AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No: 56234/11
Hasan IRMAK / Türkiye
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 3 Temmuz 2018 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
22 Temmuz 2011 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Hükümet tarafından ibraz edilen görüşleri ve bu görüşlere karşılık olarak başvuran tarafından ibraz edilen görüşleri dikkate alarak,
gerçekleştirilen müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Hasan Irmak 1950 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Başvuran Mahkeme önünde Diyarbakır Barosuna kayıtlı Avukat S. Yurtdaş tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”), kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları
3. Dava konusu olaylar, taraflarca ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
4. Başvuran, yasa dışı gösteriye katıldığı şüphesiyle, 6 Haziran 2000 tarihinde yakalanmıştır. Başvuran, yakalama sonrasında, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.
5. Başvuran, 16 Haziran 2000 tarihinde, Bağlar Sağlık merkezinde muayene edilmiştir. Söz konusu muayene sonrasında başvuran dahil birkaç kişi hakkında düzenlenen raporda, başvuranın testislerinde hassasiyet bulunduğuna yönelik şikayeti dışında, vücudunda herhangi bir darp cebir izi bulunmadığı belirtilmiştir.
6. Başvuran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısının kararı üzerine, aynı gün tahliye edilmiştir.
7. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 26 Ekim 2000 tarihinde, yasa dışı örgüte yardım ve yataklık suçlamasıyla ilgili olarak başvuranın beraatine karar vermiştir.
1. İlgili polis memurları aleyhinde yürütülen ceza yargılamaları
8. Avukat tarafından temsil edilen başvuran, 18 Ocak 2001 tarihinde, polis tarafından gözaltında tutulduğu süreçte insanlık dışı muameleye maruz kaldığı yönünde detaylı bir iddia ileri sürerek, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.
9. Başvuran, 20 Şubat 2001 tarihinde, Cumhuriyet savcısına ifade vermiştir. Başvuran, 21, 22 ve 26 Şubat 2001 tarihlerinde, Dicle Üniversite Hastanesinde muayene edilmiştir. Raporlarda, özellikle testislerinde olmak üzere bazı yaralar ve travmalar not edilmiştir.
10. Cumhuriyet savcısı, 2 Ağustos 2001 tarihinde, söz konusu dönemde yürürlükte olan 765 sayılı Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca işkence suçlamasıyla polis memurları M.Y. ve K.Ö. hakkında bir iddianame düzenlemiştir.
11. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, ilgili dönemde olağanüstü hal bölgesinde görevde bulunan görevliler hakkında ceza davalarının sadece söz konusu bölgenin valisinin izniyle açılabileceği gerekçesiyle, 16 Nisan 2002 tarihinde yargılamaların durdurulmasına karar vermiştir.
12. Diyarbakır Valiliği, 3 Mayıs 2002 tarihinde, söz konusu iki polis memur hakkında ceza yargılamalarının başlatılmasına izin vermemiştir.
13. Başvuran, 25 Haziran 2002 tarihinde, Valiliğin kararına itiraz etmiştir.
14. Bölge İdare Mahkemesi, 31 Mart 2003 tarihinde, başvuranın itirazını reddetmiştir.
2. Tazminat talebiyle yürütülen idari yargılamalar
15. Avukat tarafından temsil edilen başvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu süreçte maruz kaldığı kötü muamele sonucunda ortaya çıktığını iddia ettiği işitme kaybı ve cinsel işlev bozukluğu nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebiyle, 2001 yılında İçişleri Bakanlığı aleyhine dava açmıştır.
16. Danıştay, 22 Aralık 2006 tarihinde, ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararının bozulmasına hükmetmiştir.
17. Dava dosyasını yeniden ele alan İdare Mahkemesi, Adli Tıp Kurumundan bilirkişi raporu düzenlenmesini talep etmiştir.
18. Adli Tıp Kurumu, söz konusu talebe cevaben, 6 Ekim 2010 tarihinde, mahkemeden, Bağlar Sağlık Merkezinde düzenlenen ilk sağlık raporunun bir nüshasının kendisine iletilmesini talep etmiştir.
19. Başvuran, ilgili idari personelin ihmali nedeniyle hakkında yürütülen ceza davası dosyasında tutulan ilk sağlık raporunun dava dosyasıyla birlikte kaybolması nedeniyle söz konusu personel hakkında ceza davası açılması talebiyle, 17 Ocak 2011 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Başvuran, söz konusu suç duyurusunda, kötü muamele iddialarına ilişkin yürütülen ceza yargılamalarını kesin olarak sona erdiren 31 Mart 2003 tarihli karara atıfta bulunmuştur (bk. yukarıda §§ 11-14).
20. 22 Mart 2012 tarihinde dava dosyasının bulunamaması sebebiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
21. İdare Mahkemesi, 2012 yılında, başvuranın davasının reddine karar vermiştir.
22. Taraflarca 2014 yılında verilen bilgilere göre, dava halen Danıştay önünde devam etmekteydi.
ŞİKÂYETLER
23. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca, polis tarafından gözaltında tutulduğu süreçte kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.
24. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddeleri kapsamında, ulusal makamların, kötü muamele iddialarına yönelik etkili bir soruşturma yürütmediğini ileri sürmüştür.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
25. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddelerine dayanarak, maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele ve yetkililerin etkili bir soruşturma yürütmemesi hususlarında şikayette bulunmuştur.
26. Hükümet, ceza soruşturmasının 2003 yılında sona ermesi sebebiyle 6 aylık süre kuralına riayet edilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
27. Mahkeme daha önce, bir akrabanın şüpheli ölümüne ilişkin bir soruşturmayla ilgili davalarda olduğu gibi kötü muameleye ilişkin bir soruşturmayla ilgili davalarda, başvuranların, soruşturma sürecini veya soruşturmadaki eksiklikleri takip etmek üzere adım atmalarının ve etkili ceza soruşturması yürütülmediğinin farkına vardıkları veya varmaları gerektiği tarihten sonra hızlı bir şekilde başvurularını yapmalarının beklendiğini belirtmiştir (bk. Mocanu ve Diğerleri/Romanya [BD], no. 10865/09 ve diğer 2 başvuru, § 263, AİHM 2014 (alıntılar) ve orada anılan davalar).
28. Mahkeme ayrıca, bir idari usulün Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri anlamında etkili bir hukuk yolu olarak kabul edilemeyeceğini, zira suç teşkil eden eylemlerin koşullarını aydınlatabilecek ve failleri tespit edebilecek nitelikte olmadığını ifade etmiştir (bk. diğerlerine ilaveten, Gasyak ve Diğerleri/Türkiye, no. 27872/03, § 71, 13 Ekim 2009).
29. Mahkeme ayrıca, bir başvuranın mağdur sıfatının sadece tazminata hükmedilerek giderilmesi halinde, Sözleşme’ye taraf Devletlerin Sözleşme’nin 2. ve 3. madde kapsamındaki yükümlülüklerinin yanıltıcı hale geleceğini yinelemiştir (Özcan ve Diğerleri/Türkiye, no. 18893/05, § 54, 20 Nisan 2010 ve orada anılan kararlar).
30. Dolayısıyla Mahkeme, başvuran tarafından başvurulan idari usulün altı aylık sürenin işleyişini etkilemediğine karar vermiştir (see, gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, Alkın/Türkiye, no. 75588/01, § 33, 13 Ekim 2009; Erkan/Türkiye (k.k.), no. 41792/10, §§ 64-65, 28 Ocak 2014 ve Jørgensen ve Diğerleri/Danimarka (k.k.), no. 30173/12, §§ 62-63, 28 Haziran 2016).
31. Dolayısıyla, başvuranın şikayeti için başvurulması gereken ve kötü muamele iddialarına yönelik olarak yeterli tazmini sağlama potansiyeli barındıran ilgili iç hukuk yolu ceza davasıydı. Mahkeme, somut davada, kötü muamele iddiasına ilişkin ceza davasının, 2001 yılında Cumhuriyet savcısı tarafından Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde açıldığını gözlemlemiştir. Ancak, söz konusu dava, idari izin alınmak üzere durdurulmuş ve izin verilmemiştir. Söz konusu karar 31 Mart 2003 tarihinde kesinleşmiştir (bk. yukarıda §§ 10-14).
32. Yukarıda belirtilen nihai kararın tebliğ tarihinin bilinmemesine karşın, Mahkeme, tüm ulusal yargılamalarda bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın, idari anlamda görevin kötüye kullanılması kapsamında 17 Ocak 2011 tarihli şikayetinde söz konusu karara atıfta bulunduğunu belirtmiştir (bk. yukarıda § 19). Dolayısıyla başvuran, söz konusu karardan en geç 17 Ocak 2011 tarihinde, diğer bir ifadeyle somut başvurunun 22 Temmuz 2011 tarihinde sunulmasından altı ayı aşkın bir süre önce haberdardı.
33. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, başvuranın altı ay süre kuralına riayet etmediği kanısına varmıştır. Dolayısıyla başvuru, Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. maddesi gereğince, reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve 6 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy