T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/2290
KARAR NO : 2026/777
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/10/2024
NUMARASI : 2022/200 Esas - 2024/569 Karar
DAVACI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... (T.C. NO: ...) - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVA : Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ : 06/04/2022
KARAR TARİHİ : 24/04/2026
KR. YAZIM TARİHİ : 24/04/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;
davalı ...’ın 30.01.1996 – 16.03.2020 tarihleri arasında yetkili müdür
olduğunu, devamında şirket ortaklığından ve müdürlükten ayrıldığını, şirketteki tüm hisselerini diğer ortak olan ...’a devrettiğini, davalının her ne kadar resmi olarak yetki ve hisselerini
devretmişse de şirkete ait hiçbir bilgi, belge ve eşyayı teslim etmediğini, davalının bu suretle şirkete
zarar vermesi üzerine şirketin kendisine ihtarda bulunmasına rağmen bu eylemini sürdürdüğünü, devamında şirkete ait kasanın açtırılmasıyla ilgili evrak ve eşyalara ulaşılabildiğini, evrak ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme neticesinde davalının kusurlu davranışları neticesinde şirketi zarara uğrattığının anlaşıldığını, şirkete ait hesaplardan çekilen paraların ve şirket adına kullanılan kredilerin
davalı tarafından şahsi harcamalar için kullanıldığını, davalının şirkete ait bir aracı fatura karşılığında oğluna satmasına karşın aracın bedelinin şirket hesabına herhangi bir surette geçirilmediğini, davalının şirketteki tüm yetkilerini devretmesinin ardından şirketin aynı zamanda ön muhasebe sorumlusu olan oğlu ile birlikte şirkette bulunan kıymetli evrak ve eşyaları özel araçlarına yükleyerek işyerinden ayrıldıklarını, davalının oğlu olan ...’ın işyerindeki görevine mazeretsiz
olarak devam etmemesi üzerine kendisine ihtarda bulunduklarını ve devamında iş akdini
feshettiklerini, ... tarafından kendileri aleyhine işçilik alacaklarına ilişkin dava
açıldığını, davalının şirkete ait 38.000,00 TL bedelli çeki kendi adına keşide ettikten sonra bir
başkasına ciro yolu ile devrettiğini, davalı ile yürütülen arabuluculuk müzakerelerinin sonuçsuz
kaldığını bu nedenlerle açılan davanın kabulünü talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; eldeki davanın kötü niyetle açıldığını, ...’ın şirketin yalnızca kağıt üzerinde
ortağı olduğunu ve fiilen ekonomik faaliyet yürütmediğini, davacı şirketin halihazırda tek ortağı olan ...’ın sermaye borcunu şirkete ödemediğini, ...’ın kendilerine
ödemesi gereken pay devri bedelini halen ödemediğini, davacı şirket yetkilisi hakkında davalı ile
aralarında gerçekleşen bir ... nedeni ile kovuşturma yürütüldüğünü, şirkete ait evrakın teslim
edilmediği iddiasının asılsız olduğunu, ticari defterlerin ve diğer belgelerin şirketin Mali Müşavirinde
bulunduğunu, kasa anahtarının teslim edilmesi için tutanak düzenlenmesi beklenirken taraflar
arasında ceza kovuşturmasına konu ... meydana geldiğinden anahtarın teslim edilemediğini, devamında kasa anahtarının oğlu ... tarafından kolluk memurlarına teslim edildiğini,
kendisine ait özel eşyaların şirkette kaldığını ve bu eşyaların kendisine iade edilmediğini, şirket adına
kullanılan kredilere ilişkin ödemelerin şahıslara yapılmasının mümkün olmadığını, bu ödemelerin doğrudan şirket hesabına aktarıldığını, şirkette çalışan işçilerin maaşlarının elden ve nakden
ödendiğini ve şirket hesaplarından çekilen paraların bu ödemelere ilişkin olduğunu, davacı ile
aralarında şirkete ait aracın kendilerine devredilmesi hususunda bir anlaşma bulunduğunu ve
davacının bu durumdan haberdar olduğunu, anlaşma uyarınca kendisine devredilecek olan aracı
oğluna devrettiğini, ...’ın işçilik alacaklarından kendisinin sorumlu tutulamayacağını,
davacının şirketi tüm hukuki ve mali yükümlülükleriyle birlikte devraldığını, iptal edilen çek sebebiyle
herhangi bir zarar doğma ihtimalinin bulunmadığını, eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak
açılmasının usule aykırılık teşkil ettiğini bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "...Davanın REDDİNE,
..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin, heyet halinde karar vermesine karşın gerekçeli kararda kararın oy birliğiyle verilip verilmediğine ilişkin açıklama yapılmadığını, anılan kararın bu nedenle davacı lehine kaldırılmasını, bilirkişi heyetinin 17.05.2024 tarihli raporunun eksik, yetersiz inceleme sonucunda düzenlendiğini, yanlı ve yanlış olması, hükme esas alınabilecek nitelikte ve yeterlilikte olmaması nedeniyle mahkemece söz konusu bilirkişi raporunun hükme esas alınmasının hukuken yanlış olduğunu, anılan mahkeme kararının bu nedenle de davacı lehine kaldırılması gerektiğini, mahkemece bekletici mesele taleplerine ilişkin bir karar verilmediğini, mahkemenin gerekçeli kararında davanın reddine dair verdiği karardaki açıklamalar verilen kararın hukuken yanlış, eksik inceleme sonucunda düzenlenen, yanlı ve yanlış bilirkişi raporuna dayanarak verildiğini gösterdiğini, mahkeme kararının açıklanan nedenlerle de davacı lehine kaldırılması gerektiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.
DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/10/2024 tarih, 2022/200 Esas - 2024/569 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; davalının davacı şirketin eski ortak ve yöneticisi olduğu, 30.01.1996 tarihinden 16.03.2020 tarihine kadar bu görevini sürdürdüğünü, 16.03.2020 tarihinde payını dava dışı ...’a devrederek görevinden ayrıldığı, davalının ayrıldıktan sonra şirkete ilişkin bazı belgeleri davacıya teslim etmediği, bunun üzerine şirket kasasının zorla açıldığı ve şirketin zarara uğratıldığına dair delillere ulaşıldığının iddia edildiği, buna göre davalının bankalardan çektiği paraların ve kredilerin büyük çoğunluğunun şahsi işlerinde kullanıldığını, şirkete ait 41 ... plakalı aracın 160.000,00 TL bedelle davalının oğlu olan ...’a satıldığı, ancak bedelinin şirkete ödenmediği, davalının diğer oğlu ...’ın devrin yapıldığı gün işten ayrıldığı ve gelmediği, daha sonra davacı hakkında işçilik alacaklarına ilişkin olarak Kocaeli 7. İş Mahkemesinin 2021/167 esas sayılı dosyası ile dava açtığı, anılan taleplerin tamamının davalının yetkili olduğu döneme ait olduğu, anılan mahkeme sonucunun beklenmesinin gerektiği, davalının Türkiye İş Bankası İzmit Sanayi Şubesine ait ... numaralı çeki 38.000,00 TL olarak 05.02.2020 tarihinde kendi adına keşide ettiği ve daha sonra ... isimli kişiye cirolayıp verdiği, bu şekilde şirketi zarara uğrattığından bahisle eldeki davanın açıldığı; davalı tarafça davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacının istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.
Limited şirketlerde müdürlerin sorumluluk hükümleri anonim şirketlere yapılan atıfla düzenlenir. Bu nedenle, anonim şirketlerde sorumluluk rejimini düzenleyen bazı hükümlerin değerlendirilmesi gerekir. TTK'nın m. 644/1-(a) yollaması ile limited şirket müdürlerinin sorumluluklarına, belgelerin ve beyanların kanuna aykırılığına ilişkin m. 549; sermaye hakkında yanlış beyanlar ve ödeme yetersizliğinin bilinmesi hakkında m. 550, değer biçilmesinde yolsuzluğa dair m. 551 ve kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen m. 553 uygulanır.
Şirket yöneticinin sorumluluğu 6102 sayılı TTK'nın 553. Maddesinde; "(1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.
(2) Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hali hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar.
(3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz." şeklinde düzenlemiştir.
553. maddenin 1'inci fıkrasının ilk halinde, ''Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri takdirde, kusurları bulunmadığını ispatlamadıkça hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar'' şeklinde düzenlenme yapılmış ve kusur bir karîne olarak kabul edilerek, ispat yükü yönetim kurulu üyeliklerinde görev alanlara yüklenmişti.
Söz konusu maddenin 26.06.2012 tarih ve 6335 Sayılı Kanun'un 28. ve 41. maddeleri ile düzenlenmiş son hali ise, ''Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar'' şeklinde olup, kusurluluk bir karine olmaktan çıkmış ve yönetim kurulu üyeliklerinde görev alanların kusurlu oldukları ispat edilmedikçe sorumlu olmadıkları düzenlenmiştir. (Yargıtay 23. HD'nin 2016/2905 Esas, 2019/301 Karar sayılı kararı)
Diğer taraftan bu davada davalıların sorumluluğu yoluna gidilebilmesi için, davacının somut olarak uğradığı zararı ispat etmesi gerekmektedir.
6102 sayılı TTK'da, 6762 sayılı mülga Ticaret Kanunu zamanında var olan üyelerin mutlak müteselsil sorumluluğu sisteminden farklı olarak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 557. maddesinde, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olarak Kurumsal Yönetim İlkeleri çerçevesinde “farklılaştırılmış teselsül ilkesi” benimsenmiştir.
Bu yeni düzenleme uyarınca, hiç bir yönetim kurulu üyesi kendisinin sebep olmadığı zararlardan sorumlu değildir. Sorumluluk dış ilişkide kişisel kusurun varlığına bağlıdır. Aynı zarardan birden fazla yönetim kurulu üyesi kusurlu ise zararın tamamından müteselsil sorumlulukları devam eder. Ancak zararın ortaya çıkmasında tek bir üyenin kusuru varsa kural olarak diğer üyeler dış ilişkide sorumluluktan kurtulur. (H. Pulaşlı, Şirketler Hukuku, 7.B. S 671 vd.)
Somut olayda; davalının bankalardan çektiği paraları ve kullanılan kredileri şahsi harcamalarında kullandığı yönünde iddialar ileri sürülmüş, davacının şahsi harcamalarda kullanıldığını iddia ettiği kayıtlar bilirkişi heyeti tarafından incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Dosyaya sunulan bilirkişi heyet raporunda anılan para çekme işlemlerinin şirket kayıtlarına işlendiği tespit edilmiş olup, davacının anılan paraların davalının şahsi işlerinde kullandığı yönündeki iddiasını ispat edemediği görülmektedir.
Davacı taraf şirkete ait 41 ... plakalı aracın 160.000,00 TL bedelle davalının oğlu olan ...’a satıldığı, ancak bedelinin şirkete ödenmediği beyan etmiştir. Dosyaya alınan bilirkişi raporuna göre anılan aracın fatura karşılığı ...’a satıldığı, anılan faturanın ...’ın hesabına borç olarak kaydedildiğinin tespit edildiği, davalı tarafından dosyaya sunulan davacı şirketin tek ortağı olan ... ile aralarında imzalanan protokol dikkate alındığında anılan aracın paylaşım kapsamında devredileceğine dair kayıt olduğu, protokolde yazan araç bedeli olan 160.000,00 TL bedelin satış bedeli olarak yazılması ve anılan satışın şirket kayıtlarına işlenmesi karşısında davalının şirketi kusuruyla zarara uğrattığı söylenemeyeceğinden davacının bu iddiasının da yerinde olmadığı anlaşılmıştır.
Davalının Türkiye İş Bankası İzmit Sanayi Şubesine ait ... numaralı çeki 38.000,00 TL olarak 05.02.2020 tarihinde kendi adına keşide ettiği ve daha sonra ... isimli kişiye cirolayıp verdiği, bu şekilde şirketi zarara uğrattığı iddia edilmiş ise de, dosyaya gelen banka kayıtları ve bilirkişi tespitlerine göre; anılan çekin defterlerde kayıtlı olmadığı, çeke ilişkin defterlerde bir ödeme kaydının olmadığı, anılan çekin ödenmediği gibi iptal edilen bir çek olduğunun anlaşılması karşısında davacının anılan çek nedeniyle bir zararının olmadığı anlaşılmıştır.
Davalının oğlu ...’ın pay devrinin yapıldığı gün işten ayrıldığı ve gelmediği, daha sonra davacı hakkında işçilik alacaklarına ilişkin olarak Kocaeli 7. İş Mahkemesinin 2021/167 esas sayılı dosyası ile dava açtığı, anılan taleplerin tamamının davalının yetkili olduğu döneme ait olduğundan bu davanın sonuçlanmasının beklenmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de, anılan davanın işçilik alacaklarına ilişkin olup anılan dava yönünden davalı yöneticinin sorumluluğunu gerektirir bir durum olmadığından mahkemece anılan davanın sonuçlanmasının beklenmemesi yerindedir.
Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE,
2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
3-Alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 427,60-TL'nin mahsubu ile kalan 304,40-TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine,
4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine,
6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
8-Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.24/04/2026
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
*Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*