İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 10.06.2026 tarih ve 34 sayılı yazısına konu NOW logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 23, 30.04.2026, 07, 21.05.2026 ve 04.06.2026 tarihlerinde saat 21:00’de yayınlanan "Halef: Köklerin Çağrısı" adlı dizi film yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; NOW logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 23, 30.04.2026, 07, 21.05.2026 ve 04.06.2026 tarihlerinde saat 21:00’de yayınlanan "Halef: Köklerin Çağrısı" adlı dizi filmin,
23.04.2026 tarihli bölümünde, dizi film karakteri Serhat ile güç mücadelesine giren Yıldırım, Melek'i almak için konağa geldiğinde Serhat'ın adamları kendisine engel olmak istemiştir. Bu duruma sinirlenen Yıldırım "Ben 0'dan 100'e böyle çıkıyorum işte ya" diyerek kendisine engel olmaya çalışan Serhat'ın adamını silahla ayağından vurmuştur. İlerleyen sahnelerde Ziyan Ağa hapisteyken bir arbede çıkmış ve Aşır'ın amcasının oğlu Dalyan'ın görevlendirdiği genç bir mahkum Ziyan Ağa'yı "Sana Dalyan Ağa'mın selamını getirdim" diyerek defalarca bıçaklamıştır. Söz konusu sahnede Ziyan Ağa'nın karnındaki bıçak yaraları buzlanmasına rağmen görünür şekilde ekrana getirilmiştir.
30.04.2026 tarihli bölümünde, dizi film karakteri Aşır, kendisinin vurulmasından ve sevdiği kadın olan Hicran'ın trafik kazası geçirmesinden sorumlu olduğunu düşündüğü Akif'ten intikam almak için onu uçurumun kenarına getirmiştir. Bu esnada Akif, Aşır'a kendisini aşağı atmaması için yalvarmış ancak Aşır onu dinlemeyip uçurumdan aşağı itmiştir. Sonrasında Akif'in uçurumun aşağısındaki kayalıklara düştüğü görülmüştür.
07.05.2026 tarihli bölümünde, Yıldız karakteri hamamda yıkanırken Serhat'ın annesi Sultan hamama gelmiş ve konuşmaya başlamışlardır. Yıldız, Sultan'ı yıkamaya başlamıştır. Sultan elini öpmesi için Yıldız'a uzatmıştır. Yıldız, Sultan'ın elini öpmek için eğildiğinde sinirli bir şekilde saçlarını tutmuş ve başını kurnada bulunan suya bastırmıştır. Sultan, Yıldız'ın saçlarını sıkıca tutmuş ve "Sen kimsin ki ben sana elimi öptüreyim... Benim bir tane gelinim var o da Melek'tir. Melek senden daha kültürlü bizim ailemize daha çok yakışıyor." ifadelerini kullanmış ve Yıldız'ın Serhat'ın ayağına bağ olduğunu ve itibarını yerle bir ettiğini, bu evliliğe izin vermeyeceğini ifade etmiştir. Sultan, Yıldız'ın saçlarından tutmuş ve Yıldız'ın çığlıklarını dikkate almadan tekrar içinde su bulunan kurnaya sokmuştur. Yıldız, öksürmeye başlamış ve nefes nefese kalmıştır. Söz konusu hamam sahnesinde Yıldız karakterine karşı fiziksel ve psikolojik şiddet uygulandığı görülmektedir.
21.05.2026 tarihli bölümünde, dizi film karakteri Serhat ve adamları Yıldız ve Melek'i, Kenan ve adamlarının elinden kurtarmıştır. Serhat, Melek ve Yıldız'ı kaçıran Kenan'ı defalarca yumruklamıştır. İlerleyen sahnelerde Kenan, Serhat'ın adamlarının dikkatsizliğinden faydalanıp adamlardan birinin silahını alarak ateş etmek istemiş, çıkan arbedede silah ateş almış ancak bölüm sonunda kimin vurulduğu belli olmamıştır.
04.06.2026 tarihli bölümünde, dizi film karakteri Kenan'ın vurduğu kişinin Yıldız'ın annesi Ayten olduğu anlaşılmıştır. Serhat, yaralı halde yerde yatan Ayten'i kucaklamış ve hastaneye götürmek üzere araca bindirmiştir.
Hayatımızın her alanını sarmış olan medya, sahip olduğu bütün yazılı ve görsel-işitsel organlarıyla bizi her an etkisi altına alabilmektedir. Yazılı ve görsel medyada işlenen konular toplumun içinden, toplumun ilgi göstereceği, merak edip izleyeceği, okuyacağı, dinleyeceği türden konulardır. Bu yüzden medya sürekliliğini sağlamak için ulaştığı kitlenin kültürünü kullanmakta ve bu kültür üzerinde değişim, gelişim gücüne sahip olmaktadır. Medya, bu kültür kullanımını gerçekleştirirken temel amacı izlenebilirliktir. Şiddet olgusu da insanın doğasında var olması ve ilgi çekici, merak uyandıracak bir konu olması nedeniyle medya tarafından sıkça başvurulan konular arasındadır. Şiddet olaylarının artmasında da öncelikli etmen medyadır. Medyanın şiddeti yoğun bir şekilde konu edinmesiyle tüm dünya, giderek daha fazla şiddetle dolmaktadır. Medya, bunu da en iyi televizyon aracılığıyla yapmaktadır.
Bir aracı vasıtasıyla maruz kaldığımız şiddet; olumlu davranışları, empatiyi ve şiddete gerçek hayatta fizyolojik reaksiyon vermeyi olumsuz anlamda etkilemektedir. Bir uyarana karşı bilişsel, duygusal ve nihayetinde davranışsal tepkilerin azalması veya ortadan kalkması olarak tanımlanan duyarsızlaşmanın sıklıkla şiddet içeren görüntülere maruz kalan bireylerde gerçekleşmesi kaçınılmazdır. Duyarsızlaşma meydana geldiğinde ahlaki değerlendirme süreci de bozulur. Çünkü birey değerlendirme sürecini başlatmak için gerekli olan işaretleri algılayamaz ve bunlara cevap veremez. Sonuçta eylemlerin gerçekleştirilmesi aşamasında eylemlerin ahlaki boyutu göz ardı edilebilmektedir. Empati yani ötekinin halini anlamak ahlaki değerlendirme süreci için kritiktir. Ekranlar marifetiyle sürekli maruz kaldığımız şiddet duyarsızlaşmaya ve empati duygusunun körelmesine yol açabilmektedir. Duyarsızlaşma sonucu; korku, endişe, kaygı, nefret, şiddet, saldırganlık ve gerginlik gibi duyguların azalması, şiddet içeriğini takip eden veya maruz kalan için bir süre sonra zevk aracı haline gelebilmektedir. Şiddet içeriklerini izlemek eğlenceli olabilmekte ve bireyler şiddet içeriklerini izlemekten rahatsızlık duymamaktadır. Ne kadar çok şiddet içeriği izlenirse o kadar çok şiddete bağımlı hale gelinmektedir. Araştırmalar şiddet edimlerine dolaysız olarak ya da medya aracılığıyla aşırı ölçüde maruz kalmanın, şiddet içeren olaylara karşı normal duygusal tepkileri psikolojik bir donukluğa ve boşluğa dönüştürdüğünü saptamaktadır. Bu etkinin derecesi özellikle medyadaki şiddet içerikli mesajlar, şiddetin haklı görülebilir olduğunu öğrettiğinde daha da artmaktadır. Özetle, medyada şiddet, gerçek dünyadaki şiddete ilişkin fiziksel tepkileri azaltmaktadır. Çocuklar için ilk defa izlediklerinde sıra dışı olan şiddet görüntüleri tekrar tekrar sunulduğunda sıradanlaşabilmektedir. İnsanlar kan ve şiddet gördüğünde kalp atışları artması, terleme, rahatsızlık hissetme gibi olumsuz duygusal tepkiler verebilmektedir. Ancak şiddete maruz kalma tekrar ettiğinde tepkiler sıradanlaşır ve insanlar duyarsızlaşır. Televizyonda şiddetin gösterimi birçok insanın içine, bir güvensizlik, bağımlılık ve korunma talep etme duygusu ekmekte ve televizyondaki şiddet gösteriminin nicel çokluğu, saldırgan davranışların normal olduğu fikrini teşvik ederek izleyicileri bu gibi davranışlara karşı duyarsızlaştırmaktadır. Türk Psikologlar Derneği duyarsızlaşma konusundaki görüşlerini şu şekilde ifade etmiştir: “Şiddet karşısında bir süre sonra duyarsızlaşma geliştiği ve bunu izleyen aşamada, sinme ve boyun eğme davranışlarının ortaya çıktığı da bilimsel bir gerçektir. (…) Çocukların, dünyayı ve olayları yetişkinler gibi değerlendiremeyecekleri açıktır. (…) Şiddet adeta olağan, sıradan ve hayatın bir parçası olarak gösterilmektedir. Bu da bir süre sonra, toplumların şiddete karşı duyarsız kalmalarına ve şiddet içeren olayların sıklığının giderek artmasına neden olmaktadır.”
Ekranda yansıtılan şiddetin öğrenilmesi ve şiddet içerikli programların yoğun olarak izlenmesi, öğrenilen davranışın pekiştirilerek kalıcı hale gelmesi, çocuklar açısından büyük tehlike oluşturmaktadır. Uzmanlar tarafından özellikle çocukların, televizyonda izlediği şiddet içerikli programlardaki kahramanları model aldıkları ifade edilmektedir. Çocuk ve gençlerin bu kahramanlarla aralarında özdeşim kurmaları ve davranışlarını benimseyerek onaylamaları sonucu bu davranışları kendi yaşamlarında kalıcı bir tutum haline dönüştürdüğü bilinen bir gerçektir. Çocukların örnek aldığı kişi veya kahramanların değer yargıları, davranış kalıpları, sorunları çözme biçimleri, çocuğun hafızasına derin bir şekilde yerleşmektedir. Özdeşleşme modeli olarak seçilen kişinin çocuk üzerinde önemli bir etkisi olmaktadır. Şiddete eğilimli bir model ile özdeşleşen çocuğun davranışları, genellikle özdeşleştiği kişinin davranış kalıplarına uygun olarak saldırgandır. Sosyal öğrenme paradigması oluşturulmuş olan çalışmalarda, çocukların gözlem ve taklit yoluyla öğrendiği ortaya konulmuştur. Çocukların taklit yoluyla öğrenme düzeylerini test etdilmiş olup; çalışmalar, saldırgan yetişkin modelleri ile karşılaşan çocukların bu davranışları tekrarlayacakları ve modellerine benzeyecekleri yani diğer çocuklara göre daha saldırgan olacakları öngörüsüne dayanmaktadır. Saldırgan örnekleri izleyen deney grubundaki çocuklar, yetişkin modelin saldırgan davranışlarını gerçekleştirirse taklit yoluyla öğrenmenin gerçekleşeceğini ifade edilmektedir.
Medyada şiddet üzerine nicelik araştırması yapan kimi çalışmalarda, bir çocuğun 18 yaşına gelene kadar 200 bin civarı şiddet ve 16 bin öldürme sahnesi gördüğü belirtilmektedir. Medya ve dizi-film sektörü; birçok sosyolojik gruba karşı şiddeti meşrulaştırmaktadır. Özellikle büyük bölümünü çocuk ve gençlerin oluşturduğu milyonlarca insan tarafından izlenen popüler kültür ürünleri toplumsal yapıya onarılmaz zararlar vermektedir. Bu zararlar şöyle sıralanmaktadır: 1.Medyadaki şiddet içeren görüntüler saldırgan davranışların oranını artırmaktadır. 2. Şiddetin günlük ve sıradan bir olgu olarak algılanmasına neden olmaktadır. Medyadaki şiddet yüzünden; a. Günlük yaşamın en sıradan anlarında sürekli şiddet görüntüleriyle karşı karşıya kalan insanlar şiddete karşı duyarsızlaşmaktadır. b. Güce dayalı ilişkiler idealleştirilmektedir. c. Anlatıların içeriği değersizleşmekte ve anlamsızlaşmaktadır.
Söz konusu dizide aşk ilişkileri, aile içi ve aileler arasındaki çatışmalar ve güç mücadelesi konu edilmektedir. Dizide yaşanan anlaşmazlık ve çatışmaların genellikle şiddete evrildiği görülmektedir. Dizide şiddet, hikâyenin ana unsurlarından olmuş, fiziksel şiddet ve psikolojik şiddet iç içe geçmiştir. Dizi içeriğinde; silahlı saldırılar, bıçaklı saldırı, yumruklu saldırı, uçurumdan atma, yaralama ve öldürme sahneleri, baskı ve tehdit unsurları yer almaktadır. Kan davası, zorunlu evlilik kararları, bireylerin geleneksel yapı ve aile meclisi kararları içinde hareket etme zorunluluğu ve büyük ailenin temsilinin getirdiği baskı hem erkek hem de kadın karakterler için toplumsal ve kültürel şiddetin bir yansıması olarak dizide karşımıza çıkmaktadır. Mezkur dizide “ağalık” statüsü otoriteyi, gücü ve ailenin liderliğini temsil etmektedir. Ağa olmak için karakterler arasında çatışmalar ve mücadeleler yaşanmakta, gerektiğinde şiddet uygulanması meşru görülmektedir. Bu bağlamda Serhat ve diğer güçlü karakterlerin fiziksel şiddet, baskı, tehdit ve korkutma yöntemlerine başvurduğu görülmektedir. Dizinin geneli dikkate alındığında, Yıldız ve Melek başta olmak üzere özellikle kadın karakterlerin psikolojik şiddeti daha yoğun yaşadığı görülmektedir. Dizide kadınların hayatlarını şiddet ekseninde yaşadığı, duygusal ve psikolojik çöküntülere maruz kaldığı görülmektedir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu dizide; şiddet, çatışma ve intikam ögelerinin ön plana çıkarıldığı, fiziksel, psikolojik ve toplumsal şiddet sahnelerinin normalleştirildiği ve şiddetin bir çözüm yöntemi olarak sunulduğu, silahlı saldırı, yaralama, yumruklama, uçurumdan itme, başını zorla suya sokma, bıçaklama sahnelerine yer verilmesi ve bu içeriklerin hikâyenin temel unsurunu oluşturmasının özellikle fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimini tamamlamamış çocuk ve gençler üzerinde olumsuz bir etki oluşturarak, rol model aldıkları karakterlerin hayatlarının ve davranışlarının taklidine yol açabileceği ve mezkur dizinin korumalı saatler olarak nitelenen, çocukların ve gençlerin yayınları izleme ve dinleme olasılığının muhtemel olduğu zaman diliminde (21:00) yayınlandığı hususları dikkate alındığında, söz konusu içeriklerin çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek türde içerik taşıyan programlar bunların izleyebileceği zaman dilimlerinde ve koruyucu sembol kullanılsa dahi yayınlanamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Nisan 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 484.797.658,00 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir oranı (%1) 4.847.977,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ (…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir...” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.