AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 14732/19
Muammer ŞAHİN ve diğerleri / TÜRKİYE
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Branko Lubarda,
Pauliine Koskelo
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 20 Nisan 2021 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), yukarıda belirtilen 7 Mart 2019 tarihinde yapılan başvuruyu, davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ile başvuran tarafından bu görüşlere cevaben sunulan görüşleri dikkate alarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
Başvuran tarafların listesi ekte yer almaktadır. Başvuranlar, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat H.T. Ulus tarafından temsil edilmişlerdir.Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
Davanın Koşulları Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir: Söz konusu dava, Ankara’nın Çankaya ilçesinde bulunan, toplam 16.537 m2’lik bir yüzölçümüne sahip olan bir taşınmazla ilgilidir. Başvuranlar aşağıda belirtilen alanların malikleridir:- Muammer Şahin: 38 m2
- Kani Şahin: 39 m2
- Mustafa Şahin: 39 m2
Taşınmaz, 16 Ağustos 1991 tarihinden itibaren imar planında, “oyun ve eğlence alanı oluşturmaya yönelik kamu alanı” olarak sınıflandırılmıştır. Başvuranlar, 30 Eylül 2015 tarihinde, taşınmazın mülkiyetinin İdareye devredilmesine karar vermesi ve kendilerine ödenmesi gereken tazminat miktarını belirlemesi amacıyla, Ankara İdare Mahkemesine başvurmuşlardır. İdare Mahkemesi, 21 Aralık 2016 tarihli kararla, davanın esası hakkında karar vermeksizin ilgililerin başvurularını reddetmiştir. Başvuranlar, bu karara karşı itiraz başvurusunda bulunmuşlardır. Ankara Bölge İdare Mahkemesi, 6 Şubat 2018 tarihinde davanın esasının incelenmesine karar vermiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi öncelikle, Belediye tarafından söz konusu taşınmaza el konulmasının söz konusu olmadığını tespit etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi ardından, 1/5000 ölçekli arazi kullanım planının 14 Eylül 2015 tarihinde değiştirildiğini ve söz konusu taşınmazın bundan böyle imar planında “oyun ve eğlence alanı oluşturmaya ayrılan özel alan” olarak sınıflandırıldığını ve bu durumun taşınmaz maliklerine, taşınmaz üzerinde oyun ve eğlence alanı inşa etme ve taşınmazı üçüncü kişilere kiralama veya satma imkân verdiğini tespit etmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesine göre, başvuranların mülkiyet hakkının, belirsiz bir süre boyunca kısıtlandığı sonucuna varılması mümkün değildir. 1 Ankara Bölge İdare Mahkemesi ayrıca, taşınmazın artık özel kullanım için tahsis edildiğini ve kamu hizmeti için tahsis edilmediğini ve bu nedenle, başvuranların taşınmazının yasal olarak kamulaştırılmasının mümkün olmadığını ve dolayısıyla, talebin reddedilmesi gerektiğini değerlendirmiştir. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi, 5 Eylül 2018 tarihinde, başvuranlar tarafından sunulan bireysel başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Bu karar, 24 Eylül 2018 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiştir. İlgili İç Hukuk Kuralları ve Uygulaması Mülkiyet Hakkının Tanınması ve İdarenin Sorumluluğu Anayasa’nın 35. maddesi aşağıdaki gibidir:“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz. ”
Anayasa’nın 125. maddesinin 1 ve 7. fıkraları aşağıdaki gibidir:“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
(...)
İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. ”
Bu ilkenin sonucu, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11 ila 13. maddelerinde tanımlanmaktadır. Nitekim söz konusu hükümler gereğince, idari bir işlemden doğan zarar nedeniyle mağdur olan herkes, iddia edilen işlem tarihinden itibaren bir yıl içinde idareye başvurarak tazminat talebinde bulunabilir. Talebin kısmen veya tamamen reddi halinde ya da talep hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde, mağdur, idare mahkemesi önünde dava açabilir. Türk Medeni Kanunu’nun 683. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki gibidir:“Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. ”
Arazi Düzenlemesi Planına ve Kamulaştırmaya İlişkin İlkelera) Yol Gösterici İlkeler
3194 sayılı Kanun’un 5 ve 6. maddeleri, nazım imar planı ve uygulama imar planı kavramlarını tanımlamaktadır:“Nazım İmar Planı; (...) haritalar üzerine, yine varsa kadastral durumu işlenmiş olarak çizilen (...) uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere düzenlenen, plan hükümleri ve raporuyla beraber bütün olan plandır. Uygulama İmar Planı; (...) çeşitli bölgelerin (...) uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren plandır.”
Aynı Kanun’un 7. maddesi, nüfusu 10.000’i aşan yerleşim yerlerinin imar planlarını yaptırmakla yükümlü olduklarını belirtmektedir. 3194 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre, belediyeler, beş yılda bir tatbik etmek üzere imar planlarını hazırlamaktadırlar. İmar planı ile kamu hizmetine tahsis edilmiş alanlar, bu planın kapsadığı beş yıllık süre içinde ilgili idareler tarafından kamulaştırılmaktadırlar. Bu kamulaştırmalar için gerekli ödenekler, ilgili idarelerin bütçelerine dâhil edilmektedir. Diğer kanuni hükümlerle maliklere tanınan haklar, imar planı ile kamu hizmetine tahsis edilmiş alanlar kamulaştırılıncaya veya kamu hizmeti projeleri tamamlanıncaya kadar yürürlükte kalmaktadırlar. Anayasa Mahkemesinin 29 Aralık 1999 tarihli kararı ile (Karar E. 1999/33, K. 1999/51) yürürlükten kaldırılmadan önce 3194 sayılı Kanun’un 13. maddesinin 1. fıkrası, resmî yapılara, okul, yol, yeşil saha ve benzeri hizmetlere ayrılan alanlarda, inşaata ve değişiklik yapılmasına izin verilmediğini öngörmekteydi. Bununla birlikte, imar planının kabulünden beş yıl sonra durumun gözden geçirilmesini talep etmek mümkündü. Yalnızca yetkili idare, ilgili taşınmaz üzerinde kamuya açık alan veya bina inşasından vazgeçerse, değiştirilen imar planına göre bir inşaat ruhsatı verilebilmekteydi. Anayasa Mahkemesi, 29 Aralık 1999 tarihinde, 3194 sayılı Kanun’un 13. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna karar vererek hükmü iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi, Sporrong ve Lönnroth/İsveç (23 Eylül 1982, A serisi no. 52) kararına atıfta bulunarak, mülkiyet hakkını kullanılamaz hale getiren böyle bir kısıtlamanın kamu yararı gerekleri ile haklı gösterilemeyeceğini değerlendirmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15 Aralık 2010 tarihli kararının ve Mahkemenin Hakan Arı/Türkiye (no. 13331/07, 11 Ocak 2011) davasında verdiği ilke kararı ardından, mevzuatta da değişiklik yapılmış ve imar planında ayrılan yer olarak tahsis edilmiş taşınmazın maliklerinin lehlerine vazgeçme hakkı eklenmiştir. Bundan itibaren, imar planı nedeniyle inşa edilemez hale gelen böyle bir taşınmazın maliki, beş yıllık süre sonunda söz konusu taşınmazın kamulaştırılmasını talep edebilmektedir.b) Kamulaştırma Yapılması
24 Nisan 2001 tarihinde, 4650 sayılı Kanun ile değiştirilen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun somut olayla ilgili hükümleri aşağıdaki gibidir:“Kamulaştırma Şartları
Madde 3 - İdareler, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden (...) ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.
(...)
(Ek fıkra: 24/4/2001 - 4650/1 md.) İdarelerce yeterli ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemlerine başlanılamaz. ”
c) İlgili Anayasa Mahkemesi İçtihatları
Anayasa Mahkemesinin 1 Mart 2018 tarihli (başvuru no. 2017/29144) kararının somut olayla ilgili bölümler aşağıdaki gibidir:“Mevcut davada, başvuran tarafın taşınmazı imar planında önce “kamu sağlık kurumu alanı”, ardından “özel sağlık kurumu alanı” olarak sınıflandırılmıştır. İmar planındaki bu değişiklikler, taşınmazının kullanımına ilişkin kısıtlamalar nedeniyle başvuranın mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir.
İtiraz edilen müdahalenin yasal bir temeli vardır. Söz konusu müdahale, 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 10. maddesine dayanmaktadır.
Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca, mülkiyet hakkı kamu yararı amacıyla kısıtlanabilmektedir. Bu kısıtlama, Anayasa’nın 2. maddesinde ve Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan sosyal devlet ilkesiyle yakından ilgilidir. Kamu yararı kavramı, sosyal devletin tanımında dikkate alınması gereken unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu bağlamda, sosyal devlet ilkesini yerine getirmek için idare tarafından zaman zaman farklı ekonomik ve sosyal politikalar uygulanabilmektedir. Dolayısıyla, bu politikaların kamu yararı amacıyla uygulanabilmesi için mülkiyet hakkına kısıtlamalar getirilmesi gerekebilir (Anayasa Mahkemesi, 21 Kasım 2000 tarihli ek no. 2000/77, karar no. 2000/49).
Bireysel yarardan üstün bir ortak yarar olan kamu yararı, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkına getirilen kısıtlamaları gerekçelendiren bir sebep teşkil etmektedir.
Ancak mülkiyet hakkı yalnızca kamu yararı için sınırlandırılabilir (Yunis Ağlar kararı, 21/1/1999 tarihli, no. 2013/1239, § 28).
Kullanılan araçlar ile hedeflenen amaç arasında orantılılık ilişkisi bulunmalıdır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, 23 Eylül 1982 tarihli AİHM kararı, § 69).
Bölgeleme planının genel amacı kamu yararına yasal bir çerçeve oluşturmaktır. 3194 sayılı Kanun’un 1. Maddesi bunun, plan, fen, sağlık ve çevre şartlarına uygun olarak yapılmasını belirtmektedir. Arazi düzenlemesi, kamu hizmetleri için alanların yanı sıra yeterli özel inşa edilebilir alanlar ve tarım alanları öngörmelidir.
Kanun, düzenli kentsel gelişmeyi sağlamanın yanı sıra, istihdam, eğlence yeri, konaklama, sağlık tesisleri, sosyal ve kültürel yerler gibi halkın ortak ihtiyaçlarını karşılamayı da amaçlamaktadır. Amaç, vatandaşların toplumun ihtiyaçlarını karşılayacak yeterli altyapıya sahip, sağlıklı ve düzenli bir ortamda yaşamalarını sağlamaktır.
Somut olayda, başvuranın taşınmazının “kamu sağlık kurumu alanı” olarak sınıflandırılması sebebiyle, yeni imar planına uygun olarak inşaatların mümkün hale geldiği kabul edilmelidir. Dolayısıyla, taşınmazın imar planında “kamu sağlık kurumu alanı” olarak sınıflandırılmasıyla ilgili ilk kısıtlamalar kaldırılmıştır.
Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, inşaatın mutlaka özel sağlık kurumu olması zorunluğunun kesinlikle mülkiyet hakkının kısıtlanması olarak değerlendirilebileceği kabul edilmelidir. Bununla birlikte bu durumun, başvurana, toplumun kamu yararının gerekleri ile ilgilinin temel haklarının korunmasının gereklilikleri arasındaki adil dengeyi bozacak nitelikte haksız ve aşırı bir yük yüklediği söylenemez.”
ŞİKÂYETLER
Başvuranlar, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, taşınmazlarının tazminat ödenmeksizin oyun ve eğlence alanı oluşturmaya tahsis edilmesinin, bu taşınmazın potansiyel kullanımını kısıtladığını ve mülkiyete saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedirler.HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Başvuranlar, davaya ilişkin koşulların Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesini ve Sözleşme’nin 6. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedirler. Hükümet, bu iddiaya karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranların ilgili olmadığını ileri sürdükleri birçok kabul edilemezlik itirazı sunmaktadır.Hükümet, ilk kısıtlamanın kaldırılması gerekçesiyle başvuranların mağdur sıfatına sahip olmadıkları kanaatindedir.
Hükümet, ilgilileri ihtilaf konusu imar planına itiraz etmedikleri ve planın iptalini talep etmemeleri nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
Hükümet, başvuranların ilgili idareye karşı idari başvuruda bulunmadan ya da Hazine’ye ait bir taşınmaz ile kendi taşınmazlarının değiştirilmesini talep etmeden uzun yıllar eylemsiz kaldıklarını eklemektedir.
Hükümet ayrıca, başvuranların idare mahkemeleri önünde tam yargı davası açmaları gerektiği kanaatindedir.
Hükümet son olarak, kendisine göre, ulusal mahkemelerin, ilgililerin, bir yandan kamu yararının gerekleri ile diğer yandan mülklerine saygı hakkının korunması arasında bulunması gereken adil dengeyi bozacak nitelikte özel ve aşırı bir yüke katlanmak zorunda kaldıklarını gösteremediklerini değerlendirmekte ve başvuranların şikâyetlerinin, her durumda açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.
Başvuranlar şikâyetlerini yinelemektedirler. Başvuranlar, mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.Başvuranlar bu bağlamda, taşınmazlarının uzun yıllar boyunca etkilendiği kısıtlamanın, taşınmazlarını olağan şekilde kullanmalarını ve mülkiyet hakkına ait tüm özelliklerden yararlanmalarını engellediğini iddia etmektedirler.
Taşınmazlarının hâlihazırda imar planında “oyun ve eğlence alanı oluşturmaya yönelik özel alan” olarak sınıflandırılması, kendilerine göre, kendilerini mağdur olarak gördükleri mülkiyete saygı haklarına orantısız bir müdahale olduğu gerçeğini değiştirmemektedir.
Başvuranlar, idarenin taşınmazlarını kamulaştırması gerektiğini ileri sürmektedirler.
Mahkeme, aşağıda belirtilen sebeplerle, başvurunun her durumda kabul edilemez olması gerekçesiyle, Hükümet tarafından ileri sürülen tüm ilk itirazlar hakkında karar vermesine gerek olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, “Hâkim hukuku kendiliğinden uygular” (jura novit curia) ilkesi uyarınca, Sözleşme ve Protokolleri kapsamında bir başvuran tarafından ileri sürülen hukuki gerekçelere bağlı kalmadığını ve bir şikâyeti, başvuran tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri açısından inceleyerek, bu şikâyetin konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Guerra ve diğerleri/İtalya, 19 Şubat 1998, § 44, Karar ve Hükümlerin Derlemesi 1998 I ve Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, dolayısıyla, başvuranların şikâyetlerinin yalnızca Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki şekildedir:“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
Mahkeme, içtihatlarına göre, mülkiyet hakkını özü itibarıyla güvence altına alan Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin üç farklı kural içerdiğini hatırlatmaktadır (bk. örneğin, Lekić/Slovenya [BD], no. 36480/07, § 92, 11 Aralık 2018) : İlk paragrafın birinci cümlesinde belirtilen ve genel bir niteliğe sahip olan ilk kural, mülkiyete saygı ilkesini açıklar, aynı paragrafın ikinci cümlesinde yer alan ikinci kural, mülkiyetten yoksun bırakılma konusunu ele almakta ve bunun için çeşitli şartlar ortaya koymaktadır; ikinci paragrafta kaydedilen üçüncü kural ise, Devletlere, diğerleri arasında, mülklerin kullanımını kamu yararına uygun olarak düzenleme yetkisi tanımaktadır. Mülkiyet hakkının belirli ihlal örnekleri ile ilgili olan ikinci ve üçüncü kuralların birinci maddede yer alan ilke ışığında yorumlanmaları gerekir (diğerler kararlar arasında bk. Ališić ve diğerleri/Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Slovenya, Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti [BD], no. 60642/08, § 98, AİHM 2014 ve Broniowski/Polonya [BD], no. 31443/96, § 134, AİHM 2004-V). Mahkeme aynı zamanda, yerleşik içtihatlarına göre, bir taşınmazın, imar planında, daha sonra kamulaştırılması amacıyla sosyal tesis inşaatına tahsis edilmesi sebebiyle üzerine inşaat yapılmasının yasaklanmasının, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin birinci cümlesi uyarınca bir müdahale teşkil ettiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Hakan Arı kararı, § 37 ve Ziya Çevik/Türkiye, no. 19145/08, § 46, 21 Haziran 2011).Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi, her şeyden önce ve özellikle, mülkiyete saygı hakkının kullanımına kamu makamının müdahalesinin yasal olmasını gerektirmektedir, zira demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan hukukun üstünlüğü ilkesi Sözleşme’nin tüm maddelerinde yer almaktadır (Eski Yunan Kralı ve diğerleri/Yunanistan [BD], no. 25701/94, §§ 79, AİHM 2000-XII). Somut olayda, arazi düzenlemesine ilişkin genel bir politikadan kaynaklanan müdahalenin yasallığı ve de amacı sorun yaratmamaktadır. Mahkeme bu bağlamda, arazi düzenlemesi gibi karmaşık ve zor bir alanda, Sözleşmeci Devletlerin imar politikalarını yönetmek için geniş bir takdir yetkisine sahip olduklarını hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Sporrong ve Lönnroth kararı, § 69, Mellacher ve diğerleri/Avusturya, 19 Aralık 1989, § 55, A serisi no. 169, Chapman/Birleşik Krallık [BD], no. 27238/95, § 104, AİHM 2001-1, Elia S.r.l/İtalya, no. 37710/97, § 77, AİHM 2001-IX, Saliba ve diğerleri/Malta, no. 20287/10, § 45, 22 Kasım 2001 ve Terazzi S.r.l/İtalya, no. 27265/95, § 85, 17 Ekim 2002). Mahkeme, açıkça keyfi veya makul olmayan seçimlerin yokluğunda, söz konusu politikanın hedeflediği sonuçlara ulusal düzeyde ulaşmak için en uygun araçlara ilişkin olarak kendi değerlendirmesini ulusal makamların değerlendirmesinin yerine koyamaz (Galtieri/İtalya (k.k.), no. 72864/01, 24 Ocak 2006 ve Campanile ve diğerleri/İtalya (k.k.), no. 32635/05, § 31, 15 Ocak 2013). Ayrıca, arazi düzenlemesi çerçevesinde, mevzuatın değiştirilmesi veya tadili yaygın olarak kabul edilmekte ve uygulanmaktadır. Nitekim maddi alacak hak sahipleri, genelde, kati ve gayri maddi haklardan faydalanabilirken farklı nitelikteki haklarla ilgilenen ve özünde gelişen alanlar olan imar ve arazi düzenlemesi konusunda durum böyle değildir (Gorraiz Lizarraga ve diğerleri/İspanya, no. 62543/00, § 70, AİHM 2004-III ve yukarıda anılan Galtieri kararı). Mahkeme, bu davanın koşullarında, Belediye tarafından başvuranların taşınmazına el konulmasının söz konusu olmadığını belirtmektedir. Başka bir ifadeyle, resmi olarak mülkiyetten yoksun bırakma söz konusu olmamıştır, zira başvuranların mülkiyet hakları hukuken bozulmamıştır. Bununla birlikte Mahkeme, Devletin tutumunun Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine uygunluğunu değerlendirmek için Sözleşme’nin “somut ve etkili” hakları korumayı amaçladığını akılda tutarak söz konusu çeşitli menfaatlerin kapsamlı bir incelemesini yapmalıdır. Mahkeme, görünenin ötesine geçmeli ve ihtilaf konusu durumun gerçekliğini aramalıdır (Brumărescu/Romanya [BD], no. 28342/95, § 76, AİHM 1999-VII). Mahkeme, söz konusu taşınmazın öncelikle “oyun ve eğlence alanı oluşturmaya yönelik kamuya açık alan” olarak sınıflandırıldığını ve inşa edilemez hale getirildiğini ve daha sonra “oyun ve eğlence alanı oluşturmaya yönelik özel alan” olarak sınıflandırıldığını tespit etmektedir. Mahkeme, ikinci tedbirin, inşanın yerel imar planında hedeflenen amaca uygun olması koşuluyla, taşınmazı inşa edilebilir hale getirdiğini belirtmektedir. Başka bir ifadeyle, taşınmazın kullanımına ilişkin kısıtlama hafifletilmiştir. Mahkeme, başvuranların, bu müdahale tedbirlerinin, kendi temel haklarının korunması ile kamu yararının gerekleri arasında “adil bir denge” gözetmedikleri iddiasıyla, ulusal mahkemelere başvurduklarını kaydetmektedir. Başvuranların tazminat talebi ulusal mahkemeler tarafından gerektiği şekilde incelenmiş ve ulusal mahkemeler, tarafların iddialarını çekişmeli olarak dinledikten ve bütün ilgili unsurları inceledikten sonra, başvuranlar tarafından maruz kalınan zararın bir tazminat ödenmesini gerektirmediği kanaatine varmışlardır. Mahkeme, ulusal makamların kararlarının, keyfi veya açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmasına izin verecek hiçbir unsurun bulunmadığı kanaatindedir. Ulusal makamların etkin olarak vurguladığı gibi, arazi düzenleme planına getirilen değişiklik, söz konusu ilk kısıtlamayı hafifletme amacındaydı. Taşınmaz bundan böyle, inşaatın bir oyun ve eğlence alanı ile ilgili olması koşuluyla, inşa edilebilir olarak sınıflandırılan bir alandadır. Taşınmaz aynı zamanda, bu türden bir yatırım yapmak isteyen kişilere başvuranlar tarafından satılabilir veya kiralanabilir. Mahkeme, bu bağlamda, daha önce Verga ve Cannarella/İtalya (k.k.), no. 20984/08, 15 Kasım 2016, [Komite] davasında benzer bir şikâyeti incelediğini ve kabul edilemez olduğuna karar verdiğini kaydetmektedir (yine aynı anlamda bk. Reale/İtalya (k.k.), no. 16430/13, §§ 35-37, 15 Eylül 2020 [Komite]). Mahkeme, davanın koşullarında, yerel mahkemeler ve Anayasa Mahkemesi gibi, idare tarafından getirilen ve başvuranların şikâyet ettiği kısıtlamanın, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında ilgililerin mülkiyet haklarının korunması ile kamu yararının gerekleri arasında kurulması gereken adil dengeyi bozmadığı kanaatindedir. Nitekim Mahkeme, bu konuda, ulusal mahkemeler önündeki davanın konusunun, taşınmazın mülkiyetinin İdareye devredilmesi ve başvuranlara ödenen tazminat miktarının belirlenmesi olduğunu gözlemlemektedir. Ancak, imar planında değişiklik yapan idare, ihtilaf konusu alanın artık oyun ve eğlence alanı oluşturmaya ayrılmış kamuya açık bir alan olarak değerlendirilmemesi ve oyun ve eğlence alanı inşasına ayrılmış özel alan haline gelmesi nedeniyle, başvuranların mülkünü yasal olarak kamulaştırmakla yükümlü değildir. Mahkeme ayrıca, başvuranların, taşınmaz üzerine inşaat yapma niyetlerinden hiçbir zaman bahsetmediklerini ve özellikle 1991 imar planının neden olduğu kısıtlamayı ileri sürerek idareden arazi düzenleme planını değiştirmesini talep etmediklerini veya inşaat ruhsatı almak için idari işlem başlatmadıklarını kaydetmektedir. Başka bir ifadeyle, başvuranlar, 1991’den 2015’e kadar olan süre için uzatılmış inşaat yasağından şikâyet etmemişlerdir. Başvuranlar, 2015 yılında harekete geçmiştir. Başvuranlar, bu tarihe kadar, idarenin taşınmazlarını kamulaştırmasını eylemsiz bir şekilde beklemekle yetinmişlerdir. 2015 tarihinden itibaren idare, şikâyet edilen kısıtlamayı önemli ölçüde hafifleterek taşınmaza ilişkin var olan belirsizliği gidermiştir. Mahkeme’ye göre bu davada, Hakan Arı (yukarıda anılan) ilke kararına kıyasla önemli bir farklılık bulunmaktadır, zira başvuranlar, artık taşınmazlarının durumu konusunda tam bir belirsizlik içinde değildirler (bk. söz konusu kararın 42 ve 43. paragrafları). Bununla birlikte başvuranlar, oyun ve eğlence alanı inşasına ayrılmış kamuya açık bir alanın oyun ve eğlence alanı oluşturmaya ayrılmış özel bir alana dönüştürülmesinin durumlarını değiştirmediğini ileri sürmektedirler. Mahkeme bu görüşü paylaşmamaktadır. Mahkeme, başvuranların taşınmazlarının değerinin düştüğü ve özellikle normal piyasa koşullarında taşınmazı satma veya kiralama olasılığını kaybettikleri yönündeki iddialarının, ilgililerin bu bağlamda somut unsurlara dayanan ikna edici bir açıklama yapmaması sebebiyle kurgusal olduğu kanaatindedir. Dahası, bu kurgusal değerlendirmelere girmek kesinlikle Mahkeme’nin görevi değildir. Mahkeme, ulusal makamların, toplum ve ihtiyaçları hakkında doğrudan bilgi sahibi olmaları sayesinde, kural olarak “kamu yararının” ne olduğunu tanımlamak için uluslararası hâkime göre daha iyi bir konumda oldukları kanaatindedir. Dolayısıyla, Sözleşme tarafından oluşturulan koruma mekanizmasında, mülkiyetten yoksun bırakmayı ve mülkiyetin iadesini içeren önlemler de dâhil olmak üzere, mülkiyet hakkının kullanılması alanına uygulanabilecek önlemleri gerekçelendiren kamu yararına ilişkin bir sorununun varlığı hakkında ilk olarak karara varma zorunluluğu ulusal makamlara aittir. Bu sebeple ulusal makamlar, Sözleşme güvencelerinin kapsadığı diğer alanlarda olduğu gibi burada da belirli bir takdir yetkisine sahiplerdir (Jahn ve diğerleri/Almanya [BD] (no. 46720/99 ve 2 diğer karar, § 91, AİHM 2005-VI). Bu açıdan Mahkeme, idarenin, ekonomik ve sosyal politika uygulamak için geniş bir serbestliğe sahip olmasının normal olduğu kanaatindedir ve somut olayda olduğu gibi kararının makul bir temelden yoksun olduğu açıkça tespit edilmedikçe, “kamu yararı” zorunluluklarını kavrama biçimine saygı duymaktadır. Nitekim modern imar planlamaları, özellikle büyük kentsel alanlarda, zaman zaman zor düşünce ve değerlendirmeler gerektirmektedir ve çoğu zaman uygulanması oldukça zaman almaktadır. Aynı şekilde, bir şehir planlama projesinin planlanması ve hazırlanmasının, toplumun inançları ve beklentileri değiştikçe değişebileceği tartışılamaz. Bu durum, Ankara ilinin bir ilçesi olan Çankaya’daki yerel imar planına yapılan değişiklik ile somut olayda görülmüştür. Bu bağlamda, adil dengenin araştırılmasında Mahkeme’nin, maliklerin mevcut hukuki ve fiili durumunu göz önünde bulundurduğu unutulmamalıdır. Başvuranlar, somut olayda, halen ihtilaf konusu taşınmazın malikleri konumundadırlar. Başvuranlar, her imar projesinde bulunan sınırlar içinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptirler. Üstelik nüfusu yoğun şehirlerde bulunan taşınmazların maliklerinin burada söz konusu olan türdeki resmi kararlardan başka birçok faktöre tabi olduğu unutulmamalıdır. Örneğin, mevcut davanın koşullarında, taşınmazın kullanımını kısıtlayan faktörlerden biri, başvuranların taşınmazın toplam alanına göre küçük paylara sahip olmalarıdır (yukarıdaki 3 ve 4. paragraflar). Malikler, her durumda, yetkililer arazi ve taşınmazların gelecekteki kullanımına ilişkin niyetlerini açıklar açıklamaz, somut olayda başvuranların şikâyet ettiği gibi olumsuz etkilere maruz kalabilmektedirler. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi, bu bağlamda, Devletin bir taşınmazın piyasa değerini etkileyebilecek tüm faaliyetlerine karşı bir güvence oluşturmamaktadır. Ayrıca, bu davanın koşullarında, kentsel gelişimin, ihtilaf konusu taşınmazın değerinde başvuranlar tarafından alınmasından bu yana bir değer kaybına yol açtığı gösterilmemiştir. Dahası, yukarıdaki değerlendirmeler ışığında Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, 27 Mayıs 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
No.
Ad Soyad
Doğum Tarihi
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Muammer ŞAHİN
1960
Türk
Ankara
2.
Kani ŞAHİN
1943
Türk
Ankara
3.
Mustafa ŞAHİN
1967
Türk
Ankara