T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/189 Esas - 2025/112
T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2024/189 Esas
KARAR NO : 2025/112
HAKİM : ...
KATİP : ...
DAVACI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 22/03/2024
KARAR TARİHİ : 19/02/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 24/03/2025
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı tarafın iddiaları; Taraflar arasında imzalanan 20/09/2022 tarihli sözleşme kapsamında davalının doğal maden suyu satışı hususunun kararlaştırıldığını, davacının 130.083,20 GP ödeme yaptığını, davalının İngiltere'ye gönderdiği maden sularının davacı tarafından müşterilerine ulaştırıldığında uygun palet kullanılmamasından kaynaklı olarak indirme aşamasında bir kısım ürünün zayi olduğunu, bu sebeple müşterilerinin her biri 22 palet olan 23 konteyner ürünü iade ettiğini, durumun davalıya iletildiğini ve 05/12/2022 tarihli görüşmede davalının ürünleri satışa hazır hale getirilmesi için yapılacak masrafları karşılayacağını belirttiğini, bu sebeple yapılan 17520 GP masrafın aynı tarihte davalıya bildirildiğini fakat davalının ödeme yapmadığı gibi iletişimi kestiğini ve davalının 12/01/2023 tarihli e-posta ile sözleşmeyi feshettiğini, sözleşmenin 3/11 maddesi gereği uygun şekilde paketleme yapma yükümlülüğünün davalıya ait olduğunu belirterek açmış olduğu kısmi davada 1.000,00-GBP zararının temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davacı yaptığı açıklamada 1000 GBP tazminat talebinin 500 GBP sinin fatura (ürün) bedeli, 100 GBP sinin nakliye bedeli, 100 GBP sinin demuraj bedeli, 100 GBP sinin liman ücreti , 100 GBP sinin VAT (KDV) bedeli, 100 GBP sinin gümrük vergisi bedeline ilişkin olduğunu belirtmiştir.
Davalı tarafın savunmaları; Taraflar arasındaki sözleşmede ürünlerin EXW ( Exworks) şeklinde teslimi konusunda anlaşıldığını, Buna göre satıcının ürünleri belirlenen yerde alıcıya teslim etme yükümlülüğünün olduğunu, Alıcının ise ürünleri kendi hesabına ve riskoya katlanarak taşıma işlemlerini gerçekleştirdiğini, Alıcının ürünlerin nakliyesi, depolanması, istiflenmesi gibi tüm koşullarda sorumluluğu üstlendiğini, (sözleşme 2.6 md), yine sözleşmenin 2.4 maddesi gereğince de davalıya sorumluluk yüklenemeyeceğini, ürünlerin fabrikada davacıya teslimi ile davalının sorumluluğunun sona erdiğini, söz konusu ürünlerin yüklenmesinde ve tesliminde herhangi bir aykırılık bulunmadığını, ürünlerin tesliminden sonra davalı yetkilisi ile davacı arasında yapılan yazışmalarda ürünlerin sorunsuz teslim edildiğinin davacı tarafça ifade edildiğini, ürünlerin fotoğrafları incelendiğinde iddialarının gerçek dışı olduğunun görüldüğünü, davacının sözleşme kapsamında taahhüt ettiği alımları yapmaması, haksız tazminat taleplerinde ısrarcı olması sebebiyle sözleşmenin feshedildiğini, davanın varsayıma dayalı olduğunu ve somut bir delile dayanmadığını, ürünlerin tesliminden iki yıl sonra ileri sürülen iddiaların haksız olduğunu ve ayrıca zamanında yapılmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Taraflar arasındaki anlaşmazlık: Taraflar arasındaki satış sözleşmesine konu ürünlerin İngiltere'ye ulaştığında davacı tarafından müşterilere gönderildiğinde uygun palet kullanılmamasından kaynaklı olarak taşıma esnasında zayi olup olmadığı, bu kapsamda davacının zararının bulunup bulunmadığı, varsa zarar miktarı ile davalının sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususlarındadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2021/(22)9-517 Esas 2022/152 Karar sayılı 17.02.2022 tarihli kararında belirtildiği üzere;
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda yargılamanın makul sürede bitirilmesini sağlamak amacıyla düzenlemeler yapılmış ve bu amaca ulaşılabilmesi için önemli bir katkı sağlayan delillerin bildirilme zamanı özel olarak düzenlenmiştir.
Delillerin belirli bir zaman dilimi içinde gösterilip sunulması yargılamayı çabuklaştıracak olmasının yanı sıra, taraflara da gösterilen delillerden haberdar olarak zamanında bunlara karşı delil veya görüş bildirebilme imkânı tanıyacak, böylece uyuşmazlıklar en kısa sürede adilane çözüme kavuşacaktır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 25. maddesinde düzenlemesine yer verilen “Taraflarca getirilme ilkesi”nin işlerlik kazandığı davalarda, davanın taraflarınca delillerin gösterilmesi işleminin gerçekleştirilmesi gerekir. Anılan ilke uyarınca, hâkim, kural olarak, hiçbir delile kendiliğinden başvuramaz. Bu kuralın istisnasını, bilirkişi incelemesi yaptırılması ve keşif icrası oluşturur (Tanrıver, Süha: Medeni Usul Hukuku, Cilt 1, Ankara 2016, s.806 vd.)
Re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda ise, hâkim, dava bağlamında bütün delillere kendiliğinden müracaat edebilir. Çünkü sözü edilen ilkenin işlerlik kazandığı davalarda, dava malzemesinin bir parçasını oluşturan delillerin toplanması bağlamında da hâkim, tarafların yanı sıra önemli bir rolü üstlenmiş durumdadır; pasif değil, aktif bir konumda bulunmaktadır (Tanrıver, s.807).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı (m. 118-186) ve basit (m. 316-322) yargılama usulleridir. HMK, asıl olarak yazılı yargılama usulüne göre hükümler koymuş ve basit yargılama usulünü istisna kabul ederek düzenlemeler yapmıştır.
Hukuk yargılamasında, gerek yazılı yargılama gerekse de basit yargılama usulünde dava, mahkemeye hitaben yazılan bir dilekçeyle açılır. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendi uyarınca, gerek yazılı gerekse basit yargılama usulünde, iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğinin dava dilekçesinde belirtilmesi gerekmektedir. Aynı gereklilik, cevap dilekçesi açısından da geçerlidir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. Maddesi; “(1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. (2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur.” hükmünü haizdir.
Bu düzenleme, tarafların iddialarının (HMK, m. 119/1,f) ve savunmalarının (HMK, m. 129/1,e) dayanaklarını dilekçelerinde göstermeleri yönündeki hükümler ile paraleldir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen yargılama usullerine göre delillerin gösterilme zamanının açıklanmasında da yarar bulunmaktadır.
Yazılı yargılama usulünde, davacının dava dilekçesinde, davalının ise dava dilekçesinin kendisine tebliği üzerine işlemeye başlayan iki haftalık süre içerisinde vereceği cevap dilekçesinde, iddiasının ya da savunmasının dayanağı olan maddi vakıaları ve ispatta kullanacağı delilleri göstermesi gerekir. Davalının cevap dilekçesi kendisine tebliğ edilmiş olan davacı, bu dilekçenin kendisine tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkemeye vereceği cevaba cevap dilekçesinde davalının savunmasını etkisiz kılmak amacıyla yeni vakıalar ileri sürüyorsa ya da dava dilekçesinde belirtmiş olduğu vakıaları genişletiyor yahut eski vakıaların yerine tümüyle yenisini ikame ediyorsa, sözü edilen türdeki vakıaların ispatı bağlamında da yeni delil gösterebilir. Aynı durum davalının, davacının cevaba cevap dilekçesinin kendisine tebliği üzerine iki haftalık süre içerisinde mahkemeye vereceği ikinci cevap dilekçesinde, davacının iddialarını etkisiz hâle getirmek amacıyla savunma bağlamında yeni vakıalar ileri sürmesi veya cevap dilekçesinde dayanmış olduğu vakıaları genişletmesi ya da eski vakıaların yerine tümüyle yeni ve müstakil bir kimlik taşıyan vakıaları ikame etmesi olasılığında da geçerlilik taşır.
Basit yargılama usulünde, davacının dava dilekçesinde, davalının ise dava dilekçesinin kendisine tebliği üzerine işlemeye başlayan iki haftalık süre içerisinde vereceği cevap dilekçesinde, iddiasının ya da savunmasının dayanağı olan maddi vakıaları ve ispatta kullanacağı delilleri göstermesi gerekir. Cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri basit yargılama usulünde sözkonusu değildir. Bu itibarla taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır. İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar. (HMK madde 317-319) Basit yargılama usulü için özel olarak hüküm öngörülmediği hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümler uygulanır. Bu kapsamda ön inceleme duruşmasına davet ve ön inceleme duruşması hükümleri (HMK 139 ve 140) her iki yargılama usulü açısından ortaktır.
Hemen belirtilmelidir ki; hem dava dilekçesinde hem de cevap dilekçesinde gösterilen ve tarafın elinde bulunan belgelerin dilekçeye eklenerek mahkemeye sunulması, başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur (HMK, m. 121, 129/2).
Tarafların, davanın başında sahip oldukları bütün delilleri göstermek ve ellerinde bulunan delilleri tevdi etmek zorunluluğuyla karşı karşıya bırakılmaları, delillerin gösterilmesi faaliyetine zaman itibariyle sınırlama getirilmesi ve yargılamanın sonraki aşamalarında yeni delil gösterilmesi olanağının kullanımının kanunla belirli şartlara bağlı kılınması anlamını taşımaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ön inceleme aşaması (m. 140), yargılamada özel bir öneme sahiptir. Bu aşamanın başarısı, esasen bu duruşmaya doğru bir şekilde hazırlanılması ve yapılması gereken işlemlerin mahkemece ve taraflarca doğru bir şekilde yapılmasına bağlıdır (Yılmaz, s.2994 vd.).
Ön inceleme, dilekçeler aşaması ile tahkikat aşaması arasında ayrı ve bağımsız bir aşama olacak şekilde, beş yargılama aşamasından biri olarak öngörülmüştür. Bu aşamada ilk itirazlar ve dava şartları yönünden dosyanın bir incelemeye tabi tutulması ve tarafların uyuşmazlık içerisinde olduğu konular ile anlaştıkları konuların ayrılarak, delillerin toplandığı ve değerlendirildiği tahkikat aşamasına eksiksiz ve hazır bir şekilde geçilmesi amaçlanmıştır.
Ön incelemenin asıl işlevi, uygulamada birbirinin içine geçirilmiş aşamaların ayrılması bağlamında ortaya çıkmaktadır. Zira ön inceleme aşamasına kadar dilekçeler tamamlanmış ve tahkikat aşamasında toplanması gerekenler dışında kalan deliller toplanmış olacak, böylece artık tahkikat aşamasında kural olarak delil toplanması söz konusu olmayacağından, duruşmalar delillerin tartışıldığı oturumlar hâline gelmiş bulunacaktır.
Bu çerçevede ön inceleme duruşmasında tahkikat işlemleri yapılamaz, tahkikata götüren hazırlık işlemleri yapılır. Tahkikat aşamasından farklı olarak ön inceleme aşamasında işin esasına girilmeyeceğinden, kural olarak delillerin incelenmesi söz konusu olmayacaktır. Bu aşamada delillerin toplanması için hazırlık işlemleri yapılacak ve bu sayede dosyanın tekemmül etmesi sağlanacaktır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Ön inceleme duruşmasına davet” başlıklı 139. maddesi,
“(1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir:
a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar.
b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları.
c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği.
ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği.” şeklinde düzenlenmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 139. maddesi ile eksik delillerin sunulması ve başka yerden getirtilecek delillere ilişkin açıklama yapılması ihtarının artık ön inceleme duruşması davetiyesi ile birlikte yapılacağı düzenlenmiştir. Anılan emredici düzenlemeye göre taraflar, delil olarak dayandıkları belgeleri dilekçelerine ekleyerek vermek ya da başka yerden getirilecekse, bunu belirtmek zorundadırlar. Şayet taraflar, bu konuda yapmaları gereken işlemleri eksik bırakmışlarsa, ön inceleme duruşma davetiyesi ile kendilerine iki haftalık kesin süre verilerek bu eksiklikleri tamamlamaları için son bir imkan tanınacaktır. Taraflar bu şanslarını da doğru kullanamazlarsa, artık tahkikat mevcut delillerle yürütülecek ve tarafların o delile dayanmaktan vazgeçtikleri kabul edilecektir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 140. maddesinin 5. fıkrasında vurgulanması gereken husus; “dilekçelerinde gösterdikleri” ibaresinin kullanılmış olmasıdır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 140/5. maddesi, ön inceleme duruşmasında dahi, dava ve cevap dilekçesinde gösterilmiş olmayan belgenin ikamesine izin vermemiştir. Bu da doğaldır. Çünkü şeklî gerçeği arayan özel hukuk yargılamasında, ilişkinin maddi gerçeği değil, özel hukukun biçtiği kalıplara uygunluğu incelenecektir. Böyle bir kalıbı ispat eden belgeyi delil olarak belirtmeyen tarafın, hak arama özgürlüğünü doğru biçimde kullandığından söz edilemez. Hakkını etkin biçimde kullanma çabasını başlangıçta göstermeyen tarafın, sonradan belgeyi delil olarak kullanmak istemesi, uyuşmazlığın netleşmesini de, çözümünü de geciktirecektir. Üstelik böyle bir belgenin dava veya cevap dilekçesinde belirtilmiş olması, uzlaşmayı kolaylaştırabilecekken, bu imkân da kaybedilmiş olacaktır. Böyle olunca, uyuşmazlığın süratle çözümlenmesinden beklenen kamu yararı zedelenecektir. O hâlde, dava ve cevap dilekçelerinde gösterilmemiş bulunan belge delillerinin, ön inceleme duruşması da dâhil olmak üzere, sonradan ikame edilmesi, ancak 145. maddede belirtilen şartlarla mümkündür.
Mahkemenin ön inceleme duruşma davetiyesinde vereceği iki haftalık sürenin, tarafların dilekçelerinde gösterip de sunmadıkları belgeleri sunmaları (yahut başka yerden getirtilecek belgelerle ilgili açıklama yapmaları) olanağı için tanındığı anlaşılmaktadır.
6100 sayılı HMK’nın 140/5. maddesi gereği ön inceleme duruşma davetiyesi ile tayin edilen kesin süreye uyulmaması, vazgeçme yaptırımına bağlanarak, davayı uzatıcı bu kötüniyetli davranışlar engellenmeye çalışılmıştır. Zira dilekçelere eklenip sunulmamış, daha sonra ön inceleme duruşma davetiyesi ile verilen kesin süre içinde de verilmemiş delillere, tahkikat içinde kural olarak dayanılamaz. Tahkikatın amacı, kural olarak, delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar.
Ancak istisnaen belirli koşulların gerçekleşmesi kaydıyla, taraflar gerek ön inceleme gerekse de tahkikat aşamasında yeni delil gösterebilme olanağına sahiptirler.
Nitekim bu husus, HMK’nın “Sonradan delil gösterilmesi” başlığını taşıyan 145. maddesinde “(1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Tarafların Kanun’da belirtilen süreden sonra delil gösteremeyeceklerine ilişkin kurala getirilen istisnanın, dava ve cevap dilekçelerinde hiç delil bildirmeyen, ön inceleme duruşma gününü bildirir davetiye üzerine delillerini sunmayan veya toplanması için gerekli işlemleri yapmayan tarafın tahkikat aşamasında delil bildirme haklarının olduğu şeklinde anlaşılması mümkün değildir.
Bu kapsamda delilin sonradan sunulması, o delile daha önceden ulaşılamamasına ya da o delilin varlığı hakkında mazur görülebilir bir bilgisizliğe, bir engellemeye vs. dayanıyorsa mümkündür. Tarafın salt ihmalkârlığı, yeterince araştırmaması, davayı uzatma amacı, davayı önemsememesi, kötü niyeti gibi hususlarla o delili sunmaması hâlinde sonradan delil sunulması kabul edilemez, artık o delilden vazgeçmiş sayılır (Atalay, Oğuz; Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, Cilt II, 15. Bası, İstanbul 2017, s.1760).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 31. maddesi gereğince hâkim de, davayı aydınlatma ödevi uyarınca maddi ya da hukukî açıdan belirsiz gördüğü hususlar açısından ihtiyaç duyduğu takdirde taraftan yeni delil göstermesini isteyebilir.
Bu aşamada bir diğer istisnai halin açıklanması gereklidir. O da “İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi”dir. Yazılı usulün uygulandığı davalarda Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. (HMK 141 ) Basit yargılama usulüne tabi davalarda ise İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar. (HMK 319)
Görüldüğü üzere, HMK’nın sistematiği içinde tahkikat aşamasına geçilmezden evvel tarafların uyuşmazlık konularının ve bu uyuşmazlıkların çözümü için ileri sürdükleri delillerin daha işin en başında belirlenerek tahkikatın etkin bir şekilde yapılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Zira tahkikatın amacı, kural olarak delil toplamak değil, delilleri incelemek ve değerlendirmektir; aksi hâlde tahkikat tamamlanamaz ve yargılama uzar. Bu sebeple HMK’nın 145. maddesinde belirtilen ve tarafın etki alanı dışında kalan çok özel durumlar dışında, sonradan delil sunulması hâlinde bu deliller dikkate alınmamalıdır.
Ön inceleme aşamasında tarafların anlaşıp anlaşamadıkları konuları belirleyen ve hangi vakıaların uyuşmazlık konusu olduğunu tespit eden ve bunu tutanağa geçiren mahkemenin, tahkikat aşamasında yapacağı faaliyet (iş), uyuşmazlık konusu olayları incelemek, bunlar hakkında tarafların gösterdiği delilleri, ileride vereceği hükme esas almak üzere ispat hukuku kurallarına göre değerlendirmektir (Yılmaz, s.901).
6100 sayılı HMK nun 139 maddesinde ön inceleme davetinde " Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği." hususunun şerh olarak yazılacağı düzenlenmiştir.
HMK 140 maddesinin 5. Fıkrasında da ön inceleme duruşmasında HMK 139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verileceği düzenlenmiştir.
Somut dava değer itibariyle basit yargılama usulüne tabidir. Dolayısıyla HMK 318 maddesi gereği davacı dava dilekçesi ile davalı ise cevap dilekçesi ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır. İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıyla; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayacaktır. HMK 322/1 maddesinin atfıyla ön inceleme duruşma davetinde HMK 139 maddesi ve ön inceleme duruşmasında 140. Maddesi uygulanacaktır.
6100 sayılı HMK nun 139 maddesine uygun şekilde taraflar 11/12/2024 tarihli ön inceleme duruşmasına davet edilmişlerdir. Davacı vekiline çıkarılan ... barkod numaralı davetiyede yasal meşruhat yazılmış ve dava dilekçesinde bildirilip de henüz sunulmamış delillerin tebliğden itibaren iki haftalık kesin süre içinde sunulmaması halinde bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmalarına karar verileceği ihtar edilmiştir. Bu tebligat davacı vekiline ... tarihinde tebliğ edilmiş ise de davacı vekili verilen kesin sürede delillerini sunmamıştır. Bu sebeple HMK 140/5 maddesindeki emredici düzenleme gereği ön inceleme duruşmasında davacının sunmadığı delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilmiştir.
Davacı vekili ön inceleme duruşmasında delillerini sunmak için süre talep etmiş ise de ön incelemede hazır bulunan davalı vekilinin buna muvafakat etmemesi sebebiyle -davacı açısından dava dilekçesinin sunulması ile başlamış olan iddianın genişletilmesi yasağına aykırı- iddianın genişletilmesi mahiyetindeki bu talebi reddedilmiştir.
Dava dilekçesi ekinde arabuluculuk son tutanağı sureti ve vekaletname dışında bir belge ve delil bulunmamaktadır. Davacı dava dilekçesine delillerini eklememiştir. Dayanılan deliller sadece dilekçede liste halinde sıralanmıştır. Delil olarak e-posta ve whatsapp yazışmalarına, video kayıtlarına, faturalara, ticari defter ve kayıtlara ve bunlara ilaveten keşif bilirkişi incelemesi ve yemin deliline dayanılmıştır. Bu bölümde son cümle olarak "karşı tarafın sunacağı delillere karşı delil sunma hakkımız saklı kalmak kaydıyla ikamesi mümkün tüm belge ve bilgiler" yazılmış ise de ; yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere bu ifadenin delil sunma anlamında hukuki bir karşılığı yoktur. Delil olarak gösterilen e-posta ve whatsapp yazışmaları, video kayıtları, faturalar ile ticari defter ve kayıtlar ibrazı mümkün bulunmasına rağmen davacı tarafça dava dilekçesine ekli olarak sunulmadığı gibi tanınan kesin sürede de ihtara rağmen mahkemeye ibraz edilmemiştir. Davacının yurtdışı şirketi olması sebebiyle delil olarak dayandığı ticari defter ve belgelerinin bu süreçte sunulmuş olması en azından bulunduğu yerin bildirilmesi gereklidir. İleri sürülen ve ispatı gereken vakıa davalının davacıya gönderdiği ürünlerin taşınması sırasında paletlemenin ve yüklemenin hatalı olup olmadığı ve bu hata sebebiyle ürünlerin zarar görüp görmediğidir. Dolayısıyla davacının ticari defter ve kayıtlarının anılan vakıa açısından ispata elverişliliği de bulunmamaktadır. Yemin deliline de dayanılmış ise de yemin konusu vakıaların yemin edecek davalıdan sadır olması zorunludur. Somut davada ispat edilmek istenen -ürünlerin taşınma sırasında İngiltere'de zarar görmesi ve davacının bu sebeple maddi zarara uğraması- vakıası yemin delili açısından da uygun değildir.
Davacı davasını ispata yarar delilleri verilen kesin süreye rağmen sunmamış ve davasını dayandırdığı vakıaları ispat edememiştir. Bu gerekçelerle ispatlanamayan davanın esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1-Davanın reddine,
2-Alınması gereken maktu harcın peşin harçtan mahsubu ile bakiye 92,85 TL karar kesinleştiğinden talep halinde yatıran davacıya iadesine,
3-Yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca belirlenen 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Ara buluculuk dosyasında Bakanlık bütçesinden karşılanan 3.120 TL ara bulucu ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
6-Gerekçeli kararın HMK 321/2 maddesi gereği taraflara tebliğine,
7-Karar tebliğ giderleri düşüldükten sonra artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran davacıya iadesine,
Dair, taraf vekillerinin yüzünde, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde mahkememize verilecek bir dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere karar verildi. 19/02/2025
Katip ...
e-imzalı
Hakim ...
e-imzalı