T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/2283
KARAR NO : 2026/775
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN : ... (...)
ÜYE : ... (...)
ÜYE : ... (...)
KATİP : ... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 18/09/2024
NUMARASI : 2023/789 Esas - 2024/669 Karar
DAVACI : ... (T.C. NO:...) - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVALI : ... - ...
VEKİLİ : Av. ... - ...
DAVA : Alacak (Cari Hesap veya Ticari Kredi Sözleşmesi Kaynaklı)
DAVA TARİHİ : 17/02/2020
KARAR TARİHİ : 24/04/2026
KR. YAZIM TARİHİ : 24/04/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı firma ile 2015 yılından beri iş yaptığını, İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/75 D. İş numaralı dosyasında da detayları anlatıldığı ve tespit olunduğu üzere davacının davalıdan işleyerek üçüncü kişilere satmak üzere aldığı ham çelik, çelik lama, imalat çeliği vb. malzemelerin işlenmesi sırasında davalının taahhüt ettiği gibi "...birinci sınıf..." değil en kötü sınıf olduğunun ortaya çıktığını, tespit dosyasında metalurji ve malzeme mühendisi ... tarafından hazırlanan raporda da davalı tarafından müvekkili şirkete satılan malzemede "...yapısal bir bozukluk..." olduğunun isabetli bir şekilde tespit edildiğini, davacının davalıdan aldığı malzemeyi üçüncü kişilerden gelen sipariş üzerine işlediğinde zaten bu malzemedeki yapısal bozukluğu fark ettiğini, zira malzeme işlenirken "...damarlı ve pürüzlü..." bir görüntü ortaya çıktığını, bunun üzerine davacının gecikmeksizin davalıya malzemeler ile ilgili iade faturası düzenlediğini, ancak davalı şirketin müvekkili ile 2015 yılından beri olan hukukunu adeta hiçe saydığını ve davacının şikayetleriyle ilgilenmediğini, satmış olduğu ayıplı malzemeyi gelip davacının dükkanından almadığını, davacının günlerce dükkanında çalışamaz noktaya geldiğini, müvekkilinin "...malzemelerinizi geri alın, dükkanda çalışacak yerim kalmadı..." dediğinde ise davalı firma yetkililerinin "...biz o malzemeyi ne yapalım, kullanılacak halde bile değil..." diyerek davacıya karşı umursamaz tutumlarını sürdürdüklerini, davacının işbu ayıplı malzemelerle ilgili uğradığı zararların bununla da sınırlı kalmadığını, bu malzemeyi bin bir emekle işlediğini, fakat bu ham malzemeyi işlemek için gösterdiği çabanın boşa olduğunu ancak bu malzemeyi işledikten sonra anlayabildiğini, zira malzeme işlenmeden malzemedeki yapısal bozukluğun ortaya çıkmayacak nitelikte olduğunu, davacının bu malzemeyi üçüncü bir şirketten almış olduğu sipariş yüzünden davalıdan aldığını, ancak davalının satmış olduğu malzemedeki yapısal bozukluk sebebiyle üçüncü şirketten almış olduğu siparişi de süresinde yetiştiremediğini ve bu vesileyle de bir kez daha davalının eylemi sebebiyle zarara uğradığını, tüm bu nedenlerle ayıplı malzemenin bedeline karşılık gelmek üzere 43.632,86-TL, davacının işlemek ve üçüncü kişilere satmak üzere almış olduğu malzemenin vasıfsız çıkması sebebiyle doğan ekonomik kazanç kaybından 20.000,00-TL, davacının bu ayıplı ve vasıfsız malzemeyi işlerken harcamış olduğu maddi kazanç kaybından 20.000,00-TL, davacının işbu vasıfsız malzemeleri davalının kusuru ve teslim almaması sebebiyle dükkanında tutmaktan dolayı uğramış olduğu maddi kayıptan 5.000,00-TL olmak üzere toplam 88.632,86-TL alacağın hakkın doğduğu andan başlayarak tüm alacak kalemleri için bankalarca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak faizleriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 21/05/2018 tarihli iade faturasında bahsi geçen 16/09/2017 tarihli fatura uyarınca toplam 2.557 Kg ağırlığında CK 45 olarak tabir edilen çelik lama, 09/01/2018 tarihli fatura uyarınca 288,3 Kg ağırlığında 2344 lama, 32,5 Kg ağırlığında imalat çeliği, 10/01/2018 tarihli fatura uyarınca 30 Kg ağırlığında 2344 çelik, 14/02/2018 tarihli fatura uyarınca 1034 Kg ağırlığında 2343 çeliğin davacıya teslim edildiğini, İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2018/75 D.İş sayılı dosyası ile malzemeler üzerinden yapılan bilirkişi incelemesinde yalnızca 2344 kalite çelik hakkında değerlendirmelerde bulunulduğunu, ilgili tespit dosyasının davalının bilgisi olmaksızın görüldüğünü ve bilirkişi raporunun davalıya tebliğ edilmediğini, raporda yer alan aleyhe tespitleri hiçbir şekilde kabul etmediklerini, raporda değerlendirmeye alınan 2344 kalite çeliğin, iade konusu faturaların yalnıza 318,3 kilogramlık kısmını oluşturduğunu, raporda geri kalan 3.623,5 kilogramlık malzeme hakkında herhangi bir değerlendirme bulunmadığını, bu malzemeler hakkında herhangi bir değerlendirme olmadığı halde rapor delil gösterilerek ilgili faturaların tutarının tamamının iadesinin istenmesinin kabul edilemeyeceğini, bununla birlikte ilgili bilirkişi raporunun sonuç kısmında taraflar arasında bir teknik şartnamenin bulunmadığı, bu tür malzeme alımlarında teknik şartname (en kötü ihtimalle sözleşme) yapılmasının her iki taraf için de fayda sağlayacağı görüşü bildirildiğini, ortada bir sözleşme ya da teknik şartname bulunmadığını, ortada bir sözleşme ya da teknik şartname bulunmadığı durumda malzemelerin aranan kalitede olmadığının, ayıplı olduğunun iddia edilmesinin mümkün olmadığını, malın hammadde şeklinde teslim edildiğini, işlemden geçirildikten sonra malzemenin ayıplı olduğunun iddia edilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin yükümlülüğünün sipariş edilen hammeddenin tedarikinden ibaret olduğunu, müvekkilinin sipariş edilen hammaddenin ne amaçla kullanılacağını, hammaddenin alıcının kullanım amacına uygun olup olmadığını araştırmakla mükellef olmadığını, alıcının basiretli bir tacir olarak sipariş ettiği hammaddenin kullanım alanlarını belirlemesi, ona göre bir teknik şartname hazırlaması ve siparişini bu teknik şartnameye uygun olarak vermesi gerektiğini, alıcının 2344 kalite kalıp çeliklerinin metal enjeksiyon makinalarında ısıl yorulma çatlaklarına maruz kalacağının bilincinde olması ve ona uygun malzeme kullanımı yoluna gitmesi gerektiğini, nitekim bilirkişi raporundan da anlaşıldığı üzere metal enjeksiyon kalıplarında kullanılan 2344 kalite kalıp çeliğinde en sık karşılaşılan hasarın ısıl yorulma çatlakları olduğunu, müvekkilinin satmış olduğu malda herhangi bir ayıp söz konusu olmadığını, temin edilen 2344 kalite kalıp çeliklerinin metal enjeksiyon makinasında ısıl yorulma çatlaklarına maruz kalmasının olasılığı olduğunu, bu çatlakların doğrudan müvekkilinin sattığı malzemeden mi kaynaklandığı yoksa malzemenin yanlış işlenmesinden mi kaynaklandığının bilinmediğini, işleme sonrası ortaya çıkan hasardan müvekkilinin sorumlu tutulmasının mümkün olamayacağını, ayıp ihbarının kanuni sürede yapılmadığını, ayıba karşı tekeffül hükümlerine başvurarak tazminat talep edilmesinin mümkün olmadığını, dava dilekçesinde belirtildiğine göre davacının malzemeleri üçüncü bir şirketten gelen sipariş üzerine satın aldığını, o halde işin aciliyetine binaen davacının teslim ile birlikte malları işlemden geçirdiğini, irsaliyeli faturalardan da görüleceği üzere 2344 kalıp çeliğin en son 10/01/2018 tarihli irsaliyeli fatura ile davacıya teslim edildiğini, davacının 21/05/2018 tarihinde yani teslimden 5 ay sonra düzenlemiş olduğu iade faturası ile ayıp bildiriminde bulunduğunu, davalının bu bildirimini 15/05/2018 tarihinde hakkında İstanbul Anadolu 8. İcra Müdürlüğü'nün 2018/13073 Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldıktan sonra yapmasının manidar olduğunu, davacının icra tehdidinden kurtulabilmek adına böyle bir bildirimde bulunduğunu, malzemeler aslında ayıplı olmasa da, sanki ayıplıymış gibi iade faturası düzenlediğini ve bu şekilde icra tehdidinden kurtulmayı amaçladığını, davacıya teslim edilen malın büyük bir kısmının davacı tarafından elden çıkarıldığını, bilirkişi raporunda yalnızca 2344 kalite kalıp çelik hakkında değerlendirme yapıldığını, oysa ki 2344 kalite kalıp çeliğin iade faturasına konu 3.941,8 kg malzemenin yalnızca 318,3 kilogramını teşkil ettiğini, geriye kalan 3.623,5 kg malzemenin nerede olduğu, bu malzemelerin ayıplı olup olmadıklarının belirsiz olduğunu, almış oldukları bir duyuma göre davacının tüm bu malzemeden yararlandığını, hal böyle olmasına rağmen 3.941,8 kg ürünün tamamının bedelinin tazminat olarak talep edilmesinin kabul edilemeyeceğini, tüm bu nedenlerle haksız ve hukuka aykırı davanın reddi talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın KISMEN KABULÜNE, KISMEN REDDİNE, davacının dava konusu yaklaşık 4.000 kg 2344 kalite kalıp çeliği, 2343 kalite kalıp çeliği ve C45 imalat çeliği niteliğindeki malzemelerin davalıya iadesi ile ürünlerin bedeli olan 55.613,09.-TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilmek suretiyle, davalının müspet zararları kapsamında ekonomik kazanç kaybı için 10.649,97.-TL'nin dava tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi işletilmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine, BİRLİKTE İFA KURALI GEREĞİNCE; taraflar arasındaki satım konusu malzemelerin mevcut haliyle bulunduğu yerde davacı tarafından davalıya teslimine,..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava açılırken tüm alacak kalemlerinin kısmi dava olarak açıldığı ve bilirkişi raporu doğrultusunda alacaklarının ıslah edildiğini, ıslah dilekçesi doğrultusunda davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini; satıcı tarafın, davacıların tüm zararlarını karşılamakla yükümlü olduğunu, maddi tazminata ilişkin davalarda davanın kısmen kabul kısmen reddi durumunda AAÜT M.10/3 (3) tarifesi gereği davalı vekili lehine hükmedilen vekalet ücretinin davacı lehine hükmedilen vekalet ücretini geçemeyeceğinin hüküm altına alındığını, ancak işbu yasa maddesine aykırı olarak davalı vekili lehine daha yüksek ücrete hükmedildiğini, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı daha önce istinaf incelemesi ile kesinleştiğini, bu nedenle davalının ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı iddiasının yerinde olmadığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ayıplı olduğu söylenen ürünlerin davalı tarafından satılan ürünler olduğunu kanıtlayan somut hiçbir delilin bulunmadığını, ayıp ihbarının gerçeği yansıtmadığı ve süresinde yapılmadığının kanıtlandığını, ürünlerin büyük bir kısmının işlemden geçirilmiş olduğunun tespit edildiğini, TBK'nın 228/2 gereği bu durumda satış bedelinin iadesinin mümkün olmadığını, ürünlerin biçimini değiştiren ve ürünleri aynı şekilde davalıya iade etmesi mümkün olmayan davacının TBK'nın 229. maddesi kapsamında kalan taleplerinin reddinin gerektiğini, dosya içerisinde satış bedelinin davalıya ödendiğini gösterir hiçbir delilin bulunmadığını, iadenin ürünlerin dava tarihindeki değeri üzerinden yapılmasına karar verilmesi TTK'nın 229/1-1'e ayrılık teşkil ettiğini, ıslah edilen tutar açısından dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.
DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/09/2024
tarih, 2023/789 Esas - 2024/669 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava satış sözleşmesinden kaynaklanan ayıp nedeniyle tazminat ve bedel iadesi davasıdır.
Mahkemece; davanın kısmen reddine karar verilmiş olup, hüküm taraf vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.
İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; davacı taraf, davalıdan satın aldığı malzemelerin gizli ayıplı olduğu, ayıbın malzemelerin işlenmesi sırasında ortaya çıktığı, bunun üzerine gecikmeksizin davalıya iade faturası düzenlenip gönderildiği, yine bu hususta İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/75 diş ile tespit yapıldığı, ayıplı malların bedelinin, ekonomik kazanç kaybının, maddi kazanç kaybının ve malzemelerin alınmamasından kaynaklı maddi kaybın davalıdan tahsilini talep etmiş; davalı tarafça satışa konu ürünlerin ayıplı olmadığı, ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı savunulmuş, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın ayıp ihbarının süresinde yapılmadığından bahisle reddine karar verilmiş, Dairemizin 2022/1506 esas 2023/1477 karar sayılı ilamı ile “…Somut olayda; davacının ayıp ortaya çıktıktan sonra derhal davalıya bildirimde bulunup, olumlu cevap alamayınca eldeki davayı açtığını iddia etmesine, davalının, davacının ayıbı öğrendiğini bildirdiği tarihten daha önce öğrendiği hususunda beyanda bulunması, bu hususu ispat yükünün davalıda bulunmasına göre, ispat yükünde yanılgıya düşülmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Hal böyle olunca mahkemece, davanın esası incelenip, taraf delilleri toplanarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden, HMK’nın 353/1/a/6. bendi gereğince, davanın esasıyla ilgili deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verilmiş olmakla, davacının istinaf kanun yolu başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesine ait kararın kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir…” gerekçesiyle kaldırılmış, kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraflarca istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
Satım sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 207. maddesinde “satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Satım sözleşmesi synallagmatik, başka deyişle tam iki tarafa karşılıklı borçlar yükleyen bir sözleşmedir. Tam iki yanlı sözleşmelerde, her iki yan birbirine karşı birer asli edim ile çeşitli yan ve tali edimler yüklenirler. Eş deyişle bu sözleşmeler nitelikleri gereği yanlardan her birini zorunlu olarak alacaklı ve borçlu kılar. Yanlardan her biri karşı edimi elde etmek için borç altına girer. Satıcının malın teslimi ve mülkiyetinin alıcıya geçirilmesi yükümlülüğü yanında satılanın ayıplardan ari olmasını sağlama yükümlülüğü de bulunmaktadır.
Bilindiği üzere Türk Ticaret Kanunu 23’üncü maddesinde; “Ticari satış ve mal değişimi” düzenlenmiş, tacirler arasında yapılan ticari satışlarda esas itibariyle Türk Borçlar Kanunun ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtildikten sonra bu tür satışlar hakkında özel bazı hükümlere yer verilmiştir. Bu hükümlerin uygulanabilmesi için somut olayda ticari satışın mevcut olması gerekir. Ticari satış, sözleşmenin her iki tarafının da tacir olduğu ve her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olan satıştır. Tacirler arası ticari satımlarda satıcının ayıplı ifadan sorumluluğu esas itibariyle Türk Borçlar Kanunu 219 ve devamı madde hükümlerine tâbidir ancak tacirler arasındaki ticari satımlardan kaynaklanan ayıplı ifa hallerinde alıcının muayene ve ihbar külfetlerinin süresi hakkında Türk Ticaret Kanunu 23/1-c madde hükmünde düzenlenmiş olan özel hüküm uygulanacaktır. Satıcının ayıplı ifasına ilişkin diğer konularda ise Türk Borçlar Kanunu 219 ve devamı hükümlerinde düzenlenen genel hükümler uygulama alanı bulacaktır. (Prof. Dr. Ömer Adil ATASOY, Av. Hanife ÖZDİL Hukuk Fakültesi Dergisi Yıl 3 Sayı 1 - Haziran 2017 (1-19) 3)
6098 sayılı TBK’nın ayıba karşı tekeffül hukuki kurumunu düzenleyen 219 ve devamı maddelerine bakmak gerekir. Buna göre “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” düzenlemesi mevcuttur.
6098 sayılı TBK'nın 222. maddesinde; Satıcının, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu olmayacağı, satıcının, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacağı düzenlenmiştir.
Ticari satış ve mal değişimi başlıklı 6102 sayılı TTK'nın 23/1. maddesinde; Maddedeki özel hükümler saklı kalmak şartıyla, tacirler arasındaki satış ve mal değişimlerinde de Türk Borçlar Kanununun satış sözleşmesi ile mal değişim sözleşmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağı buna göre malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmesi gerektiği, açıkça belli değilse alıcının malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde inceleyip veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlü olacağı, diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağı düzenlenmiştir.
6098 sayılı TBK'nın 223/2. madde hükmü incelendiğinde; Alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.
Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. Maddesi incelendiğinde;
Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme.
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme.
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme.
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. "Düzenlemesi mevcuttur.
6098 sayılı yasanın 228/2.maddesine göre ise; satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir.
Ayıp bildirimi bakımından, tarafların tacir olmaları herhangi bir değişiklik yaratmayacaktır. Başka bir ifade ile, TTK'nın md. 18/3’de yer alan “Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüte düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır.” hükmü ayıp bildirimlerini kapsamadığından, tarafların tacir olmaları halinde dahi ayıp bildirimi herhangi bir şekilde yapılabilecektir. (Benzer yönde YHGK, 24.05.2017 T., 2017/19-1633 E., 2017/1013 K)
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde ise bu düzenlemeye paralel bir düzenleme getirilmiştir. Anılan maddede “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” denilmiştir. İspat yükü ilk önce kural olarak davacıya düşer; yani davacı davasını dayandırdığı olguları ispat etmelidir. Hâkimin kendisine ispat yükü düştüğünü bildirdiği taraf, uyuşmazlık konusu olguyu ispat edemezse davayı kaybeder. O taraf davacı ise davası reddedilir, davalı ise mahkûm edilir.
Somut olayda;
1-Taraflar arasında davaya konu edilen 16.09.2017 tarihli, 09.01.2018 tarihli, 10.01.2018 tarihli ve 14.02.2018 tarihli faturalara konu çelik ürünlerinin davalı tarafında davacıya satışının yapıldığı, davacı tarafça anılan ürünlerin ayıplı olduklarından bahisle 21.05.2018 tarihinde iade faturası düzenlendiği ve bu şekilde ayıp ihbarında bulunulduğu görülmektedir.
Davacı taraf satış sözleşmesine konu ürünlerin tamamının ayıplı olduğunu iddia etmiş, davalı ise ayıpsız olduğunu savunmuştur. 4721 sayılı yasanın 6. maddesi ile 6100 sayılı yasanın 190. maddelerine göre satıma konu malın ayıplı olduğunu ispat yükü davacı üzerinde olup (Benzer yönde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/13-579 esas 2020/1012 karar) davacı varlığını iddia ettiği ayıpların varlığını ispatla mükelleftir.
Eldeki dava açılmadan önce İstanbul Anadolu 9. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/75 D.İŞ sayılı dosyasına sunulan 12.07.2018 tarihli raporda 2344 kalite kalıp çeliğinin kullanıldığı ürünlerde ısıl yorulma çatlaklarının oluştuğunun tespit edildiği, faturalardaki diğer çelik ürünlerle ilgili bir tespitin olmadığı görülmüştür. Eldeki dosya kapsamında alınan 04.02.2021 tarihli raporda faturalara konu çelik malzemenin üç farklı ürün olduğu, bunların; 2344 kalite kalıp çeliği, 2343 kalite kalıp çeliği ve C45 imalat çeliği olduğu tespit edildikten sonra, 2343 ve 2344 kalite kalıp çelikleri ile ilgili değerlendirme yapılmış olup, C45 ile ilgili hiçbir değerlendirme yapılmadığı, dolayısıyla anılan raporun bu yönüyle eksik olduğu görülmüştür.
2-Yine anılan raporda hammadde olan satışa konu ürünlerin büyük kısmının işlendiği ve işlenmekte olduğu da tespit edilmiştir. Raporda işlenen kısmın miktarı tespit edilmediğinden 6098 sayılı yasanın 230/1.maddesi kapsamında bir değerlendirme yapılamadığı gibi 6098 sayılı yasanın 228/2.maddesine göre de; alıcı satılanın biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir. (Dairemizin 2024/1250 esas 2025/2180 karar sayılı ilamı, Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/4913 esas 2023/4690 karar sayılı ilamı) Yine aynı Yasa’nın 228/1. Maddesi düzenlemesi ile 227/3.maddesine göre de sözleşmeden dönme hakkının kullanılmasının dosya kapsamına ve duruma göre hakkaniyete uygun olup olmadığının değerlendirilmesi, durum sözleşmeden dönmeyi haklı kılıyorsa bu talebe göre, durum sözleşmeden dönmeyi haklı kılmıyorsa satış bedelinden indirime gidilmesi gerektiği düzenlenmiş olup, mahkemece anılan hususlar üzerinde hiçbir değerlendirme ve inceleme de yapılmadığı, dolayısıyla mahkemece yapılan inceleme bu yönüyle de eksiktir.
3-Kabule göre de; Satış sözleşmesi karşılıklı taahhütlere havi bir sözleşme olup, davalı satıcının üzerine düşen malı teslim taahhüdünü tam ve eksiksiz –ayıpsız- olarak yerine getirmelidir. Davalı satıcının malı gizli ayıplı olarak teslim ettiği tespit edildiğinde, alıcı davacı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 125. ve devamı maddelerine göre sözleşmeyi fesih ve ödediği bedelin iadesini isteyebilir. Nitekim davacı da bu hakkını kullanmış ve dava dilekçesinde sözleşmeden dönme ile ödediği bedelin iadesini istemiştir. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2012/24572 esas 2013/2051 karar sayılı ilamı)
Eldeki olayda; davacı sözleşmeden dönme hakkını kullandığına göre, taraflar ancak gerçekleştirdikleri edimin iadesini isteyebilirler. Bu durumda mahkemece, davacının ödediği satış bedeli göz önüne alınarak bu bedelin iadesine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile bedelin dava tarihindeki rayiç bedelinin iadesine hükmedilmesi de hatalıdır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2012/24572 esas 2013/2051 karar sayılı ilamı, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2016/20266 esas 2019/11444 karar sayılı ilamı )
4-Davalı taraf davacının ihbar sürelerine uymadığını beyan etmiş ise de; Dairemizin 2022/1506 esas 2023/1477 karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere; ihbarın ayıbın davacı tarafından öğrenildiğini beyan ettiği tarihten başka bir tarih olduğunu iddia eden davalının anılan iddiasını ispatla yükümlü olduğu, davalının bu iddiasını ispata yarayan bir delil de ibraz edemediği anlaşıldığından bu yöndeki istinaf istemleri yerinde görülmemiştir.
O halde mahkemece yapılacak iş; yukarıda 1 ve 2 numaralı kısımlarda detayları verilen hususlardaki eksiklikleri ikmal ederek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesinden ibarettir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; tarafların istinaf isteminin yukarıda yazılan nedenlerle kabulüne, diğer istinaf istemlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Tarafların ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE, diğer istinaf istemlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,
2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 18/09/2024 tarih, 2023/789 Esas ve 2024/669 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edenlere iadesine,
5-İstinaf edenler tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
8-İİK'nın 36/5 maddesi gereğince Gebze İcra Dairesinin 2024/29225 Esas sayılı dosyasına sunulan teminatın yatıran tarafa iadesine,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.24/04/2026
...
Başkan ...
¸e-imzalıdır
...
Üye ...
¸e-imzalıdır
...
*Üye ...
¸e-imzalıdır
...
Katip ...
¸e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*