T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİEsas-Karar No: 2025/266 Esas - 2025/446
T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
KARAR
ESAS NO: 2025/266 Esas
KARAR NO: 2025/446
BAŞKAN:
ÜYE:
ÜYE:
KATİP:
DAVACILAR :
VEKİLİ:
DAVALILAR :
DAVA: Tazminat
DAVA TARİHİ: 14/04/2025
KARAR TARİHİ: 30/06/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 11/07/2025
Mahkememizde görülmekte olan tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı taraf vekili; Davacı ile davalı ortağı oldukları nin tasfiye dönemi içinde davalıların şirketin tasfiyesi devam ederken tedarikçisi oldukları alıcı firmaya şirketin tasfiye edildiğini gerçek dışı beyanda bulunarak diğer davalı ismini tedarikçi olarak kaydettirmeleri sonucu tasfiye sonucu kurulan alıcı şirkete Fındık satılmasına engel olunması nedeniyle mahrum kalınan kar bedeline karşılık kısmi dava olarak 50.000,00 TL nin sezon başlangıcından itibaren işeyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Davacının talebi açıklama gerektirmesi sebebiyle HMK nun 119 maddesi gereği davacı vekilinden açıklama talep edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nın "Hâkimin davayı aydınlatma görevi" başlıklı 31. maddesine göre; "Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu olduğu durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir."
Mahkemeye yöneltilen yöneltilen talebin formüle edilmesi ve ileri sürülmesi tarafların görevi, bunları anlamlandırmak veya gerektiğinde açıklattırmak hâkimin görevidir. Ancak bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları ileri sürmelerine imkan vermesi veya hatırlatması anlamını taşımaz. Burada mevcut olmayanın talep edilmeyenin ortaya çıkartılması değil, talep edilenin netleştirilmesi, aydınlatılması, belirlenmesi söz konusudur. Dolayısıyla taraflarca getirilme ilkesi, hâkimin soru sorma ve davayı aydınlatma ödevi (m. 31) çerçevesinde yumuşatılmıştır. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi olarak ifade edilen bu düzenleme ile doğru hüküm verebilmesi ve maddi gerçeğin bulunabilmesi amaçlanmıştır. Düzenlemede her ne kadar “açıklama yaptırabilir” denilmişse de, bunun, hâkimin davayı aydınlatması için bir “ödev” olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü davayı aydınlatma ödevi sayesinde hâkim, iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan bir kararın verilmesini önleyecektir. Görüldüğü üzere, hakimin davayı aydınlatma ödevine ilişkin 31. maddede, hakimin, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz ya da çelişkili gördüğü konular hakkında taraflara açıklama yaptırabileceği, soru sorabileceği, kanıt gösterilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. (Yargıtay HGK 2020/11-652 Esas 2022/1269 Karar)
HMK nun119/1ğ maddesinde açık bir şekilde talep sonucunun dava dilekçesinde bulunması gereken zorunlu unsurlardan olduğu belirtilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasında bu hususun eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vereceği, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde davanın açılmamış sayılacağı düzenlenmiştir.
Dava dilekçesinde; talep sonucu kısmında talebin ne olduğu açık bir şekilde belirtilmelidir. Çünkü, taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkim talep sonucuyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu ilke uyarınca davacının talep etmediği bir şey hakkında karar verilemez. Dava sonucunda kurulacak hükmün sınırını, tarafların karara bağlanmasını istediği talep sonucu belirler. Bu nedenle talep sonucu yeterince açık değilse hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK. m. 31) kapsamında açık olmayan talep sonucunu açıklatması gerekir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1-1236 Esas 2018/1568 Karar) Davacının sonuç talebi açık olmadan ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de mahkemece sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür.
Dava dilekçesinde aralarında dava arkadaşlığı görülemeyen ile birlikte davacı olarak yer almış, davalı olarak ise (dava dışı) tasfiye memuru ile bu şirketin ortağı olduğu belirtilen ve yeni kurulduğu belirtilen gösterilmiştir. Sonuç talep kısmında şimdilik 50.000 TL nin mahrum kalınan kar olarak davalılardan müteselsilen tahsilinin istendiği görülmekle birlikte bu talebin her iki davacı için mi olduğu yoksa davacılardan biri için mi istendiği hem anlatımdan hem de davanın nitelendirilmemiş olmasından dolayı belirsizdir. Dava dilekçesinde vakıa anlatımının düzensiz olduğu, açılmak istenen davanın ne olduğunun anlaşılamadığı, gösterilen taraflar ile anlatım ve talep arasında bağlam farklılığı olduğu ve talepler ile davalılar ve vakıaların düzgün bir zemine oturtulamadığı, bu haliyle davanın hukuki nitelendirilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Dava tasfiye memurunun ya da yönetici ve ortağın sorumluluğuna mı dayandırılıyor, haksız rekabet sebebine mi dayanılıyor ya da başka bir hukuki sebep mi amaçlanıyor anlamak mümkün olmamıştır. Davanın türü ve mahiyeti uygulanacak yargılama usulü ve heyetle bakılıp bakılmama açısından da önem arzetmektedir.
HMK nun 119/1.ğ maddesinde dava dilekçesinin açık bir şekilde talep sonucu içermesi gerektiği , bunun eksikliği halinde ise ikinci fıkra gereği davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verileceği ve bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde davanın açılmamış sayılacağı düzenlenmiştir.
Dava dilekçesinde talep sonucu kısmında talebin ne olduğu açık bir şekilde belirtilmelidir. Çünkü, taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkim talep sonucuyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu ilke uyarınca davacının talep etmediği bir şey hakkında karar verilemez. Dava sonucunda kurulacak hükmün sınırını, tarafların karara bağlanmasını istediği talep sonucu belirler. Bu nedenle talep sonucu yeterince açık değilse hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK. m. 31) kapsamında açık olmayan talep sonucunu açıklatması gerekir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1-1236 Esas 2018/1568 Karar) Davacının sonuç talebi açık olmadan ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de mahkemece sağlıklı bir yargılama yapılması ve hüküm verilmesi mümkündür.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Madde gerekçesinde, maddenin ihdas amacının, uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakıalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmek olduğu belirtilmiştir. Gerekçenin devamında, "Bir davada, ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakıaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi, vakıaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakıalara uygun, somut vakıaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür; bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır." şeklindeki ifadelere yer verilerek somutlaştırma yükünün anlam ve önemi vurgulanmıştır. Dava dilekçesinde talebe dayanak yapılan bazı iddialar (vakıalar) olmakla birlikte, bunlar somut ve açık değilse, o zaman somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesinden söz edilmelidir. Somutlaştırma yükü yerine getirilmeden ne sağlıklı bir yargılama yapılması ne de sağlıklı bir hüküm verilmesi mümkündür. Hükümde nelerin yer alması gerektiğini belirten Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 297 gereğince, tarafların iddia ve savunmalarının, uyuşmazlık noktalarının, hükmün dayandığı ve sabit görülen vakıların tam olarak gösterilmesi aranmaktadır (m. 297/1-c). Somut vakıalar olmadan, hâkimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir. Yargıtay'ın yerleşik kararlarında da belirtildiği üzere, dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak mahkemenin işidir. Taraflar dava malzemesini eksik değil, tam olarak getirmek durumundadırlar.
Aksini kabul yargılamanın belirsiz bir ortamda sürüp gitmesine ve hüküm aşamasında karmaşaya sebep olacaktır. Yargılama usulünü düzenleyen HMK; yargılamanın en hızlı ve en sağlıklı bir şekilde yapılması hususunda mahkemeye görev yüklerken davayı açan ve davaya cevap veren davalıya da dava malzemesini en düzgün şekilde mahkeme önüne getirme, talebi yargılama yapmaya elverişli şekilde açık ve net olarak ortaya koyma ve dayanılan vakaları somut ve gerekçeli şekilde sunma ve delillendirme ödevi yüklemektedir.
Bu sebeple davacı vekiline 50.000 TL lik kar kaybı talebinin hangi davacı için olduğu, her iki davacı için birlikte mi talep edildiği, davacılar arasında ihtiyari ya da mecburi dava arkadaşlığı bulunup bulunmadığı hususlarını tereddüte meydan vermeyecek ve yargılama yapmaya elverişli şekilde bildirmesi amacıyla HMK 119/2 maddesi gereğince davacı vekiline bir haftalık kesin süre verilmiş, Muhtıranın tebliğinden itibaren başlayacak bir haftalık kesin süre içinde istenen açıklamanın yapılmaması ve sonuç talebin belirli hale getirilmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği hususu davacılar vekiline ihtar edilmiştir.
Ayrıca dava dilekçesinde yer alan anlatımların (iddianın genişletilmesi yasağı gereği yeni bir vakıa meydana getirmeden, sadece mevcut vakıaların açıklanması kapsamında) davalılar ile ilişkilendirilmesi ve netleştirilmesi ve nitelendirme yapmaya elverişli şekilde açıklanması amacıyla davacı vekiline bir haftalık kesin süre verilmiş, muhtıranın tebliğinden itibaren başlayacak bir haftalık kesin süre içinde somutlaştırma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde dava dilekçesindeki anlatımla yetinileceği ve bu çerçevede yapılan yargılama sürecinde davanın ispatlanamadığından bahisle esastan tamamen ya da kısmen reddedilebileceği hususları davacı vekiline ihtar edilmiştir.
Bu amaçla davacı vekiline muhtıra tebliğ edilmiştir.
Davacı vekili 23/06/2025 tarihli dilekçesi ile açıklama konulu beyanlarını sunmuş ise de dava dilekçesinde ileri sürdüğü benzer beyanlarda bulunmuş, davacı tüzel kişi ve bu şirketin kurucusu yüksek fiyatla fındık alımı yapan satış yapmasını engelleyen gerçek kişiler eski ortak ile tasfiye memuru eylemleri sonucundan yararlanan diğer davalı tüzel kişi ki aile şirketi den davacıların uğradığı kazanç kaybının şimdilik 50.000,00 TL sinin fındık sezonunun başlangıç tarihi olan 01.Eylül.2024 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ettiğini bildirmiştir.
Somut davada davacılar vekili dava dilekçesinde yargılama yapmaya elverişli biçimde açık olarak talebini bildirmemiş, hangi davacı için hangi sebebe dayanarak hangi talepte bulunduğunu yargılama yapmaya elverişli ve hatta nitelendirme yapmaya mümkün bir talepte bulunmamıştır. Yapılan açıklama da bu belirsizliği gidermeye elverişli değildir. Davacının anlatımı hangi davacı için hangi sebebe dayanarak ne talep edildiğini belirleme uygun değildir. Mahkemenin somut olarak ortaya konmayan formüle edilmeyen karmaşık bir talebi süreçte çözümlemek ve netleştirmek gibi bir görev ve yükümlülüğü bulunmamaktadır. Yargılama yapmaya elverişli bir talep olmadıkça mahkemenin görev ve sorumluluğundan bahsetmek mümkün değildir. HMK nun sistematiğinde yargılama konusunun taraflarca ortaya somut ve net olarak konması ve vakıaların deliller ile ilişkilendirilmesi ve yargılamanın somut bir çerçevede sürdürülmesi amaçlanmaktadır. Belirsiz bir zeminde yargılamanın yürütülmesi kanun koyucunun amacı değildir. Dava açan taraf neyi dava ettiğini kime karşı dava açtığını ve hangi vakıalara dayandığını açık ve somut olarak ortaya koymak zorundadır.
Hem dava dilekçesinde hem de açıklama dilekçesinde talep belirsizliği mevcut olup mahkemece sağlıklı bir yargılama yapılması ve hüküm kurulması bu haliyle mümkün değildir. Davanın hukuki nitelendirilmesine mümkün bir açıklama dahi bulunmamaktadır. Davacı taraf mahkeme önüne getireceği davada ne istendiğini yargılama yapmaya ve hüküm kurmaya elverişli ve anlaşılır bir şekilde açıkça ortaya koyması zorunludur. Mahkemenin belirsiz bir zeminde yargılama yapmak ve davacı tarafın karmaşık hale getirdiği uyuşmazlığı netleştirip çözmek gibi bir sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacı taraf verilen süreye ve yapılan ihtara rağmen yargılamayı ve talepleri netleştirmeye elverişli açıklamaları yapmamıştır.
Verilen karar itibariyle davalı taraf açısından hukuki dinlenilme hakkının ihlalinden bahsetmek mümkün değildir. Mahkemezci HMK nun 119 maddesi kapsamında değerlendirme yapılmış ve açık olarak ortaya konmayan ve belirsiz bir zemine oturtulan davanın HMK nun 119/2 maddesi gereği açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,
1-Davanın 6100 sayılı HMK'nun 119/2 maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına,
2-Maktu harcın mahsubu ile bakiye 238,48 TL peşin harcın karar kesinleştiğinde talep halinde yatıran davacıya iadesine,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,
4-Davacının tekrar dava açma ihtimali sebebiyle arabuluculuk gideri hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına,
5-Gerekçeli kararın HMK nun 321/2 maddesi gereğince talep aranmaksızın taraflara tebliğine,
6-Karar tebliğ giderleri düşüldükten sonra artan gider avansının karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,
Dair; HMK 320 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(İki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer ticaret mahkemesine verilecek bir dilekçe ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.30/06/2025
Başkan
Üye
Üye
Katip