İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 09.06.2026 tarih ve 65 sayılı yazısına konu SZC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşun 08.05.2026 tarihinde saat 20:00’de yayınladığı "Özel Röportaj" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; SZC logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 08.05.2026 tarihinde saat 20:00’de canlı olarak yayınlanan, moderatörlüğünü İpek Özbey'in yaptığı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in katılım sağladığı "Özel Röportaj" adlı programda, “Bakın burada söyleyim. Gelin bu yayında size bir şey daha söyleyeyim. Ben diyene kadar camide VIP odada görüşüyorsun diyene kadar Erdoğan'ı cumaları gidip Hazreti Ali Camii'nin VIP odasında buluyordu bu, konuşuyordu. Ben onu dediğimden beri konuşmuyorsunuz. Yalansa yalan deyin. Dinle, şimdi kriptolu telefon var aranızda Erdoğan'la kriptolu telefonla görüşüyor. Düşün, bütün yargı süresi ilgili bilgiyi kriptolu telefonla veriyor. Yakınlarına, çevresine, Erdoğan'ı da dinliyorum, hem de sesini kısarak, Erdoğan’ı da dinliyorum bana bir şey yapamazlar diyorsun…Akın Gürlek diyor. Akın Gürlek, Erdoğan'ı da dinlediğini söylüyor. Buradan Sayın Erdoğan duymadıysa ihbar ediyorum. Şimdi Erdoğan'a da bir sürpriz yapacağım. Bu canlı yayınınızda, 1 dakika içinde. Erdoğan'ı da dinliyorum diyor. Kriptolu telefonu kayda aldığını söylüyor bilmem ne falan filan. Erdoğan'ın ailesinin bu işten rahatsız olduğunu ve Erdoğan'a bir şeyler anlatmaya çalıştığını da duyuyorum. Şimdi Sayın Erdoğan'a söylüyorum. Akın Gürlek'in sana bilgi olarak verdiği, Ekrem İmamoğlu'nun babasının bahçesinde 10 küp altın bulduk meselesi yalan. Böyle bir şey yok bulunmadı. Ama Erdoğan'a buldum kanıtı bende merak etme diyormuş. Aile Erdoğan'ın buna inandığını ve Akın Gürlek'in Erdoğan'ı buna inandırdığını söylüyor. Böyle bir atipik durumla karşı karşıyayız. Sayın Erdoğan'a buradan ilan ediyorum. Evet, o kazı yapıldı ve hiçbir şey bulunmadı. Arama tutanakları elimizde, herkesin gözünün önünde kazıldı. Kişi kendinden bilir işi diye bir bahçe kazdırıldı. O bahçeden ne kasa ne küp ne altın çıktı ama Erdoğan, Akın'ın Akın Gürlek'in kendisine, '10 küp altın bulduk merak etmeyin. Hepsi elimizde' dediğini söylüyor ve Erdoğan'la kriptolu telefondan yarısı doğru yarısı yalan birçok beyanat verdiğini, kendi ağzından talimat aldığını, örneğin efendim şunu yapalım mı? O da 'tabii tabii' dediğini bunları kayda aldığını yarın bana bir şey yapamazlar, Erdoğan'ın sesini kaydediyorum. Net. Bu kadar açık söylüyorum. Bunlar yok diyorlarsa çıksınlar yok desinler. Şimdi kendisi belki yok diyecektir. Aileye sesleniyorum. Birileri babanızı 23 yılın sonunda artısıyla eksisiyle falan filan seçim kaybeder. Önceki cumhurbaşkanımız olurdu. Şimdi bir darbe girişimine girildi çıkıldı öyle bir işin içine batıldı ki bu işin sonunda gerçekler eninde sonunda çıkıyor çıkacak her şey. O yüzden herkes aklını başına alsın. Çok büyük bir tehlike var. Önümüzdeki dönemlerde çok şeyler ortaya çıkacak. Bu adamın çeşitli mafyatik gruplarla bağlantı kurma çalışmalarını falan filan ne duyuyorsanız ne görüyorsunuz. Oturun bir araya gelin…” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, basın kuruluşları, kamuoyunu bilgilendirme görevini yerine getirirken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine bağlı olarak hareket etmek zorundadır. Haber verme faaliyetinin temelinde yer alan bu ilkeler, yalnızca gazetecilik etiğinin değil, aynı zamanda demokratik toplum düzeninin de güvencesi olarak kabul edilmektedir. Özellikle toplumda özgür kanaat oluşumunun engellenmemesi adına, basının doğrulanmamış bilgi ve iddiaları yayımlamaktan kaçınması gerekir. Bu çerçevede gazetecinin görevi, elde edilen bilgiyi farklı kaynaklardan teyit etmek, kamu yararı ölçütünü gözetmek ve haberin doğruluğundan makul ölçüde emin olmadan yayıma gitmemektir.
Basının demokratik toplum düzenindeki temel işlevlerinden biri, kamuoyunun doğru, güvenilir ve tarafsız bilgiye erişimini sağlamaktır. Bu nedenle gazetecilik faaliyetleri yürütülürken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinin esas alınması zorunlu kabul edilmektedir. Basın özgürlüğü, demokratik toplumun vazgeçilmez unsurlarından biri olmakla birlikte, bu özgürlüğün sınırsız olmadığı; kişilik hakları, kamu düzeni ve toplumun doğru bilgi edinme hakkı ile dengelenmesi gerektiği hem ulusal hem de uluslararası hukukta kabul edilmektedir. Nitekim anayasal demokratik sistemlerde basının temel görevi yalnızca haber aktarmak değil, aynı zamanda toplumda özgür ve sağlıklı kanaat oluşumuna katkı sağlamaktır. Bu sebeple, doğruluğu araştırılabilir nitelikte olan haberlerin gerekli inceleme yapılmaksızın yayımlanması, gazetecilik meslek etiğiyle bağdaşmamaktadır.
Nitekim Türk basın hukukunda ve meslek ilkelerinde de haberin doğruluğunun araştırılması yükümlülüğü açık biçimde vurgulanmaktadır. Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nde gazetecinin, “bilgiyi mümkün olan bütün kaynaklardan doğrulamakla yükümlü olduğu” belirtilmiş; basının kamuoyunu yanıltacak yayınlardan kaçınması gerektiği ifade edilmiştir. Benzer şekilde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında da basın özgürlüğünün sınırsız olmadığı, gazetecilerin “iyi niyetle ve doğru olgusal temele dayanarak” hareket etmeleri gerektiği kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, yalnızca etik bir yükümlülük değil, aynı zamanda hukuki sorumluluğun da bir gereğidir. Zira yanlış veya doğrulanmamış haberlerin yayımlanması hâlinde kişilik haklarının ihlali, manevi zarar ve kamuoyunun yanlış yönlendirilmesi gibi sonuçlar doğabilmektedir.
Öte yandan, doğruluğu teyit edilmemiş haberlerin yayımlanması bireylerin şeref ve itibar haklarını zedeleyebileceği gibi toplumun doğru bilgiye erişim hakkına da zarar verebilir. Özellikle dijital medya ortamında bilginin hızlı dolaşıma girmesi, basın kuruluşlarının doğrulama yükümlülüğünü daha da önemli hâle getirmiştir. Bu sebeple çağdaş gazetecilik anlayışı, “önce yayımla sonra düzelt” yaklaşımını değil; araştırılmış, teyit edilmiş ve kamu yararı bakımından gerekli bilgilerin yayımlanmasını esas almaktadır. Böylelikle hem basın özgürlüğü korunmakta hem de toplumun sağlıklı biçimde kanaat oluşturabilmesi güvence altına alınmaktadır.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 26/12/2019 tarihli, B.No:2016/12313 sayılı Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd Şti. kararında, "değer yargısı ifade eden görüş ve yorumların kanıtlanmaya elverişli değilken kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyan olgulara dayanan iddiaların desteklenmesi için güvenilir delil sunması gerektiği, kişilere ilişkin haberlerde, gerçeğe aykırı bir haber vermenin o kişinin şeref ve itibar hakkına verebileceği zararın göz önüne alınarak haberin gerçeğe uygunluğunun iyi niyetle sorgulanması gerektiği, yayıncı kuruluşun verdiği bilgilerin haberin yayımlandığı andaki görünür gerçekliğe uygun olduğu yönünde yeterli donelere sahip olduğunun gösterilmesi gerektiği, herhangi bir delille desteklenmeyen ve suç isnadı teşkil eden olgu isnadında ifade özgürlüğünden bahsedilmeyeceği" ifade edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de basın özgürlüğüne ilişkin kararlarında, gazetecilerin “iyi niyetli hareket etme” ve “doğru olgusal temele dayanma” yükümlülüğü bulunduğunu kabul etmektedir. Mahkemeye göre basın, kamusal tartışmalara katkı sunarken belirli ölçüde abartı ve eleştiri hakkına sahip olsa da, özellikle ciddi ithamlar içeren haberlerde gerekli araştırmayı yapmak zorundadır. Bu bağlamda AİHM, gazetecinin haberin doğruluğunu araştırmak için makul çaba gösterip göstermediğini değerlendirmekte ve doğrulanabilir iddiaların teyitsiz biçimde yayımlanmasını ifade özgürlüğü kapsamında sınırsız koruma altında görmemektedir. Dolayısıyla soruşturulması mümkün olan haberlerin doğruluğundan emin olunmaksızın yayımlanması, hem demokratik toplum düzeninin gerektirdiği sorumlu gazetecilik anlayışına hem de hukukun öngördüğü özen yükümlülüğüne aykırılık teşkil etmektedir.
Basının doğrulama yükümlülüğü kamu yararı ilkesiyle birlikte değerlendirilmelidir. Her bilgi kamuoyunun ilgisini çekebilir nitelikte olsa da, bu durum tek başına yayımlama için yeterli görülmemektedir. Basın özgürlüğünün koruma alanı esas itibarıyla kamu yararı taşıyan haberler bakımından geniş yorumlanmakta; kişisel merakı tatmin etmeye yönelik veya bireyin özel hayatını gereksiz biçimde ihlal eden yayınlar ise hukuki sorumluluğa yol açabilmektedir. Bu nedenle gazetecinin, yayımlayacağı bilginin toplumsal faydasını değerlendirmesi ve haberin birey haklarına müdahalesi ile kamunun bilgi edinme hakkı arasında adil bir denge kurması gerekmektedir.
Bununla birlikte, devlet güvenliği, istihbarat faaliyetleri, bağımsız olması gereken yargı süreçleri ve organize suç bağlantıları gibi önemli konularda ileri sürülen iddiaların teyit edilmeksizin yayınlanması, kamuoyunu yanıltma ve toplumda güvensizlik oluşturma tehlikesi barındırmaktadır. Bilhassa devlet yönetim mekanizmasının kurumsal işleyişten ziyade, bir kişinin kararları ve telkinleri üzerinden işlediği iddiaları, yargısal süreçlerin, soruşturmaların ve karar alma mekanizmalarının hukuki prosedürlerden bağımsız şekilde "kişisel ilişkiler, görüşmeler" üzerinden yürütüldüğünü ima etmektedir. Bu durum ise bireysel bir eleştiri ya da siyasi yorum perspektifinden değerlendirilemeyecek ölçüde olup devletin anayasal kurumlarının tarafsızlığı, bağımsızlığı ve hukuka bağlılığı konusunda kamuoyu nezdinde güvensizlik oluşturmaktadır.
Demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki; medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Basın, yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvettir. Medyanın dördüncü güç rolüne ilişkin klasik değerlendirme, hükûmet hakkında enformasyon toplayan ve tüm yurttaşlara hükûmet hakkında enformasyon dağıtan bağımsız medyanın, bir denge unsuru ve hayati önem taşıyan bir kontrol mekanizması olarak hizmet ettiği yönündedir.
Bu açıdan bakıldığında medyanın gücü ne kadar fazlaysa medya mensuplarının sorumluluğu da o ölçüde artacaktır. Muhakkak ki medya mensuplarının, halka karşı sorumlulukları bulunan siyasi kişi veya kuruluşları eleştirme ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu hak kullanılırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması; kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir. Gerçeklerin değiştirilerek aktarılması, kişinin yanlış bilgilendirilmesine ve toplum içinde yanlış anlaşılmalara neden olabilir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafından sarf edilen, “…şimdi kriptolu telefon var aranızda Erdoğan'la kriptolu telefonla görüşüyor. Düşün, bütün yargı süresi ilgili bilgiyi kriptolu telefonla veriyor. Yakınlarına, çevresine, Erdoğan'ı da dinliyorum, hem de sesini kısarak, Erdoğan’ı da dinliyorum bana bir şey yapamazlar diyorsun…Akın Gürlek, Erdoğan'ı da dinlediğini söylüyor. Buradan Sayın Erdoğan duymadıysa ihbar ediyorum…Erdoğan'la kriptolu telefondan yarısı doğru yarısı yalan birçok beyanat verdiğini, kendi ağzından talimat aldığını, örneğin efendim şunu yapalım mı? O da 'tabii tabii' dediğini bunları kayda aldığını yarın bana bir şey yapamazlar, Erdoğan'ın sesini kaydediyorum. Net. Bu kadar açık söylüyorum. Bunlar yok diyorlarsa çıksınlar yok desinler. Şimdi kendisi belki yok diyecektir…Önümüzdeki dönemlerde çok şeyler ortaya çıkacak. Bu adamın çeşitli mafyatik gruplarla bağlantı kurma çalışmalarını falan filan ne duyuyorsanız ne görüyorsunuz. Oturun bir araya gelin…” şeklindeki ifadelerle, üst düzey kamu personeli konumunda bulunan Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Cumhurbaşkanı ile "kriptolu telefon" vasıtasıyla görüşme sağladığı, görüşmelerin kayıt altına alındığı ve görüşmelerde yargısal süreçlere ilişkin gizli bilgilerin aktarıldığı, yine Akın Gürlek'in çeşitli mafyatik gruplarla bağlantı kurduğu ve devlet yönetimindeki süreçleri manipüle ettiği yönünde ağır ithamlarda bulunulduğu, dolayısıyla mezkur yayında yer verilen bu tür açıklamaların eleştiri sınırları ötesinde, kamu otoritesinin hukuka aykırı ilişkiler içerisinde olduğu ve resmi haberleşme güvenliğinin ihlal edildiği yönünde ciddi bir algı oluşturduğu, söz konusu açıklamaların herhangi bir resmi bilgi ve belgeye dayanmaksızın doğruluğu yeterli araştırmalar ve somut delillerle desteklenmeksizin kamuoyu ile paylaşılmasının, izleyici kanaatinin doğru ve sağlıklı bir şekilde oluşmasını engelleyebilecek nitelikte, kişilerin şeref ve haysiyetini zedeleyici, gerçeklik ve doğruluk ilkesiyle bağdaşmadığı kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır; soruşturulması basın meslek ilkeleri çerçevesinde mümkün olan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğundan emin olunmaksızın yayınlanamaz;... " ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanun’un diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Nisan 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 30.293.755,41 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir oranı (%1) 302.938,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “(…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir.” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Ahmet Can BUĞDAY, Dr. Necdet İPEKYÜZ, Tuncay KESER ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.