T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/197 - 2025/1148
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/197
KARAR NO : 2025/1148
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ :26/04/2023
NUMARASI :2021/986 Esas - 2023/248 Karar
DAVACI :AL AMİN İNŞAAT TAAHHÜT GAYRİMENKUL YATIRIM İTHALAT İHRACAT SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - Tığcılar Mah. Atatürk Blv. Tever Apt. No:101Adapazarı/SAKARYA
VEKİLİ :Av...
DAVALI :KENT HAZIR BETON SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - Sakarya Mah. Atso Sk. No:32/B Arifiye/SAKARYA
VEKİLİ :Av...
DAVA :Tazminat (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ :29/11/2021
KARAR TARİHİ :19/06/2025
KR. YAZIM TARİHİ :25/06/2025
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasında 13.11.2017 tarihli ... numaralı Kent Hazır Beton San ve Tic. Ltd. Şti. Satış Sözleşmesi başlıklı sabit fiyatlı beton satış sözleşmenin imzalandığını ancak davalı tarafın sözleşmeyi tek taraflı olarak fesih ettiğini, davalı tarafın fesih tarihindeki piyasa fiyatlarını dikkate almadan sözleşmedeki birim fiyata göre (129-TL) para iadesi (358.449,57-TL) yaptığını, feshin haksız olduğunu ve davalıya bu konuda ihtarnameler gönderildiğini belirterek belirsiz alacak davası olarak açtığı tazminat talepli davasında teslim edilmeyen beton fark bedeli olarak şimdilik 10.000-TL tazminatın fesih tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı taraf ıslah dilekçesinde sözleşmede kararlaştırılan ve ön ödemesi yapılmış olan ancak teslim edilmemiş eksik 3.063 m³ beton üzerinden talebini arttırarak birim fiyatı 281,94-TL olmak üzere toplam 505.132,65-TL zarar talebinde bulunmuştur.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile davalı şirket arasında 13.11.2017 tarihinde 20.000 m³ satış sözleşmesi yapıldığını, söz konusu sözleşmenin kendilerince Sakarya 4. Noterliğinin 27.07.2021 tarih 12664 yevmiye nolu ihtarnamesi ile haklı nedenle fesih edildiğini, söz konusu feshin yasal ve haklı olduğunu, davacı tarafın iddialarının kabul edilebilir nitelikte olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "... Davanın kısmen kabulüne, 67.846,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin kısmın reddine ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili ile davalı vekili tarafından katılma yoluyla tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ihtar ve dava dilekçesindeki talep müspet zararın tazminine yönelik olduğundan yerel mahkemenin yanılgılı değerlendirme yaparak davanın satış sözleşmesinin feshi sebebiyle uğranılan menfi zararın (kaçırılan fırsat) tazmini davası olduğuna kanaat getirilmesi ve bu şekildeki hatalı kanaate rağmen (kaçırılan fırsat zarar hesabına da uymayan müspet zarar hesabında zararın alınan ikame ürün bedeline göre belirlenmesi yöntemine uyan bir metod kullanılarak) karar vermesinin hatalı olduğunu, yerel mahkemenin müspet zarar hesabına kısmen uygun olan kök rapora göre değerlendirme yapması gerekmekte iken hatalı bir değerlendirme yapması sonucu hukuka aykırı bir karar verildiğini, davada 6098 sayılı TBK'nın 213 maddesinin uygulanması gerektiğini, davacının fesih tarihinden sonra 3. kişilerden aldığı (ikame alım) beton ile sınırlı olarak (somut yöntem), almadığı ikame ürün olmayan kısım için soyut yöntem uygulanarak zararın hesap edilmesi ya da TBK'nın 213. maddesinin 3. fıkrasına göre soyut yönteme göre hesaplama yapılarak ve bilirkişi raporu aldırılarak hüküm kurulması gerektiğini, yerel mahkemece TBK'nın 213. maddesinin 3. fıkrasındaki kritere göre (betonun piyasa fiyatlı ürün olması nedeniyle soyut yöntem) piyasa fiyatının belirlenmesinde kök raporda hata yapılmış olsada aldırılan kök rapora göre hüküm kurulması gerekmekte iken TBK'nın 213/2. fıkrasına göre (ikame ürün alımı baz alınarak hesaplama yapılan somut yönteme göre) aldırılan ek bilirkişi raporu baz alınarak ikame ürün alınmayan kısım değerlendirilmeksizin verilen kararın hatalı olduğunu, yerel mahkemenin davanın belirsiz alacak davası olmadığına kısmi dava olduğuna ilişkin kararının da hatalı olduğunu, yerel mahkemenin zarar miktarı ile ilgili davalının temerrüde düşürülmediği hususundaki kabulünün de yersiz olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili cevap ve katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın beton ihtiyacı içinde olmadığını, 2020 Aralık ayından sonra beton taleplerinin olmadığını, bu hususun da dosya kapsamında alınmış raporlarla tarafların ticari defter incelemesi neticesi açıkça tespit edildiğini, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında da açıkça belirtildiği üzere tarafların iradelerinin etkileyip sözleşme yapmalarına neden olan şartlar daha sonra önemli surette, çarpıcı, adaletsizliğe yol açan olayların gerçekleşmesi ile değişmişse taraflar artık o akte bağlı tutulmayacaklarını, akdin kurulduğu zaman mevcut olan ve taraflarca kararlaştırılan koşullardan esaslı değişikliklerde oluşan fahiş değişikler sebebi ile haklı nedenle sözleşmeyi fesh ettiklerini, zira taraflar arasında sözleşme edim dengesinin bozulmasının sebebinin salgın hastalık sebebi ile oluşan mal tedarik zincirinin bozulması, petrol fiyatlarının fahiş artmasından kaynaklanan küresel bir kriz olup öngörülmesinin mümkün olmadığını, davacının sözleşmenin feshinden sonra yaptıkları alımlara ilişkin kısmi kabul edilen karara karşı yapmış oldukları istinaf itirazları haksız olduğunu, müsbet zararın tazmini için gerekli hukuki şartlar oluşmadığını, tazminat borcunun doğması için borçlunun kusurlu olmasının şart olduğunu, dava ve olayda fiyatların 8-10 katına çıkmasında davalı şirketin bir kusurunun bulunmadığının açık olduğunu, yine mahkemece delillerin toplanması ile tarafların ticari defter incelemelerinde görüldüğü üzere davacı taraf sözleme feshediltikten sonra da sözleşmeye konu edilen hazır beton ihtiyacı içinde olmadığını, ifasının ne zaman olacağı salt alacaklı tarafın keyfiyetinde olan bir durumda sözleşmenin devamından ve davalının temerrütünden bahsedilemeyeceğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının lehe olarak kaldırılmasına, davacının haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26/04/2023 tarih, 2021/986 Esas - 2023/248 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; satım sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklı zarar istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş karara karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; davacı ile davalı arasında 13/11/2017 tarihli hazır beton sözleşmesi imzalandığı, taraflar arasında akdolunan beton satış sözleşmesi kapsamında, davalı toplam 20.000 metre küp betonun ilk 2852,50 m³ miktarda C 25/30 beton alımını m³'ünü 126,00-TL birim fiyat üzerinden, sonraki beton alımlarında m³'ünü 129,00-TL'den davacıya satışını edim olarak yüklendiği, davacının da toplam sözleşme bedeli olarak 2.567,442-TL davalıya ödediği, sözleşmede taraflar arasında herhangi bir vade kararlaştırılmamış olduğu, davalı sözleşme kapsamında satımını üstlendiği ve bedelini peşin olarak aldığı betonun 3063 metre küplük kısmının satışını ve teslimini gerçekleştirmediği, davalının davacı şirketin hesabına 13/07/2021 tarihinde '13/11/2017 tarihli sözleşme iptali cari hesap kalan' açıklamasıyla 358.449,57-TL iade ettiği, ayrıca Sakarya 4. Noterliğinin 04/08/2021 tarih, 13298 yevmiye nolu cevabı ihtarnamasinde beton fiyatlarında yaşanan aşırı artış yüzünden TBK'nın 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmeyi feshettiklerini ve rayiç değerde beton bedelini ödemeyeceklerini belirttikleri, davacı tarafça davalının sözleşmeyi haksız feshi karşısında, sözleşme bedelini peşin olarak ödemesi ancak sözleşme gereği satımı kararlaştırılandan daha az miktarda beton satımı gerçekleştirilmiş olması karşısında bakiye kalan beton miktarının fesih tarihindeki rayiç değerine uyarlanarak zararını talep ettiği, davalı tarafça taraflar arasındaki şifahen anlaşmaya istinaden davacı taraf sözleşme konusu betonu en geç 1 yıl içerisinde alınacağı konusunda mutabık kalmalarına rağmen davacı üzerine düşeni yerine getirmediğinden davalı firmanın yasal haklarını kullanarak davacıya durumu derhal bildirdiğinden davanın reddini talep ettiği, Mahkemece; davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı davacı vekili tarafından ve katılma yoluyla davalı tarafça istinaf yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık; taraflar arasında satım sözleşmesi feshinin haksız olup olmadığı ve davacının zararının ne kadar olduğu noktalarında toplanmaktadır.
Bu tür sözleşmelerde taraflardan birinin temerrüdü halinde diğer tarafın hakları aynı Yasa'nın 125. maddesinde tanımlanmıştır. Bunlar;
a) Aynen ifayı istemekte direnmek ve gecikme yüzünden uğranılan zararın tazminin istemek veya,
b) Sözleşmenin ifasından vazgeçerek olumlu (müsbet) zararını istemek veya,
c) Sözleşmeyi feshederek menfi zararını istemek olarak sayılmıştır.
Türk Borçlar Kanunu 112. maddeye göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür. Düzenleme kapsamına göre tazminat istenebilmesi için alacaklının zarara uğramış olması gerektiğinden, uğranılmış bir zarar karşılığı olmayan miktara tazminat olarak hükmedilemez. Burada zarar kapsamı net ve gerçek zarar olarak düzenlenmiştir. Net ve gerçek zarar, malvarlığındaki gerçek eksilmeyi ifade eder. Bu nedenle müspet zararın tazmini halinde malvarlığının ulaşacağı değerin, sözleşmenin ifası halinde malvarlığının ulaşacağı değeri geçmemesi gerektiği gözetilerek hesaplama yapılmalıdır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi, sözleşmelerde; borçlunun temerrüdü sonucu borç yerine getirilmemişse alacaklıya üç yetki tanımıştır: Bunlar; her zaman için ifa ve gecikme tazminatı isteğinde bulunma, derhal ifadan vazgeçip müspet zararının tazminini isteme ya da ifadan vazgeçip sözleşmeden dönerek menfi zararını isteyebilmedir.
"Sözleşmeden kaynaklanan zarar müspet zarar olacağı gibi, menfi zarar da olabilir. Müspet zarar: Borçlu edayı gereği gibi ve vaktinde yerine getirseydi alacaklının mameleki ne durumda olacak idiyse, bu durumla eylemli durum arasındaki fark müspet zarardır. Diğer bir anlatımla müspet zarar, sözleşmenin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarardır. Kuşkusuz kâr mahrumiyetini de içine alır. Borcun yerine getirilmesinin kusurla olanaksız hale gelmesinde, temerrüde düşen borçludan, gecikmiş ifa ile birlikte gecikme dolayısıyla tazminat istenmesinde, yahut borçlunun temerrüdü halinde ifadan vazgeçilip, ifa yerine tazminat istenmesinde ve sözleşmenin olumlu biçimde ihlalinde, müspet zararın giderimi söz konusu olur (Prof. Dr. H. Tandoğan Türk Mesuliyet Hukuku 1961 s. 426 vd.).
Müspet zarar, alacaklının ifadan vazgeçerek zararının tazminini istemesi halinde söz konusu olur. Sözleşme ortadan kalkmamaktadır, yalnız alacaklının ifaya ilişkin talep hakkının yerini müspet zararının tazminine dair talep hakkı alır. Burada sözleşmenin feshedilmemesinden değil, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın söz konusu olduğu gözardı edilmemelidir." (Örnek:Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.07.2006 tarihli 2006/13-499 Esas, 2006/507 Karar sayılı kararı).
Davacının da kabulünde olduğu üzere, sözleşmenin ifasından vazgeçerek uğradığı müspet zararı talep ettiği anlaşılmaktadır. Yasal dayanağı Türk Borçlar Kanunu 112. madde olan olumlu zarar sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının arz edeceği durum ile sözleşmeden dönülmüş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farkı ifade eder. Dönme halinde, dönmede kusursuz olan taraf diğer taraftan müspet zararın tazmini talep edebilir. Yargıtay içtihatları gereğince tarafların ortak kusurlu olmaları halinde olumlu zarar talep edilemez. Zira tazminat borcunun doğması için temel koşul "kusur" olduğundan, tazminat isteyen tarafın "kusursuz" olması gerekir. Bir tarafın "az kusurlu", diğer tarafın "çok kusurlu" olmasının bir önemi yoktur. Az kusurlu olan taraf da sözleşmenin bozulmasına kusuruyla sebebiyet vermiş sayılacağından tazminat isteyemez. Bu gibi durumlarda feshe taraflar "ortak kusuru" ile sebebiyet vermiş olacaklarından tazminat istenemez ve sözleşmenin tasfiyesi gerekir. Tasfiyeden amaç, tarafların sözleşme etkisinden kurtulması, sözleşmenin yapıldığı tarihteki durumlarına geri döndürülmesidir.
Ancak somut olayda; davalı davacı şirketin hesabına 13/07/2021 tarihinde '13/11/2017 tarihli sözleşme iptali cari hesap kalan' açıklamasıyla 358.449,57 TL iade ettiği, davacının da bu bedeli kabul etmesiyle sözleşmenin feshini kabul ettiği anlaşıldığından sözleşme ortadan kalkmış olup artık müspet zararı istemeyeceğinden burada 6098 sayılı TBK'nın 213. maddesi uyarınca olumlu zarar hesaplaması yapılması da mümkün değildir.
Olumsuz zarar ise; sözleşmenin, karşı tarafça yerine getirileceğine olan güvenin boşa çıkması nedeniyle uğranılan eylemli zarardır. Başka bir anlatımla, sözleşme yapılmasaydı, uğranılmayacak olan zarardır. Dolayısıyla, karşı tarafın malvarlığına girsin veya girmesin, sözleşme nedeniyle alacaklının cebinden (malvarlığından) çıkan ve yasal olarak harcanan paradır. Doktrinde hakim olan görüşe ve Yargıtay uygulamasına göre, burada oluşan zarar menfi (olumsuz) zarardır. Menfi zarar genel bir anlatımla hukuken geçerli olmayan bir borç ilişkisinin geçerli olduğuna inanmaktan (güvenmekten) doğan zarardır. Kısaca bu zarar, alacaklının sözleşme yaptığı için uğradığı, sözleşme yapmamış olsa idi uğramayacağı zarar olup, sözleşmeye güvenilerek yapılan harcamaların (giderlerin) tamamı, başka bir anlatımla karşı tarafın malvarlığına girmese bile o sözleşme nedeniyle cepten çıkan paradır. Olumsuz zarar, sözleşmeden dönen alacaklının haklı olması halinde, kusurlu borçludan isteyebileceği, diğer anlatımla, borçlunun sözleşmeye aykırı hareket etmesi nedeniyle sözleşmenin hüküm ifade etmemesi dolayısıyla ortaya çıkan zarardır.
Davada davacının talep ettiği zararın kaçırılan fırsat esasına göre hesaplanması gerektiği Yargıtayın 15. Hukuk Dairesi yerleşik içtihatlarında kabul edilmektedir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 12/10/2017 Tarih ve 2017/1402-3411 Esas-Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; menfi zarar hesaplaması; sözleşmesi feshedilen yüklenicinin yapmadığı kalan imalâtın ilk ihalede yükleniciden sonraki en düşük teklifi veren teklif sahibine verilmiş olması halinde ödenmesi gereken bedelin (kaçırılan fırsat) hesaplattırılıp, fesih tarihinden itibaren dava dışı ikinci yükleniciye kalan işin verildiği ikinci ihalenin (makul süre içerisinde ve aynı koşullarda yapılmış olması halinde) ikinci ihale bedeli ile kaçırılan fırsat olarak adlandırılan ve hesaplanan bedel arasındaki farkın tespit edilmesidir. İkinci ihalenin makul süre içerisinde yapılmaması ya da feshedilen sözleşme ve onunla ilgili ihaleden farklı koşullarla yapılması, ilk ihaleye dahil olmayan bir imalâtın ikinci ihaleye ilave imalât olarak dahil edilmesi halinde ikinci ihalenin makul süre içinde, ilk ihale ile aynı koşulda ve özelliklerde yapılması halinde olması gereken ikinci ihale bedelinin hesaplattırılarak bulunacak rakam ile kaçırılan fırsat olarak adlandırılan ilk ihalede yükleniciden sonra en düşük fiyatı veren teklif sahibine işin verilmesi halinde kalan işlerin tamamlattırılması için o teklif sahibine ödenmesi gereken fark menfi zarar olarak hesaplattırılmalıdır.
Somut olayda; taraflar arasında 11/10/2021 tarihli hazır beton satış sözleşmesi düzenlendiği, sözleşmeye göre davalı satıcı tarafından üretilecek hazır beton sözleşmede belirlenen fiyatlarla, davacı alıcıya teslim edileceği ve teslim edilecek hazır beton miktarının tahmini 20.000 m³ ve bedelinin 129-TL olarak kararlaştırıldığı, bunun karşılığında ise davacının toplam sözleşme bedelini davalıya ödediği, davalı sözleşme kapsamında satımını üstlendiği ve bedelini peşin olarak aldığı betonun 3063 metre küplük kısmının satışını ve teslimini gerçekleştirmediği, davalının davacı şirketin hesabına 13/07/2021 tarihinde '13/11/2017 tarihli sözleşme iptali cari hesap kalan' açıklamasıyla 358.449,57-TL iade ettiği, ayrıca Sakarya 4. Noterliğinin 04/08/2021 tarih, 13298 yevmiye nolu cevabı ihtarnamasinde beton fiyatlarında yaşanan aşırı artış yüzünden TBK'nın 138. maddesinde düzenlenen aşırı ifa güçlüğü nedeniyle sözleşmeyi fesh ettiklerini ve rayiç değerde beton bedelini ödemeyeceklerini bildirmiş olduğu, davacı tarafından iş bedelinin 2.208.000-TL olarak ödediği, davalı satıcı 16.937 m³ betonu sözleşme kapsamında şantiyeye teslim edildiği, 3.063 m³ beton teslim borcunun bulunduğu anlaşılmıştır. Hazır beton sözleşmesinde teslim tarihi açıkça kararlaştırılmamış olduğundan davalının sözleşmeyi feshetmesi haksız olup, ilk derece mahkemesince davalının sözleşmeyi fesihte haklı olmadığının tespiti ile, iddia edilen zarar yönünden içtihatlara uygun bir inceleme ve hesaplama yapılarak yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmuştur.
Eldeki davada davacı, belirsiz alacak davası şeklinde tazminat talep etmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. Anılan hüküm "1-Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir." şeklinde düzenlenmiş olup 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) 7. maddesi ile 107. maddenin ikinci fıkrası değiştirilmiş, üçüncü fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca maddenin başlığı “Belirsiz alacak ve tespit davası” iken “Belirsiz alacak davası” olarak değiştirilmiştir.
Daha sonra 7251 sayılı Kanunun 7. maddesiyle değişikliğe uğrayan HMK’nın 107. maddesi; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir
(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.
(3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)” şeklini almıştır.
Buna göre belirsiz alacak davası davanın açıldığı tarihte alacağın tutarının ya da değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği ya da bunun olanaksız olduğu durumlarda, alacaklının, hukuksal ilişkiyi ve en az bir tutar ya da değeri belirterek açabileceği dava olarak tanımlanabilir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, C.1., s. 148).
Hükümet tasarısında yer almayan belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi ile ihdas edilmiş ve kanunlaşmıştır.
Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.
Madde gerekçesinde; "Bu davanın kabul edilmesinin artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olmasının da bunu gerektirdiği belirtildiği gibi, hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilecektir. Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Miktarı belirsiz alacaklarda zaman aşımının dolmasına çok kısa sürenin var olduğu hâllerde yalnızca tespit yahut kısmi eda ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kıstaslar kabul edilmiştir.
Bu kıstaslar, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;
i. Davacının kendisinden beklenememesi,
ii. Bunun olanaksız olması,
iii.Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.
Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zaman aşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.11.2021 tarihli, 2021/(22)9-629 Esas, 2021/1334 Karar ile 24.05.2022 tarihli ve 2019/10(21)-592 Esas, 2022/706 Karar sayılı kararlarında da aynı hususlara işaret edilmiştir.
Belirsiz alacak davasının düzenlenme nedeni, davacının dava açarken alacağının tümü için dava açmak istediği hâlde, alacağının miktarını belirlemesi imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olmasıdır. Davacının belirsiz alacak davası açarken amacı alacağının tümünü dava etmek ve tümü hakkında karar verilmesini sağlamaktır. Kısmi dava açmakta olduğu gibi alacağının bir kısmını dava etmek değildir. Dava dilekçesinde belirttiği talep sonucu da geçicidir, dava açarken asıl amacı alacağının belirlenir belirlenmez bu miktar üzerinden karara bağlanmasıdır. Belirsiz alacak davasında davacıya alacağını belirlemesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek olduğu istisnai bir durumda böyle bir dava açma olanağı tanınmıştır. Kanun koyucu alacağın belirlenmesinin imkânsız veya kendisinden beklenemeyecek durumda olması hâlinde belirsiz alacak davası açma imkânı tanıdığına göre böyle bir davanın sonuçlarının da amaca uygun olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu nedenle talep sonucu hangi tarihte kesin olarak belirtilirse belirtilsin, dava açıldığı tarihte kesin talep sonucu miktarınca zaman aşımı süresi kesilmiş sayılmalıdır (Hakan Pekcanıtez: Belirsiz Alacak Davası (HMK md.107), Ankara 2011, s. 59).
Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; talep edilen tazminatın niteliğine göre yani Yargıtayın 15. Hukuk Dairesi yerleşik içtihatlarında belirtildiği gibi kalan betonun mahalli piyasa rayiçleri ile ödenmesi gereken bedel arasındaki farkın zarar olarak belirlenmesi gerekeceğinden belirsiz alacak olarak talepte bulunulması mümkündür. Mahkemece her ne kadar kısmi dava olarak nitelendirilerek karar verilmiş ise de Dairemizce belirsiz alacak olarak kabul edilmesi sonucu değiştirmeyeceğinden eleştirmekle yetinilmiştir.
Yine davacı tarafça Sakarya 4. Noterliğinin 27.07.2021 tarih, 12664 Yevmiye nolu ihtarnamesi keşide edilerek, feshin haksız olduğu, daha önce her hangi bir önel verilmediği, sözleşmenin feshi nedeni ile bakiye beton alacağının ihtarın tebliği tarihi itibariyle kdv ve nakliye dahil güncel beton değerine göre hesaplanarak ve yapılan 358.449,57-TL ödeme düşülerek ödenmesi ihtarında bulunmasına rağmen Mahkemece davacı taraf zarar miktarı hususunda dava öncesinde davalıyı temerrüde düşürmediğinden faiz başlangıcı olarak dava tarihi esas alınmış ise de yapılan ihtar içeriği itibariyle davalıyı temerrüde düşürdüğü görülmekle ihtarın davalıya tebliğ edildiği tarih olan 30/07/2021 tarihi faiz başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
Mahkemece, gerekçeli karar başlığında; davalı vekilinin adresinin yazılmamış olması, 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine aykırı olmakla birlikte sonuca etkili olmadığından, kaldırma nedeni yapılmamış ve bu hususa eleştiri getirilmekle yetinilmiştir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, İlk derece mahkemesi kararındaki anılan yanılgıların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, davacı vekilinin istinaf istemlerinin kısmen kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmış, kabul edilen bedele ihtarın tebliğ edildiği tarih olan 30/07/2021 tarihinden itibaren faiz başlatmak suretiyle yeniden esas hakkında hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere ;
1-Davalının ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle ESASTAN REDDİNE,
2-Davacının ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle ESASTAN KISMEN KABULÜNE, Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 26/04/2023 tarih, 2021/986 Esas ve 2023/248 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, KALDIRILMASINA,
YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA,
a)Davanın KISMEN KABULÜNE, 67.846,00-TL maddi tazminatın ihtarın tebliğ tarihi olan 30/07/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin kısmın REDDİNE,
b)Kabul edilen değer üzerinden hesaplanan 4.634,56-TL karar harcının peşin alınan ve tamamlama olarak yatan harçtan mahsubu ile bakiye 3.992,22-TL harcın karar kesinleştiğinde talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran davacıya iadesine,
c)Kabul edilen değer üzerinden AAÜT uyarınca hesaplanan 10.855,36-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
ç)Reddedilen kısım sebebiyle AAÜT 13/3 maddesi uyarınca hesaplanan 10.855,36-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
d)Davacı tarafından ödenmiş olan ve davalının sorumluluğunda bulunan 4.634,56-TL karar harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
e)Davacı tarafından yapılan 59,30-TL başvuru harcı, 3.000,00-TL bilirkişi ücreti ve 384,00-TL posta gideri olmak üzere toplam 3.443,40-TL yargılama giderinin kabul oranına (%13,43) göre hesaplanan 462,44-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,
f)Arabuluculuk dosyasında yapılan ve hazineden karşılanan 1.320,00-TL harcamanın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
g)Dosyaya sunulmuş olan ticari defter ve kayıtların karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince ilgili tarafa iadesine,
3-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;
a)İstinaf Kanun Yoluna Başvuru harçlarının hazineye irat kaydına,
b)İstinaf Karar Harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,
c)Alınması gereken 4.634,56-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 1.159,00-TL'nin mahsubu ile kalan 3.475,56-TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
ç)Davacı tarafından yapılan 738,00-TL İstinaf Kanun Yoluna Başvurma harcı ile 177,00-TL posta ve tebligat masrafı olmak üzere toplam 915,00-TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
d)Davalı tarafından yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,
e)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
f)Tarafların yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine,
4-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın Dairemizce taraflara tebliğine,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.19/06/2025
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*