(5237 S. K. m. 29, 37, 53, 62, 86, 87) (5271 S. K. m. 280) (16. CD. 14.07.2017 T. 2017/1443 E. 2017/4758 K.) (4. CD. 25.01.2005 T. 2003/13944 E. 2005/119 K.) (YCGK 24.05.2016 T. 2014/13-676 E. 2016/262 K.) (14. CD. 30.10.2014 T. 2014/5664 E. 2014/11861 K.) (YCGK 11.07.2014 T. 2014/ 1-191 E. 2014/363 K.) (14. CD. 27.11.2014 T. 2014/9505 E. 2014/13382 K.) (YCGK 24.05.2016 T. 2016/1-164 E. 2016/261 K.) (YCGK 16.04.2012 T. 2012/1-1577 E. 2012/145 K.) (YCGK 11.11.2016 T. 2014/10-382 E. 2016/400 K.)
Sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince verilen ve yukarıda özetlenen hükümlere karşı sanıklar müdafii tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine CMK'nun 280/1-c maddesi gereğince davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verildikten ve duruşma yapıldıktan sonra;
Gereği düşünüldü:
A-İLK DERECE MAHKEMESİ YARGILAMASI
İDDİA: Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 19/01/2015 tarih ve 2015/323 esas sayılı iddianamesinde özetle; Şüphelinin suç tarihinde Uzun Sokak'ta Simitçi isimli işyerinde çalıştıkları, mağdurun olay günü iş yerine geldiği, aralarında hesap yüzünden tartışma çıktığı, sonrasında şüphelilerin beraberce mağduru elle dövüp basit müdahale ile giderilemez orta(3) kemik kırığı ve yüzde sabit ize neden olacak şekilde nitelikli yaraladıkları, mağdurun öncesinde şikayetçi olduğu, aşamada vazgeçtiği, şüpheli ifadesi, olay tutanakları, tanık beyanı, doktor raporu ve tüm soruşturma evrakından şüphelilerin atılı suçu işlediklerine dair kamu davası açmak için yeterli delil olmakla; şüphelinin yargılamasının mahkemenizde yapılarak eylemine uyan sevk maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemi ile kamu davası açılmıştır.
SAVUNMA: Sanık Z. C. Savunmasında:
"Ben müştekiyi kemik kırığı oluşacak şekilde kasten yaraması değilim. Ben Simitçi isimli iş yeri işletmecisiyim. İş yerinde çalışanım olan M. A. ile müşteki E. U. ve amcasının oğlu M. U. tartışıyordu. Bende gerginliğin yaşanmaması için yanlarına gittim. Sadece küfür ettin etmedin tartışması yaşadık ve müştekiyi itekledim. Müşteki dışarıya çıktıktan sonra bir arbede yaşandı ancak işletmenin önü olması nedeniyle ben ayırmaya çalıştım" şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Sanık M. A. Savunmasında:
"Ben olay tarihinde sanık Z. C.'nın patronu olduğu simitiçi isimli iş yerinde çalışıyordum. Hesap ödemek için müşteri kasaya geldi ve dürümü için parası olduğunu ancak ayrını için parası olmadığını söyledi. Ayıp değilmi bana söyleseydin ayranın parasını ben cebimden verirdim dedim. Bunun üzerine olayla hiç alakası ve dahili olmayan müşteki E. U. ve M. U. olaya dahil olarak "böyle iş yeri sahiplerinin a... Koyacaksın" dediler. O sırada sanık Z. C.'da oradaydı. Ben müştekiye "böyle konuşacağını çıkarıp 1 TL verseydin, neden öyle konuşuyorsun" dedim. Bunun üzerine sanane lan diyerek yakama sarıldı. Bana yumruk atmak için elini kaldırıldığında sadece kendisini ittim. Daha sonra dışarı çıkarıldı. Sadece müşteki ile ben muhattap oldum. Yukarı ki odalara çıkarıp dövmüş olmamız söz konusu değildir" şeklinde açıklamada bulunmuştur.
Mağdur E. U. Beyanında:
"Ben olay sırasında sanık Z. C.'nın iş yerinde para yetmemesi nedeniyle tartışma çıktı. Bunun üzerine ben dışarıya çıktım. Çıktıktan sonra dışarıda tanımadığım kişiler tarafından darp edildim. Ben haklarında dava açılan sanıklardan şikayetçi değilim. Davaya atılma talebim yoktur. Maddi tazminat talebimde yoktur" yönünde anlatımda bulunmuştur.
Tanık M. A. Beyanında:
"Olay tarihinde ben müşteri olarak Simitçi isimli iş yerine gitmiştim. M. A. ile sadece merhabalığım vardır. Ben yemeğe gittiğimde hesap ödeyen iki şahıs vardı. Bunlardan bir tanesi hesabı ödeyemedi. İş yeri sahibi Z. C.'da müşteki ve yanındaki şahsı neden böyle yaptın, söyleseydin zaten ayranı ben sana parasız verirdim dedi. Bunun üzerine müşteki E. yanındaki arkadaşına "şunlara bak, böyle iş yeri çalışanlarını da sahiplerini de sinkaf edeceksin" dedi. Bunun üzerine bu hakareti M. duyunca müştekiye hitaben "söylediğin ayıp değil mi, burada bayanlar var" dedi. Bunun üzerine müşteki söylenerek sanık M.'ın üzerine yürüdü, "sana mı soracağım lan" diyerek aralarında itiş kakış oldu, M. A.'da E. isimli müştekiyi sadece itekledi ve daha sonra taraflar dışarıya çıktılar. Ben dışardaki olayları görmedim. Müştekinin nasıl yaralandığını bilmiyorum. Müştekinin üst katlara çıkma gibi durum olmadı. Sadece merdiven kısmında ve kasanın orda itekleme oldu. Sanık M. müştekiye hakaret etmedi, vurmadı. Sanık Z. C.'da oradaydı ve tarafları ayırmaya çalışıyordu" yönünde anlatımda bulunmuştur.
Tanık M. U. Beyanında:
"İstanbul'da yazılan talimatta verdiğim beyanlarımı da aynen tekrar ederim. Her ne kadar talimat da özet olarak beyanda bulunmuş isem de, olay günü amcamın oğlu E. U. ile birlikte simitçi isimli iş yerine gittik. Yanımızda ablam da vardı. Biz yemek alıyorduk. Sonra iş yerine tanımadığımız bir şahıs geldi. Yemek istedi. Ancak parası yetmedi. İş yeri müdürüyle sözlü tartışmaya girdiler. Bu tartışma sırasında müşteki E. U. bana bu olayla ilgili alakalı olarak ne insanlar var gibi tam olarak hatırlayamadığım bir söz sarfetti. Bu ikimizin arasındaki konuşmaydı. Bunun üzerine sanıklardan M. A. bu konuşmalarımızı duydu. Ve müşteki E. U.'a sanane sen kime söylüyorsun dedi. Aralarında bu şekilde 30-40saniye kadar sözlü tartışma oldu. Daha sonra daha önce yemek isteyip parası yetmeyen şahıs dışarı çıktı. Bende E. U.'u aldım ve birlikte dışarı çıktık. Dışarıda kalabalık bir grup vardı. Ve bu grup bize saldırdı. Ve bizi kasten yaraladılar. Özellikle müşteki E.'e vurdular. Yüzünde sabit iz oluştu. Ayrıca kemik kırığı oldu. Bu şekilde şikayetçi oldum. Daha sonra ben tekrar karakola giderek şikayetimi geri aldım" yönünde anlatımda bulunmuştur.
DELİLLER:
1-Mağdur E. U. hakkında düzenlenen 01/12/2014 tarih ve 584 sayılı adli rapor
2-Tanık beyanları,
3-Genel adli muayene raporu,
4-Nüfus ve adli sicil kayıtları,
5-Tüm dosya kapsamı.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN GEREKÇESİ:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde oluşturulan 02/11/2017 tarih 2015/21 esas ve 2017/519 karar sayılı ilamında; yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; olay tarihinde sanıklardan Z. C.'nın simitçi isimli iş yeri işletmecisi olduğu, diğer sanık M. A.'un iş yerinde çalıştığı, müştekinin olay günü tanık M. U. ile birlikte yemek yemek için simitçi isimli iş yerine geldikleri, yemeklerini aldıkları esnada tanımadıkları bir kişi ile sanık Z. arasında hesap yüzünden tartışma çıktığı, bu sırada müşteki ve tanık M.'in kendi aralarında hesap yüzünden yaşanan bu olan nedeniyle ilgili konuştukları, bu sırada sanık M. U.'un müşteki ve tanığın kendi arasındaki konuşmayı duyduğunu ve müştekiye hitaben "sana ne sen kime sövüyorsun, bekle bizi" şeklinde söz söyleyerek diğer sanık Z. ile müşteki ve tanığın yanına geldikleri, onları üst katta bir odaya çıkardıkları, burada sanıkların müştekiyi ve tanık M. U.'u darp etmeye başladıkları, tanık M. U. ile ilgili şikayetçi olmadığı için kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, aldırılan ATK raporunda belirtildiği üzere basit müdahale ile giderilemez orta (3) kemik kırığı ve yüzde sabit ize neden olacak şekilde nitelikli yaraladıkları, bu nedenle kendi aralarında konuşan müşteki ve tanığın söylemlerinin sanık M. tarafından duyulmasının tahrik olarak değerlendirilemeyeceği, konu ile ilgili olarak müştekinin ve tanık M.'in sıcağı sıcağına alınan beyanlarında olayın oluş şeklini anlattıkları, ancak müştekinin ve tanık M.'in daha sonra bu beyanlarından döndükleri ve sanık savunmalarını destekler nitelikte beyanda bulundukları anlaşılmış ise de, konu ile ilgili yapılan soruşturma kapsamında suçun işlendiği yer güvenlik kamera kayıtlarından olayın oluş şekline ilişkin tespit amaçlı yapılan incelemede, olay anına ilişkin görüntülerin silindiğinin tespit edildiği, eğer ki sanıkların savunmalarını destekler nitelikte görüntülerin varlığı halinde bu kayıtların silinmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, görüntülerin silinmesinin sanıkların savunmalarının doğru olmadığına ilişkin kuvvetli şüphe uyandırdığı, eylemin herhangi bir kesintiye uğramadığı, iş yeri dışında müşteki ve tanığın başkaları ile kavga etmelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu nedenle silinen güvenlik kamera görüntüleri, müşteki ve tanık M.'in olayın sıcaklığı ile verdiği ifadeler karşısında sanıkların savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu ve olay sonrası müşteki ve tanığa etki etmiş olabileceği kanaati ile savunmalarına itibar edilmediği, bu şekilde sanıkların üzerlerine atılı suçları işledikleri sabit görülerek, Sanık Z. C.'un mağdura karşı kasten yaralama suçundan eylemine uyan TCK'nun 86/1,87/1-c,62/1 maddeleri gereğince neticeten 2 sene 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık sanık M. A.'un mağdura karşı kasten yaralama suçundan eylemine uyan TCK'nun 86/1,87/1-c,62/1 maddeleri gereğince neticeten 2 sene 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve haklarında TCK'nun 53.maddesi gereğince hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verildiği görülmüştür.
B- BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ YARGILAMASI
İSTİNAF BAŞVURULARI:
İlk derece mahkemesinin bu kararına karşı sanıklar müdafii tarafından yasal süresi içerisinde; "Trabzon 2.Asliye Ceza Mahkemesi’nin T:02.11.2017, E:2015/21 ve K:2017/519 sayılı kararında özetle; “…olay günü müşteki E. U. ile tanık M. U.’un yemek yemek için sanık Z. C.’nın işletmecisi olduğu işyerine geldikleri, yemeklerini aldıkları sırada tanımadıkları bir kişi ile sanık Z. C. arasında hesap yüzünden tartışma çıktığı, müşteki ile tanık M. bu tartışma hakkında konuşurken diğer sanık M. A.’un konuşmayı duyduğu ve müştekiye hitaben “sana ne sen kime sövüyorsun, bekle bizi” şeklinde sözler söylediği, sanık Z. ile M.’ın müşteki ile tanık M.’i üst katta bir odaya çıkarttıkları ve burada müşteki ile tanık M.’i darp ettikleri, bu darp sonucunda müştekinin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde kemik kırığı ve yüzde sabit ize neden olacak şekilde nitelikli yaralandığı, kendi aralarında konuşan müşteki ile tanık M.’in sözlerinin sanık M. tarafından duyulmasının haksız tahrik olarak nitelendirilemeyeceği, müşteki ile tanık M.’in soruşturma aşamasında verdikleri ifadelerinden daha sonra döndükleri, konu ile ilgili yapılan soruşturma kapsamında suçun işlendiği yer güvenlik kameralarında yapılan incelemede olay anına ilişkin görüntülerin silindiği, sanıkların savunmalarını destekler nitelikte görüntülerin varlığı halinde bu kayıtların silinmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, görüntülerin silinmesinin sanıkların savunmalarının doğru olmadığına ilişkin kuvvetli şüphe uyandırdığı, eylemin herhangi bir kesintiye uğramadığı, işyeri dışında müşteki ve tanığın başkaları ile kavga etmelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, bu nedenle silinen güvenlik kamera görüntüleri, müşteki ve tanık M.’in olayın sıcaklığı ile verdiği ifadeler karşısında sanıkların savunmalarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu ve olay sonrasında müşteki ve tanığa etki etmiş olabileceği kanaati ile savunmalarına itibar edilmemiş ve sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmiştir...” denilmektedir.
Yerel mahkemenin söz konusu kararına gerekçe gösterilen olay ve olgular dosya kapsamı ile birlikte değerlendirildiğinde mezkûr kararın hatalı ve hukuka olduğu açık bir şekilde görülmektedir.
Dosya kapsamına göre somut olayı değerlendirecek olursak; olay günü müvekkil Z. C.’nın işletmecisi olduğu, diğer müvekkil M. A.’ un ise çalışanı olduğu Simitçi isimli işyerinde, hesap ödemeye gelen müşteri ile müvekkil sanık Z., hesap mevzusu sebebiyle aralarında konuşmaktayken, bu sırada müşterilerin ve müvekkil Z. C.’ nın eşinin bulunduğu ortamda müşteki E. U. ile tanık M. Uzun konuşmaya dahil olarak “...böyle işyeri sahiplerinin a.... koyacaksın...”, “...şunlara bak, böyle iş yeri çalışanlarını da sahiplerini de sinkaf edeceksin...” şeklinde ağır tahrik ve hakaret içeren ifadeler kullanmışlardır. Bunun üzerine de müvekkil M., müştekiye hitaben “...neden öyle konuşuyorsun...” demiştir. Akabinde müşteki E. “...sana mı soracağım lan...” diyerek müvekkil M.’ın üzerine yürümüş ve bu sırada müvekkil sanık M. ile müşteki E. arasında itişmeler yaşanmıştır. İşletme sahibi müvekkil Z. de olayın büyümemesi ve işyerindeki diğer insanların rahatsız olmaması adına tarafları ayırmaya çalışmış, ancak bir süre müşteki ve müvekkiller arasında sözlü münakaşa yaşanmış ve daha sonra da müşteki ile tanık M. işyerinden dışarı çıkmışlardır.
Yerel Mahkemenin Gerekçesine İlişkin Değerlendirmelerimiz;
Yerel mahkeme mezkur kararında sadece müşteki E. ve tanık M.’in soruşturma aşamasında ve olayın kızgınlığı ile verilen ilk beyanlarını dikkate almış, müşteki E. ve tanık M.’in daha sonra ilk ifadelerini kızgınlıkla verdikleri, bu ifadelerinin gerçeği yansıtmadığı, müvekkil sanıkların kendilerine karşı suç teşkil eden herhangi bir eylemlerinin olmadığı yönündeki ısrarlı ve samimi ifadelerini ise göz ardı etmiştir. açıkçası yerel mahkeme, yargılama süresince müvekkil sanıkları peşinen suçlu kabul etmiş ve başlangıçtan itibaren müvekkil sanıkların suç işlediği önyargısı ile yargılamayı sürdürmüştür.
Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği üzere; “...yerel mahkeme makamının hakimleri, muhakemeye, sanığın isnat konusu suçu işlediği önyargısı ile başlamamalıdır...”. “...sanığı peşinen suçlu kabul eden bir yargılama makamı kararı, savunma hakkını da ihlal edecektir...”.(Şahinkaya, Yalçın. Suçsuzluk Karinesi, Seçkin, Ankara, 2008; 69, 85). Ayrıca “...yargılama yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp, değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır...” (Yargıtay 16. Ceza Dairesi T:14.7.2017, E:2017/1443, K:2017/4758)
Müşteki E. U. 30.04.2015 tarihli beyanında; “...Ben olay sırasında sanık Z. C.’nın işyerinde para yetmemesi nedeniyle tartışma çıktı. Bunun üzerine ben dışarı çıktım. Çıktıktan sonra dışarıda tanımadığım kişiler tarafından darp edildim. ben haklarında dava açılan sanıklardan şikayetçi değilim...sanıklar bana vurmadı. tanımadığım kişiler tarafından darp edildim...” demiştir.
Yine müşteki E. U. 13.07.2017 tarihli beyanında; “…ben para ile ifade değiştirecek biri değilim. karakola gittiğimde olayın şoku ve yüzümün kanaması sebebiyle abarttım ve karakolda da kasada duran ve işyeri sahibi olan kişileri hedef alarak beyanda bulundum. yüzüm yukarıda belirttiğim gibi dışarıda kanadı. ben sanık M. A.’u daha önce tanımam. dışarıda yediğim yumruklar nedeniyle elmacık kemiğim kırılıp yüzümde sabit iz meydana geldi…” demiştir.
Tanık M. U. ise 27.04.2017 tarihli beyanında; “...Olay günü amcamın oğlu E. U. ile birlikte simitçi isimli işyerine gittik. Yanımızda ablam da vardı. Biz yemek alıyorduk. Sonra işyerine tanımadığımız bir şahıs geldi. Yemek istedi. Ancak parası yetmedi. İşyeri müdürüyle sözlü tartışmaya girdiler. Bu tartışma sırasında müşteki E. U. bana bu olayla ilgili alakalı olarak ne insanlar var gibi tam olarak hatırlamadığım bir söz sarfetti. Bu ikimizin arasındaki konuşmaydı. Bunun üzerine sanıklardan M. A. bu konuşmalarımızı duydu. Ve müşteki E. U.’a sanane sen kime söylüyorsun dedi. Aralarında bu şekilde 30-40 saniye kadar sözlü tartışma oldu. Daha sonra daha önce yemek isteyip parası yetmeyen şahıs dışarı çıktı. Bende E. U.’u aldım ve birlikte dışarı çıktık. Dışarıda kalabalık bir grup vardı. Ve bu grup bize saldırdı. Ve bizi kasten yaraladılar. Özellikle müşteki E.’e vurdular...Sanıklardan Z. C. kasa önündeki tartışma sırasında olay yeri kalabalık olduğu için bizi konuşmaya davet etti. İtişmeler oldu. Bu itişmelere sanık M. A.’un da karışıp karışmadığını bilmiyorum. Kuzenim müştekinin kolundan tuttum. Dışarıya çıkardım. dışarıda da kalabalık grup bize vurdu. Z. C. ve m. a. bizi kasten yaralamadı. E.’e de vurmadılar...” demiştir.
Somut olayda müşteki ve sanıklar ile herhangi bir akrabalık veya arkadaşlık bağı olmayan, olay sırasında müşteri olarak işyerinde bulunan tanık m. a. 30.04.2015 tarihli beyanında; “Olay tarihinde ben müşteri olarak Simitçi isimli işyerine gitmiştim. M. A. ile sadece merhabalığım vardır. Ben yemeğe gittiğimde hesap ödeyen iki şahıs vardı. Bunlardan bir tanesi hesabı ödeyemedi. İşyeri sahibi Z. C.’da müşteki ve yanındaki şahsı neden böyle yaptın, söyleseydin zaten ayranı ben sana parasız verirdim dedi. Bunun üzerine müşteki E. yanındaki arkadaşına “şunlara bak, böyle işyeri çalışanlarını da sahiplerini de sinkaf edeceksin” dedi. Bunun üzerine hakareti M. duyunca müştekiye hitaben “söylediğin ayıp değil mi burada bayanlar var” dedi. Bunun üzerinde müşteki söylenerek sanık m.’ın üzerine yürüdü, “sana mı soracağım lan” diyerek aralarında itiş kakış oldu, M. A.’da E. isimli müştekiyi sadece itekledi ve daha sonra taraflar dışarıya çıktılar. Ben dışarıdaki olayları görmedim. Müştekinin nasıl yaralandığını bilmiyorum. Müştekinin üst katlara çıkma gibi durum olmadı. Sadece merdiven kısmında ve kasanın orada itekleme oldu. Sanık M. müştekiye hakaret etmedi, vurmadı. sanık Z. C.’da oradaydı ve tarafları ayırmaya çalışıyordu...” diyerek, somut olayı tüm gerçekliği ile açıklığa kavuşturmuştur.
Yine Yargıtay bir kararında, sanığın suçu işlediğine ilişkin olarak iftira niteliğinde suçlandığı ve daha sonra da bu beyandan dönüldüğü; suçlayıcı soyut beyan dışında kendisine isnat olunan suçu işlediğine ilişkin kuşku sınırlarını aşan yeterli ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, kuşku aleyhe yorumlanmak suretiyle beraat kararı yerine mahkûmiyet hükmü kurulmasının kanuna aykırı olduğuna karar vermiştir. Bu nedenle, sanık beyanı ile tanık beyanları arasında çelişki vicdani ispat sistemi kuralları uyarında giderilmelidir; aksi takdirde suçun oluştuğu varsayılamaz. Ceza muhakemesindeki vicdani delil sisteminin anlamı, her türlü şüpheden arınmış bir kanaatin varlığıdır. En ufak bir şüphe varsa hâkim sanık lehine karar vermelidir. (Yargıtay 10. Ceza Dairesi T:28.05.1998, 3289/5362, Hakeri, Hakan. Ceza Muhakemesine Giriş, Adalet, Ankara, 2015; 80., Yargıtay 4. Ceza Dairesi T:25.01.2005, 13944/119, YKD 2005, sy:11, 1814-1815)
Ancak somut olayımızda, müvekkil sanıkların müşteki E.’ü kemik kırığına ve yüzde sabit iz olacak şekilde darp ettiklerine dair kuşku sınırlarını aşan yeterli ve inandırıcı somut delil bulunmamasına ve müştekinin müvekkiller tarafından darp edilmediği dosyadaki müşteki ve tanık ifadeleri ile de açıkça sabit olmasına rağmen yerel mahkemece ihtimaller üzerinden değerlendirme yapılarak müvekkil sanıkların cezalandırılması cihetine gidilmesi açıkça haksız ve hukuka aykırıdır.
Belirtmek gerekir ki; somut olayda müvekkil sanıklar ile müşteki ve tanık m. arasında sözlü tartışma yaşanmış olup, itekleme dışında herhangi bir fiziksel temas olmamıştır. kaldı ki; müşteki E.’ün yüzünde oluşan kanamanın müvekkillerin eylemi sonucunda oluşmadığı ve işyerinden çıktıktan sonra dışarıda uğradıkları saldırı sonucu oluştuğu dosyadaki tüm beyanlarla sabittir.
Ayrıca, olay sonrasında müşteki ve tanığın beyanlarını değiştirmesi hususunda hiçbir şekilde etki altında kalmadıkları, müvekkiller tarafından kendilerine hiçbir şekilde teklifte bulunulmadığı; müşteki e.’ ün “…ben para ile ifade değiştirecek biri değilim…” yönündeki ifadesinden açıkça anlaşılmasına rağmen, yerel mahkemece hiçbir somut delil olmaksızın müvekkillerin müşteki e. ve tanık M.’e olay sonrası etki etmiş olabileceği kanaati ile savunmalarına itibar edilmemesi hukuken kabul edilebilir değildir.
Dolayısı ile müvekkil sanıkların, müşteki E.’ü kasten yaraladıkları iddiası yargılama sürecinde kesin ve şüphe götürmeyen bir şekilde ispat edilememiştir. bu nedenle müvekkil sanıklar açısından mezkur suç sübuta ermediğinden müvekkil sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken aksi yöndeki karar hatalı ve hukuka aykırı olup, kaldırılması gerekmektedir.
Yine Yerel Mahkeme gerekçeli kararında “…suçun işlendiği yer güvenlik kameralarında yapılan incelemede olay anına ilişkin görüntülerin silindiği, sanıkların savunmalarını destekler nitelikte görüntülerin varlığı halinde bu kayıtların silinmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, görüntülerin silinmesinin sanıkların savunmalarının doğru olmadığına ilişkin kuvvetli şüphe uyandırdığını…” belirtmiştir. Lakin Yerel Mahkeme tarafından kararına dayanak alınan Trabzon Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ nün 21.05.2014 tarihli inceleme raporunda; “…bahse konu hard disk içerisinde ‘d/database’ klasörü içerisinde 22.12.2012 ile 24.12.2012, 26.12.2012 ile 28.12.2012, 01.01.2013 ile 19.01.2013 tarihleri arasında iş yeri güvenlik kamerası görüntülerinin kayıt altında bulunduğu, ancak bu tarihten sonraki zamana ait herhangi bir görüntü kaydının bulunmadığı, dolayısı ile bu tarihten sonra bahse konu bilgisayarın hard diskinin içerisinde kayıt yapılmadığı, ayrıca 21.12.2012 tarihine ait güvenlik kamera görüntülerinin silinmiş klasörler içerisinde var olduğu tespit edilmiştir…” denilmektedir. Yerel Mahkeme ise gerekçeli kararında olay anına ilişkin görüntülerin silindiğinden bahsetmektedir. Ancak olay tarihi 06.05.2014 olup, rapor içeriğinde ise 21.12.2012 tarihine ait görüntülerin silindiği ve 19.01.2013 tarihinden sonra ise hiç kayıt yapılmadığı tespit edilmiştir. Dolayısı ile Yerel Mahkemece olay tarihinden yaklaşık 2 yıl önce silinmiş olan görüntülerin, olay anına ilişkin görüntüler silinmiş gibi değerlendirmesi ve buna istinaden bu görüntülerin silinmesinin sanıkların savunmalarının doğru olmadığına ilişkin kuvvetli şüphe uyandırdığından bahsetmesi, mahkemenin delilleri ne denli yüzeysel ve eksik incelediğinin açık bir kanıtıdır. Kaldı ki ceza yargılamasında suç hiçbir kuşkuya mahal vermeyecek şekilde ortaya çıkartılması gerekirken yerel mahkemece kuvvetli şüpheden bahsedilmesi de açıkça usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun T:24.5.2016, E:2014/13-676 ve K:2016/262 sayılı ilamında; “…Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye yer vermeyecek kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaatlere değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir…” denilmektedir.
Ayrıca, suçu kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için suçun işlenildiği düşünülse dahi müvekkil sanıkların suçun nitelikli halini işlediklerinin kabul edilmesi de yerel mahkemece verilen mezkur kararın eksik inceleme ürünü olduğunu göstermektedir. zira, müvekkil sanıkların suçun basit halini işledikleri dahi kesin olarak ispatlanamamışken nitelikli halinden sorumlu tutulmaları hakkaniyete aykırı olacaktır. yargıtay kararında da belirtildiği üzere “...sanığın eyleminin suçun basit halini mi nitelikli halini mi oluşturduğu konusunda şüphe olursa, şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanığın suçun basit halini işlediği kabul edilmelidir...” (Yargıtay 14.Ceza Dairesi T:30.10.2014, E:2014/5664 ve K:2014/11861; Yargıtay Ceza Genel Kurulu T:11.07.2014, 1-191/363; Yargıtay 14.Ceza Dairesi T:27.11.2014, E:2014/9505 ve K:2014/13382).
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun T:11.7.2014, E:2014/1-191 ve K:2014/363 sayılı ilamında; “…Sanık hakkında görülen dava kasten öldürme suçuna ilişkindir. Sanık ile kızı ve damadı arasındaki olayın ani gelişmesi, sanık ve maktulenin anne-kız olup aralarında öldürmeyi gerektirecek herhangi bir sebebin bulunmaması, sanığın maktule Arzu yönünden maddi delillerle örtüşen istikrarlı savunması, sanığın kızı olan maktuleyi öldürmek istediğine ilişkin herhangi bir delilin dosya içerisinde bulunmaması, sanığın kastının öldürmeye yönelik olduğu hususunun şüphede kalması ve bu şüphenin de sanık lehine değerlendirilmesi zorunluluğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. bu itibarla, sanığın maktule arzu'ya karşı gerçekleştirilmiş olduğu eyleme yönelik olarak, sanığın eyleminin taksirle öldürme suçunu oluşturduğu gözetilmeden nitelikli kasten öldürme suçundan hüküm kurulması isabetsiz olmuştur…”denilmektedir.
-Haksız Tahrik Yönünden Değerlendirmelerimiz;
5237 Sayılı TCK'nun "Haksız Tahrik" başlıklı 29. maddesinde yer alan; “…Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekizyıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir...” şeklindeki düzenleme ile kişiye haksız fiilin etkisi altında işlediği suçtan ötürü verilecek cezadan belli bir oranda indirim yapılması öngörülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun T:24.5.2016, E:2016/164 ve K:2016/261 sayılı ilamında “…Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, failin haksız bir tahrikin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesini ifade eder. Bu halde fail, haksız tahrikin doğurduğu öfke veya elemin etkisi altında, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Öğretide yer alan görüşlere göre de; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddetin etkisi altında bir suç işlemesi halinde kusur yeteneğindeki azalmayı ifade eden haksız tahrik, bu yönüyle, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan olumsuz bir nedendir. Başka bir deyişle, bu halde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte ve böylece, haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddetin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği, önemli ölçüde zayıflamış bulunmaktadır…” denilmektedir.
Tanık M. A. 30.04.2015 tarihli beyanında; “…müşteki E. yanındaki arkadaşına “şunlara bak, böyle işyeri çalışanlarını da sahiplerini de sinkaf edeceksin” dedi. Bunun üzerine hakareti M. duyunca müştekiye hitaben “söylediğin ayıp değil mi burada bayanlar var” dedi. Bunun üzerinde müşteki söylenerek sanık m.’ın üzerine yürüdü, “sana mı soracağım lan” diyerek aralarında itiş kakış oldu…” demiştir.
Müvekkil sanık M. A. 10.09.2015 tarihli beyanında; “…müşteki E. U. ve M. Uzun olaya dahil olarak “böyle işyeri sahiplerinin a…. koyacaksın” dediler. O sırada Z. C.’da oradaydı. Ben müştekiye “böyle konuşacağına çıkarıp 1 TL verseydin, neden öyle konuşuyorsun” dedim. Bunun üzerine sanane lan diyerek yakama sarıldı. Bana yumruk atmak için elini kaldırdığında sadece kendisini ittim. Daha sonra dışarı çıkarıldı…” demiştir. Yine müvekkil sanık M. A. 08.05.2014 tarihli beyanında; “…E. U. isimli şahıs “böyle işyeri sahiplerinin a….. koyacaksın” dedi. o sırada işyeri sahibimiz Z. C. ve eşi de oradaydı…” demiştir.
Yine kabul anlamına gelmemekle birlikte bir an için müvekkil sanıkların, müşteki E.’e yönelik nitelikli kasten yaralama suçunu işlediğini düşünsek dahi; somut olayda müvekkiller lehine haksız tahrik hükümlerinin üst hadden uygulanması gerekirken, Yerel Mahkemece haksız tahrik kurumu hiçbir şekilde değerlendirilmemiştir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin T:31.10.2017, E:2017/4018 ve K:2017/13791 sayılı ilamında; “…Sanık ve tanıkların alınan beyanlarına göre, mağdurun sanığın kardeşine küfür ettiği ve darp etmeye çalıştığı ancak aralarına girenler tarafından ayrıldıktan sonra bu olay nedeni sanık ile tartışıp itekleşmeye başladıkları ve tartışma esnasında sanığın mağdura kafa attığı olayda, sanık lehine TCK'nin 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılmaması, bozmayı gerektirmiştir…” denilmektedir.
Zira yukarıda da ayrıntılı olarak izah edildiği üzere somut olayın başlangıcından itibaren müşteki e., “...şunlara bak, böyle işyeri çalışanlarını da sahiplerini de sinkaf edeceksin...”, “...böyle işyeri sahiplerinin a.... koyacaksın...”,...sana mı soracağım lan...” gibi ifadelerle müvekkil sanıklara karşı eşlerinin yanında hakaret ve tehdit içerikli sözler sarf ederek müvekkillerin ve işyerinde bulunan diğer kişilerin huzur ve sükununu bozmuş, ayrıca müvekkil m.’ın da üzerine yürümüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun T:16.04.2012, E:2012/1-1577 ve K:2012/145 sayılı ilamında; “…Tahrik nedeniyle yapılacak indirim oranı belirlenirken haksız hareketin işleniş şekli, niteliği, yeri, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmeli, eğer haksız hareket bu özellikleri itibariyle yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa ancak bu takdirde haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir…” denilmektedir.
Öte yandan müşteki e., yukarıda ifade edilen hakaret ve tehdit içerikli sözleri müvekkillere karşı kullanırken işyerinde birçok bayan bulunmakta olup, bu bayanlardan bir tanesi de müvekkil Z. C.’nın eşidir. müvekkil Z. C., kendi işyerinde müşterileri ve özellikle de eşi karşısında müştekinin ağır hakaret ve tehdit içeren ifadelerine maruz kalmıştır. hal böyle iken, yerel mahkemece hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeksizin “…kendi aralarında konuşan müşteki ile tanık m.’in sözlerinin sanık m. tarafından duyulmasının haksız tahrik olarak nitelendirilemeyeceği…” şeklindeki soyut ve herhangi bir anlamı olmayan gerekçe ile haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması da açıkça hukuka aykırılık teşkil etmektedir. kaldı ki müvekkil sanıkların ve tanıkların ifadelerinden de anlaşılacağı üzere müşteki ve tanık m.’in arasında geçen konuşmalar işyerinde o an bulunan herkes tarafından duyulmuştur.
Zira kabul anlamına gelmemekle birlikte yerel mahkemece söz konusu dosyada müvekkil sanık m.’ın hakaret ve tehdit içerikli sözleri duymasının haksız tahrik oluşturmayacağının ifade edilmesinin hukuki bir karşılığı olmayıp, bu gerekçe ile müvekkil sanıklar hakkında haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması adalet ve nasafet kurallarına uygun düşmemektedir. dolayısı ile suçu kabul anlamına gelmemekle birlikte yerel mahkemece müvekkillerin cezalandırılması cihetine gidildiği halde haksız tahrik hükümlerinin üst hatten uygulanmaması hatalı ve hukuka aykırıdır.
-Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Yönünden Değerlendirmelerimiz;
Yerel Mahkeme gerekçeli kararında “...kuvvetli şüphe uyandırdığı...”,”... etki etmiş olabileceği kanaati...” şeklindeki ifadeleri ile yargılamaya konu olay bakımından her türlü kuşkudan arınmış bir hükme varamadığını açıkça ifade etmiş ve sadece varsayıma dayalı olarak olayın başka türlü gerçekleşmiş olabileceği zannı ile müvekkil sanıklar hakkında hüküm kurmuştur.
Dosya kapsamındaki deliller, müşteki beyanları, tanık beyanları ve müvekkil sanıkların tüm aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmaları bir arada değerlendirildiğinde; dosya kapsamında müvekkil sanıklara isnat edilen suçu işlediklerini gösterir somut, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmamaktadır.
Belirtmek gerekir ki; “...şüpheden sanık yararlanır ilkesi, ceza yargılaması hukukunda geçerli olan bir ispat kuralıdır. Bu ilkeye göre, bir suç işlediği iddiasıyla yargılanan kimse hakkında mahkûmiyet kararının verilmesi için, o kimsenin o suçu işlediğinin %100 oranında kesin olması, ispatlanmış bulunması gerekir. bu ilke gereğince, eğer bir olayın nasıl meydana geldiği açığa kavuşturulamaz ve fail olduğu düşünülen kişiyi cezalandırabilmek için gerekli koşulların gerçekten mevcut olduğunu gösteren hususların varlığında en küçük bir kuşku oluşursa, sanık lehine karar verilmesi zorunludur. bu bir ispat kuralıdır ve özellikle emarelerin/belirtilerin ispat aracı olarak kullanıldığı hallerde uygulanır. bütün kuşkular giderilemeyince, sanığın beraat ettirilmesi gerekir...” (Hakeri, Hakan. Ceza Muhakemesine Giriş, Adalet, Ankara, 2015; 76. MAURER, Hartmut. Staatsrecht I (Grundlagen-Verfassungsorganen-Staatsfunktioten)., 4. Afulage, München 2005, 233.)
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun T:24.1.2017, E:2016/6-1272 ve K:2017/28 sayılı ilamında; “…ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio proreo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna dair şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, davaya konu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemeli, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir…” denilmektedir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun T:11.11.2016,E:2013/10-382 ve K:2016/400 sayılı ilamında; “…Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir…” denilmektedir.
Tüm dosya kapsamı, toplanan deliler, müvekkil sanıkların tüm aşamalardaki istikrarlı ifadeleri ve alınan diğer beyanlara göre; müvekkil sanıkların üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmalarına yeter her türlü şüpheden uzak somut, kesin ve inandırıcı bir delil dosya kapsamında bulunmadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince müvekkil sanıkların beraatına karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile cezalandırılması cihetine gidilmesi hatalı ve hukuka aykırı olup, mezkur kararın kaldırılması" gerekçesiyle istinaf başvurusunda bulunuldukları anlaşılmıştır.
Davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına ilişkin karar:
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; sanık savunması, katılan beyanı, dosya kapsamı ve istinaf başvuru dilekçesi içerikleri karşısında; teşebbüs hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı ve cezanın bireyselleştirilmesi hususunda olayın ve delillerin heyetçe yeniden değerlendirilmesi yapılmak üzere duruşma açılmasına karar verilmiştir.
SAVUNMA:
Sanık M. A. savunmasında:
"Bu konuda daha önce savunma yapmıştım, tekrar ederim, okunsun" diyerek sanığa soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki ifadeleri okunarak sorulduğunda "Doğrudur bana aittir, tekrar ederim, öncelikle beraatimi talep ediyorum. Eğer sonuçta mahkumiyet kararı verilecekse hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep ediyorum"
Şeklinde savunma yapmıştır.
Sanık Z. C. savunmasında:
"Ben bu konuda daha önce savunma yapmıştım, okunsun" diyerek sanığa kovuşturma ve soruşturma ifadeleri okunarak sorulduğunda "Doğrudur bana aittir, tekrar ederim, benim kesinlikle mağdura yönelik bir eylemim olmadı. Suçlamayı kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum, eğer Daireniz aksi kanaatte ise lehe olan hükümlerin uygulanmasını, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını talep ediyorum."
Şeklinde savunma yapmıştır.
ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAA:
"Sanık Z. C.'nın Trabzon ili Çarşı Mahallesi Uzun Sokak üzerinde bulunan “ simitçi “ isimli işyerini işletmekte olduğu, diğer sanık M. A.'un da aynı işyerinde çalışmakta olduğu, olay tarihi olan 06/05/2014 günü mağdur E. U., amcasının oğlu olan tanık M. U. ile birlikte bu işyerine gelerek yemeklerini aldıkları sırada tanımadıkları bir kişi ile işyeri çalışanı sanık M. arasında hesap yüzünden tartışma çıktığı, sanık Z. de olduğu halde mağdur E.'ün “şunlara bak böyle işyeri sahiplerinin de çalışanlarının da a..na koyacaksın” şeklinde küfürlü söz söylemesi üzerine sanıkların birlikte mağdura tekme ve yumruklarla vurmak suretiyle mağduru aldırılan adli raporuna göre; basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek, vücudunda orta (3) derecede kemik kırığına ve yüzünde sabit ize neden olacak şekilde kasten yaraladıkları anlaşılan olayda;
Trabzon 2.Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda; TCK'nun 37/1 delaletiyle TCK'nun 86/1, 87/1-c, 62. maddeleri uygulanarak sanıkların ayrı ayrı 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına dair verilen kararda usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, oluş, sübut ve nitelendirmenin isabetli olduğu ancak; Olayda mağdur E.'ün her iki sanığa yönelik küfürlü sözlerle hakaret etmesi gözetilerek sanıkların üzerlerine atılı suçu mağdurdan kaynaklanan haksız tahrikin etkisi altında işledikleri gözetilerek haklarında hükmedilen cezadan haksız tahrik nedeniyle indirim yapılmaması hukuka aykırı görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle;
Trabzon 2. Asliye Ceza Mahkemesince sanıklar hakkında mağdura yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararlarının CMK'nun 280/2 maddesi gereğince kaldırılarak;
Sanıklar Z. C. ve M. A.'un mağdur E. U.'a yönelik işledikleri sabit olan haksız tahrik altında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan dolayı TCK'nun 37/1 maddesi delaletiyle 86/1, 87/1-c-son, 29/1 ve 53/1 maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmesi talep ve mütalaa olunur"
Şeklinde görüş bildirmiştir.
DAİREMİZİN KABULÜ VE GEREKÇE:
Trabzon ili Çarşı Mahallesi Uzun sokak üzerinde bulunan Simitçi isimli işyerini sanık Z. C.'nın çalıştırdığı, sanık M. A.'un da işyerine çalıştığı, olay tarihinde mağdur E.'ün amcasının oğlu olan tanık M. ile birlikte işyerine gelerek yemek yedikleri sırada işyerinde bulunan tanımadıkları birisi ile sanık M. arasında hesap yüzünden tartışma çıktığı, mağdur E.'ün bu sırada tartışmaya dahil olduğu, sanıkların birlikte mağdura tekme ve yumrukla vurarak BTM ile giderilemeyecek, yüzünde sabit ize neden olacak ve yine 3.derece kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanmasına sebebiyet verdikleri, ilk haksız hareketin tam olarak sanıklardan mı yoksa mağdurdan mı kaynaklandığının belirlenemediği, mağdurun ve tanık M. Uzun'un hazırlık aşamasındaki beyanları, adli raporlar, tutanaklar ve tüm dosya kapsamı gereğince anlaşılmıştır.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanıkların mağdura yönelik TCK'nun 37/1 maddesi delaletiyle 86/1, 87/1-c ve 62. maddeleri gereğince cezalandırılmalarına karar verildiği, kararda usüle ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerde ve yapılan işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı gibi delil ve işlemlerin herhangi bir hukuka aykırılık da içermediği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda görüşülüp tartışıldığı, yaptırımların doğru biçimde belirlenip kanuni bağlamda uygulandığı ancak olayın başlangıcında sanık M. ile mağdur arasında çıkan tartışmada ilk haksız hareketin kim tarafından gerçekleştirildiğinin kesin olarak belirlenmediği anlaşılmakla sanıklar lehine tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği konusunda Dairemizce kanaat oluştuğundan, ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına ve sanıkların tahrik altında mağdura yönelik iştirak halinde atılı kasten yaralama suçunu işledikleri anlaşıldığından ve tahrik hükümleri alt sınırdan uygulanmak suretiyle aşağıdaki şekilde cezalandırılmalarına karar vermek gerekmiştir.
Sanıkların ve müdafiinin eylemi sanıkların gerçekleştirmediklerine ilişkin savunmaları, mağdur ve yanındaki tanığın hazırlık aşamasında olayın hemen akabinde sıcağı sıcağına alınan ve olayın oluşunu net bir şekilde belirten beyanları, bu beyanları destekleyen adli rapor içeriği göz önüne alındığında Dairemizce kabul edilmemiştir.
HÜKÜM: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere;
-Trabzon 2.Asliye Ceza Mahkemesince verilen 02/11/2017 tarih,2015/21 esas,2017/519 karar sayılı hükmün CMK'nun 280/2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
1-Sanık M. A.'un mağdur E. U.'a yönelik atılı kasten yaralama suçunu işlediği anlaşıldığından eylemine uyan TCK'nun 37/1 maddesi delaletiyle 86/1 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, sanığın amaç ve saiki, kastının yoğunluğu, katılandaki yaralanmanın derecesi, birden fazla nitelikli halin birleşmesi göz önüne alınarak takdiren ve teşdiden 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Sanığın eylemi sonucunda mağdurun yüzünde sabit iz oluşacak şekilde yaralandığı anlaşıldığından verilen cezanın TCK'nun 87/1-c maddesi gereğince bir kat artırılarak sanığın 2 yıl 12 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Sanığın TCK'nun 87/1-son maddesi gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Sanık hakkında TCK'nun 87/1-c maddesi gereğince artırım yapıldığından TCK'nun 87/3 maddesi gereğince ayrıca artırım yapılmasına yer olmadığına,
-İlk haksız hareketin kim tarafından gerçekleştirildiği kesin olarak belirlenemediğinden sanığın suçu oluşan haksız tahrikin etkisi altında işlediği kabul edilerek sanığa verilen cezanın tahrikin derecesi de gözönüne alınmak suretiyle TCK'nun 29/1.maddesi gereğince takdiren 1/4 oranında indirilerek sanığın 2 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Cezanın olası etkileri göz önüne alınarak sanığa verilen cezanın TCK'nun 62.maddesi gereğince taktiren 1/6 oranında indirilerek sanığın 1 YIL 10 AY 15 GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
-Sanık hakkında başkaca takdiri ve yasal artırım ve indirim yapılmasına takdiren yer olmadığına,
-Sanığın bir daha suç işlemeyeceği konusunda Dairemizde olumlu kanaat oluşmadığından CMK'nun 5728 sayılı Yasa'nın 562.maddesi ile değişik 231.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına takdiren yer olmadığına,
-Sanığın pişman olduğu konusunda Dairemizde olumlu kanaat oluşmadığından hakkında koşulları oluşmayan TCK'nun 51.maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına,
-Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezası ile cezalandırılması sebebi ile mahkumiyetinin yasal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi'nin 24/11/2015 tarih, 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53/1 maddesinin uygulanmasına,
2-Sanık Z. C.'nın mağdur E. U.'a yönelik atılı kasten yaralama suçunu işlediği anlaşıldığından eylemine uyan TCK'nun 37/1 maddesi delaletiyle 86/1 maddesi gereğince suçun işleniş biçimi, sanığın amaç ve saiki, kastının yoğunluğu, katılandaki yaralanmanın derecesi, birden fazla nitelikli halin birleşmesi göz önüne alınarak takdiren ve teşdiden 1 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Sanığın eylemi sonucunda mağdurun yüzünde sabit iz oluşacak şekilde yaralandığı anlaşıldığından verilen cezanın TCK'nun 87/1-c maddesi gereğince bir kat artırılarak sanığın 2 yıl 12 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Sanığın TCK'nun 87/1-son maddesi gereğince 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Sanık hakkında TCK'nun 87/1-c maddesi gereğince artırım yapıldığından TCK'nun 87/3 maddesi gereğince ayrıca artırım yapılmasına yer olmadığına,
-İlk haksız hareketin kim tarafından gerçekleştirildiği kesin olarak belirlenemediğinden sanığın suçu oluşan haksız tahrikin etkisi altında işlediği kabul edilerek sanığa verilen cezanın tahrikin derecesi de gözönüne alınmak suretiyle TCK'nun 29/1.maddesi gereğince takdiren 1/4 oranında indirilerek sanığın 2 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Cezanın olası etkileri göz önüne alınarak sanığa verilen cezanın TCK'nun 62.maddesi gereğince taktiren 1/6 oranında indirilerek sanığın 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına,
-Sanık hakkında başkaca takdiri ve yasal artırım ve indirim yapılmasına takdiren yer olmadığına,
-Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezası ile cezalandırılması sebebi ile mahkumiyetinin yasal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi'nin 24/11/2015 tarih, 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 karar sayılı iptal kararı doğrultusunda TCK'nın 53/1 maddesinin uygulanmasına,
-Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkum olmamış olması, kişilik özellikleri, duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurulduğunda yeniden suç işlemeyeceği konusunda mahkememizde olumlu kanaat oluştuğundan CMK'nun 5728 sayılı Yasa'nın 562.mad. ile değişik 231/5.mad.gereğince sanık hakkındaki HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASINA, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının kurulan hükmün sanık hakkında hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade ettiğinin sanığa ihtarına(ihtarat yapıldı)
-CMK'nun 231/8.mad.gereğince sanığın 5 YIL SÜRE İLE DENETİM SÜRESİNE TABİ TUTULMASINA,
-Bu süre içerisinde Denetimli Serbestlik Tedbiri olarak sanık hakkında herhangi bir yükümlülük belirlenmesine taktiren yer olmadığına,
-CMK'nun 231/10.mad.gereğince denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemediği taktirde açıklanması geriye bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak düşme kararı verileceğinin, CMK'nun 231/11 maddesi gereğince denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi halinde mahkemece değerlendirme sonucunda mahkumiyetine ilişkin hükmün açıklanacağının sanığa ihtarına( ihtarat yapıldı)
-Trabzon Adli Emanet'inin 2014/568 sırasında kayıtlı 1 adet kamera görüntülerinin bulunduğu Hard-disc'te herhangi bir görüntü elde edilemediği anlaşıldığından sahibine İADESİNE,
-CMK'nun 325.maddesi gereğince ilk derece mahkemesince dökümü yapılan 105,60 TL ile istinaf aşamasında yapılan 5 adet tebligat gideri 60,00 TL ile 1 adet posta gideri 5,00 TL olmak üzere toplam 170,60 TL yargılama giderinin hazine adına sanıklardan eşit olarak tahsiline,
Dair, sanık Z. C. ve sanıklar müdafiinin yüzlerine karşı, Cumhuriyet Savcısının huzuru ile, sanık M. A. hakkında verilen kararın CMK'nun 286/2-b maddesi gereğince kesin olmak üzere, sanık Z. C. hakkında verilen karara yönelik sanık müdafii açısından 7 gün içerisinde Dairemize veya Dairemize gönderilmek üzere başka bir mahkemeye verilecek bir dilekçe veya zabıt katibine yapılacak beyanın tutanağa geçirilerek Hakim'e onaylatılmak, cezaevinde bulunanların Cezaevi Müdürlüğü kanalı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe veya Cezaevi Müdürlüğü'ne başvurarak tutanak tutturmak ve tutulan tutanağın Dairemize gönderilmesi suretiyle Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinde itirazı kabil olmak üzere, kararın itiraz edilmemesi halinde kesinleşeceği belirtilmek suretiyle mütalaaya uygun olarak oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 26.02.2018 (¤¤)