T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/276
KARAR NO: 2024/753
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN:... (...)
ÜYE:... (...)
ÜYE:... (...)
KATİP:... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/11/2022
NUMARASI: 2021/730 Esas - 2022/907 Karar
DAVACI: SİMA DIŞ TİCARET ALÜMİNYUM SANAYİ ANONİM ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ: Av. ... - ...
DAVALI: HUSAN METAL TEKNOLOJİLERİ SANAYİ TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ: Av. ... - ...
DAVA: İtirazın İptali
DAVA TARİHİ: 12/10/2021
KARAR TARİHİ: 06/05/2024
KR. YAZIM TARİHİ: 06/05/2024
İstinaf incelemesi için Dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin ürünleri satma konusunda, karşı taraf ise bu ürünler karşılığında belirlenen miktarı ödeme konusunda anlaşıldığını, davacı şirket ve davalı şirket arasında ticari ilişki mevcut olduğunu, davacı şirketin üstüne düşen tüm edimleri yerine getirdiğini, ilgili ürünleri karşı tarafa teslim ettiğini fakat karşı tarafın davacıya olan 79.895,29-Euro borcunu ödemediğini, bunun üzerine müvekkili şirket tarafından Gebze İcra Dairesi'nin 2021/19855 Esas sayılı dosyasından icra takibi yapıldığını, karşı tarafça da haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edildiğini; faturalardan, cari hesap ekstresinden, ticari defler incelemelerinden ve banka kayıtlarından karşı taraf ile davacı şirketin bir ticari ilişki (alım/satım) içerisinde olduklarının, müvekkilinin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirdiğinin, ürünleri teslim ettiğinin, fakat karşı tarafın bakiye 79.895,29-Euro borcunu ödemediğinin anlaşılacağını; yapılan icra takibinde her ne kadar faize ve oranına da itiraz edilmişse de faiz oranı ve faiz türü de uygulanması gereken faiz olup bir isabetsizlik bulunmadığını, ayrıca karşı tarafın imzaya da itiraz ettiğini, yapılan icra takibinin ilamsız icra takibi olup hangi imzaya itiraz ettiğinin taraflarınca anlaşılamadığını, icra takibinin kanuna uygun olduğunu, takibin yetkili yerde yapıldığının, karşı taraf ile arabuluculuk görüşmeleri yapılmasına rağmen bir sonuç elde edilemediğini beyanla; haklı davalarının kabulüne, karşı tarafın yapmış olduğu itirazın iptaline, icra takibinin devamına, davalı borçlu tarafın yapmış olduğu itirazın haksız olması nedeniyle karşı taraf aleyhine %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının, Gebze İcra Dairesi'nin 2021/19855 Esas sayılı dosyası üzerinden "taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklı" şeklinde alacağına dayanak göstererek 79.895,59-Euro asıl alacak ve takipten sonra asıla işletilecek azami yıllık %1,5 banka mevduat faizinin müvekkilinden tahsili için 19.08.2021 tarihinde icra takibine giriştiğini, ödeme emrinin davalıya tebliği üzerine süresinde icranın yetkisine, temel ilişki dahil borca ve tüm ferilerine itiraz etmeleri üzerine haksız ve dayanaksız icra takibinin durdurulduğunu, bunun üzerine davacının, zorunlu arabuluculuk çözüm yoluna başvurduğunu ve anlaşma sağlanamadığından 12.10.2021 tarihinde de işbu itirazın iptali davasını açarak icra dosyasındaki itirazlarının iptali ile takibin devamına ve %20 oranında icra inkar tazminatına mahkumiyetlerine karar verilmesini talep ve dava ettiklerini, borçlu icra dairesinin yetkisine itiraz etmişse alacaklı yetki itirazının kaldırılması için ya icra mahkemesine yetki itirazının kaldırılmasına özgü bir dava açacak ya da genel mahkemede açacağı itirazın iptali davasında icranın yetkisine yönelik itiraz bir ön sorun olarak genel mahkemece bir karara bağlanacağını; davacının, ikinci yolu tercih ederek işbu itirazın iptali davasını açtığını, davalı ile davacı arasındaki temel borç ilişkisi olmadığını, temel borç ilişkisi olmayınca para alacaklarında alacaklının yerleşim yeri icra ve mahkemelerinin yetkili olduğuna ilişkin kural uygulanamayacağını, davacı vekilinin dava dilekçesinde sözünü ettiği para alacaklarında borcun ifa yerinin alacaklının yerleşim yeri olduğundan bahisle alacaklının yerleşim yerindeki icra dairelerinin veya mahkemelerinin yetkili olduğuna ilişkin kural ve uygulamanın temel borç ilişkisinin çekişmesiz olduğu olaylara mahsus olduğunu, temel borç ilişkisi çekişmeli ise genel yetkili icra ve mahkemeler yani borçlunun yerleşim yeri icra ve mahkemelerinin yetkili olduğunu, şeklen borçlu gözüken müvekkilinin yerleşim yerinin Konya ilinin Beyşehir ilçesi olduğunu, icra takibinin yapılması gereken yetkili icra dairesinin, Beyşehir İcra Dairesi olduğunu, Gebze İcra Dairesi'nin yetkisiz olduğunu, borca itiraz dilekçesindeki aynı gerekçelere dayalı yetki itirazlarının doğru olduğunu, itirazın iptali davasının görülebilmesinin bir ön şartı da borçlu icranın yetkisine itiraz etmişse, yetki itirazının haksız olması gerektiğini, icranın yetkisine itiraz doğru ise yetkili icra dairesinde takip yapılması dava şartı olduğundan genel mahkeme kendi yetkisine itiraz varsa kendisinin yetkili olup olmadığına ve diğer usuli hususlara bakmaksızın davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, işbu davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, yine icranın yetkisine itirazlarının reddi halinde bu kez mahkemenin yetkili olup olmadığının bir karara bağlanması gerektiğini, süresinde mahkemenin yetkisine ilk itirazda bulunduklarını, işbu davaya bakmaya Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili olmadığını, temel borç ilişkisini inkar ettiklerinden işbu davaya bakmaya Konya Asliye Ticaret Mahkemelerinin bakmakla görevli ve yetkili olduğunu, davalının yerleşim yerinin Beyşehir ilçesi olup, Beyşehir ilçesi Konya iline bağlı olduğunu, Konya ilinde Asliye Ticaret Mahkemelerinin faaliyette olduğunu, asla talep ve davayı ve temel ilişkiyi kabul etmemekle birlikte, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcu olmadığını, davacıdan herhangi bir mal veya hizmet almadığını, alacak iddiasının bir yanılmaya dayalı olduğunu, başka bir borçlu ile karıştırıldığını, firmaların unvanlarının karıştırılmış olabileceğini, alacak likit ve açık ve belirli veya belirlenebilir olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, davacının bu talebinin de yersiz olduğunu beyanla; öncelikle davanın usulden reddine, değilse yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili Konya Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, nihayet yasal dayanaktan ve ispattan yoksun haksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "... Davanın KABULÜNE, Davalı borçlunun Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2021/19855 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline ve takibin devamına, takip konusu 79.895,29.-Euro asıl alacağa takip tarihinden itibaren, yıllık %1,5 oranını aşmayacak şekilde, T.C. Merkez Bankasının kısa vadeli EURO cinsi döviz kredileri için uyguladığı faiz oranında faiz işletilmesine ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; icra dairesinin yetkisine yapılan itirazın, mahkemenin yetkisine yapılan itirazdan bağımsız olarak ve davanın başında mevcut delil ve belgelere göre bir karara bağlanmalı iken hem bağımsız bir ara kararı oluşturulmadan hem de tüm deliller toplandıktan sonra karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, icranın yetkisine itirazının reddi halinde bu kez ilk derece mahkemesinin yetkili olup olmadığının bir karara bağlanması gerektiğini, davalının davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, davacıdan takip ve dava konusu edilen faturalara konu herhangi bir mal veya hizmet teslim almadığını, alacak iddiasının bir yanılma ürünü olduğunu, tarafların ticari defterlerinin usul ve yasaya uygun tutulmadığını ve bu nedenle delil değerleri bulunmadığını, ilk derece mahkemesinin aksine gerekçeleri dosya kapsamına ve usul ve yasaya uygun olmadığını, ilk derece mahkemesince temin edilen iki adet bilirkişi raporunun da hükme elverişli olmadığını, takip ve dava konusu edilen alacağın likit ve açık ve belirli veya belirlenebilir olmadığından ve yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; vekalet ücretinin takip tarihindeki kur üzerinden hesaplandığını ancak söz konusu hesaplama yanlış olup vekalet ücretinin karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanması gerektiğini, asıl alacağa takip tarihinden itibaren, yıllık %1,5 oranını aşmayacak şekilde, T.C. Merkez Bankasının kısa vadeli Euro cinsi döviz kredileri için uyguladığı faiz oranında faiz işletilmesine karar verilmiş olup bu kararın da hukuka aykırı olup kaldırılması gerektiğini, bununla birlikte lehe hükmedilen icra inkar tazminatının takip tarihindeki kur üzerinden hesaplandığını ancak karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanması gerektiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin istinaf dilekçesinde sözünü ettiği içtihat ve açıklamaların alacak davalarına özgü olup itirazın iptali davalarına aykırı olduğunu, ilk derece mahkemesinin takip tarihindeki döviz kuru üzerinden vekalet ücreti ve icra tazminatı hesaplamasının doğru olduğunu ve davacının istinaf talepleri yerinde olmadığını, ilk derece mahkemesinin takipteki faiz oranı aşılmamak üzere faiz uygulanması gerektiğine ilişkin uygulamasının doğru olduğunu ve davacının istinaf taleplerinin yerinde olmadığını belirterek; davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu borcun para borcu olduğunu, Türk Borçlar Kanunu'nun 89. Maddesinde para borçlarında alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinin yetkili olduğunun ifade edildiğini, davacı ile davalı şirket arasında ticari ilişki bulunmakta olup bu hususun gerek icra/dava dosyasına giren evraklardan, taraflara ait ticari defterler ile gerekse de dosyaya giren bilirkişi raporları ile sabit olduğunu, bununla birlikte davalı tarafın icra takibine yapmış olduğu itirazda borç ilişkisine itiraz etmediğini, ayrıca söz konusu borcun para borcu olup davacı şirketin yerleşim yeri mahkemesi yani Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin yetkili olduğunu, dosyada bulunan bilirkişi raporlarında da görüleceği üzere söz konusu ticari defterlerin usul ve yasaya uygun tutulmuş olup söz konusu ticari defterlerin kesin delil olduğunu, davalı tarafın, davacının şirketin defterlerinin incelemesi sonucunda verilen bilirkişi raporuna da itiraz etmediğini, davaya konu alacağın taraflar arasındaki ilişkiye istinaden yapılan faturalardan kaynaklı olup alacağın likit ve belirlenebilir alacak olduğunu, bu nedenle icra inkar tazminatına hükmedilmesinin yerinde olduğunu belirterek; davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 24/11/2022 tarih, 2021/730 Esas - 2022/907 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava açık hesap ilişkisinden kaynaklanan itirazın iptaline ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; Davacı tarafın taraflar arasındaki açık hesap ilişkisi nedeniyle ödenmeyen fatura bedelleri için davaya konu takibi başlattığı, davalının itirazı üzerine takibin durduğu, takibe yapılan itirazın iptali için eldeki davanın açıldığı, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulduğu görülmüştür.
Olaya İlişkin yasal düzenlemeler ve yargı içtihatları değerlendirilecek olursa; Davacının alacağı takip talebinde fatura ve cari hesap alacağı olarak belirtilmiş, takip talebi ekinde bu alacağa esas teşkil eden fatura ibraz edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/09/2019 tarihli 2017/19-919 E. 2019/886 K. Sayılı kararına göre; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK'nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır.
Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK'daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz.
Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, itirazın iptali davasının hukuki niteliği üzerinde de durulması gerekmektedir.
İtirazın iptali davası müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir.
İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III).
Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır.
Diğer taraftan, İİK’nın 67. maddesinin son fıkrasında alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmamışsa umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğu ifade edilmiştir. Bu da bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davası ile süre geçirildikten sonra açılan alacak davaları arasında her ikisi de genel hükümlere tabi olmakla birlikte ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Zira süresi içinde açılan dava itirazın iptali davasıdır ve itirazın iptali davasının kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine alacaklı itiraz üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir. Süresinden sonra açılan davada ise itirazın iptali değil alacağa hükmedilmesi istenecektir ve verilen kararın takibe etkisi bulunmamaktadır. Şu durumda itirazın iptali davasında ispat edilecek olanın takibe ve borçlunun itirazına konu alacak olduğunda ve itirazın iptali davası için bu alacağın sebebinin değiştirilme olanağının bulunmadığında kuşku bulunmamaktadır.
Genel hükümlere göre her türlü ispat olanağının varlığı, takip talebinde yer alan borç sebebinden ve takip dayanağından uzaklaşmak anlamında düşünülmemelidir. Burada sadece icra mahkemesinin dar yetkisi nedeniyle inceleyemediği delillerin genel mahkemede serbestçe ancak borca bağlı olarak ileri sürülmesi olanağının varlığı söz konusu olmaktadır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/(19)11-1309 e. 2021/377 k. Sayılı ilamı)
Somut olay yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirilecek olursa; Davacı, davalı hakkında cari hesap ve fatura alacağına dayanarak ilamsız takip başlatmıştır. Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere, taraflar arasında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. maddesindeki cari hesap hükümlerinin uygulanabilmesi için yazılı bir sözleşmenin gerektiği, somut olayda yazılı bir sözleşme bulunmadığından cari hesap hükümlerinin somut olayda uygulanamayacağı, açık hesaba dayanak alacağın sebebinin faturalardan kaynaklı olduğu görülmüştür.
Takip konusunun para alacağı olduğu, 2004 sayılı yasanın 50/1.maddesi, 6100 sayılı yasanın 10.maddesi ve 6098 sayılı yasanın 89/1.maddeleri gereği para borçlarından doğan uyuşmazlıklarda alacaklının yerleşim yeri mahkemeleri ve icra müdürlüklerinin de yetkili olduğunun anlaşılması karşısında mahkemece davalının anılan itirazlarının 22.09.2022 tarihli duruşmada reddine karar verilerek esastan inceleme yapılması yerindedir.
Yukarıda detaylı olarak açıklandığı üzere; faturadan kaynaklanan itirazın iptali davalarında ispat yükü alacaklı olduğunu iddia eden davacı üzerindedir. Davacı taraf fatura konusu malın davalıya satıldığını ispat yükü altındadır. Davacının defterlerinin incelenmesi sonucu tanzim edilen 08.06.2021 tarihli rapora göre; davacının defterlerinin 6100 sayılı yasanın 222/2. maddesine uygun olduğu, bu nedenle aynı yasanın 222/3.maddesi gereği defter kayıtlarının birbirini doğruladığı, takibe dayanak faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının davalıdan takibe konu edilen miktarlar kadar alacaklı olduğunun tespit edildiği, tarafların defterlerinin incelenmesi sonucu tanzim edilen 04.04.2022 tarihli, 18.06.2022 tarihli kök raporlar ve 01.11.2022 tarihli ek raporlara göre de; davalının anılan faturaları defterlerine kaydettiği, dolayısıyla anılan faturaların davalı tarafından alınıp defterlerine kaydedilmesi ve 6102 sayılı yasanın 21/2.maddesindeki süresinde itiraz etmemesi nedeniyle davacının davalıdan alacaklı olduğundan davanın kabulüne karar verilmesi isabetlidir.
Taraf defterleri arasındaki farkın, davacının kur farkını defterlerine işlemesinden kaynaklandığı 01.11.2022 tarihli bilirkişi raporundan anlaşılmaktadır. Yabancı para üzerinden yapılan alım satımlarda Vergi Usul Kanunu hükümleri gereğince faturaların Türk Lirası üzerinden düzenlenme zorunluluğu bulunduğundan faturalarda belirtilen yabancı paranın Türk Lirası karşılığı kur gözetilerek fatura tarihlerinde ödeme yapılmayıp daha sonra Türk Lirası ile ödeme yapılması durumunda kur farkı istenebilir. Bunun için taraflar arasında bir teamül oluşmasına da gerek bulunmamaktadır. Davacının temel ilişki nedeniyle düzenlediği faturalar ve koşullarının oluştuğunun saptanması durumunda kur farkı talep edebileceğinin kabulü gerekir. (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2015/413 esas 2015/16682 karar sayılı ilamı) Eldeki olayda da, davalının imzası ve kaşesi bulunan sipariş formlarında sipariş bedellerinin Euro olarak belirlenmesi, davacı tarafından düzenlenen faturaların bir kısmında Euro kurunun da bulunması nedeniyle taraflar arasındaki satışın döviz kuru üzerinden kararlaştırıldığı, bu nedenle davacının kur farkı talep edebileceği, buna göre davacının defterlerindeki kur farkı işlemlerinin yerinde olduğu anlaşılmıştır.
Davacı taraf karar tarihindeki kur üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyan etmişler ise de; Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2016/10485 esas 2016/15822 karar sayılı ilamında, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/3202 esas 2019/4107 karar sayılı ilamında ve Yargıtay 11. Hukuk Daresinin 2019/1806 esas 2020/4613 karar sayılı ilamlarında da belirtildiği üzere; Her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesi gerekir. Dava açılırken harca esas değer olarak gösterilen 793.895,29 TL üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi ve dava değerinin anılan bedel olarak kabul edilmesi isabetlidir.
Davacı taraf mahkemece belirlenen faiz oranının hatalı olduğunu beyan etmiş ise de, davacı tarafın takipte talep ettiği faiz oranı üzerinden 6100 sayılı yasanın 26.maddesi gereği taleple bağlı kalınarak karar verilmesi yerindedir.
Gerekçeli karar başlığında; davacının adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına göre, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, tarafların istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 179,90-TL'nin mahsubu ile kalan 247,70-TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
4-Alınması gereken 54.194,44-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 13.549,00-TL'nin mahsubu ile kalan 40.645,44-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
5-İstinaf edenler tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
6-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edenlere iadesine,
7-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
8-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın Dairemizce taraflara tebliğine,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.06/05/2024
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*