İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 10.06.2026 tarih ve 60 sayılı yazısına konu h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 22.05.2026 tarihinde saat 08:00’de yayınlanan "Para Siyaset" adlı program yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere, h halk logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta, 22.05.2026 tarihinde saat 08:00’de yayınlanan, moderatörlüğünü Ebru Baki’nin yaptığı, İsmail Saymaz ve İbrahim Kahveci’nin konuk olarak katıldığı, “Para Siyaset” adlı programda geçen diyaloglarda, “Başka bir evredeyiz, başka bir evredeyiz, başka bir şey yaşıyoruz ya. Ben 2 yıl önce bu ekranda, burada nazikçe uyarmaya çalışmıştım. Bakın, siyasal dinler, bu İslam falan değil, siyasal dinler veya böyle siyasal dine dayalı dava dedikleri şeyler, bu tür yapılar böyle kolay kolay demokrasi ile gitmez, yani…Yanlış anlaşılır bu ifade, istersen aç biraz…Doğru anlaşılır arkadaşım, bu tür uygulamaların demokrasideki yeri, bugün bütün gazeteler zaten aynı şeyi veriyor, hepsi aynı şeyi söylüyor. Demokrasi şartlarını çok zorlarlar. Demokrasi, demokrasinin dışına da taşarlar. Şu anda demokrasi mi? Şu anda dün ya bir hakim, bir savcı YSK’yı iptal etti. Bir hakim, bir savcı senin mal varlığına el koyuyor. Bir hakim, bir savcı her şeyi iptal edebiliyor. Bu ülkenin şeyi bu. Şimdi Adalet Bakanı dönüyor, diyor ki hukuka saygı. Sayın Adalet Bakanı soruyorum ben size, siz Anayasa Mahkemesi’ni dinliyor musunuz, kararlarına uyuyor musunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uyuyor musunuz? Cumhurbaşkanı Erdoğan, ben Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını tanımıyorum, uymuyorum da saygı da duymuyorum da dedi…Şimdi çok konuştuk…Sen bana gelince yargıya saygı duy. İyi de oluşturulmuş yargı mı, nasıl bir yargı. Yani ben 28 Şubatta bunu çok duydum. Yargının vereceği karar. Ya kardeşim üst yargıda 28 Şubatta altta kimse demedim. Üstte bazı kararlarda herkes biliyordu oluşturulmuş yargı. Herkes biliyordu oluşturulmuş yargı. Asker etkisinde verilen kararlar vardı. Yani orada yargıyla ilgili diğer şeylerde bir sürü eleştirel şeylerde katılmadığımız şeyler vardı. Bak Necmettin Erbakan uydu ama yargının verdiği kararları eleştirmek ve ülkenin devletin yapısının devamı burada en önemli…Adalet Bakanı dün dedi hukuk çerçevesinde bir şeyler olabilir dedi, temyiz yolu açık dedi…Tamam hukuk çerçevesinde ben Adalet Bakanı’nı Anayasa Mahkemesi kararlarına uymaya davet ediyorum. Ben Adalet Bakanı’nı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına uymaya davet ediyorum. Ben Adalet Bakanı’nı ülkenin yüksek yargı kararlarına uymaya davet ediyorum. Ülkenin yüksek kararlarına uymayıp, alttaki mahkeme kararlarını adalete uyun, adalete saygı duyun diye nasıl tavsiye edeceğiz…Bu iş, mutlak butlan işi, CHP işi değil aslında, CHP özelinde yaşanıyor…Bütün Türk demokrasisi esasında hayati bir karar…Evet, birinci saatte onu ifade etmeye çalıştım. Bütün Türk demokrasisinin temelini, bugün Cumhuriyet ve Karar’ın manşeti o açıdan güzeldi, iki gazetenin manşeti. Bütün cumhuriyetin demokratik ilkelerini bozan bir karar olduğu için, bütün siyasi partiler için…Ülkenin demokratik yolculuğuna müdahale! 1946’daki seçimlere benzer bir demokratik düzen inşa etmek demektir. Yani oyların açık verilip gizli sayıldığı, mevcut iktidarın sandıktan çıkması için kamu gücünü kullanıldığı bir seçimi andırır. Şimdi burada da eğer bu yerleşirse ve sistem demokratik sistem buna itiraz etmezse olacak olan şudur. Hep ne diyor vatandaşlar, acaba seçim olur mu? Genel kaygı bu. Tüm Türkiye’de seçimlerin olmayabileceğine dair bir endişe var, ciddi ciddi konuşuyor insanlar. Seçim olur, usulen. Kuzey Kore’de de seçim var, Rusya’da da seçim var, Türkmenistan’da da seçim var ya, %90 çıkıyor bir adam…Tam da birinci saatte bunu anlatıyordum…Şimdi bu serbest seçimlerin yapılamaması anlamına gelir…Seçme hakkının da…Şimdi şöyle olacak; Serbest seçimlerin, seçimler yapılır fakat o seçimler serbest seçimler olmaz. Bu ne anlama gelir? Sandığa doğrudan iktidar eliyle müdahale etmek anlamına gelir. Bu, sandık günü olmaz, sandık günü de müdahale olur da asıl müdahale sandıktan çok önce başlar. Adaylara müdahale, partilere müdahaleyle başlar ve bu kurumsallaşır. Siyasi iktidar ömrünü uzatabilmek için elinde bulunan kamu gücüyle rakiplerine müdahale etmeye, adaylara ve partilere müdahale etmeye başlar. Sandığa müdahale etmeye başlar. Dolayısıyla Türkiye artık serbest seçimlerin yapılamadığı bir ülke haline gelir…Mesela vatandaş MHP’li veya vatandaş Ak Partili. Kardeşim diyor ben reise gönül verdim Ak Partiliyim. Veya gönül vermesem bile ya bu muhalefet gelince hala bizim dini özgürlük alanlarımıza müdahale eder korkusuyla iktidarı tasvip etmese bile ona oy verdiğini söyleyen kitleler var. İşte hala gelir başörtüsüne müdahale eder, hala gelir dindarlara müdahale eder. Bu korkuyla şey veriyor tamam kardeşim anlıyorum okey bu korkun var. Ama yarın bak giderek giderek iktidarı değiştirmek istesen dahi değiştiremeyeceğin sisteme doğru gidiyoruz. Sistemler, onu anlatmaya çalışıyorum. Kademe kademe kademe seçme ve seçilme ve demokrasideki eşit yarış hakkı. Mesela bunlardan birisi neydi? Ya biz seçime giderken üç ay önce son üç ay Adalet, İçişleri ve Ulaştırma Bakanları değişirdi ve tarafsız atanırdı. Kaldırdık artık yok. Cumhurbaşkanı artık parti başkanı. Ve cumhurbaşkanı, yürütmenin başındaki kişi dokunulmaz. Dokunulmazlığı şu nerdeyse laf söylenemez. Bir şey ima etsen dahi doğru hapse gidiyorsun. Bir ağaç düşünün, yeşil bir ağaç dalları var. O demokrasinin dalları her geçen gün budanıyor. Yarın sen şu anda benim dediğim gibi bir iktidar seçmenisin. Diyorsun ki ya bu seçimde olsun ama yarınki seçimde beğenmezsem başka bir şeyle değiştiririm. Değiştiremeyecek noktaya gidiyorsun artık.” şeklinde ifadelere yer verildiği görülmüştür.
Bilindiği üzere, demokrasinin en temel önceliklerinden biri halkın haber alma özgürlüğü olduğundan demokratik rejimlerde medya, kamuoyu oluşumunda hayati öneme sahip bir aktördür. Öyle ki medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü güç olduğu çoğu otorite tarafından kabul edilmektedir. Basın; yasama, yürütme ve yargıdan sonra gelen dördüncü kuvvettir. Medyanın dördüncü güç rolüne ilişkin klasik değerlendirme, hükûmet hakkında enformasyon toplayan ve tüm yurttaşlara hükûmet hakkında enformasyon dağıtan bağımsız medyanın, bir denge unsuru ve hayati önem taşıyan bir kontrol mekanizması olarak hizmet ettiği yönündedir. Dolayısıyla kamuoyunun böylesi durumlarda her türlü malumatı doğru kabul edebileceği; düşünülmeden, araştırılmadan, doğruluğu ispatlanmadan yapılacak haber sunumunun olması gereken sağduyu ortamına zarar vermesi kaçınılmazdır.
Görevlerinden biri de halkı bilgilendirmek olan yayın kuruluşlarının programlarında eleştirilere yer vermesi son derece doğaldır. Medya mensuplarının görüşlerini herhangi bir baskı altında kalmadan açık bir şekilde ifade etmesi, birtakım kişi veya kuruluşları eleştirmesi ve onların gerçekleştirdikleri eylemler hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi basın özgürlüğü anlamında son derece önemlidir. Ancak şüphesiz bu hak, sınırsız ve kontrolsüz bir eleştiriyi beraberinde getirmemeli, yasa ve ahlak kuralları içerisinde çizilen bazı sınırlar yardımıyla kamuoyunun doğru ve objektif bir şekilde bilgilendirilmesine katkı sağlamak amacıyla kullanılmalıdır. Yayıncılığın kamusal bir sorumluluk olduğu gerçeğinden yola çıkarak gazetecilik olanakları içerisinde üretilen haberlerin tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas alması beklenmektedir. Gazetecilerin ilgili konu ile alakalı, programlarında ve bültenlerde çeşitli yorumlarda bulunması olası ve gerekli bir durumdur. Ancak haberciliğin temel gereğinin kamuoyunda kafa karışıklığı ve hedef gösterme değil, aksine olgu ve olaylara netlik kazandırabilmek olduğu unutulmamalıdır.
Günümüzde medyanın gücünün artması ile medya mensuplarının sorumluluklarının da aynı ölçüde arttığı bir gerçektir. Medya mensuplarının siyasi kişi, kurum ve kuruluşları eleştirmesi; onların söz ve eylemleri hakkında kamuoyunu bilgilendirmesi tabii bir durumdur. Ancak bu hakları kullanırken tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerinden ödün verilerek kamuoyunu yanlış yönlendirebilecek yayınlardan sakınılması; kişi, kurum ve kuruluşların haklarının da gözetilmesi gerekmektedir. Bilgilerin yaşanan kriz ortamında kesinleştirilebilmesi, yüksek özveri ve profesyonel becerinin yanında doğru haber kaynaklarının kullanımı ile mümkün olacaktır.
Demokratik toplumlarda medya, ifade özgürlüğünün kullanılması, farklı görüşlerin kamuoyuna aktarılması ve bireylerin haber alma hakkının sağlanması bakımından önemli bir işleve sahiptir. Bununla birlikte ifade özgürlüğünün etkin biçimde kullanılmasına imkân sağlayan medya kuruluşlarının faaliyetleri, aynı zamanda belirli görev ve sorumlulukları da beraberinde getirmektedir. Kitle iletişim araçlarının kamuoyu oluşumu üzerindeki etkisi dikkate alındığında, yayın içeriklerinde kullanılan dilin açık, anlaşılır ve yanlış anlamalara mahal vermeyecek nitelikte olması sorumlu yayıncılık anlayışının temel unsurlarından biri olarak kabul edilmektedir. İletişim alanındaki akademik çalışmalarda da medyanın yalnızca bilgi aktaran bir araç olmadığı, aynı zamanda toplumsal anlamların üretilmesinde ve yorumlanmasında etkili bir rol üstlendiği belirtilmektedir. Bu nedenle yayınlarda kullanılan ifadelerin farklı kesimler tarafından farklı biçimlerde algılanabilme ihtimali göz önünde bulundurulmalı; özellikle kamuoyunda tartışma yaratabilecek nitelikteki söylemlerin bağlamı açık biçimde ortaya konulmalıdır. Aksi halde ifade edilmek istenen düşünce ile kamuoyunda oluşan algı arasında farklılıklar meydana gelebilmekte ve yayın içeriği beklenmeyen anlamlandırmalara konu olabilmektedir.
İletişim ve yayıncılık literatürü ile RTÜK’ün yerleşik kararları ve Yayın İlkeleri Rehberi uyarınca, program sunucusu ve moderatörün rolü yalnızca yayın akışını sağlamakla sınırlı olmayıp; kamu yararını gözetme, tartışmanın çerçevesini koruma ve yanlış anlaşılmaya müsait ifadeleri açıklığa kavuşturma yönünde editoryal sorumluluk da içermektedir. Bu kapsamda medya hizmet sağlayıcılarının ve program sunucularının görevi yalnızca görüşlerin aktarılmasına imkân tanımakla sınırlı olmayıp, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini teminen yayın sırasında ortaya çıkabilecek yanlış anlamaları önleyici editoryal tedbirleri de kapsamaktadır. Özellikle canlı yayınlarda kullanılan tartışmalı veya farklı yorumlara açık ifadelerin anlam ve kapsamının açıklığa kavuşturulması, yayıncılık faaliyetinin gerektirdiği özen yükümlülüğünün bir parçasıdır. Nitekim canlı yayınlarda konukların 6112 sayılı Kanun'u ihlal niteliğinde olabilecek ifadeleri karşısında yayıncı kuruluşun sorumluluğunun devam ettiği, program sunucusu veya moderatör tarafından gerekli müdahalenin yapılarak ifadenin açıklığa kavuşturulması gerektiği RTÜK'ün yerleşik kararları ve Yayın İlkeleri Rehberi'nde açıkça belirtilmektedir.
İnceleme konusu ifade ve yayın bütünlüğü birlikte değerlendirildiğinde, yayıncılık faaliyetinin demokratik toplum düzeninin korunması, kamuoyunun doğru ve eksiksiz bilgilendirilmesi ve toplumsal hassasiyetlerin gözetilmesi gibi korunan hukuki değerler çerçevesinde ele alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, geniş kitlelere ulaşan televizyon yayınlarında kullanılan ifadelerin kamu düzeni, toplumsal barış ve demokratik tartışma ortamı üzerindeki etkileri dikkate alındığında, söz konusu içeriklerin bağlamının açık ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmasının yayıncılık sorumluluğunun bir gereği olduğu değerlendirilmektedir.
İletişim ve yayıncılık alanındaki uluslararası düzenlemeler ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında da ifade özgürlüğünün "sorumlu gazetecilik" ilkesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği, yayıncıların ve program sunucularının editoryal gözetim yükümlülüğünün canlı yayınlarda dahi devam ettiği kabul edilmektedir. Avrupa Konseyi medya ilkelerinde de medya kuruluşlarının hesap verebilirlik ve editoryal denetim yükümlülüklerine uygun hareket etmesi gerektiği belirtilmektedir.
Kitle iletişim araçlarının temel görevi, izleyicinin manüpülasyondan uzak, rasyonel ve özgür bir şekilde siyasi kanaat edinmesini sağlamaktır. Seçim sisteminin ve demokratik yolların işlevsiz kaldığı yönündeki bu radikal retorik, seçmende "sandığın anlamsız olduğu" hissini uyandırarak demokratik katılım iradesini sakatlamakta ve izleyicinin özgürce kanaat oluşturma hakkını manipüle etmektedir. Söz konusu ifadeler demokratik edimlerin sonucu olarak göreve gelen hükümet icraatlarına yönelik sert eleştiri sınırını aşmakta, doğrudan sistemin meşruiyetini hedef alan yıkıcı bir itham olarak değerlendirilmektedir. Canlı yayın formatlarında konukların ani beyanları karşısında moderatörün pasif kalması, dengeleyici bir soru sormaması veya hukuki çerçeveyi hatırlatmaması editoryal sorumluluğun ihlalidir.
İlgili programda konuk İbrahim Kahveci tarafından sarf edilen “Bunlar demokrasi ile gitmez” şeklindeki ifade, demokratik yöntemler ve seçim mekanizmasıyla iktidar değişiminin mümkün olmadığı yönünde bir algıya yol açabilecek nitelikte, kamuoyunda demokratik süreçlerin işlevselliğine ve seçimlerin sonuç doğurucu niteliğine ilişkin olumsuz kanaatlerin oluşmasına elverişli bir içerik taşımaktadır. Nitekim yayında yer alan diğer konuk İsmail Saymaz tarafından bu ifadenin yanlış anlaşılabileceği yönünde uyarıda bulunulduğu ve ifadenin açıklığa kavuşturulmasının talep edilmesine rağmen İbrahim Kahveci'nin kullandığı ifadeyi yayın sırasında açık ve tereddüde yer bırakmayacak biçimde netleştirmediği, ifadesinin kamuoyunda doğurabileceği muhtemel algılara ilişkin herhangi bir düzeltme veya açıklama yoluna gitmediği anlaşılmıştır. Her ne kadar daha sonraki süreçte yapılan açıklamalarda söz konusu ifadeyle demokratik süreçlere yönelik müdahalelerin eleştirilmesinin amaçlandığı belirtilmiş olsa da, yayın anında ortaya çıkan belirsizliğin giderilmemiş olması ve ifadenin ilk anlamının izleyici nezdinde oluşabilecek etkilerinin bertaraf edilmemesi nedeniyle, sonradan yapılan açıklamaların yayın sırasında meydana gelen etkinin ortadan kaldırılmasına tek başına yeterli olmadığı görülmektedir. Mezkur ifade bağlamı itibarıyla demokratik yöntemler dışında çözüm yollarını çağrıştırabilecek nitelikte olup; bu ifadenin ardından program sunucusu tarafından ifadenin anlam ve kapsamının açıklığa kavuşturulmasına yönelik herhangi bir müdahalede bulunulmayarak kamuoyunda oluşabilecek muhtemel yanlış algı ve anlamaların giderilmesine yönelik herhangi bir açıklayıcı veya düzeltici yayıncılık refleksi gösterilmediği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ilgili yayındaki söylemler demokratik sistemlerin en temel dayanağı olan "seçim meşruiyeti" kavramını doğrudan hedef almaktadır. Seçimlerin yapılamayacağına veya yapılsa bile anlamsız olduğuna dair somut ve bilimsel hiçbir veri yokken bu iddianın hakim olduğu bir yayının savunulması ve sürdürülmesinin medyanın kamuoyuna karşı "doğru ve tarafsız bilgi aktarma" yükümlülüğünü doğrudan sakatlamaktadır. Seçmenin sandığa gitse bile hiçbir şeyin değişmeyeceğine ikna edilmesinin kitlelerde siyasi kayıtsızlık ve güvensizlik ortamlarının oluşmasına yol açabilmektedir. Sandığın işlevsizleştiği algısının demokratik katılım oranlarını düşüren en büyük yapısal tehdit kabul edilmektedir. Konukların program boyunca ifade ettiği gibi seçimlerin netice vermeyeceğini iddia etmek, bu yönde açıklama ve örnekler sunmak, demokratik sistem içi tüm meşru çözüm yollarını teorik olarak kapatmaktadır. Bu durum kamuoyunda anayasal düzene karşı örtük bir meşruiyet krizi doğurabilmekte; bireyleri pasif rıza ile yasal olmayan eğilimler arasında sıkıştırabilir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu programda konuklar tarafından; “... bu İslam falan değil, siyasal dinler veya böyle siyasal dine dayalı dava dedikleri şeyler, bu tür yapılar böyle kolay kolay demokrasi ile gitmez, yani…Demokrasi, demokrasinin dışına da taşarlar. Şu anda demokrasi mi? Şu anda dün ya bir hakim, bir savcı YSK’yı iptal etti. Bir hakim, bir savcı senin mal varlığına el koyuyor. Bir hakim, bir savcı her şeyi iptal edebiliyor…Sandığa doğrudan iktidar eliyle müdahale etmek anlamına gelir. Bu, sandık günü olmaz, sandık günü de müdahale olur da asıl müdahale sandıktan çok önce başlar. Adaylara müdahale, partilere müdahaleyle başlar ve bu kurumsallaşır. Siyasi iktidar ömrünü uzatabilmek için elinde bulunan kamu gücüyle rakiplerine müdahale etmeye, adaylara ve partilere müdahale etmeye başlar…Ama yarın bak giderek giderek iktidarı değiştirmek istesen dahi değiştiremeyeceğin sisteme doğru gidiyoruz. Sistemler, onu anlatmaya çalışıyorum…Yarın sen şu anda benim dediğim gibi bir iktidar seçmenisin. Diyorsun ki ya bu seçimde olsun ama yarınki seçimde beğenmezsem başka bir şeyle değiştiririm. Değiştiremeyecek noktaya gidiyorsun artık.” şeklinde sarf edilen ifadelerin anlam ve kapsamının yayın sırasında yeterince açıklığa kavuşturulmadığı, program sunucusu tarafından gerekli editoryal müdahalenin yapılmadığı ve sonradan yapılan açıklamaların da ilk yayında oluşan etkiyi gidermeye yeterli olmadığı, dolayısıyla bu ifadelerin, herhangi bir resmi bilgi ve belgeye dayanmaksızın ve somut delillerle desteklenmeksizin kamuoyu ile paylaşılmasının tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkeleriyle bağdaşmadığı ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olabilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinin ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde yer alan; Yayın hizmetleri "Tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerini esas almak ve toplumda özgürce kanaat oluşumuna engel olmamak zorundadır;... " ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Nisan 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 31.029.179,63 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir oranı (%1) 310.292,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir. …” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Üst Kurul Üyesi Ahmet Can BUĞDAY, Dr. Necdet İPEKYÜZ, Tuncay KESER ve İlhan TAŞCI’nın karşı oyları ve oy çokluğu ile karar verildi.