T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/546
KARAR NO : 2025/1479
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/12/2023
NUMARASI : 2020/848 Esas - 2023/1156 Karar
DAVACI : ... MADENCİLİK TURİZM NAKLİYE SANAYİ TİCARET LTD. ŞTİ. - ....
VEKİLLERİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... İŞÇİ GÜVENLİK MALZEMELERİ SOSYAL HİZMETLER TEKSTİL İNŞAAT SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. - ...- ...
VEKİLİ : Av. ... -...
DAVA : Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 29/12/2020
KARAR TARİHİ : 24/09/2025
KR. YAZIM TARİHİ : 13/10/2025
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Müvekkil şirket’in, yer altı maden çıkarma işinde faaliyet gösterdiğini, yürüttüğü faaliyet kodu nedeniyle işçilerin belli kalite ve standartlarda iş kıyafetleri giymeleri gerektiğini, davalı şirket tarafından müvekkile, yer altı maden çalışmalarında kullanılmak üzere, ürettikleri kot takımlara ilişkin 16.07.2019 tarihinde fiyat teklifi verildiğini, davalı şirket tarafından müvekkile iletilen fiyat teklifinde kumaş kalitesinin “12 Ons” olduğunun açıkça belirtildiğini ve kumaşların EKOTEKS100 sertifikasına sahip olduğunun teklif metnine açıkça yazıldığını, teklif alınan iş kıyafetlerinin 08.08.2019 tarihinde satın alındığını ve daha ilk kullanımda kot takımların yırtıldığını, deforme olduğunu ve renklerinin solduğunu, bu kadar hızlı bir şekilde yırtılması mümkün olmayan kot takımlar için müvekkil şirketin derhal kumaş incelemesi yaptırdığını ve kumaşların cinsi kalitesinin ; davalının sertifikasına sahip olduğunu iddia ettiği EKOTEKS firmasına inceletildiğini ve rapor düzenlendiğini, yapılan numune incelemelerinde davalının taahhüdünün aksine 9,5 ONS kumaş gramajı tespit edildiğini, halbuki davalının fiyat teklifindeki taahhüdünün 12 ONS olduğunu, davalının taahhüdüne ve olağan standartlara aykırı olarak ayıplı üretim yaptığının ortaya çıktığını, davalının ürettiği kot takımlarda gili ayıp söz konusu olduğunu, yapılan tespit ardından 30.01.2020 tarihinde Ankara 24. Noterliği aracılığıyla ile davalıya .... yevmiye numaralı ihtarname gönderildiğini ve ayıplı malları ile alakalı kendilerine ihtarat yapılarak ücret iadesi ile müvekkilin zararının tazmininin talep edildiğini, müvekkil şirkete gönderilen 13.02.2020 tarihli ihtarname ile davalının ayıplı üretimi kabul etmediklerinin açıkça belirtildiğini, 08.08.2019 tarihli faturadan da tespit edileceği üzere, müvekkil şirketin ayıplı üretilen kot takımlar için davalıya KDV dahil olarak 25.449,12 TL fatura bedeli ödendiğini, kot takımların ayıplı üretildiğini, davalının da sertifikasına sahip olduğunu iddia ettiği EKOTEKS laboratuarlarınca tespit edildiğini, davalıdan satın alınan kot takımların ilk bakışta fark edilebilecek , basit inceleme ile ortaya çıkabilecek bir ayıp niteliğinde olmadığını, gizli ayıplı olduğunu, ayıbın ortaya çıkabilmesi için laboratuar incelemesi gerektiğini, müvekkil şirketinde kot takımlardaki ayıbı ancak yaptırdığı laboratuar incelemesinde fark edebildiğini, 6098 sayılı Borçlar Kanunu 112. Madde ve devam hükümleri gereğince ; müvekkil şirketin, ayıplı üretilen mallara ilişkin fatura bedeli kadar madde zarara uğradığını, davalıya gönderilen ihtara rağmen, davalının ayıplı üretilen malların ücretini iade etmediğini, müvekkilin aynı tür malları farklı firmalardan tedarik etmek zorunda kaldığını bu nedenle ayrıca bir zarara uğradığını, müvekkil şirketin 20.02.2020 tarihinde, farklı bir firmadan birim fiyatı 95 TL’den kot takım almak zorunda kaldığını her bir kot için fazladan 9 TL ödeme yapmak zorunda kaldığını , müvekkilin davalıdan aldığı kalitesiz kumaş kullanılması nedeniyle deforme olan kot takım sayısının 274 adet olduğunu, müvekkilin kullanamadığı ayıplı üretilen kot takımlara ödemek zorunda kaldığı 25.449,12 TL fatura bedeli kadar ve ayrıca farklı firmalardan almak zorunda kaldığı ürünler nedeniyle fazladan ödeme yapmak zorunda kaldığı tutarca maddi zararı söz konusudur, mahkemeden müvekkilin bu zararının ticari faiziyle birlikte ve müvekkilin uğradığı tüm maddi zararının davalıdan tahsilinin talep edildiğini, arz ve izah edilen ve mahkemece gösterilecek sebeplerle ve fazlaya ilişkin her türlü haklarının saklı kalmak kaydıyla; 1.000 TL maddi tazminat ve zararının oluştuğu günden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıdan tahsile karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı vekilinin, Davalı tarafından davacıya satılıp teslim edilen kot takımlarının ayıplı olunduğu ayıp sebebiyle uğranılan zararın tazmini gerektiğini belirtmiş olduğunu, davacı tarafın iddialarının kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının talep ettiği hak ve alacakların zaman aşımına uğramış olduğunu davanın zamanaşımı sebebiyle reddi gerektiğini, davalı müvekkil şirket tarafından davacı tarafa 08.08.2019 tarihinde Yelek ve Takım Kot (Mont ve Pantolon) olarak ürünlerin satışının ve tesliminin gerçekleştirildiğini, söz konusu satış işlemi ile ilgili davacı taraf 08.08.2019 tarihli ve 29.268,00 TL (KDV dahil) fatura tanzim edildiğini, satışa konu ürünlerin ayıpsız olarak davacıya teslim edildiğini, davacı tarafın ürünleri kontrol ve tetkik ederek teslim aldığını,davacı tarafın ürünleri teslim aldıktan takriben altı ay sonra Ankara 24.Noterliğinin 30.01.2020 tarih ve .... no’lu ihtarnamesi ile ayıp ihbarında bulunduğunu, davacının ayıp ihbarına karşı davalı şirket tarafından Gebze 8.Noterliğinin 13.02.2020 tarih ve 01830 nolu ihtarnamesi ile cevap verilerek itiraz edildiğini, somut olayda, davacı tarafın yasal süreye uygun olarak muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğini, konu ile ilgili olarak, Türk Ticaret Kanununun 23/1-c maddesinde malın ayıplı olduğunun teslim sırasında açıkça belli ise alıcının iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiğini, açıkça belli değil ise alıcının malı teslim aldıktan sekiz gün içerisinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olduğu şeklinde düzenlendiğinin, anılan yasal düzenleme uyarınca, ticari alım satımlarda alıcı açık ayıplar için iki, gizli ayıplar için sekiz günlük olan yasal süreler içerisinde muayene külfetini yerine getirip ayıp ihbarında bulunması gerektiğini, bu düşürücü sürelere tabi muayene külfetini yerine getirmeyen alıcının ayıba bağlı haklarının ortadan kalktığını, somut olayda davacının ayıp ihbarını yasal olarak öngörülen sürelerde yapmamış olduğunu bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davalıya ait 16.07.2019 tarihli Fiyat Teklifi isimli belgede kumaş kalitesinin 12 ons olarak ifade edilmiş ise de, davaya konu ürünlerin söz konusu fiyat teklifine konu ürünler olmadığını, zira 16.07.2019 tarihli Fiyat Teklifinin 16.07.2019 tarihinde davacıya ulaştığını ancak davacının herhangi bir olumlu cevap vermemesi üzerine teklifin geçersiz hale geldiğini ancak davacı tarafın daha sonra satışa konu ürünler almak istediğini ve kendisine söz konusu ürünlerin satılarak teslim edildiğini, nitekim söz konusu Fiyat Teklifinin 16.07.2019 tarihli iken satış faturasının 08.08.2019 tarihli olduğunu fiyat teklifinde yer alan fiyatlar ile faturadaki fiyatlar arasında da farklar olduğunu, bu bakımdan davacının 16.07.2019 tarihli Fiyat Teklifine ilişkin iddialarının gerçeğe uygun olmadığını, ayrıca, TBK’nın “Hazır Olanlar Arasında” kenar başlıklı 4.maddesinde; “Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye yapılan öneri hemen kabul edilmezse; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur. Telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olanlar arasında yapılmış sayılır.” Hükmünün yer aldığını, somut olayda, davalıya ait 16.07.2019 tarihli Fiyat Teklifinin hukuki niteliğinin TBK’ da düzenlenen hazır olanlar arasındaki öneri olduğunu, olayda, davalıya ait 16.07.2019 tarihli Fiyat Teklifinin davacı tarafından hemen kabul edilmediğinden davalı tarafın önerisine bağlılıktan kurtulduğunu, bu kapsamda, olayda hukuken öneri niteliğindeki 16.07.2019 tarihli Fiyat Teklifinin davalı aleyhine yorumlanamayacağını, davacı tarafın ayıp iddiasının gerçek dışı olduğunu, satışa konu ürünlerin davacı tarafından kullanılıp tüketildiğini, ilaveten davacının söz konusu ürünleri hangi koşullarda muhafaza edip kullandığının bilinmediğini, ürünlerin kullanımdan kaynaklı olarak zarar görmüş olabileceğini, bütün bu hususların aydınlatılması gerektiğini, davalının ürünleri 08.08.2019 tarihinde teslim ettiğini, söz konusu mallarla ilgili olarak 2020 yılı Ocak ayında ayıp ihbarında bulunulduğunu, davacının iddiasının ilk kullanımda ürünlerin yırtılarak deforme olduğunun ikrar edildiğini, malların teslimi ile ayıp ihbarı arasındaki zaman diliminin uzun süre olduğunu, davacının ürünleri ilk kullanımı için yaklaşık altı ay beklemiş olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını davacının beyanlarında çelişki mevcut olduğunu, davacının iddiasını kabul anlamına gelmemek kaydı ile “ons” niteliğinin her üründe aynı olmamakla birlikte yıkama ve kullanmaya bağlı olarak da söz konusu nitelikte değişkenliklerin olabildiğini, ek olarak, ürünlerdeki yırtılma ve deforme olma durumunun salt ons düşüklüğünden kaynaklı olup olmadığının ortaya konulması gerektiğinin, ons düşüklüğünün ürünün ilk kullanımında yırtılıp deforme olmasın yol açmadığını, böyle bir durumun kabulü halinde ise üründe gizli ayıp değil açık ayıp halinin söz konusu olduğunu, söz konusu durumun davacının kullanımından kaynaklı olup olmadığının, ons düşüklüğünün bu duruma yol açıp açmadığının veya ne derece yol açtığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini, dava dilekçesinde ayıplı ürünlerin yerine başka firmalardan tekrar alım yapıldığının belirtilerek davalının bu kapsamda oluşan zarardan sorumlu olduğunun ileri sürüldüğünü, söz konusu talebin hukuken mümkün olmadığını, zira davacının iş bu talebinin ancak borçlunun temerrütü durumunda ileri sürülebileceğini, olayda temerrüt halinin olmadığını davanın temelinin ayıptan sorumluluk esasına dayandığını, bu kapsamda söz konusu talebin hukuka uygun olmadığını, farklı firmalardan alınan birim fiyatların fahiş olduğunu ve buna itiraz edildiğini, izah olunan ve resen gözetilecek sair gerekçelerle; davanın reddine karar verilmesini yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ...Davanın KABULÜNE, 25.449,12 TL tazminatın 28/01/2022 temerrüt tarihinden işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ... " karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme gerekçeli kararında her ne kadar ayıp ihbarının süresinde yapıldığını kabul etse de davacı taraf yasal süreye uygun olarak muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacı ayıp incelemesini ve ihbarını yasal olarak öngörülen sürede yapmamış olup basiretli tacir gibi hareket etmediğini, yasal süresi geçtikten sonra davacı tarafça bulunun ayıp ihbarına dayanılarak davanın kabulüne hükmedilmesi doğru olmadığını, davacı tarafça, ticari alım satımlarda gizli ayıba ilişkin olarak, kanunun emredici düzenlemesi olan 8 gün içinde ihbar etme yükümlülüğü yerine getirilmediğini (Yargıtay 19. H.D. 2017/4021E., 2019/1526K. ve 11.03.2019 T. - Sakarya BAM 7. HD. 2022/1493E., 2023/1487K. ve 28.09.2023 tarihli emsal içtihadı), dosyada yer alan tüm bilgi ve belgeler incelendiğinde, alıcının talep ettiği üründen farklı bir ürün teslim edilip edilmediği belirli değilken davacının soyut iddiasına dayanılarak davalı müvekkilin ağır kusuru olduğuna karar verilmesi hukuken mümkün bulunmadığını, aradan geçen zamanda dava konusu ürünlerin muhafaza şartlarının ürünlerinin deformesine veya yıpranmasına neden olup olmadığına, ürünlerin yıpranmasında davacının kusuru veya ihmali neticesinde bir payının bulunup bulunmadığına, mevcut ürünlerin akıbetine ilişkin dosya kapsamında herhangi bir belirleme de yapılmadığını, dosyadaki eksikliler giderilmeksizin hüküm usul ve yasaya aykırı hatalı hüküm kurulduğunu beyan ederek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin, süresinde ihbarda bulunulmadığına dair iddiaları mesnetsiz ve haksız bulunduğunu, ilk derece mahkemesince yeterli inceleme ve araştırma yapıldığını, yargılama sürecinde yerel mahkemece uyuşmazlığa ilişkin 4 ayrı bilirkişi raporu aldırılmış, dava konusu ürünler üzerinde detaylı inceleme ve değerlendirme yapılmış ve davalının bilirkişi raporlarına karşı itirazları detaylı incelendiğini, davalının, eksik inceleme ile hüküm tesis edildiği ve ürünlerin akıbetine ilişkin herhangi bir belirleme yapılmadığına yönelik iddialarının gerçeği yansıtmadığını beyan ederek, davalı yanın istinaf taleplerinin reddini savunmuştur.
DELİLLER: Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi 15/12/2023 Tarih - 2020/848 Esas - 2023/1156 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; alacak istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
Dosyanın incelemesinde; Davacının yer altı maden çıkarma işinde kullanmak üzere kıyafet temini için davalının 16.07.2019 tarihinde fiyat teklifi sunduğu, bu teklifte kumaş kalitesinin “12 Ons” olduğunun açıkça belirtildiği ve kumaşların EKOTEKS100 sertifikasına sahip olduğunun açıkça yazıldığı, 08.08.2019 tarihinde kıyafetlerin satın alındığı, ilk kullanımda kot takımların yırtılması üzerine davacı tarafından kumaş incelemesi yaptırıldığı, yapılan numune incelemelerinde 21.01.2020 tarihinde 9,5 ONS kumaş gramajı tespit edildiği, davacı tarafından 30.01.2020 tarihinde Ankara 24. Noterliği aracılığıyla davalıya ihtarname gönderildiğini ve ayıplı malları ile alakalı kendilerine ihtarat yapılarak ücret iadesi istendiği, davalının 13.02.2020 tarihli ihtarname ile ayıplı üretimi kabul etmediği, gizli ayıptan davalının sorumlu olduğu iddiasıyla eldeki davanın açıldığı, Mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalının istinaf yoluna başvurduğu görülmüştür.
Taraflar arasında faturalardaki malların davalıya teslim edildiği noktasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık; davacı tarafından davalıya teslim edilen malların ayıplı olup olmadığı, davalı tarafından süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı, davalı tarafından davacıya iade edilen mallar ile ilgili olarak sözleşmeden dönme iradesi olup olmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmaktadır.
Davacı ve davalı tacir olup taraflar arasında ticari nitelikte satım sözleşmesi olduğu sabittir.
Uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
Türk Borçlar Kanununun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK m. 207 vd) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK m. 23/1-c). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1-c hükmü de uygulanacaktır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207 ve devamı maddelerinde satım sözleşmesine dair hükümler düzenlenmiştir.
Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır. Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir.
"Alıcının bildiği ayıplar" başlıklı 222. maddesinde; Satıcının, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu olmadığı, yine satıcının, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 223. maddesinde ise "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse,bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." hükmü düzenlenmiştir.
"Satıcının ağır kusurunun sonuçları" başlıklı 225. maddesinde;
Ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hükümlerin geçerli olduğu düzenlenmiştir.
Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. Maddesi incelendiğinde;
Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. "Düzenlemesi mevcuttur.
Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır.
Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 225. maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz.
Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.
Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti olay tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1-c. maddesinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Türk Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı, ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Somut olayda; davacı tarafından ürünlerin kullanılması ile ayıbın farkedilmesi üzerine ... Laboratuvar ve Gözetim Hizmetleri A.Ş.'den rapor alındığı iddia edilmiş, davalı tarafından davacının bu muayeneyi süresinde yapmadığı satışın üzerinden çok uzun zaman geçtiği savunulmuş ise de, davacının ürünleri alır almaz kullanmama ihtimali ve bunun aksinin dosya kapsamı itibariyle mümkün görülmemesi, davacının ürünler hasarlanır hasarlanmaz rapor aldığını beyan etmesi ve raporun sonucunun 21.01.2020 tarihinde öğrenilmesi, davacının 30.01.2020 tarihinde davalıya ayıp ihbarında bulunması, bu sürenin TBK.m.223 gereğince makul sayılması, alınan bilirkişi raporuna göre de söz konusu ürünlerin ayıplı olduğunun tespit edilmesi nedeniyle İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın kabul edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davalının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-HMK'nın 353-(1)-b)-1) maddesi uyarınca; Davalının İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 1.738,43 TL İstinaf Karar Harcından, istinafa gelirken peşin alınan 435,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 1.303,43 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302-(5) maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
3-İstinaf Kanun Yoluna Başvurma Harcının hazineye gelir kaydına,
4-İstinaf kanun yoluna başvuru için yaptığı masrafların, istinaf eden davalı taraf üzerinde bırakılmasına,
5-İstinaf eden davalı tarafından yatırılan, istinaf avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesince istinaf eden davalıya iadesine,
6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-Gerekçeli kararın tebliği işlemlerinin ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
8-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/09/2025
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*