AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KAYITTAN DÜŞÜRÜLME KARARI
Başvuru No. 2074/11
Edim ŞAHİN / TÜRKİYE
26 Kasım 2019 tarihinde,
Başkan
Robert Spano
Hâkimler
Marko Bošnjak,
Valeriu Griţco,
Hâkimler Egidijus Kūris,
Ivana Jelić
Arnfinn Bårdsen
Saadet Yüksel
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Daire olarak toplanarak, 8 Kasım 2010 tarihinde yapılan yukarıda belirtilen başvuruyu,
davalı Hükümet tarafından sunulan görüşler ve başvuran tarafından bu görüşlere verilen cevaplar dikkate alınarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
OLAY VE OLGULAR
1. Başvuran Edim Hakkı Şahin, Türk vatandaşı olup, 1990 doğumludur ve Çanakkale’de ikamet etmektedir. Başvuran, Mahkeme önünde Çanakkale Barosuna bağlı Avukat N. Yıldırım tarafından temsil edilmiştir.
Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Davanın Koşulları
2. Davanın kendine özgü koşulları, taraflarca ifade edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir:
3. 2 yaşındayken, 26 Mart 1992 tarihinde, “Edim Hakkı” olan başvuranın adı yetkili ulusal mahkemeler nezdinde babasının talebi üzerine “Edim” olarak değiştirilmiştir.
4. Yetişkin olan başvuran, 22 Temmuz 2008 tarihinde, adının “Edim Hakkı” olarak yeniden kayıtlara geçmesi amacıyla, nüfus kaydının düzeltilmesi için Lapseki Asliye Hukuk Mahkemesi’ne başvurmuştur.
5. Başvuranın avukatı, bu talebine dayanarak sunulan 23 Temmuz 2008 tarihli dilekçesinde, özellikle müvekkilinin babasının, müvekkilinin anne tarafından dedesinin adının “Hakkı” olduğu gerekçesiyle, annesine karşı açılan boşanma davası aşamasında oğlunun adını değiştirdiğini, müvekkilinin bu değişiklikten çok daha sonra haberdar olduğunu ve halen “Edim Hakkı” adı altında tanındığını ileri sürmüştür. Avukat, “Hakkı” adının müvekkilinin ailesi, çevresi ve arkadaşları tarafından tanınan sıradan bir ad olduğunu, okul defterlerinde kayıtlı olan bir adın söz konusu olduğunu iddia etmiştir. Avukat, müvekkilinin ikinci adının nüfus kaydına eklenmesini talep etmiştir, zira müvekkilinin bulunduğu durum özel hayatında yanılgıya sebep olmaktadır.
6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 25 Temmuz 2008 tarihinde, Nüfus Hizmetleri Hakkında 5490 Sayılı Kanun’nun 36. maddesinin 1. fıkrasının b) gereğince, aynı konuya ilişkin nüfus kaydının düzeltilmesi talebinin bir defa yapılabileceği gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiştir.
7. Başvuran, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Başvuranın avukatı, 9 Ekim 2008 tarihli temyiz dilekçesinde, müvekkilinin “Hakkı” olan ikinci isminin anne tarafından dedesinin adı olduğunu, bu ismi taşımasının engellenmesi amacıyla, annesine karşı açılan boşanma davası kararından iki ay önce, iki yaşındayken, babası tarafından değiştirildiğini ileri sürmüştür. Avukat, müvekkilinin “Edim Hakkı” adı altında kayıtlı olmasına rağmen, öğrenimi dâhil olmak üzere, günlük hayatında Hakkı adını kullanmaya devam ettiğini ve bu ad altında tanındığını iddia etmiştir. Avukat ayrıca, müvekkilinin babasının, ilgilinin günlük yaşamını ve psikolojisini etkilemesine izin verilmesinin, kanunun ruhuna aykırı olduğunu iddia etmiştir. Avukat ayrıca, isme ilişkin hakların kişiye sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğunu, dolayısıyla bu hakka sahip olma yetkisinin söz konusu kişiye ait olduğunu ve olay tarihinde müvekkilinin babasının kötü niyetle hareket ettiğini iddia etmiştir. Avukat ayrıca, müvekkilinin dava tarihine kadar günlük hayatında ve resmi olarak “Edim Hakkı” adı altında tanındığını belirtmiştir.
8. Yargıtay, 26 Ekim 2009 tarihinde, usule ve kanuna uygun olduğu kanaatine vararak, yerel mahkemenin kararını onamıştır.
9. Yargıtay, 12 Mayıs 2010 tarihinde tebliğ edilen1 Nisan 2010 tarihli kararla, başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
10. Başvuran ,“Edim Hakkı” adı altında kayıtlı olduğu 1998-1999, 1999-2000 ve 2001-2002 yıllarına tekabül eden okul defterlerinin üç örneğini dava dosyasına eklemiştir.Başvuru Yapıldıktan Sonra Meydana Gelen OlaylarB. 30 Mart 2012 Tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı
11. 6 Ekim 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 30 Mart 2012 tarihli kararla, bir başka dava çerçevesinde, anayasaya uygunluğa ilişkin bir ön sorunla ilgili olarak kendisine başvurulan Anayasa Mahkemesi, “aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davasının ancak bir kere açılabileceğini” öngören 5490 sayılı Kanun’un 36. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin ilk cümlesinin, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerine aykırı olduğuna karar vermiştir. Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi bu cümlenin iptal edilmesine karar vermiştir.Başvuranın Adının Değiştirilmesi
12. Başvuran, 19 Aralık 2018 tarihinde, adının “Edim Hakkı” olarak düzeltilmesi amacıyla, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne nüfus kaydının düzeltilmesi davası açmıştır.
13. Asliye Hukuk Mahkemesi, 12 Nisan 2019 tarihinde kesinleşen 7 Şubat 2019 tarihli kararıyla bu talebi kabul etmiştir.İlgili İç Hukuk
14. Olay tarihinde yürürlükte olduğu şekliyle 29 Nisan 2006 tarihli Nüfus Hizmetleri Hakkında 5490 Sayılı Kanun’un 36. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin ilk cümlesi aşağıdaki gibidir: “Aynı konuya ilişkin olarak nüfus kaydının düzeltilmesi davası ancak bir kere açılabilir”.
15. 19 Ekim 2017 tarihli değişiklik sonrası söz konusu Kanunun 36. maddesinin 1. fıkrasının b) bendine ilişkin güncel metnin, özellikle somut olayla ilgili kısımları aşağıdaki gibidir: “Haklı sebeplerin bulunması hâlinde aynı konuya ilişkin düzeltme yapılması hâkimden istenebilir”.
ŞİKÂYET
16. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesini ileri sürerek, ilk talebini yaptığı sırada, nüfus kaydında adının değiştirilmemesinden şikâyet etmektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
17. Başvuran, nüfus kaydının düzeltilmesine yönelik talebinin reddedildiğini iddia etmektedir. Sözleşme’nin 8. maddesinin ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
“ Herkes özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir (...) ”Tarafların İddiaları
18. Hükümet, başvuranın şikâyetinin kabul edilebilirliği hakkında karar vererek, öncelikle ilk metinde yer alan 5490 Sayılı Kanun’un 36. maddesinin 1. fıkrasının b) bendinin iptal edilmesinden sonra, başvuranın adının düzeltilmesi talebinde bulunmadığını iddia ederek, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet ardından, başvuranın talep edilen ad değişikliğini elde ettiği AHM kararını ileri sürerek, ilgilinin mağdur niteliğini kaybettiğini iddia etmiştir.
19. Hükümet davanın esasıyla ilgili değerlendirmeyi öncelikle Mahkemenin takdirine bıraktığını belirtmiştir. Hükümet ardından, adil tazmin hakkındaki görüşlerinde, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmediğini ileri sürmüştür.
20. Başvuran, Hükümetin iddialarını kabul etmemektedir. Başvuran, ihtilaf konusu kanun hükmünün iptalinin, başvurunun yapılmasından sonra meydana geldiğini, özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmesiyle mağdur olduğunu iddia etmektedir. Başvuran özellikle, ciddi zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve adını taşıyamaması nedeniyle, günlük hayatında ve yasal işlemlerinde sıkıntılar yaşadığını belirtmektedir. Başvuran ayrıca, manevi olarak hiçbir şekilde kabul etmediği bir adı taşımaya zorlanması nedeniyle, kişilik haklarının ihlal edilmiş olduğunu iddia etmektedir.Mahkemenin Değerlendirmesi
21. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen kabul edilemezlik itirazını incelemenin ve başvuranın halen iddia edilen ihlallere ilişkin Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, “mağdur” olduğunu iddia edip edemeyeceği hususunda karar vermenin gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. Nitekim, Mahkeme başvurunun Hükümete bildirilmesinden beri, bilgisine sunulan yeni olaylar ışığında, aşağıdaki nedenlerden başvurunun incelenmesinin bundan böyle objektif olarak gerek kalmadığını değerlendirmektedir.
22. Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi uyarınca, yargılamanın her aşamasında, Mahkeme koşulların (...) ihtilafın çözümlendiği sonucuna varmasına imkân sağlarsa, bir başvurunun kayıttan düşürülmesine karar verebileceğini hatırlatmaktadır. “Yukarıda belirtilen hükmün somut olaya uygulanabilirliğinin sonucuna varabilmesi için Mahkeme, birbirini izleyen iki soruya cevap vermelidir: ilgilinin öncelikle doğrudan şikâyet ettiği olayların varlığını sürdürüp sürdürmediği ve ikinci olarak bu olaylar nedeniyle Sözleşme’nin olası ihlalinden kaynaklanabilecek sonuçların ortadan kaldırılıp kaldırılmadığı hususunu sorgulamalıdır (Pisano/İtalya (kayıttan düşme) [BD], No. 36732/97, § 42, 24 Ekim 2002, Syssoyeva ve diğerleri/Letonya (kayıttan düşme) [BD], No. 60654/00, § 97, AİHM 2007‑I ve Kovačić ve diğerleri/Slovenya [BD], No. 44574/98, 45133/98 ve 48316/99, § 263, 3 Ekim 2008). Öte yandan, Mahkeme bir başvurunun kayıttan düşürüp düşürmemesi gerektiği hususunun, başvuranın Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, “mağdur” sıfatını koruyup korumadığı hususundan bağımsız olduğunu hatırlatmaktadır (El Majjaoui ve Stichting Touba Moskee/Hollanda(kayıttan düşme) [BD], No. 25525/03, § 28, 20 Aralık 2007).
23. Mevcut davada bu durum, öncelikle başvuranın adının değiştirilmesinin sağlanmasının reddedilmesinin devam edip etmediği hususunun belirlenmesi anlamına gelmektedir. Ardından, ulusal mahkemeler tarafından alınan bu tedbirlerin, Sözleşme’nin olası ihlalinin etkilerini ortadan kaldırmak için yeterli olup olmadığı hususuna yönelmek gerekmektedir.
24. Mahkeme bu bağlamda, öncelikle başvuranın adının düzeltilmesine engel teşkil eden kanun hükmünün, Anayasa Mahkemesi kararının ardından iptal edildiğini tespit etmektedir (yukarıda 11. paragraf). Bu hüküm söz konusu iptal kararının ardından değiştirilmiştir (yukarıda 15. paragraf) ve başvuran talep ettiği değişikliğin sağlanması amacıyla, yeniden başvuruda bulunabilmiştir. Başvuran, 7 Şubat 2019 tarihinde davayı kazanmıştır; bu tarihten itibaren Mahkeme, ilgilinin kendisine sunduğu ve adının düzeltilmesinin reddedilmesiyle ilgili olan olayların varlığını sürdürmediğini tespit etmektedir. Böylelikle, davalı Devletin yetkilileri, Mahkemenin başvuranın kişisel durumu hakkında karar vermeden önce ihtilaf konusu duruma son vermişlerdir.
25. Sözleşme’nin olası ihlalinin tespitlerinin ortadan kaldırılması hususuyla ilgili olarak, Mahkeme ulusal mahkemeler önünde başvuran tarafından ileri sürülen iddiaları, dosyadaki belgeleri ve Mahkemeye sunulan ilgilinin görüşlerini dikkate alarak, öğrenim hayatı sırasında, günlük hayatında ve diğer ilişkilerinde (yukarıda 5. ve 7. paragraflar) bu iki adı kullanmaya devam ettiğini (yukarıda 5., 7. ve 20. paragraflar) tespit etmektedir.
26. Böylelikle, başvuranın maruz kaldığı olumsuz tespitleri iddia etmesine rağmen (yukarıda 20. paragraf), ilgilinin kişisel durumu üzerindeki ilk talebinin reddedilmesine ilişkin etkileri ve bu tespitlerin bugün halen ne şekilde devam edeceği hiçbir şekilde açıklanmamıştır. Dolayısıyla, Mahkeme Sözleşme’nin olası ihlalinin tespitlerinin yeterince ortadan kaldırılmadığını ileri sürecek hiçbir unsurun bulunmadığını değerlendirmektedir. Bununla birlikte ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının b) bendinde belirtilen bütün kriterler incelenmeksizin, başvuranın önemli bir zarara maruz kaldığını göstermediğini tespit etmek mümkündür.
27. Yukarıda belirtilenler ışığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinin uygulanmasına imkân sağlayan iki koşulun yerine getirildiğine karar vermiştir. Dolasıyla, Hükümet ile başvuran arasındaki uyuşmazlık bundan böyle Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının b) bendi anlamında, “çözülmüş” olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, Sözleşmede belirtildiği şekliyle, insan haklarına riayete ilişkin hiçbir özel neden, Mahkemeyi Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrası anlamında, başvuruyu incelemeye devam etmesini zorunlu tutmamaktadır.
28. Sonuç olarak, davanın kayıttan düşürülmesi uygundur.
Bu gerekçelerle, Mahkeme, Oy birliğiyle,
Başvurunun kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilerek, 19 Aralık 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Stanley NaismithRobert Spano
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy