Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, 5271 sayılı CMK'nun 279. maddesi gereğince yapılan ön incelemesi sonunda istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından 5271 sayılı CMK'nun 280. maddesi uyarınca işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, gerekçe içeriği, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
Hükümden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 27.05.2019 tarihli yazılarıyla dosyaya gönderilen, sanığın ortaokul yıllarında örgüt ile ilişkisi konusunda bilgiler içeren M....Ö....'un ifade tutanağının ve teşhis tutanağının duruşmada okunmamış olması sonuca etkili görülmediğinden davanın yeniden görülme nedeni yapılmamıştır.
Kocaeli ilindeki FETÖ/PDY terör örgütü üyesi bir kısım asker kişilerin, sabit kontörlü hatlardan mahrem hizmetler abisi tarafından arandığına dair Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/15148 sayılı dosyası ile başlatılan soruşturma kapsamında Kocaeli ilinde bulunan büfe, market gibi iş yerlerindeki sabit kontörlü hatların CMK'nun 135. maddesi gereğince iletişimin tespitine dair verilen Kocaeli 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 09/06/2017 tarihli ve 2017/4009 D.iş sayılı, 14/02/2018 tarihli ve 2018/836 D.iş sayılı, Kocaeli 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 16/10/2017 tarihli ve 2017/5850 D.iş sayılı, Kocaeli 3. Sulh Ceza Hakimliğinin 17/12/2018 tarihli ve 2018/4415 D.iş sayılı,Kocaeli 3.Sulh Ceza Hakimliğinin 19/12/2018 tarihli ve 2018/4585 D.iş sayılı kararları ile Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/7541 sayılı dosyası üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında Kocaeli 2.Sulh Ceza Hakimliğinin 09.05.2019 tarih ve 2019/2255 D.iş sayılı,Kocaeli 2.Sulh Ceza Hakimliğinin 30.05.2019 tarihli ve 2019/2531 D.iş sayılı kararlarının bir örneği sanık yönünden delillerin hukukiliğinin tespiti için Dairemizce UYAP sisteminden istenilerek dosya içerisine konulmuş ve eksik husus bu şekilde giderilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 gün ve 2017/956-370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih ve 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı kararında, kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere; FETÖ/PDY, nihai amacı devletin anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan, kendine özgü özellikleri bulunan silahlı bir terör örgütüdür.
Örgüt, kuruluş yıllarından itibaren toplumun dini duygularını suistimal ederek "himmet" adı altında topladığı finans ile yurt içi ve yurt dışında faaliyete geçirdiği eğitim müesseseleri üzerinden amaç ve ilkeleri doğrultusunda yetiştirdiği öğrencilerini, elde ettiği ekonomik ve siyasi güç ile örgütsel menfaat ve ideolojisini kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm Anayasal kurumlarını (Yasama, Yürütme ve Yargı erklerini) ele geçirerek, aynı zamanda uluslararası düzeyde etkili siyasi-ekonomik bir güç haline gelmek suretiyle nihai amacını gerçekleştirmek istemiştir. Bunun için Emniyet, Türk Silahlı Kuvvetleri, Milli Eğitim, ÖSYM, TÜBİTAK başta olmak üzere birçok kamu kuruluşunda yapılanma faaliyetinde bulunmuştur.
FETÖ/PDY terör örgütü, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki yapılanma faaliyetleri kapsamında özel programlara göre yetiştirdiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerine sızdırabildiği mensuplarını, örgütsel bağlarının devam ettirilmesi ve güçlendirilmesi maksadıyla, örgüt içerisinde "mahrem hizmetler" veya "çok hususi hizmetler" adı verilen ayrı bir birimiyle idare etmiş, askeri öğrencilik ve mezuniyet sonrasında askeri görev sürecinde mensuplarını "mahrem hizmetler abisi" adı verilen ve kod adı kullandırdığı sivil örgüt mensuplarına takip ettirmiştir. Yapılanmada gizliliğe azami riayet edilerek hücre tipi yapılanmaya gidilmiş, mahrem hizmetler abisi ile örgüt mensubu asker personel arasında küçük gruplar halinde toplantılar gerçekleştirilmiştir. Bu toplantılarda örgüte eleman temin etme, mahrem örgüt mensubu askeri personel vasıtasıyla görev yaptığı askeri birlik hakkında bilgi toplama ve askeri personelden himmet, kurban parası, gazete/dergi aboneliği ve promosyon parası vb. isimler adı altında para toplamak suretiyle örgüte gelir temin etme gibi örgütsel faaliyetler yürütülmüştür.
Örgütün yapılanmasına yönelik yapılan çalışmalarda, örgütün her askeri birlik için sözde Müdürlükler oluşturduğu, bu hiyerarşik yapının Müdür, Müdür Yardımcısı, Öğretmen (mahrem hizmetler abisi) ile onlara bağlı Personel (Öğrenci)'den oluştuğu, müdür yardımcıları ile müdür arasında Bilgin olarak adlandırılan ve gruplar arasında irtibatı sağlayan bir görevlinin bulunduğu, subay sınıfının OSS, astsubay sınıfının OKS olarak adlandırıldığı, subay sınıfı ile daha çok bire bir (en çok 2-3 kişilik gruplar halinde) ilgilenilirken, astsubay sınıfı ile daha çok 3 veya daha çok kişiden oluşan grup olarak irtibat sağlandığı tespit edilmiştir.
Keza örgütün, faaliyetlerini büyük bir gizlilik içinde yürüttüğü, hiçbir zaman tedbir uygulamasından vazgeçmediği görülmüştür. Örgüte yönelik Türkiye çapında yapılan soruşturmalarda, mahrem hizmetler abilerinin, örgüt üyesi askeri personel ile mutat iletişim yöntemlerini kullanarak irtibat kurmayıp takibi önlemek için büfe, market gibi iş yerlerinde kurulu bulunan kontörlü telefonlardan örgüt üyesi askeri personeli zaman zaman bireysel, zaman zaman ise aynı hücreye dahil olanları ardışık olarak aramak suretiyle irtibata geçtiği ve onları örgütsel toplantıya çağırdığı anlaşılmıştır.
Yine Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 13.11.2019 tarih ve 2018/5526 esas, 2019/6842 karar sayılı ilamında, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün askeri mahrem yapılanmasının şekli ve kadrolaşma süreci, örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemleri, bu bağlamda telefonla iletişim kurma yöntemleri, büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yönteminin özellikleri ve bu yöntemle elde edilen delillerin hukukiliği ayrıntılarıyla açıklanmış, bu kapsamda bir asker şahsın; örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta vb. gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması halinde, kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun delil olacağı belirtilmiştir.
Bu bağlamda, sanığın hukuki durumu incelendiğinde; Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığınca 2017/15148 sayılı dosyası ile başlatılan soruşturma kapsamında, 5271 sayılı CMK'nun 135. Maddesi gereğince Kocaeli ilinde kurulu bulunan bazı kontörlü sabit telefonlar ile yapılan iletişimin tespitine dair Mahkeme kararları doğrultusunda alınan HTS kayıtlarına göre, astsubay olarak görev yapan sanığın 2012-2013-2014-2015-2016 yıllarında kullanmakta olduğu cep telefonunun 46 kez kontörlü sabit telefonlardan arandığı, bu aramalardan 26.05.2014 tarihinde gerçekleşen aramaların kendisi gibi astsubay olan kişi ardışık arama olduğu, sanık savunması ve dosya içerisinde bulunan diğer deliller bir bütün halinde değerlendirildiğinde, sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair Mahkemenin kabulü yerinde olup;
Yapılan yargılamaya, dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, karar yerinde gösterilip incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli delillere, mahkemenin kovuşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınarak, savunmanın inandırıcı gerekçelerle reddedilmesine, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre, verilen hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından sanık müdafiinin sair istinap talepleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
Hukuka aykırı, sanık müdafiinin istinaf istemleri bu nedenle yerinde görüldüğünden, bu aykırılık CMK'nın 280/1-a ve 303. maddelerine göre yeniden yargılama yapılmaksızın giderilebilir yanılgılar olmakla;
Hükmün TCK'nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin 4. fıkrasının çıkartılarak yerine gelmek üzere ''Sanık hakkında Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E. 2015/85 K. sayılı iptal kararının gözetilerek TCK'nın 53/1-2-3. Madde ve fıkralarının uygulanmasına''
İbaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun hüküm DÜZELTİLEREK İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, bir örneğinin de istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafiine tebliğine,
Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı yönünden kararın kendilerine geliş tarihinden, istinaf başvurusunda bulunan sanık ve sanık müdafii yönünden ise tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içerisinde hükmü veren Dairemize bir dilekçe verilmesi ya da zabıt kâtibine beyanda bulunup tutanak tutturup hâkime onaylatmak veya bir başka ilk derece ceza mahkemesi ya da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek, ilgilinin cezaevinde bulunması halinde ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürlüğüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle, CMK'nin 286 ve devamı maddeleri uyarınca Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere TEMYİZ yolu açık olmak üzere 27/01/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.(¤¤)