T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİEsas-Karar No: 2025/355 Esas - 2025/347
T.C.
SAKARYA
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: 2025/355 Esas
KARAR NO: 2025/347
HAKİM:
KATİP:
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI :
VEKİLİ:
DAVALI :
VEKİLİ:
DAVA: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 24/07/2024
KARAR TARİHİ: 22/05/2025
GEREKÇELİ KARARIN
YAZILDIĞI TARİH : 11/06/2025
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili 24/07/2024 tarihli dava dilekçesinde özetle;Davaya konu kazada şoför kaza tespit tutanağı ve ceza mahkemesince alınan bilirkişi raporuna göre tali kusurlu olduğunu, yaya olarak bulunan davacıya çarpttığını, bu çarpma sonucu davacının yaralandığını ve maluliyeti oluştuğunu, bu kaza sonucu ayrıca tır ve çekici şoförlüğü yapan davacı işten çıkış bildirgesinde de görüleceği üzere kaza sonucu oluşan engeli nedeniyle işten ayrıldığını, Müvekkilinin maluliyet raporunda %45 oranında maluliyet oranı olduğunun tespit edildiğini, Müvekkilinin kazadan önce tır ve çekici şoförü olarak çalıştığını, davacının bu kaza sonrası ilgili işini yapamaz hale geldiğini ve 29.12.2021 tarihinde işten ayrıldığını, müvekkilinin fiziksel engeli araç kullanımını engellediğini ve mesleğini yapmasına engel hal oluşturduğundan ekonomik geleceğinin sarsılmasına neden olacağını, kalıcı sakatlığın yarattığı ruhsal ve yaşamsal olumsuzluklar gözetilerek, davalılar aleyhine davacıya ödenmek üzere uğramış olduğu acı, elem ve keder nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesini, ilgili mevzuat ve yargıtay içtihatlarını esas alarak sunmuş oldukları raporlardaki kusur oranları da göz önünde bulundurularak öncelikle davanın kabulü ile 100.000,00 Manevi ve hmk m107. Uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 1.000,00 TL maddi zararın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek faiz ile davalılardan tahsili ile davacıya verilmesini, yargılama masraf ve giderlerinin davalılar üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Taraflara usulüne uygun tebligatların yapıldığı görülmüştür.
Davalı 09/09/2024 tarihli cevap dilekçesinde özetle: Müvekkili şirket tarafından kazazede tarafından iletilen belgeler kapsamında yapılan medikal değerlendirme sonucu davacıya 12.12.2022 tarihinde 48.288.00-TL tazminat ödemesi yapıldığını, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte şayet bakiye zarar tespit edilirse müvekkili şirket tarafından yapılan ödemenin faiziyle hesaplanarak tenzili gerektiğini, davacı yana eksik evrak taleplerini ilettiklerini, genel adli muayene raporu ile kati adli muayene raporu, ilk ve acil cerrahi/medikal tetkik ve tedavilerine ilişkin tüm tıbbi belgeler raporların istendiğini, talep edilen raporlardan kazazede için iyileşme süreci bitiminde verilmiş bir özürlü sağlık kurulu raporu taraflarına iletilmediğini, usulüne uygun olarak maluliyet raporu olmadan yalnızca muayene raporları baz alınarak kazazedeye ait sürekli sakatlık değerlendirmesinin yapılabilmesine doğal itibarla imkan bulunmadığını, müvekkili şirket sadece ve sadece kusur oranında gerçek zarardan poliçe limitleri kapsamında sorumlu olabildiğini, sürekli iş görmezlik tazminatının hesaplanabilmesi için maluliyete ilişkin usulüne uygun rapor alınması gerektiğini, Yerleşik Yargıtay ilamlarından da açıkça anlaşıldığı üzere maluliyet oranları ancak ve ancak kesinleşen oranlar üzerinden değerlendirilebilecek olduğunu, işbu dosya kapsamında henüz kesinleşmeyen bir maluliyet oranı üzerinden hüküm kurulması haksız ve mesnetsiz olduğunu, müvekkiline iletilen raporlar kapsamında tazminat ve maluliyet hesaplaması yapılabilmesi için en erken 15.02.2024 veya sonrasında verilecek olan varsa- kalıcı arazlarının ve bu arazların neden olduğu özür oranlarının değerlendirildiği - arazlarının geçirilen trafik kazası ile illiyet bağlarının belirtildiği kontrol nitelikli yeni özürlü sağlık kurulu raporu temini gerekli olduğunu, bu sebeple müvekkiline ait sorumluluk kapsamının belirlenebilmesi açısından alanında uzman kişilerden maluliyete ilişkin rapor alınması zorunluluğu bulunduğunu, müvekkils şirket, belirlenecek olan gerçek zarardan sigortalısının dava konusu olan trafik kazasındaki kusuru oranına isabet eden oranda ve poliçe limiti ile sınırlı olarak sorumlu olacağını, asla kabul anlamına gelmemekle birlikte şayet bir hesaplama yapılacaksa müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, müvekkili şirket tarafından yapılan tazminat ödemesi neticesinde sorumluluklarının kalmadığından davanın reddini, Eğer esas incelemesi yapılacak ise alanında uzman aktüer bilirkişilerce poliçe tanzim tarihi uyarınca TRH-2010 mortalite tablosu ve %1,8 teknik faiz dikkate alınarak azami poliçe limitleri ve aktüeryal kurallar gözetilerek hesaplama yapılmasını, Davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte şayet bakiye zarar tespit edilirse müvekkili şirket tarafından yapılan ödemenin faiziyle hesaplanarak tenzilini, Müvekkili Şirket temerrüde düşmediğinden aleyhe faize hükmedilmemesini, aksi halde dava tarihinden itibaren taraflar açısından yasal faiz uygulanmasına, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili 01/10/2024 tarihli cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu kazaya ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından alınan bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere kazanın meydana gelmesinin nedeninin, davacının trafik kurallarına uymaması ve bu davranışının üzerine bir de kendi can güvenliği için gerekli tedbirleri almaması olduğunu, olayda daha kusurlu olan tarafın davacı olduğunu, Yerleşik Yargıtay ilamlarından da anlaşıldığı üzere maluliyet oranları ancak ve ancak kesinleşen oranlar üzerinden değerlendirilebileceğini, işbu dosya kapsamında henüz kesinleşmeyen bir maluliyet oranı üzerinden hüküm kurulması haksız ve mesnetsiz olduğunu, Meydana gelen olay nedeniyle üzüntü ve keder duyulması, manevi tazminata hükmedilebilmesi için yeterli olmadığını, Zira haksız fiil nedeniyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için haksız fiille birlikte manevi zararın doğması, manevi zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağının bulunması ve davalının sorumlu olmasını gerektiren bir kusurun varlığı koşullarının bir arada bulunması gerektiğini, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına, Borçlar Kanuna ve ‘..Kimse kendi kusurundan faydalanılamaz..’ evrensel hukuk kuralı ilkelerinde göre davacının asli kusurlu olmasına rağmen manevi tazminat talep etmesi hukuka aykırı olduğunu, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekilinin 24/10/2024 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilin geçirmiş olduğu trafik kazası neticesinde İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi tarafından usulüne uygun olarak 2022 sayılı kanun kapsamında erişkinler için engellilik sağlık kurulu raporu
Düzenlendiğini, iddia edildiği gibi usulsüz bir sağlık raporu söz konusu olmadığını, Tali kusurlu olan bir kişi, trafik kazasında meydana gelen hasarın bir yerinden sorumlu tutulduğu yönler, kazada meydana gelen manevi zararlardan da kendisini sorumlu olması gerektiğini, Manevi zararlar, kişinin acı, korku, ızdırap gibi psikolojik ve duygusal kayıplardır ve somut bir bedelle ölçülemeyen kayıplar olduğunu, tali kusurlu kişi, elde edildiğinde meydana gelen kusuru nedeniyle manevi tazminatla yükümlü tutulmasını, Dava neticesinde haksız fiil ile ilgili alınacak raporlar doğrultusunda davalıların kusuru tali kusur olarak tespit edilse dahi kusur oranları oranında manevi zarardan sorumlu tutulmaları gerektiğini, açıklanan nedenlerle davalıların haksız itiraz ve iddialarının hükme esas alınmayarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Mahkememizin 2025/183 Esas sayılı dosyasında davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 1.000-TL maddi tazminatının davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Mahkememizin 2025/183 Esas sayılı dosyasında maddi tazminat talebinin tefrik edilerek mevcut dosya üzerinden yargılamaya devam olunmuştur.
HMK nun 119/1.ğ maddesinde dava dilekçesinin açık bir şekilde talep sonucu içermesi gerektiği, bunun eksikliği halinde ise ikinci fıkra gereği davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre verileceği ve bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması hâlinde davanın açılmamış sayılacağı düzenlenmiştir.
Dava dilekçesindeki talepler yargılama yapmaya ve hüküm kurmaya elverişli şekilde belirtilmemiştir. Meydana gelen yaralamalı kaza sebebiyle ortaya çıkan maddi zararlar TBK 51 maddesi düzenlemesine göre farklı kalemlerden oluşmaktadır.
Netice-i talebin açıkça bildirilmesi, talep edilen zarar kalemlerinin neler olduğunun açıkça belirtilmesi hem karşı tarafın savunma yapabilmesi hem de mahkemesin sağlıklı bir yargılama yapıp doğru bir hüküm kurması açısından zorunluluktur.
Dava dilekçesinde; talep sonucu kısmında talebin ne olduğu hangi alacak kalemlerinin ne miktarla istendiği açık bir şekilde belirtilmelidir. Çünkü, taleple bağlılık ilkesi gereğince hâkim talep sonucuyla bağlı olup, ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Bu ilke uyarınca davacının talep etmediği bir şey hakkında karar verilemez. Dava sonucunda kurulacak hükmün sınırını, tarafların karara bağlanmasını istediği talep sonucu belirler. Bu nedenle talep sonucu yeterince açık değilse hâkimin davayı aydınlatma ödevi (HMK. m. 31) kapsamında açık olmayan talep sonucunu açıklatması gerekir.(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1-1236 Esas 2018/1568 Karar) Davacının sonuç talebi açık olmadan ne karşı tarafın sağlıklı savunma yapması ne de mahkemece sağlıklı bir yargılama yapılması ve hüküm verilmesi mümkündür. Bir alacak türü içinde birden fazla alacak kalemi talep ediliyorsa bunların her birinin ayrı ayrı değer bildirilerek açıkça gösterilmesi de gereklidir.
Aksini kabul yargılamanın belirsiz bir ortamda sürüp gitmesine ve hüküm aşamasında karmaşaya sebep olacaktır. Yargılama usulünü düzenleyen HMK; yargılamanın en hızlı ve en sağlıklı bir şekilde yapılması hususunda mahkemeye görev yüklerken davayı açan ve davaya cevap veren davalıya da dava malzemesini en düzgün şekilde mahkeme önüne getirme, talebi yargılama yapmaya elverişli şekilde açık ve net olarak ortaya koyma ve dayanılan vakaları somut ve gerekçeli şekilde sunma ve delillendirme ödevi yüklemektedir.
Tarafların üzerinde bulunan yükleri (iddia, somutlaştırma ve ispat yükü) ve hâkimin görevi ve ödevini bilirkişinin üzerine yıkarak, bilirkişinin bu tespitleri yapması da beklenemez ve bu tespitlere göre de dava yürütülemez. Zira, tarafın iddiası olmayan veya somutlaştırmadığı bir hususu, bilirkişi incelemez, değerlendiremez; bilirkişi hâkimin yerine de geçerek davayı aydınlatamaz, uyuşmazlık ve vakıa belirlemesinde bulunamaz. Bilirkişi ancak, varolanı inceleyebilir, açıklayabilir, teknik bilgisiyle istenen hususu tespit edebilir. Başlangıçta taraflarca ve hâkim tarafından gerçekleştirilmeyen bu işlemlerin sonradan bilirkişi marifetiyle giderilmesi usûlen mümkün değildir. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin : 2020/5118 Esas 2021/4007 Karar sayılı kararı)
Bu sebeple; davacı vekiline çıkarılan mutıra ile "dava dilekçesine konu sonuç talebini açıklaması, talep edilen maddi zarar kalemlerinin ve miktarlarının neler olduğunu açıkça bildirmeniz , taleple bağlılık ilkesi gözetilerek her bir alacak kalemi açısından değerin ayrı ayrı göstermeniz, dava konusu tazminat talebinin neye ilişkin olduğunu tereddüte meydan vermeyecek ve yargılama yapmaya elverişli şekilde bildirmeniz amacıyla tarafınıza e HMK 119/2 maddesi gereğince bir haftalık kesin süre verilmiş olup, muhtıra tebliğinden itibaren başlayacak bir haftalık kesin süre içinde sonuç talebin yukarıda tarif edildiği biçimde açık bir şekilde bildirilmemeniz halinde dosyanın ele alınarak davanın açılmamış sayılmasına karar verileceği" hususu ihtar edilmiştir.
Sözü edilen muhtıra davacı vekiline 29.03.2025 tarihinde e-tebliğ yoluyla tebliğ edildiği, davacı vekilinin süresi içerisinde beyanda bulunmadığı anlaşılmakla dava dilekçesinde ileri sürülen maddi tazminat talebinin ihtarda belirtildiği üzere açılmamış sayılmasına karar vermek gerekmiştir.
Hüküm: Gerekçesi Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1- Dava dilekçesinde ileri sürülen maddi tazminat talepli davanın HMK nun 119/2 maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına,
2-Harç asıl dava kapsamında peşin alındığından ayrıca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davalılar kendilerini vekil ile temsil ettirdiklerinden açılmamış sayılan bu talepler yönünden AAÜT uyarınca belirlenen 1.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,
4-Karar tebliği için yeterli gider avansının asıl dosyadan bu dosya içine aktarılmasına, artan gider avansı olursa karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
5-Yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde tarafların yokluğunda verilen kararın, taraflara tebliğinden itibaren 2(İki) Hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 22/05/2025
Katip
Hakim