T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/2213 - 2026/767
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2024/2213
KARAR NO : 2026/767
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
BAŞKAN :... (...)
ÜYE :... (...)
ÜYE :... (...)
KATİP :... (...)
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 24/09/2024
NUMARASI : 2023/248 Esas - 2024/489
Karar
DAVACI : ULUSOY KAĞIT GIDA TURİZM VE İNŞAAT SANAYİ VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ - ...
VEKİLİ : Av. ...
DAVALI : ARMEL TURİZM SEYAHAT VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ...
DAVA : İtirazın İptali
DAVA TARİHİ : 16/05/2023
KARAR TARİHİ : 24/04/2026
KR. YAZIM TARİHİ : 24/04/2026
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının konaklama hizmeti sağladığını, davalının ise spor kulüplerinin konaklama ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik ve spor kulüplerinin saha ihtiyacını karşılamaya yönelik faaliyet gösterdiğini, dava dilekçesi ve eklerinden anlaşılacağı üzere davalı şirket tarafından borçların ifasının sağlanmadığını, borçlunun borçlarını ödeyememesi nedeniyle ikametgahını değiştirme ve mal kaçırma işlemlerine başlaması ihtimali olduğundan İİK md. 257 gereğince taraflar arasında akdedilen sözleşmelerden kalan alacak olan 91.622,55 TL nakdi alacakları için ihtiyati haciz kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; uyuşmazlığın davalı tarafından düzenlenen ve davacıya tebliğ edilip, davacı tarafından itiraz ve iade olmadığı için usulüne uygun olarak defterlere işlenen faturalara dayandığını, defterlere göre davalının alacaklı olduğunu, davacı tarafından düzenlenen faturalara davalı tarafından itiraz edildiğini ve usule uygun olarak iade edildiğini, davanın alacak davası olmadığını ve sözleşme ile alacağın ispatlanmaya çalışmasını kabul etmediklerini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın KISMEN KABULÜ ile;
Kocaeli İcra Dairesinin 2022/108719 esas sayılı icra takip dosyasında;
a)59.118,25-TL bakiye asıl alacak yönünden borçlunun itirazının iptaline ve bu miktarlar üzerinden takibin kaldığı yerden devamına,
b)İtirazdan sonra ve fakat dava tarihinden önce davacıya (alacaklıya) haricen yapılan 2.989,09-TL ödemenin icra takip dosyasına konu alacaklarla ilgili olduğundan, dava tarihinden önce yapılmış bu ödemelere isabet eden icra giderleri, icra vekalet ücreti ve takip tarihinden ödeme tarihine kadar işleyecek faizi bakımından da itirazın iptaline ve takibin devamına,
c)İtirazın iptaline konu alacağın %20 si oranında hesap edilen 11.823,65-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bilirkişi raporuyla davalının borçlu değil alacaklı olduğunun sabit olduğunu, davacı tarafından düzenlenen faturalara, davalı tarafça itiraz edilmiş olup, faturalar usule uygun olarak iade edildiğini, bilirkişi raporunda davacının defterlerinin usule aykırı tutulduğu belirtilmiş olmasına karşın; mahkemece kabul edilen rakam yönünden davacının ticari defterlerinin hükme esas alındığını, dosyaya sunulan bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmediğini, icra inkar tazminatı yönünden de kararı istinaf ettiklerini, kararda hükmedilen bazı rakamların sonunda "?" yer aldığını, soru işareti olan "?" ibaresinin, kararın kesinliği ve doğruluğu açısından şüphe uyandırdığını, bu sebeple de kararı istinaf ettiklerini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davacı vekili katılım yolu ile istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafın istinaf kanun yolu başvurusunun yetkisiz mahkemeye yapıldığını, davalı şirket tarafından düzenlenen faturaların neye ilişkin olduğu belirli olmayıp söz konusu faturalara dayanılarak davalı şirketin alacaklı olduğunun iddia edilmesinin hukuka aykırı nitelikte olduğunu, dosya kapsamında sunulan bilirkişi raporları ile davacı şirketin davalıdan cari hesap alacağının bulunduğunun ispat olunduğunu, davacı şirket tarafından usulüne uygun şekilde defter tutulduğunu, davalı tarafından haksız olarak icra dosyasındaki takibe itiraz edildiğinde icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hukuka uygun olduğunu, davacının davalı şirketten 91.622,25 TL cari hesap alacağı bakiyesinin bulunduğunu, katılma yoluyla alacak miktarı yönünden yapmış oldukları istinaf başvurusunun kabulünü belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir.
DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/09/2024 tarih, 2023/248 Esas - 2024/489
Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:
Dava fatura ve açık hesap ilişkisinden kaynaklanan itirazın iptaline ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflarca istinaf başvurusu yapılmıştır.
İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelenmesinde; taraflar arasında fatura ve açık hesap ilişkisinden kaynaklanan ticari ilişki bulunduğu, faturalara konu alacağın taraflar arasındaki davacıya ait otelin kullanımına ilişkin olduğu, davacının gönderdiği bazı faturalara davalının haksız olarak itiraz ettiğini, davalının 2 adet haksız şekilde davacıya fatura gönderdiğini, anılan faturaların da davacı tarafından iade edildiğini, bakiye kalan 94.611,64 TL ödenmediğini belirterek anılan bedel üzerinden takip başlatıldığını, takip başlatıldıktan sonra ödenen 2.989,09 TL ödeme mahsup edilerek eldeki davanın 91.622,55 TL üzerinden açıldığını bildirdiği; davalı tarafça davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı tarafların istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür.
1-2004 sayılı yasanın 62. maddesine göre kendisine gönderilen ödeme emrine itiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur. Süresi içerisinde yapılan itiraz 66. madde gereğince takibi durdurur. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2013/15533 esas 2013/27656 karar sayılı ilamı)
Somut olayda; takip dosyasından davalıya gönderilen ödeme emrine davalının 18.11.2022 tarihinde itiraz ettiği, davalının tebliğ tarihinde e-tebligat adresi olmadığına dair sorgulama yapıldığının takip dosyasından anlaşıldığı, fiziki olarak çıkarılan ödeme emri tebligatının icra müdürlüğü tarafından PTT’nin sorgulama ekranında yapılan kontrolde 11.11.2022 tarihinde tebliğ edildiğinin kayıtlı olduğu, dosyaya fiziken gelen tebliğ mazbatasının üzerinde ise tebliğ tarihinin 09.11.2022 tarihi olarak yazıldığı görülmektedir. Bu durumda eldeki davaya konu itirazın süresinde olup olmadığı anlaşılamamaktadır.
Yukarıda açıklandığı üzere; süresi içerisinde yapılan itiraz 66. madde gereğince takibi durdurur. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2013/15533 esas 2013/27656 karar sayılı ilamı) İtiraz süresinde değilse takip durmayacağından eldeki davanın açılmasında hukuki yarar olmayacaktır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2013/15533 esas 2013/27656 karar sayılı ilamı) Mahkemece anılan çelişkili durum araştırılmadan karar verilmesi hatalı olmuştur.
2-6100 sayılı HMK'nın 26. maddesinde taleple bağlılık kuralı hükme bağlanmıştır. Buna göre, hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.
Somut olayda; davacı tarafından davalı hakkında 94.611,64 TL üzerinden takip başlatıldığı, dava dilekçesinde belirtildiği üzere davalı tarafından takipten sonra 26.04.2023 tarihinde yapıldığı belirtilen 2.989,09 TL’nin mahsup edilerek 91.622,55 TL bedel üzerinden dava açıldığı, harcın da bu bedel üzerinden yatırıldığı, dolayısıyla dava konusu miktarın 91.622,55 TL olduğu, 2.989,09 TL’nin dava konusu edilmediği görülmektedir. Mahkemece eldeki davaya konu edilmeyen 2.989,09 TL yönünden hükmün 1-b maddesinde ayrıca hüküm kurulması 6100 sayılı yasanın 26.maddesindeki taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğu gibi; kabule göre de, itirazın iptali davasının konusu, icra takibi konusu yapılmış olan alacaktır; bu nedenle, itirazın iptali davası açılmadan önce, borçlu itiraz ettiği borcu tamamen veya kısmen öderse, alacaklının ödenen kısım yönünden itirazın iptali davası açmakta hukuki yararı (HMK m.l14/1-h) yoktur ” ( Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku Ders Kitabı, Eylül 2007,s.107 ). (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/19-1634 esas 2018/633 karar sayılı ilamı) olmayacağının da dikkate alınmaması hatalı olmuştur.
3-Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
6100 sayılı Kanun'un "Hukuki dinlenilme hakkı" kenar başlıklı 27 nci maddesi şöyledir:
"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir."
6100 sayılı Kanun'un "Ön incelemenin kapsamı" kenar başlıklı 137 nci maddesi şöyledir:
"(1) Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği davalarda onları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder ve bu hususları tutanağa geçirir.
(2) Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez."
6100 sayılı Kanun'un "Dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar" kenar başlıklı 138 inci maddesine göre "Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir."
6100 sayılı Kanun'un "Ön inceleme duruşmasına davet" kenar başlıklı 139 uncu maddesi şöyledir:
"(1) Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. (Değişik cümle:22/7/2020-7251/13 md.) Çıkarılacak davetiyede aşağıdaki hususlar ihtar edilir:
a) Duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar.
b) Tarafların sulh için gerekli hazırlığı yapmaları.
c) Duruşmaya sadece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek istemesi durumunda gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz edemeyeceği.
ç) Davetiyenin tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içinde tarafların dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları, bu hususların verilen süre içinde yerine getirilmemesi hâlinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarına karar verileceği."
6100 sayılı Kanun'un "Ön inceleme duruşması" kenar başlıklı 140 ıncı maddesi de şöyledir:
" (1) Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.
(2) Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulh ve arabuluculuğun esasları, süreci ve hukuki sonuçları hakkında aydınlatarak sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder; bu konuda sonuç alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin eder.
(3) Ön inceleme duruşmasının sonunda, tarafların sulh veya arabuluculuk faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanakla tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.
(4) Ön inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir.
(5) (Değişik:22/7/2020-7251/14 md.) 139 uncu madde uyarınca yapılan ihtara rağmen dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçmiş sayılmasına karar verilir."
6100 sayılı Kanun'un "Basit Yargılama Usulü" başlıklı altıncı kısmının "Ön inceleme ve tahkikat" kenar başlıklı 320 nci maddesi şöyledir:
"(1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir.
(2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zaman aşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.
(3) Mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapılmasını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada tamamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve ikiden fazla duruşma yapabilir.
(4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır."
Somut olayda; Tensip zaptının 9 numaralı ara kararı ile tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, buna ilişkin 01.06.2023 tarihinin inceleme günü belirlendiği, taraflara ticari defterlerini sunmaları için kesin süre verildiği, bu ara karar doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılarak taraflara tebliğ edildiği, ön inceleme duruşmasının ise 14.11.2023 tarihinde yapılmış olduğu görülmüştür.
Yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler dikkate alındığında; 6100 sayılı Kanun'un 320 nci maddesinde basit yargılama usulüne tabi davaların kısa sürede tamamlanmasını sağlamak amacıyla birtakım farklı düzenlemelere yer verilmiş olması, Kanun'da yer alan diğer düzenlemelerin göz ardı edilebileceği anlamına gelmez. Zira somut uyuşmazlık bakımından henüz dilekçelerin sunulması aşaması tamamlanmadan ve tahkikata esas ilk duruşma (ön inceleme duruşması) yapılmadan tahkikat aşamasına geçilerek dosyanın bilirkişiye verilmesi, Anayasa'nın 36 ncı maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı ile 6100 sayılı Kanun'un 27 nci maddesinde yer alan hukuki dinlenilme hakkı kapsamındaki savunma ve ispat hakkının ihlaline sebep olmuştur. (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2024/5139 esas 2024/6725 karar sayılı ilamı) Bu nedenle mahkemece yapılan bu işlem de hatalıdır.
4-Uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, itirazın iptali davasının hukuki niteliği üzerinde de durulması gerekmektedir.
İtirazın iptali davası müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan bir eda davasıdır. Madde metninde de açıkça belirtildiği üzere takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı genel mahkemede açılır ve genel hükümlere göre görülür. Alacaklı bu davada genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava etmektedir.
İtirazın iptali davası, itirazın hükümden düşürülmesi ana başlığı altında düzenlenmekle takip hukuku içinde ve takip talebiyle sıkı sıkıya bağlantılı ele alınması gereken, sonucuyla takibin devamına etkili bir dava türü olarak karşımıza çıkmaktadır ve takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebi ile bağlılık asıldır. Öyle ki, genel hükümlere göre harca tabi olan itirazın iptali davasında alacaklı taraf isterse takip talebinde bulunurken yatırmış olduğu binde beş harcı geri alabilir ve itirazın iptali davası harcına mahsubunu isteyebilir (492 sayılı Harçlar Kanunu m. 28/a, 29/I, III).
Bu davada, ispat yükü kural olarak davayı açan alacaklıda olup, alacaklı alacağını ispatla yükümlüdür. Genel hükümler dairesinde her türlü delille ispat edilecek alacak da yine takip talebine konu olan ve borçlu tarafça itiraza uğrayan alacaktır. Zira aynı maddede itirazın haksızlığı borçlu açısından, takibin haksız ve kötü niyetli yapılması da alacaklı açısından tazminat müeyyidesine bağlanmıştır.
Diğer taraftan, İİK’nın 67. maddesinin son fıkrasında alacaklının itirazın tebliği tarihinden itibaren bir yıl içinde itirazın iptali davası açmamışsa umumi hükümler dairesinde alacağını dava etme hakkının saklı olduğu ifade edilmiştir. Bu da bir yıllık süre içinde açılan itirazın iptali davası ile süre geçirildikten sonra açılan alacak davaları arasında her ikisi de genel hükümlere tabi olmakla birlikte ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından bir fark olduğunu ortaya koymaktadır. Zira süresi içinde açılan dava itirazın iptali davasıdır ve itirazın iptali davasının kazanılması hâlinde borçlunun itirazı iptal edilmiş olur. Bunun üzerine alacaklı itiraz üzerine durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyebilir. Süresinden sonra açılan davada ise itirazın iptali değil alacağa hükmedilmesi istenecektir ve verilen kararın takibe etkisi bulunmamaktadır. Şu durumda itirazın iptali davasında ispat edilecek olanın takibe ve borçlunun itirazına konu alacak olduğunda ve itirazın iptali davası için bu alacağın sebebinin değiştirilme olanağının bulunmadığında kuşku bulunmamaktadır.
Genel hükümlere göre her türlü ispat olanağının varlığı, takip talebinde yer alan borç sebebinden ve takip dayanağından uzaklaşmak anlamında düşünülmemelidir. Burada sadece icra mahkemesinin dar yetkisi nedeniyle inceleyemediği delillerin genel mahkemede serbestçe ancak borca bağlı olarak ileri sürülmesi olanağının varlığı söz konusu olmaktadır. (HGK 2017/(19)11-1309 e. 2021/377 k. Sayılı ilamı)
Dava konusu faturaların düzenleme tarihi itibariyle somut olay bakımından uygulanması gereken 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) fatura tanımlanmamıştır.
Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 229. maddesinde "Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır" hükmünü haizdir.
Bu hüküm çerçevesinde, 24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunun 27.06.2003 tarihli ve 2001/l E., 2003/l K. sayılı kararında fatura; “Ticari satışlarda satıcı tarafından alıcıya verilen ve satılan malın miktarını, vasıflarını, ölçüsünü, fiyatını ve sair hususları veya ifa edilmiş hizmetleri gösteren hesap pusulası olup, ticari belge niteliğindedir” şeklinde tanımlanmıştır.
TTK’nın 21. maddesine göre fatura düzenlenmesi için öncelikle taraflar arasında akdi bir ilişkinin bulunması gerekir. Madde hükmüne göre faturanın bir alacağı mevcudiyetine delil teşkil etmesi, karşı tarafa tebliğinden itibaren sekiz gün içinde hiçbir itiraza uğramamış olması koşuluna bağlıdır. Bunun için de öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin varlığının kanıtlanmış olması gerekir. Davalının sözleşmesel ilişkiyi inkâr etmesi durumunda davacının öncelikle aralarındaki akdi ilişkiyi yani alım-satım ilişkisini ispat etmesi gerekmektedir.
Bu nedenle, bir satış/hizmet ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini/hizmet verdiği, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır.
Tek başına fatura düzenlenmesi akdi ilişkinin varlığını ispat etmeye yeterli değilse de, satıcı tarafından gönderilen faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesi durumunda, alıcı ile satıcı arasındaki akdi ilişkinin var olduğu kabul edilebilir. Ancak, eğer fatura, alıcının ticari defterlerinde kayıtlı değilse, satıcı alacak iddiasını diğer delillerle ispat etmelidir. (HGK 2017/(19)11-944 e. 2021/197 k. Sayılı ilamı) Yine davalının davacı tarafından gönderilen faturayı alıp kayıtlı olduğu vergi dairesine BA olarak bildirmiş olması halinde de fatura konusu hizmeti aldığının kabulü gerekir. (Benzer yönde Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/3854 esas 2019/1521 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2021/8630 esas 2023/2818 karar sayılı ilamı)
Somut olayda; davacının davalı hakkında fatura ve açık hesap ilişkisine dayalı olarak Kocaeli İcra Müdürlüğünün 2022/108719 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığı görülmüştür. Yukarıda detaylandırıldığı üzere; itirazın iptali davaları takibe sıkı sıkıya bağlı davalardan olup, takibe dayanak fatura ile sınırlı bir inceleme yapılmalıdır.
Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir (HMK m 222/1, TTK m. 83/1). 6100 sayılı HMK'nın 222/2. maddesi uyarınca, ticari defterlerin ticari delil olarak kullanılabilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının bir birini doğrulamış olması gerekmektedir. Öte yandan aynı Kanunun 222/3. maddesi uyarınca da, ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kabul edilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekmektedir.
Dosyaya sunulan raporlarda taraf defterlerinin usulüne uygun açılış kapanış tasdiklerinin bulunup bulunmadığı ve defterlerin usulüne uygun tutulup tutulmadığı hususunda açıklama olmadığı, dolayısıyla taraf defterlerinin 6100 sayılı yasanın 222/2.maddesi gereği delil vasfının olup olmadığı, aynı Yasa’nın 222/3.maddesi gereği sahibi lehine delil olup olmayacağının değerlendirilmediği, dolayısıyla raporlar bu yönüyle eksik olduğu gibi, davacının defterlerindeki borç miktarları ile davalının defterlerindeki borç miktarlarının uyuşmadığının anlaşılması karşısında tarafların deflerinin dökümleri yapılarak tek tek karşılaştırılması, defterlerde birbirini doğrulamayan kayıtların açıkça tespiti ile hangi tarafın defter kayıtlarına itibar edilebileceğinin bu aşamadan sonra mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler ve yasal düzenlemelere göre değerlendirilmesi, gerekirse tarafların yemin delillerinin kullandırılması ve oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı raporlara göre hüküm verilmesi de hatalı olmuştur.
O halde mahkemece yukarıda belirtilen eksiklikler ikmal edilerek ve yukarıda belirtilen hususlara dikkat edilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekmektedir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; taraf vekillerinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle ve kamu düzeni yönünden kabulüne, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.4,6 maddeleri gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Tarafların ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.4,6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere kamu düzeni yönünden KABULÜNE,
2-Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/09/2024 tarih, 2023/248 Esas - 2024/489 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-İstinaf edenler tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edenlere iadesine,
5-İstinaf edenler tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
8-İİK'nın 36/5 maddesi gereğince Küçükçekmece İcra Dairesinin 2024/100362 Esas sayılı dosyasına sunulan teminatın yatıran tarafa iadesine,
İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.24/04/2026
Başkan ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Üye ...
e-imzalıdır
Katip ...
e-imzalıdır
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*