İzleme ve Değerlendirme Dairesi Başkanlığının 10.06.2026 tarih ve 33 sayılı yazısına konu KANAL D logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluşta 31.05.2026 ve 07.06.2026 tarihlerinde saat 20:00’de yayınlanan "DAHA 17" adlı dizi film yayınına ilişkin uzman raporu ile video görüntülerinin incelenmesi ve değerlendirilmesiyle yapılan görüşmeler sonucunda;
Bahse konu yayına ilişkin uzman raporunda ayrıntıları belirtildiği üzere; KANAL D logosuyla yayın yapan medya hizmet sağlayıcı kuruluş tarafından 31.05.2026 ve 07.06.2026 tarihlerinde saat 20:00’de yayınlanan " DAHA 17" adlı dizi filmin hikayesi şu şekildedir: Ailesini daha çok küçükken bir trafik kazasında kaybeden Aras, yetiştirme yurdunda büyümüştür. Kazadan sağ çıktığını ve bir aileye evlatlık verildiğini öğrendiği kardeşini yıllardır arayan Aras, kardeşinin nerede olduğuna dair isimsiz bir haber alır ve Bodrum’a doğru yola çıkarak kardeşini aramaya başlar. Oraya vardığında, Bodrum’un en güçlü ailesi Akkayalar’la yolu kesişir ve olaylar gelişmeye başlar. Dizinin temel hikayesi her ne kadar aile bağları, aile arayışı ve gençlik ilişkileri üzerine kurulmuş görünse de anlatı boyunca çatışma, zorbalık, şiddet, suç davranışları ve otoriteyle karşı karşıya gelme gibi unsurların önemli bir yer tuttuğu görülmektedir. Özellikle genç karakterler aracılığıyla aktarılan bu davranış kalıplarının, dizinin hedef kitlesi içerisinde yer alan çocuk ve genç izleyiciler tarafından rol model alınabilme ihtimali bulunmaktadır.
Toplumların geleceği olan çocuklar, günümüzün en yaygın ve etkili kitle iletişim aracı olan televizyondan etkilenmektedir. Televizyona maruz kalma düzeyi çocukların yaşına, gelişimine, aile ve çevresel faktörlere, izledikleri programların içeriğine göre değişmektedir. Televizyonun çocuklar üzerindeki etkisi hem olumsuz hem de olumlu olabilir. Televizyonun çocuğun dış dünyayı tanıması ve anlaması üzerinde olumlu etkisi vardır. Ancak günümüzde çocuklar eğitim programları yerine çoğunlukla ailelerinin sevdiği programları izlemektedir. Televizyondan gönderilen mesajlar karşısında korunmasız olan çocuğun yaşamının belli dönemlerinde, bu kaydedilen mesajlar açığa çıkmaktadır. Kimi televizyon programları çocuğun zihinsel ve duygusal gelişimine olumlu etkilerde bulunurken bazıları ise son derece olumsuz etkilere yol açabilmektedir.
Çocukluk, çocukların kendilerini özdeşleştirecekleri rol modelleri aradıkları bir dönemdir. Kontrolsüz televizyon alışkanlıkları ile bilinçsizce ve rastgele seçilen yanlış modeller, çocukların kişiliğini sağlıksız temellerde şekillendirebilmektedir. Temelleri çocukluk döneminde atılan ve gelişmeye başlayan bu kişilik özelliklerinin yetişkinlikte ve hatta yaşamları boyunca çocukları etkilemeye devam ettiği düşünüldüğünde konunun önemi ortaya çıkmaktadır.
Çocuk ve gençlerin davranış kalıplarını oluşturma sürecinde medya içeriklerinde karşılaştıkları karakterler önemli bir referans noktası hâline gelebilmektedir. Özellikle sorunların çözümünde şiddete başvuran, kuralları ihlal eden veya otoriteye karşı gelen karakterlerin olumlu sonuçlara ulaşması, bu davranışların izleyiciler nezdinde kabul edilebilir ve etkili yöntemler olarak algılanmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle medya içeriklerinde yer alan şiddet unsurlarının çocuk ve gençler üzerindeki etkileri uzun yıllardır iletişim araştırmalarının temel inceleme alanlarından birini oluşturmaktadır.
İletişim ve suç araştırmacılarının üzerinde durdukları önemli konulardan birisi, televizyondaki şiddetin gerçek hayatta şiddetin açığa çıkmasına veya yaygınlaşmasına katkı sağlayıp sağlamadığı ile ilgilidir. Gerçekleştirilen araştırmaların çok büyük bir kısmında televizyondaki şiddet ile gerçek yaşamdaki şiddet arasında güçlü korelasyon tespit edilmiştir. Bu konuda özellikle kurumsal düzeyde yapılan araştırmalar arasında Ulusal Ruh Sağlığı Ensitüsü’nün raporu ve Amerikan Psikoloji derneği’nin raporları önemlidir. Söz konusu dizi, henüz ilk sahnede yetiştirme yurdundaki bir isyan ile açılışı yapmaktadır. Görevli idarecinin gelmesini talep eden başrol oyuncusunun (Aras) isteği kabul edilir ve neticesinde Bodrum’a nakil isteği de gerçekleşir. Sosyal öğrenme kuramına göre insanlar hayatlarının gidişatında aktif katılımcılardır, çevresel olaylar tarafından yönlendirilen beyin mekanizmalarını sadece seyretmekle yetinen varlıklar değildirler. Duyuşsal, motor ve beyin ile ilgili sistemler, insanların hayatlarına yön ve anlam veren amaçları başarabilmek için kullandıkları araçlardır. Başrol oyuncusunun (Aras) yurtta isyan çıkarması ve sonucunda Bodrum'a nakil talebinin kabul edilmesi (istediğini alması) Sosyal Öğrenme Kuramı'na göre, ekrandaki modelin davranışı ödüllendirildiğinde, izleyicinin bu davranışı performans olarak ortaya koyma ihtimali artmaktadır. Karakterin isyan ederek amacına ulaşması, kural ihlalinin ve şiddet/isyan eyleminin haklı bir gerekçeye dayandırılarak meşrulaştırılmasıdır. Bu durum, izleyici olan gençlerin kendi hayatlarında karşılaştıkları sorunları çözmek için benzer tepkiler (isyan/şiddet) vermelerine yol açabilme ihtimalini artırmaktadır. Söz konusu sahnede, başrol karakterinin kurumsal otoriteye karşı başlattığı isyanın olumlu sonuç doğuracak şekilde kurgulanması, şiddet ve kurallara aykırı davranışların amaçlara ulaşmada etkili bir yöntem olarak sunulmasına neden olmaktadır. Özellikle genç izleyicilerin özdeşleşebileceği bir karakter üzerinden aktarılan bu anlatı, şiddet ve başkaldırı davranışlarını meşrulaştırıcı ve özendirici bir nitelik taşımaktadır.
Televizyonun birey ve toplum üzerindeki etkilerine yönelik olarak hazırlanan çalışmalar, izler kitle arasında kolay etkilenmeleri nedeniyle çocuklar üzerine yoğunlaşsa da medya ve özellikle de televizyon, hazırlanan içerikler aracılığıyla çocukları olduğu kadar yetişkin kategorisinde değerlendirilen bireyleri de etkilemektedir. Bu noktada ister çocuk izleyici olsun isterse yetişkin sınıfında yer alan izleyici kitle olsun, sosyal öğrenme kuramında belirtildiği gibi, “biz diğerlerini gözlemleyerek öğreniriz”. Yani televizyon aracılığıyla izleyiciler kendi tecrübelerinden ziyade gerek haber, gerek spor gerekse televizyon dizileri aracılığıyla sunulan karakterlerin bilgi ve tecrübelerinden faydalanmakta, hatta onları taklit etme yoluyla öğrenme faaliyetini gerçekleştirmektedirler. Bu nedenle televizyon içeriklerinin toplumun her yaş grubunun göz önüne alınarak oluşturulduğu dikkate alındığında izleyiciye sunulan içeriklerin, bireylerin tutum ve davranışlarında değişimler yaratması kaçınılmazdır. Dizide yer alan bir diğer sahnede, kendilerine sınavda kopya veremeyen öğrenci, yeterince yüksek not alamadıkları gerekçesiyle okul içerisinde arkadaşları tarafından kafasına çuval geçirilerek bir odaya götürülür ve burada mağdur öğrenci zorbalığa maruz kalmaktadır. Zorbalık, güçsüz olana karşı fiziksel, sosyal ve psikolojik açıdan acı çektirme ve zarar verme eylemidir. Gençler üzerinde duygusal ve davranışsal etkileri olan televizyon şiddetinin kısa ve uzun dönemli sonuçları arasında sapmaya veya anti-sosyal davranışa neden olma ve bu davranışları model alma bulunmaktadır. Ayrıca, akran zorbalığının mağdur üzerinde oluşturduğu fiziksel ve psikolojik etkiler gösterilmeksizin, olayın dramatik hikâyenin olağan bir unsuru şeklinde sunulması, zorbalığın sıradanlaştırılmasına ve kanıksatılmasına yol açabilecek niteliktedir. Özellikle okul çağındaki çocuk ve gençlerin yoğun olarak ekran başında bulunduğu bir zaman diliminde yayınlanan bu tür sahnelerin olumsuz örnek oluşturabileceği değerlendirilmektedir.
Medyaya düşen en önemli görev yaptığı yayınlarda, programlarda ve reklamlarda çocukla ilgili olsun veya olmasın yer verdiği her olay, hikâye, görüntü ve anlatıda öncelikle bunların ne kadar ses getireceğini ve bunlardan ne kadar kâr edeceğini değil çocuğun haklarını ön plana çıkarmak zorundadır. “Medyanın çocukların zihin evrenlerinin gelişmesindeki etkisi oldukça önemlidir. Ergenlik yaşına gelinceye kadar çocukların zihinsel, bedensel ve psikolojik gelişmelerinden ebeveynler sorumludur. Ayrıca toplumun sahip olduğu kurumlar da her çocuğun hakkı olan hem zihinsel hem de fiziksel olarak en iyi koşullarda büyüme ve gelişme hakkının korunmasından sorumludur. Medya, toplumsal bir kurum olarak farklı nedenlerle ortaya çıkan çocuk haklarına yönelik ihlallere dikkati çekmekle sorumludur”.
Günümüzde kitle iletişim araçlarının, özellikle de televizyonun, bireylerin düşünce ve davranışlarını önemli derecede etkileyen ve yönlendiren bir güç olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Televizyon, toplumsallaşma sürecinin en dinamik ve yoğun dönemini yaşayan ergenler ve gençler için dünyayı anlamlandırmada başat bir role sahiptir. Dizinin; “Pardon Hocam!-Yerine oturabileceğini söylemedim.-Hocam ben kardeşimi okula bıraktım da o yüzden geç kaldım çok pardon.-Tamam da o senin sorunun. Benim dersime öyle elini kolunu sallayarak giremezsin.-Dersinize girebilmek için ne yapmam gerekiyor Hocam.-Önce o pardon kelimesini lügatinden çıkarman gerekiyor. Şu anda Fransızca dersinde değiliz. Çık dışarı.-Niye ya?-Sen bana soru soramazsın çık dışarı.-Sordum ama-Ukalalık yapma çık dışarı.-Hocam özür diledim işte ya. Noluyo yani?-Bak sabrımı taşırıyorsun çık.-Ya yeter hoca. Özür diledi işte ne yapmasını istiyorsunuz tatmin olmak için ayağınıza mı kapansın yani.-O nasıl söz öyle sen benimle nasıl konuşuyorsun?-Türkçe konuşuyorum Fransızca dersi değil ya. (Burada sınıftakilerden ooo, vay be gibi takdir ve şaşırma nidaları yükselir).-Ukala herif sen var ya bu okulda üç gün bile barınamazsın. Yazık! Ananız babanız da sizden bir halt olacak diye bekliyor.-Benden beklentisi olan kimse yok merak etmeyin.-Seni de dersimde istemiyorum. Çık çık dışarı çıkın ikinizde.-Çıkarız başka türlü tatmin olmayacaksınız.” şeklinde diyaloglara yer verilen sahnesinde, gençlerin sınıfta öğretmenleri ile olan iletişim biçimlerinin dizinin hedef kitlesi tarafından yanlış değerlendirilip yorumlanma ihtimali kuvvetle muhtemeldir. Ek olarak, ilgili sahnede öğretmene yönelik saygısız ve meydan okuyucu tavrın sınıf içerisindeki diğer öğrenciler tarafından takdir edilmesi ve alkışlayıcı tepkilerle desteklenmesi, otoriteye karşı uygunsuz davranışların olumlu ve kabul edilebilir bir tutum olarak sunulmasına yol açmaktadır. Bu durumun özellikle çocuk ve genç izleyiciler bakımından yanlış rol model oluşturma riski taşıdığı değerlendirilmektedir.
20. yüzyılın başlarından itibaren kitle iletişim alanında yapılan çalışmalar 1970’lere gelindiğinde Yetiştirme Kuramı’nın da dâhil olduğu kültürel ve eleştirel yaklaşımlar, kitle iletişim araçlarını uzun vadeli etkileri ve ideolojik yapıların yeniden üretimi bağlamında ele alınmaya başlamıştır. Yetiştirme Kuramı, kitle iletişim araçlarının, özellikle televizyonun, bireylerin toplumsal gerçeklik algılarını uzun vadeli, dolaylı ve birikimli biçimde nasıl şekillendirdiğini açıklayan eleştirel bir iletişim kuramıdır. 1960’ların ortalarında başlatılan Kültürel Göstergeler Projesi kapsamında geliştirilen bu kuram, televizyonun yalnızca bilgi ve eğlence sunan bir araç değil, aynı zamanda kültürel değerlerin, normların, tutumların ve davranış kalıplarının yeniden üretildiği merkezi bir toplumsal kurum olduğunu savunur. Dizinin diğer bir sahnesinde arkadaşı Şebnem’in eşiyle yasak ilişki yaşayan Nuray, Hakan’a ondan hamile olduğunu haber vermeye gelir. Konuştukları esnada Şebnem oraya gelir ve Nuray, Şebnem'e görünmemek için masanın altına saklanır. Dizide yer verilen aldatma sahneleri, ailenin temel taşı olan güven ve sadakat kavramlarını bir "dramatik çatışma" aracı olarak basitleştirerek, ahlaki sınırların esnetilmesine zemin hazırlamaktadır. Aile yapısının bir parçası olan sadakatin, şantaj ve entrika gibi suç teşkil eden unsurlarla birleştirilerek ekrana taşınması, aile mahremiyetini istismar etmekte ve çocuk/genç izleyicilerin aile kurumuna yönelik güven algısını sarsmaktadır. Bu tür içeriklerin kurgusal bir atmosferde "sıradan bir olay" gibi sunulması çocuk ve gençlerin olumsuz etkilenmesine neden olmaktadır. Yayıncılık etiği açısından bakıldığında, aldatmanın vaka-ı adiyeden sayılarak senaryoların bu şekilde kurgulanması, izleyicinin bu tür davranış kalıplarını normalleştirmesine ve değerler sisteminin tahrip edilmesine yol açan bir yayıncılık kusuru olduğu değerlendirilmektedir.
Kitle iletişim araçlarının genç suçluluğu üzerindeki etkilerini kısaca; suçun nasıl işleneceğini öğretmek, suçu sıradan bir faaliyet olarak göstermek, suçluyu sempatik bir kişi olarak sunmak, suçun reklamını yapmak, polisi ve adalet mekanizmasını gülünç şekillerde göstermek şeklinde sıralayabiliriz. Dizide yer alan bir başka sahnede henüz reşit olmayan ve ehliyeti de olmayan çocuklar araç kullanırken polis çevirmesine yakalanır ve daha sonra polisten kaçmaya çalışırlar. Sahnede henüz reşit olmayan çocukların ehliyetsiz araç kullanmaları ve kolluk kuvvetlerinden kaçmaya çalışmaları, hukuka aykırı davranışların heyecan ve macera unsuru içerisinde sunulmasına neden olmaktadır. Karakterlerin bu eylemler nedeniyle derhal ve görünür bir yaptırımla karşılaşmaması ise söz konusu davranışların normalleştirilmesi ve genç izleyiciler açısından özendirici hale gelmesi riskini artırmaktadır.
Televizyon haberleri, yarışma programları ve dizi filmler hatta canlı yayınlanan spor müsabakalarında yer alan şiddet içerikleri, izleyicilerin karakterle özdeşleşmesi sonucu şiddetin öğrenilmesi ve taklit yoluyla aynı veya benzer eylemin gerçekleştirilmesinin yanı sıra toplumda şiddete karşı duyarsızlaşma ve şiddetin modern yaşamın zorunlu bir parçası olarak görülmesine neden olmaktadır. Günümüzde de içerikleriyle dikkat çeken televizyon dizileri ise söz konusu etkilerin en yoğun hissedildiği yapımlardır. Bir diğer sahnede üç çocuğun diğer bir sınıf arkadaşını dövdüğü sahne yer almaktadır. (Burada kavga sahnesi açıkça gösterilmemiş başlangıcına yer verilip sonunda darp edilip yerde kaldığı görüntüye geçilmiştir. İlgili sahnede uygulanan şiddet açıkça gösterilmese de sonucundan anlaşılacağı üzere burada da bir başka zorbalık durumu söz konusudur. Yapılan pek çok araştırma, televizyonda sergilenen saldırgan ve şiddet içerikli görüntülerin gençlerin ruh sağlığı üzerinde ciddi hasarlara yol açtığını ve toplumsal ilişkilerde zorbalığı ön plana çıkardığını belirtmektedir. Gençlerin sıklıkla şiddet ve saldırgan içerikli görüntülere maruz kalmaları, onlarda zaman içerisinde güçlünün daima haklı olduğu yönünde bir düşüncenin gelişmesine neden olabilir. Gençlerde bu tarz bir anlayışın oluşmasının, demokratik toplum yapısına vereceği zararlar açısından düşünüldüğünde durumun ciddiyeti bir o kadar daha iyi anlaşılmaktadır. Bu nedenle yetkililerin, durumun ciddiyetini göz ardı etmeyerek televizyondaki yayın içeriğiyle ilgili daha seçici ve dikkatli olmaları gerekmektedir.
Medyada gösterilen şiddet başta çocuklar ve gençler olmak üzere tüm insanlar için normal hâle gelmiş olup, başta çocuklar olmak üzere insanlarda saldırgan davranışlar, güvensizlik, öfke ve korku gibi duygular yaratabilmektedir. Medyadaki şiddet, özellikle zihinsel, bedensel ve psikolojik gelişimlerini tamamlamamış çocuk ve ergenlere zarar verebilmektedir. Medya aracılığı ile görünür hâle gelen ve etkisi artan şiddet olguları çocukların kişilik gelişimlerini etkilemekte, şiddeti normalleştirmelerine ve duyarsızlaşmalarına neden olabilmektedir. Bu sebeple medyada yer alan cinsel şiddet ve istismar haberleri uzmanlar tarafından belirlenen kriterlere göre yapılmalıdır. Medyanın kullandığı dil, üslup ve görsel içeriklere denetleme getirilmelidir. Birinci bölümün sonunda başroldeki iki rakip karakterin kavga ettiği ve Teoman’ın Aras’ı bıçakladığı sahne ile bölüm bitmektedir. Özellikle bölüm finalinin bıçaklama sahnesi üzerine kurulmuş olması, şiddetin dramatik gerilim unsuru olarak yüceltilmesine ve izleyicinin dikkatini şiddet üzerinden canlı tutmaya yönelik bir anlatım tercihine işaret etmektedir. Şiddetin bu şekilde hikâyenin merkezine yerleştirilmesi, şiddetin kanıksanmasına ve olağan bir çatışma çözüm yöntemi olarak algılanmasına katkı sağlayabilecek niteliktedir. Televizyondaki şiddet sunumlarına maruz kalmak, izleyicilerde uzun dönemde şiddete karşı duyarsızlaşmaya yol açmaktadır. Şiddet olaylarının ekranda sıkça tekrarlanması, olayın kanıksanmasına ve şiddetin gençliğin zorunlu bir parçası gibi algılanmasına neden olabilmektedir. Özellikle kavganın veya darp edilmenin sonuçlarından ziyade, rekabetin şiddetle (bıçaklama) çözülmesinin gösterilmesi, gerçek hayatta da şiddetin bir problem çözme aracı olarak görülmeye başlanması riskini taşımaktadır. Medya ürünleri çocuklar hedeflenerek hazırlanmış olabilir, ancak kamusal alan açıktır ve etkileri kalıcıdır. “Çocuklar taklit ve özdeşim yoluyla gördüklerini ve yaşadıklarını içselleştirirken bir yandan da bu medya ürünlerini örnek olarak alıp içselleştirebilirler. Eğer beğeni düzeyi, ahlaksal sorumluluk sınırlarında ve yüksek kültür düzeyinde tutulur ise ruhsal ve toplumsal sağlık kavramlarının da paralel gelişiminden söz edebiliriz. Türkiye nüfusunun üçte ikisini çocuk ve gençlerin oluşturduğu gerçeği medya kullanımında çocukların unutulmaması gereğini sayısal olarak göstermektedir. Kitle iletişim araçları çocukların kimlik gelişimlerini etkileyerek ahlaki değerlerin yanlış şemalandırılmasına fırsat verebilmektedir. Bilişsel ve duygusal olarak her türlü uyarana açık olan çocuk karmaşık ve anlamadığı uyaranlarla kafasını karıştırmakta ve bilişsel toplumsal ve duygusal gelişimleri zarar görebilmektedir”.
Dizinin ikinci bölümünde yer alan bir diğer sahnede ise, bir yanlış anlama sonucunda oğluna öfkelenen Hakan isimli karakterin, Teoman'ı karanlık bir odadaki dolaba kilitleyerek eziyet ettiği görülmektedir. Çocuğun korku ve çaresizlik içerisinde bırakıldığı bu sahne, ebeveyn tarafından uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddet niteliği taşımaktadır. Çocukların disiplin amacıyla korkutulması, kapalı bir yere hapsedilmesi ve cezalandırılması şeklindeki davranışların dramatik anlatının bir parçası olarak ekrana taşınması, aile içi şiddetin ve çocuk istismarının sıradanlaşması riskini de beraberinde taşımaktadır. Özellikle ebeveyn figürünün otorite sahibi bir karakter olarak sunulduğu bu tür sahneler, çocuklara yönelik baskıcı ve şiddet içerin disiplin yöntemlerinin meşru ve kabul edilebilir uygulamalar olarak algılanmasına yol açabilecek nitelikte olduğu düşünülmektedir. Çocuklar, dünyayı ve güven kavramını büyük ölçüde anne-baba figürleri üzerinden anlamlandırdıkları için, dizideki bu tür bir şiddet ve çaresizlik anının onların temel güven duygusunu zedeleyebileceği ortadadır. Ekrandaki çocuğun (Teoman) yaşadığı korku ve endişe, bu sahneyi izleyen çocukta somut bir güvensizlik hissine dönüşerek kaygı seviyesinin yükselmesine neden olarak ve psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyebilecektir.
Çocuk hakları konusunda kamuoyunda farkındalık yaratılması açısından kitle iletişim araçları önemlidir. Tıpkı toplumdaki diğer kurumlar gibi medya da çocuk haklarının korunmasına ve bu hakların geliştirilmesine destek olmaktadır. Bu anlamda, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS), medyanın çocuk hakları konusundaki sorumluluğunu nasıl yerine getirebileceği hususunda temel prensipleri ortaya koymaktadır. ÇHS’nin 12. maddesi, çocuklara kendileriyle ilgili konularda görüş bildirme hakkını tanır. 13. maddede yer alan “Bu hak, ülke sınırları ile bağlı olmaksızın; yazılı, sözlü, basılı, sanatsal biçimde veya çocuğun seçeceği başka bir araçla her türlü haber ve düşüncelerin elde edilmesi ve verilmesi özgürlüğü içerir” ifadesi ise çocukların düşünce özgürlüğü konusuna düzenleme getirmiştir. Söz konusu maddeyle, medyada çocukların sesinin daha fazla duyulmasının desteklenmesine ilişkin açık bir mesaj verilmektedir. Sözleşmeye Taraf Devletler, kitle iletişim araçlarının önemini kabul ederek çocuğun; özellikle toplumsal, ruhsal ve ahlaki esenliği ile bedensel ve zihinsel sağlığını geliştirmeye yönelik çeşitli ulusal ve uluslararası kaynaklardan bilgi ve belge edinmesini sağlarlar. Sözleşme’nin 17. maddesine göre çocukların bilgi ihtiyaçlarının karşılanması ve çocukların zararlı maddelerden korunması için bilgiye erişim hakkının korunması gerekmektedir. Bu amaçla medyanın çocukların dilsel, bilişsel ve duygusal gelişimlerine, kültürel değerlere saygılarına, kişilik ve becerilerinin gelişmesine özen göstermesi ve onları çocuğun iyiliğine zarar verebilecek bilgi ve belgelerden koruması gerekir. Çocuklarla ilgili bütün eylemler çocuğun yüksek yararını tam olarak gözetmelidir ilkesi çerçevesinde, istisnasız bütün çocuklar için geçerli olan sözleşmede yer alan haklar kitle iletişim araçlarında çocuğun nasıl yer alması gerektiğini noktasında bir anahtar olarak ele alınmalıdır.
Sınır Tanımayan Televizyon Direktifi’nin “Çocukların Korunması ve Kamu Düzeni” başlığı altındaki 5. bölümünün 22. madde ve 22a ve 22b paragrafları, ayrıntılı bir biçimde çocukların televizyon yayınlarından korunmasına ilişkin ilkeleri ve alınması gerekli önlemleri belirtir. 22. madde, üye ülkeleri çocukların fiziksel, zihinsel ve moral gelişmelerinde ciddi ve olumsuz etkiler bırakacak ve özellikle pornografi ve nedensiz şiddeti içerecek yayınların yer almamasına ilişkin önlemler almakla yükümlü kılmıştır. Bu tür önlemler yalnızca çocuklara yönelik yayınlarla kısıtlanmamış, aynı zamanda genel izleyiciye yönelik programların içeriğinin de çocukları koruyucu nitelikte olmasına dikkat çekilmiştir. Bu tür programlar, çocukların yayın akışı içinde normal olarak erişemeyecekleri bir saatte, ya da herhangi bir teknik engelleme yoluna başvurarak yayınlanmalıdır. Bunun yanında bu tür yayınların şifresiz yayınlanması hâlinde, üye devletler, bu programlardan önce sesli bir uyarının yapılmasını, ya da yayın süresince görsel bir sembolle tanımlanmasını sağlamakla yükümlü kılınmıştır.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından 2014 yılında, çocukların medyadan korunmasına ve çocukların medyada nasıl yer alması gerektiğine yönelik Yayın İlkeleri Rehberi hazırlanmıştır. Rehberde yer alan “Çocukların Korunması” başlığı altında; “Medya hizmet sağlayıcıları editoryal bağımsızlık haklarını kullanırken toplumun hassas kesimlerini koruma sorumluluğu ile hareket etmesi, çocukların ekran başında olabileceği zaman diliminde yayınlanan haber bültenlerinin kullandığı dil ve görüntülerde dikkatli ve özenli davranması, çocukların başlarına gelen trajik olayları konu edinen haberlerde çocuğun katılımı istenmemesi ve bu içerikteki haberlerde çocuklarla röportaj yapılmaması, suçla ilişkili çocukların ilgili haberlerde isimleri ve yüzlerinin gizli tutulması, haberde bahsi geçen olayın tek şahidi çocuk ise gerekli hususlar göz önünde bulundurularak görüşme yapılması, çocuklara sorulan soruların yaşlarına uygun bir biçimde olması, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilecek türde içeriğin yayınlanmaması ve olumsuz etkileyen programlarından da koruyucu sembollerle uygun zaman diliminde yayınlanması, çocuk ve gençleri koruma ve bilgilendirme sistemi olarak geliştirilen koruyucu sembol sisteminin kullanılması, çocukların katıldıkları onlara yönelik programlar, yarışmalar veya ödül programları gibi yayınlarda çocuklara karşı yaşlarına uygun davranılması” gibi hususların anlatıldığı ilkeler yer almaktadır.
Medyada şiddetin normalmiş gibi yayılması, çocukların davranışlarını etkileyerek saldırgan davranışlarını arttırabilir ve yaşadığı dünyaya karşı korku ve kaygı yaratabilir. Ayrıca normal gibi sunulan şiddet eylemleri çocuğu duyarsızlaştırabilir, şiddeti günlük bir olay hâline getirebilir ve çatışmaları çözmek için şiddete başvurulmasına yol açabilir. Çocukların televizyonda gördükleri alkol, sigara ve madde kullanımı, her türlü ayırımcılık, suç davranışları, kaba ve küfürlü konuşmalar; özellikle çocuk ve gençlerin önem verdikleri ve beğendikleri karakterler tarafından sergileniyorsa taklit edilme oranları artmaktadır. Kuralları temsil eden öğretmene karşı saygısızlık ve doğru olanı yapan (kopya vermeyen) öğrencinin cezalandırılması, televizyonun anti-sosyal davranışları sıradan bir faaliyet olarak gösterme ve model sunma işlevine bir örnektir.
Yukarıda yer verilen açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde, ihlale konu dizinin geneline yayılan şiddet unsurlarının, karakterler arasındaki çatışmaların çözümü için temel bir yöntem olarak sunulduğu ve bu durumun izleyicide şiddeti kanıksama eğilimini güçlendirdiği, kurgusal bir yapım olmasına rağmen dizideki şiddet, işkence ve intikam odaklı görsel anlatımın toplumda bir karşılık bulabileceği, bu sahnelerin özellikle gençler üzerinde rol model oluşturma, şiddeti meşrulaştırma ve gerçek hayatta taklit edilme riskini beraberinde getirdiği, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel ve ahlaki gelişimleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilecek bu tür içeriklerin, şiddeti olağanlaştıran ve yöntem öğretici bir nitelik taşıdığı, söz konusu yayınların izleyicilerin şiddeti normalleştirmesine ve içselleştirmesine yol açabileceğinden hareketle yayın kuruluşlarının "çocuğun yüksek yararı" ilkesi ve kamusal sorumluluk bilinci çerçevesinde daha seçici ve denetleyici bir yayın politikası izlemesi gerektiği hususu dikkate alındığında dizinin henüz ilk iki bölümünde yer verilen mezkur sahnelerdeki akran zorbalığı, fiziksel saldırı, bıçaklama, ehliyetsiz araç kullanımı, polisten kaçma, otoriteye karşı saygısızlığın teşvik edilmesi ve aile kurumunu zedeleyen ilişkiler gibi unsurların tekrar eden biçimde ekrana taşınmasının önemli bir bölümünün genç karakterler aracılığıyla aktarılması, çocuk ve genç izleyicilerin karakterlerle özdeşleşme ihtimalini artırmakta; bu durum ise şiddetin ve hukuka aykırı davranışların normalleştirilmesi riskini beraberinde getirmekle birlikte mezkur dizinin korumalı saatler olarak nitelenen, çocukların ve gençlerin yayınları izleme ve dinleme olasılığının muhtemel olduğu zaman diliminde (20:00) yayınlandığı dikkate alındığında, söz konusu içeriklerin çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır.
Bu nedenle mezkur yayında, 6112 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin ikinci fıkrasının ihlal edildiği sabit görülmüştür.
Bu itibarla;
6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Radyo ve televizyon yayın hizmetlerinde, çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlakî gelişimine zarar verebilecek türde içerik taşıyan programlar bunların izleyebileceği zaman dilimlerinde ve koruyucu sembol kullanılsa dahi yayınlanamaz." ilkesinin ihlali nedeniyle,
6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “8 inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir.” hükmü uyarınca idari para cezası uygulanması gerektiği,
a) İhlalin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı göz önünde bulundurularak, ihlalin tespit edildiği tarihi itibariyle kuruluşun Nisan 2026 ayına ait ticari iletişim gelir beyanının 630.297.947,15 Türk Lirası olduğu değerlendirilerek, yüzde bir oranı (%1) 6.302.979,00 TL İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASINA,
b) İdari para cezasının tebliğinden itibaren bir ay içerisinde, Üst Kurulun T.C. Ziraat Bankası Radyo ve Televizyon Üst Kurulu Tek İdare Tahsilat Alt Hesabı TR46 0001 0017 6200 9999 9955 88 no’lu hesabına “6112 sayılı kanunun 32’nci maddesine göre ödenen para cezasıdır” şerhiyle ödenmesi gerektiğinin veya 6112 sayılı kanunun 32’nci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca, tebliğden itibaren en geç onbeş gün içerisinde Ankara İdare Mahkemelerinde dava açılabileceğinin, aynı maddenin 11’inci fıkrası uyarınca 1 ay içerisinde peşin ödeme yapılması halinde, 5326 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca cezanın dörtte üçünün tahsil edileceğinin ve taksitlendirme talebinde bulunulabileceğinin, peşin ödemenin kanun yoluna müracaat hakkını engellemeyeceğinin, en geç 1 aylık süre içerisinde ödenmeyen idari para cezasının, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairesine gönderileceğinin bildirilmesine,
c) 6112 sayılı Kanun'un 32’nci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ (…) 8’inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentleri dışındaki bentlerini, aynı maddenin ikinci fıkrasını ve bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümlerinden herhangi birini yaptırım kararının tebliğinden itibaren bir yıl içinde yirmiden fazla ihlal eden medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayını beş güne kadar durdurulur. Bir yıl içinde aynı ihlalin tekrarı halinde, medya hizmet sağlayıcı kuruluşun yayınının beş günden on güne kadar durdurulmasına; ihlalin ikinci tekrarı halinde ise yayın lisansının iptaline karar verilir...” hükmü uyarınca işlem tesis edileceği hususunun yapılacak tebligatta bildirilmesine,
Oy birliği ile karar verildi.