AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru No. 23521/20
Edibe ŞAHİN / Türkiye
Başkan
Branko Lubarda,
Hâkimler
Jovan Ilievski,
Diana Sârcu
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 29 Mart 2022 tarihinde Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan ve 1960 doğumlu bir Türk vatandaşı olan ve Kocaeli’de tutuklu bulunan, Tunceli Barosuna bağlı Avukat E. Şimşek tarafından temsil edilen Edibe Şahin’in (“başvuran”), 20 Mayıs 2020 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 23521/20 no.lu başvuruyu,
Başvuranın ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye yetkilisi olan Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini göz önünde bulundurarak gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
Başvuru, cezaevinde tutuklu bulunan başvurana, açlık grevi yaptığı gerekçesiyle cezaevi idaresi tarafından verilen disiplin cezasıyla ilgilidir. Olayların meydana geldiği dönemde başvuran, Kocaeli Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunmaktaydı. Başvuran, 24 Ocak 2018 tarihinden itibaren ve üç gün boyunca, Türk güvenlik güçleri tarafından yapılan sınır ötesi operasyonları protesto etmek amacıyla yirmi bir diğer tutuklu ile birlikte açlık grevi yapmıştır. Cezaevi idaresi, 2 Şubat 2018 tarihinde başvurana, söz konusu açlık grevi nedeniyle bir ay boyunca sportif, kültürel ve sanatsal gibi bazı faaliyetlerden yoksun bırakma cezası vermiştir. İnfaz Hâkimliği ve Kocaeli Ağır Ceza Mahkemesi, bir grup tutuklu ile birlikte gerçekleştirilen başvuranın açlık grevinin cezaevi düzenini tehlikeye attığını ve dolayısıyla bir disiplin suçu teşkil ettiğini değerlendirerek, cezaevi idaresinin kararına karşı başvuran tarafından sunulan itirazları reddetmişlerdir. Anayasa Mahkemesi de açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle başvuranın bireysel başvurusunu reddetmiştir. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, kendisine göre ifade özgürlüğü kapsamına giren bir eylem sebebiyle cezalandırıldığından şikâyet etmektedir.MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
Hükümet, bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmekte ve Mahkemeyi, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermeye davet etmektedir. Başvuran, bu itirazı reddetmektedir. Başvurana, açlık grevi başlattığı gerekçesiyle ilgililer tarafından bir ceza verilmesi, ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahale teşkil etmektedir (Atilla/Türkiye (k.k.), no. 18139/07 ve 57 diğer başvuru, 11 Mayıs 2010). Ayrıca, bu müdahalenin, kanun tarafından öngörüldüğü ve düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediği hususlarına taraflarca itiraz edilmemektedir. Mahkeme, müdahalenin gerekliliğiyle ilgili olarak, ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ve bilhassa Bédat/İsviçre ([BD], no. 56925/08, 29 Mart 2016) ve Kula/Türkiye (no. 20233/06, §§ 45‑46, 19 Haziran 2018) kararlarında özetlenen ilkeleri hatırlatmaktadır. Somut olayda ihtilaf konusu ceza, başvurana, cezaevinde düzenin yeniden tesis edilmesi ve ilgilinin ve diğer tutukluların, kişisel durumlarını ilgilendirmeyen nedenlerle benzer açlık grevlerine yeniden başlamalarını engellemek amacıyla verilmiştir. Başvuran tarafından yapılan açlık grevinin toplu niteliği, benzer açlık grevlerinin cezaevinde düzen ve disiplin açısından teşkil edeceği risk ve verilen cezanın orantılı niteliği dikkate alındığında, bu ceza, ifade özgürlüğü hakkının ilgili tarafından kullanımına yapılan orantısız bir müdahale olarak değerlendirilemez (yukarıda anılan Atilla/Türkiye (k.k.) ve İncedere ve Yıldız/Türkiye (k.k.) [komite], no. 65227/19 ve 6465/20, § 12, 12 Ekim 2021). Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Hükümetin itirazının kabul edilmesine ve başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca, açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, oy birliğiyle,
Başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup 5 Mayıs 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Branko Lubarda
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan