T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/1874
KARAR NO : 2025/342
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 23/06/2023
NUMARASI : 2022/622 Esas - 2023/722 Karar
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVA TÜRÜ : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 26/01/2021
KARAR TARİHİ : 17/02/2025
KR. YAZIM TARİHİ : 12/03/2025
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı arasındaki ticari faaliyet kapsamında düzenlenen faturalar vadelendirilmiş ancak taraflar arasında cari hesap sözleşmesi akdedilmediğini, TTK md. 89'a göre cari hesap sözleşmesi yazılı olarak yapılmadıkça geçerli olamayacağını, dolayısıyla davaya konu edilen takipte alacak tutarı belirtilirken 'cari hesap ve faturalara ilişkin alacak' denilmişse de takibin dayanağı, söz konusu tabloda tarih ve numaraları yer alan faturalar olduğunu ve tablo da taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinin dökümü olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/19-903, K. 2018/974, T. 25.04.2018 kararında taraflar arasında yazılı cari hesap sözleşmesinin olmaması durumunda aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebileceğinin belirtdiğini, talep edilen faizin başlangıç tarihi de düzenlenen son faturanın vade sonu tarihi olduğunu, dolayısıyla iddia edildiği gibi cari hesap sözleşmesinin sona erdiği tarihi göstermediğini, kaldı ki açıklandığı üzere taraflar arasında geçerli bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, davalı tarafça fatura alacağına ilişkin borcun ödenmemesi nedeniyle Gebze İcra Dairesi 2020/33081 Esas sayılı dosyasında icra takibi başlattıklarını, davalı tarafça haksız ve mesnetsiz olarak borca itiraz edildiğine, yapılan itirazının iptaline takibin devamına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; dava konusu uyuşmazlığa ilişkin olarak öncelikle Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2020/33081 Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibine girişildiğini ve taraflarınca ferileriyle birlikte borcun tamamına yasal süresi içinde itiraz edildiğini, aynı zamanda icra müdürlüğünün yetkisine de itiraz edildiğini, söz konusu icra takibine binaen gönderilmiş olan ödeme emrinde borcun dayanağı olarak -cari hesap ve faturalar- gösterildiğini, davalı şirketin icra takibine konu edilecek böyle bir borcunun bulunmadığını, davacı tarafın kötü niyetli olarak icra takibine giriştiğini, borcu kabul anlamına gelmemek üzere davacı tarafın davalı şirket aleyhine takibe girişebilmesi için taraf sıfatının bulunmadığını, davalı şirketin ticari ilişkide bulunduğu kişinin ... isimli kişi olduğunu, davacı taraf ile davalı şirketin hiç bir alışverişinin olmadığını, söz konusu borcu kabul etmek anlamına gelmemek üzere zamanaşımı itirazlarının olduğunu, alacaklı tarafın icra takibine dayanak olarak gösterdiği belgelerin 2014 yılına ait belgeler olduğundan 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, alacaklı tarafın 25/02/2015 tarihinden itibaren faiz talep ettiğini, dolayısı ile cari hesap sözleşmesinin bitiş tarihi olarak bu tarihi kabul ettiğini, bu tarihten itibaren 5 yıllık zaman aşımı süresi geçtikten sonra takibe geçildiğini, ayrıca ... tarafından davalı şirkete gönderilen Gebze 13. Noterliğinin 06/02/2015 tarihli ve ... yevmiyeli ihtarnamesi ile de taraflar arasındaki cari hesap sözleşmesinin sona erdiğinin bildirildiğini, karşı tarafça davalı şirkete gönderilen teklif formunda taraflar arasındaki ticari ilişkinin ne şekilde yapılacağı ödemelerin hangi tarihlerde olacağı hangi şartlarda anlaşmaya vardıklarının belirtildiğini, aynı teklif formunun davalı şirket tarafından da imzalanarak karşı tarafa iletildiğini, dolayısı ile cari hesap sözleşmesi kurularak durumun teamül haline geldiğini, yine borcu kabul etmek anlamına gelmemek üzere ... tarafından davalı şirkete sağlanan ve faturaları icra takibine konu edilen ürünlerin kullanılamamasından dolayı geri alınması ve işyerindeki koşullara uygun hale getirilerek teklif formunda belirtilmiş olan edimleri de yerine getirecek şekilde davalı şirkete teslim edilmesi konusunda karşı tarafa ihtarname gönderildiğini ve bu iade faturası düzenlendiğini ancak karşı tarafın ürünleri iade almaktan imtina ettiğini, kendisine gönderilen iade faturalarını kabul etmediğini, Edirne 6. Noterliğinin 30/01/2015 tarihli ve ... yevmiyeli ihtarnamesi ve Edirne 6. Noterliğinin 19/02/2015 tarihli ve ... yevmiyeli ihtarnamesi ile bu durumun karşı tarafa bildirildiğini ancak karşı tarafın kötü niyetli olarak aradan 5 yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra takibe geçtiğini, davalı şirketin ise iyi niyetli olarak karşı taraftan aldığı ürünlerin işine yaramamasına ve kullanmamasına rağmen ürünleri ileri bir tarihte iade edebileceğini düşünerek hala koruyarak iadeye hazır şekilde beklettiğini, bu nedenlerle davanın reddine, dava konusu değerin %20'sinden aşağı olmamak üzere davacı tarafın uygun bir tazminatla mahkum edilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ :
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ...
1-Davanın REDDİNE ... " karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında geçerli bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, dosya içeriğinde daha önce sunulan ihtarnameler ve cevap dilekçesinde davalının ürünleri teslim alıp iade etmediğine ve fatura bedellerini de ödemediğine dair ikrarı bulunduğunu, fatura bedellerinin ödenmediği hususu çekişmesiz olduğunu, dava konusu faturalı ürünler davalı firma uhdesinde bulunmakta olup bedelleri ödenmediğini, bilirkişi raporu ile dava dosyasına sunulan faturaların aksine bir belirleme yapılamadığını beyan ile; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı tarafça, istinaf dilekçesine karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.
DELİLLER: Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/06/2023 Tarih - 2022/622 Esas - 2023/722 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava; cari hesap ekstresinden kaynaklanan alacak için yapılan icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
Dosyanın incelemesinde; taraflar arasındaki ticari faaliyet kapsamında düzenlenen faturalar nedeniyle davacı tarafından davalı aleyhine Gebze İcra Dairesi 2020/33081 Esas sayılı dosya üzerinden icra takibi başlatıldığı, davalı tarafından borca itiraz edildiği, duran takibin devamı için eldeki davanın açıldığı, ilk derece mahkemesince açılan davada mahkemenin yetkili olmadığından bahisle yetkisizlik kararı verildiği, kararın istinafı üzerine Dairemizin 27/06/2022 tarih 2022/1227 Esas 2022/1384 Karar sayılı kararı ile " ... İtirazın iptali davasında usulüne uygun olarak başlatılmış ve itirazla durmuş bir takibin varlığı dava şartı olup, 6100 sayılı HMK'nın 115. maddesi uyarınca dava şartının varlığı yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmelidir.
İtirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Eş söyleyişle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın mahkeme öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır (HGK’nın 28.03.2001 gün ve 2001/19-267 E. 2001/311 K.; 20.03.2002 gün ve 2002/13-241 E.,2002/208 K.).
Kaldı ki itirazın iptali davasını görme yetkisi, takibin yapıldığı yer mahkemesine aittir. O nedenle mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemesi doğaldır. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır (Üstündağ, S: İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1995, 6. Bası, s. 101-102) (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ nun 27.11.2013 gün ve 2013/13-372 E., 2013/1606 K. sayılı kararı). Buna göre somut olayda; davalı şirketin yasal süresi içerisinde icra takibine itizarında icra müdürlüğünün yetkisine de itiraz ettiği, ancak mahkemece icra müdürlüğünün yetkisine itiraz konusunda olumlu veya olumsuz bir karar tesis edilmediği ve bu hususta gerekçeli kararda da bir açıklama getirilmediği anlaşılmakla, bu husus usul ve yasaya aykırı olmuştur. ... " şeklindeki gerekçeyle kararın kaldırılmasına karar verildiği, ilk derece mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin istinaf kanun yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
1-Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
Dosya arasına alınan Gebze İcra Dairesi'nin 2021/371 Esas sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine 41.000,00 asıl alacak 1.488,35 TL faiz alacağı için ilamsız takip yolu ile icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin borçluya tebliği üzerine borçlu vekilinin süresinde takibe, yetkiye, borca, faize ve ferilere itiraz ettiği, İcra Müdürlüğünce itiraz üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
İtirazın iptali davasında usulüne uygun olarak başlatılmış ve itirazla durmuş bir takibin varlığı dava şartı olup, 6100 sayılı HMK'nın 115. maddesi uyarınca dava şartının varlığı yargılamanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmelidir.
İtirazın iptali davasını gören mahkemenin, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı öncelikle incelemesi gerekir. Mahkemenin yetkisine yönelik bir itirazın var olup olmaması, bu sonuca etkili değildir. Eş söyleyişle, itirazın iptali davasında, mahkemenin yetkisine itiraz edilmiş olsun veya olmasın mahkeme öncelikle, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı inceleyerek kesin olarak sonuçlandırmalıdır (HGK’nın 28.03.2001 gün ve 2001/19-267 E. 2001/311 K.; 20.03.2002 gün ve 2002/13-241 E.,2002/208 K.).
Kaldı ki itirazın iptali davasını görme yetkisi, takibin yapıldığı yer mahkemesine aittir. O nedenle mahkemenin, icra dairesinin yetkisine yönelik itirazı incelemesi doğaldır. Bu yetki itirazının incelenmesi sonucunda mahkeme, kendisinin yetkili olup olmadığını da belirlemiş olacaktır (Üstündağ, S: İcra Hukukunun Esasları, İstanbul 1995, 6. Bası, s. 101-102) (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’ nun 27.11.2013 gün ve 2013/13-372 E., 2013/1606 K. sayılı kararı). Buna göre somut olayda; davalı şirketin yasal süresi içerisinde icra takibine itizarında icra dairesinin yetkisine de itiraz ettiği; ancak tüm dosya kapsamından davalının, aleyhine başlatılan ve davaya esas teşkil eden Gebze İcra Dairesi 2020/33081 Esas sayılı icra dosyasında takibin yetkili icra dairesinde başlatılmadığı yönünde itiraz da bulunduğu ve akabinde yetkili icra dairesinin, Edirne İcra Daireleri olduğunu bildirdiği görülmüştür.
Eldeki davada; her ne kadar ilk derece mahkemesince, yukarıda da belirtildiği şekilde davalı tarafından icra dairesinin yetkisine yaptığı itiraz hakkında herhangi bir karar verilmediği ve bu hususun dairemizce daha önce yapılan istinaf incelemesi sonrası Dairemizin 27/06/2022 tarih 2022/1227 Esas 2022/1384 Karar sayılı kaldırma kararında da mahkemece daha önce verilen kararın aynı nedenle kaldırılmasına karar verildiği görülmüşse de, mahkemece; açıkça icra dairesinin yetkisine yapılan itiraz konusunda yine olumlu veya olumsuz bir karar tesis edilmediği ve bu hususta gerekçeli kararda da bir açıklama getirilmediği anlaşılmış, bu eksikliğin de yukarıda açıklanan neden ve gerekçelerle usul ve yasaya uygun olmadığı değerlendirilmiştir.
Öte yandan;
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu "eksik bir borç" haline dönüştürür ve "alacağın dava edilebilme özelliği"ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Eldeki davada; davalı tarafın dava dilekçesinde talep edilen tutara ilişkin olarak zamanaşımı defisi ileri sürdüğü, ancak mahkemece zamanaşımı defisi yönünden olumlu veya olumsuz bir karar tesis edilmediği ve gerekçede de bu hususta bir açıklama yer almadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere zamanaşımı, maddi hukuktan kaynaklanan bir def’i ve savunma aracıdır. Somut olayda, davalı tarafça yasal süresi içerisinde zamanaşımı def’i ileri sürülmüş ancak, mahkemece bu def'i hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Davalı, zamanaşımı definde bulunduğuna göre 11.04.1940 gün ve 15/70 sayılı YİBK gerekçesinde açıklandığı üzere; zamanaşımı defi mevcut olduğu takdirde mahkemece herşeyden önce, bu defin incelenmesi, gerçekleşmesi halinde, artık esas hakkında incelemeye devam olunmayıp, davanın bu yönden reddi gerekir. Davanın bu noktadan reddi, işin esasının incelenmesine engel teşkil eder. Mahkemece; davalının zamanaşımı defi hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırı olmuştur.
2-Kabule göre ise;
İtirazın iptali davası müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir.
İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III).
Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır.
Dava konusu faturaların düzenleme tarihi itibariyle, somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.
Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
TTK’nın 23. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı). Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı).
Yine, ticari uyuşmazlıklarda mahkeme tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir (HMK m 222/1, TTK m. 83/1). HMK'nın 222-(2) maddesi uyarınca, ticari defterlerin ticari delil olarak kullanılabilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının bir birini doğrulamış olması gerekmektedir. Öte yandan aynı Kanunun 222-(3) maddesi uyarınca da, ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir.
Somut olay yukarıdaki açıklamalar ile birlikte değerlendirilecek olursa; davacı taraf takibe dayanak edilen cari hesap ekstresinde bulunan faturalara konu ürünleri davalıya sattığını ve teslim ettiğini, ancak davalının faturaların bedelini ödemediğini iddia etmiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda veya davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı).
Eldeki davada; dosya arasına aldırılan 22/05/2023 tarihli bilirkişi raporunda özetle; davalı Dafne Servis Mühendislik San. Tic. Ltd. Şti.'ne ait 2014 ve 2015 yılları yasal ticari defterlerinin incelendiği, bunun yanı sıra davacının tacir olması ve davacının talebinin taraflar arasındaki ticari münasebet nedeniyle davacı tarafından düzenlenmiş olup ta davalı tarafından ödenmeyen fatura bedellerinin ödenmesine yönelik olduğu, bu aşamada davacının alacaklı olup olmadığı ile varsa alacağının ne miktar olduğunun tespitinin her iki tarafın da ticari defterlerinin incelenmesini gerektirdiği, somut davada, davacının ticari defterlerinin incelenmediği, bu nedenle de mahkemece bu hususun da göz ardı edildiği, oysa ki yukarıda da değinildiği gibi eldeki uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözülmesi için her iki tarafın da ticari defterlerini sunmak üzere yasanın aradığı usulde ihtarlı tebligatların yapılarak, taraf defterlerinin konusunda uzman bilirkişilerce incelemesinin sağlanması ve sonrasında tüm deliller gözetilerek davanın hitama erdirilmesi gerekirken bunun yapılmamış olması da kararın kaldırılmasını gerekli kılmıştır.
Bu durumda ilk derece mahkemesince yapılması gereken iş; her şeyden önce icra dairesinin yetkisine itirazın incelenerek itirazın reddi veya kabulü yönünde bir karar verilmesi, itirazın reddine karar verilirse bu kez davalının zamanaşımı def'i incelenerek bu konuda bir karar verilmesi, zamanaşımı def'inin de reddine karar verilir ise bu kez işin esasına girilerek (2) nolu kaldırma nedeni uyarınca yargılama yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi olmalıdır.
Gerekçeli karar başlığında; taraf vekillerinin adreslerinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının HMK'nın 353-(1)-a)-4), (6) maddesince kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-4), (6) maddesi gereğince ESASTAN KABULÜNE,
a-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/06/2023 Tarih - 2022/622 Esas - 2023/722 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
b-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
2-İstinaf Karar Harcının, talebi halinde ve ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine,
3-İstinaf eden tarafından yapılan İstinaf başvuru giderlerinin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından değerlendirilmesine,
4-Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
İlişkin; Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362-(1)-g) maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.17/02/2025
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır.
...
Üye ...
¸e-imzalıdır.
...
Üye ...
¸e-imzalıdır.
...
Katip ...
¸e-imzalıdır.
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*