ bünyesindeki şirketlerin bu yönde herhangi bir şekilde sistematik bir
yaklaşımının olmadığı, dosyada yer verilen ve bir çalışan tarafından sehven yapılan
uygulamaya benzer içerikte başka uygulamalar olması halinde dahi bu sözleşmelerin
geçerlilik kazanarak yürürlüğe girmesinin ve müşteriler açısından bağlayıcı olmasının söz
konusu olmadığı, söz konusu müşterilerle serbest tüketici limitinin altında olunan dönemde
anlaşma yapılmış olması halinde bile müşterinin talebine rağmen başka bir tedarikçiye
geçişinin sağlanmamasının veya zorlaştırılmasının mevzuattaki düzenlemeler yoluyla da
engellendiği, nitekim DUY 30/A/15'e göre "Bir serbest tüketicinin birden fazla tedarikçi
tarafından PYS üzerinden talep edilmesi halinde, Piyasa İşletmecisi tarafından gerekli
kontroller yapılarak geçerli ikili anlaşma veya format, Piyasa İşletmecisi tarafından
belirlenen Enerji Alım-Satım Bildirim Formu sunan tedarikçinin portföyüne geçiş sağlanır.
18-36/583-284
242/284
Bu belgeyi ibraz edemeyen tedarikçiler için onüçüncü fıkra hükümleri uygulanır. Her iki
tedarikçinin de geçerli ikili anlaşma sunması halinde Enerji Alım-Satım Bildirim Formu imza
tarihi en yakın olan kayıt dikkate alınır. İmza tarihlerinin aynı olması halinde kayıtlar
onaylanmaz ve serbest tüketici mevcut tedarikçisinden enerji almaya devam eder. Ancak
mevcut tedarikçisinin de söz konusu serbest tüketiciye ilişkin portföyden çıkarma talebi
olması halinde tüketici görevli tedarik şirketinin portföyüne kaydedilir." olduğu, dolayısıyla,
ilgili düzenleme hükmüne göre en son yapılan sözleşmelerin EPİAŞ tarafından dikkate
alındığı dile getirilmiştir.
(837) Öte yandan, bahse konu e-postada geçen "Kolay Portal"ın şirket içi kullanılan bir program
olduğu, müşteri bilgilerinin ilk olarak bu portala girildiği ve burada yapılan kontroller
sonrasında PYS ekranlarına aktarıldığı, böylelikle, çok sayıda çalışanı bulunan ve özellikle
prim kazanabilmek gibi farklı motivasyonları olan satış elemanlarının daha çok satış
yapabilmek amacıyla dikkatlerinden kaçabilecek hususların da asıl sisteme aktarılmadan
önce denetlenebilmesinin mümkün olabileceği, dolayısıyla, kolay portala kayıtlı
sözleşmelerin PYS sistemine aktarılması, bu sisteme aktarılsa dahi BTŞ’ler ile daha yeni
tarihli bir sözleşmenin varlığı halinde EPİAŞ tarafından dikkate alınarak geçerli kabul
edilmesinin mümkün olmayacağı ifade edilmiştir. Yine şirket politikasının bu tarz
aksaklıkları engellemek konusundaki hassasiyetinin anılan e-postada yer alan "Öncelikle
yapılan anlaşmaların doğru olması ve kolay portal kayıtlarının da buna endeksli olarak
doğru yapılması büyük önem taşımaktadır." şeklindeki ifadelerden anlaşılacağı,
yazışmada, limit altındaki müşterilerle ikili anlaşma yapılmaması gerektiği bu sözleşmelerin
ancak limiti geçmeleri halinde sisteme alınabileceğinin belirtildiği, öte yandan, anılan e-
posta yazışması içeriğine ilişkin AYDEM bünyesinde yapılan inceleme neticesinde bahse
konu tesisat sayısının 32 adet olduğu, serbest tüketici limitinin 3.600 kWh olarak belirlendiği
2016 yılında, bahse konu 32 adet sayacın tüketim düzeylerinin serbest tüketici limitine
oldukça yakın, yaklaşık olarak 3500-3600 kWh düzeyinde olduğu ileri sürülmüştür.
(838) Ayrıca, Eylül 2015'te yapılan düzenleme ile EPDK tarafından cari yıl kuralı getirildiği, buna
göre THY'de yapılan değişiklikte; "ikili anlaşma yaparak tedarikçisini seçme hakkını
kullanmış olan serbest tüketici, bir önceki takvim yılına ait toplam elektrik enerjisi
tüketiminin cari takvim yılı için belirlenmiş serbest tüketici limitinin altında kalması
durumunda serbest tüketici hakkını kaybeder ve Şubat ayı itibari ile mevcut tedarikçisinin
portföyünden çıkarılır." hükmüne yer verildiği bildirilmiştir.
(839) İlgili mevzuat hükmünde yer verilen limit altı kalan tüketicilerin sistem dışına çıkarılmasına
ilişkin uygulamanın ise dağıtım şirketlerinde bulunduğu, 2015 yılının Mart ve Eylül aylarında
yapılan söz konusu iki önemli düzenlemeye ilişkin EPDK tarafından herhangi bir geçiş
süreci de öngörülmediği dikkate alındığında, eski uygulama üzerinden tüketici taahhütlerini
esas alarak ikili anlaşma düzenleyen GTŞ'lerin portföylerini yeni getirilen kurallara göre o
an itibariyle güncelleyebilmelerinin işin doğası gereği mümkün olmadığı, ancak yeni
düzenlemeler ile mümkün olan en kısa sürede GTŞ'lerin yeni mevzuat hükümleri ile
belirlenen limit altı kuralına göre sistemlerindeki sözleşmeleri gözden geçirdiği ve GDZ
EDAŞ ile ADM EDAŞ tarafından sistemden çıkartmalar gerçekleştirildiği dile getirilmiştir.
(840) EPDK’nın her sene düzenli olarak serbest tüketici limitini düşürdüğü, limit azaldıkça serbest
tüketici limitinin üzerinde kalan tüketici sayısının da geometrik olarak arttığı, THY uyarınca
elektrik piyasasında faaliyet gösteren lisans sahiplerinin tüketicileri serbest tüketici hakları
ile ilgili olarak aydınlatma yükümlülükleri de göz önüne alındığında, bahse konu tüketicilerin
aydınlatılması ve bunlar ile ikili anlaşma imzalanmasının ön hazırlık gerektiren süreçler
olduğu, bununla birlikte GTŞ'nin serbest tüketici olma potansiyeline sahip müşterilere satış
yapmaya yönelik bir çalışma yapmamasının beklenmesinin (GTŞ'nin rekabet hukuku
bağlamındaki özel sorumluluğu kapsamında) ticaret hayatının olağan akışına uygun
olmayacağı ya da bir diğer anlatımla her basiretli tacir gibi GTŞ'nin de müşterilerini kendi
18-36/583-284
243/284
portföyünde tutmaya çalışmasının özünde rekabet hukukunun da gereksinimlerinden birisi
olduğu, zira bu motivasyonun GTŞ'yi etkin ve verimli çalışmaya iteceği ve maliyetlerin
düşürülmesi suretiyle tüketici refahının artmasına katkı sağlayacağı ifade edilmiştir.
(841) Dosyada özellikle mesken tüketici grubuna ilişkin olarak tek belirleyici unsurun anılan
tüketicilerin düşük bilgi ve bilinç seviyesine sahip oldukları yönündeki bir varsayımdan
hareket edilmesinin hukuki mesnetten yoksun olduğu ve bunun da söz konusu varsayıma
istinaden yapılan çıkarımları sakatladığı, Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) "irade
bozuklukları" başlığı altında iradeyi sakatlayan durumlara yer verildiği ve "yanılma",
"aldatma" ve "korkutma" hallerinin varlığı durumunda iradesi sakatlananın sözleşme ile
bağlı olmayacağı hususunun düzenlendiği, yine "aşırı yararlanma" başlığı altında aşağıdaki
hüküm yer aldığı ifade edilmiştir:
"Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık,
zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da
deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören,
durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek
ediminin geri verilmesini ya da sözleşme ye bağlı kalarak edimler arasındaki
oransızlığın giderilmesini isteyebilir."
(842) Dolayısıyla, hakikaten GTŞ'ler tüketicilerin düşük bilgi düzeyinden ve bilinç seviyesinden
istifade ederek bir sözleşme imzalatmışlar ise TBK’nın 28. maddesi uyarınca tüketicilerin
bahse konu sözleşmeler ile duruma göre ya bağlı olmayacakları ya da edimler arası
dengesizliğin giderilmesinin istenebileceği, yine bahse konu GTŞ'ler ile tüketiciler arasında
yapılan enerji sağlama sözleşmelerinin genel işlem şartları denetimine tabi olacakları
konusunda da herhangi bir tereddüt bulunmadığı ileri sürülmüştür. Tüketicilerin genel
anlamda TKHK ile korunmakta olduğu ayrıca Kurum tarafından elektrik tüketicilerine ilişkin
olarak düşük bilgi düzeyinde ve bilinç seviyesinde olmalarından bahisle paternalist bir
yaklaşım geliştirilmesini gerektirecek herhangi bir hususun bulunmadığı, bununla birlikte,
GTŞ'lerin ilgili pazarda hakim durumda oldukları kabul edilecek olursa "özel
sorumluluklarının" bulunduğu ve bu kapsamda bahse konu serbest tüketici limitinin
altındaki müşteriler ile sözleşme yapmalarının rekabet hukukunu ihlal edilebileceği ileri
sürülebilecek olsa da bahse konu fiilin ihlal teşkil edip etmediğinin en azından Kurum
tarafından çıkarılan kılavuzlar ile veya en azından Kurum içtihatları ile belirlilik kazanmış
olmasının gerektiği iddia edilmiştir.
I.7.9.2. Limit Altı Müşterilerden İkili Anlaşma Alınmasına Yönelik Savunmaların
Değerlendirilmesi
(843) Limit altında bulunan müşterilerden ikili anlaşma alınmasına ilişkin belgelerden bir kısmının
taahhüt mekanizmasının yürürlükte olması çerçevesinde EPDK mevzuatı ile uyumlu
olduğu kabul edilmekle birlikte, 09.02.2016 tarihli Belge 4’ten görüleceği üzere limit altı ikili
anlaşma alımının belli ölçüde devam ettiği tespit edilmiştir.
I.7.10. GTŞ Olmanın Verdiği Pazar Gücünün Kullanılması İddialarına İlişkin
Savunmalar ve Bunların Değerlendirilmesi
I.7.10.1. GTŞ Olmanın Verdiği Pazar Gücünün Kullanılması İddialarına İlişkin
Savunmalar
(844) Elektriğin kesilmesi işlemine ilişkin usul ve esasların THY'de yer aldığı, buna göre "kesme"
yetkisinin GTŞ'lerde değil GTŞ'lerin iş emri üzerine dağıtım şirketlerinde olduğu, THY’de
yer alan elektriğin kesilmesine ilişkin hükümlerin incelenmesinden elektriğin dağıtım şirketi
tarafından aşağıdaki hallerde kesileceği belirtilmişir:
18-36/583-284
244/284
Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, 10. maddenin ikinci fıkra hükümleri saklı kalmak
koşuluyla, PSS’si sona eren tüketicinin yeni bir PSS veya tedarikçisi bulunmaması
halinde kesilir (THY md.16/1).
Son kaynak tedariği kapsamında, ilgili döneme ilişkin GTŞ tarafından düzenlenen
tüketim faturasının 15. madde uyarınca yapılacak ikinci bildirim sonrasında
ödenmemesi halinde kesilir (THY md. 10/3).
Tüketicinin PSS kapsamında öngörülen ödemeleri, ikinci bildirimde belirtilen süre
içerisinde de yapmaması halinde, GTŞ’nin bildirimi üzerine, bildirim tarihinden
itibaren en geç beş iş günü içerisinde TEİAŞ veya dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi
tarafından kesme bildirimi düzenlenmek suretiyle kesilir (THY md. 15/3).
Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak tespit süreci sonucunda kaçak elektrik enerjisi
tüketimi tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektrik enerjisini keserek sayacı
mühürler ve Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur (THY md.26/4).
Usulsüz elektrik enerjisi kullanılan hallerde (THY md.32) kesilir.
(845) Bununla birlikte, THY’nin 16. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca tüketicilerin ikili
anlaşmalarından kaynaklı borçları nedeniyle elektriğinin kesilemediği, her ne kadar
tüketicilerin ikili anlaşmalarından kaynaklı borçları nedeniyle elektriği kesilememekte ise de
bu düzenlemenin sebebinin ikili anlaşmalar ile elektrik tedarik eden tüketicilere borçlarını
ödemeseler dahi ilelebet elektrik tedarik edilmesinin temini olmadığı, esasen düzenleyici
kurumun bu düzenleme ile amacının rekabetçi bir piyasaya geçiş sürecinde tüketicilerin
elektriklerinin kesilmesi kaygısı ile bağımsız tedarikçiler ile sözleşme yapmaktan imtina
etmelerinin önüne geçmek olduğu, bir diğer ifade ile bu düzenlemenin ardında borcunu
ödemeyen ikili anlaşma tüketicisinin elektriğinin tedarikçisi tarafından kesilmesinin
engellenmesi nedeniyle ikili anlaşmanın feshedileceği ve tarafların THY'nin ilgili maddeleri
uyarınca yapacakları PSS’ye istinaden regüle tarifeden GTŞ'den elektrik tedarik
edebileceği düşüncesinin yattığı belirtilmiştir.
(846) İncelenen şirketlerin serbest tüketici portföylerindeki (K2 portföyü) müşterilerini tahsilat
amaçlı olarak düzenlenen portföye (K1 portföyü) geçirdiği iddiasının hukuki mesnetten
yoksun olduğu, zira buradaki hukuki işlemin şirketlerin serbest tüketici portföylerindeki
müşterilerin tahsilat amaçlı olarak K1 portföyüne geçirilmesi değil ve fakat GTŞ ile serbest
tüketici arasında imzalanan ikili anlaşma kapsamında taraflardan birinin asli edim
yükümlülüğü olan elektriğin bedelini ödeme yükümlülüğünü ihlali nedeniyle bahse konu ikili
anlaşmanın GTŞ tarafından haklı nedenle tek taraflı feshi olduğu, GTŞ'ler ile serbest
tüketiciler arasında yapılan ikili anlaşmalarda elektrik enerjisinin bir bedel karşılığında
devrinin sözleşmenin asli unsuru olduğu, dolayısıyla taraflardan birisinin asli edimini ifa
etmemesinin diğer taraf için haklı nedenle fesih sebebi olacağı, bir diğer ifadeyle ikili
anlaşmanın tarafı olan serbest tüketicinin sözleşmeden kaynaklanan borcunu ifa etmemesi
durumunda GTŞ'nin sözleşmeyi haklı sebeple tek taraflı olarak fesih imkânı bulunduğu,
dolayısıyla GTŞ'lerin ikili anlaşmadan kaynaklı borçları nedeni ile sözleşmenin diğer tarafı
olan serbest tüketicinin elektriğinin kesilemeyeceği de göz önüne alındığında tedarikçilere
bu durumda sözleşmeyi feshetmekten başka herhangi bir imkân tanınmadığı, benzer
şekilde sözleşmenin diğer tarafı olan serbest tüketicinin elektriğinin kesilemeyeceğine dair
düzenleme kapsamında sadece GTŞ'ler tarafından değil diğer tüm tedarik şirketleri
tarafından da yerine getirilebilen hukuki dayanağı mevcut bir uygulama olduğu ifade
edilmiştir.
(847) Bu noktada, GTŞ ile diğer tedarik şirketleri arasındaki farklılığın nedeninin yine yasal
düzenlemelerden kaynaklandığı, THY’nin 10. maddesi uyarınca ikili anlaşma ile elektrik
enerjisi ve/veya kapasite satın almakta olan bir serbest tüketicinin ikili anlaşmasının
18-36/583-284
245/284
herhangi bir nedenle sonlandırılması halinde söz konusu tüketiciye son kaynak tedariki
kapsamında elektrik enerjisi ve/veya kapasite sağlamakla yükümlü olan tedarikçilerin yine
GTŞ'ler olduğu, THY’nin 16. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca borcunu ödemeyen son
kaynak tedarikçilerinin elektriğinin kesilebileceği, sözleşmenin taraflarından birisinin, iki
taraflı borç yükleyen elektrik satımına ilişkin sözleşmeden kaynaklanan asli edim
yükümlülüğünü ifa etmemesine rağmen diğer tarafın sözleşme ile bağlı kalmasını
beklemenin hakkaniyete uygun olmayacağı, nitekim bu durumda GTŞ'lerin sözleşmeyi
TBK’nın 125 vd. hükümleri uyarınca alacaklının sözleşmeyi sona erdiren haklarını
kullanmak suretiyle sona erdirebileceği dile getirilmiştir.
(848) Sözleşme sona erdikten sonra ortaya çıkan hukuki durumun ise 6446 sayılı Kanun ve ikincil
mevzuatında düzenlendiği, buna göre herhangi bir nedenle ikili anlaşması sona eren
serbest tüketicinin elektriksiz kalmasının önüne geçmek için GTŞ'lere bu kullanıcılara son
kaynak tedariki kapsamında elektrik tedarik etme yükümlülüğü getirildiği, dolayısıyla
yukarıda değinilen mevzuat hükümleri uyarınca GTŞ'lerin "şirketlerin serbest tüketici
portfoylerindeki müşterilerin tahsilat amaçlı olarak K1 portföyüne geçirilmesini"
arzulamadıklarının açıkça görüldüğü, ancak borcunu ödemeyen serbest tüketicinin ikili
anlaşmasını haklı sebebe istinaden tek taraflı olarak feshettikleri, bununla birlikte takip
eden süreçte bahsi geçen tüketicilere ilişkin yaptıkları işlemlerin kendi iradelerinden
kaynaklanmadığı aksine yukarıda da değinildiği üzere ilgili mevzuat hükümleri uyarınca
yapmak zorunda oldukları işlemler olduğu, zira borcunu ödememekte istikrarlı davranan bir
tüketici ile normal şartlarda kimsenin hukuki ilişkiye girmek istemeyeceğinin şüpheden ari
olduğu ifade edilmiştir.
(849) GTŞ olmanın asli unsuru ve yükümlülüğü olarak kabul edilebilecek olan son kaynak
tedarikinin mevcut durumda borçlu durumda olan ve/veya uzun süredir borcunu ödemeyen
tüketicilere elektrik enerjisi sağlanmasının GTŞ'nin vazifesi olarak kanuni bir yükümlülük
olduğu, yasal mevzuattan kaynaklanan bu yükümlülüğün borçların ödenmemesi gibi
durumlarda GTŞ'lerin avantajına olmak bir yana GTŞ'lere ilave maliyetler yükleyebildiği,
zira Ocak 2014-Aralık 2016 yılı verileri aylık düzeyde incelendiğinde K2 porföyündeki
müşterilerin toplam borç düzeylerinin bir artış eğilimine girdiği iddia edilmiştir.
(850) Borçluluk düzeylerinin genel olarak bir artış eğiliminde olduğu bir tablo karşısında ise
K2'den K1'e geçişlerin, anılan teşebbüslerin kendi lehlerine bir avantaj yaratmaktan ziyade
teşebbüsleri bir risk ile karşı karşıya bıraktığı, nitekim Ocak 2015-Mart 2017 döneminde
K2'den K1'e geçiş yapan ancak ödeme yapmamaya devam eden müşterilerin GEDİZ için
maliyetinin yaklaşık (…..) TL iken AYDEM için bu maliyetin yaklaşık (…..) TL olduğu,
dolayısıyla GTŞ'lerin "şirketlerin serbest tüketici portfoylerindeki müşterilerin tahsilat amaçlı
olarak K1 portföyüne geçirilmesini" kendilerinin tercih etmediği, bu durumun GTŞ olmaktan
kaynaklanan yasal düzenlemelerden kaynaklandığı ve BEREKET ENERJİ bünyesindeki
tedarik şirketlerini ilave bir sorumluluk ve risk ile karşı karşıya bıraktığı ileri sürülmüştür.
Aynı zamanda dosya kapsamında elektrik kesme işleminin borçların ödenmemesi ile ilişkili
hale getirilerek tahsil kabiliyetinin artırıldığı ve rakip karşısında avantaj sağlandığı tespiti
yer aldığından, BEREKET bünyesindeki GTŞ’ler bakımından en azından azalan bir
borçluluk oranının/eğiliminin tespit edilmesinin gerektiği fakat böyle bir tespitin yer almadığı
ifade edilmiştir.
(851) Dosyada GTŞ'ler tarafından yapıldığı öne sürülen davranışların asıl amacının "kesme"
işleminin ikili anlaşma portföyü kapsamındaki borçların tahsilatından ziyade tüketiciler
tarafından ödenmeyen hizmet bedeli neticesinde haklı nedene dayalı fesih işlemlerine
yönelik olduğu, nitekim Belge 57’de yer alan " ... diğer yandan 3 ay ve üzeri alanlar İçin
BD'da (bölge dışında) fesih +icra takibi başlatıyoruz...." ifadesinden de esasen borcunu
ödemeyen ikili anlaşma müşterileri ile ikili anlaşmaları sona erdirdiklerinin anlaşıldığı,
sadece buradaki ifadenin dahi aslında dosya kapsamındaki değerlendirmenin isabetli
18-36/583-284
246/284
olmadığını gösterdiği, burada müvekkil şirketin temel amacının borcunu ödemeyen ikili
anlaşma tarafı tüketiciler ile sözleşmesini feshetmek olup alıntılanan beyanın da bunu
ispatlar nitelikte olduğu, ayrıca söz konusu belgenin soruşturma kapsamı dışında bırakılan
tarımsal sulama hizmetlerine ilişkin olduğu ifade edilmiştir.
(852) Bu kapsamda elektrik tedarik eden tüketicilerin borçlarını ödememeleri durumunda
elektriklerinin kesilmesinin de bir hukuki yükümlülük olduğu, yine sözleşme ilişkisi sona
eren kişinin düzenlenen tarifeye geçtiğinde sözleşme imzalamaya davet edilmesi davete
icabet etmemesi durumunda elektriğinin kesilmesi, elektriğin açılması için PSS imzalamaya
yönlendirilmesi ve varsa düzenlenen tarifeden kaynaklı borcunu ödemesinin talep
edilmesinin GTŞ'lerin mevzuattan kaynaklanan uygulamaları olduğu, bu noktada yapılan
kesintinin sebebinin tüketicinin ikili anlaşmadan kaynaklanan borcunun ifa edilmemesi değil
ve fakat son kaynak tedariği kapsamında aldığı elektrikten kaynaklı borcun ödenmemesi
olduğu, dolayısıyla elektriği kesilmiş olan tüketicinin THY’nin 16. maddesinin üçüncü fıkrası
kapsamında elektriğinin yeniden bağlanması için "ilgili yükümlülüğünü" yerine getirmesi
gerektiği belirtilmiştir. İlgili yükümlülükten kasıt ise son kaynak tedariği kapsamında alınmış
elektrikten kaynaklı borcun ödenmesi olduğu, bu noktada rekabet hukuku açısından ihlal
iddialarına konu olabilecek olan uygulamanın ancak düzenlenen tarifeye geçişler için PSS
imzalanmasının ve/veya ikili anlaşmadan kaynaklanan borcun ödenmesinin zorunlu
tutulması halinde ortaya çıkabileceği ki soruşturma konusu özelinde böyle bir uygulamanın
varlığından söz etmenin mümkün olmayacağı, bir diğer ifadeyle ihlalin söz konusu
olabilmesi için GTŞ'nin elektriğin yeniden bağlanması için son kaynak tedariğinden
kaynaklı borcun ifasından başka ikili anlaşmadan kaynaklı borcun ifasını şart koştuğunun
ispat edilmesi gerektiği, dosyada bu yönde bir tespitin bulunmadığı, kaldı ki bu tür bir
zorunluluk uygulamasının THY’ye de aykırı olup ayrıca EPDK denetimine tabi olduğu iddia
edilmiştir.
(853) Keza, Belge 59’da yer alan e-postada "... Özellikle serbest tüketicilerde borcu olan
aboneleri usulsüz kullanım ile enerjilerini kesmeye gidebiliriz. Burada da usulsüz kullanımın
belirlenip yazılması ve takibi de önem kazanmaktadır ..." şeklinde belirtilenin serbest
tüketicilerin ikili anlaşmasının feshedilmesi ve akabinde bunlardan GTŞ ile süresi içerisinde
PSS imzalamayanların elektrik tüketimlerinin THY’nin 32. maddesi uyarınca usulsüz
elektrik enerjisi tüketimleri adledileceği olduğu belirtilmiştir. Öte yandan, THY’nin 32.
maddesi uyarınca usulsüz kullanım durumunda yapılması gerekenlerin pozitif davranış
yükümlülüğü olarak GTŞ'ler ve diğer ilgili lisans sahipleri için belirlendiği, bir diğer deyişle
usulsüz elektrik tüketiminin tespit edilmesi durumunda yapılması gerekenler noktasında
GTŞ'lerin bir iradesi bulunmadığı, aksine THY’nin 32. maddesi uyarınca işlem yapılmaması
halinde 6446 sayılı Kanun’un 16. maddesi kapsamında EPDK tarafından idari yaptırıma
maruz kalma ihtimali bulunduğu belirtilmiştir.
(854) Diğer yandan, dosyada herhangi bir somut dayanağı olmaksızın önceki paragraftaki e-
postada öne sürülen borç tahsilatı amacıyla ikili anlaşma müşterilerinin elektriklerinin
kesilmesine yönelik tartışmaların uygulamaya geçirildiği iddiasının yine Belge 58’deki e-
postalar ile desteklenmeye çalışıldığı, ancak ilk yazışmada bahse konu olan "(…..)"
numaralı tesisat abonesinin ikili anlaşma müşterisi olup olmadığının dahi anlaşılmadığı,
aynı durumun 06.01.2017 tarihli Ö. Y. ve N. Z. arasındaki elektronik yazışmada bahsi
geçen müşteri için de geçerli olduğu, bununla birlikte "(…..)" tesisat numaralı abonenin
ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle serbest tüketici portföyünden
çıkartıldığının belirtildiği, bir diğer ifade ile bahse konu abone ile yapılmış olan ikili
anlaşmanın feshedildiği, her ne kadar yapılan işlemin alacağın tahsili adına yapılmış
olduğu ifade edilmiş olsa da, günlük iş yaşamında kullanılan her kavramın hukuki karşılığı
düşünülerek kullanılmasının mümkün olmadığı bu nedenle bahse konu yazışma ile ifade
edilmek istenenin ikili anlaşmanın tarafı olan tüketicinin borcunu ödememesi sebebiyle
18-36/583-284
247/284
sözleşmesinin feshedilmesi ve bu suretle şirketin pasifinin artmasının engellenmesi
suretiyle ikili anlaşmadan kaynaklı zararın en aza indirgenmesi olduğu, söz konusu
çalışanların kavramları yerinde kullanmadığının "enerji kesim sebebimiz PSS imzalamaya
davettir." ifadesinden de anlaşıldığı, zira elektriğin ne zaman kesilebileceğinin düzenlendiği
THY'de PSS'ye davet amaçlı bir elektrik kesme usulü bulunmadığı, muhtemeldir ki söz
konusu olayda ikili anlaşması sona erdirilen "(…..)" tesisat numaralı abonenin THY’nin 10.
maddesi uyarınca son kaynak tedariği kapsamında GTŞ'den elektrik tedarik etmekte iken
süresi içerisinde PSS sözleşmesi imzalamaması nedeniyle usulsüz kullanımda bulunduğu
ve bu nedenle enerjisinin kesildiği, sonrasında müşterinin MİM'lere gelmesi halinde son
kaynak borcunu ödemeden PSS imzalanmayacağının belirtildiği, dolayısıyla söz konusu
durumda son kaynak borcunun enerjinin kesilme sebebi olmadığı aksine enerjinin
açılmama nedeni olduğu belirtilmiştir. Ayrıca Belge 58’de yer alan taksit işlemleri ibaresi ile
müşterilerin icraya verilmesi sonrasında icra masrafları, harç ve vekalet ücreti kalemlerinin
eklenmesiyle borç tutarının yaklaşık 1,5-2 kat arttığı, dolayısıyla müşterilere böyle bir
taksitlendirme ile ödeme kolaylığı sağlandığı ifade edilmiş, hukuk müşavirliğinde kullanılan
«Hukuk Net» programının K2 ve K1 borcu diye bir sınıflandırma içermemesinden dolayı
avukatların mailde konuşurken borca ilişkin bilgisinin olmamasından kaynaklı olarak ifade
hatası olduğu ancak mail akışında yer alan ve taksitlendirme ve taahhüt ifadelerini kullanan
kişilerin hukuk müşavirliği çalışanı olduğu elektrik kesme talimatı verme gibi bir yetkilerinin
olmadığı, bununla birlikte bahse konu mailde yer alan tesisat numarası sahibi hakkında
mevcut bir icra takibinin mail akışı tarihinden iki ay önce açıldığı, mevcut tesisatın sahibinin
14.07.2017’ye kadar düzenlenen tarifeden elektrik kullandığı, dolayısıyla ikili anlaşmadan
kaynaklı borcundan dolayı kesme işleminin yapılmadığının bir kanıtı olduğu ifade
edilmektedir.
(855) Dosyanın ilgili bölümünde yer verilen elektronik yazışmaların hiçbirisinin GTŞ'nin serbest
tüketici portföyünde yer alan tüketicilerin borçlarının tahsil edildiğine yönelik şüpheden uzak
somut tespitler içermediği, ikili anlaşmadan dolayı zaten ilgili mevzuat uyarınca elektriğin
kesilemediği ve fakat elektriğin ikili anlaşmanın feshedilmesi neticesinde GTŞ'nin kendi
görevli olduğu bölgede yer alan tüketicilere son kaynak tedariği kapsamında yapmış olduğu
tedarik karşılığında düzenlenen faturanın da ödenmemesi nedeniyle THY’nin 10.
maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kesilebileceği ve GTŞ'lerin düzenleyeceği iş emri
çerçevesinde elektriği kesme yetkisinin duruma göre TEİAŞ ve ilgili dağıtım şirketinde
olduğu belirtilmiştir.
(856) Ayrıca dosyada yer verilen elektronik yazışmaların 08.08.2016-08.01.2017 dönemine
ilişkin dört aylık bir dönemi kapsadığı ve daha önce de değinildiği üzere piyasa koşulları
nedeniyle de ikili anlaşma piyasasının karlılığının düşmüş olması göz önüne alındığında,
tedarik şirketlerinin borcunu ödemeyen tüketicileri ile hukuki ilişkilerini devam ettirmelerinin
olanaksız olduğu ve sadece GTŞ'lerin değil belirtilen dönemde diğer tedarik şirketlerinin de
borcunu ödemeyen tüketicileri ile ikili anlaşmalarını feshetmek suretiyle portföy
boşalttıklarının bilindiği ifade edilmiştir.
(857) Ayrıca soruşturma tarafı, (…..) tüketiciyi portföyünde barındırdığını, bunlardan %(…..)’unun
serbest tüketici olduğu ve sebest tükeci olanlardan ise %(…..)’u hakkında derdest icra takibi
yürütüldüğünü ifade etmektedir. K2 müşterisi için sistemlerinin kesme emri üretemeyeceği,
dolayısıyla K2 müşterilerinin borçlarını tahsil etmek amacıyla kesme işlemi yapmadıklarını
ileri sürmüştür.
(858) Belge 58’de yer alan tüketicinin hem K1 hem de K2 borcunun olduğu, mevzuat gereği PSS
imzalamadan önce K1 borcunu ödememesi halinde kesme talimatının verilebileceği,
tüketicinin K1 borcunun 3.085 TL olduğu, ilgili yazışmadan sonra bedelin 1.500 TL’lik
kısmını ödediği, hem K2 hem de K1 borçlusu olan tüketicilerin eğer sadece K1 faturalarını
kesme talimatından sonra öderse, enerjisinin kesilmeyeceğini, kesilse dahi açılacağını,
18-36/583-284
248/284
mailde yer alan tüketicinin K2 borcunun bugün itibariyle hala devam ettiği ileri sürülmüştür.
Aynı zamanda teşebbüs tarafından hazırlanan bir tabloda K2 borcu olmasına rağmen PSS
imzayarak elektrik almaya devam eden tüketicilere örnek olarak yer verilmiştir. Diğer
yandan, "GTŞ Olmanın Verdiği Pazar Gücünün Kullanılması" başlığı altında yapılan
açıklamaların başlıkla örtüşmediği, söz konusu başlık ile oluşturulan olumsuz algının
aksine bu bölümde GTŞ'nin pazar gücünden ziyade, THY’de belirtilen elektriğin
kesilmesine ilişkin hükümler uyarınca yapılan işlemlere yer verildiği, aynı şekilde dosyanın
ilgili bölümünde milyonlarca müşterisi olan GTŞ'lerin üç adet tüketici ile ilgili olarak yapmış
oldukları işlemlere yer verilmesinin ve dahası, "usulsüz elektrik kullanım durumunda
elektrik kesme yetkisini, ikili anlaşmalar tarafında kendisine tahsilat anlamında avantaj
sağlamak için kullandığı" savına yönelik bir tane bile somut örnek gösterilememesinin söz
konusu iddianın mesnetten yoksun olduğunu açıkça gösterdiği, kaldı ki somut örnek
gösterilmiş olsaydı dahi bu uygulamanın kapsamı ve piyasadaki etkileri analiz edilmeksizin
bir yargıya ulaşılmasının bahse konu uygulamanın şirketin genel politikasının bir sonucu
olarak mı yoksa olay özelinde çalışanların tasarrufundan kaynaklanan münferit örnekler mi
olduğunun ortaya konulmasının ihlal iddiasında bulunabilmek açısından zorunlu olduğu dile
getrilmiştir.
I.7.10.2. GTŞ Olmanın Verdiği Pazar Gücünün Kullanılması İddialarına İlişkin
Savunmaların Değerlendirilmesi
(859) Elektriğin kesilmesi işlemine ilişkin usul ve esasların THY'de yer aldığı, buna göre elektriği
"kesme" yetkisinin GTŞ'lerde değil GTŞ'lerin iş emri üzerine dağıtım şirketlerinde olduğu
savunması hakkında belirtilmelidir ki elektrik kesme işleminin fiili olarak dağıtım şirketleri
tarafından yapıldığı bilinmektedir. Burada vurgulanan husus, kesmeye ilişkin emrin GTŞ
tarafından oluşturularak dağıtım şirketine iletilmesidir. Öyle ki, GTŞ; usulsüz kullanım,
kaçak kullanım ya da tarifede bulunan müşteriler bakımından borç ödememe nedenleriyle
ilgili müşterinin elektriğinin kesilmesi için dağıtım şirketine talimat yollayabilmekte, dağıtım
şirketinin gelen talimatın, sahadaki durumla örtüşüp örtüşmediğine ilişkin kontrolde
bulunma şansı bulunmamaktadır.
(860) Borcunu ödemeyen bir ikili anlaşma müşterisinin ilgili tedarikçi tarafından portföyden
çıkarılması ticari hayatın doğal akışına uygundur. Ancak Belge 59’da yer alan “ (…)
Elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Özellikle Serbest tüketicilerde borcu olan
aboneleri usulsüz kullanım ile enerjilerini kesmeye gidebiliriz.184 Burada da usulsüz
kullanımın belirlenip yazılması ve takibi de önem arz etmektedir. Bir diğer yapacağımız
işlem ise telefonla ile aramalar, hiç ara vermeden K2 müşterilerine aramalar gerçekleşecek
alacağımızdan yasal yoldan teminin sağlanacağını bildireceğiz…” ifadeleriyle, Belge 58’de
yer alan ifadelerden, portföyden çıkarma işleminin esas amacının borcun tahsili olduğu
anlaşılmaktadır. Öyle ki, eğer esas amaç borcun ödenmesi değil, PSS’nin yapılması
olsaydı, Belge 58’de görüldüğü gibi kesme işleminin ancak borç için kullanılabilecek
taksitlendirme kavramıyla değil, PSS imzalanmasıyla ilişkilendirilmiş olması gerekirdi. Yer
verilen belgelerden açıkça görüleceği üzere, elektriğin kesilmesi hususu direkt olarak,
borcun taksitlendirilmesine ve borcun ödenmesine ilişkin taahhüt verilmesine bağlanmıştır.
(861) Herhangi bir nedenle sona eren ikili anlaşma sonrasında, ilgili müşterinin ilgili GTŞ ile PSS
imzalamaması durumunda müşterinin elektriğinin “usulsüz kullanım” kapsamında
kesilmesi, savunmada da yer verilen ikincil düzenlemelerde yer alan hükümler kapsamında
GTŞ’nin görevidir. Ancak PSS imzalanmamasına ilişkin elektrik kesme işleminin, ikili
anlaşmadan doğan borcun tahsiline yönelik kullanılması, GTŞ’nin “görevli” unvanından
gelen yetkisini kendisine ikili anlaşmalar anlamında rekabetçi avantaj sağlaması anlamına
gelmekte ve rekabeti kısıtlayıcı nitelik taşımaktadır. Sonuç olarak, GTŞ’lerin yapmakla
184 Vurgu eklenmiştir.
18-36/583-284
249/284
yükümlü oldukları husus, herhangi bir sebepten son kaynak tedarik tarifesine düşen ancak
GTŞ ile PSS imzalamaması nedeniyle usulsüz kullanım olarak görülen müşterilerin
elektriğini kesmektir. GTŞ’nin elektrik kesme işlemi ile müşterinin ikili anlaşmadan doğan
borçlarını ödememesinin ilişkili hale getirilmesi gibi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır.
(862) GEDİZ ve AYDEM’in karşılaştığı borç yükü hususunun mevcut ekonomik koşullar altında
tüm tedarikçiler için benzer nitelikte olduğu ifade edilmelidir. Ayrıca GEDİZ ve AYDEM’in
elektrik kesme işlemi ile borçların ödenmemesini ilişkili hale getirerek tahsilat gücünü
artırması, böylesi bir ortamda GEDİZ ve AYDEM’in kendilerine rakipleri karşısında avantaj
sağlamasının asıl kaynağıdır.
(863) GTŞ'ler tarafından yapıldığı öne sürülen davranışların asıl amacının "kesme" işleminin ikili
anlaşma portföyü kapsamındaki borçların tahsilatından ziyade tüketiciler tarafından
ödenmeyen hizmet bedeli neticesinde haklı nedene dayalı fesih işlemlerine yönelik olduğu,
ayrıca Belge 57’nin soruşturma kapsamı dışında bırakılan tarımsal sulama hizmetlerine
ilişkin olduğu savunması hakkında; ilk olarak belirtmek gerekir ki, işbu savunmaya esas
teşkil eden belge GEDİZ ve AYDEM’in düzenlenen tarifeye aktarma ve borç tahsiline ilişkin
akıl yürütmesine ilişkin resmin tam olarak ortaya konulması ile ilgilidir. Öte yandan " ... diğer
yandan 3 ay ve üzeri alanlar İçin BD'da (bölge dışında) fesih +icra takibi başlatıyoruz...."
ifadesinin, GEDİZ ve AYDEM’in borçlara ilişkin tavırlarının GTŞ oldukları bölgelerle,
olmadıkları bölgeler arasında nasıl değiştiğini net bir biçimde ortaya koyduğu, bu anlamda
GEDİZ ve AYDEM’in kendi bölgeleri dışında tıpkı bir bağımsız tedarikçi gibi tahsilat için icra
takibini kullandığı değerlendirilmektedir.
(864) Belge 59’a ilişkin savunması hakkında belirtilmelidir ki alıntılanan ifadeyle kast edilen
GTŞ’nin yükümlülüğü altında yer alan PSS imzalanmasıyla ilgili olsaydı, söz konusu
ifadenin PSS imzalamama hususuyla ilişkilendirilmesi gerekirdi. ,
(865) Belge 58’de yer alan “(…..) tesisat nolu (…..) nakliyat firması ödeme yükümlülüğünü yerine
getirmeme sebebi ile, alacağımızın tahsili adına ST PORTFÖYÜNDEN çıkartılmıştır”
ifadesi söz konusu müşterinin ikili anlaşma müşterisi olduğunu açık bir şekilde ortaya
koymaktadır. Ayrıca söz konusu belgenin ikili anlaşma çerçevesinde borcu bulunan
müşterilerin borcun tahsili amacıyla düzenlenen tarifelere aktarıldığını ve elektriklerinin
kesilmesini gösterdiği ve herhangi bir yoruma yer bırakmadığı değerlendirilmektedir.
(866) Savunma tarafı savunmalarında Belge 58’e ilişkin beyanlar ile ilgili savunma yapmış olup
mailde yer alan tesisat numarasına ilişkin, taraf ifadelerinin doğruluğunu teyit etmeye
yarayacak belge ve bilgileri sunmamıştır. Aynı zamanda icra takibi esnasında müşteri
lehine ve usul ekonomisi lehine hareket ettikleri gerekçesi ile hem K1 hem de K2 borcu
olan müşterileri hakkında tek bir icra takibi başlattıklarını ifade etmişlerdir. Borçlunun hem
K1 hem de K2 borcu için başlatılan icra takibi esnasında yapacağı kısmi ödemelerin hangi
borçtan mahsup edileceği, muacceliyet tarihi daha önce olması muhtemel K2 borcundan
tahsil edilmesi durumunda tarafın tüm borcunu ödemeksizin elektrik enerjisinin
açılmayacağı bu vasıta ile yapılan tek icra takibi tarafın hem K2 hem de K1 borcunun
ödenmesi sonucunu ortaya çıkaracaktır. Dolayısıyla yukarıda da değinildiği gibi teşebbüs
elektrik enerjisi kesme yetkisini K2 borcunun tahsilini kolaylaştırmak amacıyla kullanarak
bir takım rekabetçi avantajlar elde etmektedir.
(867) Ayrıca Belge 56’da, GTŞ’nin, borçlu müşterisinin tüm fatura borçlarını (serbest tüketici
kaynaklı borçları da dahil) ödemeden otomatik açma emri üretilmemesi gerektiği ifade
edilmiştir. İlgili belgeden de anlaşılacağı üzere teşebbüs K2 müşterisi olmaktan kaynaklı
borcun tahsili için elektrik kesme yetkisini kullanarak tahsil kabiliyetini artırmaya
çalışmaktadır.
18-36/583-284
250/284
I.7.11. Tüketiciler ile Yapılan Sözleşmelere İlişkin Savunmalar ve Bunların
Değerlendirmesi
I.7.11.1. Tüketiciler ile Yapılan Sözleşmelere İlişkin Savunmalar
(868) 2014 tarihli önaraştırma kararında, otomatik uzama hükmü içeren sözleşmelere dair
rekabeti kısıtlayıcı etki doğurabileceği ifade edilen eylem ve uygulamaların söz konusu
kararın tebliği akabinde GEDİZ ve AYDEM tarafından sonlandırılmadığı dosyada ifade
edildiğinden öncelikle Kurul'un 4054 sayılı Kanun'un 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca
görüş bildirilmesine ilişkin kararlarının hukuki mahiyeti üzerinde durulması gerektiği
belirtilmiştir.
(869) 4054 sayılı Kanun'un 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkrası bir arada değerlendirildiğinde
Kurul'un, 4054 sayılı Kanun'un 4., 6. ve 7. maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmesini
takiben bir karar tesis etmeden önce, ilgili soruşturma taraflarına ihlal teşkil ettiği düşünülen
davranışların ne şekilde sona erdirileceğine ilişkin görüşlerini yazılı olarak bildirme yetkisini
haiz olduğunun anlaşıldığı belirtilmiştir. Bu çerçevede Kurul'un 4054 sayılı Kanun'un 9.
maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ihlalin sonlandırılmasına yönelik görüş bildirilmesine
ancak inceleme konusu teşebbüs hakkında 41. madde uyarınca soruşturma açılmasına
gerek olmadığı kararı verdiği durumlar olduğu, anılan işlemlerin, yalnızca bilgi verici niteliği
haiz olmaları itibariyle idari yargı nezdinde iptal davasına konu oluşturmalarının da
mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
(870) Danıştay 13. Dairesi’nin 3M Kararı'nda 4054 sayılı Kanun'un 9. maddesinin üçüncü fıkrası
uyarınca tesis edilen işlemlere ilişkin aşağıdaki açıklamalarda bulunduğu belirtilmiştir:
"(...) maddenin 3 fıkrasına göre ise birinci fıkraya göre yani nihai karar alınmadan
önce;
Kurul'un ihlale ne şekilde son verileceğine ilişkin görüşlerini yazılı olarak
bildireceği, bu çerçevede 3. fıkrada düzenlenen bildirimin tespit edilen ihlali nihai
olarak sana erdirme yallarından biri olmadığı, ihlalin tespit edilememesi ve
önaraştırma aşamasına ihlal konusu olayın tamamen açıklığa kavuşturulması
imkânının varlığı ihtimalinde; ihlalin soruşturma açılmasını gerektirmeyecek
ölçüde hafif alması ve/veya soruşturma açılmadan da ihlalin tüm etkileriyle
ortadan kaldırılabileceği veya yapısal engeller ve yasal düzenlemeler nedeniyle
rekabete tam olarak açılmamış pazarlarda ihlal oluşturabilecek davranışların
saptanması hallerinde soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar
verilmesiyle birlikte, teşebbüslerin Kurul kararı sonrasındaki dönemde rekabetin
korunması hakkında dikkat edilmesi gereken hususları bildiren bildirim yazılarının
Kurul'ca gönderilebileceği ihtimalleri dışında, anılan düzenlemenin bir ara karar
niteliğinde olduğu,
(...)”
(871) Bu çerçevede Kurul'un söz konusu işlem ile tesis ettiği kararlarının bir ara karar
mahiyetinde olduğu, görüş gönderilen tarafın davranışları ile meydana geldiği tespit edilen
veya bundan şüphe edilen rekabet hukuku kurallarına aykırı davranışların söz konusu
işlem ile nihai olarak sona erdirilmesinin mümkün olmadığı, öte yandan anılan kararda
"yapısal engeller ve yasal düzenlemeler nedeniyle rekabete tam olarak açılmamış
pazarlarda ihlal oluşturabilecek davranışlar" çerçevesinde bir ihlalin saptanması ve karar
sonrası dönem bakımından benzer davranışlara karşı rekabetin korunması için Kurul
tarafından görüş bildirilmesinin bu durumun bir istisnası olarak ortaya konduğu belirtilmiştir.
Bu anlamda Kurul'un 2014 tarihli önaraştırma kararının, anılan Danıştay kararında ifade
edilen tanımla birebir uyuşacak şekilde yapısal engeller ve yasal düzenlemeler nedeniyle
rekabete tam olarak açılmamış bir pazara ilişkin verildiği, bu itibarla ayrıca EPDK'nın
konuyla ilgili süregelen incelemesine işaret edilerek soruşturma tarafı şirketlere yalnızca
18-36/583-284
251/284
görüş bildirilmesine karar verilmesinin anılan kararın genel anlamda rekabet kurallarına
aykırılığın nihai olarak giderilmesi amacını güttüğünü gösterdiği, bu yaklaşımın Danıştay'ın
Kurul ile diğer düzenleyici otoriteler arasındaki yetki dağılımı konusundaki görüşü ile de
uygunluk gösterdiği dile getirilmiştir.
(872) 4054 sayılı Kanun'nun 9. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen hükmün, Kurulca
soruşturma açılmaksızın veya ceza verilmeksizin sadece uyarı yapılarak belli dönemlerde
yapılan veya yapıldığına şüphe duyulan rekabet ihlallerinin uyarı yazısı ile kapatılmasını
sağladığı, bir başka deyişle Kurul'un anılan hüküm uyarınca alınan bir karar vasıtasıyla
teşebbüse rekabet ihlali gerçekleştiğinin tespit edildiği veya bundan şüphe duyulduğunu,
şüpheye konu davranışların düzetilmesi ve bir daha gerçekleştirilmemesi gerektiğini ifade
etmesinin söz konusu olduğu ifade edilmiştir.
(873) Ancak, Kurul genellikle 4054 sayılı Kanun'un 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca almış
olduğu kararlarında teşebbüsün rekabet hukukuna uygun davranabilmesi adına somut ve
açık olarak hangi davranışlarda bulunması veya hangi davranışlardan kaçınması gerektiği
konusunda uyarıda bulunduğu dile getirilmiştir.
(874) Öte yandan dosyada iddia konusu uygulamalara ilişkin, "… her ne kadar işbu soruşturma,
teşebbüslerin 2015 yılı ve sonrası döneme ilişkin eylem ve uygulamalarını konu edinse de,
sözleşme ve/veya taahhütlerin bahsedilen tekrar tekrar yenilenme özelliği nedeniyle GEDİZ
ve AYDEM'in 2013 ve 2014 yıllarında serbest tüketicilerle imzaladığı ikili anlaşmalarda işbu
soruşturma da incelenmektedir" denildiği ancak, Kurul kararında belli bir dönem ve belli
olaylar için bir ikazda bulunduğu, ikaz, uyarma ve ihtarın direk bir yaptırım olmamakla
birlikte rekabet hukukunda belli bir dönem ve belli olaylar için inceleme yapıldığını bu
dönemle ilgili davranışların hukuken kınanabilir olduğunu ancak bu davranışlara ilişkin
herhangi bir yaptırım uygulanmaksızın ihtar verilmesinin uygun olması karşısında bir daha
bu davranışın tekrarlanmamasının gerektiğine işaret ettiği, yani Kurulca incelenen dönem
ve olaylar yönünden uyarı şeklinde bir ibra olduğu, bu noktada belirtilmek istenen Kurul'un
bir daha aynı dönemde yaşanan olaylar yönünden yeni bir inceleme olanağı olmadığı gibi
kararın verildiği tarihten sonra vuku bulan bir olayın incelemesinde 4054 sayılı Kanun'un 9.
maddesinin üçüncü fıkarsı kapsamında olayı zaman yönünden genişletemeyeceği ileri
sürülmüştür.
(875) Bu çerçevede dosyadaki değerlendirmelerin bu hususa itibar edilmeksizin gerçekleştirildiği,
zira 2013 ve 2014 yıllarında akdedilen üç yıllık taahhüt içeren ve otomatik uzamalı
sözleşmelerin 2014 tarihli kararın tebliğ edildiği 09.03.2015 tarihi akabinde uygulamadan
kaldırıldığı, söz konusu karara ilişkin gönderilen yazıda sözleşmelerde ilgili değişikliklerin
yapılmasına yönelik herhangi bir süre öngörülmediği dile getirilmiştir. Soruşturma tarafı
müvekkillerin ise yine de anılan kararın gereğini yerine getirmek amacıyla şirket içi
organizasyonun elverdiği ölçüde mümkün olan en kısa sürede sözleşmelerin yenilenme
süreci ile ilgili gereken tüm aksiyonları sergilediği öne sürülmüştür. Bu kapsamda
sözleşmeler revize edilerek Mart - Ekim 2015 tarihleri arasında otomatik uzamalı
sözleşmelerin iki yıllık ve bir yıllık sürelere indirgendiği, aynı yılın Kasım ayından itibaren
ise sözleşmelerde yer alan otomatik uzama hükmünün tamamen kaldırıldığının görüldüğü,
2015 yılının Mart ayından Ekim ayına kadar olan süreçte ise Kurul kararına uyum amacıyla
müşteriler ile imzalanmış olan bir, iki ve üç yıllık taahhüt içeren sözleşmelerde yer alan
cezai şarta ilişkin hükümler ve sözleşmenin otomatik olarak uzaması halinde ise müşterinin
sözleşmeyi uzayan süre içerisinde feshetmesi durumunda erken çıkış bedeline ilişkin
hüküm işletilmediği, 3+3 yıllık sözleşmelerin temel üç yıllık süresinin yaklaşık olarak Ekim
2016 tarihinde sona erdiği ve uzama süreleri başladığı, ayrıca 2+2 yıl süreli sözleşmelerin
temel süresi olan iki yılın Nisan 2017 itibari ile sona erdiği, 3+3 ve 2+2 yıllık sözleşmelerde
uzama süresi içerisinde yapılan çıkışlarda herhangi bir şekilde cezai bedel işletilmediği, bu
18-36/583-284
252/284
durumun AYDEM çalışanlarının aşağıda yer verilen yazışmalarından da görülebileceği ileri
sürülmüştür:
17.11.2016
G. Ç. - M. Z.
Konu: : (…..) ceza fatura hk.
(…..) hanım merhaba, (…..) nolu sayacın çıkan cezai işlem faturasının iptalini rica
ederim, iyi çalışmalar
10.11.2016
N. A. – G. Ç.
(…..) hanım merhaba,
(…..) numaralı abonenin ST başlangıç tarihi 1.12.2013 dir. Ancak tedarikçiye 01.11.2016
da geçmiş.Bizden 1 ay erken geçiş yaptığı için ceza çıkacak ancak Enerya bizden
çıkacak bu ceza faturayı bile bile fesih işlemini yapmıyor bedende 2 fatura kadar ceza
çıkar diyerek diretiyor. Müşteri her 2 taraftan da mağdur olacak. Bizim 1 ay içirt ceza
faturayı çıkarmama gibi bir durumumuz olabilir mi?
İyi çalışmalar dilerim.
21.08.2016
G. Ç. – D. E.
Aşağıdaki sayaçlar 01.09.2016 itibariyle tedarikçiye geçmiştir.01.04.2014 portfoye girmiş
sayaçlara cezai işlem uygulaması yapacak mıyız? (söz konusu mailde iki tüketiciye ait
sayaç numarası yer almaktadır)
22.08.2016
D. E. – G. Ç.
Konu: (…..) nolu sayaçlar hakkında
Ceza uygulamayacağız.
(876) Yukarıda yer verilen "(…..) ceza fatura hk." isimli e-postadan, 2016 yılında sözleşme
süresinden önce rakip tedarikçiye geçiş yapmış olan müşterinin 2013 yılında imzalamış
olduğu ikili anlaşmada yer alan cezai şart hükmünün işletilmediği görüldüğü belirtilmiştir.
Benzer şekilde "FW_(…..)nl sayaçlar hakkında" konulu e-postada ise 2014 tarihinde ikili
anlaşma portföyüne katılan sayaçlardan ikili anlaşmaların süresi öncesinde feshedenlere
cezai şart hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı konusunun AYDEM çalışanları arasında
tartışılmış olduğu söz konusu müşterilere sözleşme süresi öncesinde fesih nedeniyle cezai
şart hükmünün uygulanmayacağına karar verildiği ifade edilmiştir. Söz konusu örnek
yazışmalar temel olarak fiili durumda BEREKET ENERJİ bünyesindeki GTŞ'lerin, 2014
tarihli kararda belirtilen hususların takipçisi olarak, erken çıkış bedeli yansıtılmaya elverişli
müşterileri tespit ettiğine ve şayet 2013, 2014 ve 2015 yıllarında akdedilen taahhüt ve
otomatik uzama hükmü içeren ikili anlaşma ile tedarik söz konusuysa, bu sözleşmelerin
otomatik olarak uzayan kısımlarına yönelik taahhüt ve cezai şart hükümlerinin
işletilmemesinin teminat altına alındığına işaret ettiği öne sürülmüştür.
(877) Bu anlamda kararda incelemeye konu olan sözleşmelerin yalnızca üç yıllık taahhüt ve
otomatik uzama hükmü içeren sözleşmeler olduğu ilgili kararın herhangi bir surette iki yıllık
ve bir yıllık taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşme versiyonlarına ilişkin bir
ikaz içermesinin söz konusu olmadığı hatta önaraştırma kararının ilgili kısmında açıkça ikaz
edilen davranışın kapsamının, dosyada da ifade edildiği gibi yalnızca alınan otomatik
uzamalı sözleşmelerle sınırlı olmadığı bunun temel nedeninin ise kararın "Uzun Süreli ve
Taahhütlü Sözleşmeler Yoluyla Gerçekleştirilen Rekabeti Sınırlayıcı Davranışlar" başlıklı
kısmı altında incelenen davranışların kapsam olarak yalnızca uzun süreli ve otomatik
uzama hükmü içeren sözleşmelerden oluşmaması olduğu belirtilmiştir.
18-36/583-284
253/284
(878) Önaraştırma kararı dosyasında temel olarak incelenen hususun, GEDİZ ve AYDEM
tarafından müşteriler ile imzalanan uzun süreli taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren
anlaşmalardan mürekkep olmakla birlikte bu uygulamaların belirli müşteri gruplarına ve
belirli koşullarda uygulanması durumunun rekabeti kısıtlayıcı olduğunun ifade edildiği, bu
koşullar kapsamında öncelikle kararda uzun süreli taahhüt ile otomatik uzama hükmü
içeren sözleşmelerin yıllık elektrik tüketim miktarı serbest tüketici limitinin altında olan ve
uzun yıllar bu limitin üzerine çıkamayacağı tahmin edilen çok büyük sayıda müşteri ile
imzalanması konusunun özel olarak incelendiği ifade edilmiştir. Yine ilgili kararda yer alan
ifadelerden, anılan davranış kapsamındaki temel rekabetçi endişenin henüz serbest
tüketici limitini fiilen geçerek serbest tüketici bile olmayan müşterilerin rakiplere geçişinin
uzun süreli olarak engellenmesi olduğu, ayrıca "2014 yılında toplu geçiş uygulamalarını
destekleyecek şekilde“ denmekle anılan uygulamanın GEDİZ ve AYDEM portföyünde yer
alan serbest tüketici limiti altındaki müşterilerin toplu halde bu şirketlerin ikili anlaşma
portföylerine geçirilmesine yönelik iddialar ile de ilişkilendirildiği belirtilmiştir.
(879) Netice itibariyle söz konusu uygulamaların dosyada da ifade edildiği gibi önaraştırma
kararının ilgili teşebbüslere tebliği akabinde sonlandırılmasının söz konusu olmadığı, zira
kararda rekabeti kısıtlayabileceği ifade edilen uygulamalar ile 2015 yılı sonrasında
müşteriler ile imzalanan sözleşmelerin ne süre ne de kapsam bakımından birbirleriyle
örtüşmediğinin anlaşıldığı, ilgili önaraştırma kararı kapsamında incelemeye konu edilen
sözleşmelerdeki taahhüt süresinin üç yıl olduğu ve bu uygulamanın serbest tüketici limiti
altında yer alan müşterilere yönelik gerçekleştirilmesinin rekabet kurallarına aykırı olarak
nitelendirildiğinin bir kez daha önemle vurgulandığı dile getirilmiştir.
(880) Öte yandan Danıştay 13. Dairesi'nin 3M Kararı'nda ortaya koyduğu yaklaşım dikkate
alındığında, ilgili önaraştırma kararının rekabet kurallarına aykırılığın nihai olarak
giderilmesine yönelik olarak tesis edildiği ve bu karar konusu uygulamaların mevcut
soruşturma kapsamında tekrar değerlendirilmesinin mümkün olmadığı iddia edilmiştir.
(881) Hukukta en önemli konulardan birinin de hukuki güvenilirlik ilkesi olduğu, örneğin ceza
hukukunda, zamanaşımına uğramış bir suçu bu suç failin daha sonra işlediği bir suç
soruşturmasında kapsama alınmasının mümkün olmayacağı, mevcut soruşturma
bakımından da durumun aynı olduğu, Kurul’un belli bir dönem ve belli davranışları
incelemiş olduğu ve 4054 sayılı Kanun'un 9. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uyarı
yazısı ile iddia konusu davranışı sonlandırdığı ve bu kararın kesinleştiği dile getirilmiştir.
(882) Kurul’un yukarıda anılan kararında önaraştırma konusu olaylar ile ilgili EPDK'nın yasal ve
ikincil mevzuattan doğan yetkileri olduğunu ve tespit edilen eylemlerin EPDK'nın yetki
alanına girdiğini zımnen belirttiğini, hatta ilgili karar ile olayla ilgili tüm belge ve bilgilerin
EPDK'ya gönderilmesi ve bu olayla ilgili EPDK nezdinde devam eden inceleme sonucunun
da Kurum Başkanlığı'nca takip edilmesine hükmolunduğu, hatta bu konuda karşı oy
kullanan iki üyenin konuyla ilgili Kurul kararındaki çelişkiye işaret ederek olayın hem görev
alanında görülmemesi hem de teşebbüslere görüş yazısı gönderilmesini eleştirdiği
belirtilmiştir.
(883) Hukuk aleminde kararların kesinlik ortaya konulan belli yönde işlem ve/veya eylem
yapılmasını bir anlamda emredici nitelikte olan durumları ortaya koyduğu, her şeyden önce
yukarıda vurgulanan ifadelerde anılan Kurul kararının hüküm fıkrasında değil karar gerekçe
bölümünde yer alan ifadelerin bir kesinlik ifade etmemekte olduğu, sadece "olabileceği,
kısıtlayabileceği ve doğurabileceği" şeklinde varsayımsal ifadelerin yer aldığı ifade
edilmiştir.
(884) Eğer bir Kurul kararı belli davranışların yapılması veya yapılmaması yönünde bir hüküm
koyuyorsa bunu gerekçeye değil hüküm fıkrasına koyması gerektiği, bu nedenle bu
soruşturmada incelenen sözleşmelerle ilgili dönemin, önaratırma kararı kapsamındaki
18-36/583-284
254/284
dönemle birlikte incelenmesi yolundaki tespit ve gerekçelerin mümkün olmadığı, kaldı ki
bunun hukuki güvenilirlik ilkesi yönünden de mümkün olmayacağı belirtilmiştir.
(885) 2014 tarihli önaraştırma kararının esas fikri yani hüküm fıkrasında yukarıda belirtildiği üzere
görevin EPDK'nın olduğu, yine bu davranışlarla ilgili EPDK'da bir incelemenin devam ettiği
ve bu dört sene önce başlayan incelemenin sonucunun Kurum Başkanlığınca takip
edildiği, gerçekten 2014 kararında hüküm fıkrasında yer bulan ve Başkanlıkça takip
edilmesi gereken EPDK soruşturması sonucunda ne olduğu ve bu incelemenin sonucunda
verilen kararın mevcut soruşturmayı ne denli etkileyeceği hususlarının incelenmesi
gerekirken incelenmediği, bu durumun mevcut soruşturma dosyası için önemli
eksikliklerden birisi olduğu, ek olarak bu durumun mevcut soruşturmayı da sakatladığı, öte
yandan bu durum EPDK'nın Kurum ile tamamlayıcı bir ilişki içinde bulunduğuna yönelik
Danıştay yaklaşımına da aykırılık gösterdiği ileri sürülmüştür.
(886) BEREKET ENERJİ bünyesinde bulunan tedarik şirketlerinin müşterilerine sundukları ikili
anlaşmalar bakımından abone grubu (örneğin, mesken, ticarethane ve sanayi) bazlı bir
ayrıma gitmediği, söz konusu abone gruplarına satış faaliyetini aynı sözleşme tipini
sunarak gerçekleştirdiği ifade edilmiştir. Bu anlamda 2015 yılından itibaren uygulanan
sözleşmeler arasındaki tek ayrımın söz konusu sözleşmelerin belirli ve belirsiz süreli olup
olmadığına ilişkin olduğu dile getirilmiştir. 2015 yılında müşterilere sunulan sözleşmelerin
bir kısmının belirsiz süreli sözleşme olup, bu sözleşmeler kapsamında müşterilerin
BEREKET ENERJİ bünyesindeki GTŞ portföyünde belirli süre bulunmayı taahhüt etmesi
ve bu taahhüdü yerine getirememesi durumunda erken çıkış bedeli ödemesinin söz konusu
olmadığı, öte yandan 2015 yılının başından itibaren uygulanmaya başlanan belirli süreli
sözleşmelerin bir yıllık, iki yıllık ve üç yıllık taahhüt alınmasına ilişkin hükümler içerdiği,
anılan sözleşmelerin her birinde otomatik uzama hükmünün yer aldığı, söz konusu
sözleşmelerin GEDİZ ve AYDEM tarafından 2015 yılından itibaren aşağıda ortaya konan
aralıklar boyunca müşterilere sunulduğu belirtilmiştir:
• Üç yıllık taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşmeler: 2015 Ocak - Mart
• İki yıllık taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşmeler: 2015 Mart - Ekim
• Bir yıllık taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşmeler: 2015 Mart – Ekim
(887) Yukarıda sıralanan sözleşmelerin her biri kapsamında öngörülen taahhüt süresinden önce
müşterinin ikili anlaşmayı feshetmesi durumunda, müşteriden kendisine ilgili anlaşma
kapsamında sağlanan indirim oranları toplamı tutarı veya erken çıkış bedeli tahsil edileceği
hükmolunduğu, bir yıllık taahhüt içeren sözleşmeler bakımından bu bedelin ilgili tip
sözleşmenin 10. maddesi uyarınca "fesih tarihine kadar Tedarikçi tarafından kendisinden
alınmayan, ilgili dönemlerdeki Ulusal Tarife Perakende Satış Hizmet Bedeli (“PSH")
toplamını cezai şart olarak defaten ödemeyi kabul ve taahhüt eder" denmekle ifade edildiği,
bu noktada müşteriden alınmayan ilgili dönemlerdeki ulusal tarife perakende satış hizmet
bedelinin müşteriye sağlanan indirim tutarı toplamını ifade ettiği dile getirilmiştir.
(888) Bu itibarla, üç yıllık taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşmelerin 2015 yılının
Mart ayında uygulamasının sona erdirildiği, anılan sözleşmelerin sona erdirilmesine yönelik
kararın GEDİZ ve AYDEM tarafından kendilerine 2014 tarihli Önaraştırma Kararı'nın tebliğ
edilmesiyle alındığı, zira anılan önaraştırma kararının gerekçeli halinin BEREKET ENERJİ
bünyesinde yer alan GTŞ'lere 09.03.2015 tarihinde tebliğ edildiği, dolayısıyla ilgili karar
uyarınca rekabet kurallarına aykırılık ihtimali yarattığı ifade edilen sözleşmelerin
uygulamadan çekilmesi kararının, ilgili teşebbüslerin önaraştırma kapsamında incelenen
davranışlara ilişkin Kurul'un görüşünden haberdar olduğu, kararın tebliğ tarihinin hemen
sonrasında alındığı, bu çerçevede söz konusu sözleşmelerin de yukarıda ayrıntılı olarak
değinilen önaraştırma dönemine yönelik değerlendirmeler kapsamında ele alınması
gerektiği belirtilmiştir.
18-36/583-284
255/284
(889) Öte yandan iki yıllık ve bir yıllık taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşmelerin ise
2015 yılının Mart ayından itibaren uygulanmaya başlandığı ve bu sözleşmelerin müşteriler
ile imzalanmasına yönelik uygulamanın aynı yılın Ekim ayında sona erdiği, bu itibarla
anılan sözleşmelerin 2015 yılı içerisinde toplamda sekiz aylık bir dönem için uygulandığı
ifade edilmiştir.
(890) Tüm bu sözleşmelerin yanı sıra 2015 yılı içerisinde GEDİZ ve AYDEM'in müşterilerine
herhangi bir taahhüt içermeyen belirsiz süreli ikili anlaşma imzalama seçeneği sunduğu,
2015 yılının Ekim ayından itibaren uygulamaya konan ve günümüzde de uygulanmaya
devam eden belirsiz süreli ikili anlaşmalar kapsamında müşterilere üç farklı tarife seçeneği
sunulduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda herhangi bir taahhüt/erken çıkış bedeli mekanizması
içermeyen standart tarife paketi ile müşterilere perakende satış fiyatı birim fiyatı üzerinden
belirli oranda indirim uygulanmasının söz konusu olduğu, öte yandan müşterilerin belirsiz
süreli sözleşmeler kapsamında sabit tarife paketini seçerek 12 ay süreyle belirsiz süreli
sözleşme kapsamında elektrik enerjisi alımı yapmayı taahhüt ederek yıl boyunca içinde
bulunulan abone grubu bakımından sabit bir perakende satış birim fiyatının belirlenmesiyle
bu birim fiyat üzerinden fiyatlarda yaşanacak herhangi bir dalgalanmadan etkilenmeksizin
elektrik enerjisi alımı yapabildiği dile getirilmiştir. Son olarak belirsiz süreli sözleşme
kapsamında müşterilerin 24 ay ikili anlaşma kapsamında kalmayı taahhüt ederek standart
tarife paketinden daha avantajlı süper tarife paketi üzerinden ulusal tarife üzerinden
gerçekleştirilen indirim oranları ile sözleşme süresince elektrik enerjisi alımı yapmasının
mümkün olduğu ifade edilmiştir.
(891) Bu çerçevede belirsiz süreli sözleşmelerde taahhüt sürelerinin otomatik olarak
yenilenmesinin söz konusu olmadığı, ilgili taahhütlü alım seçeneklerinin GEDİZ veya
AYDEM ile müşteri arasında yeniden değerlendirilmesi neticesinde yeniden bir ikili
anlaşma imzalanmasıyla sözleşmenin yenilenmesi gerektiği, bu çerçevede sabit tarife
paketi ile süper tarife paketini seçmiş olan müşterilerin sırasıyla tarife paketleri bakımından
öngörülen 12 aylık ve 24 aylık taahhüt sürelerinden önce sözleşmeleri haklı sebebe
dayanmaksızın feshetmeleri durumunda, müşterilerin fesih tarihine kadar gerçekleşmiş en
yüksek fatura bedellerinin iki katına kadar fatura bedelini erken çıkış bedeli olarak ödemesi
öngörüldüğü dile getirilmiştir. Bu çerçevede söz konusu tarife paketleri üzerinden alım
yapan müşterilerin TKHK anlamında tüketici kapsamında değerlendirildiği, taahhüdün sona
ereceği tarihe kadar uygulanması gereken toplam indirim tutarından müşteri lehine olan
bedelin tahsil edildiği, öte yandan söz konusu müşterilerden bir yılı aşan taahhüt süresi
öngören süper tarifeyi seçenlerden bahsedilen cezai bedelin tahsil edilmesinin yasal
düzenlemeler nedeniyle mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
(892) Sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlunun belirli bir miktar para
ödeme taahhüdüne cezai şart denildiği, cezai şartın temel amacının zararın tazmini değil
sözleşmeden doğan borcun ifasını sağlama, tarafları taahhütlerine sadık kalmaya zorlamak
olduğu, bundan dolayı çoğunlukla ceza miktarının tazminat miktarından yüksek tayin
edildiği, TBK’daki cezai şarta ilişkin hükümlerin cezai şartın indirilmesine ilişkin olan hariç
olmak kaydıyla emredici olmadığı, yani tarafların bu hükümlerin aksini kararlaştırabileceği,
hukuki niteliği itibariyle cezai şartın asıl borca bağlı bir yan borç olduğu, temelde cezai
şartın üç amacı bulunduğu, bunların teminatla birlikte ceza amacı, tazminat amacı ve
sözleşmeden dönme amacı olduğu dile getirilmiştir.
(893) Cezai şartın en temel fonksiyonun sözleşmeden doğan borcun ifasını sağlama, tarafları
taahhütlerine sadık kalmaya zorlama olduğu, bu nedenden ötürü çoğunlukla ceza
miktarının tazminat miktarından yüksek tayin edildiği, bununla birlikte TBK’nın 182.
maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hakimin aşırı gördüğü ceza koşulunu re'sen indirme
yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir.
18-36/583-284
256/284
(894) Elektrik piyasasındaki anlık arz ve talebin eşit olma zorunluluğu olduğu ve bu nedenle
kurulan dengeleme uzlaştırma sisteminden dolayı piyasa oyuncuları açısından
dengesizliğe düşmenin bir maliyeti bulunduğu, bir tedarik şirketinin toplam talebi
öngörebilmesinin ilave ekonomik değeri olduğu, dolayısıyla tüketiciler ile yapmış oldukları
süreli ikili anlaşmalara tarafların sözleşmenin süresi boyunca riayet etmesinin son derece
önem arz etmekte olduğu ve bu sözleşmelere cezai şart konulmasının sebebinin bu husus
olduğu, sözleşmeler hukukunda cezai şartın tam da bu ihtiyacın karşılanması için kullanılan
bir kurum olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin bizatihi kendisinin piyasa kapatıcı etkisi
bulunması nedeniyle rekabet hukukunu ihlal etme potansiyelini taşıması başka bir tartışma
konusu olmakla birlikte, böyle bir durumun söz konusu olmadığı, sözleşmeler için bu
sözleşmelerde yer alan "cezai şartların" münhasıran müşterilerin tedarikçi değiştirmelerini
zorlaştırıcı bir durum olarak kabul edilmemesi gerektiği iddia edilmiştir.
(895) Bu noktada ilgili dönemde taahhüt içeren sözleşmelerin uygulandığı müşterilerin %70'e
yakın oranda mesken abone grubunda yer alan müşterilerden oluştuğu, bu çerçevede
rekabetçi endişe yarattığı ifade edilen sözleşmelerin potansiyel etkisinin
değerlendirilmesinde ilgili dönem içerisinde cezai şart hükmünün uygulanması mümkün
olan müşteri sayısının dosyada tespit edildiği ifade edilen rakamın yalnızca %30'unu
oluşturduğu, öte yandan 2015 yılının Mart ve Ekim ayları arasında yürürlüğe konan bir ve
iki yıllık taahhüt içeren sözleşmeler bakımından yalnızca ilk bir ve iki yıllık sürelerde
sözleşmenin feshi durumunda cezai şart hükmünün işletilmesinin, sözleşme süresi sona
ermeden fesih durumunda müşterilere erken çıkış bedeli yansıtılmamasının da anılan
sözleşmelerin yarattığı rekabetçi endişeleri sınırladığı öne sürülmüştür.
(896) 4054 sayılı Kanun kapsamında hâkim durumun kötüye kullanıldığının tespit edilebilmesi
için ilgili davranış veya uygulamanın pazardaki etkilerinin incelenmesi, etki analizinin
yapılmasının elzem olduğu, "Kurul tarafından yapılan değerlendirmenin esasının, hâkim
durumdaki teşebbüs davranışının fiili veya muhtemel rekabet karşıtı piyasa kapamaya yol
açmadığının incelenmesinin" oluşturduğunun Kılavuz ile açıkça belirtildiği ifade edilmiştir.
(897) Öte yandan Kılavuz ile AB Rehberi'nde yer verilen ve herhangi bir ek analize gerek
duyulmaksızın kötüye kullanma teşkil ettiği değerlendirilen hallere değinilmediği, aksine
Türk rekabet hukuku uygulamasında, hâkim durumdaki bir teşebbüsün ilgili durumunu
kötüye kullandığının tespitinde mutlaka rekabete karşıtı piyasa kapama olup olmadığının
değerlendirilmesi gerektiği, bir başka deyişle, hâkim durumdaki teşebbüsün davranışının
kötüye kullanma teşkil edip etmediğinin tespiti için, davranışın pazarı kapama etkisine
yönelik detaylı bir analiz yapılmasının şart olduğu dile getirilmiştir.
(898) Pazar kapama etkisinin değerlendirilmesinde hâkim durumdaki teşebbüsün konumu, ilgili
pazardaki koşullar, hâkim durumdaki teşebbüsün rakiplerinin konumu, müşterilerin ya da
sağlayıcıların konumu, incelenen davranışın kapsam ve süresi, fiili piyasa kapamayla ilgili
olası deliller dışlayıcı stratejiye dair doğrudan ve dolaylı delillerin etraflıca değerlendirilmesi
gerektiği ifade edilmiştir.
I.7.11.2. Tüketiciler ile Yapılan Sözleşmelere İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(899) Öncelikle işbu soruşturma kapsamında GEDİZ ve AYDEM’in serbest tüketicilerle yaptığı
sözleşmeler incelenmekte ve söz konusu sözleşmeler ve ilişkili taahhütlerde otomatik
uzamaya ilişkin hükümler GEDİZ’e ve AYDEM’e, ilgili tüketicilerin itiraz etmemesi halinde
yalnız bir defa değil pek çok kez kendini yineleme imkânı tanımakta ve böylece söz konusu
tüketiciler için BTŞ’lerin GTŞ’ler ile rekabetçi bir yarışa tekrar girme imkânı ortadan
kalkmaktadır. Her ne kadar işbu soruşturma, teşebbüslerin 2015 yılı ve sonrası döneme
ilişkin eylem ve uygulamalarını konu edinse de, sözleşme ve/veya taahhütlerin bahsedilen
tekrar tekrar yenilenme özelliği nedeniyle GEDİZ ve AYDEM’in 2013 ve 2014 yıllarında
serbest tüketicilerle imzaladığı ikili anlaşmalar da işbu soruşturmanın doğrudan kapsamına
18-36/583-284
257/284
girmektedir. Zira söz konusu sözleşmeler ve ilgili taahhütlerinin sahip olduğu otomatik
yenileme özelliği nedeniyle etkileri işbu soruşturmanın incelediği dönemi doğrudan
etkilemektedir. Bu nedenle işbu soruşturma kapsamında söz konusu sözleşmeler ve ilgili
taahhütlere ilişkin yapılan değerlendirmeler ve tespitler, Kurul’un işbu dosya kapsamında
hakkında önaraştırma yürütülen GEDİZ ve AYDEM hakkında almış olduğu 03.12.2014
tarihli, 114-47/860-390 sayılı kararında yer verilen tespitlerle ilişkili olsa da 4054 sayılı
Kanun’un 6. maddesi kapsamında yapılan ayrı bir ihlal tespitine ilişkindir. Bu bakımdan
savunmada dile getirilen ve 2014 tarihli önaraştırma kararının işbu soruşturma kapsamında
ulaşılan ihlal tespitlerinin gerekçesinin dayanağını oluşturduğu iddiası gerçekçi değildir.
(900) Savunmada yer alan 2014 tarihli önaraştırma kararının hüküm fıkrasında yer bulan ve
Başkanlıkça takip edilmesi gereken EPDK soruşturması sonucunda ne olduğu ve bu
incelemenin sonucunda verilen kararın mevcut soruşturmayı ne denli etkileyeceği hususları
incelenmesi gerekirken incelenmediği noktasında ifade edilmelidir ki soruşturma
kapsamında gerek pek çok farklı sektör paydaşıyla yapılan görüşme ve gerçekleştirilen
iletişimlerle gerek EPDK nezdinde birden çok kez yapılan görüşme ve yazılı iletişim
kanallarıyla gerekse bizzat yürütülen soruşturma kapsamında yürütülen analizlerle
soruşturmaya konu GTŞ ve dağıtım şirketlerinin eylem ve uygulamalarının nitelikleri ve
etkileri kapsamlı olarak incelemiş ve değerlendirmiştir.
(901) Öte yandan, teşebbüs tarafından 01.02.2018 tarih ve 1024 sayılı cevabi yazıda otomatik
uzama içeren sözleşmelerin 2015 yılının son çeyreğinden itibaren uygulanmadığı belirtilmiş
olmasına karşın, KOD-A’dan alınan örneklem çalışmasında, 2015’in son çeyreğinde alınan
sözleşmelerin %26,29’unda otomatik uzama hükmü olduğu tespit edilmiştir. Buna ek
olarak, dosyada GEDİZ ve AYDEM tarafından 2013 ve 2014 yıllarında serbest tüketicilerle
yapılan sözleşmelerin ve/veya söz konusu sözleşmelerin ayrılmaz bir parçası olan
taahhütnamelerin tamamında ve 2015 yılının bütünü içinse %67,5’inde otomatik uzama
hükmü bulunduğu tespit edilmiştir. Soruşturmaya taraf teşebbüslerin söz konusu
sözleşmeleri değiştirmedikleri bilinmektedir. 2015 ve öncesi döneme ilişkin sözleşmeler,
taraflardan herhangi birisi sonlandırmadığı sürece yürürlükte kalmaya devam etmektedir.
Buna göre sözleşmeyi ya da taahhütnameyi sonlandırmak isteyen tüketici 60 gün
öncesinden bildirimde bulunmalıdır. Aksi halde taahhütname de otomatik olarak
yenilenmekte ve bir müşterinin ilk taahhütnamesi bittikten sonraki dönemde tedarikçi
değişikliğine gitmesi halinde, söz konusu müşteri bu şekilde sonlandırılmayan sözleşme
veya taahhütname için cayma bedeli ödemek durumunda bırakılmaktadır. Soruşturmada
GEDİZ ve AYDEM’in tüketiciler ile yaptığı Ocak 2015 – Mart 2015 ve Mart 2015 – Ekim
2015 dönemlerinde kullanılan sözleşmeler ile 2015 öncesinde yürürlükte olan sözleşmeler
ve/veya söz konusu sözleşmelerin ayrılmaz bir parçası olan taahhütnamelere ilişkin
düzenlemelerin rekabeti sınırlamak suretiyle pazarı rakiplere kapayıcı nitelikte ve
potansiyelinde olduğu değerlendirilmiştir. Buna ilaveten söz konusu sözleşme ve
taahhütlerin pazarı kapayıcı etkilerinin varlığı da ayrıca ortaya konulmuştur.
(902) Savunmada dile getirilen, otomatik uzama hükümlü sözleşme ve taahhütlerin süresinin üç
yıldan iki ve bir yıllık sürelere indirgenmesinin, dosyada ayrıntılı bir şekilde açıklanan piyasa
koşulları, talep taraflı aksaklılar ve taahhüt yenilenme koşulları gereği bir fark yaratmadığı
ve tekrar yinelenme özelliği doğrultusunda diğer tedarikçilerin rekabetçi yarışa girmesini
önlediği belirtilmelidir. Zira ilgili müşterinin fesih bildirim süresine uymaması halinde
sözleşme ve taahhütname kendiliğinden uzamaktadır.
(903) Savunmada dile getirilen, taahhüt içeren sözleşmelerin uygulandığı müşterilerin %70'e
yakın oranda mesken abone grubunda yer alan müşterilerden oluştuğu, bu çerçevede
rekabetçi endişe yarattığı ifade edilen sözleşmelerin potansiyel etkisinin
değerlendirilmesinde ilgili dönem içerisinde cezai şart hükmünün uygulanması mümkün
olan müşteri sayısının dosyada tespit edildiği ifade edilen rakamın yalnızca %30'unu
18-36/583-284
258/284
oluşturduğu iddialarının neye dayandırıldığı anlaşılamamaktadır. Zira otomatik uzama
kapsamında bulunan her bir tüketici, rakip tedarikçilerin erişimine kapatılmış olmakta ve
tüketicilerin hangi grupta olduğu bu gerçekliği değiştirmemektedir. Diğer yandan, dosyada
ayrıca GEDİZ ve AYDEM’in müşterilerle imzaladığı üç, bir ve iki yıllık sözleşme ve
taahhütlerin piyasada yarattığı kapama etkisi ortaya konulmuştur. Dosyada mesken
grubunda GEDİZ’in portföyünde bulunan en az 155.481 ve AYDEM’in portföyünde bulunan
en az 67.000 müşterinin; ticarethane grubunda GEDİZ’in portföyünde bulunan en az
76.597 müşterinin ve AYDEM’in portföyünde bulunan 55.000 müşterinin ve sanayi
grubunda GEDİZ’in portföyünde bulunan en az 1.964 müşterinin ve AYDEM’in portföyünde
bulunan 1.724 müşterinin otomatik uzama hükmü altında olduğu tespit edilmiştir.
(904) Otomatik uzamalı sözleşme-taahhüt kapsamındaki tüketicilerin göreceli büyüklüğü de
ayrıca hesaplanmış ve GEDİZ’in portföyü ile BTŞ’lerin sahip olduğu müşteri sayısı
kıyaslandığında ise otomatik uzama hükmü altında bulunan müşterilerin sayısının BTŞ
portföyünün GEDİZ için mesken grubunda yaklaşık 16 katı, ticarethane grubunda dört katı,
sanayi grubunda ise dokuz katı olduğu ortaya konmuştur. AYDEM’in portföyü ile BTŞ’lerin
sahip olduğu müşteri sayısı kıyaslandığında ise otomatik uzama hükmü altında bulunan
müşterilerin sayısının BTŞ portföyünün AYDEM için mesken grubunda yaklaşık 30 katı,
ticarethane grubunda dört buçuk katı, sanayi grubunda ise sekiz katı olduğu belirlenmiştir.
Söz konusu otomatik uzama kapsamında olan sözleşme-taahhütlerin ilgili pazarların ne
kadar büyük bir kısmını oluşturduğu, bu otomatik uzama kapsamındaki tüketicilere
uygulanan cayma bedelleri aracılığıyla bu uygulamanın piyasada tüketiciler nezdinde
yarattığı intibah, ilgili pazardaki mevcut talep taraflı aksaklıkların varlığı ile bu aksaklıklar
doğrultusunda otomatik uzamanın kapsamında bulunan tüketicilerin GTŞ’nin yazılı
sözleşme metinlerinde yer alan hükümlerin aksine davranacağı yönünde hareket
edecekleri iddiasının esasen naif bir beklentiye dayandığı birarada düşünüldüğünde,
savunmada getirilen münferit birkaç örnek ile otomatik uzama kapsamında cayma
bedellerinin uygulanmadığına ilişkin iddiaların ikna edici olmaktan uzak olduğu
belirtilmelidir. Zira tüketici ihmali-dikkatsizliği ile varsayılan seçeneğe dayalı tüketici
uyuşmasının yaygın olduğu ve statüko eğiliminin önem arz ettiği ilgili pazarlarda otomatik
uzama özelliğine sahip sözleşme-taahhütler tedarikçi değişikliği önündeki engelleri artırıcı
etkiye sahiptir. Söz konusu sözleşmeler ve taahhütler GEDİZ’e ve AYDEM’e, ilgili
tüketicilerin itiraz etmemesi halinde yalnız bir defa değil pek çok kez kendini yineleme
imkânı tanımakta ve böylece söz konusu tüketiciler için BTŞ’lerin GTŞ’ler ile rekabetçi bir
yarışa tekrar girme imkânı ortadan kalkmaktadır.
I.7.12. Hâkim Durumun Dışlayıcı Nitelikte Kötüye Kullanılması İddialarına Yönelik
Savunmalar ve Bunların Değerlendirilmesi
I.7.12.1. Hâkim Durumun Dışlayıcı Nitelikte Kötüye Kullanılması İddialarına Yönelik
Savunmalar
(905) Taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşmelere ilişkin iddialar bakımından temel
olarak değinilmesi gereken hususlardan birinin mehaz AB uygulaması olduğu,
Komisyon’un, hem 82. madde kapsamında bir ihlalin var olduğunu ispat etmekle hem de
hâkim durumdaki teşebbüs tarafından ileri sürülen gerekçe ve savunmaların hangi
sebeplerle kabul edilmemesi gerektiğini göstermekle yükümlü olduğu, ABAD’ın Intel
Kararı’nda da herhangi bir analize tabi tutulmaksızın kötüye kullanma olarak kabul edilen
davranışlardan bahsetmediği, buna karşın ilgili teşebbüsün davranışlarının pazarı kapama
etkisi olmadığını ileri sürmesi halinde son derece detaylı bir analiz yapılmasınnın
beklendiği, söz konusu analiz kapsamında (i) teşebbüsün hâkim durumu, (ii) soruşturma
konusu davranışın ilgili pazarın ne kadarında etkili olduğu, (iii) hâkim durumdaki teşebbüs
tarafından yapılan indirimlere ilişkin şartlar, (iv) indirim uygulamasının süresi ve miktarı ve
18-36/583-284
259/284
(v) rakipleri ilgili pazardan dışlamaya yönelik bir stratejinin varlığının değerlendirilmesi
gerektiği belirtilmiştir.
(906) Kurul tarafından Intel Kararı ile uyumlu bir şekilde benimsenmesi ümit edilen yaklaşımın,
hakim durumun dışlayıcı uygulamalar ile kötüye kullanılmasına ilişkin incelemelerde somut
olay bağlamında, iktisadi ve hukuki doktrin tarafından benimsenen prensipler çerçevesinde
bir haklı sebep analizi gerçekleştirilmesi olduğu, zira ABAD'ın Intel Kararı'nda ortaya
koyduğu etki bazlı yaklaşımın uygulanmasının soruşturma otoriteleri bakımından ilave
maliyete ve zahmetli bir sürece yol açacağı tahmin edilse de bu yaklaşımın rekabet
otoriteleri tarafından tip I hataların yapılmasının büyük oranda önüne geçerek sosyal
maliyeti asgari düzeye indirecek ve toplumsal refaha büyük ölçüde katkıda bulunacağı
hususları ifade edilmiştir.
(907) 4054 sayılı Kanun'un "Hâkim Durumun Kötüye Kullanılması" başlıklı 6. maddesinin
açıklanmasına yönelik Kılavuz’un mehaz AB Rehberi'nin neredeyse aynısı olduğu
belirtilmiştir. Buna göre, yine AB uygulamasına paralel olarak, hâkim durumdaki
teşebbüsün rakipleri arasında (i) hâkim durumdaki teşebbüs kadar etkin olan ve (ii) etkin
olmayan rakipler olmak üzere bir ayrıma gidildiği, eşit etkinlikteki bir teşebbüsün hâkim
durumdaki teşebbüsün davranışları ve uygulamaları karşısında etkin rekabet
edebileceğinin, davranışın piyasadaki rekabet ve tüketici refahı üzerinde olumsuz etki
yaratmayacağının tespit edilmesi halinde, Kurulun herhangi bir müdahalede
bulunmayacağı, buna karşın söz konusu davranış ve uygulamaları sonucu olarak hâkim
teşebbüs ile eşit etkinlikte bir teşebbüsün piyasadan dışlanacağı tespit ediliyor ise rekabete
karşı piyasa kapamadan söz edileceği belirtilmiştir.
(908) Dikkat edilmesi gereken bir diğer hususun ise yine AB uygulamasına paralel olarak salt
piyasa kapama davranışlarının değil rekabet karşıtı piyasa kapama davranışlarının Kurul
tarafından inceleneceği dile getirilmiştir.
(909) Bu aşamada mehaz AB uygulaması ve Kılavuz'u dikkate alarak önceki kararlarında eşit
etkinlikte rakip testini uygulayan Kurul'un, şekilci yaklaşımı göz ardı ederek AB reform
sürecinin temelini oluşturan etki bazlı değerlendirme yöntemlerini benimsemesinin
beklendiği, nitekim önceki kararlarında bu şekilci yaklaşımdan uzaklaşarak 4054 sayılı
Kanun'un 6. maddesi kapsamındaki değerlendirmelerinde davranışın eşit etkinlikteki
rakiplere etkisine yer vermeye başladığı ifade edilmiştir.
(910) Bu noktada ayrıca rekabet hukuku uygulaması çerçevesinde otomatik uzama içeren
sözleşmelerin değerlendirilmesi gerektiği, otomatik uzama hükmü içeren sözleşmelerin tek
başlarına rekabeti kısıtlayıcı etkiye sahip olarak değerlendirilmediği, öte yandan otomatik
uzama hükmüne ilişkin temel rekabetçi kaygının sağlayıcının alıcıya münhasıran ürün veya
hizmet tedarik ettiği durumlarda ortaya çıktığı, bu türden hükümlere rekabet hukuku
literatüründe tek marka anlaşmaları dendiği belirtilmiştir.
(911) Kılavuz'da aynı zamanda münhasırlık anlaşması olarak da ifade edilen tek marka
anlaşmaları bakımından ortaya çıkan temel rekabetçi endişenin rakiplerin gerekli kanallara
erişiminin engellenmesi ve bu suretle pazarın hâkim durumdaki teşebbüsün rakiplerine
kapanması veya rakip teşebbüslerin münhasırlık hükmü uygulayan teşebbüse karşı etkin
birer rakip olarak ortaya çıkma olanaklarının kısıtlanması şeklinde ifade edildiği dile
getirilmiştir.
(912) Öte yandan münhasır tedarik anlaşmalarının yalnızca rekabeti kısıtlayıcı etkileri
bulunmadığı, söz konusu kısıtlamaların olası rekabetçi etkileri (i) bedavacılık sorunun
giderilmesi, (ii) vazgeçme sorunun önlenmesi ve son olarak (iii) alıcının faaliyetlerini tek bir
markaya odaklayarak daha etkin bir şekilde bu faaliyetlerini sürdürmesi olarak ifade
edilebileceği belirtilmiştir.
18-36/583-284
260/284
(913) Bu noktada iddia konusu sözleşmelerin uygun düştüğü ölçüde 4054 sayılı Kanun'un 4.
maddesi ve 6. maddesi kapsamında incelenebildiğinin dosya kapsamında ifade edildiği,
otomatik uzama hükümlerinin münhasır sözleşmenin süresini ve dolayısıyla pazardaki
rekabeti kısıtlayıcı etkilerini artıran bir uygulama olarak kabul edildiğinin görüldüğü,
sağlayıcının alıcılarıyla münhasır tedarik ilişkisine girmesi durumunda münhasır
anlaşmaların rekabeti kısıtlayıcı etkilerinin belirlenmesinde, incelenen davranışın kapsamı,
ticaretin seviyesi, pazara giriş engelleri, hâkim durumdaki teşebbüsün müşteriler açısından
önemi ve münhasırlık süresinin değerlendirmede dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
(914) Yukarıda sıralanan hususların Kurul'un münhasır tedarik anlaşmalarını incelediği geçmiş
tarihli kararlarında gerçekleştirilen incelemelerde de dikkate alındığı, örneğin yeniden satıcı
konumunda olmayan doğrudan alıcılarla akdedilen ve alıcıların anlaşma dönemi boyunca
rakip sağlayıcılar ile çalışmasını engelleyen anlaşmaları incelediği 14.08.2008 tarih ve 08-
50/743-299 sayılı kararında Kurulun söz konusu anlaşmaları bireysel muafiyet analizine
tabi tuttuğu, ilgili pazardaki payı %40'ın üzerinde olan POAŞ'ın jet yakıtı satışına ilişkin
akdettiği sözleşmelerin uzunluğunun değerlendirme konusu edildiği ve ilgili pazar koşulları
da dikkate alınarak iki yıllık münhasır tedarik süresinin pazarın rakiplere kapanmasına
neden olmayacağına hükmedildiği belirtilmiştir.
(915) Kurul'un gerek enerji sektörü özelinde gerekse diğer pazarlarda abonelik sözleşmelerinde
yer alan taahhütleri 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesi bakımından özel olarak
değerlendirdiği bir kararın bulunmadığı, her ne kadar bu husus ELDER yazısında dile
getirilmiş ise de bu yazıda da taahhütlerin sürelerinin ne kadar olması gerektiği noktasında
yol gösterici bir açıklama yapılmadığı ifade edilmiştir.
(916) Buna karşın Kurul’un özellikle elektronik haberleşme sektöründe hâkim durumda bulunan
Türk Telekom ve Turkcell gibi teşebbüslere yönelik olarak yürüttüğü soruşturmalarda bu
teşebbüslerin taahhüt içeren abonelik sözleşmelerini de incelediği, bu kararlarda son
kullanıcı konumundaki müşterilerle akdedilen abonelik sözleşmelerinde 12, 24 ve 36 aylık
taahhütler yer almasına ve sağlayıcı konumundaki teşebbüslerin faaliyet gösterdikleri ilgili
ürün pazarında hâkim durumda bulunmalarına rağmen, kararlarda bu taahhütlerin 4054
sayılı Kanun'un 6. maddesine aykırılık teşkil ettiğine ilişkin bir iddiaya dahi yer verilmediği,
her ne kadar bu soruşturmaların konusu abonelik sözleşmelerinde yer alan münhasırlık
hükümleri değil ise de kararlarda bu hükümlere açıkça değinilmesi ve buna rağmen rekabet
hukuku bakımından herhangi bir risk görülmemesinin önemli olduğu dile getirilmiştir.
(917) AB rekabet hukuku uygulamasında, serbestleşme sonrasında enerji sektöründe, uzun
süreli ve münhasırlık etkileri yaratabilecek sözleşmelerin incelenmesi konusunda çeşitli
incelemeler yapıldığı ve bu incelemeler neticesinde bazı kriterler belirlendiği, yapılan
incelemelerin mevcut soruşturma bakımından da yol gösterici olabileceği belirtilmiştir.
(918) Komisyonun enerji sektöründeki uzun süreli münhasır tedarik sözleşmelerine ilişkin
kararlarında oldukça detaylı analizler yapıldığı, ancak bu kararlarda daha ziyade büyük
ölçekli doğrudan alıcılar veya yeniden satıcılar ile sağlayıcı konumundaki teşebbüsler
arasındaki anlaşmaların inceleme konusu yapıldığı ifade edilmiştir.
(919) Komisyonun uzun süreli münhasır tedarik sözleşmelerinin pazar kapatıcı etkilerini
incelerken, özellikle sözleşmenin süresini ve bağlı talebinin miktarını dikkate aldığı, ilgili
kararlarda bu tip sözleşmeler ile büyük ölçekli müşterilerin veya yeniden satıcıların
pazardaki rakip teşebbüslerle çalışması engellense dahi etkinlik arttırıcı etkiler dikkate
alındığında sözleşmeler bir yıl ile sınırlandığı müddetçe bunların rekabet hukuku
bakımından bir sorun teşkil etmeyeceğinin ifade edildiği belirtilmiştir.
(920) Komisyonun konuya ilişkin değerlendirmelerinde uzun süreli münhasır tedarik
sözleşmelerine taraf tüketicilerin pazarlık gücü ve rekabetçi piyasadaki durumunu dikkate
18-36/583-284
261/284
aldığı, örneğin Distrigaz Kararı’nda185 münhasır tedarik sözleşmesinde alıcı tarafın satın
aldığı doğal gazı yeniden satmak suretiyle pazarda faaliyet gösteren köklü bir tedarik şirketi
olması sebebiyle ilgili sözleşmenin iki yıl ile sınırlandırıldığı, bu noktada Distrigaz Kararı'nda
münhasır sözleşmelerin rekabeti kısıtlayıcı etkilerinin değerlendirilmesinde, pazarda anılan
sözleşmeler ile bağlı talebin de inceleme konusu edildiğinin görüldüğü, Distrigaz Kararı'nda
münhasır tedarik sözleşmeleri kapsamında gerçekleştirilen bağlı talebe ilişkin
değerlendirmenin önem teşkil ettiğinin düşünüldüğü, zira somut olayda inceleme konusu
taahhüt içeren sözleşmelerin de Distrigaz Kararı kapsamında incelenen sözleşmeler gibi
otomatik uzama hükmü içerdiği, Distrigaz Kararı kapsamında incelenen sözleşmelerin bir
kısmının ise belirsiz süreli olmakla birlikte, otomatik uzama hükmü içeren diğer sözleşmeler
gibi taahhüt içerdiğinin tespit edildiği, bu bağlamda Komisyonun otomatik uzama hükmü
içeren sözleşmelerin ayrıca münhasır tedarik şartı içermesi halinde rekabeti kısıtlayıcı
olduğunu değerlendirmekle birlikte, anılan sözleşmeler ile pazarda bağlanan talep miktarını
tespit etmeye çalıştığının görüldüğü, bu anlamda Komisyon, inceleme konusu
sözleşmelerin profesyonel kullanıcılara yönelik yapılmış olması ve söz konusu
kullanıcıların anılan sözleşmeler ile tedarik ettikleri gazın toplam maliyetleri içerisinde
önemli bir yer kaplaması nedeniyle, bu kullanıcıların anılan sözleşmeleri feshedebilecekleri
ilk noktada sözleşmeyi sonlandıracakları varsayımı altında bir değerlendirme
gerçekleştirildiği, anılan değerlendirme ışığında Distrigaz'ın münhasır nitelikte ikili
anlaşmalar ile sözleşmeleri ilk gerçekleştirdiği 2005 yılının Temmuz ayından itibaren
pazarın toplamı bakımından bağlanan talep oranlarına yer verildiği, bağlı talebe ilişkin
değerlendirmeler kapsamında Distrigaz'ın akdetmiş olduğu sözleşmelerin ilk imzalandığı
dönemden başlayarak, ilerleyen dönemlerde tüm ilgili pazar içerisindeki yerini temsilen bu
sözleşmeler ile Distrigaz'a bağlı talebe ilişkin analize yer verdiği belirtilmiştir.
(921) Öte yandan, Alman Rekabet Otoritesinin vermiş olduğu E.ON Ruhrgas Kararı’nda yeniden
satış amacıyla yapılan münhasır tedarik sözleşmelerine, söz konusu alıcının talebinin
sözleşme süresince %50'lik kısmının ilgili tedarikçi tarafından karşılanması halinde en çok
dört yıl süreyle izin verildiği, talep miktarının %80 ve fazlasının sözleşme süresince ilgili
teşebbüs tarafından karşılanması durumunda ise münhasır tedarik sözleşmesinin en çok
iki sene için yapılabileceğinin belirtildiği ifade edilmiştir.
(922) Komisyonun EDF Kararı’nda da benzer sözleşmelerin incelendiği ve EDF’nin soruşturma
sürecinde rekabet hukuku açısından sakıncalı uygulamalarıyla ilgili bazı taahhütler verdiği,
buna göre soruşturma döneminden sonra büyük ölçekli endüstriyel kullanıcılar ile
akdedeceği münhasır tedarik sözleşmelerinin beş yılı aşmayacağını taahhüt ettiği,
Komisyonun ise bu taahhüde ilişkin değerlendirmesinde büyük ölçekli endüstriyel
kullanıcılara en fazla beş yılda bir herhangi bir cezai şarta veya zorlaştırıcı koşula bağlı
olmaksızın sözleşmeyi sonlandırma hakkı tanınması durumunda, söz konusu
sözleşmelerin beş yıldan uzun süreli olarak akdedilmesinin rekabet hukuku bakımından bir
sorun teşkil etmeyeceğinin belirtildiği dile getirilmiştir.
(923) Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere Kurul'un enerji sektörüne son derece benzer olan
telekomünikasyon sektöründe 6. madde kapsamında yürütülen soruşturmalarda hâkim
durumda bulunan teşebbüslerin üç yıla kadar taahhüt içeren sözleşmelerinin hukuka aykırı
olmadığına (zımnen) karar verdiği, yine Komisyonun da enerji sektörüne ilişkin
kararlarında, hâkim durumda bulunan tedarik şirketleri ile aboneler arasında akdedilen
sözleşmelerin süresinin 2-5 yıl ile sınırlandırılması halinde rekabeti kısıtlayıcı etkiye yol
açmayacağının ifade edildiği belirtilmiştir.
(924) Ayrıca CEER’in tedarikçi değişikliklerinin önündeki engellere değindiği raporda otomatik
uzama hükümlerini tedarikçi değişimi önündeki ticari engeller kapsamında değerlendirdiği,
185 Case COMP/B-1/37966
18-36/583-284
262/284
ek olarak anılan engeller arasında gerekçesiz erken çıkış bedellerini sıralamakta ve ayrıca
süresi üç yılı aşan uzun süreli sözleşmeler ile sözleşmelerde yer alan otomatik uzama
hükümlerinin de müşteriler üzerinde bağlama etkisi yaratabileceğini ifade ettiği, dolayısıyla
üç yıla kadar münhasırlık öngören ikili anlaşmaların CEER tarafından da makul olarak
değerlendirildiğinin ifade edilebileceği dile getirilmiştir.
(925) Bu doğrultuda ayrıca CEER'in elektrik tedarik sözleşmeleri bakımından öngörülen erken
çıkış bedellerini değerlendirdiği bir başka çalışmasında, söz konusu bedeller konusunda
tedarikçilerin müşterilere karşı şeffaf olması gerektiğinin ifade edildiği ve müşterilere
süresinden önce sözleşmeyi sonlandırmaları halinde katlanacakları bedeller konusunda
açık bir bilgilendirme yapma yükümlülüğünün tedarikçi üzerinde olduğunun açıklandığı, ek
olarak anılan çalışma kapsamında, erken iptal ücretlerinin makul seviyede olup olmadığının
ortaya konmasının da, söz konusu uygulamayla müşteriler bakımından tedarikçi değişikliği
önünde yaratılan engellerin görülebilmesi açısından oldukça önemli olduğunun
değerlendirildiği ifade edilmiştir.
(926) Bu doğrultuda CEER tarafından, uzun süreli ve/veya otomatik uzama hükmü içeren, ayrıca
sözleşme süresinden önce müşterinin sözleşmeyi sona erdirmesi halinde erken çıkış
bedeli/cezai bedel ödemesinin söz konusu olduğu anlaşmalar bakımından, cezai bedelin
makul ve ölçülü olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğinin de belirtildiği, mevcut
durum değerlendirildiğinde iddialara konu olan sözleşmelerin süresinden önce feshi
halinde müşterilerin yalnızca kendilerine sağlanan indirim toplamı kadar bir bedeli
tedarikçiye ödemekle yükümlü tutulduğunun görüldüğü, bu kapsamda öngörülen cezai
bedel tutarının işbu dosya kapsamında ifade edilenin aksine müşterilere sağlanan fayda ile
oldukça orantılı bir konumda bulunduğu, zira işbu dosyada münhasır tedarik
sözleşmelerinde yer alan erken çıkış bedelleri bakımından basiretli bir tacir için sağlanan
faydanın ve bu faydanın sağlanması için katlanılan maliyetin makul bir orana dayanması
gerektiğinin ifade edildiği, bu anlayış doğrultusunda erken iptal bedellerinin tedarikçilerin
sözleşmenin feshine dayalı katlanabilecekleri olası maliyetleri aşmaması gerektiğinin
vurgulandığı, devam eden kısımda ise münhasırlık koşulu içeren ikili anlaşmaların süresi
öncesinde sonlandırıldığı durumlarda müşterilere en yüksek fatura bedelinin iki katı
tutarında bir cezai bedel yansıtılmasının anılan makul dengeyle bağdaşmadığının
açıklandığı ifade edilmiştir.
(927) İnceleme konusu sözleşmelerde öngörülen erken sonlandırma bedelinin, yalnızca
müşteriye tedarik başlangıcından tedarik sonuna kadar sağlanan indirim miktarı ile sınırlı
kaldığı, söz konusu erken sonlandırma bedeli miktarının özellikle yüksek tüketimli
segmentte yer alan büyük ölçekli sanayi ve ticarethane segmenti müşterileri bakımından
bu müşterilerin daha cazip tedarik koşullarıyla elde edebilecekleri fayda da dikkate
alındığında yüksek olmadığının değerlendirildiği belirtilmiştir.
(928) Ayrıca belirli süreli sözleşmeler bakımından otomatik uzama hükmü, sözleşme süresi sona
erse dahi müşterilerin avantajlı fiyatlarla elektrik tedarikine devam edebilmesini sağlarken
erken çıkış bedelinin müşterilerin toptan piyasalarda yaşanan fiyat dalgalanmalarından
etkilenmeksizin elektrik tedarik etmesinin bir karşılığı olarak ortaya çıktığı, sözleşmenin
süresi öncesinde feshedilmesi halinde yalnızca müşteriye tedarik süresince sağlanan ilave
faydanın yani indirim toplamının geri alınmasının, tedarikçinin cezai bedeli orantılılık ilkesi
çerçevesinde kurguladığını gösteren önemli bir husus olduğu, ek olarak bir, iki ve üç yıllık
taahhütlü ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşme içeriğinden müşterilere sağlanacak
indirim miktarı ve sözleşme koşullarının açıkça anlaşıldığı ve müşterilerin söz konusu
sözleşme şartları konusunda detaylı bir biçimde bilgilendirildiğinin de ifade edildiği dile
getirilmiştir.
(929) Kurul'un hâkim durumun dışlayıcı davranışlar ile kötüye kullanılması kararlarında, pazar
kapama endişesiyle incelenen davranışın pazardaki kapsamının değerlendirildiğinin
18-36/583-284
263/284
görülmekte olduğu, örneğin AVEA Kararı'nda inceleme konusu davranışın kapsamınının
dikkate alındığı, uygulama neticesinde hâkim durumdaki teşebbüse bağlanan talebin
büyüklüğünün değerlendirildiği ifade edilmiştir. Benzer şekilde 19.12.2013 tarih ve 13-
71/988-414 sayılı kararda inceleme konusu uygulamanın kapsamının dikkate alındığı,
Turkcell'in münhasır çalışma şartı ileri sürdüğü kampanya süresinde gerçekleştirdiği
kampanyalı satışlar ile rakip teşebbüslerin gerçekleştirdiği kampanyalı satışların
karşılaştırıldığı ve Turkcell'in münhasırlık hükmü öngördüğü satışların ilgili pazardaki
toplam satışlar içerisinde kayda değer bir orana sahip olduğuna kanaat getirildiği ifade
edilmiştir.
(930) Tüm bu bilgiler ışığında mevcut soruşturma bakımından otomatik uzama hükmü içeren
sözleşmelerin rekabeti kısıtlayıcı olup olmadığının belirlenmesinde Kurul'un hem söz
konusu uygulamanın süresi hem de ilgili pazardaki kapsamını dikkate alması gerektiğinin
düşünüldüğü dile getirilmiştir.
(931) İlgili sözleşmeleri tercih eden müşterilerin BEREKET ENERJİ bünyesinde yer alan tedarik
şirketleri tarafından ulusal tarife üzerinden belirlenen indirimli fiyatlar üzerinden elektrik
tedarik edebildiği ve uygulamanın tüketici refahına katkıda bulunduğu, bu noktada ayrıca
Kurul'un 14.08.2008 tarih ve 08-50/743-299 sayılı kararında münhasır tedarik anlaşması
bakımından gerçekleştirdiği bireysel muafiyet analizinde müşterilere sağlanan indirim
miktarını inceleme konusu uygulamanın muafiyet kapsamında değerlendirilebilmesine
vesile olan bir unsur olarak kabul ettiğinin de vurgulanması gerektiği belirtilmiştir.
(932) Mevcut durumda sağlanan avantajlı fiyatların çoğu durumda doğrudan son kullanıcılara
fayda sağladığı, öte yandan elektrik enerjisini ticari faaliyetinde bir girdi olarak kullanan
büyük ölçekli ticarethane ve sanayi segmenti kullanıcılarının ise elektrik enerjisi
faturalarındaki azalışı son kullanıcılara sundukları mal ve hizmetlerin fiyatlarını düşürerek
tüketicilere yansıttığı ifade edilmiştir.
(933) Dosyada otomatik uzama hükmüne sahip sözleşmelerin 2015 yılı bakımından pazar
kapama etkisinin ortaya konma metodunun sağlıklı olmadığı, pazar kapama etkisini ortaya
koymak adına eklenmiş grafiklerin oluşturulması için kullanılan verilerin KOD-A’da
muhafaza edilen sözleşme örnekleri incelenerek ortaya konduğunun ifade edildiği, ayrıca
söz konusu sözleşmelerin yerinde incelemeler sırasında gelişigüzel bir şekilde bir araya
getirildiği ve incelemeye esas teşkil eden sözleşmelerin bir örnek grup olarak seçilip bu
sözleşmelerin işaret ettiği sonuçların tüm GEDİZ ve AYDEM müşterileri bakımından kabul
edildiğinin ifade edildiği dile getirilmiştir. Ancak KOD-A'dan rastgele seçilmiş olan ikili
anlaşmaların GEDİZ ve AYDEM'in 2015 yılındaki durumunu temsil edemeyeceği, bu
durumda söz konusu sözleşmelere ilişkin fiili durumun tespit edilebilmesi adına Kurum’un,
mevcut soruşturma kapsamında yetkilerini kullanmak suretiyle, ikili anlaşmaların bir
kısmının arşivlendiği KOD-A'dan elde edilen örnekleri ilgili dönemde yapılan tüm
sözleşmelere atfederek bir varsayımda bulunmaktansa, maddi gerçekliğin ortaya çıkması
adına soruşturma tarafı teşebbüslerden bilgi talebinde bulunarak otomatik uzama hükmü
içeren sözleşmelerle, belirsiz süreli ve otomatik uzama hükmü içermeyen sözleşmelerin
ilgili sene bakımından dağılımını ortaya koymasının beklendiği belirtilmiştir.
(934) Dosyadaki grafiklerin hazırlanmasında 2013 ve 2014 yılı sözleşmelerine ilişkin verilerden
herhangi bir surette yararlanılmaması gerektiği, bunun nedeninin ise 02.03.2015 tarihinde
2014 tarihli önaraştırma kararının gerekçeli halinin GEDİZ ve AYDEM'e tebliğ edilmesiyle
birlikte anılan şirketlerin iddia konusu uygulamayı sonlandırması olduğu, ancak bu noktada
unutulmaması gereken noktanın 2014 yılında verilen kararda rekabeti kısıtlayacağı
değerlendirilen uygulamaların, serbest tüketici limiti altında bulunup, bu limiti uzun süre
sonra aşması beklenen müşteriler ile uzun süreli münhasırlık ve otomatik uzama hükmü
içeren sözleşmeler imzalanması olduğu ifade edilmiştir. Bu anlamda GEDİZ ve AYDEM'in
serbest tüketici limiti altında bulunan müşteriler ile bu türden sözleşmeler imzalamayı
18-36/583-284
264/284
sonlandırdığı, anılan otomatik uzama hükmü içeren sözleşme sürelerini kısaltarak bir ve iki
yıllık versiyonlar olarak yeniden düzenlediği ileri sürülmüştür. 2014 tarihinde bir
önaraştırma ile Kurul tarafından incelenen bu sözleşmelerin, önaraştırma neticesinde
verilen karar ile yeniden düzenlendiğinin de göz önünde bulundurulduğunda, mevcut
iddialar bakımından incelemeye konu edilmesi gereken sözleşmelerin 2015 yılının Mart
ayından itibaren uygulanmaya başlanan bir ve iki yıllık taahhüt ve otomatik uzama hükmü
içeren sözleşmeler olduğunun düşünüldüğü, söz konusu sözleşmelerin ise yalnızca sekiz
aylık bir dönem boyunca uygulandığı ve ilgili yıl boyunca bu sözleşmelere alternatif belirsiz
süreli sözleşmeler ile müşterilere otomatik uzama içermeyen taahhütlü sözleşme
seçeneklerinin de sunulduğu dile getirilmiştir.
(935) Ayrıca, Distrigaz Kararı'ndaki yaklaşımın benimsenerek bağlı talebin değerlendirilmesi
gerektiği, bunun nedeninin ise mevcut durumda inceleme konusu piyasaya benzer şekilde
ilgili kararda da incelenen pazarın (doğalgazın perakende satışı piyasası) sonradan
rekabete açılmış olduğu, inceleme konusu teşebbüsün ilgili pazarda hâkim durumda
bulunan yerleşik tedarikçi konumunda bulunduğu ve uzun süreli münhasırlık içeren
sözleşmeler ve oomatik uzama hükmü gibi mevcut durum ile anılan karar kapsamında
incelenen olaylar arasındaki benzerlikler olduğu dile getirilmiştir.
(936) Otomatik uzama imzalatılan müşterilerin içinde bulundukları abone grubundaki müşterilerin
bulunduğu toplam GEDİZ veya AYDEM portföyüne oranlanmasının anlamlı olmadığı, zira
otomatik uzama hükmü ile rakiplere pazarın kapanması riski doğduğunun dosyada da ifade
edildiği, mevcut soruşturma kapsamında söz konusu kapama etkisinin değerlendirilmekte
olduğu, bu anlamda günümüze kadar yürürlükte kaldığı iddia edilen sözleşmelerin yıllar
boyunca tüm ilgili ürün pazarları bakımından ayrı ayrı olacak şekilde toplam pazar
içerisindeki payının değerlendirilmesi ve bu analiz gerçekleştirilirken en azından işbu
savunma ile ortaya konan ilgili pazara ilişkin açıklamalar dikkate alınmasa da, dosyada
ortaya konan ilgili ürün pazarına dair esasların dikkate alınarak müşterilerin talep yönlü
farklılıklarının analizde dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu anlamda yine Distrigaz
Kararı'nda benimsendiği üzere, 2015 yılının Mart ayından itibaren uygulanana otomatik
uzama hükmü içeren sözleşmelerin, elektrik enerjisini bir girdi olarak algılayan sanayi ve
ticarethane segmenti kullanıcılarının - ilgili ürün pazarına ilişkin açıklamalar dikkate
alındığında büyük ölçekli endüstriyel ve ticari kullanıcılar ile küçük ve orta ölçekli endüstriyel
ve ticari kullanıcıların - söz konusu sözleşmeleri daha uygun bir fiyat teklifi aldıkları ilk fesih
döneminde sonlandıracaklarının varsayılması gerektiği ifade edilmiştir.
(937) Ayrıca 2015 yılının Mart ayından itibaren uygulanmaya başlanan ve 2015 yılı öncesi
dönemde yürürlükte olan taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşmeler
bakımından yalnızca otomatik olarak uzamadıkları süreç içerisinde, yani sözleşmenin
türüne bağlı olarak ilk bir, iki ve üç yıllık süreçlerde cezai şart hükmünün işletildiği ve anılan
sözleşmelerin otomatik olarak uzadığı ihtimallerde müşterilerin süresi öncesinde
sözleşmeyi feshetmesi durumunda müşterilere erken çıkış bedeli yansıtılmadığının
açıklandığı, bu kapsamda taahhüt ve otomatik uzama hükmü içeren sözleşmelerin toplam
portföye oranından ziyade ilk bir, iki ve üç yıllık süreç bakımından uygulanması söz konusu
olabilecek cezai şart hükmü marifetiyle meydana gelebilecek pazar kapama etkisinin ne
oranda olacağının tespit edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna ek olarak bir, iki ve üç yıllık
süreler ile pazarın rakiplere kapanmasının, mevcut soruşturma kapsamında
gerçekleştirilen her bir ilgili ürün pazarı tanımı bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi ve
söz konusu pazarlarda yer alan müşterilerin rakiplere kapatılmasının pazardaki rekabete
olumsuz etkilerinin, ilgili pazar dinamikleri özelinde değerlendirilmesi gerektiği ifade
edilmiştir.
(938) Son olarak otomatik uzama hükmü içeren taahhütlü sözleşmelere ilişkin
değerlendirmelerde, eş etkinlikte rakip testi uygulanması gerektiği, bu şekilde inceleme
18-36/583-284
265/284
konusu teşebbüslerin etkin olmayan rakiplerinin rekabet kuralları ile korunmasının
engellenerek pazardaki rekabetin korunması amacına hizmet edeceği, ancak dosyada yer
alan ihlal iddialarının anılan esaslar ışığında bir değerlendirme gerçekleştirilmeksizin ileri
sürüldüğü, mevcut soruşturma kapsamında yukarıdaki açıklamalar ışığında bir
değerlendirme gerçekleştirilerek, iddia konusu uygulamanın rekabeti kısıtlayıcı etkileri
ortaya konmadıkça iddia konusu uygulamaların 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal
ettiğinin tespit edilmesinin mümkün olmadığı hususları ifade edilmiştir.
I.7.12.2. Hâkim Durumun Dışlayıcı Nitelikte Kötüye Kullanılması İddialarına Yönelik
Savunmaların Değerlendirilmesi
(939) İlk olarak belirtilmelidir ki ABAD’ın Intel kararı186 ile dosya Genel Mahkeme’ye, esasen
Intel’in eşit etkinlikteki rakip testinin uygulanmasına yönelik getirdiği argümanların gözden
geçirilmesi amacıyla geri gönderilmiştir. Bunun yanında, ABAD’ın temelde esasa ilişkin
olarak Intel’in kötüye kullanmaya konu eylem ve uygulamalarına ilişkin Genel Mahkeme
tarafından yapılan değerlendirmelere yönelik olarak sadece 147. ve 148. paragraflarda
doğrudan bir değerlendirmede bulunduğu hatırlatılmalıdır. Söz konusu paragraflarda ise
ABAD, Komisyon tarafından yürütülen eşit etkinlikteki rakip testine Genel Mahkeme’nin
önem vermediğine ve Intel’in teste yönelik eleştirilerini ele almadığını ifade etmiş ve davayı
Genel Mahkeme’ye geri göndermiştir.
(940) Öte yandan işbu soruşturmaya konu eylem ve uygulamalar fiyat ilişkili olmayan dışlayıcı
kötüye kullanma olarak tanımlanmıştır. Buna karşın, eşit etkinlikteki rakip testi, esasen fiyat
ilişkili dışlayıcı eylemlerde başvurulan bir yöntem olup hâkim durumdaki teşebbüsün yıkıcı
fiyat, fiyat sıkıştırması gibi fiyat ilişkili dışlayıcı eylemlerinin, en az kendisi kadar etkin
rakiplerini pazardan dışlayıp dışlamadığının tespitinde kullanılmaktadır.187 Kılavuz’da eşit
etkinlikteki rakip testinin hangi hallerde uygulanacağı hususu “Kötüye kullanma bazı
hallerde hâkim durumdaki teşebbüsün fiyatlama davranışı ile ortaya çıkabilmektedir. Güçlü
fiyat rekabeti genellikle tüketiciler için kısa vadede yararlı olsa da hâkim durumdaki
teşebbüslerin birtakım fiyatlama davranışları sonucunda rekabet karşıtı piyasa kapamanın
oluşması ihtimali bulunmaktadır. Kurul, bu şekilde oluşacak kapamayı değerlendirirken
hâkim durumdaki teşebbüs kadar etkin olan varsayımsal bir rakibin (eşit etkinlikteki rakip)
dahi incelenen davranış sonucunda pazardan dışlanmasının muhtemel olup olmadığını
araştırmaktadır. Bu değerlendirmede, maliyetler ve satış fiyatlarıyla ilgili ekonomik veriler
ile özellikle hâkim durumdaki teşebbüsün maliyetin altında fiyatlama yapıp yapmadığı
incelenmektedir. Söz konusu inceleme yapılırken öncelikle hâkim durumdaki teşebbüsün
maliyetleri dikkate alınmaktadır. Bu maliyetlerle ilgili güvenilir veriler olmaması durumunda
ise rakiplerin maliyet verileri ya da diğer kıyaslanabilir güvenilir verileri kullanılabilir.”
şeklinde yer alan açıklamalardan net bir şekilde anlaşılmaktadır. Hal böyleyken, işbu
soruşturmaya konu olan ve fiyat ilişkili olmayan dışlayıcı kötüye kullanma olarak
nitelendirilen eylem ve uygulamalar bakımından eşit etkinlikteki rakip testinin
uygulanmaması nedeniyle etki analizinin yapılmadığı iddiasının geçerliliği olmadığı açıktır.
(941) Öte yandan soruşturmaya konu eylem ve uygulamaların 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi
kapsamında değerlendirilmesinde söz konusu eylem ve uygulamaların gerek dışlayıcı veya
pazarı kapayıcı muhtemel/potansiyel etkileri gerekse doğrudan pazarı kapayıcı etkileri
yapılan kötüye kullanma analizlerinde açık bir şekilde ortaya konulmuştur.
186 C-413/14, P.
187 Bununla birlikte Kılavuz’da “Diğer taraftan Kurul, istisnai bazı durumlarda, hâkim durumdaki teşebbüsten
daha az etkin rakiplerin de pazardaki şebeke etkileri veya öğrenme etkileri gibi talep yönlü avantajlardan
faydalanarak zaman içerisinde hâkim durumdaki teşebbüs üzerinde rekabetçi baskı uygulayabilecek konuma
gelebileceğini dikkate alarak, fiyatlama davranışının bu teşebbüsler üzerindeki (muhtemel) etkisini de
değerlendirebilir.” şeklinde yer verilen ifadelerden duruma göre eşit etkinlikte olmayan rakiplerin de vakanın
niteliğine göre dışlanmasının 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi kapsamında kabul edileceği anlaşılmaktadır.
18-36/583-284
266/284
(942) Sözleşmelerin 4054 sayılı Kanun’un 4 ve 5. maddesi kapsamında da değerlendirilmesi
gerektiği savunması hakkında; teşebbüsler arasındaki sözleşmeler 4054 sayılı Kanun’un
hem 4 hem de 6. maddesi kapsamına girebilecek hususlardır. Ancak hakim durumda
bulunan bir teşebbüsün yaptığı sözleşmeler bakımından 6. madde kapsamındaki rekabetçi
endişelerin daha yoğun olacağı açıktır. Bu nedenle işbu soruşturma kapsamında incelenen
sözleşmelerin 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi uygun
görülmüştür. Ayrıca taraflarca otomatik uzama kapsamında bulunan sözleşme-taahhütlere
ilişkin yaptıkları ilave hususlar ayrıntılı şekilde değerlendirilmiş ve anılan sözleşme-
taahhütlerin Kanun’un 6. maddesi uyarınca rekabet sınırlayıcı etkiler doğurduğu ortaya
konulmuştur.
(943) Son olarak pazar kapama etkisini ortaya koymak adına eklenmiş grafiklere ilişkin iddialar
bakımından ifade edilmelidir ki söz konusu sözleşmeler, GEDİZ ve AYDEM’in
sözleşmelerini sayısal olarak muhafaza eden KOD-A firmasında yapılan yerinde
incelemede GEDiZ ve AYDEM’in taraf olduğu ve 2013-2016 aralığında imzalanmış
yaklaşık 8.983 adet sözleşmeden oluşmaktadır. Söz konusu sözleşmelerin hepsi ilgili
dönem aralığında her bir ay için eşit sayıda ve Gediz ve Aydem dağıtım bölgeleri
kapsamında bulunan iller gözetilerek rassal seçilerek elde edilmiş ve rassal seçim işlemini
de KOD-A’nın teknik çalışanları gerçekleştirmiştir. On bine yakın sözleşmeden oluşan söz
konusu örneklemin gerçeği yansıtmadığı iddiasının istatistik biliminde karşılığı
bulunmamaktadır.
I.7.13. Temel Para Cezasının Belirlenmesi ve Hafifletici Sebeplerinin Varlığına İlişkin
Savunmalar ve Bunlara İlişkin Değerlendirmeler
I.7.13.1. Temel Para Cezasının Belirlenmesi ve Hafifletici Sebeplerinin Varlığına
İlişkin Savunmalar
(944) Uygulanacak bir cezanın miktarının tespiti için ihlal teşkil eden fiil veya fiillerin somut bir
şekilde başlangıç ve bitiş tarihlerinin şüpheye mahal vermeyecek bir şekilde belirtilmek
suretiyle ortaya konulması gerektiği ifade edilmiştir.
(945) Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik’in (Ceza Yönetmeliği) 5.
maddesinin ikinci fıkrasında temel ceza oranının belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya
teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi
muhtemel zararın ağırlığı gibi hususların dikkate alınacağının ifade edildiği, bu noktada
piyasanın düzenlemeye tabi bir piyasa olduğu, piyasada yapısal aksaklıkların bulunduğu,
hukuki ayrıştırmanın bir model olarak bir takım sakıncaları da birlikte getirdiği, taraf
şirketlerin piyasadaki hâkim durumlarının kamu politikalarının bir sonucu olduğunun dikkate
alınması gerektiği dile getirilmiştir.
(946) İhlal oluşturduğu iddia edilen uygulamaların BEREKET ENERJİ bünyesindeki her bir GTŞ
açısından bağımsız olarak her bir eylem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi ve buna
ilişkin olarak ihlal sürelerinin ayrı ayrı ortaya konması gerektiği belirtilmiştir. Bazı ihlal
iddialarının sürelerinin GEDİZ ve AYDEM bakımından farklı olduğu ifade edilmiştir. Somut
olayda tek bir ihlal olduğu yönündeki değerlendirmesinin isabetli olduğu, soruşturma
kapsamında 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birden fazla davranış ile ihlal edildiğinin
ileri sürüldüğü, bu anlamda ihlali meydana getiren her bir davranışın uygulandığı sürenin,
davranışın ihlale katkısının tespiti açısından dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. 5326
sayılı Kabahatler Kanunu’nun “İdari Para Cezası” başlıklı 17. maddesinde uyarınca 4054
sayılı Kanun’un ihlali halinde teşebbüslere uygulanacak idari para cezasının
belirlenmesinde “kabahatin haksızlık içeriği” ve “failin kusuru” unsurlarının birlikte ele
alınmasını gerektirdiği dile getirilmiştir. Sonuç olarak her bir davranışın ihlalin
18-36/583-284
267/284
gerçekleşmesine ne oranda katkıda bulunduğunun belirtilmesi, süreler bakımından her
davranışın ayrı değerlendirilmesi gerektiğini öne sürülmüştür.
(947) Dosyadaki değerlendirmelerden eylemlerin hiçbirisinin tek başına pazarı kapayıcı nitelikte
olmadığının anlaşıldığı ancak bu eylemler birlikte ele alındığında böyle bir sonuca varıldığı
dolayısıyla böyle kümülatif bir yaklaşımın ihlal iddialarının isabetli bir şekilde
değerlendirilmesi için uygun olmadığı ifade edilmiştir.
(948) Temel para cezasına esas cironun, iddia konusu davranışların gerçekleştirildiği ilgili ürün
pazarı ciroları üzerinden hesaplanması gerektiği, böylesi bir yaklaşımın, soruşturma tarafı
şirketlerin ihlal iddialarına konu davranışlardan elde ettikleri fayda yönünden caydırıcı
ancak orantılı olacağı, zira Kurul’un daha önce vermiş olduğu kararlarda idari para
cezalarında ilgili ürün pazarından elde edilen cironun dikkate alındığı öne sürülmüştür.
(949) Bankacılık Kararı'nda188 idari para cezasının belirlenmesinde toplam gayri safi gelirlerin
yerine ihlal iddiasına konu bireysel bankacılıktan elde edilen gayri safi gelirin esas
alınmasına karar verdiği, II. Bankacılık Kararı'nda189 idari para cezasının hesaplanmasında
ihlali gerçekleştiren teşebbüslerin ihlal iddiasına konu pazarlarda 2016 yılında elde ettiği
ciroyu esas aldığı, Yangın Sigortaları Kararı'nda190 ihlali gerçekleştiren teşebbüslerin 2001
yılı yangın sigortası ciroları üzerinden takdirde bulunduğu, Medikal Gazlar Kararı'nda191
ihlalin yapıldığı ilgili pazardaki gayri safi gelirleri esas aldığı, Sun Express Kararı’nda192
ceza takdirinde Almanya kalkış-Türkiye varışlı ve Türkiye kalkış-Almanya varışlı hatlardan
elde edilen geliri dikkate aldığı, Türk Telekom Kararı'nda193 soruşturma tarafı teşebbüse
ilgili ürün pazarından elde edilen toplam ciro üzerinden hesaplanan miktarda, Sarten
Ambalaj Kararı'nda194 da Kurul’un iznine tabi olan devralma işleminin bildirilmemesi
sebebiyle Kanun’un 16. maddesi uyarınca Sarten Ambalaj Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ye
"teneke yemeklik yağ ambalajı pazarı" cirosu üzerinden idari para cezasına hükmettiği,
Azko/Nobel Kararı'nda195 bildirime tabi devralma işlemi kapsamında yanlış ve yanıltıcı bilgi
ve belge sunulması nedeniyle yine Kanun’un 16. maddesi uyarınca uygulanacak idari para
cezasına, "toz kaplama pazarı"ndan elde edilen ciroyu esas aldığı, benzer şekilde, sigorta
şirketlerinin Kanun'un 4. maddesini ihlal ettikleri gerekçesiyle yapılan incelemede de196 söz
konusu teşebbüslere yalnızca yangın sigortası pazarında elde ettikleri cirolar üzerinden
ceza verdiği, aynı şekilde mehaz uygulamada da benzer yaklaşımların benimsendiği197 dile
getirilmiştir. Yukarıda da açıklanan kararlar çerçevesinde, inceleme konusu şirketlerin
elektrik piyasası mevzuatı kapsamında GTŞ olduğunun dikkate alınması ve GEDİZ ve
AYDEM’in son kaynak tedariki yükümlülüğü kapsamında mevcut soruşturma ile incelenen
faaliyetlerle ilgisi bulunmayan serbest tüketici limiti altında bulunan müşterilere yönelik
tedarik faaliyeti ile aydınlatma ve tarımsal sulama abone gruplarına yönelik tedarik
faaliyetinden elde edilen gayri safi gelirin mevcut soruşturma neticesinde olası bir ceza
tespitinde hesaba katılmaması gerektiği ifade edilmiştir.
(950) 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin beşinci fıkrasına göre idari para cezalarının
belirlenmesi sırasında somut olayın koşullarının dikkate alınması gerektiği ve ortaya
çıkacak hafifletici unsurların tahdidi olmadığı belirtilmiştir. Dosyada soruşturulan şirketlerin
yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde incelemeye yardımcı olup olmadıkları,
188 07.03.2011 tarih ve 11-13/243-78 sayılı karar.
189 28.11.2017 tarih ve 17-39/636-276 sayılı karar.
190 30.10.2003 tarih ve 03-70/844-366 sayılı karar.
191 11.11.2010 tarih ve 10-72/1503-572 sayılı karar.
192 27.10.2011 tarih ve 11-54/1431-507 sayılı karar.
193 19.11.2008 tarih ve 08-65/1055-411 sayılı karar.
194 15.4.2010 tarih ve 10-31/471-175 sayılı karar.
195 18.3.2010 tarih ve 10-24/339-123 sayılı kara.
196 24.04.2006 tarih ve 06-29/361-91 sayılı karar.
197 International Competition Network Cartels Working Group Subgroup 1, Nisan 2008, s.9.
18-36/583-284
268/284
ihlalde kamu otoritelerinin teşvikinin veya diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunup
bulunmadığı, ilgili şirketlerin fiilleri neticesinde olması durumunda zarar görenlere gönüllü
olarak tazminat ödeyip ödemediği, ihlallere son verilip verilmediği, ihlal konusu faaliyetlerin
yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payı gibi konuların değerlendirilmeksizin temel para
cezasının indirilmesini gerektirecek herhangi bir hafifletici unsur bulunmadığının ifade
edilmesinin hukuka uygun olmadığı ifade edilmiştir.
(951) Soruşturma süresine koşullar elverdiği ölçüde yardımcı olunduğu, ayrıca soruşturmaya
ilişkin olarak 06.02.2018 tarihli ve 1129 sayılı yazı ile Kurum'a "Ara Dönem Başvurusu"
sunulmak suretiyle incelemeye yardımcı olma niyetinin somutlaştırıldığı ve soruşturulan
şirketlerin bu yapıcı tavrının soruşturma süresince devam ettiği dile getirilmiştir.
(952) Yine, piyasa aksaklıklarının ve düzenleyici otoritenin eylemlerinin soruşturulan şirketlerin
ihlal teşkil ettiği ileri sürülen fiillerine etkisinin Ceza Yönetmeliği'nin 7. maddesi birinci fıkrası
kapsamında indirim sebebi olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
(953) Dosyada ihlal teşkil ettiği ileri sürülen fiiller neticesinde elde edilen gelirin, isnadın
yöneltildiği soruşturma tarafı şirketin yıllık gayri safi gelirleri içerisindeki payına yer
verilmediği, ayrıca bu fiillerden somut olarak zarar gören bulunup bulunmadığı ve zarar
görenlerin bulunması halinde bu zararın tazmin edilip edilmediğinin de değerlendirilmediği
ifade edilmiştir.
(954) Ayrıca, tarafın rekabet kurallarına uyum sağlamak adına 2013 yılında yayınlanan "Rekabet
Hukuku Uyum Programı" başlıklı yayın ile Kurum'ca da kabul edilen ve desteklenen
"Rekabet Uyum Programı'na" dâhil olmasının da, Ceza Yönetmeliği'nin 7. maddesi
kapsamında indirim sebebi olarak dikkate alınması gerektiği ileri sürülmüştür.
(955) Rekabet uyum programları çerçevesinde soruşturma tarafı teşebbüslerin üst düzey
yönetim kadrolarına dört aylık dönemlerde rekabet hukuku eğitimleri verildiği, şirket
çalışanları ile güncel örnek ve gelişmelerin paylaşıldığı, aynı zamanda rekabet uyum
programı uyarınca içeriği güncel hukuk gelişmeleri ışığında sık sık yenilenen Disiplin
Yönetmeliği hükümlerinin yürürlüğe konduğu, işbu yönetmeliğin çalışanlara imza
karşılığında dağıtıldığı, yine şirket içi uyumun denetlenmesi için Rekabet Uyum
Komitesi’nin oluşturulduğu ve teşebbüslerin bünyesinde rekabet hukuku uzmanı
avukatların yer aldığı ve bu konuda harici danışmanlığın da alındığı belirtilmiştir.
(956) Rekabet uyum programı yürütülmesinin Ceza Yönetmeliği’nin 7. maddesinin birinci
fıkrasında öngörülen “yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde incelemeye
yardımcı olunması” hükmü kapsamında indirim sebebi olarak değerlendirilmesi gerektiği,
zira yakın zamanda bu örneklere rastlandığı: Kurul’un 16.02.2017 tarih ve 17-07/84-34
sayılı Mey İçki Kararı’nda inceleme konusu teşebbüsün soruşturma sürecinde gösterdiği
rekabet kurallarına uyum çabası ve incelemeye yardımcı olması nedeniyle hakkında
hükmolunan idari para cezasının %25 oranında indirime tabi tutulduğu, dolayısıyla mevcut
soruşturma kapsamında bir idari para cezasına hükmedilmesi ihtimalinde BEREKET
ENERJİ bünyesinde yer alan taraf şirketlerin rekabet uyum programı yürütmesinin indirim
sebebi olarak uygulanması gerektiği dile getirilmiştir.
(957) Dosyada limit altındaki tüketicilerin portföye katılması ve usulsüz elektrik kullanımına ilişkin
elektrik kesme yetkisinin kötüye kullanılması olmak üzere ihlal teşkil eden fillerin devam
etmediğinin kabul edildiği, bu hususun Ceza Yönetmeliği’nin 7. maddesine göre
değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
(958) Piyasanın düzenlemeye tabi bir piyasa olduğu, piyasada yapısal bir takım aksaklıkların
bulunduğu, hukuki ayrıştırmanın bir model olarak bir takım sakıncaları da beraberinde
getirdiği, müvekkil şirketlerin piyasadaki hakim durumlarının kamu politikasının bir sonucu
olduğu, temel para cezasının belirlenmesinde Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin ikinci
18-36/583-284
269/284
fıkrasında yer alan tüm hususların göz önünde bulundurulması gerektiği, inceleme konusu
sektör üzerinde kamu politikaları çerçevesinde şekillenen düzenleyici otorite tasarruflarının
belirleyici olduğu, bu anlamda uzun süreli taahhüt içeren sözleşmelerin 2014 tarihli
önaraştırma kararına uyumlaştırıldığı, bir süre muhafaza edildiği, ancak bu sözleşmelerin
otomatik olarak uzayan kısımları bakımından cezai şart hükmünün uygulanmadığı,
Kurul’un daha önceki emsal kararlarında piyasadan kaynaklanan nedenlerin hafifletici
unsur olarak kabul edildiği, 25.11.2009 tarih ve 09-57/1393-362 sayılı Beyaz Et Kararı’nın
4670. paragrafında sektöre atfedilebilecek nedenler dikkate alınarak indirim uygulandığı,
Bankacılık Kararı’nda sektörel düzenleyici otoritelerin piyasa müdahaleleri dikkate alınarak
idari para cezasında indirim uygulandığı belirtilmiştir.
(959) Bu kapsamda Mart 2015’ten günümüze kadar olan dönem içerisinde, piyasa fiili fiyat tavanı
olarak kabul edilen tarifelerin kamu politikaları doğrultusunda piyasadaki maliyetlerden
etkilenmeyecek şekilde belirlendiği, GTŞ’lerin düzenlenen tarife portföyünde yer alan
müşterilerine satışları için toptan alımları yapması öngörülen TETAŞ elektriğine ilişkin
tarifenin EPDK kararları ile belirleniyor olmasının, soruşturma tarafı şirketlerin ticari
kararlarında oldukça etkili olduğu, mevcut yapının uzun süreli taahhütlü sözleşme
kurgusunu gerekli kıldığı belirtilmiştir.
(960) Yukarıda açıklanan nedenler ışığında temel para cezasının Ceza Yönetmeliği’nde
belirlenen binde beşlik alt sınıra yakın bir seviyeden belirlenmesi gerektiği ve indirim
sebeplerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
I.7.13.2. Temel Para Cezasının Belirlenmesi ve Hafifletici Sebeplerinin Varlığına
İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(961) Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinde temel para cezasının belirlenmesinde dikkate
alınacak hususlar belirtilmiştir. Buna göre öncelikle, ihlalin kartel veya diğer ihlal olup
olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise “Birinci
fıkrada yazılı oranların belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin
piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın
ağırlığı gibi hususlar dikkate alınır.” ifadeleri ile dikkate alınması gereken hususlar çok net
bir biçimde belirtilmiştir. Bu kapsamda dosyada tarafların pazar gücü ve ihlal neticesinde
muhtemel zararın büyüklüğüne göre bir tespit yapılmıştır. Savunmada, piyasanın
düzenlemeye tabii olması, piyasada yapısal aksaklıkların bulunması, hukuki ayrıştırmanın
sakıncaları, piyasadaki hakim durumun kamu politikalarının bir sonucu olmasının da Ceza
Yönetmeliği’nin 5. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında dikkate alınması gerektiği iddia
edilmektedir. Ancak Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında
teşebbüslerin “pazar gücü ve muhtemel zararın ağırlığı gibi hususlar” ifadesi savunmada
iddia edilen hususları da içine alacak şekilde geniş yorumlanmaya imkan tanımamaktadır.
Temel para cezası hesaplanmasına ilişkin bu maddedeki temel amacın ihlalin ağırlığı,
zararın ağırlığı ve ihlalin süresine göre bir tespit yapılması olduğu değerlendirilmektedir.
Nitekim, kamu otoritelerinin ihlale teşvikinin bulunması Ceza Yönetmeliği’nin 7.
maddesinde hafifletici unsurlar arasında sayılmıştır. Yine, Yönetmeliğin 7. maddesinde
sayılmamakla birlikte, pazarın içinde bulunduğu durum Kurul kararlarında bir hafifletici
neden olarak kabul edilmiştir198. Dolayısıyla savunmada belirtilen pazara ilişkin aksaklıklar
ve kamu politikalarının temel para cezasının belirlenmesi aşamasında değil ancak hafifletici
nedenlerin belirlenmesi aşamasında değerlendirilebilecek olup ilgili değerlendirme aşağıda
yapılacaktır.
198 Örneğin 13-13/198-100 sayılı kararda, bankacılık sektörünün uluslararası ekonomik, finansal ve politik
gelişmelere olan hassasiyeti ve bu hassasiyete bağlı olarak düzenleyici nitelikteki kurumların ilgili dönemde
uyguladıkları politikaların doğrudan ve/veya dolaylı etkileri hafifletici neden sayılmıştır. Bu hususlar temel
para cezasının belirlenmesinde dikkate alınmamıştır. Ayrıca, 09-57/1393-362 sayılı kararda piliç eti
pazarında son beş yıl içinde pek çok dışsal kaynaklı şok yaşaması hafifletici bir neden olarak kabul edilmiştir.
18-36/583-284
270/284
(962) Bununla birlikte, savunmada bazı eylemlerin sürelerinin bir yıldan kısa olduğu ve her bir
şirket tarafından farklı tarihlerde gerçekleştirildiği iddia edilerek ceza değerlendirmesinde
ihlal konusu davranışların buna göre ayrı ayrı ele alınması gerektiği belirtilmiştir.
Savunmada dosyadaki değerlendirmelerden eylemlerin hiçbirisinin tek başına pazar
kapayıcı nitelikte olmadığının anlaşıldığı, ancak bu eylemlerin birlikte ele alındığında böyle
bir sonuca varıldığı, kümülatif yaklaşımın isabetli olmadığı ve eylemlerin tek bir ihlal
olduğuna ilişkin yaklaşım ve bu yaklaşım dolasıyla ihlal süresinin Ocak 2015-Şubat 2017
olarak tespit edildiği, aksi halde her bir eylem bakımından ayrı ayrı yapılacak
değerlendirmede eylem bazında sürelerin farklılaştığı iddia edilmektedir. Bu şekilde eylem
sayısına göre farklı sayıda ihlal tanımlamasının bu eylemlerin niteliği ve sonucu dikkate
alındığında yerinde olmayacağı değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, savunmada iddia
edildiği gibi eylemlerin hiçbirinin tek başına pazarı kapayıcı nitelikte olmadığından kaynaklı
değildir. Dosyanın ilgili bölümlerinde her bir eylemin ne suretle rekabeti sınırlayıcı etki ve
potansiyeli olduğu açıkça ifade edilmiş, diğer bir deyişle her bir eylem ve uygulama geçerli
olduğu zarar teorisi bağlamında ele alınmış ve Kanun’un 6. maddesi bağlamında kötüye
kullanma olduğu ortaya konulmuştur. Buradaki değerlendirmenin temelinde incelemeye
konu her bir eylemin pazardaki rakipleri dışlamaya ve onlara ilgili pazarları kapatmaya,
tüketicilerin rakip tedarikçilere geçişini önlemeye yönelik olması sebebiyle tek bir ihlal
olarak nitelendirilmesi yatmaktadır. Bu kapsamda GEDİZ ve AYDEM tarafından farklı
eylemler yolu ile (otomatik uzayan taahhütler, limit altı müşterilerden ikili anlaşma alınması
ve GTŞ olmanın verdiği pazar gücünün kullanılması) rakiplerini dışlamaya ve onlara ilgili
pazarları kapatmaya, tüketicilerin rakip tedarikçilere geçişini önlemeye yönelik olarak 4054
sayılı Kanun’un 6. maddesinin bir yıldan uzun süre ihlal edildiği tespit edilmiştir.
(963) Son olarak, taraflarca dile getirilen temel para cezasının belirlenmesinde, soruşturma tarafı
şirketlerin mevcut soruşturma bakımından belirlenen ilgili ürün pazarlarından elde etmiş
olduğu gayri safi gelirin dikkate alınması gerektiği yönündeki savunmanın da kabulü
mümkün değildir. 4054 sayılı Kanun’un “İdari Para Cezaları” başlıklı 16. maddesinin
üçüncü fıkrasında şu ifadelere yer verilmektedir :“Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde
yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya
bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun
hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve
Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para
cezası verilir.” Dolayısıyla 4054 sayılı Kanun’un amir hükmü uyarınca teşebbüslere ceza
verilirken gayri safi gelirlerinin esas alınması gerektiği açık olup ilgili ürün pazarında elde
edilen cironun esas alınması gerektiği savunması işbu hüküm uyarınca kabul
edilemeyecektir. Kaldı ki Danıştay’ın Pak Gıda199, YKM200, Boyner201, Siemens202,
Bemka203 ve Hes Elektrik204 kararlarında açıkça Kanun’un 16. maddesinde idari para
cezasının gayri safi gelir üzerinden verileceği, bu doğrultuda yurt içi-yurt dışı gelir ya da
ilgili ürün pazarından elde edilen gelir bakımından bir ayrıma gidilmediği, dolayısıyla
taraflarca dile getirilen belirli bir ürün pazarı üzerinden para cezası verilmesi gerektiği
iddialarının yerinde olmadığı ve toplam gayri safi gelirleri üzerinden idari para cezası
verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
(964) Hafifletici sebeplerin varlığına ilişkin savunmalar kapsamında ilk olarak işbu dosya
kapsamında yasal yükümlülüklerin ötesinde incelemeye yardımcı olunan bir durum
199 Danıştay 10. Dairesi, E.2000/6064, K.2002/4541 sayılı kararı.
200 Danıştay 13. Dairesi, 24.06.2008 tarihli ve E.2006/1149, K.2008/5031 sayılı kararı.
201 Danıştay 13. Dairesi, 24.06.2008 tarihli ve E.2006/1041, K.2008/5023 sayılı kararı.
202 Danıştay 13. Dairesi, 02.11.2007 tarihli ve E.2007/9916 sayılı YD kararı; Danıştay 13. Dairesi, 02.06.2010
tarihli ve E.2007/9916, K.2010/4599 sayılı kararı.
203 Danıştay 13. Dairesi, 08.05.2012 tarihli ve E. 2008/9080, K. 2012/965 sayılı kararı.
204 Danıştay 13. Dairesi, 09.05.2012 tarihli ve E. 2008/8485, K. 2012/968 sayılı kararı.
18-36/583-284
271/284
bulunmadığı değerlendirilmektedir. Nitekim Kurul’un 16.02.2017 tarih ve 17-07/84-34 sayılı
Mey İçki Kararı’nın 381. paragrafında indirim sebebi olarak ortaya konan hal, savunmada
belirtildiği gibi teşebbüsün rekabet kurallarına uyum çabası ve incelemeye yardımcı
olunması değildir. İlgili karardaki indirim sebebini nihai karardan önce Mey İçki’nin ihlallere
son vermesi oluşturmaktadır. Taraflarca sunulan 06.02.2018 tarih ve 1129 sayılı belgenin
içeriği, pazarın tanımlanması, dijital verilerin alınmasına ilişkin açıklamalar, müvekkil-
avukat gizliliği yazışmalarına ilişkin açıklamalar, hakim durum analizine ilişkin açıklamalar
ve ihlal iddialarına ilişkin genel değerlendirmelerden oluşmaktadır. Söz konusu görüşleri
dosya kapsamına sunmanın yasal yükümlülük ötesinde incelemeye ne şekilde yardımcı
olduğu hususu anlaşılamadığından söz konusu savunmanın kabulü mümkün
görünmemiştir. Öte yandan tarafların yerinde inceleme, bilgi ve belge isteme süreçlerinde
Kanun’a uygun şekilde davranmalarının, soruşturma heyetine yardımcı olmak şeklinde
yorumlanamayacağı, buna mukabil aksi durumun Kanun’un 14. ve 15. maddelerine
aykırılık oluşturması nedeniyle soruşturma taraflarının kanuni sorumluluğuna yol açarak
yaptırıma neden olacağı açıktır.
(965) Yukarıda da bahsedildiği üzere pazardaki aksaklıklar ve kamu sektörünün müdahaleleri de
bu başlık altına ele alınabilecek hususlardır. Ancak ihlalin gerçekleştiği dönemde sektörün
önceki dönemlerden farklı nasıl bir aksaklık veya kriz yaşadığına ilişkin bir tespit
yapılmamaktadır. Sektördeki aksaklıkların işbu dosya bakımından ihlal olduğu düşünülen
davranışları ortaya çıkarmasının söz konusu olmadığı, aksine sektördeki bazı aksaklıkların
teşebbüslerin pazar gücünü kuvvetlendirdiği ve kötüye kullanmaya konu eylem ve
uygulamalar yoluyla BEREKET ENERJİ bünyesindeki GTŞ’lerin ilgili pazarlardaki talep
taraflı aksaklıkları suiistimal ederek rekabeti önemli ölçüde sınırlandırdığı tespitleri
yapılmaktadır. Ayrıca sektördeki düzenlemelerin veya otoritelerin de ihlali teşvik eden bir
rolü saptanamamıştır. Aksine pazardaki düzenlemeler serbestleşmeyi ve rekabeti
arttırmayı amaçlayan düzenlemelerdir. Dolayısıyla pazardaki aksaklıklar ve
düzenlemelerin bir hafifletici neden olarak dikkate alınmaması gerekmektedir.
(966) Diğer yandan, ihlal konusu faaliyetlerin toplam gelirler içerisindeki payının düşük olması da
bir hafifletici neden olarak savunulmaktadır. Bir sonraki bölümde yer verilen ve dağıtım
şirketi adına veya çeşitli fonlar adına tahsil edilen bedellerin ayrıca indirim sebebi yapılması
talep ediliyorsa, bir sonraki bölümde detaylı bir biçimde açıklanacağı üzere, bu bedeller net
satışlar kaleminin içinde değildir. Şirket tarafından bir gelir olarak değil, bir indirim kalemi
olarak muhasebeleştirilmektedir. Dolayısıyla bu hususlar ayrıca bir hafifletici neden olarak
kabul edilemeyecektir. Söz konusu savunma ancak ihlal konusu faaliyetlerin toplam gelirler
içindeki payına ilişkin gerekli hesaplamalar sunulursa değerlendirilebilecektir.
(967) İlaveten uyum programı uygulanmasının da bir hafifletici neden olarak kabul edilmesi talep
edilmektedir. Bununla birlikte, Kurul içtihadına bakıldığında teşebbüslerin uyum programı
uygulamasını hafifletici bir neden olarak kabul edilmediği görülecektir205. Bu çerçevede,
teşebbüslerin uyguladıkları uyum programının hafifletici bir neden olarak kabul
edilmemiştir.
(968) Son olarak, ihlal konusu faaliyetlere son verilmesinin bir indirim sebebi olarak dikkate
alınması talep edilmektedir. Daha önce de ifade edildiği üzere dosya kapsamındaki
eylemler pazardaki rakipleri dışlamaya, onlara ilgili pazarları kapatmaya, rakip tedarikçilere
geçişi önlemeye sebebiyet verecek nitelikte olduğundan birlikte ele alınmış ve tek bir ihlal
olarak nitelendirilmiştir. Dolayısıyla bu kısımda tarafların ihlale son verdiği şeklinde bir
çıkarım yapmanın mümkün olmadığı açıktır.
205 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı; 07.11.2016 tarih ve 16-37/628-279 sayılı kararlar.
18-36/583-284
272/284
I.7.13.3. GTŞ’Ier Bakımından Gayri Safi Gelirin Hesaplanmasına İlişkin Savunmalar
(969) Tek düzen hesap planında "net satışlar"ın "brüt satışlardan" (brüt satışlara KDV dahil
edilmez) "satış indirimlerinin" indirilmesi ile bulunduğu, satış indirimlerinin ise, satıştan
iadeler, satış iskontaları ve diğer indirimlerden oluştuğu bilgisi verilmiştir.
(970) Tek düzen hesap planındaki diğer indirimler kaleminin satıcı tarafından, alıcı hesabına,
malın sevki sırasında ödenen giderleri ifade eden ve satılan mallara ait olan sevk giderleri,
satılan malların hatalı ve noksan olması ya da taşıma sırasında hasara uğramış olması
nedeniyle yapılması zorunlu indirimler ile satış vergileri, fonlar (KDV hariç) ve benzerlerinin
gösterildiği kalem olduğu, diğer indirimler kaleminin de ihtiyaca göre bölümlendiği
belirtilmiştir.
(971) GTŞ’Ierin 6446 sayılı Kanun’un 3/1 (b) maddesinde şu şekilde tanımlandığı ifade edilmiştir:
"Bir fiil ile birden fazla kabahatin işlenmesi halinde bu kabahatlere ilişkin tanımlarda
Görevli tedarik şirketi: Dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin hukuki ayrıştırması
kapsamında kurulan veya son kaynak tedariki yükümlüsü olarak Kurul tarafından
yetkilendirilen tedarik şirketi"
(972) GTŞ'lerin gelirlerinin temelde, ilgili dağıtım bölgesinde bulunan serbest tüketici olmayan
tüketicilere EPDK tarafından onaylanan perakende satış tarifeleri üzerinden yaptıkları
elektrik enerjisi satışından, serbest tüketici niteliğini haiz olduğu halde, başka bir
tedarikçiden elektrik enerjisi temin etmeyen tüketicilere son kaynak tedarikçisi sıfatıyla
yaptıkları elektrik enerjisi satışından ve serbest tüketicilere ikili anlaşmalar kapsamında
yaptıkları elektrik enerjisi satışından elde ettikleri gelirlerden oluştuğu, bu bağlamda Elektrik
Dağıtım Sektörü Düzenleyici Hesap Planı’nın, EPDK’nın 14.06.2012 tarihli ve 3881 sayılı
kararı ile Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği ve tek düzen hesap planı ile uyumlu
bir şekilde oluşturulduğu, düzenleyici işlemler için uygun hale getirildiği ve elektrik dağıtım
şirketlerinin hukuki ayrışması kapsamında Düzenleyici Hesap Planı’nın elektrik dağıtım ve
GTŞ’ler için ayrıştırıldığı dile getirilmiştir.
(973) Tarifeler Dairesi Başkanlığının "Görevli Tedarik Şirketleri Düzenleyici Hesap Planına İlişkin
Açıklamaları”na göre şirketlerin muhasebe kayıtlarını düzenleyici hesap planına göre
raporlama yapabilecek şekilde tutmalarının gerektiği, bir diğer ifade ile düzenleyici Kurum
tarafından GTŞ'lerin hepsinin standart bir hesap planı tutmaları gerektiği, yeknesaklığı
sağlamak için "Düzenleyici Hesap Planı"nın oluşturulduğu ve bu hesap planında
oluşturulacak bir takım kayıtlara ilişkin açıklamalar yapıldığı belirtilmiştir.
(974) Görevli Tedarik Şirketleri Düzenleyici Hesap Planına İlişkin Açıklamaların "III. Gelir Tablosu
Hesaplarına İlişkin Açıklamalar" başlığı altında yer alan "612 Diğer indirimler (-)" başlığı
altında diğer indirimlerin neler olacağının belirtildiği, buna göre, 600.07 ve 612.01 Aracı
Olunan Vergi ve Fon Tahsilatları hesaplarının Düzenleyici Hesap Planında birlikte
kullanılacağı, söz konusu düzenleyici hesap planına göre GTŞ'lerin aracı oldukları vergi ve
fon tahsilatlarının içerisinde Elektrik ve Havagazı Tüketim Vergisi (ETV), TRT ve Enerji
Fonu’nun yer aldığı ifade edilmiştir.
(975) Yine bahse konu açıklamalara göre, GTŞ'lerin dağıtım şirketi adına tahsil ettiği bedellerin
ilgili şirketlere aktarıldığında 612.02 "Lisans Bölgesinde Bulunan Dağıtım Şirketine
Aktarılan Tutarlar" ve 612.03 "Diğer Dağıtım Şirketlerine Aktarılan Tutarlar" hesabında
kayıt edileceği, şirketin ödemiş olduğu destekleme tutarının da yine 612.04 "Fiyat Eşitleme
Destekleme Tutarı" hesabına kayıt edildiği, dolayısıyla, GTŞ'lere yönelik hesaplamalarda
"Düzenleyici Hesap Planı"nın dikkate alınmasının kaçınılmaz olduğu belirtilmiştir.
(976) Örneğin, 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100 sayılı kararda idari para cezasının
belirlenmesinde hangi cironun esas alınacağı hususunda finansal kuruluşlar için gayri safi
gelir hesaplamalarının 2010/4 sayılı Rekabet Kurulundan izin Alınması Gereken Birleşme
18-36/583-284
273/284
ve Devralmalar Hakkında Tebliğ'de (2010/4 sayılı Tebliğ) açıklandığının belirtildiği, söz
konusu Tebliğ’in 9. maddesinde teşebbüslerin ciroları belirlenirken hesaplamaya dâhil
edilmesi gereken kalemlerin ayrıntılı bir biçimde sıralandığı ve anılan Tebliğ hazırlanırken
hesaplamaya dâhil edilen bu kalemlerin BDDK'dan gelen yazı doğrultusunda belirlendiği,
GTŞ'lerin gayri safi gelirlerinin hesaplanmasında da benzer bir yaklaşım ile EPDK'dan
konuya ilişkin görüş alınmak suretiyle idari işlem tesis edilmesi gerektiği öne sürülmektedir.
(977) GTŞ'lerin "aracı oldukları vergi ve fon tahsilatları", "dağıtım şirketi adına tahsil ettiği
bedeller" ve ödemiş oldukları "fiyat eşitleme destekleme tutarı" bedellerinin EPDK
tarafından belirlenen düzenleyici hesap planında "diğer indirimler" kaleminde yer aldığı,
tüm bu bedeller toplam gelirden düşüldükten sonra ilgili şirketin "net satışları"nın ortaya
çıktığı ileri sürülmüştür.
(978) GTŞ'lerin aracı oldukları vergi ve fon tahsilatlarının ETV, TRT payı ve Enerji Fonu olarak
belirlendiği ve bunlara ilişkin bedellerin GTŞ'lere ait olmadığı ve fakat GTŞ'lerin söz konusu
bedellerin tüketiciden toplanması için usul ekonomisi nedeniyle aracı kılındığı ve bu
nedenle, bahse konu bedellerin GTŞ'lerin "net satışlarında" yer almaması gerektiği
yaklaşımının EPDK tarafından benimsendiği dile getirilmiştir.
(979) Burada dikkat edilmesi gereken hususun, elektrik faturalarında Katma Değer Vergisi’nin
(KDV) de yer almasına rağmen bunun diğer indirimler kaleminde gelirlerden indirilmemiş
olduğu, bunun sebebinin gerek KDV gerekse ÖTV’nin yapısal olarak GTŞ’lere ilişkin
Düzenleyici Hesap Planı’nın diğer indirimler kaleminde yer alan aracı olunan vergi ve
fonlardan farklılık arz ettiği olduğu belirtilmiştir.
(980) 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun (BGK) 34. maddesine göre, belediye sınırları ve
mücavir alanlar içinde elektrik ve havagazı tüketiminin, ETV’ye tabi olduğu, BGK'nın 35.
maddesine göre, elektrik ve havagazını tüketenlerin bu vergiyi ödemekle mükellef olduğu,
aynı maddenin ikinci fıkrasına göre ise, elektrik enerjisini tedarik eden ve havagazını
dağıtan kuruluşların, satış bedeli ile birlikte bu verginin de tahsilinden ve ilgili belediyeye
yatırılmasından sorumlu oldukları, bu verginin matrahının BGK madde 37'ye göre
belirlendiği belirtilmiştir.
(981) ETV’nin yerel yönetimlere kaynak yaratmak için tüketicilerden alınan bir vergi olduğu ve
yerel yönetimler hesabına GTŞ'ler tarafından toplanıp ilgili belediyelerin hesabına
yatırıldığı, diğer bir deyişle söz konusu verginin mükelleflerinin tüketiciler olduğu ifade
edilmiştir.
(982) Bununla birlikte vergilerin harç, şerefiye vd. bedellerden farklı olarak herhangi bir kişisel
karşılığının olmadığı, sonuç itibariyle elektrik ve havagazı tüketim vergisinin ÖTV, KDV ve
Gelir Vergisi gibi genel bütçeye giden vergilerden farklı olarak belediyelerin ihtiyaçları için
bir diğer ifade ile yerel ihtiyaçların karşılanması için toplanan bir vergi olup, niteliği itibariyle
(mükellefiyet farkı) bahsedilen diğer vergilerden farklı olduğu, dolayısıyla Kurul
uygulamalarında ÖTV gibi vergilerin ciro hesabına dahil edilmesine rağmen ETV'nin dahil
edilmemesi gerektiği iddia edilmiştir.
(983) 3093 sayılı Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Gelirleri Kanunu'nun (TRT Gelirleri Kanunu)
2. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, elektrik enerjisi hasılatından bu Kanuna göre
ayrılacak paylar, TRT payı adı altında Türkiye Radyo Televizyon Kurumunun gelirlerinden
birisi olarak düzenlendiği dile getirilmiştir.
(984) Aynı Kanunun 5. maddesine göre, nihai tüketiciye elektrik enerjisi satışı yapan lisans sahibi
tüzel kişilerce TRT payının en geç tahakkuku takip eden ikinci ayın yirmi beşinde Türkiye
Radyo-Televizyon Kurumunun göstereceği banka hesabına ödenmesi gerektiği, bahse
konu bedele ilişkin düzenlemelere göre, GTŞ'lerin bu bedeli TRT'ye aktarmak üzere elektrik
tüketicilerinden tahsil ettiği belirtilmiştir.
18-36/583-284
274/284
(985) Netice itibariyle, TRT payının TRT'nin gelir kalemlerinden bir tanesi olup, GTŞ'lerin
görevinin bunları tüketiciden tahsil ederek ilgili belediyenin hesabına aktarmak olduğu, söz
konusu bedelin EPDK'nın da GTŞ'lere ilişkin Düzenleyici Hesap Planında belirttiği üzere,
diğer indirimler kaleminde yer almak suretiyle net satışların hesaplanmasında, gelirden
düşülmesinin yerinde olacağı ifade edilmiştir.
(986) Elektrik enerjisi fonunun elektrik enerjisi dağıtımı alanında faaliyet gösteren kamu ve özel
sektör kuruluşlarının sektör altyapı giderlerine katkı paylarından müteşekkil olup esas
itibariyle, 20.6.2001 tarihli ve 4684 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla yürürlükten kaldırıldığı bilgisi verilmiştir.
(987) Konuya ilişkin yönetmeliğin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca, elektrik
enerjisi fonu yerine getirilen hesabın gelirlerinden bir tanesinin de 28.05.1986 tarihli ve
3291 sayılı Kanunun ek 2. maddesi gereğince görevli şirketlerden tahsil olunan katkı payı
tutarları olduğu, bahse konu tutarın, enerji satış tarifelerinin %10'unu geçmeyecek şekilde
tespite, ETKB’nin yetkili olduğu ve tüm abone grupları için elektrik enerjisi fonu oranının
%1 olarak belirlendiği dile getirilmiştir.
(988) EPDK'nın GTŞ'ler için belirlemiş olduğu Düzenleyici Hesap Planına göre GTŞ'lerin kural
olarak dağıtım şirketi adına tahsil ettiği bedellerin; "dağıtım bedeli", "reaktif bedeli", "güç
bedeli", "güç aşım bedeli", "emre amade bedeli" ve "kesme bağlama bedeli" olduğu ifade
edilmiştir.
(989) Bahse konu bedellerin EPDK'nın 30.12.2015 tarihli ve 5999-3 sayılı kararı ile belirlenen
"Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik şirketlerinin Tarife Uygulamalarına
ilişkin Usul ve Esaslarda" (TUE) yer aldığı, dağıtım sisteminin kullanımına ilişkin bu
bedellerin, dağıtım hizmetinin sunulması sırasında oluşan maliyetlerden mevzuat
kapsamında uygun görülenlerin dikkate alınmasıyla hesaplandığı, bu bedellerin ortak
özelliğinin dağıtım sistemine bağlı kullanıcılardan alınması olduğu belirtilmiştir.
(990) TUE'nin 21. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, dağıtım sistemi kullanıcılarına uygulanan
söz konusu bedellerin kullanıcıların tedarikçilerine fatura edildiği, tedarikçilerin kullanıcı
adına dağıtım şirketi tarafından kendilerine fatura edilen bedelleri ilgili kullanıcıya
yansıttıkları bu nedenle, bahse konu bedellerin EPDK'nın da GTŞ'lere ilişkin Düzenleyici
Hesap Planında belirttiği üzere diğer indirimler kaleminde yer almak suretiyle GTŞ'lerin
gelirlerinden düşülmesi gerektiği konusunda tereddüdün bulunmadığı iddia edilmiştir.
(991) Dağıtım şirketi tarafından dağıtım sistemine yapılan yatırımlar, işletme ve bakım giderleri
karşılığında dağıtım bedeli alındığı, elektrik dağıtım bedeline ilişkin düzenlemelerin TUE’de
yer aldığı ve dağıtım faaliyetinin yürütülmesi kapsamında, söz konusu bedelin içerisinde
dağıtım sistemi yatırım harcamaları, sistem işletim maliyeti, teknik ve teknik olmayan kayıp
maliyeti, sayaç okuma maliyetinin yer aldığı belirtilmiştir.
(992) Reaktif elektriğin, aktif (enerjiye dönüşen) elektrikten hariç olarak, elektrik sisteminin
şebekeden çektiği ancak enerjiye dönüşmeyen elektrik olduğu, bu elektriğin ilgili mevzuatta
belirtilen oranlardan daha fazla çekilmesi halinde bir bedelin ödenmesinin söz konusu
olduğu, reaktif bedeline ilişkin düzenlemelerin TUE’de yer aldığı dile getirilmiştir.
(993) Güç bedelinin, TUE'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde, "dağıtım sistemine
bağlı kullanıcılardan çift terimli tarife sınıfına tabi olanlar için bağlantı anlaşması veya
sözleşmesinde belirtilen güç üzerinden aylık olarak alınan kW birim bedel" olarak
tanımlandığı belirtilmiştir.
(994) Güç aşım bedelinin, TUE'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde, "dağıtım
sistemine bağlı kullanıcılardan çift terimli tarife sınıfına tabi olanlar için bağlantı anlaşması
veya sözleşmesinde belirtilen gücü aşmaları halinde, aşılan güç miktarı üzerinden aylık
olarak alınan kW birim bedel" olarak tanımlandığı ifade edilmiştir.
18-36/583-284
275/284
(995) Emre amade bedelinin, TUE'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendine göre bir üretim
tesisi ile müşterileri ve/veya iştirakleri ve/veya serbest tüketiciler arasında özel direkt hat
tesis edilmesi halinde tüketiciler adına üreticilere uygulandığı dile getirilmiştir.
(996) Kesme - bağlama bedelinin THY’nin 4. maddesinin birinci fıkrasının (ö) bendinde tüketicinin
elektriğinin kesilmesi veya bağlanması aşamalarından sadece birinde uygulanan ve EPDK
tarafından belirlenen bedel olarak tanımlandığı bilgisi verilmiştir.
(997) 6446 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrasında ulusal tarife uygulamasına
ilişkin olarak "Düzenlemeye tabi tarife/er üzerinden elektrik enerjisi satın alan tüketicileri,
dağıtım bölgeleri arası maliyet fark/ilik/arı nedeniyle var olan fiyat farklılıklarından kısmen
veya tamamen koruyacak şekilde tesis edilmiş ve uygulamaya ilişkin husus/arı Kurum
tarafından hazırlanan tebliğ ile düzenlenmiş fiyat eşitleme mekanizması, 31/12/2015
tarihine kadar uygulanır. Tüm kamu ve özel dağıtım şirketleri ile görevli tedarik şirketleri
fiyat eşitleme mekanizması içerisinde yer alır." hükmünün yer aldığı belirtilmiştir.
(998) 14.12.2015 tarihli ve 2015/8317 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile ulusal tarife ve ulusal
tarifede çapraz sübvansiyon uygulanmasına ilişkin sürenin 31.12.2020 tarihine kadar
uzatıldığı, EPDK’nın konuya ilişkin olarak Fiyat Eşitleme Mekanizması Tebliğini 31.12.2015
tarihli ve 29579-4 Mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımladığı, konuya ilişkin
düzenlemelere göre bahse konu bedelin, aktarıldığı şirketin hesap planında yer alması
gerektiği belirtilmiştir.
(999) Netice itibariyle, EPDK'nın da GTŞ'lere ilişkin Düzenleyici Hesap Planında belirttiği üzere
diğer indirimler kaleminde yer vermek suretiyle fiyat eşitleme mekanizması kapsamında
destekleyici durumda olan GTŞ'lerin bu meblağı gelirlerinden düşülmesinin yerinde bir
uygulama olduğu ifade edilmiştir.
(1000) Sonuç olarak, GTŞ'lere ilişkin düzenleyici hesap planında "diğer indirimler" kaleminde yer
alan bedellerin GTŞ'lere ait olmayıp GTŞ'lerin yalnızca bunların toplanmasına aracılık
ettiği, her ne kadar benzer bir durumun ÖTV vb. vergiler için de söz konusu olsa da burada
belirtilen vergiler veya vergi benzeri kalemlerde GTŞ'lerin bunların mükellefi olmadıkları,
zaten, diğer indirim giderlerinden bir kısmının vergilerden farklı olarak Kanun ile belirlenen
düzenlemeler olmayıp EPDK'nın düzenleyici işlemi ile belirlenen ve bu düzenleyici işleme
istinaden GTŞ'ler tarafından toplandıkları savunulmuştur.
(1001) Dolayısıyla Kurul tarafından soruşturma kapsamındaki GTŞ'lere idari para cezası
uygulamasının söz konusu olduğu durumlarda yukarıda detaylı şekilde açıklanan
hususların göz önünde bulundurarak bahse konu indirim kalemlerini brüt satışlardan
indirilmek suretiyle GTŞ'lerin net satışlarını hesaplaması ve konuya ilişkin olarak EPDK'nın
yapmış olduğu düzenlemelerin de dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
I.7.13.4. GTŞ’Ier Bakımından Gayri Safi Gelirin Hesaplanmasına İlişkin Savunmaların
Değerlendirilmesi
(1002) Bu savunma başlığı altında temel olarak elektrik faturasında yer alan bazı kalemlerin
dağıtım şirketi adına tahsil edildiği, bazı bedellerin ise GTŞ’lerin aracı oldukları fon ve vergi
tahsilatlarına ilişkin oldukları belirtilmiş ve EPDK’nın da onayıyla bu kalemlerin 612 Diğer
İndirim hesabında izlendiği belirtilmiştir. İkinci olarak ise 08.03.2013 tarih ve 13-13/198-100
sayılı kararda banka cirolarını belirleyen 2010/4 sayılı Tebliğ’in hazırlanması esnasında
BDDK’ya görüş sorulduğunun belirtildiği, bu nedenle bu soruşturma bakımından EPDK’dan
görüş alınarak idari işlem tesis edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
(1003) Bilindiği üzere, ticari işletmeler bilanço ve gelir tablosu kalemleri ile banka bilanço ve gelir
tablosu kalemleri birbirinden oldukça farklılaşmaktadır. Ticari işletmeler bakımından 4054
sayılı Kanun ve Ceza Yönetmeliği’nde belirtilen gayrı safi gelir ifadesi gelir tablosundaki
“Net Satışlar”a tekabül etmektedir. Ancak, banka gelir tablolarında “Net Satışlar” diye bir
18-36/583-284
276/284
kalem bulunmamaktadır. Bu da bankalar bakımından gayri safi gelirin hesaplanması için
farklı bir usul belirlenmesi gereğini doğurmuştur. Bu kapsamda bankalar ve mali kuruluşlar
bakımından gayri safi gelirin belirlenmesinde dikkate alınacak kalemler hem mehaz
mevzuat hem de BDDK’nın görüşü de dikkate alınarak ilgili Tebliğ’de belirlenmiştir. Ancak
bilanço ve gelir tablosu kalemleri olarak ticari işletme bilanço ve gelir tablosu kalemlerini
kullanan enerji şirketleri veya GTŞ’ler bakımından ise böyle bir araştırma veya farklı bir
hesaplama yapılmasını gerektirecek ve böylelikle EPDK’ya danışılmasını gerektirecek bir
husus bulunmamaktadır. Şirketlerin gelir tablosundaki “Net Satışlar” kalemi şirketlerin gayri
safi gelirini gösterecektir.
(1004) Ayrıca savunmada, dağıtım şirketi adına tahsil edilen bedeller ile GTŞ’lerin aracı oldukları
fon ve vergi tahsilatlarının GTŞ’lerin geliri olmadığı belirtilmiştir. Bu kapsamda bu gelirlerin
612 Diğer İndirim hesabında izlendiği ifade edildikten sonra detaylı açıklamalar ile bu
gelirlerin brüt satışlardan indirilmesi talep edilmektedir. Gelir tablosunda net satışların
hesaplanması aşağıdaki tabloda gösterilmektedir. Buna göre 600 Yurtiçi Satışlar, 601
Yurtdışı Satışlar ve 602 Diğer Gelirler hesapları altında izlenen gelir kalemlerinden 610
Satıştan İadeler, 611 Satış İskontoları, 612 Diğer İndirimlerin çıkarılması suretiyle net
satışlara ulaşılmaktadır. Bir başka deyişle, GTŞ’nin geliri olmadığı belirtilen ve 612
numaralı Diğer İndirimler hesabı altında izlenen kalemler, teşebbüsün gelir tablosunda net
satışlar kalemi içerisinde zaten yer almamakta ve brüt satışlardan indirilmektedir. Bu
nedenle, ceza takdirinde teşebbüsün en yakın mali yıl gelir tablosunda yer alan “Net
Satışlar” kaleminin esas alınması hem Kanun ve Yönetmelik’te öngörülen gayri safi gelirin
doğru bir biçimde hesaplanmasına hem de teşebbüsün belirttiği kalemlerin brüt satışlardan
düşülmüş haline ulaşılmasına imkân tanıyacaktır.
Tablo 13: Ticari İşletme Örnek Gelir Tablosu
FİRMA ÜNVANI Önceki Dönem Cari Dönem
A-BRÜT SATIŞLAR 0 0
1-Yurt İçi Satışlar (600)
2-Yurt Dışı Satışlar (601)
3-Diğer Gelirler (602)
B-SATIŞ İNDİRİMLERİ ( - ) 0 0
1-Satıştan İadeler (610) ( - )
2-Satıştan İskontalar (611) ( - )
3-Diğer İndirimler (612) ( - )
C-NET SATIŞLAR 0 0
I.7.14. Önaraştırma Raporu’nun Taraflara Gönderilmediğine İlişkin Savunmalar ve
Değerlendirilmesi
(1005) 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin tespitine yönelik açılan
soruşturma kapsamında, soruşturma bildiriminin tebliğ edilip, önaraştırma raporunun
kendilerine tebliğ edilmediği ve birinci yazılı savunma hakkının önemli derecede
engellendiği, önaraştırma raporunda yer verilen görüşlerin neredeyse her zaman kapsamlı
bir soruşturma açılıp açılmamasına ilişkin kararın temelini oluşturduğu, Rekabet
Kurumu’nun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmeliğe göre önaraştırma raporunun
tebliğ edilmeyerek, soruşturmanın temelini oluşturan bilgi ve belgelerin kendileriyle
paylaşılmamasının birçok açıdan ilgili mevzuat ile çeliştiği ve hukuka aykırılık oluşturduğu
ileri sürülmüştür.
(1006) Önaraştırma raporlarının kurum içi yazışma olarak değerlendirilmemesi, bunların kurum içi
yazışmanın çok ötesinde kişi hakkında açılan soruşturmaya dayanak olan bir belge olduğu,
bu nedenle tarafa savunma hakkı anlamında genişlik verilmesi ve hakkındaki tüm iddiaları
ve görüşleri öğrenmesi ve yine savunma hakkını en üst düzeyde kullanması adına
18-36/583-284
277/284
önaraştırma raporunun da soruşturma aşamasında ticari sırlar korunarak verilmesi
gerektiği ileri sürülmüştür.
(1007) 4054 sayılı Kanun’un 44. maddesi uyarınca hakkında soruşturma yürütülen tarafın her türlü
bilgi ve belgeyi talep etme hakkına sahip olduğu ve Kanun’un hiçbir hükmünün Kurula bu
konuda takdir yetkisi vermediği, önaraştırma raporunun tebliğ edilmemesinden dolayı,
kendisine ilişkin olarak üçüncü taraflara kıyasla daha fazla bilgi sahibi olan teşebbüsün,
ileri sürülen iddiaları daha dikkatli şekilde inceleme ve bu şüpheleri gidermek amacıyla aynı
detayda savunma yapma imkanına sahip olması gerektiği, iddialara ve bu iddiaların
temeline ilişkin yeterli bilginin sağlanmaması halinde ise, hem Kurum’un hem de ilgili
teşebbüsün katlanılması gereken bir takım masrafların ve zaman maliyetinin ortaya çıktığı
iddia edilmiştir.
(1008) Önaraştırma raporunun tebliğ edilmemesinin hiçbir yasal dayanağının olmadığı, raporun
tebliğ edilmesinden haklı bir neden olmaksızın imtina edilmesinin, bir taraftan ilgili
teşebbüslerin savunma hakkını sınırlayan ve şeffaflık ve açıklık ilkeleriyle çelişen, diğer
taraftan ise savunma sürecinde etkinsizlik yaratan usuli bir hata olduğu dile getirilmiştir.
Önaraştırma Raporu’nun Taraflara Gönderilmediğine İlişkin Savunmaların
Değerlendirilmesi
(1009) 4054 sayılı Kanun’un 43. maddesinin ikinci fıkrası, “Kurul, başlattığı soruşturmaları,
soruşturmaya başlanması kararının verildiği tarihten itibaren 15 gün içinde ilgili taraflara
bildirir ve tarafların ilk yazılı savunmalarını 30 gün içinde göndermelerini ister. Taraflara
tanınan ilk yazılı cevap süresinin başlayabilmesi için Kurulun bu bildirim yazısı ile birlikte,
iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiyi ilgili taraflara göndermesi gerekir.” hükmünü
amirdir. Bu hüküm gereği, ilgili teşebbüslere soruşturmaya konu iddiaların türünü ve
niteliğini içeren bilgiler soruşturma bildirimi ile birlikte gönderilmiş olup, soruşturmanın
güvenliğinin aksini gerektirmesi ve soruşturma raporunun hazırlandığı süreçte evrak
taleplerinin delil toplanması ve dosyanın oluşturulması sürecini olumsuz etkilemesinin
muhtemel olması sebebiyle Önaraştırma Raporu’nun tamamının taraflara gönderilmesinin
mümkün olmadığı kanaatine varılmıştır. Nitekim Danıştay 13. Dairesi de aldığı 30.05.2006
tarih, E.2006/1094 sayılı ve 24.06.2008 tarih, E.2006/1041, K.2008/5023 sayılı kararlar ile
bu durumu onaylamıştır.
I.7.15. Soruşturma Heyetini Kurulun Belirlememesi Savunması ve Buna İlişkin
Değerlendirmeler
(1010) Tebliğ edilen Soruşturma Bildiriminde görevli olan raportörlerin kim tarafından atandığı
konusunda net bir bilgiye yer verilmemekle birlikte Kurul Başkanı tarafından atandığının
tahmin edildiği, Kanun’un 40, 43 ve 44. maddelerinin raportörlerin atanması hususunda
birbiriyle çeliştiği, ancak Kurum’un süregelen uygulamasından hareketle raportörlerin
Başkan tarafından atandığı ve bu durumun Kanun’un açık hükmüne aykırı olduğu iddia
edilmiştir.
(1011) Kurul tarafından verilen yetki ve görevin devredilmesinin yalnızca Kanun’un cevaz verdiği
durumlarda mümkün olduğu, verilen yetki ve görevin devredilmesinin Kanun’a aykırılık
oluşturan bir takım uygulamaların daha önce Danıştay kararlarına konu olduğu ve ilgili
Kurul kararlarının iptaliyle sonuçlandığı, Kurul tarafından atanması gereken raportörlerin
Kurum Başkanlığı tarafından atanmasının hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir.
Soruşturma Heyetini Kurul’un Belirlememesi Savunmasına İlişkin Değerlendirmeler
(1012) Soruşturma Heyetinin belirlenmesinde uygulamada bu yetki Kurul tarafından hukuka uygun
bir şekilde Başkanlığa devredilmektedir. Ayrıca Soruşturma Heyetini Rekabet Kurumu
Başkanı tek başına belirlememektedir. Kurulun devrettiği yetki ile ilgili olarak, Soruşturma
18-36/583-284
278/284
Heyeti Daire Başkanının önerisi, ilgili Başkan Yardımcısının uygun görüşü ve Başkanının
olur vermesi ile belirlenmektedir.
I.7.16. İhlal iddiasının Tanımı Hakkında Yeterli Değerlendirmenin Bulunmaması ve
İddialara Torbalama Suretiyle Yer Verilmesine İlişkin Savunmalar ve
Değerlendirilmesi
(1013) Savunma hakkının Anayasa ile güvence altına alınmış bir hak olduğu ve niteliği itibariyle
temel hak olarak değerlendirildiği, nitekim Anayasa'nın "Hak Arama Hürriyeti" başlıklı 36.
maddesinin, "herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı merci/eri
önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir"
ifadesini içerdiği, Anayasa'nın bu hükmü ile sadece ceza yargılaması için değil tüm
yargılama alanları için geçerli olabilecek genel nitelikli bir kural konulduğu, dolayısıyla
rekabet kurallarının da dâhil olduğu kabahatlerin muhakemesinde de hukuka aykırılık
hususunda bu temel prensiplerin dikkate alınmasının gerektiği ifade edilmiştir.
(1014) Bu noktada, idari para cezalarına konu olan 4054 sayılı Kanun kapsamındaki ihlaller birer
kabahat olarak değerlendirildiğinden, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (Ceza Kanunu) ile
ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenler olarak düzenlenen hallerin rekabet ihlalleri
açısından da geçerli olduğunun düşünüldüğü, zira Kabahatler Kanunu’nun 4054 sayılı
Kanun’da özel hüküm bulunmadığı hallerde genel nitelikli kanun olmasından hareketle
öncelikli uygulanmakta olduğu, Kabahatler Kanunu'nun 12. maddesi uyarınca, Ceza
Kanunu ile düzenlenen ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerin kabahatler
açısından da geçerli kabul edildiği belirtilmiştir.
(1015) Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu açısından, bir suçlamayla karşı karşıya olan kişinin
söz konusu davranış hakkında bilgi sahibi olmasının oldukça önemli olduğu, ceza hukuku
açısından bir davranıştan bahsedilebilmesi için eylem ve sonuç arasında nedensellik bağı
bulunması gerektiği, diğer bir deyişle söz konusu davranışın (i) eylem, (ii) sonuç ve (iii) bu
ikisi arasında bir nedensellik ilişkisi unsurlarından oluşması gerektiği, bu doğrultuda iddia
konusu ihlali teşkil eden davranış ile suçlanan bir kimsenin, buna yönelik savunma hakkını
kullanabilmesi için yukarıdaki unsurlar hakkında bilgi sahibi olması gerektiği, suçlanan
kimsenin suçlamaya ilişkin bilgi sahibi olmaksızın herhangi bir savunma ileri süremeyeceği,
hâlbuki "isnadın bildirilmesi" ilkesinin ceza yargılamasının temel prensibi olduğu, Ceza
Muhakemesi Kanunu'nun 170. maddesinin üçüncü fıkrasının (h) bendi uyarınca, suçlanan
kişinin savunma yapabilmesi için, davranış, davranışın gerçekleştiği yer, davranışın
gerçekleştiği zaman ve iddiaların hukuki dayanağına ilişkin olarak bilgilendirilmesi gerektiği
ifade edilmiştir.
(1016) Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinde de adil
yargılanma hakkının düzenlendiği, Türkiye’nin de AİHS'i 18.05.1954'te onayladığı ve
Rekabet Kurumu’nun da Türkiye'nin taraf olduğu AİHS’nin kararlarını uygulamak
durumunda olduğu, AİHS'nin 6. maddesinin üçüncü bendiin adil yargılama ilkesi ile ilgili
olarak aşağıdaki ifadeleri içerdiği belirtilmiştir:
"3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir.
Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı
bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek;
Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve imkanlara sahip olmak ..."
(1017) Bu doğrultuda, adil yargılanma hakkının "silahların eşitliğini" zorunlu kıldığı, Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesinin (AİHM) de silahların eşitliği ilkesi ile ilgili olarak aşağıdaki ifadelere
yer verdiği,
“Mahkeme 'ye göre genel ve geniş kapsamlı bir kavram olan hakkaniyetin ilk ve en
önemli gereği taraflar arasında silahların eşitliğinin, diğer bir deyimle mahkeme
18-36/583-284
279/284
önünde sahip olunan hak ve vecibeler bakımından taraflar arasında tam bir eşitliğin
sağlanması ve bu dengenin bütün bir yargılama boyunca korunmasıdır.”
(1018) Dolayısıyla silahların eşitliği ilkesi çerçevesinde iddiayı oluşturmak için kullanılan her
verinin hakkında soruşturma açılan teşebbüsler tarafından da değerlendirilmesinin ve
savunmanın bir parçası haline getirilmesinin gerektiği, uluslararası düzeyde AİHS ulusal
düzeyde ise Anayasa ile temel haklardan biri olarak belirlenen adil yargılanma hakkının
tarafların bu hakkı gereğince kullanabilmeleri için idarenin elindeki bilgi ve belgelerin
tamamına ulaşabilmelerini de içerdiği, aksi takdirde söz konusu hakkın kullanılmasının
imkansız hale geleceği ve bu nedenle temel hakların ihlalinin söz konusu olacağı dile
getirilmiştir.
(1019) Adil yargılanma hakkının öneminin 4054 sayılı Kanun tarafından da kabul edildiği, nitekim
kanunla kabul edilen açıklık ve şeffaflık prensiplerinin en açık şekilde müteaddit savunma
haklarında vücut bulduğu, daha önce de belirtildiği üzere hakkında soruşturma açılan
taraflara ilk yazılı savunma hakkı, ikinci yazılı savunma hakkı, üçüncü yazılı savunma hakkı
ve sözlü savunma hakkı olmak üzere belirli haklar tanındığı, taraflarca ilk yazılı savunmanın
yapıldığı bu aşama açısından ise 4054 sayılı Kanun'un soruşturma bildiriminin
yapılmasının esaslarına ilişkin 43. maddesinin önem taşıdığı ifade edilmiştir.
(1020) Adil yargılanma hakkının soruşturmaya temel teşkil eden delillerin toplanması aşamasında
da görüldüğü, bu doğrultuda 4054 sayılı Kanun'un "Delillerin Toplanması ve Tarafların
Bilgilendirilmesi" başlıklı 44. maddesinin teşebbüslerin soruşturma sürecinde Kurum
tarafından toplanan delil niteliğindeki her türlü evrakın bir nüshasının kendilerine verilmesini
talep edebileceklerini gösterdiğini, soruşturma taraflarının tam olarak bilgilendirilmesi ve
tarafların savunma hakkını kullanmasının mümkün kılınması gerekliliğinin 44. maddede yer
alan ifadelerde de belirtildiği dile getirilmiştir.
(1021) Bu hükümlere ek olarak, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu'nun 5. maddesinde
hakkında soruşturma başlatılan teşebbüslerin etkin süratli ve doğru bir şekilde bilgi
edinmesine yönelik açık menfaat ve hakkının olduğunun görüldüğü ifade edilmiştir.
(1022) Yukarıda değinilen hükümlerden anlaşılacağı üzere, Kurul’un savunma hakkının güvence
altına alınması amacıyla tarafları soruşturmanın temelini teşkil eden iddialara ilişkin olarak
anlaşılır şekilde bilgilendirmesi gerektiği fakat Soruşturma Bildirimi’nde ileri sürülen
iddialara ilişkin oldukça sınırlı bilgi bulunduğu, söz konusu bilgilerle yapılmaya çalışılacak
bir savunma ile savunma hakkının tam ve yeterli kullanılamayacağı ve neticede taraflar
açısından birçok hususun tam aydınlatılamayacağı belirtilmiştir.
(1023) Soruşturma Bildirimi’de teşebbüsler hakkında 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal edip
etmediğinin tespit edilmesi amacıyla soruşturma açılmasına karar verildiği belirtildiği,
Soruşturma Bildiriminin 70 ve 71. sayfasında 4054 sayılı Kanun kapsamında yer verilen
ifadelerden de görüldüğü üzere hakkında soruşturma başlatılan teşebbüslere yöneltilen
iddiaların türü ve niteliği açısından açıklık şartının yerine getirilmediği, bu iddialara ilişkin
sınıflandırmaya gidilmediği, oysa savunma hakkının layıkıyla kullanabilmesi için ihlal
iddiasının niteliği hakkında yeterli bilgiye sahip olunması gerektiği dile getirilmiştir.
(1024) Soruşturma Bildirimi’nde yer verilen tespitlere bakıldığında, müvekkil teşebbüsler aleyhine
ileri sürülen iddiaların 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesine ne şekilde aykırılık içerdiği
hususunun anlaşılamadığı aksine birtakım ihlal iddiaları bakımından net bir bilgiye yer
verilmediği gibi iddiaların ihtimali olarak sıralandığı iddia edilmiştir.
(1025) Bu noktada, AİHS'nin 6. maddesininin üçüncü fıkrasnın (a) bendi uyarınca "bir suç ile itham
edilen herkes [...] kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa
sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar [edilme] hakkına sahiptir" ifadesine
yer verildiğinden bahsetmenin faydalı olacağı, buna göre, hakkında iddia ileri sürülen tarafa
18-36/583-284
280/284
tebliğ edilen iddianamenin iddiaların türü ve gerekçesi hakkında bilgi içermesi gerektiği ve
soyut açıklamalara yer verilmesinin yeterli görülmeyeceği, aynı şekilde Ceza Kanunu
gereği de bir fiilden bahsedebilmek için hem hareketin hem de neticenin var olmasının,
hareket ile netice arasında bir nedensellik bağının kurulmasının gerektiği dile getirilmiştir.
(1026) Kurul'un soruşturma açtığını bildiren Soruşturma Bildirimi’nde savunma yapılabilmesine
olanak sağlayacak iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgi bulunması gerektiği,
halbuki Soruşturma Bildirimi incelendiğinde öncelikle söz konusu soruşturmanın 4054
sayılı Kanun'un hangi kapsamda ihlal edilip edilmediğinin tespiti amacıyla açıldığına dair
yeterli bilgiye yer verilmediği, dolayısıyla iddia konusu davranışların birbirinden
farklılaşabilen değerlendirmeler gerektiren ihlal türlerinin hangisi kapsamında inceleneceği
hususunun açıkça belirtilmediği, bunun aksine Soruşturma Bildirimi’nde yalnızca tespitlerin
sıralandığının görüldüğü ileri sürülmüştür.
(1027) Tüm bu açıklamalar doğrultusunda ihlalin tanımına ilişkin yeterli değerlendirmenin
bulunmadığı dikkate alındığında, müvekkil teşebbüslerin savunma hakkının soruşturmaya
konu iddiaların türü ve niteliği hakkında yeterli bilgiye ulaşılamaması gerekçesiyle
zedelendiği hususları ifade edilmektedir.
İhlal iddiasının Tanımı Hakkında Yeterli Değerlendirmenin Bulunmaması ve İddialara
Torbalama Suretiyle Yer Verilmesine İlişkin Savunmaların Değerlendirilmesi
(1028) İşbu başlığın içeriği incelendiğinde dile getirilen hususların önaraştırma raporunun taraflara
gönderilmemesine işaret ettiği anlaşılmaktadır. Bir önceki başlıkta önaraştırma raporunun
taraflara gönderilmemesine ilişkin açıklamalar yapıldığından işbu başlık bakımından ayrı
bir değerlendirme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.
I.7.17. Dijital Veri Toplanmasına Yönelik Açık Düzenleme Olmamasına İlişkin
Savunmalar ve Değerlendirilmesi
(1029) 10.01.2017 tarihinde ADM EDAŞ, GDZ EDAŞ, AYDEM ve GEDİZ’de yapılan yerinde
incelemelerde ilgili verilerin dijital kopyalarının raportörlerce hash değeri alınarak DVD’ye
aktarıldığı, ancak 4054 sayılı Kanun’un “Yerinde İnceleme” başlıklı 15. maddesi uyarınca
da raportörlerin elektronik delil elde edebilmesine ilişkin mevzuatta açık bir düzenlemenin
yer almadığı belirtilmiştir.
(1030) Söz konusu dijital verilerin blok halinde alındığı, bu durumun inceleme esnasında gizli veya
hukuki olarak ayrıcalık taşıyan (avukat-müvekkil gizliliği kapsamında korunan yazışmalar)
dokümanların, inceleme konusu ile bağlantılı dökümanların ayrıştırılması noktasında
güçlük yaşanmasına yol açtığı ifade edilmiştir.
(1031) Gerçekleştirilen incelemede dijital delillere erişim, toplanım ve kullanım ile Anayasa’nın 20.
maddesi ve AİHS 8. maddesinde düzenlenen gizlilik hakkı arasındaki dengenin
değerlendirilmesinde öncelikli olarak açık bir yetki olup olmadığının saptanması, açık yetki
olduğu durumlarda ise var olan yetkinin kanunilik ve orantılılık şartlarının göz önünde
bulundurularak nasıl sınırlandırılacağının önem arz ettiği dile getirilmiştir.
(1032) Dijital delilleri fiziksel verilerden ayıran özelliklerinden birinin dijital verilerin yaratılması ve
değiştirilmesindeki kolaylık olduğu, bu noktada, dijital verilerin toplanması ve saklanması
yanı sıra delil ve gözetim zincirlerinin sağlanması ve delillerin gerçekliğinin teşebbüs
tarafından teyidi ile delil üzerinde yapılan her türlü işlemin kaydının tutulması gibi hususlara
düzenlemelerde yer verilmesi gerektiği, AB206 ve Uluslararası Rekabet Ağı’nın (ICN) örnek
uygulamaları içeren örnek derlemeleri incelendiğinde; dijital veriler toplanırken yazılım
engelleyicilerin kullanılması gerektiği ve tüm verilerin hash değerlerinin alınarak teşebbüs
206 “Explanatory note on Comission inspections pursuant of Article 20(4) of Council Regulation No 1/2003,
11.10.2015
18-36/583-284
281/284
yetkililerinde doğrulanması gerektiğine işaret edildiği, ayrıca verilerin fiziksel olarak nerede
bulunduğunu sürekli olarak ortaya koyan kayıtların tutulması gerektiği ifade edilmiştir.
(1033) Yukarıda dile getirilen hususlardan hareketle incelemeler esnasında raportörler tarafından
fiili olarak benimsenen dijital delile erişim, toplanım ve kullanım uygulamalarının herhangi
bir yasal dayanak olmaksızın uygulandığı ve dijital delillerin usul bakımından hata teşkil
edebilecek nitelikte olduğu hususları ifade edilmektedir.
I.7.18. Dijital Veri Toplanmasına Yönelik Açık Düzenleme Olmamasına İlişkin
Savunmaların Değerlendirilmesi
(1034) 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinde; “(…) her türlü evrak ve belgelerini inceleyebilir
gerekirse suretlerini alabilir.” hükmü yer almaktadır. Bu bağlamda birtakım bilgilerin dijital
olarak alınması 4054 sayılı Kanun’dan gelen bir yetkiye dayanmaktadır. Buna ek olarak,
yerinde incelemede meslek personeli tarafından alınan belgelerin teşebbüs yetkililerine
onaylatılarak, söz konusu belgelerin suretinin teşebbüse bırakılmasının temel amacının
incelemede alınan belgeler dışında herhangi bir hususun delil olarak teşebbüs aleyhine
kullanılmamasının garanti altına alınması ve teşebbüsün kendisinden alınan belgelerin ne
olduğunu bilmesidir. Söz konusu güvenliğin ve garantinin sağlanması için yerinde
incelemede CD içinde alınan belgeler “hash değeri” ile mühürlenmiş ve bir CD örneği de
teşebbüse bırakılmıştır. Bu kapsamda alınan belgelerin içeriğinde bir değişiklik
yapılamayacağı, yapılsa da söz konusu durumun teşebbüs tarafından kolayca tespit
edilebileceği açıktır. Bu bağlamda CD ile belge alınması hukuka aykırı bir nitelik
taşımamaktadır.
I.8. Genel Değerlendirme
(1035) BEREKET ENERJİ, GDZ ENERJİ, AYDEM, GEDİZ, ADM EDAŞ ve GDZ EDAŞ hakkında
4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi çerçevesinde yürütülen soruşturma neticesinde;
Elektrik dağıtım faaliyetine ilişkin ilgili ürün pazarının “elektrik dağıtım hizmeti” ve
ilgili coğrafi pazarın ise ADM EDAŞ ve GDZ EDAŞ’ın münhasıran yetkili bulunduğu
“Aydın, Denizli, Muğla illeri” ile “İzmir, Manisa illeri” olduğu,
Serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere yapılan perakende satış faaliyetine
ilişkin ilgili ürün pazarının “serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere yapılan
elektrik enerjisinin perakende satış hizmeti” ve ilgili coğrafi pazarların ise AYDEM
için GTŞ olarak faaliyet gösterdiği “Aydın, Denizli, Muğla illeri” ve GEDİZ için “İzmir,
Manisa illeri” olduğu,
Serbest tüketici limitinin üstünde kalan tüketicilere yapılan perakende satış
faaliyetine ilişkin ilgili ürün pazarlarının “iletimden bağlı sanayi müşterilerine yapılan
elektrik enerjisi perakende satış hizmeti”, “dağıtımdan bağlı sanayi müşterilerine
yapılan elektrik enerjisi perakende satış hizmeti” “ticarethane müşterilerine yapılan
elektrik enerjisi perakende satış hizmeti”, “mesken müşterilerine yapılan elektrik
enerjisi perakende satış hizmeti” pazarları olduğu; iletimden bağlı sanayi
müşterilerine yapılan elektrik enerjisi perakende satış hizmeti bakımından ilgili
coğrafi pazarın “Türkiye”, diğer ilgili ürün pazarları bakımından ilgili coğrafi
pazarların ise “Aydın, Denizli, Muğla illeri” ile “İzmir, Manisa illeri” olduğu,
ADM EDAŞ’ın Aydem elektrik dağıtım bölgesinde, GDZ EDAŞ’ın Gediz elektrik
dağıtım bölgesinde, elektrik dağıtım hizmeti ilgili pazarında hâkim durumda olduğu,
AYDEM’in Aydem elektrik dağıtım bölgesinde ve GEDİZ’in Gediz elektrik dağıtım
bölgesinde “serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere yapılan elektrik
enerjisinin perakende satışı”, “dağıtım seviyesinden sisteme bağlı olan sanayi
müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”, “ticarethane müşterilerine yapılan
18-36/583-284
282/284
elektrik perakende satış” ve “mesken müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”
ilgili pazarlarında hâkim durumda olduğu,
AYDEM ve GEDİZ’in 2015 yılında serbest tüketiciler ile yapılan sözleşmeler ve daha
sonraki dönemlere etkilerinin devam etmesi nedeniyle de 2013 ve 2014 yıllarında
serbest tüketiciler ile yapılan sözleşmeler kapsamındaki taahhütlerin doğrudan ya
da dolaylı olarak otomatik olarak kendiliğinden uzamasına yönelik düzenlemelerin
serbest tüketicilerin tedarikçi değiştirmelerini engelleyici etkiye sahip olduğu ve
dolayısıyla ilgili pazarları diğer tedarikçilere kapayıcı nitelikte ve etkide oldukları ve
bu yolla AYDEM ve GEDİZ’in serbest tüketici ilgili pazarlarındaki hakim durumlarını
kötüye kullandıkları,
AYDEM ve GEDİZ’in Şubat 2016-Ocak 2017 döneminde halihazırda serbest tüketici
limitini geçmemiş tüketicilerden ikili anlaşma aldığı bu yolla AYDEM ve GEDİZ’in
serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere yapılan elektrik enerjisinin
perakende satış pazarındaki hakim durumlarını serbest tüketici ilgili pazarlarındaki
rekabeti kısıtlamak suretiyle kötüye kullandıkları,
GEDİZ’in elektrik piyasasına yönelik ikincil mevzuatın kendisine tanıdığı usulsüz
kullanım durumunda elektrik kesme yetkisini, Ağustos 2016-Ocak 2017 döneminde
ikili anlaşmalar tarafında kendisine tahsilat anlamında avantaj sağlamak için
kullandığı,
Hem Aydem hem de Gediz bölgesinde ADM EDAŞ ve GDZ EDAŞ’ın AYDEM ve
GEDİZ’in erişimine rekabete duyarlı bilgileri açtığı tespitine yol açabilecek sistematik
bir davranış ortaya konulamadığı,
GDZ EDAŞ, ADM EDAŞ’ın doğal tekel olarak yürüttüğü faaliyetleri ile GEDİZ ve
AYDEM’e rekabeti kısıtlayıcı nitelikte avantaj sağlandığını gösterir sistematik bir
teşebbüs politikasının ortaya konulamadığı,
AYDEM ve GEDİZ’in sözleşmelerinde rastlanılan tarih ve imzasız sözleşme veya
IA-02 Formu alınmasının söz konusu şirketlerce benimsenmiş sistematik bir
uygulama olmadığı, sözleşme örneklemi üzerinden yapılan incelemeler sonucunda
söz konusu münferit uygulamaların rakiplerin faaliyetlerini zorlaştıracak bir boyuta
ulaşmadığı, bu haliyle AYDEM ve GEDİZ’in söz konusu davranışlarının ilgili
pazarlarda bir rekabet ihlali ortaya koymaya yeterli olmadığı
sonucuna varılmıştır.
I.9. Ceza Miktarının Takdirine İlişkin Değerlendirme
(1036) 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bu Kanun’un 4, 6 ve 7 nci
maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile
teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yılsonunda
oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali
yılsonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde
onuna kadar idarî para cezası verilir” hükmüne yer verilmiştir. Ceza Yönetmeliği’nin 1.
maddesinde amacı; “4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4 üncü ve 6 ncı
maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu
birliklerin üyeleri ile bunların yönetici ve çalışanlarına, aynı Kanunun 16 ncı maddesi
gereğince verilecek para cezasının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenlemek” şeklinde
belirlenmiştir.
(1037) Dosya kapsamında yapılan değerlendirme neticesinde, BEREKET ENERJİ ekonomik
bütünlüğü içinde yer alan AYDEM ve GEDİZ’in 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal
ettiği tespit edildiğinden, söz konusu taraflara 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesi ve Ceza
18-36/583-284
283/284
Yönetmeliği hükümleri uyarınca idari para cezası uygulanması gerekmektedir. ADM EDAŞ
ve GDZ EDAŞ hakkında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler çerçevesinde ihlal tespiti
yapılamadığından, idari para cezası uygulanmasına yer bulunmamaktadır.
(1038) Ceza Yönetmeliği uyarınca, nihai para cezası miktarı belirlenirken öncelikle temel para
cezası belirlenmeli ve ardından varsa ağırlaştırıcı ve hafifletici unsurlar uygulanarak nihai
para cezası tespit edilmelidir. Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinde temel para cezasının
hesaplanması bakımından karteller ve diğer ihlaller şeklinde bir ayrım yapıldığı
görülmektedir. Dosya kapsamında tespit edilen ihlal “diğer ihlaller” kategorisinde
değerlendirilmiştir. Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin ikinci fıkrası dikkate alınarak, temel
para cezasının hesaplanmasına esas alınacak oran belirlenirken bahse konu teşebbüsün
ilgili coğrafi pazarlar bağlamında faaliyet gösterdiği tüm ürün pazarlarında hâkim durumda
oyuncu olduğu, serbest tüketici ilgili pazarlarındaki rekabeti engellemek ve ilgili pazarları
rakiplere kapatmak amacıyla hakim durumunu kötüye kullandığı, her bir ilgili pazardaki
kötüye kullanma eyleminin elektrik perakende satış piyasasının serbestleşme sürecini
kısıtlayıcı sonuçlara yol açmasına bağlı olarak gerçekleştirilen ihlallerin yol açacağı zararın
büyüklüğü dikkate alınmıştır. Bu bakımdan temel para cezasına esas oran GEDİZ ve
AYDEM açısından %(…..) olarak belirlenmiştir.
(1039) Ceza Yönetmeliği’nin 5. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde, bir yıldan uzun beş
yıldan kısa süren ihlallerde temel para cezasının yarısı oranında; beş yıldan uzun süren
ihlaller ise bir katı oranında arttırılacağı hükme bağlanmıştır. Bu bağlamda;
AYDEM ve GEDİZ’in serbest tüketicilerle otomatik uzayan sözleşme ve taahhütleri
2015 yılında aldığı ancak 2013 ve 2014 yılında alınan sözleşmelerin de halen
yürürlükte olduğu,
AYDEM ve GEDİZ’in Şubat 2016-Ocak 2017 arasında serbest tüketici limiti altında
kalan tüketicilerden ikili anlaşma aldığı,
GEDİZ’in usulsüz elektrik kullanımı durumunda elektriğin kesilmesi yetkisini
08.08.2016-06.01.2017 tarihleri arasında kötüye kullandığı,
anlaşıldığından GEDİZ ve AYDEM tarafından hayata geçirilen eylemlerin pazarı kapayıcı
nitelikte tek bir ihlal olduğu ve Ocak 2015-Ocak 2017 dönemini kapsadığı, dolayısıyla ihlal
süresinin bir yıldan uzun sürdüğü, bu sebeple AYDEM ve GEDİZ’e uygulanacak para cezası
miktarının Yönetmeliğin 5. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yarısı oranında artırılması
gerektiği değerlendirilmiştir. Bu sebeple, AYDEM ve GEDİZ bakımından %(…..) oranı yarısı
kadar artırılarak %(…..) temel para cezası oranına ulaşılmıştır.
(1040) Dosya kapsamında Ceza Yönetmeliği’nin 6. maddesi kapsamında temel para cezasının
artırılmasını gerektirecek herhangi bir ağırlaştırıcı unsur, 7. maddesi kapsamında temel
para cezasının indirilmesini gerektirecek herhangi bir hafifletici unsur bulunmamaktadır.
(1041) Belirlenen oran dahilinde tarafların 2017 yılı cirolarından grup içi satışların çıkarılması
sonucu elde edilen ciro dikkate alınarak AYDEM’e 19.433.652,71 TL, GEDİZ’e
25.696.400,76 TL idari para cezası uygulanmıştır.
J. SONUÇ
(1042) 16.02.2017 tarihli ve 17-07/69-M sayılı Kurul kararı uyarınca yürütülen soruşturma ile ilgili
olarak düzenlenen Rapor’a ve Ek Görüş’e, toplanan delillere, yazılı savunmalara, sözlü
savunma toplantısında yapılan açıklamalara ve incelenen dosya kapsamına göre;
1. GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin Gediz elektrik dağıtım bölgesinde, ADM Elektrik
Dağıtım A.Ş.’nin Aydem elektrik dağıtım bölgesinde elektrik dağıtım hizmeti ilgili
pazarında hâkim durumda olduğuna OYBİRLİĞİ ile,
18-36/583-284
284/284
2. Gediz Elektrik Perakende Satış A.Ş. ve Aydem Elektrik Perakende Satış A.Ş.’nin
dağıtım bölgelerinde, “serbest tüketici limitinin altında kalan tüketicilere yapılan
elektrik enerjisinin perakende satışı” “dağıtım seviyesinden sisteme bağlı olan
sanayi müşterilerine yapılan elektrik perakende satış”, “ticarethane müşterilerine
yapılan elektrik perakende satış” ve “mesken müşterilerine yapılan elektrik
perakende satış” ilgili pazarlarında hâkim durumda olduğuna OYBİRLİĞİ ile,
3. Gediz Elektrik Perakende Satış A.Ş. ve Aydem Elektrik Perakende Satış A.Ş.’nin
eylem ve uygulamaları yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesi çerçevesinde hâkim
durumlarını kötüye kullandığına OYBİRLİĞİ ile,
4. Bu nedenle, 4054 sayılı Kanun’un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve “Rekabeti
Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye
Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmelik”in 5. maddesinin
birinci fıkrasının (b) bendi ve ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca
2017 mali yılı sonunda oluşan ve Kurul tarafından belirlenen yıllık gayri safi
gelirlerinin takdiren, %(…..) oranında olmak üzere,
- Aydem Elektrik Perakende Satış A.Ş.’ye 19.433.652,71 TL
- Gediz Elektrik Perakende Satış A.Ş.’ye 25.696.400,76 TL
idari para cezası verilmesine OYBİRLİĞİ ile,
5. Gediz Elektrik Perakende Satış A.Ş. ve Aydem Elektrik Perakende Satış A.Ş.’nin
4054 sayılı Kanun’un 9. maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde rekabet ihlali
niteliğinde olan uygulamalarına son vermesi gerektiğine OYBİRLİĞİ ile
6. GDZ Elektrik Dağıtım A.Ş., ADM Elektrik Dağıtım A.Ş., Bereket Enerji Grubu A.Ş.
ve GDZ Enerji Yatırımları A.Ş.’nin 4054 sayılı Kanun’un 6. maddesini ihlal
etmediğine, dolayısıyla adı geçen teşebbüslere idari para cezası verilmesine yer
olmadığına OYBİRLİĞİ ile,
gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 60 gün içinde Ankara İdare Mahkemelerinde yargı
yolu açık olmak üzere, karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy