T.C. SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİEsas-Karar No: 2020/476 Esas - 2021/357
T.C.
SAMSUN
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: 2020/476
KARAR NO: 2021/357
BAŞKAN:
ÜYE:
ÜYE:
KATİP:
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI :
VEKİLİ:
DAVA: Rücuen Tazminat
DAVA TARİHİ: 04/01/2013
KARAR TARİHİ: 16/06/2021
MAHKEMEMİZİN BİRLEŞEN 2013/284 ESAS SAYILI DOSYASI
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI :
FER'İ MÜDAHİL:
VEKİLİ:
FER'İ MÜDAHİL:
VEKİLİ:
FER'İ MÜDAHİL:
VEKİLİ:
İHBAR OLUNAN:
VEKİLİ:
DAVA: Rücuen Tazminat
DAVA TARİHİ: 08/05/2013
KARAR TARİHİ: 16/06/2021
KARARIN YAZ.TARİHİ : 21/06/2021
Davacı vekili tarafından davalı aleyhine rücuen tazminat davasının mahkememizde yapılan açık yargılaması sonucunda:
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İddia ve savunmaların özeti;
Asıl davada davacı vekili 03/01/2013 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; 04/07/2012 tarihinde Samsun'da meydana gelen kuvvetli yağış ve sel neticesinde müvekkili sigortaya yangın sigorta poliçesi ile sigortalı bulunan ... Mob. Tem. Gıda Tar.Hay.Tic. Ltd.Şti.nin Canik ilçesindeki Lovelet Alışveriş Merkezindeki mağazasında büyük bir hasar meydana geldiğini, eksper tarafından düzenlenen 09/08/2012 tarihli ekpertiz raporuna göre iş yerinde 755.098,48 TL hasar meydana geldiğini, hasarın rücuen ödenmesi talep ettiklerini, ancak davalının sorumluluğun kendisinde olmadığından ödemekten imtia ettiğini, aynı olayla ilgili Samsun 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/58 D.İş sayılı dosyasına sunulan bilirkişi heyet raporu ile davalı şirket ile birlikte DSİ, Samsun Büyükşehir Belediyesi ve Canik Belediyesinin kusurlu ve hatalı bulunduğunu, savcılık soruşturmasında da iş bu kurumların kusurlu ve sorumlu olduğunun tespit edildiğini belirterek, davalı firmanın meydana gelen hasardan sorulmu olması nedeniyle, 755.098,48 TL nin ödeme tarihi olan 15/08/2012 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Asıl davada davalı vekili 31/01/2013 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; iş bu davanın müvekkili şirkete karşı açılmasının mümkün olmadığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazın ve Lovelet Alışveriş Merkezinin maliki olmadığını, müvekkilinin Lovelet AVM'nin işletmecisi konumunda olduğunu, bu nedenle müvekkili meydana gelen zararlarla ilgisi ve sorumluluğunun mevcut olmadığını, davacı tarafından sunulan Samsun 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/58 D.İş sayılı dosyasında anılan bilirkişi raporunda ilgili belediyeler ve proje sahiplerinin hatalı olduğu ve yine projeyi uygulayan DSİ kurumunun hatalı olduğunu belirtildiğini, Lovelet AVM'nin işletmecisi konumunda bulunan müvekkil şirketin Lovelet AVM'nin inşaası, dere ıslahı ve dere üzerine yapı yapılmasının izin vereni konumunda olmaması nedeniyle iş bu davada yapılan taleplerden herhangi bir şekilde sorumlu olmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Asıl davada davacı vekili 28/02/2013 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın husumet itirazının kötüniyetli olduğunu, Lovelet AVM'nin dava konusu sel hasarından belli bir süre önce tekrar hizmete açıldığını, AVM'nin bu haliyle açılmış olmasının daha büyük bir faciaya neden olacağından büyük kaygı bulunmakta iken hatada ısrar edilerek Lovelet AVM'nin bu hali ile dere ıslahı ve üst kotlarında sel kapanı yapılmadan açılmasının son derece sakıncalı olduğunun yetkili kurumlarca dile getirildiğini, davalı şirketin ısrarcı kusur ve ihmalinin bulunduğunu, bir olayın genel hayata etkili olarak tanımlamış olmasının doğal afetlerden zarar görenlere karşı idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl davada davalı vekili 03/04/2013 havale tarihli ikinci cevap dilekçesinde özetle; Samsun 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/58 D-şi sayılı dosyasındaki bilirkişi raporunda Lovelet AVM içinden geçen derenin maksimum feyezan debisine göre projelendirilmemesi ve taşkın olması sebeplerinden ilgili belediyeler ve proje sahiplerinin hatalı olduğu ve yine projeyi uygulayan DSİ kurumunun hatalı olduğunun belirtildiğini,
Birleşen davada davacı vekili 01/05/2013 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Samsun 04/07/2012 tarihinde meydana gelen sel felaketi nedeniyle davacıya sigortalı işyerinde meydana gelen hasarın sigortalısına ödendiği, davalının, işyerinin bulunduğu yerdeki alışveriş merkezinin yapım maliki olup, binanın kusurlu olduğundan bahisle ödediği 755.098,48 TL tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkememizin 2013/284 Esas 2013/254 Karar sayılı ilamı ile işbu dosya mahkememizin 2013/10 Esas sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verilmiş, yargılamaya 2013/10 Esas sayılı dosya üzerinden devam olunmuştur.
Asıl davada ve birleşen davada feri müdahiller vekilleri ve ihbar olunan vekili ayrı ayrı verdikleri cevap dilekçeleri ile davanın reddini savunmuştur.
Mahkememizin 31/05/2013 tarih 2013/10 Esas 2013/300 Karar sayılı görevsizlik kararı davacı tarafın temyizi üzerine Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 2013/14822 Esas 2013/17257 Karar sayılı ilamıyla bozularak mahkememize geri gönderilmiş, Mahkememizin 2014/134 Esas sırasına kaydı yapılan davanın yargılamasına devam olunmuştur.
Mahkememizin 17/06/2015 tarih 2014/134 Esas 2015/571 Karar sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiş, davalı ... Hiz. Tic. A.Ş. vekili ve fer'i müdahil Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından temyiz edilen bu karar Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 2018/6216 Esas 2020/1549 Karar sayılı 17/02/2020 tarihli kararıyla ''idareler yönünden yapılacak illiyet bağına ilişkin araştırmanın, eldeki davanın davalılarının durumunu da etkileyeceği gözetilip, idari yargıda süren davanın sonuçlanmasının beklenmesi, orada yapılacak tespitler ve verilecek karar dikkate alınmak suretiyle, davalıların hukuki durumlarının takdir edilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi, kabule göre de; davacı tarafın aynı alacak için hem idari yargıda hem de adli yargıda eldeki davayı açıp alacak talebinde bulunduğu, iki ayrı yargı kolunda açılan davalar sonunda alınacak kararlar ile aynı alacağın iki kez tahsili ihtimalinin bulunduğu dikkate alınmak suretiyle, idari yargıda verilen hükümle tahsilde tekerrür oluşturmayacak biçimde tazminatın hüküm altına alınmayışı'' gerekçesiyle bozularak mahkememize geri gönderilmiş, mahkememizin 2020/476 Esas sırasına kaydı yapılan dava dosyasında bozma ilamına uyulmuş, yargılamaya devam olunmuştur.
Toplanan deliller:
54550685 nolu poliçe, 09/08/2012 tarihli ekspertiz raporu, ödemelere ilişkin dekont suretleri, yapı kullanma izin belgesi, 26/02/2013-47 tarihli işyeri açma ve çalışma ruhsatı, davalılar arasında yapılan kira sözleşmesi, Samsun 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2012/58 D.İş sayılı dosyası, Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/14389 hazırlık dosyası ve içerisindeki raporlar, faturalar/stok mizanı, 05/03/2015 havale tarihli bilirkişi raporu, 12/05/2015 tarihli bilirkişi raporu, idareler arası yazışmalar, Samsun 1.İdare Mahkemesinin kesinleşen 2017/765 Esas 2018/1650 Karar sayılı ilamı, mahkememizin aynı olaya ilişkin Yargıtay 11. H.D. Tarafından onanarak kesinleşen 2014/593 Esas 2016/204 Karar sayılı ilamı, Danıştay ilamları, ibraname mutabakatname ve tazminat makbuz örneği, 11/03/2021 tarihli bilirkişi ek raporu, Yargıtay içtihatları ve tüm dosya kapsamı.
Delilerin tartışılması, değerlendirilmesi ve gerekçe;
Dava, rücuen tazminat talebine ilişkindir.
Dosya kapsamından ''Endüstriyel Yangın Sigorta Paket Poliçesi'' ile 30/06/2012-30/06/2013 tarihleri arasında sigortalanan ve 03-04 Temmuz 2012 tarihlerinde meydana gelen sel baskını sonucu hasarlanan sigortalı işyerinin hasarının davacı sigorta şirketi tarafından ödendiği ve işbu dava ile öncelikle TTK'nun 1472 maddesi gereği halefiyet esasına dayalı olarak, olmadığı taktirde TBK'nun 183 vd.maddesinde düzenlenen alacağın temliki hükümlerine göre ödenen bedelin rücuen tahsilinin talep edildiği tespit edilmiştir. Buna göre öncelikle TTK'nun 1472. maddesindeki rücu koşullarının oluşup oluşmadığı ve bu arada somut olay bakımından işyeri sigorta poliçesinin geçerli olup olmadığı irdelenmeli, bu irdeleme sonucunda sözleşmenin ve dolayısıyla poliçenin geçerli olmadığı saptanır ise rücu talebinin "alacağın temliki" hükümlerine göre kabul edilebilir olup olmadığına bakılmalıdır.
6102 sayılı TTK'nun "Halefiyet" başlıklı 1472/1. maddesine göre, "Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının, gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel kadar, sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa, sigortacı, mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin, halefiyet kuralı uyarınca, sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek, dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir."
Sigortacının kanuni halefiyetinden söz edilebilmesi için; a-geçerli bir sigorta sözleşmesinin olması, b-sigortacının bu sigorta sözleşmesine dayalı tazminat ödemesi ve c-ödeme yaptığı sigortalının zarar verene karşı bir talep ve dava hakkının bulunması gerekir. Bu üç şartın birlikte gerçekleşmesi durumunda, sigortacının halefiyeti kanun gereği kendiliğinden doğar.
Geçerli bir sigorta sözleşmesinin bulunması, sigortacının sigorta tazminatı ödeme borcunun hukuki sebebini teşkil etmektedir. Dolayısıyla sigorta tazminatı ödemesinin geçersiz ve yürürlükte olmayan bir sigorta sözleşmesine dayalı olarak yapılmış olması durumunda sigortacının kanuni halefiyetinden söz edilemez. Böyle bir durumda, sigortacının yapmış olduğu ödemeye ilişkin olarak zarar sorumlusuna talep yöneltebilmesinin yegâne yolu, 6098 sayılı TBK'nun 183 vd. hükümlerine göre alacak ve dava hakkını devralmış olmasıdır.
3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulüne Dair Kanunun 5. maddesinin 2. fıkrasında; ilgililerin, işyeri açma ve çalışma ruhsatı adlı belgeye dayanarak işyeri açabileceği belirtilmiş, İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik'in 6. maddesinde de, yetkili idareden usulüne uygun işyeri açma ve çalışma ruhsatı alınmadan açılan işyerlerinin yetkili idarelerce kapatılacağı düzenlenmiştir.
6102 sayılı TTK'nun "Geçerli olmayan sigorta" başlıklı 1404. maddesinde, sigorta ettirenin ya da sigortalının, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı bir fiilinden doğabilecek bir zararını teminat altına almak amacıyla sigorta yapılamayacağı; 1452. maddesinde ise, 1404 ve 1408. madde hükümleriyle 1429. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesine aykırı sözleşmelerin geçersiz olduğu düzenlenmiştir.
İşbu davada davacı sigorta şirketince düzenlenen işyeri sigorta poliçesinin 30/06/2012 tarihli olduğu ve rizikonun 03-04/07/2012 tarihinde gerçekleştiği, riziko tarihi itibariyle işyeri açma ve çalıştırma ruhsatının bulunmadığı, 26/02/2013 tarihinde alındığı, davacının işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı olmayan bir işyeri hakkında poliçe düzenlemek suretiyle yasanın yukarıda işaret edilen emredici hükümlerine aykırı davrandığı, sigorta sözleşmesinin 6102 sayılı TTK'nun 1404. maddesi delaletiyle 1452. maddesi gereğince geçersiz olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, davacı sigorta şirketi geçersiz bir sözleşmeye göre ödeme yapmış olup, kanuni halefiyete göre ikame ettiği işbu davada zarar sorumlularından ödediği tutarın rücuen tazminini talep etmektedir. Sigorta sözleşmesinin açıklanan sebeplerle geçerli olmadığı sonucuna varıldığına göre, kanuni halefiyetin ilk şartı olan "ortada geçerli bir sözleşme bulunması" koşulu gerçekleşmemiştir ve davacı sigorta şirketinin davalılardan 6102 sayılı TTK'nun 1472. maddesi kapsamında tazminat talep etmesi mümkün değildir.
Davacının, "alacağın temliki" hükümlerine göre rücu isteminde bulunup bulunamayacağına gelince; sigortacının kanuni halefiyeti, kanuni temlik niteliğinde olduğundan, alacağın devrine ilişkin TBK’da yer alan düzenlemeler, niteliğine aykırı düşmedikçe sigortacının kanuni halefiyeti bakımından da uygulanır. Bunun yanı sıra, sigortacının kanuni halefiyetine ilişkin şartların mevcut olmadığı bir durumda, sigortacının TBK’da düzenlenen alacağın temliki hükümlerine dayalı olarak sigortalının zarar sorumlusuna karşı alacak hakkını devralması da mümkündür. Nitekim uygulamada sigorta şirketleri, kanuni halefiyet şartlarının oluşmaması ihtimaline karşı, ödeme yaptıktan sonra sigortalıya “Temlikname” adı altında bir belge imzalatmakta ve bu suretle sigortalının zarar sorumlusuna karşı alacak hakkını devralmaktadır. Geçerli bir sigorta sözleşmesine dayanmaksızın ya da sigorta teminatı kapsamında olmayan bir rizikoya ilişkin olarak sigortalıya ödeme yapılmış olması durumunda sigortacının sigortalıya ait alacak hakkını devralarak zarar sorumlusuna rücu etmesi mümkündür. Aynı şekilde, geçerli bir sigorta sözleşmesi olmakla birlikte mevcut sigorta tazminatında yanılgıya düşülerek bir “hatır ödemesi” yapılması durumunda da sigortalının 6098 sayılı TBK'nun 183 vd. maddeleri uyarınca alacak ve dava hakkını sigortacıya devredebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde, sigortacı kanuni halefiyetinden bağımsız olarak, alacağın temliki hükümleri uyarınca ödemiş olduğu tazminat tutarını zarar sorumlusundan talep edebilmektedir.
Yeri gelmişken sigortacının kanuni halefiyetinin yanında alacağın aynı zamanda temlik edilmiş olduğu durumlarda, sigortacının kanuni halefiyetine ilişkin hükümler uyarınca dava açmış olmasına rağmen hakimin alacağın temliki hükümlerine göre karar verip veremeyeceğine ayrıca değinmek gerekir. Öğretide çoğunluğun da kabul ettiği üzere, davanın maddi vakıaların imkan tanıdığı kanun hükümlerinden yalnızca birine dayanılarak ikame edilmesi halinde, hakim, tarafın dayanmadığı kanun hükmü uyarınca da karar verebilecektir; meğerki davacı davasını taleplerden yalnızca birine hasretmiş olsun. Böyle bir durumda, hukuku re'sen uygulamakla yükümlü hakim, gerekliliği konusunda öğretide aksi görüşler olsa da ıslaha dahi gerek olmaksızın, alacağın temliki hükümlerine göre karar verebilecektir. Nitekim, Yargıtay'ın, sigortacının alacağı devraldığı hallerde, davanın kanuni halefiyet ile ilgili sınırlamalara bağlı kalınmaksızın ele alınması, gerekmesi durumunda alacağın temliki hükümlerine göre yargılama yapılması gerektiği yönünde müstakar uygulamaları mevcuttur (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/1024 Esas 2014/8041 Karar sayılı ilamı).
Davaya konu olaya ilişkin İdareler aleyhinde açılan tam yargı davalarında verilen kararları inceleyen Danıştay 8. Dairesi, sigortalı işyerinin riziko tarihi itibariyle işyeri açma ve çalıştırma ruhsatının bulunmamasını sözleşmenin geçersizliği şeklinde bir sonuca bağlamış ve işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı olmayan yer hakkında poliçe düzenleyen sigorta şirketinin ağır kusurlu olduğunu kabul edip, sigorta şirketinin ağır kusurunun İdarelerin hizmet kusurları ile zarar arasındaki illiyeti kestiğini içtihat etmiştir. Ancak eldeki davada, bu şekilde değerlendirme yapılması, yani sigorta şirketinin ruhsatı olmayan bir işyeri hakkında poliçe düzenlemiş olması sebebiyle ağır kusurlu kabul edilip onun bu ağır kusurunun davalılar ile zarar arasındaki illiyeti kestiğinin kabul edilmesi mümkün değildir; zira tam yargı davalarındaki hizmet kusuru ve illiyet bağının içeriği, TBK'nun haksız fiile ilişkin 49 vd. maddelerinde unsurların içeriğinden farklı olup, eldeki davada davacının tazminat isteminin dayanağı mahkememizin değerlendirmesi ve kabulüne göre, alacağın temliki ve 6098 sayılı TBK'daki haksız fiile ilişkin hükümlerdir.
Tazminat talebinin kanuni dayanağı "alacağın temliki" hükümleri olduğuna göre, uyuşmazlığın alacağı temlik eden ... A.Ş. ile davalılar arasındaki hukuki ilişkiye bakılarak çözüme kavuşturulması gereklidir. ... A.Ş. ile davalılar arasında ise TBK'nun 69. maddesindeki yapı eseri malikinin sorumluluğu kapsamında bir ilişki bulunmaktadır. Bina veya yapı eseri malikinin sorumluluğu, yapı eserinin yapımındaki bozukluğa veya bakımındaki eksikliğe dayanmakta olup, sorumluluğun doğmasında, yapılıştaki bozukluk - bakım eksikliği ayrımının bir önemi yoktur. Zira, malikin sorumlu olması için bakım eksikliği veya yapılıştaki bozukluktan herhangi birinin varlığı yeterli görülmektedir. Her iki olasılıkta da yalnızca malikin sorumluluğu söz konusu olmaktadır. Bina veya yapı eseri malikinin sorumlu tutulabilmesi için; yapım bozukluğu veya bakım eksikliğinden zararın doğması, yapım bozukluğu veya bakım eksikliği ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir. Bina veya yapı eseri malikinin sorumluluğu bakımından bulunması zorunlu unsur olan illiyet bağı yönünden ise, bu bağın kesilmesine yol açacak sebeplerin somut olayda gerçekleşmemiş olması gereklidir. İlliyet bağını kesen sebepler ise; mücbir sebep, zarar görenin ya da üçüncü kişinin ağır kusurudur. Zarar, aradaki illiyet bağını kesecek derecede bir mücbir sebepten, zarar görenin ya da üçüncü bir kişinin kusurundan doğmuş ise yapı malikinin sorumluluğu söz konusu olmaz (Yargıtay HGK'nun 2017/3-439 Esas ve 2017/1463 Karar sayılı ilamı).
Mahkememizce gerek bozmadan önce ve gerekse bozmadan sonra alınan bilirkişi raporlarında, AVM'nin maliki İdol İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğu, ayrıca Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Canik Belediye Başkanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve Karayolları Genel Müdürlüğü'nün de olayda ihmallerinin bulunduğu bildirilmiş olup, birden çok kişinin birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanacağından tarafların olayın meydana gelmesinde ne oranda kusurlu olduklarının bir önemi yoktur. Nitekim bozmadan önceki kararda da AVM'yi işleten ... Hizmetleri Tic. A.Ş ile AVM'nin maliki İdol İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin birlikte sorumluluklarına hükmedilmiş, davalı ... Hizmetleri Tic. A.Ş. birlikte sorumluluğa ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmeyip reddedilmiştir.
Öte yandan alacağı temlik eden ... A.Ş.'ye ait işyerinin olay tarihi itibariyle işyeri açma ve çalıştırma ruhsatının bulunmamasının müterafik kusur kabul edilip edilmeyeceğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Davada, işyeri sahibinin zararın artmasına etkili bir davranışının bulunduğu yönünde bir iddia ileri sürülüp ispat edilmiş değildir. Salt işyeri açma ve çalıştırma ruhsatının bulunmaması gerçekleşen olay karşısında kusura veya zararın doğmasına / artmasına bir etkisi yoktur. Nitekim, rücuen tazminat talepli benzer Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen 2019/192 Esas 2020/156 Karar sayılı dava dosyasında, sigortalı işyerine ait işyeri açma ve çalıştırma ruhsatının bulunmaması müterafik kusur olarak görülmemiş, KASKİ vekili 18/03/2020 tarihli temyiz dilekçesinde Danıştay 8. Dairesi'nin işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı olmayan işyerleri hakkında poliçe düzenleyen sigorta şirketlerinin ağır kusurlu olduğu ve bu durumun idarelerin hizmet kusuru ile zarar arasındaki illiyeti keseceği yönündeki içtihatlarına dikkat çekip müterafik kusur itirazında bulunmuş ise de temyiz itirazlarının tamamı Yargıtay 17.HD.nin 16/03/2021 tarih ve 2334/2753 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Yine aynı sel olayında AVM'deki başka bir işyerinde oluşan hasarın rücuen tazmini talebi ile açılan Mahkememizin 2014/593 Esas 2016/204 Karar sayılı dosyasında müterafik kusur indirimi yapılmadan sonuca gidilip karar verilmiş ve davanın tam kabulüne ilişkin karar Yargıtay 11. HD.nin 2016/13649 Esas 2017/7564 Karar sayılı kararı ile onanmış olup, aynı olaya ilişkin işbu davada farklı sonuca gidilmesi hukuksal güvenlik ilkesi yönünden mümkün görülmemiş, müterafik kusur indirimi yapılması için gerekli şartlar oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
Böylece meydana gelen olayda davalı ve birleşen dosya davalısının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu müterafik kusur indiriminin yapılmasına gerek olmadığı tespit edildikten sonra tazminat miktarının belirlenmesi gerekmektedir. Burada hemen belirtelim ki mahkememizin kabule ilişkin 2014/134 Esas 2015/571 Karar sayılı ilamı yalnızca davalı ... Hiz. A.Ş ile feri müdahil Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından temyiz edildiği gibi temyiz dilekçesi içeriğinden zarar miktarına ilişkin bir itirazın bulunmadığı görülmektedir. Bozma öncesi mahkememizce yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu alınan 12/05/2015 tarihli raporda davacının talep edebileceği hasar miktarı 755.098,48 TL belirlenmiş olmakla bu miktarın tamamının ödeme tarihi 15/08/2012 tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar vermek gerekmiştir.
Her ne kadar mahkememizin önceki kararı birleşen dosya davalısı tarafından temyiz edilmemiş ise de, bozma ilamında açıkça bu davalı yönünden bir onama bulunmadığı görülmekle asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekmektedir. Ancak bozmadan önceki kararda asıl ve birleşen davanın davalıları yönünden tek bir hüküm kurulduğu ve yargılama giderlerinin de bu şekilde değerlendirildiği, tarafların bu yöne ilişkin temyizlerinin olmadığı görülmüş, hal böyle olunca asıl ve birleşen dava yönünden bozmadan önce olduğu gibi tek bir başlık altında hüküm kurulması gerekmiş, vekalet ücreti dahil yargılama giderleri de bu şekilde hüküm altına alınmıştır.
Birleşen davanın davalısı İdol şirketi önceki kararı temyiz etmemiş olup, kararın onun yönünden kesinleşmiş olduğu düşüncesiyle hakkında ''karar verilmesine yer olmadığına'' dair hüküm kurulması gerektiği düşünülebilir ise de, bozmadan önceki kararda her iki davanın davalıları hakkında müteselsil sorumluluk şeklinde hüküm kurulmuş ve Yargıtay'ca İdol şirketi hakkındaki kararın onanmasına şeklinde bir karar verilmemiş olduğundan, bu kez de her iki davanın davalıları hakkında birlikte hüküm kurulmuştur.
Davacı yararına takdir edilen vekalet ücreti karar tarihindeki tarifeye göre belirlenmiş, ancak birleşen davanın davalısı hakkındaki davada bu şirket tarafından temyiz yasa yoluna gidilmediğinden vekalet ücreti ve yargılama giderine ilişkin sorumluluğunun önceki kararda hüküm altına alınan vekalet ücreti miktarı ile sınırlı tutulması gerekmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin bozma ilamı sonrası idari yargıdaki 2017/765 Esas 2018/1650 Karar sayılı dosyanın kesinleşmesi beklenmiş, bu dosyada dava konusu işyerine ait işyeri açma çalıştırma ruhsatının sigorta sözleşmesinin imzalandığı tarihte ve en geç rizikonun gerçekleştiği 04/07/2012 tarihi itibariyle mevcut olmaması sebebiyle davacının sigortalısının ağır kusuru sebebiyle tazminat talebi reddedilmiş ise de, her iki yargı kolunda zarar ve sorumluluğa dolayısıyla illiyet bağına ilişkin yapılan değerlendirmede dikkate alınan unsurlar birbirinden farklı olmakla ve hususiyle mahkememizce TBK'nun 69.maddesi kapsamında değerlendirme yapılmış olmakla İdare Mahkemesince davacının sigortalısının ağır kusuruna ilişkin tespitlerin kabulü mümkün görülmemiştir. Esasen mahkememizce de İdari Yargı gibi poliçenin geçerli olmadığı değerlendirmesi yapılmış, ancak ''alacağın temliki'' hükümlerinin hükümlerinin uygulanması ile sonuca gidilmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
Dava ile ve bu dava ile birleşen Mahkememizin 2013/284 Esas sayılı dosyadaki davanın KABULÜ ile;
1-755.098,48 TL 'nin ödeme tarihi 15/08/2012 tarihinden işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,
2-Alınması gerekli 51.580,78 TL harçtan dava ve birleşen davada peşin alınan harç toplamı 25.790,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 25.790,38 TL TL harcın asıl dava ve birleşen dava davalılarından müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesince hesaplanan 54.804,92 TL vekalet ücretinin (birleşen dosya davalısı İdol İnşaat San Tic A.Ş'nin sorumluluğu 43.603,94 TL) asıl dava ve birleşen dava davalılarından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine,
4-Davacı tarafça dava ve birleşen davada sarf edilen posta masrafı 542,10 TL ve bilirkişi ücreti 5.200,00 TL olmak üzere toplam 5.742,10 TL yargılama giderinin (birleşen dosya davalısı İdol İnşaat San Tic A.Ş'nin sorumluluğu 1.176,40 TL) asıl dava ve birleşen dava davalılarından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine,
5-Davacı tarafça asıl dava ve birleşen davalarda başlangıçta yatırılan peşin harç, başvuru harcı, vekalet harcı ve tedbir harcı toplamı 25.886,50 TL'nin asıl dava ve birleşen dava davalılarından müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine,
6-Kararın talep halinde Yazı İşleri Müdürü tarafından taraflara tebliğine,
7-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilgili tarafa iadesine,
Dair, davacı vekilinin ve davalı İdart vekilinin, feri müdahiller Canik, Saski ve Büyükşehir Belediyesi vekillerinin yüzüne karşı davalı İdol ve ihbar olunan DSİ vekilinin yokluğunda mahkememiz gerekçeli kararının taraflara tebliği tarihinden itibaren 15 gün içinde Yargıtay yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 16/06/2021
Başkan
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Üye
¸e-imzalıdır
Katip
¸e-imzalıdır