AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA KARAR
Başvuru no. 52902/15
Sakkal ve Fares / Türkiye
Sakal ve Fares / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Yargıçlar
Işıl Karakaş
Nebojša Vučinić,
Paul Lemmens,
Ksenija Turković,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Georges Ravarani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla 7 Haziran 2016 tarihinde Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Yukarıda anılan 26 Ekim 2015 tarihli başvuruyu göz önünde bulundurarak, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca davalı Hükümet’e bildirilen geçici tedbiri dikkate alarak ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 41. maddesi gereği yukarıda belirtilen başvuruya öncelik verilmesi kararını göz önünde bulundurarak, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir.
OLAYLAR
1. Birinci başvuran Abdalsalam Sakkal, 1992 doğumlu bir Suriye vatandaşı olup, Almanya’da ikamet etmektedir. İkinci ve üçüncü başvuranlar Ali Fares ve Mohammed Fares ise, sırasıyla 1985 ve 1988 doğumlu birer vatansız Filistinli olup, Fransa’da ikamet etmektedirler. Başvuranların üçü de, Mahkeme önünde, merkezi İstanbul’da bulunan bir sivil toplum kuruluşu olan Mülteci Hakları Merkezi’ne bağlı olarak görev yapan Avukat S. Uludağ Gök tarafından temsil edilmektedir.
A. Davanın koşulları
2. Dava konusu olaylar, başvuranlar tarafından ibraz edildiği şekliyle, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
3. Eylül 2015’te yüzlerce Suriyeli mülteci Edirne’ye giden otobüslere binmek için İstanbul’daki Esenler otobüs terminalinde toplanmıştır. Amaçları Ege Denizi’nde yaşanan mülteci ölümlerini protesto etmek ve Avrupa’ya karayolu vasıtasıyla ulaşmaktı. Otobüslere binmelerine izin verilmemesi nedeniyle, İstanbul ve Edirne arasındaki otoban üzerinde yürümeye başlamışlardır. Söz konusu mülteciler arasında bulunan başvuranlar 21 Eylül 2015 tarihinde dört polis memuru tarafından 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu ihlal ettikleri şüphesiyle diğer iki kişi ile birlikte yakalanmışlardır. Aynı gün içerisinde, Esenyurt İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmüşler ve kendilerine isnat edilen suç ile ilgili olarak polis tarafından bir avukatın refakatinde sorgulanmışlardır.
4. Başvuranlar 22 Eylül 2015 tarihinde Kumkapı Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilmişlerdir. Aynı gün, başvuranların yasal temsilcisi olan Uludağ Gök başvuranları ziyaret etmiş ve tutulma gerekçelerine ilişkin bilgi edinmeye çalışmıştır. Uludağ Gök’e, başvuranların Türkiye’nin güneydoğu bölgesinde Suriyeli mülteciler için kurulmuş olan mülteci kampına gönderilecekleri söylenmiştir.
5. Mülteci Hakları Merkezi’ne bağlı olarak çalışan başka iki avukat 23 Eylül 2015 tarihinde merkezi ziyaret etmiş ve görevlilerce kendilerine başvuranlar hakkında herhangi bir karar verilmemiş olduğu bilgisi verilmiştir.
6. Dördüncü bir avukat 24 Eylül 2015 tarihinde başvuranlar ile görüşmek istemiş ancak kendisine görüşme izni verilmemiştir.
7. 2 Ekim 2015 tarihinde, merkezden bir görevli Uludağ Gök’ü İstanbul Valiliği’nin sözlü talimatları üzerine, başvuranların avukat ile görüşmelerine izin verilmediğine ilişkin olarak bilgilendirmiştir. Uludağ Gök, gerçekleştirdiği ziyaret esnasında, başvuranlar hakkında 22 Eylül 2015 tarihinde sınır dışı edilme ve tutulma kararlarının verilmiş olduğunu görmüştür. Bu kararlar ne başvuranlara ne de Uludağ Gök’e tebliğ edilmiştir. Ancak, Uludağ Gök, birinci başvuran hakkında verilmiş olan sınır dışı etme ve tutulma kararının bir fotoğrafını çekmiştir ve bu, daha sonra Mahkeme’ye ibraz edilmiştir.
8. Başvuranlar 3 Ekim 2015 tarihinde Erzurum Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilmiştir. Erzurum Barosu’na bağlı görev yapmakta olan bir avukat ve bir sivil toplum kuruluşu olan İnsan Hakları Derneği Erzurum Şubesi’nin başkanı 16 Ekim 2015 tarihinde, başvuranlar ile görüşmeye çalışmıştır. Bu kişilerin de başvuranlar ile görüşmesine izin verilmemiştir.
9. Başvuranlar 21 Ekim 2015 tarihinde Uludağ Gök’e telefon etmişler ve Ankara Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilmiş oldukları bilgisini vermişlerdir. Başvuranlar, sınır dışı edilerek Suriye’ye geri gönderileceklerinden korktuklarını söylemişlerdir.
10. Başvuranlar 22 Ekim 2015 tarihinde yasal temsilcilerine tekrar telefon etmiş ve 22 Eylül 2015 tarihli sınır dışı edilme ve tutulma kararlarının yenilenmiş olduklarını bildirmişlerdir.
11. Başvuranlar 24 Eylül 2015 ile 23 Ekim 2015 tarihleri arasında, avukat yardımına erişimleri olmaksızın kimseyle görüştürülmeden tutulmuşlardır.
12. Mülteci Hakları Merkezi’ne bağlı olarak çalışan başka bir avukat olan D. Berberoğlu, başvuranlarla görüşmek ve iç hukukta yasal adımlar atmak üzere noter onaylı vekâletnamelerini ve Mahkeme’ye başvuru yapmak üzere yetki belgelerini almak amacıyla 23 Ekim 2015 tarihinde Ankara’ya gitmiştir. Merkezdeki görevliler D. Berberoğlu’na, başvuranların Suriye’ye geri gönderilmek üzere tutulmakta oldukları bilgisini vermişlerdir. Başvuranlar avukatları tarafından temin edilen yetki belgelerini imzalamıştır. Ancak, yapmış oldukları görüşmeyi denetleyen bir görevli, avukatın elinde noter onaylı bir vekâletname bulunmadığı için başvuranlara herhangi bir belge imzalatma hakkının bulunmadığını ifade ederek, bu belgeleri yırtmıştır. Görevliler ayrıca, D. Berberoğlu’na vekâletname alması için başvuranların kimlik belgelerini vermeyi de reddetmişlerdir. D. Berberoğlu bunun üzerine merkezden ayrılmış fakat, başvuranların kimlik belgelerinin onaylı tercümelerini ve noter onaylı vekaletnamelerini almak üzere aynı gün yanında bir noter ve noterliğe bağlı bir Arapça tercüman ile tekrar merkeze dönmüştür. Merkezdeki görevlilerce yine D. Berberoğlu’na, başvuranların kimlik belgelerinin kendisine verilmeyeceği söylenmiştir. D. Berberoğlu, mesai saatinin bitiminde merkezden ayrılmak zorunda kalmıştır. Başvuran, aynı gün saat 17.10’da hazırlanan ve D. Berberoğlu ve tercüman tarafından da imzalı bir belgeyi Mahkeme’ye ibraz etmiştir. Söz konusu bu belgeye göre, D. Berberoğlu ve tercüman başvuranlar ile görüşememiş ve noter onaylı vekâletname almak amacıyla başvuranların kimlik belgelerine erişim sağlayamamışlardır.
B. Mahkeme önündeki usul
13. Başvuranların temsilcisi başvurunun yapılmış olduğu 26 Ekim 2015 tarihinde, başvuranların Suriye’ye sınır dışı edilmelerinin durdurulması için Mahkeme’den İçtüzüğün 39. maddesi uyarınca geçici tedbir kararı vermesini talep etmiştir.
14. Davanın tahsis edilmiş olduğu Bölümün Başkan Vekili 26 Ekim 2015 tarihinde, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca, tarafların menfaatlerini gözeterek ve Mahkeme önündeki yargılamaların usulüne uygun olarak yürütülmesi bakımından, Hükümete, başvuranların 17 Kasım 2015 tarihine kadar sınır dışı edilmemeleri gerektiğini bildirmeye karar vermiştir. Ayrıca, Hükümetten, iddia edildiği gibi başvuranların Suriye’ye sınır dışı edilmek üzere tutulu bulundurulmakta olup olmadıklarına, başvuranların her biri hakkında sınır dışı etme kararı verilip verilmediğine ve başvuranların avukat yardımına erişimlerinin ve yasal bir temsilci seçmelerinin engellenmiş olup olmadığına dair Mahkeme’yi bilgilendirmesi talep edilmiştir.
15. Hükümet 10 Kasım 2015 tarihinde Mahkeme’ye görüş bildirmiş ve başvuruyla alakalı birtakım belgeler ibraz etmiştir. Hükümet, başvuranların, Suriyeli mülteciler tarafından İstanbul’dan Edirne’ye yapılan bir yürüyüş esnasında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu ihlal ettikleri şüphesiyle 21 Eylül 2015 tarihinde yakalanmış olduklarını ifade etmiştir. Hükümet, başvuranların mültecileri yönlendirdiklerini ve çevik kuvvet polisi tarafından kurulmuş olan polis barikatlarını yıkmaya teşvik ettiklerini ileri sürmüştür. Birinci başvuran ayrıca, sloganlar atarak polis memurlarına saldırmıştır. Başvuranların yakalanmalarının ardından, polis mülteciler ile iletişim kurabilmiş ve mülteciler de güvenlik güçleriyle işbirliği yapmışlardır. Türk Hükümeti, başvuranların Esenyurt İlçe Emniyet Müdürlüğü’nde bir avukat refakatinde ifadelerinin alınmış olduğunu kaydetmiştir. Başvuranlar, idari makamların kendilerinin kamu düzenine ve kamu güvenliğine karşı bir tehdit arz ettiklerini ve serbest bırakılmaları halinde kaçacaklarını ya da ortadan kaybolacaklarını değerlendirmiş olması sebebiyle, sınır dışı edilmek üzere idari gözetim altına alınmışlardır. Hükümet, 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 64(1)(d) [metinde geçtiği şekliyle] ve 57(2) maddeleri gereğince verilen ve başvuranların sınır dışı edilme ve gözetim altına alınmalarına ilişkin 22 Eylül 2015 tarihli kararların birer nüshasını ibraz etmiştir. Hükümet, bu bağlamda, idari gözetim kararlarının aynı Kanun’un 57(4) maddesi uyarınca her ay yenilenmiş olduğunu belirtmiştir.
16. Türk Hükümeti, Abdalsalam Sakkal ve Muhammed Fares’in Türkiye’de “geçici koruma” kapsamında kalmakta olduklarını, bu korumanın Suriye vatandaşlarına ve Suriye’den gelen kişilere sağlanmakta olduğunu ifade etmiştir. Ali Fares ise usule aykırı bir durum içerisindeydi, zira kendisi Türkiye’ye giriş yaparken ulusal makamlara başvurmamıştır. Hükümet ayrıca, 6458 Sayılı Kanun’un 91. maddesinin, Geçici Koruma Yönetmeliği’nin (Bakanlar Kurulu’nun 2014/6883 sayılı Kararı) 8(1)(e) ve 12(2) maddelerinin ve 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi’nin 2. maddesinin devlet makamlarının “geçici koruma” kapsamına bulunan ve milli güvenlik, kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından tehlike oluşturan kişileri sınır dışı etmelerine olanak tanıdığından bahisle, başvuranlar hakkındaki sınır dışı işlemine ilişkin usulün başlatılmış olduğunu ifade etmiştir.
17. Hükümet ayrıca, başvuranların 23 Ekim 2015 tarihinde bir avukat ile görüşmelerine izin verilmiş olduğunu belirtmiştir. Hükümet, başvuranların ve D. Berberoğlu’nun söz konusu tarihte öğlen 11.00 ile 12.00 arasında görüşmüş olduklarını beyan ettikleri bir belge ibraz etmiştir. Bahse konu belgede başvuranların, D. Berberoğlu’nun ve iki polis memurunun imzaları bulunmaktadır. Türk Hükümeti bunun yanı sıra, idari makamların söz konusu idari gözetim kararlarına ilişkin olarak başvuranlara bilgilendirmede bulunmaya çalışmış olduklarını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, 26 Ekim 2015 tarihinde saat 14.45’te düzenlenmiş olan ve başvuranların haklarında verilmiş olan sınır dışı kararlarının infazının Mahkeme’nin kendilerinin Suriye’ye sınır dışı edilme işlemlerinin durdurulmasına dair kararı sebebiyle 17 Kasım 2015 tarihine kadar ertelendiğine, ancak gözetim altında tutulmaya devam edeceklerine dair bilgilendirildiklerini belirten bir belgeyi ibraz etmiştir. Başvuranlar söz konusu belgeyi imzalamayı reddetmişlerdir. Hükümet ayrıca, 26 Ekim 2015 tarihinde saat 16.00’da düzenlenmiş olan ve başvuranların valiliğin idari gözetim süresinin uzatılmasına ilişkin olarak verdiği 22 Ekim 2015 tarihli karar sebebiyle tutulu bulundurulmakta olduklarına dair bilgilendirildiklerinin belirtildiği başka üç belge daha ibraz etmiştir. Başvuranlar bu belgeleri de imzalamayı reddetmişlerdir.
18. Hükümet bunun yanı sıra, başvuranların Mahkeme’ye başvuru yapmadan önce, haklarında verilmiş olan sınır dışı etme kararlarına karşı itiraz etmek amacıyla idare mahkemelerine başvurmuş olmaları gerektiğini ileri sürmüştür. Hükümet ayrıca, başvuranların Sözleşme kapsamında ileri sürdükleri şikâyetlerini Anayasa Mahkemesi (“AYM”) nezdinde dile getirmiş olmaları gerektiğini belirtmiştir. Hükümet son olarak, İçişleri Bakanlığı’nın 6 Kasım 2015 tarihinde, başvuranların serbest bırakılmalarına ve Türkiye topraklarını terk etmelerinin istendiğine dair bilgilendirilmelerine karar vermiş olduğunu kaydetmiştir.
19. Nöbetçi Yargıç 16 Kasım 2015 tarihinde, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca hükmedilmiş olan geçici tedbirin süresinin yeni bir bildirime kadar uzatılmasına karar vermiştir.
20. Aynı gün, başvuranların yasal temsilcisi Mahkeme’yi başvuranların 9 Kasım 2015 tarihinde serbest bırakıldıklarına ve en kısa sürede Türkiye’den ayrılmaları talimatının verildiğine ilişkin olarak bilgilendirmiştir. Ayrıca, başvuranlara, Türkiye’yi terk etmedikleri veya iç hukuk kurallarını ihlal ettikleri takdirde idari gözetim altına alıma risklerinin olduğuna dair uyarıda bulunulmuştur. Başvuranların temsilcisi son olarak, vekâletnamelerini ancak başvuranların serbest bırakılmaları sonrasında alabildiğini ifade etmiştir.
21. Başvuranların yasal temsilcisinin 15 ve 25 Ocak 2016 tarihlerinde bildirmiş olduğu görüşlere göre, ikinci ve üçüncü başvuranlar 8 Aralık 2015 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuş ve kendilerine 9 Kasım 2015 tarihinde tebliğ edilmiş olan Türkiye topraklarını terk etmelerine ilişkin karara itiraz etmişlerdir. Birinci başvuran 1 Aralık 2015 tarihinde Türkiye’den ayrılmış olup şu an Almanya’da ikamet etmektedir. Birinci başvuran Almanya’da geçici oturma izni elde etmek amacıyla sığınma başvurusunda bulunmuştur. Bunun neticesinde, başvuranların avukatı birinci başvuran adına idare mahkemesi nezdinde dava açmamıştır. Söz konusu zamanda, ikinci ve üçüncü başvuranlar, Fransa Konsolosluğu’ndan insani gerekçelerle vize almış olmalarına rağmen halen Türkiye’de bulunmaktaydılar. Başvuranların avukatı, Türk makamlarının başvuranların Türkiye’den ayrılmaları için gerekli belgeleri düzenlemelerini beklediklerini ve davaların Ankara İdare Mahkemesi nezdinde derdest olduğunu bildirmiştir.
22. Başvuranların yasal temsilcisi, ikinci ve üçüncü başvuranların 27 Ocak 2016 tarihinde Türkiye’den ayrılmış ve hâlihazırda ikamet etmekte oldukları Fransa’da sığınma başvurusunda bulunmuş olduklarına ilişkin olarak 22 Mart 2016 tarihinde Mahkeme’yi bilgilendirmiştir.
C. İlgili iç hukuk ve uygulama
1. İlgili iç hukuk
23. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluna ilişkin ilgili iç hukuka dair açıklamalar Hasan Uzun / Türkiye ((k.k.), no. 10755/13, §§ 7-27, 30 Nisan 2013) kararında yer almaktadır.
24. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu 11 Nisan 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Söz konusu Kanun’un 52-60. maddeleri, yabancı ülke vatandaşlarının Türkiye’den geri gönderilmeleri, geri gönderme kararlarının yargı denetimi ve geri gönderilmek üzere tutulma konularına ilişkin usul ile alakalıdır. Aşağıda mevcut dava ile alakalı olan hükümlere yer verilmiştir:
Sınır dışı etme
Madde 52
“(1) Yabancılar, sınır dışı etme kararıyla, menşe ülkesine veya transit gideceği ülkeye ya da üçüncü bir ülkeye sınır dışı edilebilir.
Sınır dışı etme kararı
Madde 53
“(1) Sınır dışı etme kararı, Genel Müdürlüğün talimatı üzerine veya re’sen valiliklerce alınır.
(2) Karar, gerekçeleriyle birlikte hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancı, bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa kendisi veya yasal temsilcisi, kararın sonucu, itiraz usulleri ve süreleri hakkında bilgilendirilir.
(3) Yabacı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması halinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez.
Sınır dışı etme kararı alınacaklar
Madde 54
(1) Aşağıda sayılan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınabilir:
...
(d) kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar,
...
Sınır dışı etmek üzere idari gözetim ve süresi
Madde 57
(1) 54. madde kapsamındaki yabancılar, kolluk tarafından yakalanmaları halinde, haklarında karar verilmek üzere derhal valiliğe bildirilir. Bu kişilerden, sınır dışı etme kararı alınması gerektiği değerlendirilenler hakkında, sınır dışı etme kararı valilik tarafından alınır. Değerlendirme ve karar süresi kırk sekiz saati geçemez.
(2) Hakkında sınır dışı etme kararı alınanlardan; kaçma veya kaybolma riski bulunan, Türkiye’ye giriş veya çıkış kurallarını ihlal eden, sahte ya da asılsız belge kullanan, kabul edilebilir bir mazereti olmaksızın Türkiye’den çıkmaları için tanınan sürede çıkmayan, kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar hakkında valilik tarafından idari gözetim kararı alınır. Hakkında idari gözetim kararı alınan yabancılar, yakalamayı yapan kolluk birimince geri gönderme merkezlerine kırk sekiz saat içinde götürülür.
(3) Geri gönderme merkezlerindeki idari gözetim süresi altı ayı geçemez. Ancak bu süre, sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili doğru bilgi ya da belgeleri vermemesi nedeniyle tamamlanamaması halinde, en fazla altı ay daha uzatılabilir.
(4) İdari gözetimin devamında zaruret olup olmadığı, valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilir. Gerek görüldüğünde, otuz günlük süre beklenilmez. İdari gözetimin devamında zaruret görülmeyen yabancılar için idari gözetim derhal sonlandırılır. Bu yabancılara, belli bir adreste ikamet etme, belirlenecek şekil ve sürelerde bildirimde bulunma gibi idari yükümlülükler getirilebilir.
(5) İdari gözetim kararı, idari gözetim süresinin uzatılması ve her ay düzenli olarak yapılan değerlendirmelerin sonuçları, gerekçesiyle birlikte yabancıya veya yasal temsilcisine ya da avukatına tebliğ edilir. Aynı zamanda, idari gözetim altına alınan kişi bir avukat tarafından temsil edilmiyorsa, kendisi veya yasal temsilcisi kararın sonucu, itiraz usuller ve süreleri hakkında bilgilendirilir.
(6) İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimine başvurabilir. Başvuru idari gözetimi durdurmaz. Dilekçenin idareye verilmesi halinde, dilekçe yetkili sulh ceza hâkimine derhal ulaştırılır. Sulh ceza hâkimi incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır. Sulh ceza hâkiminin kararı kesindir. İdari gözetim altına alınan kişi veya yasal temsilcisi ya da avukatı, idari gözetim şartlarının ortadan kalktığı veya değiştiği iddiasıyla yeniden sulh ceza hâkimine başvurabilir.
(7) İdari gözetim işlemine karşı yargı yoluna başvuranlardan, avukatlık ücretlerini karşılama imkânı bulunmayanlara, talepleri halinde 19 Mart 1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerine göre avukatlık hizmeti sağlanır.
Geri gönderme merkezlerine sağlanacak hizmetler
Madde 59
(1) Geri gönderme merkezlerinde;
...
(b) Yabancıya; yakınlarına, notere, yasal temsilciye ve avukata erişme ve bunlarla görüşme yapabilme, ayrıca telefon hizmetlerine erişme imkânı sağlanır,
...”
2. Anayasa Mahkemesi’nin 11 Kasım 2015 tarihli kararı
25. Anayasa Mahkemesi (AYM) 11 Kasım 2015 tarihinde, Suriye’ye sınır dışı edilmekle tehdit edildiğinden, Kumkapı Yabancılar Geri Gönderme Merkezindeki kötü tutulma koşullarından, tutulma koşullarına ilişkin iddialarıyla ilgili olarak başvurabileceği etkili bir iç hukuk yolunun olmadığından, tutulmasının hukuka aykırı olduğundan, tutulma gerekçelerine dair kendisine bilgilendirme yapılmamış olmasından ve tutulmasının hukukiliğine karşı itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolunun olmadığından şikâyetçi olan bir Suriye vatandaşı tarafından yapılmış olan bir bireysel başvuruya ilişkin karar vermiştir (K.A. tarafından yapılmış olan 2014/13044 sayılı başvuru).
26. K.A., 25 Nisan 2014 tarihinde Kumkapı Yabancılar Geri Gönderme Merkezinde idari gözetim altına alınmıştır. 28 Nisan 2014 tarihinde, K.A. hakkında sınır dışı edilmek üzere altı ay süreli idari gözetim kararı alınmıştır. İdari gözetim altına alma ve sınır dışı etme kararlarına itiraz etmek ve tutulma koşullarından şikâyetçi olmak amacıyla K.A. tarafından İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi ve İstanbul İdare Mahkemesi nezdinde açılmış olan davalar söz konusu mahkemelerce reddedilmiştir. K.A. 5 Aralık 2014 tarihinde AYM’ye başvurduğunda, sınır dışı etme kararının infazının yürütülmesinin durdurulmasını talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi 10 Aralık 2014 tarihinde K.A.nın talebini kabul etmiş ve sınır dışı etme kararının yürütmesini durdurmuştur. AYM’nin kararının ardından, İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi AYM tarafından verilen geçici tedbir kararının ışığında sınır dışı edilemeyeceğini kaydederek, başvuranın serbest bırakılmasına hükmetmiştir. K.A. 6 Ocak 2015 tarihinde serbest bırakılmıştır.
27. Anayasa Mahkemesi kararında ilk olarak, başvuranın Suriye’ye geri gönderilmesi halinde ölüm ya da kötü muameleye maruz kalma riskinin söz konusu olduğu yönündeki şikâyetinin kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir. AYM, bir Suriye vatandaşı olarak başvuranın sınır dışı edilme riskinin bulunmadığını, zira başvuranın 22 Ekim 2014 tarihli Yönetmelik uyarınca “geçici koruma” kapsamında olduğunu ve bu sebeple sınır dışı edilemeyeceğini kaydetmiştir.
28. AYM ayrıca, başvuranın tutulma koşullarına dair şikâyetini ve tutulma koşullarına ilişkin olarak başvurabileceği etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığı yönündeki iddiasını incelemiştir. AYM, Mahkeme’nin özellikle Yarashonen / Türkiye (no. 72710/11, 24 Haziran 2014) kararındaki içtihatlarına atıf yaparak, Kumkapı Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’ndeki koşulların insanlık onuruna yakışmayan bir muamele teşkil ettiğine ve başvuranın söz konusu tutulma koşullarına dair şikâyetini dile getirebileceği etkili bir hukuk yolunun olmadığına hükmetmiştir.
29. AYM buna ilave olarak, Anayasa’nın 19 §§ 2, 4 ve 8 maddesinin ihlal edilmiş olduğuna karar vermiştir. AYM, başvuranın tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, başvuranın tutulma gerekçelerine ilişkin olarak bilgilendirilmemiş olduğunu ve hukuka aykırı tutulmasına karşı itiraz etmede başvurabileceği etkili bir hukuk yolunun bulunmadığını kaydetmiştir.
30. AYM, K.A.nın hukuka aykırı bir şekilde tutulması ile ilgili şikâyete ilişkin olarak öncelikle, başvuranın 25 Nisan 2014 tarihinde idari gözetim altına alındığını, oysa tutulma kararının 28 Nisan 2014 tarihine kadar verilmemiş olduğunu not etmiştir. AYM bu nedenle, başvuranın 25 ve 28 Nisan 2014 tarihleri arasında tutulu bulundurulmasının hukuki bir dayanağının mevcut olmadığını tespit etmiştir. AYM ayrıca, Valiliğin tutulma kararını aylık olarak incelemeyerek 6458 sayılı Kanun’un 57. maddesine aykırı hareket ermiş olduğunu kaydetmiştir. AYM son olarak, K.A.hakkındaki tutulma kararının yalnızca altı ay için geçerli olmasına karşın K.A.nın sekiz ay on gün tutulduğunu gözlemlemiştir. AYM bu sebeple, makamların gerekli özen içerisinde hareket etmemiş oldukları ve başvuranın tutulmasının hukuka aykırı olduğu kanaatine varmıştır.
31. AYM, K.A.nın tutulma gerekçelerine ilişkin olarak bilgilendirilmediği yönündeki şikâyeti ile ilgili olarak, K.A.nın tutulmasının başlangıcında kendisine sınır dışı etme kararının tebliğ edilmemiş olduğunu gözlemlemiştir. AYM ayrıca, başvuranın, tutulma süresinin uzatılma gerekçelerine ilişkin olarak da herhangi bir bilgilendirme yapılmamış olduğunu tespit etmiştir. AYM bu nedenle, idari makamların 6458 sayılı Kanun’un 57. maddesine riayet etmemiş olduklarına karar vermiştir.
32. AYM, K.A.nın tutulu bulundurulmasına karşı etkili bir hukuk yoluna erişiminin olmadığı şeklindeki iddiası ile ilgili olarak, sulh ceza mahkemesinin 6458 sayılı Kanun’un tutulu bulundurulan kimselerin keyfi muameleye karşı korunmasını öngörmesine karşın K.A.nın başvurusunu yeterli bir şekilde incelememiş olduğunu değerlendirmiştir. AYM ayrıca, Mahkeme’nin Abdolkhani ve Karimnia / Türkiye (no. 30471/08, 22 Eylül 2009) kararına atıf yaparak, tutulu bulundurulmasının gerekçelerine dair bilgilendirme yapılmamış olmasının K.A.nın tutulma kararına karşı itirazda bulunma hakkını etkili tüm esaslardan yoksun bırakmış olduğunu kaydetmiştir. Netice olarak, AYM, K.A.nın tutulmasının hukuka uygunluğunun adli incelemeye tabi tutulmasını sağlayabileceği etkili bir hukuk yolunun mevcut olmadığını tespit etmiştir.
33. Son olarak, AYM, yukarıda belirtilen haklarının ihlal edilmesi dolayısıyla K.A.nın uğramış olduğu manevi zararlar karşılığında 10.000 Türk Lirası (yaklaşık olarak 3.200 avro) tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
D. İlgili uluslararası belgeler
34. Uluslararası Af Örgütü 9 Ekim 2015 tarihinde, başvuranların Türkiye’den Suriye’ye sınır dışı edilme olasılıklarına ilişkin acil eylem çağrısında bulunmuştur:
“Suriye’den gelen Filistinli iki mülteci olan Ali Fares ve Muhammed Fares ile Suriyeli bir mülteci olan Abdalsalam Sakkal 22 Eylül tarihinden bu yana Türkiye’de tutulmakta olup, haklarında sınır dışı etme kararı verilmiştir. Sınır dışı edilmeleri halinde, ciddi insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya kalacaklardır.
Suriye’den gelen Filistinli mülteciler Ali Fares ve Muhammed Fares ile Suriyeli mülteci Abdalsalam Sakkal, İstanbul otogarında Suriyeli mülteciler tarafından düzenlenen gösteri sırasında gözaltına alınmışlardır. Göstericiler Yunanistan’a geçmek amacıyla Türk sınırında bulunana Edirne iline gitmelerine izin verilmesini talep ediyorlardı. Akrabalık bağları bulunmayan Ali Fares ve Mohammed Fares, 10 yıl önce, 2003 yılındaki Irak savaşı sonrası Irak’tan Suriye;’ye göç eden, aslen Filistinli mültecilerdir. İkisi de Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım Kurumu’na kayıtlıdırlar.
Üç mülteci, 22 Eylül’de Fransa ve Almanya’dan gelen iki aktivistle beraber gözaltına alınmıştır. Diğer iki aktivist, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nu ihlal ettikleri gerekçesiyle ülkelerine geri gönderilmişlerdir. Üç mülteci hakkında ise, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 54. maddesine dayanılarak, 22 Eylül’de sınır dışı ve idari gözaltı kararı çıkarılmıştır. Söz konusu kararda hangi ülkeye sınır dışı edilecekleri belirtilmemiş, fakat bir ay boyunca idari gözaltında kalmaları kararlaştırılmıştır. Ali Fares ve Mohammed Fares ile Abdalsalam Sakkal, İstanbul’daki Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’ne götürülmüşlerdir.
Ali Fares ve Mohammed Fares, yalnızca gözaltına alındıkları gün avukat ile görüşebilmişlerdir. 2 Ekim’de, Mülteci Hakları Merkezi isimli STK’dan bir avukat, Geri Gönderme Merkezi’ni ziyaret etmiş, fakat mültecilerle görüşmesine izin verilmemiştir. 3 Ekim’de aynı avukat, üç mülteciden Türkiye’nin doğu bölgesinde bulunan Erzurum iline gönderilmekte oldukları bilgisini veren bir telefon almıştır. Mülteciler, halen Erzurum Aşkale Geri Gönderme Merkezi’nde tutulu bulundurulmakta olup ve buraya vardıkları andan itibaren hukuku temsil haklarından yoksun bırakılmışlardır.
Suriye ve Irak’ta sürmekte olan çatışmalar nedeniyle ve geri göndermeme ilkesine (uluslararası mülteci hukuku uyarınca kimsenin ciddi insan hakları ihlalleriyle karşılaşma riskinin bulunduğu bir yere geri gönderilemeyeceği kuralı) göre, kimse, ciddi insan hakları ihlalleri ya da istismar ile karşı karşıya kalma riski altına girecek olmaları sebebiyle, bu iki ülkeden birine zorla geri gönderilemez.”
35. Uluslararası Af Örgütü 21 Ekim 2015 tarihinde, başvuranların dış dünyaya erişemedikleri iddiasıyla ilgili olarak ikinci bir acil eylem çağrısında bulunmuştur:
“Filistinli mülteciler Ali Fares ve Mohammed Fares ile Suriyeli Mülteci Abdulsalam Sakal 22 Eylül tarihinden bu yana Türkiye’de tutulmakta olup, bir avukatla görüşmelerine 16 Ekim tarihinde yine izin verilmemiştir. 20 Ekim tarihinde, yetkililer Mohammad Fares’in annesinin oğluyla görüşmesine engel olmuş ve oğlunun Erzurum’daki geri gönderme merkezinde olduğu bilgisini dahi vermemişlerdir.
16 Ekim tarihinde İnsan Hakları Derneği adli STK’nın Erzurum Şubesi’nin başkanı ve bir avukat, sınır dışı edilme tehlikesi bulunan Ali Fares, Mohammed Fares ve Abdulsalam Sakal ile görüşmek için Türkiye’nin doğusundaki Aşkale’de bulunan Erzurum Geri Gönderme Merkezi’ne gitmiştir. Merkezdeki görevliler söz konusu kişilerin orada olduklarını doğrulamış, ancak Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün izninin gerektiğini belirterek avukatın mültecilerle görüşmesine izin vermemişlerdir. 20 Ekim’de merkezdeki görevliler Muhammed Fares’in annesinin oğluyla görüşmesine engel olmuş ve oğlunun orada tutulmakta olduğunu kabul etmemişlerdir. Mültecilerin tutulmakta oldukları koşullar tecrit gözaltısı koşullarıdır ve Türk hukukuna ve uluslararası insan hakları hukukuna aykırıdır.
Bu, söz konusu mültecilerin 22 Eylül tarihinde gözaltına alınmalarından bu yana, avukatla görüşme haklarının ikinci kez ihlal edilmesidir. 2 Ekim tarihinde, Mülteci Hakları Merkezi isimli STK’dan bir avukat, bahse konu mültecileri İstanbul’daki Kumkapı Geri Gönderme Merkezi’nde tutuldukları sırada ziyaret etmek istemiş, fakat mültecilerle görüşmesine izin verilmemiştir. Ertesi sabah aynı avukat, üç mülteciden bir telefon almış ve mülteciler avukata Erzurum Geri Gönderme Merkezi’ne götürülmekte oldukları bilgisini vermişlerdir.
Mültecilerin ve sığınmacıların bir avukatla ve akrabalarıyla görüşme hakları Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile güvence altına alınmıştır. İlgili Kanun’un 59 § 1(b) maddesi şu şekildedir: ‘yabancıya; yakınlarına, notere, yasal temsilciye ve avukata erişme ve bunlarla görüşme yapabilme, ayrıca telefon hizmetlerine erişme imkânı sağlanır’. Bunun yanı sıra, bahse konu Kanun’un 68 § 8 maddesinde: ‘İdari gözetim altına alınan kişiye, yasal temsilcisi, avukat, noter ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği görevlileriyle görüşme imkânı sağlanır.’ ifadesine yer verilmiştir.”
ŞİKÂYETLER
36. Başvuranlar, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerine dayanarak, Suriye’ye sınır dışı edilmeleri halinde açık bir ölüm ya da kötü muameleye tabi tutulma riskiyle karşı karşıya kalacaklarından şikâyetçi olmuşlardır.
37. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 2 maddesini dayanak göstererek, idari gözaltına ilişkin kararların ne kendilerine ne de avukatlarına tebliğ edildiğini iddia etmişlerdir.
38. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, 24 Eylül ile 23 Ekim 2015 tarihleri arasında kimseyle görüştürülmeden tutulu bulundurulduklarını ve avukat yardımından faydalandırılmadıklarını, bunun sonucunda ise, geri gönderme merkezinde tutulmalarının hukuka uygunluğuna dair herhangi bir itirazda bulunamamış olduklarını ileri sürmüşlerdir.
39. Başvuranlar, Sözleşme’nin 13. maddesini ileri sürerek, haklarındaki sınır dışı etme kararlarının kendilerine tebliğ edilmemiş olmasından, avukat yardımından faydalandırılmamış olduklarından ve tutulu bulunduruldukları esnada haklarındaki sınır dışı etme kararlarına ulusal mahkemeler nezdinde itiraz etmesi için bir avukata yetki vermelerine engel olunduğundan şikâyetçi olmuşlardır.
40. Son olarak, başvuranlar, bir avukatla görüşmelerine ve Mahkeme’ye başvuru yapılabilmesi için yetki formlarını imzalamalarına izin verilmemiş olması nedeniyle, Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
A. Başvuranların Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri kapsamındaki şikâyetleri
41. Başvuranlar, Suriye’ye geri gönderilmeleri halinde, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerine aykırı olacak şekilde, gerçek bir ölüm ya da kötü muameleye maruz kalma riskiyle karşı karşıya kalacaklarından şikâyet etmişlerdir.
42. Mahkeme, başvuranların 1 Aralık 2015 ve 27 Ocak 2016 tarihlerinde Türkiye’den ayrılmış olduklarını gözlemlemektedir. Birinci başvuran şu an Almanya’da ikamet etmekte, ikinci ve üçüncü başvuranlar ise Fransa’da yaşamaktadırlar. Dolayısıyla, başvuranların Türkiye’den Suriye’ye ya da başka bir yere sınır dışı edilme riskleri artık söz konusu değildir. Söz konusu koşullar altında, Mahkeme, başvuranların artık Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak Sözleşme’nin 34. maddesinin anlamı dâhilinde birer mağdur olduklarını iddia edemeyeceklerini değerlendirmektedir (bk. A.D. ve Diğerleri / Türkiye, no. 22681/09, §§ 81-84, 22 Temmuz 2014).
43. Dolayısıyla, bu şikâyetler, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde Sözleşme hükümleriyle kişi bakımından bağdaşmamaktadır ve 35 § 4 maddesi gereğince reddedilmelidir.
44. Yukarıda belirtilenler göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme İçtüzüğü’nün 39. maddesinin uygulanmasının durdurulması uygun görülmektedir.
B. Başvuranların Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 4 ile 13. maddeleri kapsamında ileri sürmüş oldukları şikâyetler
45. Başvuranlar, Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 4 ile 13. maddeleri kapsamında, ne kendilerine ne de avukatlarına tutulma ve sınır dışı edilmeye ilişkin kararların tebliğ edildiğinden ve avukat yardımına erişimlerine izin verilmemiş olduğundan şikâyetçi olmuşlardır. Netice olarak, başvuranlar, tutulma merkezinde bulundukları sürede, haklarında verilmiş olan tutulma ve sınır dışı etme kararlarının hukuka uygunluğuna dair ulusal mahkemeler önünde herhangi bir itirazda bulunamamışlardır. Başvuranlar, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmamış olmalarının sebebinin söz konusu hukuk yolunun yabancı vatandaşların sınır dışı edilmelerine ilişkin davalarda “otomatik bir durdurucu etkiye” sahip olmaması olduğunu ileri sürmüşlerdir.
46. Hükümet, ibraz etmiş olduğu 10 Kasım 2015 tarihli görüşünde, başvuranların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapmış olmalarının gerektiğini iddia etmiştir.
47. Mahkeme öncelikle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin 13. maddesine göre özel bir hüküm (lex specialis) olduğunu kaydetmektedir (bk. A. ve Diğerleri / Birleşik Krallık, [BD], no. 3455/05, § 202, AİHM 2009). Bu nedenle, Mahkeme’nin 13. madde kapsamındaki incelemesinin sınır dışı etme kararlarına itiraz edilemediği iddiası ile sınırlı kalmasına neden olacaktır. Ancak, Mahkeme, ilk olarak başvuranların Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 4 maddesi kapsamında ileri sürmüş oldukları haklarındaki idari gözaltı kararına itiraz edemediklerine ilişkin şikâyetlerini ele alacaktır.
48. Bu bağlamda, Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına ilişkin içtihatlarında geliştirmiş olduğu ilkeleri yinelemektedir (bk. Vučković ve Diğerleri / Sırbistan [BD], no. 17153/11, §§ 69-71, 25 Mart 2014, ve Mocanu ve Diğerleri / Romanya, [BD], no. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 220, 222 ve 223, AİHM 2014 (alıntılar)).
49. Mahkeme ayrıca, ilgili kişinin halen gözaltında olduğu durumlarda, yeterli ve uygun olarak nitelendirilebilecek yegâne hukuk yolunun, ilgili kişinin serbest bırakılması yönünde bağlayıcı bir karar verilmesini sağlayabilecek nitelikteki bir hukuk yolu olduğunu (bk. Garvil Yosifov / Bulgaristan, no. 74012/01, § 40, 6 Kasım 2008); fakat dava konusu gözaltı son bulmuş ise, bu gözaltının hukuka aykırı olduğu ya da Sözleşme’nin 5 § 1 maddesini ihlal ettiği yönünde bir beyanda bulunulmasını ve neticede bir tazminata hükmedilmesini sağlayabilecek bir tazminat davasının bu hüküm kapsamında sunulan şikâyetler bakımından etkili bir hukuk yolu olabileceğini vurgulamaktadır. (adı geçen kararda, § 41 ve karardaki diğer atıflar; idari gözaltı süresinin uzunluğu bakımından ayrıca bk. Şefik Demir / Türkiye (k.k.), no. 5177/07, 16 Ekim 2012, ve Gürceğiz / Türkiye, no. 11045/07, §§ 21-22, 15 Kasım 2012). Dahası, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin normalde Mahkeme’ye başvurunun yapılmış olduğu tarih referans alınarak yapılmasına karşın, bu kuralın istisnaları söz konusudur ve bahse konu istisnalar her bir davanın kendine özgü koşulları bağlamında gerekçelendirilebilir (bk. Baumann / Fransa, no. 33592/96, § 47, 22 Mayıs 2001, ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’ne gözaltı süresinin uzunluğu ile ilgili olarak yapılan bir başvuru bakımından bk. Koçintar / Türkiye (k.k.), no. 77429/12, 1 Temmuz 2014).
50. Mahkeme ayrıca, Türkiye’de 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren anayasal değişiklikleri müteakiben, bir bireysel başvuru sisteminin hayata geçirildiğine dikkat çekmektedir. Anayasa’nın yeni 148 § 3 maddesi, Anayasa Mahkemesi’ne, olağan hukuk yollarının tüketilmesi sonrasında, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Sözleşme’ye Ek Protokoller ile korunan temel hak ve özgürlüklere ilişkin bireysel başvuruları inceleme yetkisi vermektedir.
51. Mahkeme bu yeni hukuk yolunu Hasan Uzun / Türkiye ((k.k.), no. 10755/13, 30 Nisan 2013) davasına ilişkin kararında hâlihazırda incelemiştir. Söz konusu kararda, Mahkeme ilk olarak, Anayasa Mahkemesi önündeki hukuk yolunun erişilebilirlik ve bireysel başvurunun işleme usulleri gibi uygulamaya dönük yönlerini incelemiştir. Mahkeme bunun sonrasında, Anayasa Mahkemesi’nin yetki alanının kapsamını, kanun yapıcının niyetini ve ona verilmiş olan yetkilerini incelemiş ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı nitelikte olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun temel yönlerini incelemesinin neticesinde, bahse konu hukuk yolunun erişilebilir olmadığı ya da Sözleşme kapsamında güvence altına alınmış hakların iddia edilmiş olan ihlallerinin tazmin edilmesini sağlayacak kabiliyette olmadığı kanaatine varmasına imkân verecek herhangi bir unsur bulunmadığını değerlendirmiştir (adı geçen kararda, §§ 52-70). Dolayısıyla, Mahkeme, Anayasa Mahkemesi önündeki hukuk yolunun sağladığı korumanın sınırlarını test etme görevinin mağdur olduğunu iddia eden kişiye ait olduğuna hükmetmiştir. Başvuranın bunu yapmamış olması sebebiyle, söz konusu başvurunun kabul edilemez olduğuna kanaat getirilmiştir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarının Mahkeme’nin içtihatları ile tutarlılığını inceleme hakkını ise saklı tutmuş, ilgili hukuk yolunun hem teoride hem de uygulamada etkili olduğunu ispat etme külfetinin davalı Hükümete ait olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme son olarak, mevcut tüm iç hukuk yollarını tüketen başvuranlarca sunulan tüm şikâyetler için, ikincillik ilkesinin gerektirdiği üzere, son denetim yetkisini saklı tutmuştur (adı geçen kararda, § 71).
52. Mahkeme, Hasan Uzun davasında vermiş olduğu kararın ardından, Sözleşme kapsamında çeşitli şikâyetlerin dile getirildiği çok sayıda başka davayı, başvuranlar Anayasa Mahkemesi’ne başvurmamış olduklarından iç hukuk yollarının tüketilmediği münasebetiyle kabul edilemez olarak beyan etmiştir (bk. örneğin, Özkan / Türkiye (k.k.), no. 28745/11, 1 Ekim 2013; yukarıda anılan Koçintar (k.k.); Schmick / Türkiye (k.k.), no. 25963/14, 7 Nisan 2015; X. / Türkiye (k.k.), no. 61042/14, 19 Mayıs 2015; Duran / Türkiye (k.k.), no. 79599/13, 19 Mayıs 2015; ve Berker ve Diğerleri / Türkiye (k.k.), no. 54769/13, 20 Ekim 2015).
53. Mahkeme, somut davaya konu olaylarla ilgili olarak ise, ilk olarak, başvuranların 22 Eylül ile 9 Kasım 2015 tarihleri arasında Kumkapı, Erzurum ve Ankara Geri Gönderme Merkezlerinde tutulmuş olduklarını kaydeder. Mahkeme ayrıca, davada başvuranların haklarında verilmiş olan sınır dışı etme kararlarının 26 Ekim 2015 tarihine kadar kendilerine tebliğ edilmiş olduğunu gösteren herhangi bir unsur bulunmadığını gözlemlemektedir. Dahası, başvuranların kendilerine isnat edilen suça ilişkin ifadelerinin 21 Eylül 2015 tarihinde polis tarafından bir avukatın refakatinde alınmış ve Kumkapı Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’nde tutuldukları sırada temsilcilerinin 22 Eylül 2015 tarihinde kendilerini ziyaret etmiş olmasına rağmen, dava dosyasında başvuranların 23 Eylül ile 23 Ekim 2015 tarihleri arasında 6458 sayılı Kanun gereğince idari gözaltında tutuldukları sırada bir avukat ile görüşmelerine izin verildiğini gösteren herhangi bir belge de mevcut değildir. Ayrıca, başvuranlar, kendileri adına adli işlemleri başlatması için avukatlarına serbest bırakıldıkları tarihe kadar yetki belgesi verememiş olduklarını iddia etmiştir.
54. Mahkeme’nin İçtüzüğün 39. maddesi uyarınca verdiği ve Hükümet’in başvuranları sınır dışı etmemesi gerektiğinin belirtildiği 26 Ekim 2015 tarihli kararının ardından (Hükümet tarafından söz konusu karara riayet edilmiştir), ulusal makamlar sınır dışı etme ve gözaltı kararlarını başvuranlara tebliğ etmeye çalışmış ve başvuranların tutulmalarına son verilmiştir (bk. yukarıda §§ 17 ve 20).
55. Bu koşullar altında, Mahkeme, AYM önündeki hukuk yolunun başvuranların Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 4 maddesi kapsamındaki haklarına ilişkin iddia edilen ihlallerin kabul edilmesini ve tazminini sağlayabilecek nitelikte olup olmadığını ve dolayısıyla, serbest bırakılmalarını müteakip başvuranların Mahkeme önündeki başvurularına devam etmeleri öncesinde söz konusu bireysel başvuru yolunu tüketmelerinin gerekli olup olmadığını incelemelidir.
56. Mahkeme bu bağlamda, 9 Kasım 2015 tarihinde serbest bırakılmalarının ardından, başvuranların iç hukukta adli işlemleri başlatması amacıyla avukatlarına noter onaylı vekâletnamelerini vermiş ve Mahkeme’ye ibraz edilmek üzere yetki belgelerini imzalamış olduklarını gözlemlemektedir. Başvuranların avukatının 15 Ocak 2016 tarihinde bildirmiş olduğu görüşlere göre, kendisi ikinci ve üçüncü başvuranlar adına 8 Aralık 2015 tarihinde Ankara İdare Mahkemesi’ne başvuruda bulunmuş ve serbest bırakıldıklarında 9 Kasım 2015 tarihinde başvuranlara tebliğ edilmiş olan ve Türkiye topraklarını terk etmelerinin istendiği karara itiraz etmiştir. Bu hususları göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuranların 9 Kasım 2015 tarihinde Ankara Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’nden serbest bırakılmaları sonrasında AYM’ye doğrudan ya da temsilcileri aracılığıyla erişimlerinin olduğunu, söz konusu mahkemeye başvurarak, 6458 sayılı Kanun ile sağlanan güvencelerden faydalanmalarının engellendiği ve bunun sonucunda Sözleşme kapsamındaki haklarını kullanamadıkları yönündeki şikâyetlerini dile getirebileceklerini kaydetmiştir.
57. Mahkeme, AYM’ye bireysel başvuru yolunun etkinliği ile ilgili olarak, öncelikle, Sözleşme hükümlerinin ihlal edilip edilmediğini tespit etmesi amacıyla özel bir yetkinin ve tazminata hükmetme ve/veya ihlalin telafisine ilişkin imkânları belirtme suretiyle insan hakları ihlallerinin giderilmesine ilişkin uygun yetkilerin AYM’ye verilmiş olduğunu yinelemektedir (bk. yukarıda anılan Hasan Uzun (k.k.), §§ 63-64). Anayasa Mahkemesi’nin kararları yükümlülüğünü yerine getirmeyen makamlar için bağlayıcı nitelikte olup, bu makamlara karşı infaz edilebilir (bk. Aden Ahmed / Malta, no. 55352/12, § 61, 23 Temmuz 2013, ve yukarıda anılan Koçintar (k.k.), § 43).
58. Mahkeme ayrıca, K.A. tarafından yapılmış olan başvuruya ilişkin yukarıda bahsi geçen kararında (bk. yukarıda §§ 25-33), Anayasa Mahkemesi’nin başvuranın 6458 sayılı Kanun ile Anayasa’nın 19 §§ 2, 4 ve 8 maddesinde keyfi tutuklama işlemlerine karşı sağlanan güvencelerden faydalanamamış olduğuna karar vermiş olduğunu gözlemlemektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, K.A.nın Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınmış olan özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerini değerlendirirken, AYM’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına, bilhassa Abdolkhani ve Karimnia / Türkiye kararındaki içtihatlarına kapsamlı şekilde atıf yapmış olduğunu, Mahkeme tarafından geliştirilen ilkeleri uyguladığını ve manevi zararlar karşılığında K.A.ya açıkça yetersiz olduğu düşünülemeyecek bir tazminat ödenmesine hükmettiğini kaydetmektedir (bk. Hebat Aslan ve Firas Aslan / Türkiye, no. 15048/09, § 50, 28 Ekim 2014, ve Simanovičs / Letonya (k.k.), no. 55047/12, 18 Kasım 2014).
59. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları dikkate alarak, başvuranların 9 Kasım 2015 tarihinde Ankara Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’nden serbest bırakılmaları sonrasında, kendilerine tutulmalarına karşı itiraz etme imkânı verilmemiş olmasından dolayı şikâyetçi olarak AYM’ye bir başvuruda bulunmuş olsalardı, AYM’nin söz konusu başvuruyu incelemeyecek olduğuna işaret eden herhangi bir unsur olmadığını değerlendirmektedir. Mahkeme’nin AYM’nin başvuranların Sözleşme’den doğan haklarını ve İnsan Hakları Mahkemesi’nin ilgili içtihatlarını göz önünde bulundurmayacak olduğu kanaatine varmasına olanak tanıyacak herhangi bir unsur söz konusu değildir. Yine, AYM’nin başvuranların haklarının ihlal edildiğini tespit etmiş olsaydı uygun bir tazminata hükmetmeyeceğini gösteren herhangi bir unsur da söz konusu değildir (bk. Miler / Çek Cumhuriyeti (k.k.), no. 56347/10, § 28, 25 Eylül 2012).
60. Mahkeme son olarak, Hükümet’in başvuranların AYM’ye başvurmuş olmaları gerektiği şekildeki iddiasına cevaben, başvuranların serbest bırakılmaları sonrasında Sözleşme’nin 5 §§ 2 ve 4 maddesi kapsamındaki şikâyetlerini dile getirmek üzere AYM’ye başvuruda bulunma yükümlülüklerinden kendilerini muaf tutan herhangi bir duruma işaret etmemiş olduklarını kaydetmektedir.
61. Dolayısıyla, bu şikâyetler, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması sebebiyle Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi hükümleri gereğince reddedilmelidir.
62. Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri ile birlikte değerlendirildiğinde 13. maddesi kapsamında ileri sürmüş oldukları şikâyetlerle ilgili olarak ise, somut davada başvuranların kullanabilecekleri ve Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri kapsamında iddia edilen hak ihlalinin, yani tutulmaları sırasında hukuk yollarına erişimlerinin olmadığı yönündeki iddialarının tazminini sağlayabilecek etkili bir iç hukuk yolunun mevcut olup olmadığını ve şayet böyle bir hukuk yolu mevcut ise, başvuranların bu hukuk yolunu tüketip tüketmediklerini incelemesi gerektiğini değerlendirmektedir.
63. Bu bakımdan, Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri kapsamındaki şikâyetlerinin, artık Türkiye’den Suriye’ye veya başka bir yere sınır dışı edilme riski ile karşı karşıya olmamaları sebebiyle, kabul edilemez olarak beyan edildiğini ifade etmektedir. Ancak, maddi bir iddianın kabul edilemez olarak nitelendirilmesi, Sözleşme’nin 13. maddesinin uygulanmasını mutlak surette ortadan kaldırmamaktadır (bk. yukarıda anılan, A.D. ve Diğerleri, § 86). Sözgelimi, Mahkeme Gebremedhin [Gaberamadhien] / Fransa (no. 25389/05, § 56, AİHM 2007‑II) davasında, bir sınır dışı işlemi ile ilgili olarak Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında ileri sürülen şikâyeti, başvurana daha sonra sığınmacı statüsü verilmiş olması nedeniyle mağdur statüsünün ortadan kalkmış olması dolayısıyla kabul edilemez olarak beyan etmesine karşın, 3. madde ile bağlantılı olarak 13. madde kapsamında yapılmış bir şikâyeti kabul edilebilir olarak nitelendirmiştir. Mahkeme, Sözleşme’nin 13. maddesine ilişkin olarak iddia edilen ihlalin başvuranın geri gönderilmesine ilişkin tehlike ortadan kalktığında hâlihazırda meydana gelmiş olduğunu ve Devletin, iddia edilen Sözleşme ihlalini açıkça ya da zımni olarak kabul etmediğini kaydetmiş ve sonrasında, söz konusu ihlal için tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
64. Somut davada, başvuranlar, 24 Eylül ile 23 Ekim 2015 tarihleri arasında kimseyle görüştürülmeden tutuldukları iddiasında bulunsalar ve gerçekten de söz konusu süre boyunca avukatlarıyla görüşememiş olsalar da, 21 Eylül tarihinde ilk sorgulama işlemi gerçekleştirildiğinde refakatlerinde bir avukat hazır bulunmuştur ve temsilcileri olan ve 21 ve 22 Ekim tarihlerinde telefonla aradıkları Uludağ Gök ile irtibatlarını sürdürdükleri açıktır (bk. yukarıda §§ 3, 9 ve 10). Dahası, Hükümet, başvuranların ve Mülteci Hakları Merkezi’ne bağlı olarak çalışan bir avukat olan D. Berberoğlu’nun 23 Ekim tarihinde görüşmüş olduklarını beyan edip imzaladıkları bir belge ibraz etmiştir (bk. yukarıda § 17). Mahkeme’ye göre, vekâletname alınmasına ilişkin güçlüklere karşın, başvuranların temsilcileri ile yapmış oldukları bu görüşmeler, haklarında verilmiş olan sınır dışı kararlarının yürütmesinin durdurulması için idare mahkemesine başvuruda bulunma haklarını kullanabilmeleri ve ayrıca Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunabilmeleri için yeterlidir. Ayrıca, kanun hükümlerinden ve Anayasa Mahkemesi’nin K.A. davasında vermiş olduğu karardan açıkça anlaşıldığı üzere, AYM böyle bir başvuru yapılması halinde söz konusu başvuruyu inceleyebilirdi (bk. yukarıda § 26). Mahkeme bu nedenle, idare mahkemeleri ve AYM nezdindeki mevcut hukuk yollarının Sözleşme’nin 13. maddesinin amaçları doğrultusunda etkili birer hukuk yolu olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna ve 35 § 4 maddesi gereğince reddedilmesi gerektiğine karar vermiştir.
C. Sözleşme’nin 34. maddesi
65. Başvuranlar, Sözleşme’nin 34. maddesine dayanarak, avukatla görüşmelerine ve İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuruda bulunulması için yetki belgelerini imzalamalarına izin verilmemiş olduğundan şikâyetçi olmuşlardır.
66. Mahkeme, dava dosyasındaki belgelere göre, başvuranların 21 ve 22 Ekim 2015 tarihlerinde temsilcilerini aramış ve temsilcilerini bulundukları yere ve kendilerine bildirildiği kadarıyla haklarındaki işlemlerin durumuna dair bilgilendirmiş olduklarını gözlemlemektedir. İki avukat, başvuranlar ile Kumkapı ve Ankara Yabancılar Geri Gönderme Merkezlerinde tutuldukları esnada sırasıyla 22 Eylül ve 23 Ekim 2015 tarihlerinde görüşmeler geçekleştirmiştir. Mahkeme, başvuranların 22 Eylül 2015 tarihinde yetki belgelerini imzalamalarına engel olunduğuna ilişkin bir iddianın söz konusu olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, Ankara Yabancılar Geri Gönderme Merkezi’ndeki bir görevlinin 23 Ekim 2015 tarihinde başvuranlar tarafından imzalanmış olan yetki belgelerini yırttığına dair iddiaya ilişkin olarak ise, 23 Ekim 2015 tarihli belgede böyle bir olaydan bahsedilmemiş olduğunu, söz konusu belgede, başvuranların ve kendilerini ziyarete gelen avukatın aynı tarihte öğlen 11.00 ile 12.00 arasında görüşmüş olduklarının belirtildiğini gözlemlemektedir (bk. yukarıda § 17). Başvuranlar ile avukat, başvuranların yetki belgesi vermelerinin engellenmiş olduğunu belirtmeksizin, söz konusu belgeyi imzalamışlardır. Buna ek olarak, aynı gün saat 17.10’da hazırlanan ve avukat ile bir tercüman tarafından imzalanan belge, başvuranların avukata yetki belgesi vermelerinin engellendiği yönünde herhangi bir iddiaya atıf yapmamaktadır (bk. yukarıda § 12).
67. Mahkeme, başvuranların somut başvuru ile ilgili olarak Mahkeme nezdindeki yargılamalarda dilekçe hakkını kullanmalarına ilişkin olarak Devlet yetkilileri tarafından herhangi bir haksız müdahalede bulunulduğu kanaatine varması için yeterli somut dayanağın olmadığını değerlendirmektedir.
Bu gerekçelerle, Mahkeme,
Başvurunun kabul edilemez olarak beyan edilmesine oy çokluğuyla karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup, 30 Haziran 2016 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithJulia Laffranque
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy