T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2395 - 2025/800
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/2395
KARAR NO : 2025/800
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ :14/06/2023
NUMARASI :2020/725 Esas - 2023/647 Karar
DAVACI :MAT MADENCİLİK İNŞ. TEKSTİL VE TURİZM SAN. VE TİC. - Akşemsettin Mah. Fevzipaşa Cad. No:61/69 Fatih/İSTANBUL
VEKİLİ :Av..
DAVALI :ULUSAL MADENCİLİK SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ. - Hükümet Cad. 1104 Sk. Akgün Apt. No:1 K:4 Gebze/KOCAELİ
VEKİLİ :Av..
DAVA :İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ :01/11/2016
KARAR TARİHİ :30/04/2025
KR. YAZIM TARİHİ :07/05/2025
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin davalı firmadan almış olduğu ithal kömür emtiasının ödenmemiş olan bakiye borçları nedeniyle Gebze 2. İcra Dairesinin 2015/13257 Esas sayılı dosyasından icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin icra takibi sonrasında davacı firmayla anlaşmaya geldiğini ve akabinde borcun bir kısmı için 86.710,00-TL ödeme yaptığını, borçlunun bakiye ödemelerini de yapacağı ümidiyle icrai işlemlere devam edilmediğini, daha sonra davalı firmanın yetkililerinin davacı firmaya giderek kalan borçları hakkında bilgi aldıklarını, bu olay sonrasında davalı tarafın icra takibine itirazda bulunduğunu ve takibin durdurulduğunu, davacı firmanın yaptığı alışverişleri USD üzerinden yapmış olduğunu, bu nedenle davalı firmanın takip tarihindeki borcunun o günkü kur üzerinden Türk Lirası'na çevrilerek takip yapılmış olduğunu, söz konusu borcun dolar üzerinden yada fiili ödeme günündeki Merkez Bankası USD efektif satış kuru üzerinden talep edildiğini, tüm bu nedenlerle; haksız olarak yapılan iş bu itirazın iptaline, takibin devamına, 57.270-USD veya fiili ödeme günündeki merkez bankası USD efektif satış kuru karşılığı Türk Lirası üzerinden devamına, yapmış olduğu haksız itiraz neticesinde davacı firmanın alacağını almasına takibin durmasına neden olan borçlu hakkında itiraz ettiği alacak kısmının %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın ödeme emrinde asıl alacağın anapara ve işlemiş faiz miktarını dolar üzerinden talep etmesinin, toplam alacak miktarını ise dolar üzerinden talep etmesinin karşısında, hukuka aykırı olarak icra takibine giriştiğinde bu şekildeki icra takibine dayalı olarak huzurda dava olarak ikame edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, icra dosyasındaki talebin genişletilip değiştirilmesi amacı taşımakta olduğunu ve bunun açıkça yöntem ve yasaya aykırı olduğunu, davacı tarafın asıl alacağa reskont ve adi faiz talep etmesinde de hukuka uygunluk bulunmadığını, bu durumda hukukta ve ticari yaşamda döviz faizi gibi bir kavramında bulunmadığını, davacı tarafın dava dilekçesinde icra takibindeki taleplerini değiştirmesi ve genişletmesinin mümkün olmadığını, talep edilen alacağın likit olmadığını ve yargılamasının gerektiğini, davalı şirketin davacı tarafa icra dosyasıyla ilgili olarak herhangi bir ödeme yapmadığını, 86.710,00-TL ödemenin icra borcuna ilişkin olmadığını, davalı şirketin davacı tarafından teslim edilecek kömür bedelinin ön ödemeleri niteliğinde olduğunu, davacı tarafın taahhüt ettiği kömürü müvekkili şirkete teslim etmediğini, tüm bu nedenlerle; hukuka aykırı icra takibine dayalı olarak dava ikame edilemeyeceğinden davanın bu nedenle reddine, davalı şirketin davacı tarafa icra takibi nedeniyle gerek faturalardan gerekse ticari kayıtlarda herhangi bir borcunun bulunmamasının aksine davacıdan alacaklı olması nedeniyle davacının haksız ve hukuksal dayanaktan yoksun davasının reddine, davalı hakkında kötü niyetli ve haksız olarak, hukuka aykırı şekilde icra takibine girişildiğinden alacaklının alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "... Davanın REDDİNE ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya istinaf incelemesine konu edilmeden önce yerel mahkeme tarafından davalı tarafa birden çok kez söz konusu ticaretin yapıldığı döneme dair ticari defterlerini sunması adına süre verildiğini, davalı firmanın kendisine verilen kesin süreler ve yapılan ihtaratlara rağmen söz konusu döneme ilişkin ticari defterlerini yerel mahkemeye sunmadığını, haliyle davalı tarafın kesin süre ve ihtaratlara rağmen sunmayarak dayanmaktan vazgeçtiği delilinin istinaf mahkemesince re'sen dikkate alınarak yeniden incelenmesi yönünde karar verilmesinin de hukuka aykırı olduğunu, ... isimli şahsın davacı firma adına para tahsilatı yetkisinin olmadığının sabit olduğunu, ...'ın imzaladığı, davalı firmadan alınan paraların davacı firmaya mı ya da başka firmaya mı teslim edildiğine dair tahsilat makbuzu da bulunmadığını, dolayısıyla ...'ın imzalamış olduğu makbuzların tamamının davacı firmaya teslim edildiğine dair ortada bir delil ya da delil başlangıcı dahi yok iken bu paraların tamamının davalı tarafından davacı firmaya ödendiğinin kabulünün abesle iştigal olduğunu, davacı tarafından da ...'ın davacı firma adına para tahsil etme yetkisinin bulunmadığının defaatle mahkemeye beyan edildiğini, her nasılsa yerel mahkeme kararın gerekçesinde ...'ın davacı firma adına para tahsil etme yetkisinin olduğunun davacı tarafından kabul gördüğünü tespit ettiğini, davacı tarafından tüm aşamalarda ...'ın davacının nam ve hesabına iş ve işlem yaptığı hususu kabul edilmemişken kararın gerekçesinde bu hususun davacı tarafından kabul gördüğü şeklindeki tespitinin gerçeği yansıtmadığını, yerel mahkemenin bu tespiti ve gerekçesini kabul etmediklerini, bilirkişi raporunda görüleceği üzere davalı firmanın, davacı firmaya yaptığı ödemeleri kendi ticari defter ve kayıtları ile ispat edemediği gibi defterlerinde kayıtlı olan davacı firmaya yapılan ödemelerin ise gerçeği yansıtmadığının sabit olduğunu, davalı firmanın defter tutma yükümlülüğünü ihlal ettiğini, basiretli bir tacirin kendisinden beklenmesi gereken yükümlülüklerini yerine getirmediğini, bu hali ile davalının basiretli bir tacir gibi davranmamasının sonuçlarına katlanması gerektiğini, davacı firmanın defter ve kayıtlarında defalarca kez yapılan incelemede ise davacı firmanın davalı firma ile arasındaki ticarete ilişkin tüm kayıtlarının tam ve eksiksiz olduğunu, tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getiren davacı firma aleyhine işbu hükmün kurulmuş olmasının usul, yasa ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemek üzere dava dışı firma ile ilgili beyan ve savunmalarınıza yerel mahkemece basiretli bir tacir tarafından savunulacak bir husus olamayacağı, TTK ve VUK emredici hükümleri karşısında korunamayacağı dikkate alınarak itibar edilmediğini ancak davalı defterlerinde yapılan incelemede 2012 ve 2013 yıllarına ait ödeme belgelerinin davalının ticari defterlerinde yer almaması, davalı tarafından 2012 ve 2013 yılında müvekkile yapılmış olarak kaydedilen ödemelerin ise gerçeği yansıtmamasına karşılık gelen davalının basiretli bir tacir gibi davranmaması her nasılsa yerel mahkemece TTK ve VUK emredici hükümleri karşısında korunmuş ve davacının basiretli bir tacir gibi davranmayarak TTK ve VUK emredici maddeleri hilafına yapmış olduğu eylemlerinin adeta ödüllendirildiğini, yerel mahkemenin davacıyı basiretli bir tacir olarak değerlendirerek TTK ve VUK maddeleri uyarınca aleyhe kanaat oluştururken aynı tutumu davalı tarafa sergilememiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca hem davacının hem de davalı tarafın faturasız ticaret yapıldığına ilişkin bir iddiasının da mevcut olmadığını, bu iddianın tanık ... ... tarafından öne sürüldüğünü, her nasılsa taraf iddialarında yer almayan bu hususun tanık beyanı ile yerel mahkemece sabit görülerek hükme esas alındığını, her iki taraf tacir olup, tarafların yapmış olduğu ticareti ve bu ticarete dair ödemeleri ticari defter ve kayıtları ile ispat etmesi yasa gereği olup, bunun aksi yönündeki tanık beyanının esas alınarak hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı tarafın basiretli bir tacir gibi davranması ve anılan tüm ticarete ilişkin bilgi ve belgeleri ticari defterleri ile ispatlaması gerekirken davalı tarafın ispat yükünü yerine getiremediğini, davalı tarafından sunulan ödeme makbuzu adı altındaki adi yazılı belgelerde yer alan ödeme ve tarihlerine ilişkin ticari defterleri sunması adına davalıya kesin süre verildiğini ve ihtarat yapıldığını ancak davalı tarafından söz konusu belgeler üzerinde yer alan tarihlere ilişkin ticari defterlerin yerel mahkemeye sunulmadığını, davalı firmanın basiretli bir tacir olarak yapmış olduğu ödemelere ilişkin kayıtlarını ticari defterleri ile ispat etme yükümlülüğü bulunduğunu ancak yerel mahkemece bu durumun göz ardı edildiğini, iki firma arası kısa mesafe iken ve ödenen bedeller yüksek meblağlı tutarlar iken davalının yapmış olduğu ödemeleri direkt olarak davacı firmaya ve yetkilisine getirmek yerine kendi namına komisyonculuk işi ile iştigal eden dava dışı ...'a ödeyerek davacı firmaya olan borcunu ödediğini iddia etmesinin de hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı tarafından davalıya icra takibi yapıldıktan sonra davalı tarafından davacı firmaya banka yoluyla ödeme yapıldığını, yapılan ödemeye açıklama olarak ise cevap dilekçesinde söz konusu ödemenin davacı firmadan yeni bir kömür alımı talebinin olacağı gerekçesiyle yapılmış olduğu şeklinde iddia edildiğini ancak söz konusu icra takibinden sonra davalı firmaca davacı firmadan kömür talebinden bulunulmadığı gibi davacı firmanın da davalıya kömür teslim etmediğini, işbu ödemelerin davacı firma tarafından davalının borcundan mahsup edilerek davalı firmanın carisine kayıt edildiğini, neredeyse 8 yıl süre geçmesine rağmen davalı firmanın, işbu ödemeye ilişkin istirdat ya da mal talebinde bulunmadığını, bu yönde herhangi bir ihtarname ya da yasal yollara başvurmadığını, bu durumun dahi tevili ikrar yoluyla borcundan çok daha fazlasını davacı firmaya ödediğini iddia eden davalı firmanın iddialarının gerçeğini yansıtmadığını gösterdiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili cevap ve katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin davacı yetkilisinin beyanına göre şirketin ön muhasebe personeli olan ...'e 03.05.2013 tarihinde 13.640-USD ve 20.000-TL nakit ödeme makbuzu ile 09.08.2016 tarihinde 16.710,00-TL nakit ödeme makbuzlarındaki ödemenin nazara alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, makbuzlardan açıkça görüldüğü ve şirket yetkilisinin de zımmen kabulünde olan ...'e yapılan ödemelerin dikkate alınması gerekliliğinin kanıtlandığını, şirket yetkilisi beyanında ...'ın 2011 yılında emekli olarak işyerinden ayrıldığını ve şirket adına tahsilat yapmadığı yönündeki davacı şirket yetkilisi ... beyanının doğru olmadığının kayıtlarla sabit olduğunu, ...'ın davacı şirket adına kömür satışı ile ilgili tahsilat yaptığının sabit olduğunu, ...'nın davalı şirketten aldığı çek ödemelerini davacı şirketin defterlerine işlediğini, nakit ödemeleri ise işlemediğini beyan ederek davacının istinaf başvurusunu reddine karar verilmesini; katılma yoluyla istinaf taleplerinde ise; itirazın iptali davası, alacak davasına dönüştürülürken, icra dosyasındaki alacak talebi ile bağlı olarak sadece dava türü açısından ıslah müessesinin değerlendirilmesi gerekeceğinden, davacının itirazın iptali davasında icra dosyasında yabancı olarak talep ettiği alacağının, ıslah ile Türk Lirası olarak talep eder şekilde ıslah talebinde bulunması hukuka uygun olmadığı gibi usul ve esasa da aykırı olup ayrıca vakıaların da değiştirilmesi anlamını taşıyacağını, bu kapsamda yasal mevzuat çerçevesinde değerlendirildiğinde ikinci defa ıslah niteliğindeki davacının davasının tamamen ıslah dilekçesinde hukuka uygunluk bulunmadığını, davacı tarafından yapılan icra takibi hukuka uygun olmadığı gibi ikame edilen itirazın iptali davası da usul ve esasa aykırı olduğundan hukuken sakat işlemler dayanak alınarak davacının davasını tamamen ıslah edebilmesi hukuken mümkün olmadığı gibi ikinci defa ıslah dilekçesi sunabilmesinin de hukuken mümkün olmadığını belirterek; istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/06/2023 tarih, 2020/725 Esas - 2023/647 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; taraflar arasındaki ticari satım ilişkisinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili ile katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; tarafların tacir olduğu; davalının davacıdan ithal kömür satın aldığı; mahkemece aldırılan bilirkişi raporlarına göre davacının davalı adına düzenlediği tüm faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı bulunduğu; ayrıca, davalının celp edilen 2014 - 2015 yıllarına ait BA formlarının incelenmesinden, davalının davacının alacağına dayanak olan tüm faturaları Vergi Dairesine bildirdiği; dolayısıyla, davacının mal teslimini ispatladığı; davalının, faturalara konu malları teslim aldığının kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilinin istinaf itirazı üzerine Dairemizin 07/10/2020 tarih, 2019/2013 Esas ve 2020/1195 Karar sayılı ilamı ile "...Davacının açtığı itirazın iptali davasının dayanağı olan icra takibinin iptal edilmiş olması, davacının davasını alacak davası olarak ıslah etmesine engel teşkil etmez. Bunu engelleyen yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Zira, davanın alacak davası olarak ıslah edilmesi Anayasa'nın 141/son ve 6100 sayılı HMK.'nun 30. maddelerinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesine de uygundur. Bu nedenlerle; davalı tarafın ıslaha ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiş, 2-Mahkemece aldırılan 29/11/2018 tarihli bilirkişi raporu ile davalının sadece 2014 yılı ticari defterleri incelenmiş olup, 2015 yılı ve önceki yıllara ait ticari defterlerinin incelenmediği görülmektedir. Halbuki taraflar arasındaki ticari ilişki 2015 yılında da devam etmiştir. Ayrıca, davalı tarafın ...'a yapmış olduğunu bildirdiği ödemeler ile ilgili olarak ise mahkemece herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Davalı taraftan öncelikle davalının sunduğu makbuz asılları istenilerek dosyaya celp edilmeli, ...'ın davacı şirkette çalışıp çalışmadığı, çalışmış ise hangi tarihler arası ve hangi sıfatla görev yaptığı SGK'dan sorulmalı, davacı şirket adına para tahsil etme yetkisinin bulunup bulunmadığı ilgili yerlerden sorulmalı, resmi olarak para tahsil etme yetkisi bulunmamasına rağmen, fiilen para tahsil ettiği yönünde yaygın bir uygulama bulunup bulunmadığı araştırılmalı, gerekirse ... mahkemece celp edilerek kendisine makbuzlar gösterilmek suretiyle tahsil edilen paraların niteliği, kim adına ve hangi sebeple tahsil edildikleri açıklattırılmalıdır. Ayrıca, davalı tarafın sunduğu davacı şirket kaşesi bulunan ve ... imzalı iki adet tahsilat belgesi davacı tarafa gösterilerek, belgelerin ve ödemelerin niteliği tespit edilmeli, kaşe ve imzanın davacı şirket ve yetkilisine ait olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Yukarıdaki hususlar araştırıldıktan ve eksiklikler giderildikten sonra; davalı tarafa süre verilerek, davalının 2012-2013 ve 2015 yılı ticari defterlerini sunması istenilerek, ticari defter ve belgeleri sunulduğu taktirde dosyanın bir SMMM bilirkişiye tevdi edilerek, ödeme belgelerinin kayıtlı olup olmadığı, borç-alacak ilişkisi tereddüte yer bırakmayacak şekilde tespit edildikten sonra hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır." gerekçesiyle kaldırılmış, Mahkemece yeniden yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.
... ... Mahkemece alınan beyanında; "Davacı şirkette 2003-2011 yılları arasında sigortalı olarak, satış pazarlama müdürü olarak görev yaptım. 2011 yılında emekli oldum ve kömür piyasasında çalışmaya devam ettim. Birden fazla çalışma alanım vardı ancak %90 oranla davacı Mat Madencilik şirketiyle çalışıyordum. Bu çalışmam şu şekilde oluyordu, ben fiilen Mat Madenciliğin kömürlerini alıp satıyordum, onların buna müsaadesi oluyordu. Yani şu şekilde ben davacının kömürünü satıyordum, tahsil ettiğim parayı getirip davacı Mat Madencilik şirketine veriyordum, burada sigortalı çalışmamdan fark eden şey yukarıda da belirttiğim gibi başka şirketler adına da bunu yapıyordum. %90 oranla Mat Madencilik adına ve hesabına çalışıyordum. Tahsil ettiğim paraları şirket kasasına aktarıyordum, bana göstermiş olduğunuz tarih, isim ve imzanın bulunduğu yazılı kağıtları inceledim, yazılar ve imzalar bana aittir, sadece size göstermiş olduğumu bir tanesindeki imza bana ait değildir, bu konuda tam olarak emin olamadım ancak yazısı bana aittir, aradan çok fazla zaman geçtiği için miktarların doğru olup olmadığı hususunda emin olamıyorum, kömür piyasasında faturasız bazı işlemlerde yapılabiliyordu, vatandaş kömür sezonu dışında kömürün uygun olduğu dönemde para ödemesini yapıp sezonda kömürünü alıyordu, bu satışlardan bir kısmı faturasız olduğu için ben bu yazılı kağıtlardaki miktarları faturasız yapılan alımlara karşılık tahsil ettim ve tahsil ettiğim miktarları Mat Madenciliğe teslim ettim, ben bu teslimatları muhasebeci olan ... yada şirket temsilcisi ...'na yapardım, davacı Mat Madencilik Şti. Toptancı olan Develi Şti. İle aradaki tahsilat ilişkisini hallederdi. Davalı Ulusal Madencilik dışında başka şirketlerle de bu şekilde işlem yapardım. Kömür piyasasında bu uygulama normaldir, kimin kömürünü satmış isem yaptığım tahsilatı o şirkete iade ettim, tahsil ettiğim faturasız miktar yada faturalı miktarları getirip Mat Madenciliğe teslim ederken bunu hangi şirketin kömürünü satmış isem bunu o hesaptan düşün diyerek Mat Madenciliğe teslim ettim." demiştir.
Mahkemece istinaf kaldırma ilamı doğrultusunda davalı şirkete "2012,2013,2015 yıllarına ait defter ve kayıtlarını sunmak üzere süre verilmiş, davalı şirket tarafından sunulan defter ve kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış olup, bilirkişinin 07/10/2022 tarihli raporunda özetle; davalının 2012 ve 2013 yıllarına ait ticari defterlerinin delil niteliğine sahip olduğu, 2015 yılına ait ticari defterlerin tarafına sunulmadığı, dava dosyasına sunulan 2012 ve 2013 yıllarına ait ödeme belgelerinin davalının ticari defterlerinde yer almadığı, davalı tarafından 2012 ve 2013 yılında davacıya yapılmış olarak kaydedilen ödemelerin ise gerçeği yansıtmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.
Davacı şirket temsilcisi ... Mahkemece yapılan isticvap beyanında; "bana göstermiş olduğunuz iki adet belgeden birindeki kaşe şirketimize aittir. ... şirket çalışanıdır. İmza bana ait değildir. ... 'e ait olup olmadığını bilmiyorum. ...' in şirketteki görevi ön muhasebeyi tutmaktır. Herhangi bir para tahsilatı yetkisi yoktur. ... daha önce şirketimizde çalışıyordu. 2011 yılında şirketimizden ayrıldı. Tam olarak hangi aydı hatırlamıyorum. ...'ın şirketteki görevi kömür pazarlama idi. Para tahsilatı yetkisi yoktu. Şirketin para ve tahsilat işlemleri banka aracılığı ile yapılır. Elden tahsilat yapılmaz."şeklindedir.
...'ın para tahsilatı yaptığı yönünde yaygın bir uygulama olup olmadığı yönünde bildirilen kömür şirketlerine yazılan müzekkerelere verilen cevaplardan genel olarak özetle, şahsın şirketi temsil etmediği ve tanınmadığı, şahsa para verilmediği bilgisi edinilmiş,
Borçlar Hukuku alanında uzman bilirkişinin 16/05/2023 tarihli raporunda özetle; TBK m. 234/1 uyarınca satılanın alcının zilyetliğine girmesini mukabil dava konusu satış sözleşmesinden doğan bedelin muaccel olduğu ve bu münasebeple muaccel borcun ödendiğini ispat yükümlülüğün davalı tarafta bulunduğu, dosyada mevcut bilgi ve belgelerden ve özellikle muhasip bilirkişi tarafından hazırlanan bilirkişi raporundan anlaşıldığı üzere davalı tarafından ödendiği beyan edilen miktarlara ilişkin belgelerin davalının ticari defterlerinde görünmemesi tespitine bağlı olarak dava konusu iddia edilen 57.270 USD'lik alacak hakkının devam etmekte olduğu, ... ...'ın davacının yetkili temsilcisi olup olmadığı değerlendirmesinden bağımsız olarak, adı geçen şahsın yetkili temsilci olduğunun kabulü halinde, işbu şahsa davalı tarafından yapıldığı anlaşılan miktarın (672.000 USD ve 500.000 TL) dava konusu alacak miktarının çok üzerinde olması sebebiyle, davacının davalıdan herhangi bir alacak hakkının bulunmayacağı yönünde görüş bildirilmiştir.
HMK'nın 200. maddesinde; "(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.(2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir." hükmü ve 201. maddesinde (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz." hükmü yer almaktadır.
Somut olayda; dava miktarı itibariyle tanıkla ispat sınırının üzerinde olup, Mahkemece tanık olarak dinlenen ...'ın beyanına göre karar verilmesi hatalı olmuştur.
Yine Dairemizin kaldırma kararında davalı tarafın sunduğu davacı şirket kaşesi bulunan ve ... imzalı iki adet tahsilat belgesi davacı tarafa gösterilerek, belgelerin ve ödemelerin niteliği tespit edilmeli, kaşe ve imzanın davacı şirket ve yetkilisine ait olup olmadığı açıklığa kavuşturulması gerektiğinin belirtildiği, ancak Mahkemece davacı şirket temsilcisi ... isticvap edildiğinde; "bana göstermiş olduğunuz iki adet belgeden birindeki kaşe şirketimize aittir." demiş ise de bu belgenin hangi belge olduğu belli olmadığı gibi bu hususta yeterince araştırma yapılmadığı görülmüştür.
Yukarıda anılan nedenlerle dairemizin 07/10/2020 tarih, 2019/2013 Esas ve 2020/1195 karar sayılı kaldırma kararı gereklerinin yerine getirilmediği anlaşılarak, davalı tarafın sunduğu davacı şirket kaşesi bulunan ve ... imzalı iki adet tahsilat belgesi davacı tarafa gösterilerek, belgelerin ve ödemelerin niteliği tespit edilmeli, kaşe ve imzanın davacı şirket ve yetkilisine ait olup olmadığı tam olarak açıklığa kavuşturarak, gerekirse kabul edilmeyen kaşe üzerinde inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılması gerekmiştir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Tarafların ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,
2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 14/06/2023 tarih, 2020/725 Esas ve 2023/647 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,
5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
8-İİK'nın 36/5 maddesi gereğince Gebze İcra Dairesinin 2023/24852 Esas sayılı dosyasına sunulan teminatın yatıran tarafa iadesine,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.30/04/2025
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*