T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/185 - 2025/1090
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/185
KARAR NO : 2025/1090
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ :14/11/2023
NUMARASI :2023/442 Esas - 2023/600 Karar
DAVACI :......
VEKİLİ :......
DAVALILAR :......
:......
VEKİLİ :......
DAVA :İtirazın İptali
DAVA TARİHİ :12/01/2023
KARAR TARİHİ :30/05/2025
KR. YAZIM TARİHİ :23/06/2025
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; FibaBanka A.Ş.'nin borçlulardan olan alacağını müvekkili Emir Varlık Yönetim A.Ş.’ye temlik ettiğini, Her türlü hak ve alacağın müvekkiline geçtiğini, Temlik eden FibaBanka A.Ş ile davalılar arasında Kredi Sözleşmesi imzalandığını, Krediye ilişkin borcun ödenmemesi üzerine borçlu aleyhine Kocaeli İcra Dairesi 2020/38589 Esas (Eski Esas Kocaeli 4. İcra Dairesi 2017/8246 ) sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla ilamsız takibe geçildiğini, Kocaeli İcra Dairesi 2020/38589 esas sayılı dosyasından yürütülen takibe borçlular tarafından kötü niyetli olarak takibe itiraz edildiğini, akabinde takibin durduğunu, borçluların takip dosyasının dayanağı olan Kredi Sözleşmesini kefil sıfatı ile imzaladığını, borçluların sözleşmeyi borçlu sıfatıyla imza ederek belirlenen şartları ve faiz oranlarını açıkça kabul ettiğini, Kredi borcunun ödememesi üzerine yasal takip başlatma zorunluluğu doğduğunu, başlatılan takibe davalı/borçlular tarafından haksız ve kötüniyetli olarak itiraz edildiğini, Davalı/borçluların kredi ilişkisinden kaynaklanan borcu belirlenebilir olup, likit bir alacak olduğunu, borçlular tarafından kötüniyetle itirazda bulunulması takip çıkışı alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini gerekli kıldığını, bu sebeplerle borçluların yasal dayanaktan yoksun itirazların İPTALİ ile Kocaeli İcra Dairesi 2020/38589 Esas sayılı dosyası ile yürütülmekte olan takibin devamını, borçlular aleyhine %20’ den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gereken bir dava olduğunu, müvekkillerinin 2017 yılında yani dava tarihinden yaklaşık 6 yıl önce itiraz ettiklerini, burada hak düşürücü süre yönünden davanın reddinin gerektiğini, iddia olunan kredi borçları yönünden 10 yıllık zamanaşımının söz konusu olduğunu, vade yönünden iddia olunan borçların zamanaşımına uğradığının açık olduğunu, müvekkillerinin takip dosyasının dayanağı olan kredi sözleşmesini kefil sıfatı ile imzaladıklarının iddia olunduğunu ancak kefalet sözleşmesinin usul ve yasaya uygun olmadığının açık olduğunu, zira "TMK Madde 584 - Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır." düzenlemesinin eşin rızası, TBK md. 584 gereği yazılı olarak verilir ve kefaletin adi yazılı şekilde olmasının yeterli ve gerekli olduğunu, eşlerin müteselsil kefil olmaları halinde ise her iki eşin de rızasının gerektiğini, en az adi yazılı şekilde yapılması şart olan eş rızası alınmadan tarafların kefalet sözleşmesi yapmasının mümkün olmadığını, usule uygun olarak yapılmayan kefalet sözleşmesinin yok hükmünde olduğundan davanın reddi gerektiğini, tüm bu nedenlerle birlikte değerlendirildiğinde, hukuki mesnetten yoksun davanın öncelikle yetki yönünden usulden reddine karar verilecek mahkeme masrafları ve vekalet ücretin davacı tarafa yükletilmesine ve davacı taraf hakkında kötü niyetle takip başlattığından bahisle İİK madde 67 gereğince dava konusu değerin %20'sinden az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "... Davalıların hak düşürücü süre itirazının kabulü ile açılan davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması sebebiyle USULDEN REDDİNE, -Davalıların kötü niyet tazminat talebinin şartları oluşmadığından REDDİNE ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İİK. 67/1 maddesi gereğince bir yıllık itirazın iptali davası açma süresinin itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağını, açık Yasa hükmü karşısında gerek temlik eden bankaya gerekse davacıya tebliğ edilmiş bir itiraz dilekçesi bulunmadığını, itirazın iptali davasını açmak için hak düşürücü sürenin geçmediğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
DELİLLER:Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 14/11/2023 tarih, 2023/442 Esas - 2023/600 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; itirazın iptali istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Davacı, FibaBanka A.Ş'nin borçlulardan olan alacaklarını kendisine temlik ettiğini, Temlik eden FibaBanka A.Ş ile dava dışı borçlu arasında Kredi Sözleşmesi imzalandığını, davalıların takip dosyasının dayanağı olan Kredi Sözleşmesini kefil sıfatı ile imzaladığını, Krediye ilişkin borcun ödenmemesi üzerine borçlular aleyhine Kocaeli İcra Dairesi 2020/38589 Esas (Eski Esas Kocaeli 4. İcra Dairesi 2017/8246) sayılı dosyası ile genel haciz yoluyla ilamsız takibe geçildiğini, Kocaeli İcra Dairesi 2020/38589 esas sayılı dosyasından yürütülen takibe davalılar tarafından itiraz edildiğini, itirazın iptali için eldeki davanın açıldığını belirttiği, davalılar tarafından davanın reddinin savunulduğu, Mahkemece, davacı tarafından 23.08.2017 tarihinde verilen dilekçe ile davalıların itirazının öğrenilmesi nedeniyle, dava tarihi itibariyle 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davanın açılmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiği, kararın davacı tarafından istinaf edildiği anlaşılmaktadır.
2004 sayılı İİK'nın 67/l. maddesi; "Takip talebine itiraz edilen alacaklı itirazın tebliğ tarihinden itibaren
bir sene içinde mahkemeye başıurarak genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat sureti
ile itirazın iptalini dava edebilir." hükmünü içermektedir.
Nitekim, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
Başkanlığı, 2021/6500 E. ve 2021/11683 K. sayılı ilamında; "...Davacı, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının tahsili amacıyla başlattığı ilamsız icra takibine davalı borçlunun haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline alacağın %20 sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, İİK m.67/1 hükmünde öngörülen 1 yıllık süre içinde itirazın iptali davasının açılmadığı gerekçesiyle "davanın zamanaşımı nedeniyle reddine," karar verilmiş, hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
İtirazın iptali davası, alacaklının borçlunun itiraz ederek durdurduğu takibin, alacağının varlığını genel hükümler çerçevesinde ispatlamak suretiyle devamını sağlamak amacıyla açtığı takip hukukuna özgü ve kanunda özel olarak düzenlenmiş bir dava çeşididir.
2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67/1.maddesine göre alacaklı, itirazın iptali davasını itirazın kendisine tebliğinden itibaren bir yıl içinde açabilir. Hükümde öngörülen bir yıllık süre, hak düşürücü süre niteliğinde olup, hükmün açık lafzı gereği itirazın alacaklıya tebliğ edilmesi ile başlar. Diğer bir ifade ile itiraz alacaklıya tebligat kanunu hükümlerine göre usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş ise bir yıllık süre başlamaz. Alacaklının itirazı bir şekilde öğrenmiş olması ve dahi (icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasının talep edilmesi dışında) birtakım icra işlemleri yapmış olması da 1 yıllık süreyi başlatmaz.
Mahkemece -itiraz alacaklıya tebliğ edilmemiş ise de alacaklı itirazı en geç vekilinin icra dosyasındaki 21.09.2013 tarihli müracaatı ile öğrenmiştir- denilerek bu tarihten itibaren 1 yıllık sürenin geçtiği sonucuna varılmış ise de; Mahkemece bahsedilen alacaklı vekilinin müracaatı, haciz talebine ilişkin olup, alacaklının itirazı öğrendiği anlamı taşımayacağı gibi yukarıda açıklandığı üzere, sürenin başlangıcı Kanunda alacaklının itirazı öğrendiği tarih olarak değil, açıkça itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarih olarak belirtilmiş olduğundan sürenin hak düşürücü niteliği gözönüne alındığında, maddedeki "tebliğ" kelimesinin "öğrenme" olarak geniş yorumlanması ve dolayısıyla alacaklıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmemiş bulunan borçlu itirazının alacaklı tarafından bir şekilde öğrenildiğinden bahisle bir yıllık sürenin başladığının kabul edilmesi mümkün değildir.
İtirazın alacaklıya tebliğ edildiğine dair bir bilgi ve belge bulunmadığından, İİK m.67/1'de yer alan bir yıllık süre dolmamıştır. Mahkemece, davanın esası hakkında tahkikat yapılarak bir sonuca varılması gerekirken, bir yıllık sürenin dolduğundan bahisle yazlı şekilde davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir." şeklinde konu izah edilmiştir.
Görüldüğü gibi İİK'nın 67/l. maddesi; itirazın
tebliğinden bahsetmektedir. Somut olayda, davalının itirazının davacı alacaklıya tebliğ edilmediği
anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca İİK'nın 67/1. maddesindeki bir yıllık sürenin başlamadığı
düşünülmeden mahkemece aksi düşüncelerle, davalının icra dosyasına 23.08.2017 tarihinde verdiği dilekçe ile davalıların itirazını öğrendiği ve hak düşürücü sürenin dolduğu kabul edilerek davanın usulden reddine karar verilmesi hatalı bulunmuştur.
Eldeki uyuşmazlıkta; ödeme emrine itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmediği anlaşılmakla dava süresinde açılmış olup, ilk derece mahkemesince davanın esasına girilmesi gerekirken davanın hak düşürücü süreden sonra dava açıldığı gerekçesi ile reddi doğru olmadığından ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,
2-KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 14/11/2023 tarih, 2023/442 Esas ve 2023/600 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,
5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi. 30/05/2025
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*