T.C. SAMSUN ASLİYE TİCARET MAHKEMESİEsas-Karar No: 2020/80 Esas - 2021/341
T.C.
SAMSUN
ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO: 2020/80
KARAR NO: 2021/341
BAŞKAN:
ÜYE:
ÜYE:
KATİP:
DAVACI :
VEKİLİ:
DAVALI :
VEKİLLERİ:
DAVA: Alacak (Sözleşmeden Kaynaklanan Faiz Alacağı)
DAVA TARİHİ: 30/01/2020
KARAR TARİHİ: 09/06/2021
KAR. YAZIM TARİHİ: 14/06/2021
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Sözleşmeden Kaynaklanan Faiz Alacağı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
İddia ve savunmaların özeti;
Davacı vekili 30/01/2020 tarihli dava dilekçesinde özetle; davacı şirket tarafından Ordu ve çevre illerde küçük ve orta ölçekli elektrik arıza bakım onarım ve özellikle tesis ile elektriklendirme işleri yaptığını, büyük ölçekli firma olan ... den ihale usulü iş aldığını, davalı firma ile 25/05/2016 tarihli 2016 Yatırım Porjesi Çorum Kırsal Şebeke ve Abone/Ket Yapım İşleri İhalesi ile 28/02/2018 tarihli 2018 Yatırım Projesi Amasya Tesis Yapım İşi ihalelerini alarak sözleşmeler imzaladığını ve işler tamamlandıktan sonra usulüne uygun faturalar düzenlediğini, iş bitiminden sonra kesilen faturaların süresinde ödenmediğini, bu nedenle müvekkili firmanın bankalardan kredi çekmek zorunda kaldığını ve ödeme zorluğu içine girdiğini, davalı ile imzalanan sözleşmelerin ödeme yeri ve şartlarını düzenleyen 11. maddesinde vade tarihi olarak Yedaş'ın uygun finansman planına göre Yedaş'ta ödenir denilerek hem sözleşme serbestisinin sınırlarının zorlandığını hem de davalı şirkete göre mali açıdan çok daha zayıf olan şirketin zor durumda bırakıldığını, büyük ölçekli firma olan davalı ile yapılan sözleşmelerde vade tarihi bildirilmemekte olup sözleşmelerde 'Yedaş'a uygun finansman planına göre Yedaş'ta ödenir' ibaresi yer almakta ise de TTK 1530. maddesine göre bu sürenin fatura tarihinden itibaren 60 günü geçmeyeceğinin açık ve net bir şekilde hüküm altına alındığını, sözleşmede ödeme günü veya süresi belirtilmemişse veya belirtilen süre beşinci fıkraya aykırı ise borçlunun sürelerin sonunda ihtara gerek kalmaksızın mütemerrit sayılacağını ve alacıklının faize hak kazanacağını, fatura tarihinden 60 gün geçmesiyle birlikte davacı şirketin alacağının muaccel hale geldiğini, muaccel hale gelen alacak içinde uygulanacak faiz oranının 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı kanuni faiz ve temerrüt faizine ilişkin kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olacağını, TTK uyarınca taraflarına ödenmesi gerektiği halde ödenmeyen, temerrüt tarihinden ödeme tarihine kadar hesaplanan 1.411.706,28 TL faiz alacağının temerrüt tarihinden başlamak üzere avans faizi ile birlikte, bu mümkün değil ise dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davacı şirkete ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı YEDAŞ vekili 27.02.2020 havale tarihli cevap dilekçesinde özetle; davacı ile davalı şirket arasındaki sözleşmesel ilişkiye konu alacakların ferileri ile birlikte davacı tarafından temlik sözleşmeleri ile 3.kişilere devredildiğini, alacakları devretmiş olan davacı tarafın devir konusu alacakları üzerinden herhangi bir hukuki tasarrufta bulunamayacağını da kabul ettiğini, bu sebeple davacının iş bu davayı ikame etmesinde hukuki yararı bulunmadığını, davanın dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, TBK 82. maddesine göre sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkının hak sahibinin geri isteme hakkını öğrenme tarihinden başlayacak iki yıl geçmesiyle zaman aşımına uğradığını, sözleşmeler ile ilgili yapılan işlerin bu işlere ilişkin hakedişlere göre keşide edilen fatura bedellerinin şirketlerince ödendiğini, fatura bedellerinin ödenmiş olması hasebiyle Borçlar Kanunu'nun 131. maddesinde yer alan hüküm çerçevesinde asıl borç ödeme ile sona ermiş olduğu için buna bağlı hak ve borçların da sona erdiğini, davacı yanın dilekçesinde gösterdiği faiz hesaplama tablosunda belirttiği bazı tutarların sözleşme hükümlerine binaen belirlenen %3 oranında nakit teminat kesintisi tutarları olduğunu, bu tutarlara fatura tarihinden itibaren faiz hesaplanmasının yersiz olduğunu, davacı yanın yaptığı hakedişler ve sonrasında bu hakedişlere esas olan ödemelerin gerçekleştiği vadeleri ihtirazi kayıtsız olarak kabul edip sözleşme ve teknik-idari şartnamedeki tüm yazılı kabul, beyan ve taahhütlerini yok saymasının sözleşmede kabullendiği yükümlülükleri inkar etmesinin kabul edilemez olduğunu, davacı tarafından faturaya bağlı hakedişlere konu olarak düzenlenen ve şirketlerine tebliğ edilen herhangi bir ihtar yada yazının hiçbir surette olmadığını, bu haliyle temerrüt halinin vuku bulmadığını, hukuki yarardan yoksun davanın dava şartı yokluğundan reddine, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine, davanın esastan reddini savunmuştur.
Davacı vekili 09/03/2020 havale tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; temliklerde alacağın tamamının tüm fer'ileri ile birlikte temlik edilmediğini, temlik tutarının sınırlandırıldığını, temlik sözleşmelerinin incelenmesinde bu durumun ortaya çıkacağını, davacı sıfatları ve davayı açmakta hukuki menfaatleri hususunun tartışmasız olduğunu, zaman aşımı süresinin 10 yıl olup bu sürenin dolmadığını, TBK 100. maddesi gereği borçlunun yaptığı ödemelerde önce faiz ve giderlerinin ödenmesi, faiz ve gider söz konusu değilse yapılan ödemenin ana paradan düşüleceğinin bildirildiğini, bu şekli ile kanundan kaynaklı olarak muaccel hale gelmiş bir alacakta yapılan ödemenin önce faiz ve giderlerden düşüleceği dolayısı ile ana paranın tamamının ödendiğinden bahsedilemeyeceğini, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili 18/03/2020 havale tarihli ikinci cevap dilekçesinde özetle, davacının dava dilekçesindeki iddia ve beyanlarından alacağın TBK'nun sebepsiz zenginleşmeye dair hükümlerine dayandırıldığını, davacının iddia ve talepleri dikkate alındığında, sözleşme konusu işlerin ifası nedeniyle elde etmesi gereken paranın kendisine geç ödenmesi nedeniyle tahakkuk ettiğini iddia ettiği faiz olduğunu, davacı yanın TBK 131. maddesine dair ileri sürdüğü beyanlarının temelinin bulunmadığını, davacının kendisine yapılan hiçbir hakediş ödemesine dair bu hakedişleri eksik aldığını, faizinin ödenmediği vb. iddialar ile ihtirazen bir bildirimde bulunmadığını, kayıt veya şerh düşmediğini, davacının beyanlarını kabul etmemekle haksız ve hukuka aykırı davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Toplanan deliller;
Arabuluculuk son tutanağı,Yedaş ile ... İnş. Taah...Ltd.Şti. arasında düzenlenen SA2016/057 numaralı 25.05.2016 tarihli ve SA2017/171 numaralı 28.02.2018 tarihli yapım işleri sözleşmeleri, faturalar ve bu faturalara istinaden yapılan ödemelerin dekontları, temliknameler, davacı tarafa ait 01.01.2016-31.12.2016 tarihleri arası mizan ve kurumlar vergisi beyannameleri, Ordu ve Amasya Sosyal Güvenlik Kurumlarından temin edilen davacı şirkete ait belgeler, Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı cevabi yazısı, Mali Müşavir bilirkişi Doç.Dr. Erdal Yılmaz tarafından düzenlenen 23.12.2020 tarihli bilirkişi raporu, Ordu 3.Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla davacı tarafın ticari defter ve belgelerinin incelenmesine ilişkin Mali Müşavirler ve Nitelikli Hesap Uzmanından oluşan bilirkişi heyetinden alınan 05.02.2021 tarihli rapor, Mali Müşavir Doç.Dr.Erdal Yılmaz tarafından düzenlenen 01.04.2021 tarihli ek rapor ve tüm dosya kapsamı.
Delillerin tartışılması, değerlendirilmesi ve gerekçe;
Dava, geç ödeme iddiasına dayanan temerrüt faizi alacağının tahsiline ilişkindir. Tüm dosya kapsamından; davacı şirketin davalıdan ihale usulü iş alarak sözleşmeler imzaladığı, işin tamamlanmasından sonra davacı tarafından usulüne uygun faturalar düzenlediği ve ödemelerin yapıldığı, ancak davacının ödemelerin süresinde gerçekleştirilmediğinden faiz alacağı doğduğunu ileri sürerek TTK 1530. maddesi gereği hesaplanan 1.411.706,28 TL faiz alacağının davalıdan tahsilini talep ederken davalı tarafın ise alacağın temlik edildiğini bu sebeple dava hakkının olmadığını, hak edişlerin ihtirazi kayıtsız kabul edilmiş olması sebebi ile de talepte bulunamayacağını savunduğu görülmektedir.
Gerek dava dilekçesi içeriğinden gerekse davacı vekilinin yargılamadaki sözlü beyanlarından sözleşme bedeli olan asıl alacağın ödendiği sabit ve ihtilafsızdır. Davacı taraf iş bu dava ile kanundan kaynaklı olan ihtara gerek duyulmayan temerrüt faizi talep etmektedir. Yine dosya kapsamı ve beyanlardan davacının davalıdan olan alacağının bir kısmını teminat maksadı ile temlik ettiği tespit edilmiştir.
Alacağın temliki, Türk Borçlar Kanunu'nun 183 vd. maddelerinde düzenlenmiş olup, alacağın temlikinde temlik işleminin kapsamını yani devir sözleşmesine nelerin dahil olacağını veya olmayacağını belirleme yetkisi taraflara aittir. Hatta temlik işleminin alacağın tamamına mı yoksa bir kısmına mı ait olacağını belirleme yetkisi de taraflara aittir. Ancak taraflar, temlik sözleşmesinde sözleşmenin kapsamı ile ilgili başkaca birtakım hükümler koymazlar ise bu durumda uygulanacak kurallar, TBK'nun 189. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre; "Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır." Demek oluyor ki, devir sözleşmesi yapıldığında devre konu olan alacak hakkı ile birlikte bu alacağa bağlı olan fer'i haklar da kendiliğinden başkaca birtakım işlemlere gerek kalmaksızın devralana geçer. Alacakla birlikte devralan şahsa geçen "alacağa bağlı fer'i haklar" rehin veya kefalet gibi alacağı teminat altına alan veya faiz gibi alacağın kapsamını genişleten yan haklarla, alacağa bağlı olan bir takım yenilik doğurucu haklardır. Alacağın kapsamını genişleten yan hakların en önemlisi faizdir. Gerek akdi faiz gerekse kanunî faiz olsun, devir işleminden sonra devralan alacaklı lehine işlemeye başlar. Hatta sadece işlemekte olan faizler değil, işlemiş ancak temlik tarihine kadar devreden kimse tarafından tahsil edilmeyen faizler dahi devralan şahsa geçer. Bu durum TBK'nun 189/2. maddesinde "Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır." şeklinde açıkça ifadesini bulmuştur.
Teminat amaçlı temlik, bir kimsenin (inananın) bir başka kimseye (inanılana) sahibi olduğu bir alacak hakkını veya devri mümkün bir başka hakkı, ona karşı olan borcunu teminat altına almak amacıyla devrettiği ve devralan inanılanın da bu hakkı teminat amacının sınırları içinde kullanmayı, devreden inanan veya üçüncü kişiye karşı yükümlendiği sözleşmedir. Bu sözleşme ile teminat amaçlı olsa da alacak devredildiğinden, tam bir devrin hukuki sonuçları meydana gelir. Tam hak iktisabı teorisi uyarınca hakkın devredildiği inanılan, devredilen alacağa tüm ferileri ve şahsa münhasır olanlar hariç olmak üzere tüm öncelik hakları ile sahip olur (TBK m. 189). Bu bağlamda alacağa ait teminatlar ve faizler de alacağı devralan inanılana geçer. İnanan teminat olarak devrettiği hak üzerinde bütün yetkilerini kaybeder ve bu alacak üzerinde tasarruf edemez.
Toptan temlik, alacakların tek tek belirtilmesi yerinde bütün var olan ve/veya doğacak alacakların toplu olarak devredildiği temlik türüdür. Genellikle bankalarla yapıldığından bankanın düzenlediği kredi sözleşmesinde alacakların toplu olarak temlik edildiğine ilişkin hükümler yer alır. Teminat amaçlı temlik olduğu için de hem inanç anlaşması, hem de temlik sözleşmesi bu kredi sözleşmesinin içinde bulunmaktadır. Toptan temlik birden çok borçludan olan alacağın temlikine ilişkin olabileceği gibi, aynı borçludan sahip olunacak birden çok alacak için de yapılabilir. Toptan temlikin geçerli olması için, alacakları doğuran hukuki ilişkinin, o alacakların borçlusunun ve alacağın miktarının belirlenmiş veya belirlenebilir kılınarak bir sınırlandırmanın yapılmış olması aranmalıdır. Toptan temlik halinde de hem alacaklar hem de bu alacağa bağlı feri haklar, örneğin tüm faiz ve gecikme faizleri de devredilmiş olur. Yine eğer sözleşmede aksine bir hüküm konulmadı ise alacağa bağlı tüm talep hakları ile öncelik hakları da devredilmiş olur (Bkz: Saihe Oktay Özdemir, Teminat Amaçlı Alacak Devri, İÜHFM C. LVII. S. 1-2, 265 - 299, 1999).
Dosyadaki davacı tarafın ve davalı tarafın yazılı ve sözlü beyanları, temlikname örnekleri ve 04.01.2021 tarihli bilirkişi ek raporu kapsamından, davacının bir kısım alacaklarını teminat amacı ile ve toptan temlik şeklinde bir kısım banka ve diğer şirketlere temlik ettiği görülmektedir. Hangi fatura alacağının hangi tarihte ve ne kadarlık kısmının temlik edildiği ile bakiye kısımlara ilişkin ayrıntılı inceleme 04.01.2021 tarihli bilirkişi raporunun 2. sayfasında açıklanmıştır. Böylece temlike konu alacağa ilişkin faiz talebinde bulunma hak ve yetkisi de temlik alana geçmiş olup davacı tarafın temlike konu alacak hakkında faiz talep etme konusunda aktif husumet ehliyeti bulunmadığından davanın temlik edilen alacağa yönelik kısmının reddi gerekmektedir.
Temlik dışında kalan alacağa ilişkin yapılan incelemede; borç ilişkisi, asıl hakla birlikte bazı ferî hakları da içerir. Borç ilişkisinin içerdiği asıl hak, alacak hakkı; ferî haklar ise, cezai şart, faiz, kefalet, rehin, hapis hakkı gibi haklardır. Ferî haklar, borç ilişkisinin içerdiği alacak hakkının bir kısmı, bir parçası değildir. Asıl borca bağlı, asıl borç mevcut ve geçerli olduğu sürece geçerli olup, asıl alacak ile birlikte doğar; varlığını sürdürür, onunla birlikte sona ererler. Borcu sona erdiren en önemli neden, tarafların kendilerine yüklenen edimleri ifa etmeleridir. Genel olarak ifa, borçlanılmış edimin yerine getirilmesi suretiyle alacaklının tatmin edilerek borcun sona erdirilmesidir. Kural, asıl borç sona erdiğinde, bu borca bağlı ferî borçların da sona ereceğidir. Bu sonuç, ek bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden gerçekleşir. Ne var ki, asıl borç sona erdiğinde yan borçların sona ereceğine ilişkin kural, her zaman ve her hukuksal ilişki için geçerli değildir.
Bununla ilgili ayrık durumlar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 131. maddesinde gösterilmiş, kıymetli evrak, taşınmaz rehni ve konkordato bu kuralın dışına taşınmıştır. Ayrıca, evvelce işleyen faizleri talep hakkının saklı tutulması (ihtirazi kayıt) veya saklı tutulduğunun hâl ve koşullardan çıkartılması kaydıyla, ödenmemiş faizlerin istenebilme hakkı ortadan kalkmamakta, asıl borç ifa veya sair bir suretle son bulmuş olsa bile, borcun ferisi olan faiz varlığını sürdürmekte ve alacaklı bunları talep edebilme hakkını yitirmemektedir. İhtirazi kayıt; “muayyen haklarını kullanmak hususunda serbestisini muhafaza etmek isteyen tarafın bu husustaki vaki beyanı” olarak tanımlanabilir. İhtirazi kayıt ileri sürme hakkı, yenilik doğurucu nitelikte olup, bir hukuksal durumu ortaya çıkarmak, var olan hukuksal durumu değiştirmek veya ortadan kaldırmak için kullanılır. Bu haklar, nitelikleri gereği, sonuçlarını kendiliğinden meydana getirirler. İhtirazi kayıt ileri sürmeye yönelik hak, başka bir hakkı koruyucu nitelikte olup, koruduğu hak, asıl alacağa bağlı olan ve henüz ifa edilmeyen yan edimlere ilişkin haklardır. İhtirazi kayıt ileri sürme hakkının kullanılmaması ile alacaklının korunan bu haklarını talep etmesi engellenmiş olur. Bu engellenme itiraz niteliğinde bulunmaktadır.
Alacaklının, bu hakkını kullanmakla korumak istediği hakları korunmuş olmakta, bu irade kullanılmaz ise, korunmak istenen (ferî nitelikte) hak düşmektedir. Bu ön koşul, ifanın kabulü sırasında ya da en geç ifanın ardından hemen kullanılmalıdır. Alacaklının, borcun ifası sırasında veya en geç ifanın arkasından derhal, ifanın tam olarak yapılmadığına ilişkin çekinceye dair iradesini, borçlu tarafa bildirmemesi, alacaklının borçlu tarafından yapılmayan ifaların yapılmasına ilişkin talebinden zımnen feragat ettiği anlamını taşımaktadır. Alacaklının ihtirazi kayıt ileri sürmemesi, karşı tarafın ifasını ve ifaya ilişkin davranışı ile ortaya koyduğu iradesini kabul ettiği anlamına gelecektir. Hareketsizlik hiçbir zaman ihtirazi kayıt ileri sürüldüğünü göstermez ve bu yolda bir karine oluşturmaz. TBK'nun 131. maddesinde açıkça durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmadıkça faizlerin talep edilemeyeceği belirtilmektedir. Buna göre, alacaklı açıkça ihtirazi kayıt hakkını ileri sürmese bile, yaptığı eylem ve işlemlerden bu hakkını kullanmak istediği sonucu çıkarılabiliyorsa, bu hakkın kullanıldığının kabulü gerekecektir. “hâl icabı” kavramı değerlendirilirken kuşkusuz, somut olayın özellik ve gerekleri dikkate alınmalıdır. Burada önemli yön, alacaklının hangi eylem ve işlemlerinin, bu hakkı kullanmak istediği şeklinde yorumlanması gerektiğidir. İfade edilmek istenen husus, somut olayın niteliğinin, para borcunun son bulmasına karşılık, işlemiş faiz borcunun devamını gerektirmesidir. Alacaklının, asıl borç konusu para alacağını tahsil ederken, işlemiş faizleri talep hakkını saklı tuttuğunu beyan etmediği veya bu durum “hâl ve koşullardan çıkartılmadığı” takdirde ise, yukarıda belirtilen yasal ilke uyarınca, asıl borç son bulmakla, faiz alacağı da son bulacaktır. Yargılama hukukunun genel bir kuralı olarak, belli bir hukuk kuralına dayanarak hak elde etmek isteyen taraf, bu kuralın uygulanabilmesi için gerekli koşulların varlığını ispat etmekle yükümlüdür. Davacı, ihtirazi kayıt ileri sürdüğünü ya da durumun gereğinden bu hakkını kullandığının anlaşılması gerektiğini ispat etmekle yükümlüdür (Bkz: Yargıtay HGK'nun 11.02.2020 tarih ve 21-400/119; Yargıtay 23. HD.nin 14.05.2014 tarih ve 9034/3769; Yargıtay 4. HD.nin 11.12.2014 tarih ve 1651/17009; Yargıtay 4. HD.nin 23.11.2015 tarih 13540/13395 sayılı kararları).
Dosya kapsamından; davacı tarafın davalıdan faiz alacağı dışında herhangi bir alacağı kalmadığı sabittir. Davacı, tahsilatlar sırasında faiz alacağına ilişkin bir çekince ileri sürdüğünü veya “hâl icabı” faiz hakkının saklı tutulduğuna ilişkin herhangi bir eylem ya da işleminin bulunduğunu yazılı kesin delillerle ispat edememiş, dava dilekçesinde yemin delillinin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Böylece asıl alacak sona erince fer’i haklar da sona ermiş sayılacağından ve taraflar arasındaki sözleşmede asıl borç tutarı ödendikten sonra faizin ayrıca istenebileceğine ilişkin açık bir hüküm bulunduğu ileri sürülüp ispat edilemediğinden bu yöne ilişkin davanın da reddi gerekmiştir.
Mahkememizin davanın reddi yönündeki gerekçesi yukarıda açıklandığı gibi olmakla beraber davanın esası incelendiğinden, bu yönden de değerlendirme yapılması gereği duyulmuştur. Davacı vekilinin talebinin dayanağı TTK 1530. maddesi olup maddenin ikinci fıkrasına göre ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacı ile yapılan işlemlerde alacaklı kanundan veya sözleşmeden doğan tedarik borcunu yerine getirmiş olmasına rağmen borçlu gecikmeden sorumlu tutulamayacağı haller hariç sözleşmede öngörülmüş bulunan tarihte veya belirtilen ödeme süresinde borcunu ödemezse ihtara gerek olmaksızın temerrüte düşer. Madde metninden de anlaşılacağı üzere iş bu maddenin mal ve hizmet tedariklerine ilişkin sözleşmelerde uygulanması mümkündür. (Yargıtay 19.HD. 2017/3266 E. 2018/4228 K., Yargıtay 15.HD. 2016/3758 E. 2018/351 K. sayılı örnek ilamları)
Taraflar arasında Elektrik Dağıtım Şebekeleri YG (OG) Dağıtım Hatları ve Kilometrik Bedelli YG (OG) Dağıtım Hatları Yapım İşleri Sözleşmesi mevcut olup uyuşmazlık bu sözleşmeler sebebi ile yapılan ödemelere dayanmaktadır. Sözleşme içerikleri incelendiğinde, eser sözleşmesi niteliğinde olduğu görülmektedir. Nitekim Yargıtay 15.HD. 2016/380 E. 2017/1945 K. Sayılı ve aynı dairenin 2013/6812 E. 2014/4103 K. sayılı ilamlarında da aynı nitelikteki sözleşmeler eser sözleşmesi olarak kabul edilmiştir. Yapılan bu açıklamalara göre iş bu davada 1530. maddesinin uygulama şartları mevcut değildir.
Uyuşmazlığa Türk Borçlar Kanunun 117. maddesinin uygulanma ihtimalinin bulunup bulunmadığının da incelenmesinde fayda vardır. TBK 117. maddesine göre muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı ile temerrüte düşer. Borcun ifa edileceği gün birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanılarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak sureti ile belirlenmiş ise bu günün geçmesi ile temerrüt gerçekleşir. Dosya kapsamında taraflar arasındaki sözleşmenin 11. maddesinde ödeme yeri ve şartlarının düzenlendiği, madde incelendiğinde kesin bir vadenin bulunduğundan söz edilemeyeceği iş bu maddeye istinaden temerrüt faizi talebinde bulunulabilmesi için ayrıca ihtarın yapılmasının gerektiği, dosya içerisinde böyle bir ihtara rastlanmadığı gibi davacı tarafından temerrüt ihtarının yapıldığına ilişkin bir iddia ve ispatın bulunmadığı böylece TBK nın 117. maddesi şartlarının da bulunmadığı kanaatine varılmıştır.
Davalı taraf süresinde verdiği cevap dilekçesi ek süre talebinde bulunmakla birlikte zaman aşımı definde bulunmuştur. Taraflar arasında sözleşmesel ilişki bulunduğuna göre zaman aşımı süresinin TBK nın 146. maddesi gereği 10 yıl olması gerektiği nazara alındığında zaman aşımının henüz dolmadığı anlaşılmış, usulüne uygun ilk itirazın bulunmadığı görülmüştür.
Yukarıda açıklandığı üzere davacı tarafından bir kısım alacaklar temlik edilmiş olmakla temlik edilen kısım yönünden dava hakkı bulunmadığından vekalet ücretinin maktu takdiri gerekirken, temlik edilmeyen ancak TBK 131. Maddesi kapsamında reddedilen kısım yönünden nisbi vekalet ücretine hükmetmek gerekmektedir. Bu yönden 04.01.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda mahkememiz görevlendirmesine uygun olarak yapılan incelemede alacak tutarı 35.196,67 TL tespit edilmiş bu tutar üzerinden davalı yararına nisbi vekalet ücretine hükmedilmiştir.
Zorunlu arabulucuk sürecinde, Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320-TL arabuluculuk ücreti, 6325 sayılı Kanun'un 18/A maddesinin 13.fıkrasının son cümlesi ile 14.fıkrası gereğince, yargılama gideri olarak davacıya tahmil edilmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere:
1-Davanın REDDİNE,
2-Alınması gereken 59,30 TL harcın peşin alınan 24.108,42 TL'den mahsubu ile bakiye 24.049,12 TL harcın karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden temlik edilmeyen 35.196,67 TL alacak yönünden yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesince belirlenen 5.279,50 TL vekalet ücreti, temlik edilen alacaklar yönünden yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesince belirlenen 4.080,00 TL vekalet ücreti olmak üzere toplam 9.359,50 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesine,
4-Zorunlu Arabulucuk sürecinde Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320-TL arabulucuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına,
5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına.
6-Kararın talep halinde Yazı İşleri Müdürü tarafından taraflara tebliğine.
7-Kullanılmayan gider avansın karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine.
Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı mahkememiz gerekçeli kararının taraflara tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde İstinaf yolu açık olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 09/06/2021
Başkan
✍ e-imzalıdır
Üye
✍ e-imzalıdır
Üye
✍ e-imzalıdır
Katip
✍ e-imzalıdır