AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 24683/14
ROJ TV A/S / Danimarka
Başkan
Robert Spano,
Hâkimler
Paul Lemmens,
Ledi Bianku,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 17 Nisan 2018 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda anılan 24 Mart 2014 tarihli başvuruyu göz önüne alarak,
Gerçekleştirdiği müzakerelerin sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAYLAR
1. Başvuran Danimarkalı şirket ve televizyon kanalı Roj TV A/S, Mahkeme önünde Kopenhag’da avukatlık yapan Bjørn Elmquist tarafından temsil edilmiştir.
A. Davanın Koşulları
2. Davanın koşulları, başvuran şirket tarafından ibraz edildiği şekliyle aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Danimarkalı şirket Mesopotamia Broadcast, Danimarka’da birkaç TV yayın lisansıyla faaliyet göstermekteydi. Başvuran Danimarkalı şirket ve televizyon kanalı Roj TV A/S, 9 Aralık 2003 tarihinde Danimarka Radyo ve Televizyon Kurumu (Radio- og TV-nævnet) tarafından verilen yayın lisansı ile bu şirketin altında faaliyet göstermiştir. Roj TV A/S, 2004 yılından itibaren Danimarka merkezli olarak, Avrupa ve Orta Doğu’da çoğunlukla Kürtçe programlar yayınlamaya başlamıştır.
4. Türk hükümeti yetkilileri, 2006 ve 2007 yıllarında Danimarka Radyo ve Televizyon Kurumu’na şikâyette bulunarak, başvuran şirketin programlarında Avrupa Birliği tarafından diğerleri arasında terör örgütü olarak sınıflandırılan Kürdistan İşçi Partisini (PKK) desteklediğini belirtmiştir. Danimarka Radyo ve Televizyon Kurumu, 3 Mayıs 2007 ve 23 Nisan 2008 tarihli kararlarıyla, söz konusu şikâyetler hakkında bir karara varmış ve başvuranın 89/552/EEC sayılı Direktifin 22 ve 22a maddelerini öngören Danimarka kurallarını ihlal etmediğine hükmedilmiştir. Komite özellikle, Roj TV’nin programlarının ırk, cinsiyet, din ve milliyete dayanarak nefrete teşvik etmediğini, sadece bilgi ve görüşleri yayınladığını ve yayınlanan şiddet içerikli görüntülerin Türkiye’deki ve Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki gerçek şiddeti yansıttığını gözlemlemiştir.
5. Alman makamları 2008 yılında, Almanya anayasa hukukunda tanımlandığı üzere, yaptığı programların “uluslararası anlayış” ilkeleriyle çeliştiği gerekçesiyle, Mesopotomia Broadcast’in başvuran şirket Roj TV aracılığıyla Almanya’da faaliyetlerini yürütmesini yasaklamıştır. Yasaklama kararının iptali için Alman mahkemeleri nezdinde temyize gidilmiştir. Alman Federal Anayasa Mahkemesi, Roj TV’nin televizyon programlarından seçilen belirli kısımları incelemeye karar vermiş ve bu programların Mesopotamia Broadcast’in yöneticilerinin onayıyla büyük oranda militarist ve şiddetli bir yaklaşımla alenen PKK yanlısı olduğu hükmüne varmıştır. Söz konusu şirket, kendi kanalı olan başvuran şirket aracılığıyla PKK tarafından yönetilen silahlı mücadeleyi haklı göstermeye çalışmıştır. Roj TV çatışmayı tarafsız olarak sunmamış, PKK’nın bakış açısını benimseyerek ve hayatını kaybeden gerillalar için kahraman ve şehit kültü propagandası yaparak PKK’nın saldırı birimlerini ve terör saldırılarını kullanmasını desteklemiştir. Dolayısıyla, Mesopotomia Broadcast ve Roj TV, Türkiye’deki Türk ve Kürt kökenli insanlar arasında şiddetli çatışmaları körüklemede ve Almanya’da yaşayan Türkler ve Kürtler arasındaki gerilimi artırmada rol almıştır. Başvuran, diğerleri arasında, yalnızca Danimarkalı makamların faaliyetlerini kontrol etme yetkisine sahip olduğunu belirtmiştir. 22 Eylül 2011 tarihli bir kararda, Avrupa Birliği Adalet Divanı, 89/552/EEC sayılı Direktif uyarınca birleştirilmiş davalarda (C-244/10 ve C-245/10) bir ön karara varmıştır. Adalet Divanı, diğerlerinin yanında şunları belirtmiştir:
“41 ‘teşvik’ ve ‘nefret’ kelimeleri hususunda, bu kelimelerin öncelikle belirli davranışlara yönlendirme amacına yönelik bir eylemin ve ikinci olarak, bir grup kişiye yönelik olarak nefret veya reddedilme hissinin kastedildiği gözlemlenmelidir.
42 Dolayısıyla, Direktif, ‘nefrete teşvik’ kavramı kullanılarak insani değerlere saygı duymayan tüm ideolojileri, özellikle belirli bir grubun aleyhine gerçekleştirilen terör eylemleriyle yapılan şiddeti haklı çıkarma çabasında olan girişimleri engellemek amacıyla hazırlanmıştır.
43 Uluslararası anlayış ilkelerinin ihlali hususunda, mevcut kararın (bkz. yukarıda anılan Almanya Federal İdare Mahkemesi [“Bundesverwaltungsgericht”] kararı) 25. fıkrasında belirtildiği üzere, başvuran mahkemeye göre, Mesopotamia Broadcast ve başvuran şirket, Türkiye’deki Türk ve Kürt kökenli insanlar arasında şiddetli çatışmaları körüklemede ve Almanya’da yaşayan Türkler ve Kürtler arasındaki gerilimi artırmada bir rol oynayarak, uluslararası anlayış ilkelerini ihlal etmişlerdir.
44 Sonuç olarak, böyle bir eylemin ‘nefrete teşvik’ kavramının kapsamına girdiğine kanaat getirilmelidir.
45 Dolayısıyla, Hukuk Sözcüsünün Görüşünün 88 ve 89. maddelerinde gözlemlediği üzere, Direktifin 22a maddesinde şart koşulan kamu düzeni kuralına uyumun Üye Devlette ilgili etnik veya kültürel topluluğun bulunup bulunmadığına bakılmaksızın ilgili yayıncı üzerinde yargı yetkisine haiz o Üye Devletin yetkilileri tarafından doğrulanmalıdır. Bahsi geçen 22a maddesinde şart koşulan yasağın uygulanması, söz konusu yayının, yayın merkezi Üye Devletteki veya başka bir Üye Devletteki potansiyel etkilerine değil; sadece nefrete teşvik ve ırk, cinsiyet veya milliyet gerekçeleri şeklinde o maddede öngörülen iki şarta dayanmaktadır.
46 Dolayısıyla, yukarıdaki hususlardan, Direktifin 22a maddesinin uluslararası anlayış ilkelerinin ihlallerini yasaklayan ulusal mevzuat kapsamına giren asli yargılamalardaki söz konusu gerçeklerin, söz konusu maddede belirtilen ‘ırk, din veya milliyet’ gerekçeleriyle ‘nefrete teşvik’ kavramı içerisinde yer aldığı kabul edilmesi gerektiği sonucu çıkmaktadır.”
Sonuç olarak, Adalet Divanı aşağıdakilere hükmetmiştir:
“Televizyon yayıncılığı faaliyetlerinin izlenmesine ilişkin olarak Üye Devletlerdeki kanun, ikincil düzenleme veya idari kuralların getirdiği bazı hükümlerin koordinasyonu hakkında, Avrupa Parlamentosu’nun ve Konseyi’nin 30 Haziran 1997 tarihli ve 97/36/EC sayılı Direktifiyle değiştirilen 3 Ekim 1989 tarihli ve 89/552/EEC sayılı Konsey Direktifinin 22a maddesi, uluslararası anlayış ilkelerinin ihlallerini yasaklayan ulusal hukuk kuralının kapsadığı, ana davada yer alan anlaşmazlıklardaki unsurlar gibi unsurların ‘ırk, cinsiyet, din veya milliyet gerekçeleriyle nefrete teşvik’ kavramının bir parçası olarak kabul edilmesi anlamına gelecek şekilde yorumlanmalıdır. Söz konusu madde, bir Üye Devletin dernekler kamu hukukunu (Gesetz zur Regelung des öffentlichen Vereinsrechts) düzenleyen 5 Ağustos 1964 tarihli Kanun (21 Aralık 2007 tarihli Kanunun 6. fıkrasıyla değiştirilmiştir) gibi genel bir kanun uyarınca, ulusal mahkeme tarafından belirlenecek bir husus olan başka bir Üye Devletten o yayıncı tarafından yapılan televizyon yayınlarının, yayını alan Üye Devletin kendi ülkesinde tek başına yeniden iletilmesini önlememesi şartıyla, o yayıncının faaliyetlerinin ve hedeflerinin uluslararası anlayış ilkelerinin ihlalinin yasaklanmasına aykırı olduğu gerekçesiyle bir Üye Devletin başka bir Üye Devlette kurulmuş olan bir yayıncıya karşı tedbirler alınmasını engellemez.”
6. Başvuran şirket ve ana şirketi, 28 Eylül 2010 tarihli bir iddianamede, 10 Haziran 2006 ve 24 Eylül 2010 tarihleri arasında yayınlanan televizyon programları aracılığıyla PKK’yı destekledikleri gerekçesiyle Ceza Kanunu’nun (Straffeloven) 114, 114a, 114b, 114c ve 114d maddeleriyle birlikte 114e maddesinin ihlali ile suçlanmıştır.
7. Başvuran şirketin temsilcisi ve on iki tanık, Şehir Mahkemesi (Københavns Byret) nezdinde dinlenmiştir. Diğerleri arasında, başvuran şirket ve Belçika’da bulunan, yayınlanan programları hazırlayan bağlı şirketi ROJ NV’de yapılan aramalarla elde edilen muhasebeye ilişkin bulgular ve somut kanıt değeri taşıyan materyaller sunulmuştur. Ayrıca, Danimarka Güvenlik ve İstihbarat Servisi’nin bir birimi olan Terör Analiz Merkezi (CTA), 1 Temmuz 2011 tarihinde PKK ve terör örgütüyle ilişkili kişiler hakkında bilgiler içeren bir rapor sunmuştur. Şehir Mahkemesi, 23 Eylül 2006 tarihinden bir kısım, 23 Ekim 2007 tarihinden üç kısım ve 7 Şubat 2008 ile 10 Eylül 2010 tarihleri arasındaki dönemde düzenli olarak yayınlanmış birkaç kısmı içeren ve toplamda 15 saat süren program örneklerini incelemiştir.
8. Şehir Mahkemesi, 10 Ocak 2012 tarihli 190 sayfalık bir kararda, başvuranı (ve ana şirketini), 114, 114a, 114b, 114c ve 114d maddeleri ile birlikte 114e maddesinin ihlali sebebiyle mahkûm etmiş ve günlük 65.000 Danimarka kronu (DKK) üzerinden hesaplanmak üzere, 40 günlük ceza olarak toplam DKK 2.600.000 (yaklaşık 349.000 avro) ödemesine hükmetmiştir.
9. Şehir Mahkemesi, PKK’nın Avrupa Birliği, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Birleşik Krallık’ın terörist listelerinde yer aldığını belirtmiştir. Ayrıca, sunulan kanıtlar göz önünde bulundurularak, PKK’nın Ceza Kanunu’nun 114. maddesinde öngörülen eylemleri gerçekleştirdiği veya gerçekleştirme amacında olduğu sonucuna varmıştır. Ek olarak, Roj TV, Türk yetkilileri ve PKK arasındaki çatışmaları yayınlarken, çoğu durumda sadece PKK’yla ilişkili grupları ve PKK destekçilerini kaynak olarak kullanmış, alıntılamış, bu kaynaklara atıfta bulunmuş veya bu kişilerin ayrıntılı olarak konuşmalar yapmasına izin vermiştir. Bazı programlarda sunucu pasif bir şekilde dinlerken, örgütün görüşlerini açıklamak ve diğerleri arasında, isyana teşvik etmek üzere PKK liderlerinin telefonla yayına bağlandığı görülmüştür. Başvuran şirket, söz konusu liderlere eleştirel sorular sorarak veya başka bir şekilde kendisini söz konusu teşviklerden uzak tutmaya veya diğer bakış açılarına yer vermeye yönelik hiçbir çaba sarf etmemiştir. Sonuç olarak, yayınlanan programlarda, genellikle isyanların veya ateş eden gerillaların fotoğrafları veya videoları eşliğinde tek taraflı olarak PKK’nın görüşlerine yer verilmiştir. PKK’nın faaliyetlerinin, teşviklerinin ve mesajlarının böyle tek taraflı olarak yayınlanması, Öcalan’ın tutuklanmasından “uluslararası komplo” olarak bahsedilmesi ve Öcalan’ın doğum günü ve PKK’nın yıl dönümü kutlamasında görüldüğü gibi program sunucularının kullandıkları dil ile desteklenmiştir. Ayrıca, gerilla fikri idealize edilmiş, hayatını kaybeden üyelere kahraman ve şehit olarak hitap edilmiş ve bu üyelerin isimleriyle fotoğrafları bayraklarla birlikte gösterilmiştir. PKK’ya verilen desteğin, Türk askeri ve polisinin kayıplarıyla sonuçlanan somut eylemlerden defalarca bahsedilerek üzerinde durulmuştur. Şehir Mahkemesi, çatışmalara ve eylemlere, örgüte/gerillalara üyeliğe sürekli teşvikle ve hayatını kaybeden üyelerin kahraman olarak tanımlanmasıyla yapılan tek taraflı yayıncılığın, PKK propagandası olduğuna ve sadece örgüte sempati beyanı olarak görülemeyeceğine kanaat getirmiştir. Ancak, “propaganda” kavramının devamlı bir şekilde teşvik gerektirdiğini tespit eden ve 2006’dan [yalnızca] bir ve 2007’den [yalnızca] üç kısım olmak üzere kendisine gösterilen program örneklerini dikkate alan Şehir Mahkemesi, mahkûmiyetin yalnızca 7 Şubat 2008 ve 10 Eylül 2010 tarihleri arasındaki süreyi kapsayacak şekilde sınırlandırılması gerektiğine karar vermiştir. Şehir Mahkemesi, başvuran şirketin, içerisinde dil, kültür ve siyaset konularının yer aldığı, Kürtlerin genel durumu hakkında da programlar yayınladığını gözlemlemiştir. Söz konusu mahkeme, başvuran şirketin Danimarka Radyo ve Televizyon Kurumu tarafından hükmedilmiş eski kararlara yaptığı atıflara cevaben, söz konusu kararlarda Ceza Kanunu’nun 114e maddesinde ihlal olup olmadığına yönelik bir değerlendirme yapılmadığını belirtmiştir. Sunulan kanıtları göz önünde bulundurarak, PKK’nın başvuran şirketi 2006-2010 yılları arasında önemli ölçüde finanse ettiğine kanaat getirmiştir. Terör örgütüne teşvik suçunun niteliğini göz önüne alan Şehir Mahkemesi, başvuran şirketin, şirket hakkında ceza hükmüne varılmasının Sözleşme’nin 10. maddesinde ihlale yol açacağına yönelik ibrazını reddetmiştir. Son olarak, mahkeme, savcılığın Ceza Kanunu’nun 79. maddesi uyarınca başvuran şirketin yayın lisansından mahrum bırakılmasına ilişkin talebini, söz konusu maddenin hükümlerinin Şehir Mahkemesi’ne göre yalnızca gerçek kişilere uygulanabilir olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
10. Danimarka Doğu Yüksek Mahkemesi’ne (Østre Landsret) yapılan temyiz başvurusunda yer alan ana hususlar; PKK’nın Ceza Kanunu’nun anlamı kapsamında terör örgütü olup olmadığı, başvuran şirketin iddianamede belirtilen süre içerisinde Madde 114e’yi ihlal ederek programları aracılığıyla PKK’yı destekleyip desteklemediği ve başvuran şirket (ve ana şirket) ile PKK arasında şahsi, finansal, örgütsel ve tarihsel olarak bir bağlantı olup olmadığıdır.
11. Temyiz 36 gün sürmüştür. Başvuran şirket ve Şehir Mahkemesi nezdinde dinlenen tanıklar yeniden dinlenmiştir. Altı yeni tanık dinlenmiştir. Şehir Mahkemesi’ne sunulan, toplam yaklaşık 15 saatlik bir süreye tekabül eden program örnekleri de dâhil olmak üzere kanıtlar yeniden Yüksek Mahkeme’ye sunulmuştur. Yüksek Mahkeme, ilave kısımlarla birlikte toplamda yaklaşık 30 saatten fazla bir program örneği incelemiştir. Ayrıca, CTA tarafından 6 Eylül 2012 tarihli bir ek rapor sunulmuştur.
12. Yüksek Mahkeme, 3 Temmuz 2013 tarihli 104 sayfalık bir kararla mahkûmiyet kararını onamış ve mahkûmiyeti iddianamede belirtildiği üzere 10 Haziran 2006 ve 24 Eylül 2010 tarihleri arasındaki dönemin tamamını kapsayacak şekilde genişletmiştir. Yüksek Mahkeme gerekçesinde temel olarak Şehir Mahkemesi’nin bulgularını onaylamıştır ve programlardan seçilip incelenen örneklerin belirtilen dönem süresince yayınlanan programları yansıttığına kanaat getirmiştir. Şehir Mahkemesi’ne benzer şekilde Yüksek Mahkeme de PKK’nın Danimarka Ceza Kanunu’nun anlamı dâhilinde terör örgütü olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda ayrı bir inceleme yapmıştır. PKK’nin eylemlerinin niteliği ve kapsamını dikkate alan kapsamlı bir değerlendirme yapan Yüksek Mahkeme, PKK’nın hedeflerine ulaşmak için Türk Hükümeti ile silahlı çatışmalara girmesinin, Ceza Kanunu’nun anlamı dâhilinde kuşkuya mahal vermeyecek şekilde terör unsuru oluşturduğu sonucuna varmıştır. Yüksek Mahkeme ayrıca, başvuran şirketin ve ana şirketinin faaliyetinin, programlarının içeriği ve PKK’yla bağlantıları sebebiyle İngiliz makamlar tarafından kapatılan ve yayın lisansı iptal edilen Med TV ve Fransız makamlarca kapatılan ve lisansı iptal edilen Medya TV ile bağlantılı olduğuna kanaat getirmiştir.
13. Özellikle programların içeriği, gösterimi ve bağlantılarını göz önünde bulunduran Yüksek Mahkeme, şu karara varmıştır: "Dava, bağımsız ve tarafsız gazetecilik faaliyetleri ile ilgili olmayıp, tam tersine, PKK’nın terör faaliyetlerine destek kapsamındadır. Dolayısıyla, bize göre, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından korunan ifade özgürlüğü hakkı, cezadan muafiyete gerekçe olamaz.”
14. Mahkûmiyetin uzatılması ve başvuran şirketin ilgili dönemdeki toplam DKK 256.800.000 net gelirini göz önünde bulundurarak, Yüksek Mahkeme cezanın DKK 100.000 üzerinden hesaplanmak üzere, 50 günlük ceza olarak toplam DKK 5.000.000 (yaklaşık 671.141 avro) olarak artırmıştır.
15. Son olarak, 79. maddenin kıyas yoluyla yasal bir dayanak oluşturduğuna hükmeden Yüksek Mahkeme, başvuran şirketin yayın lisansını iptal etmiştir. Yüksek Mahkeme bu bağlamda, 9 Aralık 1999 tarihli BM terörizmin finansmanının önlenmesine dair uluslararası sözleşme ve 3 Aralık 2001 tarihli terörle mücadeleye dair Avrupa Birliği Konsey Çerçeve Kararı uyarınca, bu tür suçlara etkili, orantılı ve caydırıcı cezaların hükmedilmesi yükümlülüğü olduğunu belirtmiştir.
16. Danimarka Temyiz Mahkemesi (Procesbevillingsnævnet) 25 Eylül 2013 tarihinde, yalnızca yayın yasağı ile ilgili olarak Yargıtay’a (Højesteret) temyiz başvurusu yapılmasına vermiştir.
17. Yargıtay, 27 Şubat 2014 tarihli bir kararla oy çokluğuyla (ikiye karşı beş oyla) Ceza Kanunu’nun 79. maddesinin tüzel kişilere (şirket ve benzeri) de uygulanabileceğini ve söz konusu davada başvuran şirketin televizyon yayını yapmasının yasaklanmasının bir dayanağı olduğuna kanaat getirmiştir.
18. Başvuran şirket Yargıtay’ın bu kararından önce 19 Ağustos 2013 tarihinde iflas etmiştir.
B. İlgili İç Hukuk
19. Danimarka Ceza Kanunu’nun ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Madde 27
“(1) Tüzel bir kişinin cezai yükümlülüğü, söz konusu tüzel kişiyle bağlantılı bir veya daha fazla kişinin ya da tüzel kişinin kendisinin kusurlu olması durumunda, tüzel kişinin bünyesi dâhilinde gerçekleştirilmiş olan bir ihlale bağlıdır. Teşebbüs için verilecek ceza olarak, benzer şekilde 21 (3) maddesi uygulanır.
(2) Devlet ve belediye kuruluşları, yalnızca gerçek veya tüzel kişiler tarafından yerine getirilen işlevlere benzer işlevlerin yerine getirilmesi sırasında gerçekleştirilen eylemler için cezalandırılabilir.
Madde 78
(1) Ceza gerektiren bir suç, normal bir lisans veya denizcilik lisansı altında iş yapma hakkı da dâhil olmak üzere, medeni hakların askıya alınmasını kapsamaz.
(2) İşlenen suç ile birlikte ilgili pozisyonun veya mesleğin kötüye kullanımına yönelik bariz bir risk ortaya çıkıyorsa, ceza gerektiren bir suç işlediğine hükmedilen bir kişi, özel bir devlet yetkisi veya izni gerektiren işlerden mahrum bırakılabilir.
(3) İşlenen suçun, yukarıdaki 2. fıkrada bahsedilen nitelikte bir işin sürdürülmesine engel olup olmayacağı, söz konusu yetki veya onay için yaptığı başvurusu reddedilen bir kişi veya yetkili bir makamın talebiyle, Savcılık Makamı tarafından mahkeme önüne getirilir. Bu Kanun’un 59 (2) maddesi burada da benzer şekilde geçerlidir. Suçun işe engel olup olmayacağı konusunda kararı mahkeme verir. Mahkemenin ilgili kişinin iş yapmasını yasaklaması durumunda, üzerinden en az iki yıl geçmiş olması kaydıyla tekrar dava açılabilir. Yetki veya izin, yetkili makamlarca bu sürenin bitiminden önce de verilebilir.
Madde 79
(1) Bu Kanun’un 78 (2) maddesinde belirtilen işlerden biriyle meşgul olan kişiler, ceza gerektiren bir suçtan hüküm giydikten sonra, işlenen suç ile birlikte ilgili pozisyonun veya mesleğin kötüye kullanımına yönelik bariz bir risk ortaya çıkıyorsa, ilgili işe devam etme veya bu işi belirli şekillerde sürdürme hakkından mahrum edilebilir.
(2) Özel durumların gerektirmesi durumunda, aynı kural başka işler için de geçerlidir. Aynı kural uyarınca, söz konusu kişilerin, anonim şirketlerin kurucu paydaşları arasında yer alma veya anonim şirketlerde ya da belirli bir devlet izni gerektiren şirket veya kurumlarda, ya da vakıflarda yönetici veya yönetim kurulu üyesi olma hakkından mahrum bırakılabilir.
(3) Böyle bir haktan mahrumiyet, nihai cezanın verildiği tarihten itibaren en az bir en çok beş yıl ya da belirsiz süreli olarak geçerli olacaktır. Belirsiz süreli olması durumunda, bu Kanun’un 78 (3) maddesinde belirtilen kurallar uyarınca beş yıllık sürenin sonunda ilgili kişinin görevine devam edip edemeyeceğine yönelik dava açılabilir. Özel durumların olması halinde, Adalet Bakanı davanın, söz konusu beş yıllık süre dolmadan mahkeme önünde görülmesine izin verebilir.
(4) 1. ve 2. fıkralarda belirtilen türde bir dava süreci devam ederken, söz konusu kişinin mahkeme kararıyla dava nihai olarak sonuçlanana kadar görevine devam etmesi yasaklanabilir. Bu kararda mahkeme, temyizle kararın askıya alınamayacağına hükmedebilir.
Madde 114
(1) Halkı önemli ölçüde korkutma veya Danimarkalı ya da yabancı kamu makamlarını ya da uluslararası kuruluşları yasadışı bir şekilde bir eyleme veya eylemsizliğe zorlama amacıyla veya bir ülkenin ya da uluslararası bir kuruluşun temel siyasi, anayasal, ekonomik ya da toplumsal yapılarının istikrarını bozma veya bu yapıları yok etme amacıyla hareket ederek aşağıdaki suçlardan birini işleyen herhangi bir kişi, işlenen suçun niteliği veya işlendiği bağlam sebebiyle bir ülkeye veya uluslararası bir kuruluşa önemli ölçüde zarar vermesi halinde, terörizm suçunu işlemiş olur [vurgulanmıştır] ve ömür boyu hapis cezasına kadar hapis cezası ile cezalandırılır:
1) 237. madde uyarınca adam öldürme.
2) 245. veya 246. madde uyarınca ağır şiddet.
3) 261. madde uyarınca özgürlükten yoksun bırakma.
4) 184 (1) maddesi uyarınca trafik güvenliğinin bozulması; 193 (1) maddesi uyarınca kamu iletişim araçları ve benzerlerinin işleyişinin yasadışı bir şekilde bozulması; 291 (2) maddesi uyarınca mülke ağır hasar verilmesi; bu ihlallerin insan hayatını tehlikeye atacak veya önemli ölçüde maddi kayba sebep olacak şekilde işlenmesi durumunda.
5) 183a maddesi uyarınca ulaşım araçlarının ele geçirilmesi.
6) 192a maddesi uyarınca, Silahlar ve Patlayıcılar Kanunu’nun 10 (2) maddesi gereğince ağır silah kanunu ihlalleri.
7) 180. madde uyarınca kasten yangın çıkarma; 183 (1) maddesi uyarınca patlamaya, tehlikeli gazların yayılmasına, taşkına veya sele, gemi, demiryolu veya başka türlü bir trafik kazasına sebep olma; 186 (1) maddesi uyarınca su kaynaklarının hayatı tehlikeye atacak şekilde kirletilmesi; 187 (1) maddesi uyarınca genel kullanım vb. için üretilen ürünlerin hayatı tehlikeye atacak şekilde kirletilmesi.
8) 192b maddesi uyarınca radyoaktif maddelerin bulundurulması veya kullanılması vb.
(2) Benzer cezalar, 1. fıkrada belirtilen amaçla silah veya patlayıcı taşımacılığı yapan kişilere de uygulanır.
(3) Benzer cezalar, 1. fıkrada belirtilen amaçla 1. ve 2. fıkralarda belirtilen suçlardan birini işlemekle tehdit eden kişiler de uygulanır.
Madde 114a
Aşağıda 1-7. fıkralarda belirtilen suçların 114. maddenin kapsamı dışında işlenmesi halinde, verilen ceza, ihlal için belirtilen en yüksek cezanın yarısı kadar artırılabilir. Ancak, ilgili suça yönelik en yüksek cezanın dört yıl hapis cezasından kısa olması halinde, verilen ceza altı yıl hapis cezasına kadar yükseltilebilir.
1) Suçun, 16 Aralık 1970 tarihli Uçakların Yasadışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlemesine Dair Sözleşme’nin 1. maddesi, 23 Eylül 1971 tarihli Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme’nin 1. maddesi veya 24 Şubat 1988 tarihli Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol’ün 2. maddesinin kapsamında olması halinde, 180, 181(1), 183(1) veya (2), 183a, 184(1), 192a(2), 193(1), 237, 244, 245, 246, 250, 252(1), 266, 288 ya da 291(1) veya (2) maddelerine aykırılık.
2) Suçun, 14 Aralık 1973 tarihli Diplomasi Ajanları da Dâhil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme’nin 2. maddesinin kapsamında olması halinde, 180, 181(1), 183(1) veya (2), 184(1), 237, 244, 245, 246, 250, 252(1), 260, 261(1) veya (2), 266 ya da 291(1) veya (2) maddelerine aykırılık.
3) Suçun, 17 Aralık 1979 tarihli Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’nin 1. maddesi kapsamında olması halinde, 261(1) veya (2) maddelerine aykırılık.
4) Suçun, 26 Ekim 1979 tarihli Nükleer Malzemenin Fiziki Korunmasına Dair UAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı) Sözleşmesi’nin 7. maddesinin kapsamında olması halinde, 180, 181(1), 183(1) veya (2), 186(1), 192a(2), 192b, 237, 244, 245, 246, 260, 266, 276, 278, 279, 279a, 281, 288 ya da 291(2) maddelerine aykırılık.
5) Suçun, 10 Mart 1988 tarihli Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme’nin 3. maddesi veya 10 Mart 1988 tarihli Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokol’ün 2. maddesinin kapsamında olması halinde, 180, 181(1), 183(1) veya (2), 183a, 184(1), 192a(2), 193(1), 237, 244, 245, 246, 252(1), 260, 266, 288 ya da 291(1) veya (2) maddelerine aykırılık.
6) Suçun, 15 Aralık 1997 tarihli Terörist Bombalamalarının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme’nin 2. maddesinin kapsamında olması halinde, 180, 181(1), 183(1) veya (2), 183a, 184(1), 186(1), 192a(2), 193(1), 237, 244, 245, 246, 250, 252(1), 266 veya 291(2) maddelerine aykırılık.
7) Suçun, 13 Nisan 2005 tarihli Nükleer Terörizmin Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 2. maddesinin kapsamında olması halinde, 192 b, 260 ya da 266 maddelerine aykırılık.
Madde 114b
114 veya 114a maddelerinde belirtilen suçları işleyen veya işleme amacı olan kişi, grup veya örgütlere;
1) doğrudan veya dolaylı olarak finansal destek sağlayan;
2) doğrudan veya dolaylı olarak imkân temin eden veya aracı olan;
3) doğrudan veya dolaylı olarak para, diğer varlıklar veya finansal ya da benzeri araçlar gönderen kişiler,
On yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde 114c
(1) 114 veya 114a maddeleri kapsamında yer alan suçları işleme veya bu suçlara teşvik etme amacıyla ya da bu nitelikteki suçları işleyen bir grubun veya örgütün eylemlerini teşvik etmek için söz konusu gruba veya örgüte katma amacıyla adam toplayan kişiler on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Özellikle ağırlaştırıcı sebepler olması halinde, ceza 16 yıla kadar hapis cezasına yükseltilebilir. Özellikle sistematik veya organize niteliği olan ihlalleri içeren durumlar, özellikle ağırlaştırıcı sebepler olarak kabul edilecektir.
(2) 114b maddesi kapsamında yer alan suçları işleme veya bu suçlara teşvik etme amacıyla ya da bu nitelikteki suçları işleyen bir grubun veya örgütün eylemlerini teşvik etmek için söz konusu gruba veya örgüte katma amacıyla adam toplayan kişiler altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) 114 veya 114a maddeleri kapsamında belirtilen suçları işleme amacıyla gruba veya örgüte katılan kişiler altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde 114d
(1) 114 veya 114a maddelerinde belirtilen suçları işleme veya bu suçlara teşvik etme amacıyla, kişilerin aldıkları talimatları bu doğrultuda kullanacağı bilinciyle bu kişilere talimat veren veya başka herhangi bir şekilde eğiten kişiler on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Özellikle ağırlaştırıcı sebepler olması halinde, ceza 16 yıla kadar hapis cezasına yükseltilebilir. Özellikle sistematik veya organize niteliği olan ihlalleri içeren durumlar, özellikle ağırlaştırıcı sebepler olarak kabul edilecektir.
(2) 114b maddesinde belirtilen suçları işleme veya bu suçlara teşvik etme amacıyla, kişilerin aldıkları talimatları bu doğrultuda kullanacağı bilinciyle bu kişilere talimat veren veya başka herhangi bir şekilde eğiten kişiler altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) 114 veya 114a maddeleri kapsamında belirtilen suçları işleme amacıyla talimat alan veya eğitilen kişiler altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde 114e
114, 114a, 114b, 114c veya 114d maddelerinde belirtilen suçları işleyen veya işleme amacında olan kişi, grup veya örgütlerin faaliyetlerine başka herhangi bir şekilde teşvik eden kişiler, altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Madde 306
Şirket ve benzeri kuruluşlar (tüzel kişiler) 5. Bölümde yer alan hükümler uyarınca bu Kanun’un ihlali sebebiyle cezai olarak sorumlu tutulabilir.”
C. İlgili Avrupa Birliği Hukuku
20. Televizyon yayıncılığı faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi ile ilgili, Üye Devletlerde kanun, ikincil düzenleme veya idari kurallarla belirlenen bazı hükümlerin koordinasyonuna ilişkin 89/552/EEC sayılı Konsey Direktifinin [yürürlükten kaldırılmıştır] 22. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Üye Devletler, yargı yetkileri altındaki yayıncıların televizyon yayınlarında, çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimlerine ciddi şekilde zarar verebilecek programlara, özellikle pornografi veya ölçüsüz şiddet içeren programlara, yer vermemelerini sağlamak amacıyla uygun önlemler alırlar. Bu hüküm, yayının yapıldığı bölgede bulunan çocukların bu tür yayınları görmelerine veya duymalarına engel olabilmek için yayın saatlerinin belirlenmesi veya teknik araçların kullanılması halleri istisnası kaydıyla, çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimlerini etkilemesi muhtemel diğer programlara için de geçerli olur.
Üye Devletler ayrıca, yayınların ırk, cinsiyet, din veya milliyete dayalı nefrete teşvik içermemesini sağlayacaktır.”
21. 89/522/EEC sayılı Direktif, 97/36/EC sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifi [yürürlükten kaldırılmıştır] ile değiştirilmiştir. Yukarıda bahsi geçen 22. madde, “Üye Devletler, yargı yetkileri altındaki yayıncıların televizyon yayınlarında, çocukların fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimlerine ciddi şekilde zarar verebilecek herhangi bir programa yer vermemelerini sağlamak amacıyla uygun önlemler alırlar.” şeklinde yeni bir maddeyle değiştirilmiştir. Ek olarak 22a maddesi eklenmiştir:
“Üye Devletler, yayınların ırk, cinsiyet, din veya milliyete dayalı nefrete teşvik içermemesini sağlayacaktır.”
22. Avrupa Birliği, Aralık 2001’de, terör eylemlerine karışan ve kısıtlayıcı önlemlere tabi olan kişi, grup ve kuruluşların listesini hazırlamıştır. Bunlar, 1373 (2001) sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanabilmesi için 2001/931/CFSP sayılı ortak tutumda belirlenen ek önlemlerdi. Bu liste, hem Avrupa Birliği içinde hem de dışında aktif kişileri ve grupları kapsamakta ve en az her 6 ayda bir olmak üzere düzenli olarak güncellenmektedir. PKK, KADEK ve KONGRA-GEL olarak da bilinen Kürdistan İşçi Partisi, 2002’den bu yana Avrupa Birliği’nin terörist listesinde yer almaktadır.
ŞİKÂYET
23. Başvuran şirket, Danimarkalı mahkemelerin verdiği mahkûmiyet hükmünün ve verilen cezanın Sözleşme’nin 10. maddesine aykırı olduğundan şikâyetçi olmuştur.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
24. Başvuran şirket, Sözleşme’nin 10. maddesine dayanmıştır. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
25. Sözleşme’nin 17. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bu Sözleşmenin hiçbir hükmü, herhangi bir Devlete, gruba ya da kişiye, bu Sözleşme’de düzenlenen herhangi bir hakkı ve özgürlüğü tahrip etmeye yahut bu Sözleşme’de öngörülenden daha geniş kapsamlı sınırlamalar getirilmesini amaçlayan herhangi bir faaliyette bulunmaya ya da eylemi/tasarrufu gerçekleştirmeye yönelik herhangi bir hak sağlar olarak yorumlanamaz.”
1. Genel ilkeler
26. Mahkeme, ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini teşkil ettiğini devamlı olarak belirtmektedir. 10. maddenin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen “bilgi” ve “fikirler” için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerlidir: bu yokluğu halinde “demokratik bir toplumdan” söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. İfade özgürlüğü, 10. maddede öngörüldüğü üzere, bazı istisnalara tabi ise de, bu istisnaların dar bir şekilde yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerekir (bk. Von Hannover/Almanya (no. 2) [BD], no. 40660/08 ve 60641/08, § 101, AİHM 2012; Couderc and Hachette Filipacchi Associés/Fransa [BD], no. 40454/07, § 88, AİHM 2015 (alıntılar); ve Bédat/İsviçre [BD], no. 56925/08, § 48 AİHM 2016).
27. Medyanın her ne kadar, özellikle de başkalarının itibar ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak, bazı sınırları aşmaması gerekse de, görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. Ancak, bilgi verme görevi, zorunlu olarak “vazife ve sorumluluklar” ile birlikte medya kuruluşlarının kendiliğinden uymaları gereken sınırları içermektedir. (bk. Couderc and Hachette Filipacchi Associés, yukarıda anılan, § 89; ve Von Hannover (no. 2), yukarıda anılan, § 102).
28. Basının, kamuoyunun bilgi ve fikir alma ve verme hakkını kolaylaştırması ve teşvik etmesindeki hayati rolü, Mahkeme tarafından defalarca tanınmıştır. Medyanın bilgi ve fikirleri aktarma görevinin yanı sıra kamunun da söz konusu bilgi ve fikirleri alma hakkı vardır. Aksi takdirde, medya vazgeçilmez “bekçi köpeği” rolünü oynayamazdı (bk., diğerleri arasında, Magyar Helsinki Bizottság/Macaristan [BD], no. 18030/11, § 165, 8 Kasım 2016, AİHM 2016).
29. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı sorusuna ilişkin temel ilkeler, Mahkeme’nin yerleşik içtihadında belirtilmektedir (bk., diğer kararlar arasında, Delfi AS/Estonya [BD], no. 64569/09, § 131-132, AİHM 2015, daha fazla atıfla birlikte). Mahkeme, davayı bir bütün olarak ele alıp söz konusu müdahalenin “takip edilen meşru amaca denk olup olmadığı" ve gerekli olduğunu savunmak için devlet yetkilileri tarafından gösterilen sebeplerin “uygun ve yeterli” olup olmadığı konularında karar vermelidir. Mahkemenin, bu görevi yerine getirirken, ulusal makamların Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ilkelerle örtüşen kurallar uyguladığına ve ayrıca kararlarını, ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandırdıklarına ikna olması gerekmektedir.
30. Gruplar veya kişiler bağlamında 17. maddenin amacı, Sözleşme’nin, kapsamında belirtilen hak ve özgürlükleri yok etme amacı taşıyan bir faaliyette veya eylemde bulunma hakkı verdiği biçiminde yorumlanmasını engellemektir: “...dolayısıyla, hiçbir kişi, Sözleşme’de yer alan hükümlerden, bahsi geçen hak ve özgürlükleri yok etme amacı taşıyan eylemlerde bulunma amacıyla faydalanamaz...” (bk., Lawless/İrlanda, 1 Temmuz 1961, § 7, Seri A no. 3). Bu amaca ulaşmak için Sözleşme metnine ve özüne aykırı faaliyetlerde bulunan grup ve kişileri, güvence altına alınan haklarının hepsinden mahrum bırakmak gerekli olmasa da, Mahkeme, 9, 10 ve 11. maddelerce güvence altına alınan din, ifade ve toplantı özgürlüklerinin 17. Maddenin kapsamında olduğuna kanaat getirmiştir (bk., diğer kararlar arasında, W.P. ve diğerleri/Polonya (k.k.), no. 42264/98, AİHM 2004‑VII (alıntılar); Garaudy/Fransa (k.k.), no. 65831/01, AİHM 2003‑IX (alıntılar); Pavel Ivanov/Rusya (k.k.), no. 35222/04, 20 Şubat 2007; ve Hizb ut‑Tahrir ve Diğerleri/Almanya (k.k.), no. 31098/08, §§ 72-75 ve 78, 12 Haziran 2012).
31. Sözleşme ile bildirilen ve güvence altına alınan değerlerle bağdaşmayan söylemler, Sözleşme’nin 17. maddesi gereğince 10. madde tarafından korunmamaktadır (bk., diğerleri arasında, Delfi AS/Estonya [BD], yukarıda anılan, § 136). Sözlü ya da sözlü olmayan ifadelerin 17. maddeye göre 10. maddenin korunması kapsamında yer alıp almadığı değerlendirilirken, belirleyici husus, söz konusu ifadelerin, örneğin nefret veya şiddete sebep olarak, Sözleşme’nin temel değerlerine karşı olup olmadığı ve söz konusu ifadelerde bulunan kişinin, Sözleşme’de öngörülen hak ve özgürlükleri yok etmek için faaliyet veya eylemlerde bulunma amacıyla Sözleşme’de dayanak bulma çabasında olup olmadığıdır (bk., örneğin, Perinçek/İsviçre [BD], no. 27510/08, § 115, AİHM 2015 (alıntılar)).
32. Mahkeme 17. maddeyi, diğerleri arasında yukarıda anılan Garaudy/Fransa (k.k.) davasında uygulamış ve başvuranın 10. maddeye ilişkin şikâyetini, Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından bağdaşmadığına (ratione materiae) karar vermiştir. Bu davada başvuran, Naziler tarafından Yahudi toplumuna karşı işlenen suçları sistematik şekilde inkâr eden bir kitabın yazarıdır. Mahkeme, kararını, başvuranın kitabının ana içeriğinin ve genel anlamının ve dolayısıyla amacının belirgin biçimde tarihi yeniden yazma olduğu ve bu nedenle Sözleşme’nin ve demokrasinin, adalet ve barış gibi temel değerlerine aykırı olduğu görüşüne dayandırmış ve bu görüşten başvuranın, ifade özgürlüğü hakkını Sözleşme metni ve özüne aykırı amaçlar için kullanarak 10. maddeyi asıl amacından saptırma çabasında olduğu sonucuna varmıştır (bk., Witzsch/Almanya (k.k.), no. 4785/03, 13 Aralık 2005).
33. Mahkeme, örneğin İslam fobisine yönelik ifade özgürlüğünün kullanımı ile ilgili olan Norwood/Birleşik Krallık ((k.k.), no. 23131/03, AİHM 2004 XI), ve Yahudi karşıtlığı ile ilgili Pavel Ivanov/Rusya ((k.k.) 35222/04, 20 Şubat 2007) davalarında da aynı sonuca varmıştır.
34. Mahkeme, Orban ve Diğerleri/Fransa davasında (no. 20985/05, § 35, 15 Ocak 2005), açık bir şekilde işkence veya yargısız infaz gibi savaş suçlarını haklı gösterme amacına yönelik açıklamaların da aynı şekilde, 10. maddeyi asıl amacından saptırma anlamına geldiğini belirtmektedir.
35. Hizb ut Tahrir ve Diğerleri/Almanya ((k.k.), yukarıda anılan) davasında başvuranın 10. maddeye ilişkin şikâyeti, 11. madde kapsamında görülmüştür (bk., §§ 78, 73 ve 74). Mahkeme, Federal İdare Mahkemesi’nin dergi yazıları, el ilanları ve basın açıklamalarının dökümlerinde yayımlanan önemli miktarda yazılı beyanı özenle inceleyerek birinci başvuran Hizb ut Tahrir örgütünün, İsrail Devleti’nin var olma hakkını reddetmekle kalmayıp, bu Devletin şiddetli bir şekilde yok edilmesi, sakinlerinin sürülmesi ve öldürülmesi çağrısında bulunduğunu ve bu amaçların yaymanın, örgütün temel kaygılarından biri olduğu sonucuna vardığını gözlemlemiştir. Mahkeme, bu değerlendirmenin inkâr edilemez bir şekilde birinci başvuran tarafından yayımlanan birtakım makalelere ve yargılamalarda birinci başvuranı temsil eden ikinci başvuran tarafından yapılan iki basın açıklamasına dayandığını gözlemlemektedir. Mahkeme, yukarıda bahsedilen açıklamalarda ikinci başvuranın İsrail’de gerçekleşen ve birçok sivilin hayatını kaybettiği intihar saldırılarını defalarca savunduğunu ve iki başvuranın da yargılamalar sırasında bu tutumlarından vazgeçmediklerini özellikle belirtmiştir. Yukarıdakiler göz önünde bulundurularak, Mahkeme birinci başvuranın, 11. maddeyi, uluslararası çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesine ve insan hayatının kutsallığına olan bağlılık başta olmak üzere, Sözleşme’de yer alan değerlere açık bir şekilde aykırı amaçlar uğruna kullanarak, söz konusu maddeyi asıl amacından saptırmaya çalıştığı kanaatine varmıştır. Sonuç olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 17. maddesi gereği, birinci başvuranın Sözleşme’nin 11. maddesinin (veya 10. madde, bk. aynı kararda, § 78) sağladığı korumadan yararlanamayacağını tespit etmiştir.
36. Aynı şekilde, Kasymakhunov ve Saybatalov/Rusya ((k.k.) no. 26261/05 ve 26377/06, 14 Mart 2013) kararında da Mahkeme, başvuranların Hizb ut-Tahrir örgütünün siyasi fikirlerini yaymalarının Sözleşme’nin 17. maddesinin kapsamına girdiğine karar vermiştir. Başvuranların 9, 10 ve 11. maddeler kapsamındaki şikâyetleri bu nedenle Sözleşme’nin hükümleriyle konu bakımından bağdaşmamaktadır (ratione materiae).
37. Dieudonné M’Bala M’Bala/Fransa ((k.k.), no 25239/13, §§ 34-42, 20 Ekim 2015) davasında, siyasi faaliyetlerle de uğraşan bir komedyen olan başvuran, bir gösterisi sırasında ırkçı bir hakaret kullandığı gerekçesiyle mahkûm edilmiştir. Yerel mahkemeler, başvuranın, gösterisinin giriş kısmında, “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük Yahudi karşıtlığı” olarak tanımlandığı iddia edilen bir önceki gösterisinden “daha iyisini yapmak” istediğini belirtmiş, Yahudilikte yer alan bir sembolle alay eden bir nesneyi, soykırım inkârcılığına yönelik fikirleriyle bilinen bir kişiye ödül olarak verme amacıyla Nazi toplama kampındaki Yahudi bir mahkûm rolünü oynaması için bir oyuncu tutarak, söz konusu kişiyi alenen övdüğünü tespit etmiştir. Hâkimler, başvuran tarafından, Temyiz Mahkemesine göre sodomi çağrışımı yapan “kol hareketi” (quenelle) ile birlikte sunulan skecin, bir topluluk olarak Yahudi kökenli veya bu dine mensup kişilere hitaben sergilendiğine karar vermiştir. Yerel mahkemeler bu kararı, Mahkeme’nin de aynı fikirde olduğu olayların değerlendirmesine dayanarak vermiştir. Mahkeme, Sözleşme’nin 17. maddesinin bugüne kadar prensipte yorum gerektirmeyen açık ve direkt söylemlere uygulanmış olsa da, sanatsal bir yapım perdesinin arkasına saklanarak açıkça sergilenen nefret dolu ve Yahudi karşıtı tutumların da tam teşekküllü ve şiddetli bir saldırı kadar tehlikeli olduğuna ikna olmuştur. Bu nedenle, Sözleşme’nin 10. maddesinin koruması kapsamına girmemektedir. Dolayısıyla, ihtilaf konusu suçların, hem içerikleri hem de genel üslupları ve dolayısıyla amaçları bakımından belirgin bir şekilde soykırım inkârcısı ve Yahudi karşıtı nitelikte olması sebebiyle, Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğü hakkını Sözleşme metni ve özüne aykırı ve gerçekleştirilmesi halinde Sözleşme tarafından güvence altına alınan hak ve özgürlüklerin yok edilmesine katkı sağlayan amaçlar uğruna kullanma niyetiyle 10. maddeyi asıl maksadından saptırmaya çalıştığına karar vermiştir.
38. Son olarak, en yeni karar olan Belkacem/Belçika ((k.k.), no. 4367/14, 20 Temmuz 2017) davası, YouTube videolarında gayrimüslim gruplar ve şeriat ile ilgili yaptığı yorumlarla ayrımcılık, kin ve şiddete teşvik nedeniyle, 2012 yılında feshedilen “Sharia4Belgium” örgütünün lideri ve sözcüsü olan başvuranın mahkûmiyeti ile ilgilidir. Mahkeme, başvuranın izleyicilerine gayrimüslimlere üstünlük sağlama, ders verme ve gayrimüslimlerle savaşma çağrısında bulunduğunu belirtmiştir. Mahkeme, başvuranın görüşlerinin belirgin bir şekilde nefret içerdiğinden hiçbir şüphe duymamış ve başvuranın videoları aracılığıyla tüm gayrimüslimlere karşı nefret, ayrımcılık ve şiddete teşvik etme amacında olduğu kararını veren yerel mahkemelerle aynı kanıya varmıştır. Mahkeme’ye göre, böylesine genel ve şiddetli bir saldırı, Sözleşme’nin temelini oluşturan hoşgörü, toplumsal barış ve ayrımcılık yapmama değerleriyle bağdaşmamaktadır. Şeriat ile ilgili yorumlar hususunda, Mahkeme, önceki kararlarında, şeriatı getirmek için şiddet çağrısında bulunarak şeriatı savunmanın “nefret söylemi” olarak değerlendirilebileceğine (bk., Refah Partisi ve Diğerleri/Türkiye [BD], no. 41340/98 ve diğer 3 karar, §§ 123-124, AİHM 2003-II) ve Taraf Devletlerin her birinin radikal dinciliğe dayanan siyasi hareketlere karşı çıkma hakkı olduğuna kanaat getirdiğini gözlemlemiştir.
2. Söz konusu ilkelerin somut davada uygulanması
39. Mahkeme, ilk olarak, Danimarka Ceza Kanunu’nun 114, 114a, 114b, 114c ve 114d maddeleri ile birlikte 114e maddesi uyarınca suçun temel unsurlarını incelemesinin söz konusu olmadığını belirtmektedir. İç hukuku yorumlamak ve uygulamak, ilk olarak mahkemeler başta olmak üzere yerel makamların görevidir (bk., diğer birçok karar arasında, Lehideux ve Isorni/Fransa, 23 Eylül 1998, § 50, 1998-VII sayılı Karar ve Hüküm Raporları). Mahkeme’nin tek görevi, yetkili yerel mahkemelerin takdir yetkileri uyarınca verdikleri kararları 10. madde açısından gözden geçirmektir. Mahkeme’nin, bu görevi yerine getirirken, ulusal makamların kararlarını ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandırdıklarına ikna olması gerekmektedir (bk., örneğin, Incal/Türkiye, 9 Haziran 1998, § 48, 1998-IV Raporları, Molnar/Romanya (k.k.), no. 16637/06, § 21, 23 Ekim 2012, ve Dieudonn M’Bala M’Bala, yukarıda anılan, § 30).
40. Yerel mahkemeler, başvuran şirketin, yaptığı programlar aracılığıyla 10 Haziran 2006 ve 24 Eylül 2010 tarihleri arasında dört yılı aşan bir süre boyunca PKK’nın terör operasyonlarını desteklediğini tespit etmiştir. Söz konusu mahkemeler, PKK’nın Avrupa Birliği, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Birleşik Krallık’ta terörist listelerinde yer aldığını gözlemlemiş ve örgütün Danimarka Ceza Kanunu’nun 114-114d maddelerinde belirtilen suçları işlediğine veya işleme niyetinde olduğuna kanaat getirmiştir. Ayrıca, başvuran şirketin 2006-2010 yılları arasında önemli ölçüde PKK tarafından finanse edildiğini tespit etmiştir.
41. Mahkeme, Şehir Mahkemesi’nin programlardan seçilen toplam 15 saat süren örnekleri incelediğini ve 10 Ocak 2012 tarihli ve 190 sayfayı aşan ayrıntılı kararla davanın koşulları ve sunulan kanıtların değerlendirmesini açıkladığını kaydetmektedir. Bu karar sonrası temyiz süreci 36 gün sürmüş ve Yüksek Mahkeme programlardan seçilen ve süreleri toplam 30 saati aşan örnekleri inceleyerek 3 Temmuz 2013 tarihinde 104 sayfalık bir karara varmıştır. Ayrıca, yayın yasağı hususunda Yüksek Mahkeme’ye temyiz talebi yapılmasına izin verilmiş ve dolayısıyla söz konusu yasak üç yargı merci tarafından incelenmiştir. Yukarıda belirtilen değerlendirmeler ışığında, Mahkeme, yerel mahkemelerin sunulan delilleri dikkatle değerlendirdiğini ve başvuran şirketin ifade özgürlüğü hakkını göz önünde bulundurarak dengeli bir şekilde hareket ettiğini düşünmektedir. Mahkeme, yerel mahkemelerin, kararlarını ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandırmadığına yönelik herhangi bir unsur bulmamıştır.
42. Başvuran şirketin mahkûmiyetinin ve verilen cezanın Sözleşme’nin 10. maddesinde ihlale yol açıp açmadığı hususunda ise, Mahkeme, örneğin Zana/Türkiye (25 Kasım 1997, §§ 52-62, 1997-VII Raporları) davasında, başvurana, “Katliamlardan yana değiliz” ve “Herkes hata yapabilir, PKK kadın ve çocukları yanlışlıkla öldürüyor” şeklinde demeçler verdiği halde “PKK ulusal kurtuluş hareketine” olan desteğini ifade etmesi sebebiyle ceza verilmesinin 10. maddede ihlale yol açmadığını tespit ettiğini hatırlatmaktadır. Dava sırasında PKK’nin terör örgütü olduğu kabul edilmiştir (aynı kararda, § 58, ayrıca bk., Sürek/Türkiye (no.1) [BD], no. 26682/95, §§ 58-65, AİHM 1999-IV).
43. Somut davada, yerel mahkemeler başta programların içeriği, sunumu ve bağlantısını göz önünde bulundurarak Sözleşme tarafından korunan ifade özgürlüğü hakkının cezadan muafiyete gerekçe olamayacağına kanaat getirmiştir.
44. Bu bağlamda, Mahkeme 17. maddenin somut davada uygulanabilirliğini inceleyecektir.
45. İhtilaf konusu “ifadeler”, 10 Haziran 2006 ve 24 Eylül 2010 tarihleri arasında dört yıllık bir süreçte yayınlanan, yerel mahkemelerce PKK’nın terör faaliyetlerini teşvik ettiğine karar verilen televizyon programlarından oluşmaktadır. Mahkemeler bu nedenle başvuran şirketi Ceza Kanunu’nun 114, 114a, 114b, 114c ve 114d maddeleri ile birlikte 114e maddesinin kapsamında mahkûm etmiştir. PKK’nın Avrupa Birliği, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Avustralya ve Birleşik Krallık’ın terörist listelerinde yer aldığı belirtilmiştir. Ayrıca, kendi değerlendirmelerini yaptıktan sonra, hem Şehir Mahkemesi hem de Yüksek Mahkeme, PKK’nın, amaçlarına ulaşmak için Türk Hükümeti ile silahlı çatışma içerisinde olmasının, Danimarka Ceza Kanunu kapsamında terörizm teşkil ettiğine ikna olmuştur.
46. Mahkeme, Sözleşme’nin 17. maddesinin, yakın zamanda teyit ettiği üzere, sadece istisnai ve olağanüstü durumlarda geçerli olduğunu hatırlatmaktadır (bk., yukarıda anılan Perinçek, § 114). Somut davada Mahkeme, ulusal mahkemeler nezdinde görülen yargılamalarda Şehir Mahkemesi’nin, çatışmalara ve eylemlere, örgüte/gerillalara üyeliğe sürekli teşvik edilmesi ve hayatını kaybeden üyelerin kahraman olarak tanımlanmasıyla yapılan tek taraflı yayıncılığın, PKK propagandası olduğuna ve sadece örgüte sempati beyanı olarak görülemeyeceğine kanaat getirmesine (yukarıda 9. fıkra) büyük önem vermektedir. Ek olarak, başvuran şirket 2006-2010 yılları arasında finansmanının önemli bir kısmını PKK’dan sağlamıştır. Ayrıca, Danimarka Doğu Yüksek Mahkemesi, başvuran şirketin programlarının içeriği, sunumu ve bağlantısını göz önünde bulundurarak, davanın açık bir şekilde PKK’nın terör operasyonlarını teşvik ettiğine karar vermiştir (yukarıda 13. fıkra).
47. Sonuç olarak, Mahkeme, ilk olarak ulusal mahkemeler tarafından kapsamlı bir şekilde incelenen unsurlar olan şiddete teşvik ve terör faaliyetlerine desteği kapsayan ihtilaf konusu programların niteliğini, ikinci olarak programlarda ifade edilen görüşlerin televizyon yayınıyla geniş bir izleyici kitlesine yayılmasını ve son olarak, modern Avrupa toplumunun önemli sorunlarından biri olan terörizmin ve şiddet uygulanmasını savunan terörle ilişkili ifadelerin önlenmesiyle doğrudan bağlantılı olmasını dikkate alarak, başvuran şirketin şikâyetinin Sözleşme’nin 17. maddesine istinaden 10. maddenin sağladığı korumanın kapsamında yer almadığına karar vermiştir.
48. Mahkeme, bu durumu göz önünde bulundurarak, başvuran şirketin 10. maddeyi Sözleşme’de yer alan değerlere alenen aykırı amaçlar uğruna kullanarak, söz konusu maddeyi asıl maksadından saptırmaya çalıştığını değerlendirmektedir. Sonuç olarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 17. maddesi gereği, başvuran şirketin Sözleşme’nin 10. maddesinin sağladığı korumadan yararlanamayacağı kanaatindedir.
49. Mahkeme somut başvuruyu, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi hükümleri uyarınca konu bakımından bağdaşmaz (ratione materiae) bulup, Sözleşme’nin 35 § 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 24 Mayıs 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy