AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 58125/09
Meltem ŞAHİN (KELEŞ)/TÜRKİYE
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 16 Mart 2021 tarihinde, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Yukarıda belirtilen 26 Ekim 2009 tarihli başvuruyu ve
Davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Meltem Şahin (Keleş) Türk vatandaşı olup, 1980 doğumludur ve Antalya’da ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Eskişehir Barosuna bağlı Avukat A. Çuvalcı tarafından temsil edilmiştir.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Mevcut başvurunun (58125/09 no.lu başvuru) konusu olan olay ve olgular, başvuranın aday öğretmenlik döneminde olduğu sırada Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kamu görevinden çıkarılmasıyla ilgilidir. Başvuranın görevden çıkarılması iki gerekçeye dayandırılmıştır: başvuranın, amirinden izni almaksızın görev yerinde bulunmaması ve İstanbul’da 20 Kasım 2000 tarihinde bir polis karakoluna yapılan bombalı saldırıyı düzenlediği gerekçesiyle güvenlik güçleri tarafından öldürülen, MLKP (Marksist Leninist Komünist Parti) terör örgütü üyesi olan bir teröristin anma törenine katıldığı iddiası.İdari SoruşturmaMilli Eğitim Bakanlığı Müfettişleri Tarafından Yürütülen İdari Soruşturma
4. Milli Eğitim Bakanlığı, 5 Ocak 2006 tarihinde, başvurana isnat edilen yukarıda belirtilen fiillerden ilgili hakkında idari soruşturma başlatılmasına izin vermiştir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından soruşturmaya atanan müfettişler, başvuranın ihtilaf konusu anma törenine katıldığını tespit etmişlerdir. Müfettişler, başvuranın ikamet adresinin Bilecik olduğunu ve amirlerinin iznini almaksızın Eskişehir’e gittiğini tespit etmişlerdir. Bilecik’te bir okulda aday öğretmen olarak görevli olan başvuran ayrıca, 20 Kasım 2005 tarihinde Eskişehir’de düzenlenen, MLKP (Marksist Leninist Komünist Parti) terör örgütü üyesi bir kişiyi anma törenine katılmıştır. Bu örgüt üyesi, İstanbul’da bir polis karakoluna bombalı saldırı düzenlemeye çalıştığı sırada güvenlik güçleri tarafından öldürülmüştür. Bu soruşturma sırasında, müfettişler, özellikle farklı tanıkların ve başvuranın ifadelerini alarak araştırmalar yapmışlardır.
5. Müfettişler, 27 Ocak 2006 tarihinde başvuranın, söz konusu anma törenine katılmasıyla ilgili ifadesini almışlardır. Başvuran, 19 ve 20 Kasım 2005 tarihlerinde Eskişehir’e değil, annesiyle birlikte Bilecik’e gittiğini belirtmiştir. Başvuran, amirinin izin vermeyeceğini düşünerek, izin istememiştir. Son olarak, 2 Aralık 2005 tarihinde, Bilecik Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından da başvuranın ifadesi alınmıştır. Başvuran bu törene katılmadığını ve video kayıtlarında teşhis edilen kişi ile kendisi arasında bir benzerlik olsa da, o kişinin kendisi olmadığını yinelemiştir. Başvuran ayrıca, “Atılım” gazetesi için makale yamadığını ileri sürmüştür. Başvuran, MLKP örgütü üyesi olmadığını ve bu örgüt adına düzenlenen herhangi bir faaliyete katılmadığını belirtmiştir.
6. Müfettişlerin 30 Ocak 2006 tarihli talebi üzerine, Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı kriminal laboratuvar, 10 Şubat 2006 tarihinde, başvuranın ve el konulan video kayıtlarında teşhis edilen kişinin fotoğraflarını karşılaştırmıştır. Laboratuvar, yüz, baş, kirpik, göz, çene ve yanakların genel anatomisini dikkate alarak, başvuranın fotoğrafı ile video kaydında yer alan kişi arasında benzerlikler bulunduğu kanaatine varmıştır. İncelenen fotoğrafların aynı kişiye ait olduğu sonucuna varılmıştır.
7. Milli Eğitim Bakanlığı müfettişleri, 14 Şubat 2006 tarihinde, başvuran hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin raporu sunmuşlardır. Müfettişler raporlarında, başvurana isnat edilen iddiaların, yani ihtilaf konusu anma törenine katılmasının ve amirinin izni bulunmaksızın görev yerinde bulunmamasının, gerçek olduğu sonucuna varmışlardır. Dolayısıyla müfettişler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesi gereğince, başvuranın kamu görevinden çıkarılarak, aday öğretmenlik sürecine son verilmesinin uygun olduğu kanaatine varmışlardır. Müfettişler ayrıca, Bilecik Cumhuriyet savcısı tarafından başvuran hakkında açılan ceza soruşturması dosyasının, kendi incelemelerinin ardından Eskişehir Cumhuriyet savcısına sevk edildiğini belirtmişlerdir.Başvuranın Görevden Çıkarılması
8. Milli Eğitim Bakanlığının 9 Mart 2006 tarihli kararıyla, müfettişler tarafından düzenlenen 14 Şubat 2006 tarihli rapora ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesine dayanılarak, başvuran aday öğretmenlik sürecinde kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvuran, bu karar tebliğ edildiğinde, Bilecik’te bir okulda 21 Şubat 2005 tarihinden beri aday öğretmenlik sürecindedir.İdare Mahkemesi Önünde Görülen Dava
9. Başvuran, 6 Nisan 2006 tarihinde, Milli Eğitim Bakanlığının 9 Mart 2006 tarihli kararının iptali ile birlikte yürütmenin durdurulması talebiyle, Eskişehir İdare Mahkemesine (“İdare Mahkemesi”) başvurmuştur. Başvuran görevden çıkarılmasının kanuna uygun olmadığını, zira kendisiyle bir ön görüşme yapılmamış olması dolayısıyla usuli gerekliliklere riayet edilmediğini iddia etmiştir. Ayrıca başvuran, görevden çıkarılmasının kanunla öngörülmediğini ve kendisine verilen cezanın, isnat edilen fiillerle orantısız olduğunu ileri sürmüştür.
10. Milli Eğitim Bakanlığı, 31 Mayıs 2006 tarihinde başvurana cevaben görüşlerini sunmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı, başvuran tarafından ileri sürülen iddialara itiraz etmiştir. Bakanlık, 9 Mart 2006 tarihli kararın onaylanmasını talep etmiştir.
11. İdare Mahkemesi, 31 Ekim 2006 tarihinde, görevden çıkarma kararının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesine uygun olduğu gerekçesiyle, başvuranın bütün taleplerini reddetmiştir. İdare Mahkemesi, kararının gerekçe kısmında, video kayıtları, çeşitli delil belgeleri ve ifadesi alınan farklı kişilerin beyanları gibi dosyaya eklenen farklı delil unsurlarını dikkate almıştır. İdare Mahkemesi, başvuranın 20 Kasım 2005 tarihinde, amirlerinden izin almaksızın yasa dışı terör örgütü üyesi olan bir kişinin mezarı başında düzenlenen anma törenine katılmak amacıyla Eskişehir’e gitmek için görevli olduğu şehri terk ettiği sonucuna varmıştır.
12. Danıştay, 28 Nisan 2009 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir. Bu karar, 29 Mayıs 2009 tarihinde başvurana tebliğ edilmiş ve kesinleşmiştir.Ceza Soruşturması
13. Bilecik Cumhuriyet savcısı tarafından ihtilaf konusu anma törenine katıldığı gerekçesiyle başvuran hakkında açılan ceza soruşturması dosyası, Eskişehir Cumhuriyet savcısına sevk edilmiştir.
14. Başvuran Bilecik Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine verdiği 2 Aralık 2005 tarihli ifadesinde, 20 Kasım 2005 tarihli olaya katıldığı iddialarını tamamen reddederek, Eskişehir’e annesiyle birlikte, orada eğitim gören kardeşini ziyaret etmek amacıyla gittiğini beyan etmiştir.
15. Eskişehir Cumhuriyet savcısı, 12 Ekim 2006 tarihinde, başvuran ve diğer on beş kişi hakkında, 20 Kasım 2005 tarihinde MLKP terör örgütü üyesi olan bir kişiyi anma törenine katıldıkları gerekçesiyle, Eskişehir Asliye Ceza Mahkemesi önünde suçun ve suçlunun övülmesi suçundan ceza davası açmıştır.
16. Eskişehir Asliye Ceza Mahkemesi, 19 Aralık 2008 tarihinde, başvuran ve diğer sanıkların davranışlarının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ile belirlendiği şekliyle ifade özgürlüğü hakkının kullanımının ötesine geçmediği gerekçesiyle, ilgililerin beraatına karar vermiştir. Asliye Ceza Mahkemesi ayrıca, ilgililere isnat edilen suçu oluşturan unsurların bir araya gelmediğini tespit etmiştir.İlgili İç Hukuk Kuralları ve UygulamasıAnayasa
17. Anayasa’nın 42. maddesinin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir:
II. Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi
Madde 42
“ Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.
Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.
(...)
Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.
(...) ”657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu
18. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun somut olayla ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Tarafsızlık ve devlete bağlılık:
Madde 7
Devlet memurları siyasi partiye üye olamazlar, herhangi bir siyasi parti, kişi veya zümrenin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar; görevlerini yerine getirirlerken dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep gibi ayırım yapamazlar; hiçbir şekilde siyasi ve ideolojik amaçlı beyanda ve eylemde bulunamazlar ve bu eylemlere katılamazlar.
Devlet memurları her durumda Devletin menfaatlerini korumak mecburiyetindedirler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına ve kanunlarına aykırı olan, memleketin bağımsızlığını ve bütünlüğünü bozan Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğini tehlikeye düşüren herhangi bir faaliyette bulunamazlar. Aynı nitelikte faaliyet gösteren herhangi bir harekete, gruplaşmaya, teşekküle veya derneğe katılamazlar, bunlara yardım edemezler, ”
Genel ve özel şartlar:
Madde 48
“ Devlet memurluğuna alınacaklarda aşağıdaki genel ve özel şartlar aranır.
A) Genel şartlar:
(...)
5. (...) kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına (...) devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlardan mahkûm olmamak. ”
Adaylık devresi içinde göreve son verme
Madde 56 § 1
“ (...) Adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanlarla adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları, göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişkileri kesilir. ”
İkamet mecburiyeti
Ek Geçici Madde 20
(6111 sayılı ve 13 Şubat 2011 tarihli Kanunla kaldırılmıştır)
“ (...)
Devlet memurları, izin günlerinde ikamet ettiği il sınırlarını ancak yetkili amirinin izin vermesi üzerine terk edebilirler. ”1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanun
19. Olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun somut olayla ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:
Genel Amaçlar
Madde 2
“ Türk Milli Eğitiminin genel amacı, Türk Milletinin bütün fertlerini,
1. Atatürk inkılap ve ilkelerine (...) bağlı; (...) insan haklarına ve Anayasanın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getirmiş yurttaşlar olarak yetiştirmek;
(...)
Böylece bir yandan Türk vatandaşlarının ve Türk toplumunun refah ve mutluluğunu artırmak; öte yandan milli birlik ve bütünlük içinde iktisadi, sosyal ve kültürel kalkınmayı desteklemek ve hızlandırmak ve nihayet Türk Milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı, seçkin bir ortağı yapmaktır.
”
Öğretmenlik Mesleği
Madde 43
“ (...) Öğretmenler bu görevlerini Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve temel ilkelerine uygun olarak ifa etmekle yükümlüdürler.
(...) ”Aday memurların yetiştirilmelerine ilişkin yönetmelik
20. Milli Eğitim Bakanlığının, olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan aday memurların yetiştirilmelerine ilişkin genel yönetmeliğinin somut olayla ilgili kısmında 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
Adaylık İçinde Göreve Son Verme
Madde 41
Uzatma süreleri dâhil adaylık eğitimin her bir [devresinde] başarısız olanların; disiplin cezası vermeyi gerektirecek veya memuriyetle bağdaşmayacak durumları tespit edilenlerin 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 56 ve 57 nci maddelerine göre adaylık eğitimlerini sürdürdükleri yerlerdeki (...) amirlerinin teklifi üzerine atamaya yetkili amirin onayı ile memuriyetle ilişkileri kesilir. ”İlgili Danıştay İçtihatları
21. Kamu görevine uygun olmayan davranış ve fiiller sebebiyle Milli Eğitim Bakanlığına bağlı öğretmenlerin görevden çıkarılmasına ilişkin Danıştay içtihatları, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
22. Danıştay, Birgül Özdemir/Milli Eğitim Bakanlığı davasında verdiği kararda (E: 2000/3214, K: 2001/3961, 21/11/2001), 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesine dayanarak, siyasi bir konuşma yaparak, yasa dışı bir örgüt lehinde propaganda yapan, yine aynı yasa dışı örgütün konferansına katılan ve hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde ceza davası açılan bir ilkokul öğretmenin adaylık döneminde görevden çıkarılmasının uygun olduğuna hükmetmiştir.
23. Danıştay, Murat aydın/Milli Eğitim Bakanlığı davasında verdiği kararda (E: 2004/3561, K:2006/2281, 06/06/2006), Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesine dayanarak, bir lise öğretmeninin, yasa dışı bir terör örgütü ile bağlantılı olması sebebiyle adalık sürecinde görevden çıkarılmasına ilişkin kararı onamıştır. Danıştay, bu durumun, ilgilinin memurluk görevine uygun olmayan bir davranış ve fiil teşkil ettiği kanaatine varmıştır.
ŞİKÂYETLER
24. Başvuran, Sözleşme’nin 9 ve 10. maddelerini ileri sürerek, kamu görevinden çıkarılmasının, vicdan özgürlüğü ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
25. Başvuran, Sözleşme’nin 7. maddesini ileri sürerek, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesinin yeterince açık ifadelerle kaleme alınmadığından şikâyet etmekte ve bu hükme dayanılarak görevden çıkarılmasının Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
26. Başvuran, kamu görevinden çıkarılmasının, vicdan özgürlüğü ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir. Başvuran, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesinin yeterince açık ifadelerle kaleme alınmadığını iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, bu hükme dayanılarak görevden çıkarılmasının, Sözleşme’nin 7. maddesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 7, 9 ve 10. maddelerini ileri sürmektedir.
27. Mahkeme, başvuran tarafından ileri sürülen şikâyetlerin sunulma şekli ve özü dikkate alındığında, bu şikâyetleri sadece Sözleşme’nin 10. maddesi açısından inceleyecektir (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Söz konusu hüküm aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. (...)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. ”Kabul Edilebilirlik Hakkında
28. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın, 28 Nisan 2009 tarihli Danıştay kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunmuş olması gerektiğini iddia etmektedir.
29. Başvuran, Hükümetin itirazına karşı çıkmaktadır.
30. Hükümet, başvuranın mağdur sıfatına haiz olmadığına dair ikinci bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın 2016 yılının Şubat ayında öğretmenlik mesleğine geri kabul edildiğini belirtmektedir. Dolayısıyla başvurunun, konu yönünden (rationae materiae) uygun olmadığı gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmelidir.
31. Başvuran, Hükümetin bu itirazına karşı çıkmaktadır. Başvuran, 2006 yılının Mart ayı ile 2016 yılının Şubat ayları arasında kamu görevinden çıkarıldığını ileri sürmektedir.
32. Mahkeme Hükümetin ileri sürdüğü itirazları incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir. Başvurunun, aşağıda belirtilen sebeplerle açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, her hâlükârda kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir (diğer kararlar arasında bk. Kemal Uzan ve diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 18240/03, § 63, 29 Mart 2011 ve Ayaz/Türkiye (k.k.), no. 16959/10, § 20, 8 Eylül 2020).Esas HakkındaÖn Değerlendirmeler
33. Mahkeme mevcut başvurunun konusunun, başvuranın Milli Eğitim Bakanlığının 9 Mart 2006 tarihli kararıyla kamu görevinden çıkarılmasıyla ilgili olduğunu hatırlatmaktadır. Başvuran, söz konusu tarihte, Bilecik’te bir okulda 21 Şubat 2005 tarihinden beri aday öğretmen olarak görev yapmaktaydı. Dolayısıyla başvuran, ilgili iç hukuk kurallarına uygun olarak, henüz öğretmen statüsü kazanmamıştır. Bu görevden çıkarmaya, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından tayin edilen iki müfettişin yürüttüğü idari soruşturma neticesinde karar verilmiştir. Görevden çıkarma kararı, iki gerekçeye dayandırılmıştır: birinci gerekçe, başvuranın, amirinin iznini almaksızın görev yerini terk etmesi, ikinci gerekçe ise başvuranın, bir terör örgütü üyesi için düzenlenen anma törenine katıldığı, bu sırada bir pankart taşıdığı ve bir İnternet sitesinde yazılar yayımladığı iddialarıdır. Mahkeme ayrıca, bu müfettişlerin, başvuranın ihtilaf konusu anma törenine katıldığına ilişkin raporlarında tespit edilen fiilleri yetkili yerel savcılığa ilettiklerini tespit etmektedir.
34. Mahkeme bu sebeplerle, başvurunun Hükümete bildirilmesinden sonra meydana gelen gelişmelere ilişkin olarak taraflarca ibraz edilen bilgileri de kaydetmektedir. Diğer taraftan, başvuran hakkında yasa dışı silahlı bir örgüte ve Ankara’da öğrenci olduğu sırada gerçekleştirilen bir bombalı saldırıya yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle ceza davası açılmıştır. Bu ceza davası, kamu davasının ceza aşımına uğradığı gerekçesiyle 10 Ocak 2012 tarihinde düşürülmüştür. Başvuran ayrıca, kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin karara itiraz etmek için idare mahkemesi önünde başka bir dava başlatmıştır. Bu idari dava sonucunda başvuran, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve başvurusu 29 Eylül 2016 tarihinde reddedilmiştir. Yine taraflarca sunulan bilgilerden başvuranın 2016 yılında kamu görevine iade edildiği anlaşılmaktadır. Başvuran, 2017 yılında yeniden kamu görevinden çıkarılmıştır. Bu gelişmelerin tamamı, başvuran tarafından 21 Mart 2017 yılında yapılan 29496/17 no.lu yeni bir başvurunun konusudur.Mahkemenin DeğerlendirmesiBir Müdahalenin Varlığı Hakkında
35. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne müdahale edilmediğini ileri sürmektedir. Hâlbuki başvuran kamu görevinden çıkarılmış olması sebebiyle ifade özgürlüğü hakkına müdahalede bulunulduğunu ileri sürmektedir.
36. Mahkemeye göre, aday öğretmenlik sürecinde olan başvuranın özellikle bir terör örgütü üyesinin anma törenine katıldığı, bu törende bir pankart taşıdığı ve bir internet sitesinde makaleler yayınladığı iddiasına dayanarak kamu görevinden çıkarılması, ilgili tarafından ifade özgürlüğü hakkının kullanımına yapılan bir müdahale teşkil etmektedir.
37. Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmediği”, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen meşru bir amacı ya da amaçları hedeflemediği ve bu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece, Sözleşme’nin 10. maddesine aykırıdır. Mahkeme, bu koşulları teker teker inceleyecektir.“Kanunla öngörülme”
38. Hükümet, somut olayda müdahaleye dayanak olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesinin dayanak gösterildiğini belirtmektedir. Bu maddenin metni, Mahkeme içtihatları anlamında istenilen öngörülebilirlik kriterlerine uygundur. Resmi Gazete’de yayımlanan bu Kanun, bütün vatandaşların erişimine açıktır. Söz konusu madde, bir devlet memurunun adaylık sürecinde görevden çıkarılmasına ilişkin genel tanımı içermekte ve çerçeveyi belirlemektedir. Ayrıca bu maddeye dayanılarak yapılan her türlü idari işlem, somut olayda olduğu gibi idare mahkemelerinin denetimine tabi tutulur.
39. Başvuran, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesinin öngörülebilir nitelikte olmadığını iddia etmektedir. Başvuran, bu Kanun’un kapsamının ve uygulama koşullarının, kamu görevinden çıkarılmasına sebep olan “kamu görevine uygun olmayan durumlara yol açan eylem ve davranışlarla” ilgili olarak yetersiz olduğunu ileri sürmektedir.
40. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında “kanunla öngörülen” ifadesinin, öncelikle ihtilaf konusu tedbirin iç hukukta hukuki olarak bir dayanağı bulunduğu anlamına geldiğini, ancak bunun aynı zamanda söz konusu kanunun niteliğiyle ilgili olduğunu hatırlatmaktadır: bu ifade, kanunun ilgili kişi için erişilebilir olmasını, ilgili kişi için sonuçların öngörülebilir olmasını ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektirmektedir (Faruk Temel/Türkiye, no. 16853/05, § 47, 1 Şubat 2011).
41. Mahkeme, yerleşik içtihatlarına göre, “kanun” kavramının, “şekli” değil, “esas” anlamda genişletilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Sonuç olarak Mahkeme, bu kavramın, yasama dışı metinler ve bunları yorumlayan içtihatlar da dâhil olmak üzere, yazılı hukuk tarafından oluşturulan bütünü kapsadığını belirtmektedir (Association Ekin/Fransa, no. 39288/98, § 46, AİHM 2001‑VIII).
42. Ayrıca, “kanunla öngörülen” ifadesinden doğan anlamlar arasında şu iki koşul da bulunmaktadır: Öncelikle “kanunun” yeterince erişilebilir olması gerekmektedir: vatandaş, davanın koşullarında, belirli bir duruma uygulanabilir hukuki normlar hakkında yeterli bilgilere sahip olmalıdır. İkinci olarak, bir “kanun”, sadece vatandaşa davranışını düzeltmesine yeterince açıklıkla imkân vermek amacıyla bildirilen bir norm değildir; vatandaşı, gerektiğinde aydınlatılmış tavsiyelerle çevreleyerek, aynı zamanda davanın koşullarında makul bir derecede belirli bir eylemden kaynaklanması muhtemel sonuçları öngörebilmesini sağlamalıdır. Kanunların mutlak bir kesinlikle öngörülebilir olmaları gerekmez: deneyim, onların beklenilenin dışında olduğunu göstermektedir. Ayrıca, kesinlik, son derece arzu edilmesine rağmen, bazen aşırı sertlik ile birlikte gelir; ancak, hukuk değişen koşullara nasıl uyum sağlayacağını bilmelidir. Ayrıca, birçok kanun, zorunlu olarak, yorumlanması ve uygulanması uygulamaya bağlı olan az veya çok belirsiz formüller kullanır (Sunday Times/Birleşik Krallık (no. 1), 26 Nisan 1979, § 49, A Serisi no. 30 ve Karapetyan ve diğerleri/Ermenistan, no. 59001/08, § 39, 17 Kasım 2016).
43. Mahkeme, somut olayda kanunun erişilebilirliğinin sorun teşkil etmediğini tespit etmektedir. Ayrıca, bir memurun aday öğretmenlik sürecinde görevden çıkarılmasına ilişkin gerekçelerle ilgili olarak ulusal idare mahkemeleri tarafından oluşturulmuş yerleşik, açık ve kesin bir içtihat mevcuttur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesini tamamlayan bu içtihat, başvuranın, “kamu görevine uygun olmayan durumlara sebep olan eylem ve davranışlara” ilişkin tutumunu düzeltmesine imkân verecek niteliktedir (benzer bir yaklaşım için bk. yukarıda anılan Association Ekin, § 46).
44. Mahkeme, son olarak, başvuranın, söz konusu kanunun görevden çıkarmaya sebep olabilecek, bir kamu görevlisi tarafından işlenen fiillerin ağırlıklarına göre bir sıralama veya liste içermediği iddiasıyla ilgili olarak, kendisini ulusal mahkemelerin yerine koymanın görevi olmadığını ve iç hukuku yorumlamanın ve uygulamanın öncelikle ulusal makamlara özellikle mahkemelere düştüğünü hatırlatmaktadır. Herhangi bir alanda davalı bir devletin kanun koyucusu tarafından seçilen tekniklerin uygunluğu hakkında karar vermek de Mahkemenin görevi değildir; Mahkemenin görevi, kabul edilen yöntem ve doğurdukları sonuçların Sözleşme’ye uygun olup olmadığını denetlemekle sınırlıdır (Magyar Helsinki Bizottság/Macaristan [BD], no. 18030/11, § 184, 8 Kasım 2016).
45. Bu nedenle, ihtilaf konusu müdahale, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında “kanunla öngörülmüştür”.Meşru bir amacın varlığı hakkında
46. Hükümet müdahalenin kamu düzenini koruma, ulusal güvenliği ve kamu güvenliğini sağlama, toprak bütünlüğünü koruma ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını taşıdığını açıklamaktadır.
47. Başvuran, ihtilaf konusu müdahalenin meşru bir amaç izlemediğini ileri sürerek, Hükümetin iddialarına itiraz etmektedir.
48. Mahkeme, somut olayda müdahalenin, hiç şüphesiz Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında sıralanan amaçlardan birini yani “düzenin korunması ve suçun önlenmesi” veya “ulusal güvenliğin sağlanması” amacını izlediği kanaatindedir.Demokratik bir toplumda gereklilik hakkında
a) Tarafların İddiaları
49. Hükümet, yukarıda anılan Karpetyan ve diğerleri davasına atıfta bulunarak, demokratik bir toplumda tarafsız siyasi düşüncelere sahip olabilmelerinin meşru olduğunu hatırlatmaktadır. Demokratik bir toplumda sadakat, ihtiyat ve tarafsızlık yükümlülüğü, kamu görevlileri için özel bir öneme sahiptir. Hükümet, başvuranın, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir kamu görevlisi olarak, belirli görev ve sorumluluklarının, özellikle görevini yerine getirdiği sırada Milli Eğitim Bakanlığına ve Devlete sadakat yükümlülüğünün bulunduğunu belirtmektedir. Öğretmenlik mesleği, Devlet ve temel ilkeleri tarafından belirlenen milli eğitim amaçlarına uygun şekilde icra edilmesi gereken özel bir meslektir.
50. Başvuran 21 Şubat 2005 tarihinde öğretmen olarak atadığında, adaylık süreci içerisindedir. Başvuran, belirtilen temel amaç ve ilkelere uygun şekilde hareket etmek zorundadır. Adaylık sürecinin amacı, başvuranın, bir taraftan, işgal edilen pozisyon için gerekleri yerine getirip getirmediğini, diğer taraftan da, bir kamu görevlisinin hak ve görevlerinin bilincinde olup olmadığını belirlemektir. Hâlbuki başvuran, adaylık süreci içerisindeyken görevden çıkarılmıştır. Başvuran, yürürlükteki iç hukuk, özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nın adaylık sürecine ilişkin yönetmeliğinin 41. maddesiyle birlikte değerlendirilen 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 7. maddesine uyarınca kendisini Devlete bağlayan özel sadakat ve güven bağını kendi isteğiyle bozmuştur. Ayrıca Hükümet, başvuranın, olayların meydana geldiği dönemde yaşları altı ile on dört arasında olan çocukların eğitim gördüğü ilkokulda öğretmenlik yaptığını vurgulamaktadır.
51. Hükümet, başvuranın katıldığı anma töreninin, güvenlik güçlerine karşı terör nitelikli şiddet eylemleri işleyen MLKP örgütünün bir üyesiyle ilgili olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda Hükümet, 1995 yılının Eylül ayı ile 2004 yılının Temmuz ayı arasında bu örgüt tarafından 778 şiddet eylemi yapıldığını belirtmektedir. Bu eylemler sırasında bir polis memuru ve iki sivil vatandaş öldürülmüştür. Söz konusu örgüt, yirmiden fazla şehirde 252 bombalı saldırı düzenlemiştir.
52. Başvuran, Hükümetin iddialarına karşı çıkmaktadır. Başvuran, 19 ve 20 Kasım 2005 tarihlerinde haftalık tatil zamanında görev yerinde bulunmadığını açıklamaktadır. Başvuran dolayısıyla, Hükümetin iddia ettiği gibi çalışma süresi içerisinde amirinin izni olmaksızın görev yerini terk etmediğini belirtmektedir. Başvuran, Mahkemeye, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 567 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 20. maddesinin artık yürürlükten kaldırıldığını bildirmektedir. Bu sebeple, başvuran, Hükümetin müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğuna ve zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladığına dair iddialarına itiraz etmektedir. Başvuran, 20 Kasım 2005 tarihinde düzenlenen eyleme on altı kişinin katıldığını belirtmektedir. Ayrıca söz konusu eylemde atılan sloganların, şiddete veya başkaldırıya teşvik etmediğini ileri sürmektedir. Söz konusu sloganlar sol yanlısı ve basmakalıp ifadelerdir.
b) Mahkemenin Değerlendirmesi
53. Mahkeme, devlet memurlarıyla ilgili olarak Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin içtihatlarından doğan ve Mahi/Belçika ((k.k.), no. 57462/19, §§ 28-32, 7 Temmuz 2020) davasında özetlenen ilgili genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
54. Her ne kadar Mahkeme içtihatlarında, demokratik bir toplumda ifade özgürlüğünün seçkin ve asli niteliğine yer verilmişse de (diğerleri arasında bk. Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, § 49, A Serisi no. 24, Lingens/Avusturya, 8 Temmuz 1986, § 41, A Serisi no. 13 ve Jersild/Danimarka, 23 Eylül 1994, § 31, A Serisi no. 298), yine de bu özgürlüğün sınırlarını da belirlemiştir.
55. Mahkeme, 10. maddenin sağladığı korumanın, genel olarak mesleki çevreyi ve özel olarak memurları da kapsadığını hatırlatmaktadır (Vogt/Almanya, 26 Eylül 1995, § 53, A Serisi no. 323 ve Kayasu/Türkiye, no. 64119/00 ve 76292/01, § 77, 13 Kasım 2008). Devletin görevlilerini bir ihtiyat yükümlülüğüne tabi tutması meşru görünse de, bu görevliler yine de Sözleşme’nin 10. maddesinin sağladığı korumadan faydalanmaktadır.
56. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, “demokratik bir toplumda gereklilik” koşulu, ihtilaf konusu müdahalenin zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığının, izlenen meşru amaçla orantılı olup olmadığının ve ulusal makamlar tarafından ileri sürülen gerekçelerin müdahalenin haklı gösterebilmesi bakımından ilgili ve yeterli olup olmadığının belirlenmesini istemektedir (Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy/Finlandiye [BD], no. 931/13, § 164, 27 Haziran 2017).
57. Mahkemenin özellikle, her davanın koşullarını dikkate alarak, kişinin ifade özgürlüğü temel hakkı ile bir devletin kamu görevinin 10. maddenin 2. fıkrasında bildirilen amaçlara uygun işleyip işlemediğini denetlemesine ilişkin meşru menfaati arasında adil bir denge gözetilip gözetilmediğini araştırması gerekmektedir. Bu durumda, kamu görevlilerinin ifade özgürlüğü hakkının söz konusu olduğu durumlarda, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen “görev ve sorumluluklar”, ihtilaf konusu müdahalenin bildirilen amaçla orantılı olup olmadığının belirlenmesi için davalı Devlet’in makamlarına tanınan belirli bir takdir yetkisiyle haklı gösterilen özel bir anlam kazanmaktadır (yukarıda anılan Vogt, § 53 ve yukarıda anılan Kayasu, §§ 80‑89).
58. Özellikle öğretmenlerle ilgili olarak, bu meslek grubundaki kişilerin, eğitim alanında öğrencileri için yetki sembolleri olmaları sebebiyle, bu kişilere düşen özel görev ve sorumluluklar, belirli bir dereceye kadar okul dışındaki faaliyetlerini de kapsamaktadır (yukarıda anılan Vogt, § 60, ayrıca gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis) bk. Dahlab/İsviçre (k.k.), no. 42393/98, AİHM 2001-V, Seurot/Fransa (k.k.), no. 57383/00, 18 Mayıs 2004 ve Gollnisch/Fransa (k.k.), no. 48135/08, 7 Haziran 2011).
59. Mahkeme, kamu görevine erişim hakkının, Sözleşme’den kasıtlı olarak çıkarıldığını hatırlatmaktadır. Dolayısıyla bir kişinin kamu görevlisi olarak atanmasının reddedilmesi, tek başına Sözleşme alanında bir şikâyete dayanamamaktadır. Bununla birlikte, buradan kamu görevlisi olarak atanan bir kişinin, Sözleşme tarafından güvence altına alınan haklarından birinin ihlal edilmiş olması durumunda, görevden çıkarılmasından şikâyetçi olmayacağı anlaşılmamalıdır (Wille/Lihtenştayn [BD], no. 28396/95, § 41, AİHM 1999‑VII ve yukarıda anılan Kayasu, § 79). Bu bağlamda, bir kamu görevlisiyle ilgili olarak disiplin soruşturması, görevden çıkarma veya atamaya ilişkin davalarda, öncelikle Mahkeme’nin, ihtilaf konusu tedbirin, Sözleşme tarafından korunan haklardan birinin ilgili tarafından kullanımına müdahalede bulunulup bulunulmadığını veya Sözleşme tarafından güvence altına alınmayan bir hak olarak, yalnızca bir kamu görevinde bulunma hakkının kullanımının kısıtlanıp kısıtlanmadığını araştırması gerekmektedir. Bu soruya cevap verebilmek için, tedbirin kapsamı, davanın olguları ve ilgili mevzuat bağlamına yerleştirilerek belirlenmelidir (Glasenapp/Almanya, 28 Ağustos 1986, § 50, A Serisi no. 104, Kosiek/Almanya, 28 Ağustos 1986, § 36, A Serisi no. 105, yukarıda anılan Wille, § 43 ve Baka/Macaristan [BD], no. 20261/12, § 140, AİHM 2016).
60. Mahkeme somut olayda, yetkili ulusal idare mahkemeleri önünde, başvuranın ihtilaf konusu anma törenine katıldığını inkâr ettiğini hemen kaydetmektedir. Başvuran ayrıca, bu anma törenine katılmak için görevli olduğu okul idaresinin iznini almaksızın görev yerini terk ettiği hususuna da itiraz etmiştir. Mahkeme yukarıda da belirttiği gibi, başvuranın görevden çıkarılması, özellikle terör örgütü üyesi olan bir kişi için düzenlenen anma törenine katıldığı, burada pankart açtığı ve bir internet sitesinde makaleler yayımladığı iddialarına dayandırılmıştır. Bu gerekçe, başvuranın ifade özgürlüğü hakkının kullanımına yapılan müdahaleye dayanak teşkil etmektedir. Ayrıca, başvuran müfettişler ve idare mahkemesi huzurunda sunduğu savunmasında, görevden çıkarılması için kendisine isnat edilen fiillerin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesinde öngörülmediğini belirtmiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın ulusal makamlar önünde, en azından özünde Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin bir şikâyet ileri sürdüğünü kabul etmektedir. Mahkeme bu sebeple, başvuran tarafından olayların tespitine itiraz edilmiş olsa da, bu şikâyetin esasını incelemek durumundadır (benzer bir yaklaşım için bk. Karaçay/Türkiye, no. 6615/03, § 35, 27 Mart 2007).
61. Mahkeme, Eskişehir İdare Mahkemesinin, başvuran hakkında verilen görevden çıkarma kararını olgusal ve hukuki açıdan incelediğini tespit etmektedir. Bu gerekçelerle, İdare Mahkemesi, idari soruşturma dosyasında bulunan farklı delil unsurlarını, yani video kayıtlarını, başvuranın bir pankart taşımasını, bir terör örgütünün İnternet sitesinde makaleler yazmasını ve diğer birçok belge ve tanık ifadelerini değerlendirmiştir. İdare Mahkemesi ayrıca, aday öğretmen olan başvuranın, amirinin iznini almaksızın Eskişehir’e gittiğini ve söz konusu 20 Kasım 2005 tarihli anma törenine katıldığını tespit etmiştir. İdare Mahkemesi, böylece başvuranın, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesi anlamında, icra ettiği öğretmenlik mesleğine uygun olmayan bir davranış içerisinde bulunduğu ve fiiller işlediği sonucuna varmıştır.
62. İdare Mahkemesi tarafından onaylanan ve Danıştay kararıyla onanan bu görevden çıkarma kararı, dolayısıyla başvuranın kamu görevlisi statüsünden faydalanmak için gerekli olan niteliklerde birini kaybetmesine bağlıdır. Danıştay, kamu görevine uygun olmayan davranış ve fiiller sebebiyle Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir öğretmenin görevden çıkarılmasına ilişkin içtihadını uygulamıştır (Köseoğlu/Türkiye (k.k.), no. 24067/05, § 22, 10 Nisan 2018). Başvuranın bu anma törenine katılması, bu fiillerden beraat ettiği için cezai açıdan kınanmış olmasa bile, İdare Mahkemesi, başvuranın bu olaya katılmasının ve gerekçesiz olarak görev yerinde bulunmamasının, meşru olarak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesi anlamında, kamu hizmeti görevini icra edebilmesi için istenilen niteliklere uygun olmadığı şeklinde değerlendirilebileceğine hükmetmiştir (yukarıda anılan Kosiek, § 38 ve yukarıda anılan Mahi, § 34).
63. Ayrıca Mahkeme, başvuran tarafından verilen, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan 567 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 20. maddesinin artık yürürlükten kaldırıldığına dair bilgiyi de kaydetmektedir. Bu sebeple, Mahkeme, başvuranın, 657 sayılı devlet Memurları Kanunu’nun 56. maddesinin uygulanması için müfettişler tarafından tespit edilen ve idare mahkemesi tarafından onaylanan olaylarla ilgili iç hukukun ulusal mahkemeler tarafından yanlış uygulandığına ilişkin bir şikâyetiyle ilgili olarak, iç hukuka riayet etmeye ilişkin olarak sahip olduğu denetim yetkisinin sınırlı olduğunu hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Radomilja ve diğerleri, § 149). Mahkeme, iç hukuku yorumlama ve uygulama görevinin öncelikle ulusal makamlara, bilhassa mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır. Başvuran, İdare Mahkemesi tarafından karar verilen çözümü kabul etmese de, Mahkeme, başvuranın kendisine isnat edilen ihtilaf konusu fiillerin yeniden incelenmesi için gerekli imkân ve araçlara sahip olduğunu tespit etmektedir. Başvuran, idari soruşturma sırasında ve sonrasında İdare Mahkemesi önünde savunma imkânını kullanabilmiştir. Bu bağlamda Mahkeme, farklı idare mahkemeleri tarafından yapılan olaylara ilişkin değerlendirmeyi ve iç hukuka ilişkin yorum ve uygulanmayı yeniden inceleyebilecek olgusal unsurlara ve hukuki gerekçelere sahip olmadığı kanaatindedir.
64. Mahkeme, Hükümetin, başvuranın yaşları altı ile on dört arasında olan öğrencilerin eğitim gördüğü bir devlet okulundan öğretmenlik yaptığına dair iddiasını kaydetmiştir (benzer bir yaklaşım için bk. yukarıda anılan Dahlab). Bu kapsamda, öğretmenlerin, eğitim alanında öğrencileri için yetki sembolleri olarak görülmeleri sebebiyle, bu kişilerin mesleklerine özgü “görev ve sorumlulukları” bulunmaktadır. Yine başvuranın, küçük çocukların eğitim gördüğü bir okulda görevli olması sebebiyle, başvuran hakkında karar verilen ihtilaf konusu tedbirin, bu özel bağlamda değerlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, başvuranın Milli Eğitim Bakanlığına ve Devlete karşı daha büyük bir sadakat ve tarafsızlık yükümlülüğü bulunmaktaydı.
65. Bu değerlendirmelerden anlaşıldığı üzere, kamu görevine erişim, somut olayda öğretmenlik mesleğine erişim, Mahkemeye sunulan sorunun merkezinde yer almaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, başvuran adaylık sürecindeyken başvuranın öğretmen statüsünü onaylamayı reddederken, başvuranın söz konusu meslek için gerekli kişisel niteliklere sahip olup olmadığını değerlendirmek için ilgilinin görüşlerini ve tutumunu dikkate almıştır (yukarıda anılan Glasenapp, § 53). Görevden çıkarma kararı, başvuranın Milli eğitim Bakanlığına ve Devlet’e karşı sahip olduğu sadakat ve tarafsızlık yükümlülüğü bakımından, yeterince gerekçelendirilmiştir.
66. Sonuç olarak, yukarıda belirtilenler bakımından, Mahkeme, yetkili ulusal makamların söz konusu müdahaleye dayanak olarak ilgili ve yeterli gerekçeler sunmuş olduğu kanaatindedir. Ayrıca, somut olayda Devlet’in takdir yetkisi de dikkate alındığında, ihtilaf konusu tedbir orantısız değildir. Dolayısıyla, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli olduğu” kanaatine varılabilir.
67. Sonuç olarak, başvuru açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 8 Nisan 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
{signature_p_2}
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy