Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Çorum C. Başsavcılığının 17/02/2017 tarihli, 2017/1710 soruşturma nolu iddianamesi ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle 5237 Sayılı TCK'nun 314/2, 53, 63, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 5. Maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin19/06/2017 tarihli, 2017/34 (E) ve 2017/110(K) sayılı kararı ile sanık hakkında atılı suçu işlediğinden bahisle cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık müdafii istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek hükmü istinaf etmiştir.
Sanığın üzerine atılı suçun niteliğine göre, öncelikle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün nasıl bir örgüt olduğunun irdelenmesi gerekmektedir.
Dosyada mevcut Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen bilgi notu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin tespitlerin yer aldığı Anayasa Mahkemesinin 04/08/2016 tarihli, 2016/6 (Değişik iş) ve 2016/12 sayılı kararı ile benzer konuda verilmiş Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarihli, 2015/3 esas ve 2017/3 sayılı karar muhteviyatı birlikte değerlendirildiğinde;
1960’lı yıllarda ...... isimli kişi tarafından kurulan ve dini bir grup olarak nitelenen, “...... Cemaati”, “Hizmet Hareketi”, “Cemaat” ve “Camia” gibi isimlerle anılan bir yapılanmanın faaliyetlerini eğitim ve din başta olmak üzere zamanla birçok alanda genişlettiği ve yüzü aşkın ülkede yaygınlaştırdığı bilinmektedir.
Bu yapılanmanın gerçek amacının devleti ele geçirmek olduğu, bu amaçla tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), mülki idare birimleri, yargı teşkilatı, kolluk birimleri, eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaştığı ve bu kişilerin devletin amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları iddiaları öteden beri kamuoyunda tartışılmaktadır.
Bu iddialar zamanla kamuoyunda tartışma konusu olmanın ötesine geçmiş ve pek çok soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmiştir. Bu yapılanma, ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda “Fetullahçı Terör Örgütü” (FETÖ) ve/veya “Paralel Devlet Yapılanması” (PDY) olarak isimlendirilmiştir.
Genel Olarak FETÖ/PDY’nin Yapısı ve Faaliyetleri;
Açılan soruşturma ve kovuşturmalarda FETÖ/PDY’nin yapısı ve faaliyetleri hakkında genel olarak şu iddialar ileri sürülmüştür:
Yapılanmanın kendisine atfettiği kutsallığın doğal bir sonucu olarak vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk, temel hak ve hürriyetler de dâhil olmak üzere her şeyin değer bakımından kendisinden sonra geldiği anlayışına sahip olduğu,
Eğitim ve din alanındaki faaliyetleriyle toplumda meşruiyet kazanmaya çalıştığı,
Bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirerek kadrolarını oluşturduğu,
İtaat ve teslimiyet temelinde oluşturulmuş ve üstte “kâinat imamı” olarak ......’in olduğu kıta, ülke, eyalet, il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarından oluşan dikey hiyerarşisinin bulunduğu,
Temel örgütlenmesinin imamlara bağlı zincirler şeklinde olduğu, yönetici üst kadro dışındaki her biriminin bağımsız hücreler şeklinde örgütlendiği, böylece her bir örgüt mensubunun en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu tanımasının sağlandığı,
Tüm mensuplarını sadakat ve bağlılık yönünden sınıflandırdığı, en üst sınıfta bulunan mensuplarının yönetici olarak görevlendirildiği,
......’in atadığı ve yalnızca kendisinin bildiği kişiler vasıtasıyla örgütün iç işleyişini denetleyen ve lidere rapor eden ayrı bir yapılanmanın olduğu,
Yöneticilerinin ve üyelerinin faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttükleri ve gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandıkları, üyelerinin önemli bir bölümünün “kod isim” kullandığı, mensuplarının tanınmayı önlemek amacıyla kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde oldukları, bu nedenle yapılanma ile mensuplarının bağının ortaya konulmasının oldukça zor olduğu,
Mensuplarının gelirlerinin belli bir oranının “himmet” adı altında alındığı,
Yapılanmadan ayrılmak isteyen kişilere baskı uygulandığı ve çeşitli yaptırımlarda bulunulduğu,
......’in “Her yerde olmalısınız. Her yerde değilseniz hiçbir yerde değilsinizdir.” talimatı gereği yapılanmanın başta TSK, emniyet teşkilatı, Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) ve yargı organları olmak üzere neredeyse tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlendiği,
Kamu görevlisi olan mensuplarının yapılanmaya olan aidiyetlerinin devlete olandan önce geldiği,
Yapılanmanın kamuda görev almak veya görevde yükselmek için yapılan sınavlarda sorulacak soruları önceden elde ederek mensuplarına vermek suretiyle kamu kurumlarında haksız şekilde kadrolaştığı ve mensuplarının önemli görevlere gelmesini sağladığı,
Yapılanmaya dâhil olmayan kamu görevlilerinin kurum içerisinde etkili olmalarını önlemek için, bu kişilerin itibarını sarsacak isimsiz ve imzasız ihbarlarda bulunulduğu, internet ya da basın aracılığıyla yayınlar yapıldığı,
Kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaşmış olan mensuplarının stratejik birimlere (personel, istihbarat, özel kalem, bilişim, muhasebe vb.) yerleşmeye teşvik edildiği,
Her kurum ve kuruluş için belirlenen sorumlu bir kişiye (“abi”) bağlı olarak hiyerarşik bir düzende mevcut idari sisteme paralel bir yapının oluşturulduğu,
Yapılanmaya dâhil olmayan kişilerle ilgili bilgilerin kaydedildiği ve bu kayıtların arşivlendiği,
Yapıya mensup kamu görevlileri vasıtasıyla kişisel verilerin, devlete ait gizli bilgi ve belgelerin ele geçirildiği ve arşivlendiği,
Toplumdaki karşılığı sınırlı olan yapılanmanın kamu kurum ve kuruluşlarındaki mensuplarının oranının toplumsal karşılığı ile kıyaslanamayacak kadar yüksek olduğu,
Yapılanmanın, paralel bir devlet yapılanmasına dönüştüğü, devlet ve toplum üzerinde “vesayet” oluşturduğu,
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmeyi ve bundan sonra devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirerek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi hedeflediği,
Ulusal ve uluslararası düzeyde siyasi ve ekonomik ittifaklar kurduğu tespit edilmiştir.
Anayasanın 118.maddesine göre teşekkül etmiş olan Milli Güvenlik Kurulu'nun aşağıda belirtilen kararlarında bu örgütle ilgili;
30/10/2014 tarihli toplantıda,
“Milli güvenliğimizi tehdit eden ve kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanmalar ve illegal oluşumlar ile yürütülen mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”
30/12/2014 tarihli toplantıda,
“Paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlarla yürütülen mücadele hakkında Kurul’a bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanmıştır.”
26/02/2015 tarihli toplantıda,
“Paralel devlet yapılanması ve legal görünüm altında faaliyet gösteren illegal oluşumlara karşı yürütülen ulusal ve uluslararası çalışmalar hakkında Kurul’a bilgi sunulmuştur.”
29/04/2015 tarihli toplantıda,
“Milli güvenliği tehdit eden paralel devlet yapılanması ve illegal oluşumlara karşı yürütülen mücadele hakkında tafsilatlı bilgi arz edilmiş, mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesine vurgu yapılmıştır.”
29/06/2015 tarihli toplantıda,
“Milli güvenliğimizi tehdit eden, başta paralel devlet yapılanması olmak üzere, tüm yasadışı oluşumlara karşı yürütülen mücadeleye kararlılıkla devam edileceği bir kez daha dile getirilmiştir.”
02/09/2015 tarihli toplantıda,
“Paralel devlet yapılanmasıyla, yurt içinde ve yurt dışında, illegal ekonomik boyutu da dâhil olmak üzere sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği belirtilmiştir.”
21/10/2015 tarihli toplantıda,
“Milli güvenliğimizi tehdit eden ve terör örgütleriyle işbirliği içerisinde hareket eden paralel devlet yapılanmasına karşı yürütülen kararlı mücadelenin çok yönlü olarak sürdürüleceği teyit edilmiştir.”
18/12/2015 tarihli toplantıda,
“Paralel devlet yapılanmasıyla yurt içinde ve yurt dışında sürdürülmekte olan mücadelenin kararlılıkla devam ettirileceği teyit edilmiştir.”
27/01/2016 tarihli toplantıda,
“Millî güvenliğimize yönelik iç ve dış tehditler ile … paralel devlet yapılanmasına … karşı yurt içinde ve yurt dışında sürdürülen mücadele etraflıca değerlendirilmiştir.”
24/03/2016 tarihli toplantıda,
“Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler kapsamlı şekilde görüşülmüştür. Bu çerçevede; … paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirlerin uygulanması üzerinde durulmuştur.”
26/05/2016 tarihli toplantıda,
“Vatandaşlarımızın huzur ve güvenliği ile kamu düzeninin sağlanması amacıyla yürütülen faaliyetler, terör ve teröristle mücadelede gelinen aşama, millî güvenliğimizi tehdit eden ve bir terör örgütü olan paralel devlet yapılanmasına karşı alınan tedbirler görüşülmüştür.” şeklinde kararlar alınmıştır.
Sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde;
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1.maddesinde; "(Değişik fıkra: 15/07/2003 - 4928 S.K./20. md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." hükmü yer almaktadır.
Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanunda gösterilmiştir. Kanunun 1. maddesinde gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için;
a- Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir,
b-Eylemle, Anayasada belirtilen,
-Cumhuriyetin niteliklerini,
-Siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek,
-Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,
-Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek,
-Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek,
-Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,
-Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır.
c-Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır,
d-Eylem suç teşkil etmelidir.
Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde doğrudan terör suçları (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.) ve 4. maddesinde de, işlenme bağlamına göre;
(Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:
a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç.) dolayısıyla terör suçları gösterilmiştir.
5237 sayılı yasanın 314. Maddesinde; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." silahlı örgüt kuran, yöneten ve üyeliği suçlarına ilişkin yasal hüküm yer almaktadır.
TCK'nın 314. maddesi bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
a-Hiyerarşik yapıya, sıkı bir disipline, eylemli bir işbirliğine sahip olan ve en az üç kişiden oluşan, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bir örgüt mevcut olmalıdır.
b-Bu örgüt, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş olmalıdır,
c-Bu örgüt silahlı olmalıdır.
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu; silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir. Failin, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetleri silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacaktır. Ancak faile, örgüt tarafından verilen önemli bir görev veya sorumluluk, tek başına failin örgüt üyesi olduğunu ortaya koyabilecektir. Öte yandan örgüte üye olmak, fiili bir katılma olup örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin rızasının varlığına gerek yoktur, tek taraflı iradeyle bile örgüte katılmak mümkündür.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü değerlendirirken, Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen 04/08/2016 tarihli kararı ve Yargıtay 16. Ceza Dairesinin yine yukarıda anılan 24/04/2017 tarihli kararları ile dosyada mevcut Emniyet Genel Müdürlüğünün raporunda da belirtildiği üzere; bu örgütün diğer örgütlerden farklı olarak hem legal görünümlü illegal hem de illegal faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmakla; silahlı terör örgütü suçu açısından sadece illegal faaliyetlerin aranması ve bunların değerlendirilmesi bu örgütü anlama ve çözme açısından yeterli olmayacaktır. Bu nedenle, sanıkların eylemleri değerlendirilirken tüm faaliyetleri tek tek ve ayrıca bir bütün halinde gözetilmelidir. Bazen tek bir eylem silahlı terör örgütü üyeliği için yeterli olurken, işin içinde legal gibi görünüp, illegal birçok faaliyetin de olması halinde bu eylemlerin ayrıca bir bütün olarak da ele alınması ve buna göre sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerekir.
5271 sayılı CMK'nın 134. maddesine göre, şüphelinin veya sanığın kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılması, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkartılması, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesi, bilgisayar kütüklerine elkoyma işlemi sırasında sistemdeki bütün verilerin yedeklemesinin yapılması hususlarının Hakim kararıyla mümkün olacağı belirtilmiştir. Madde metninden anlaşılacağı üzere, şüpheli ya da sanığın kullandığı bilgisayar kayıtları üzerinde söz konusu işlemlerin yapılması için Hakim kararı aranırken, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada 3. kişiler nezdinde bulunan bilgisayar kayıtlarına veya kütüklerine elkoyma işlemi için Hakim kararına gerek yoktur.
Şüphelinin ya da sanığın kullandığı bilgisayar veya cep telefonunda örgütün gizli haberleşme programlarının yüklü olup olmadığının tespiti konusunda CMK'nın 134. maddesine göre Hakim kararına ihtiyaç olduğu açıktır. Ancak şüphelinin ya da sanığın yedinde olmayan, başka bir gerçek veya tüzel kişi veya ülke nezdinde tutulan bilgilerin, elde edilen dijital kayıtların, Ceza Muhakemesi Hukukunda geçerli olan delil serbestisi ilkesi kapsamında geçerli delil olduğunu kabul etmek gerekir. Zira, 5271 sayılı CMK'nın 217/2. maddesine göre, yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Kanunun, elde edilmesini açık düzenlemeye bağladığı haller dışında kalan her türlü delil, CMK'ya ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin "kanıtların elde edilmesi ve hükme esas alınması" ile ilgili ihlal başvurularıyla ilgili verdiği kararlara göre geçerli delildir. Elde edilen delilin, hak ihlali yaratmaması, açıkça keyfilik içermemesi ve dosya kapsamına göre sağlam ve güvenilir olması durumunda hükme esas alınabileceği açıktır. Nitekim, hukuka aykırı delilin hükme esas alındığı iddiasıyla bireysel başvuru üzerine verilen Anayasa Mahkemesinin 19/11/2014 tarihli, 2013/6183 başvuru nolu kararının içeriğinde belirtilen hususlar da aynı doğrultudadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM), bariz bir şekilde keyfi olmadıkça, belirli bir kanıt türünün (iç hukuk açısından hukuka aykırı olarak elde edilmiş kanıtlar da dâhil olmak üzere) kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçunun sabit olup olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında açıkça vurgulamaktadır. Yine AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 125; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699)
AİHM’e göre, iç hukukta yeterli hukuki temeli bulunmadan veya hukuka aykırı vasıtalar kullanılarak elde edilmiş materyallerin yargılamada kanıt olarak kullanılması hususu, başvurucuya gerekli usuli güvencelerin sağlanmış olması ve materyalin baskı, zorlama ve tuzak gibi yargılamayı lekeleyebilecek nitelikte olmaması halinde, bu durum genellikle Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil yargılanma standartlarına aykırılık oluşturmaz (Chalkley/Birleşik Krallık [k.k.], B. No: 63831/00, 26/9/2002). Delillerle ilgili olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği ve mahkemece değerlendirmeye alınıp alınmadığı incelenmelidir.
FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amacı, yapılanması ve eylemleri ile ilgili olarak benzer konuda verilmiş Yargıtay 16. Ceza Dairesinin24/04/2017 tarihli, 2015/3 esas ve 2017/3 sayılı kararında, FETÖ/PDY adlı silahlı terör örgütünün, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda belirtilen Cumhuriyetin temel niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütü olduğu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1.maddesinde tanımlanan, amaca ulaşmak için silah başta olmak üzere her türlü cebir ve şiddeti araç olarak kullanan 5237 sayılı TCK'nın 314/1-2. maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu belirtilmiştir.
Örgütün mali yapısının işleyişi ile ilgili Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından hazırlanan raporlarda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü tarafından örgütlü olarak suç gelirinin elde edilmesi, bankacılık sistemine sokulması ve aklanması ile bu örgüte finansman sağlanmasında F6 Bankası A.Ş'nin, örgütün mali yönetim merkezi olduğu ve suç gelirlerinin aklanmasında araç olarak kullanıldığı ortaya konulmuştur.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde;
İlk Derece Mahkemesince; sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olması nedeniyle kapatılan ...... ve ...... Derneği'ne üye olduğu, dosya kapsamındaki aşamalarda alınan tanık beyanlarından sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü içerisinde bulunduğu, sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olan Özel ...... Hizmetleri A.Ş. ile Özel ...... Kargo Dağıtım Hizmetleri A.Ş. tarafından sigorta primlerinin yatırıldığı, ayrıca sanığın daha sonradan ...... Kargo acentalığını yaptığı ve işlettiği, Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2015/7454 sayılı soruşturma dosyası kapsamında CMK’nun 140 maddesi gereği yapılan çalışmalar neticesinde sanığın örgüt içerisindeki diğer kişiler ile irtibat halinde olduğunun tespit edildiği, sanığın tespit edilen sosyal paylaşım sitelerinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünü destekler nitelikte paylaşımlarının bulunduğu ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili sayfaları takip ettiği, 14.12.2014 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma çerçevesinde FETÖ/PDY Terör Örgütüne müzahir basın yayın kuruluşlarının yönetici ve yazarlarının gözaltına alınması uygulamalarını protesto amacıyla örgüte müzahir STK’ların öncülüğünde ülke genelinde Adliye Binaları önünde protesto eylemleri yapılması çağrısı sonrasında 15.12.2014, 16.12.2014, 17.12.2014 ve 19.12.2014 tarihlerinde Çorum Adalet Sarayı önünde gerçekleştirilen basın açıklaması ve oturma eylemine çağrı üzerine katılarak destek verdiği, bu şekli ile her ne kadar sanık demokratik hak arayışı olarak basın açıklamasına katıldığını beyan etmiş ise de, sanığın farklı günlerde yapılan birden fazla basın açıklamasına katılarak örgütle olan bağını ortaya koyduğu ve sanığın bu tür eylemlere katılma faaliyetinin dosya kapsamında sanığın silahlı terör örgütü ile bağlantısını ortaya koyan diğer delilerle birlikte değerlendirilmesinde sanığın protesto eylemlerine çağrı üzerine katıldığının kabulünün gerektirdiği , sanığın Bank Asya isimli bankanın müşterisi olduğu ve hesabında rutin bir hareketliliğin bulunduğu, FETÖ/PDY Terör Örgütü lideri ......'in bankaya yönelik yaptırımlar nedeni ile bankaya para yatırın talimatı üzerine sanığın hesabında rutin hareketin dışında 20/01/2014 tarihinde 13.197 TL para yatırıldığı, her ne kadar sanık savunmasında yatırmış olduğu bu parayı talimat gereği yatırmadığını iddia etmiş ise de, sanığın talimat öncesi hesap ekstresinin rutin olmasına ve giren paranın bir şekilde çıkışının bulunmasına rağmen talimatın verildiği tarihin hemen ardından Türkiye genelinde yoğun hesap hareketliliğinin yaşandığı dönemde hesaba rutin dışı olarak para yatırıldığı ve önceki dönemde yatan paraların çıkışının olmasına rağmen bu tarihte yatırılan paranın büyük bölümünün hesapta kaldığı, bu hususun yukarıda sayılan eylemlerle birlikte değerlendirilmesinde sanığın talimat gereği para yatırdığının kabulü gerektiği, tüm bu anlatılanlar kapsamında sanığın çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetlerinin terör örgütü üyeliği boyutuna ulaştığı, bu şekli ile sanığın üzerine atılı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi dikkate alındığında sanık hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla sanık müdafiinin yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Kararın Dairemizce taraflara tebliğine, Yargıtay nezdinde TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde Dairemize veya başka yer Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesine veya herhangi bir Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemesine dilekçe verilmesi veya zabıt katibine beyanda bulunulması, cezaevinde bulunanlar yönünden aynı süre içerisinde bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle hükmün temyiz edilebileceğine dair, temyiz etmediği taktirde hükmün kesinleşeceği hususu da belirtilerek, 07/11/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)