(5237 S. K. m. 43, 53, 157, 158, 204) (5271 S. K. m. 191, 280, 284, 286, 289)
Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının 29/01/2016 tarihli 2016/503 esas sayılı iddianamesi ile, sanığın katılan Sosyal Güvenlik Kurumuna yönelik kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılması talebiyle eylemlerine uyan 5237 Sayılı TCK'nun 158/1-e, 43/1, 204/1, 43/1 ve 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda sanık hakkında Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/12/2016 tarih 2016/50 esas 2016/252 karar sayılı kararı ile mahkumiyetine dair karara karşı sanık tarafından süresinde yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Kamu davasına konu somut olaya ilişkin mevzuatta;
Dolandırıcılık suçunun temel hali 5237 Sayılı TCK'nun 157. maddesinde, nitelikli halleri ise 5237 Sayılı TCK'nun 158. maddesinde düzenlenmiştir.
Madde 158 - (1) Dolandırıcılık suçunun;
e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,..... İşlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. (Değişik cümle: 03/04/2013-6456 S.K./40.mad) Ancak, (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." hükmü bulunmaktadır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK'nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun Kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanığa isnat olunan diğer suç ise Resmi belgede sahtecilik suçunun temel şekli TCK'nun 204/1. maddesinde; "Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun konusu resmi belgedir. Suçla korunan hukuki yarar ise kamu güveni olup, suçun mağduru da toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Bununla birlikte suçun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün olduğundan, gerçek ve tüzel kişiler de yargılamaya katılabileceklerdir.
Resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci seçimlik hareket, resmi belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmi belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmi belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belge üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Kullanma mütemadi suç şeklinde de gerçekleşebilir.
Suçun oluşabilmesi için düzenlenen veya değiştirilen ya da kullanılan belgenin, gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği bu suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) olup olmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı, şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığının 29/01/2016 tarihli 2016/503 esas sayılı iddianamesi ile, Müşteki Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 22/07/2015 havale tarihli suç duyurusu dilekçesi ile Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ile sanığın F.. Eczanesi isimli eczanenin sorumlusu ve yetkilisi olduğunu, sanığın mağdur D. K.'un bilgisi ve rızası dışında mağdur adına sahte oluşturulmuş reçeteler ile müşteki kuruma reçete edilip bedelinin tahsil edildiğini, bu amaçla mağdur D. K. adına, bilgisi dışında, 08/01/2014, 21/03/2014, 29/05/2014, 18/06/2014, 10/07/2014, 14/07/2014, 13/08/2014, 15/09/2014, 10/10/2014, 30/10/2014, 04/11/2014, 13/11/2014, 17/12/2014, 06/01/2015 tarihli reçetelere ait ilaçların teslim alındığına dair imzaların hasta ve yakınlarına ait olmaması, ilaçların hastalara iletilmemesi karşısında söz konusu rapor ve reçeteleri tanzim eden doktorlar ve eczane sahibi sanık hakkında şikayetçi olunması nedeniyle soruşturma işlemlerine başlanıldığı, söz konusu sahte reçeteler ile kuruma tevdi edilerek reçete içerisindeki ilaçların bedellerinin kurumdan sanık eczacı T. İ. tarafından tahsis edilip müşteki kurumun 8.284,88 TL zarara uğratıldığı, bu şekilde sanığın söz konusu sahte reçeteleri kamu görevlisi olup hakkında evrakı ayrılan doktorlara tanzim edip veya ettirerek kurumdan tahsil edip kurumu zarara soktuğu ve üzerine atılı zincirleme sahtecilik ile zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediğinden bahisle şüpheli T. İ. hakkında TCK'nun 158/1-e, 43/1, 204/1, 43/1 ve 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda sanık hakkında atılı suçtan mahkumiyetine dair karar verildiği, verilen karara karşı sanık tarafından istinaf yoluna gidildiği anlaşılmıştır.
Dosyanın yapılan incelemesinde;
1-Sanığın savunmasının alınmış olduğu 14/06/2016 tarihli celsede iddianame okunmadan sanığın sorgusu yapılmak suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 191/3-b maddesine aykırı olarak savunma hakkının kısıtlanması,
2-İstinafa konu gerekçeli kararın 3. sayfasında ".... yapılan sahtecilik ve dolandırıcılığın basit bir araştırma ile değil, ancak mağdur adına düzenlenen tüm reçeteler tespit edilip mağdur ve ilgili tüm doktorlar ifadesi alınarak tespit edilebileceği..." yerel mahkemece bu tespite rağmen ve iddianameye konu reçetelerin iddianamede tanzim tarihleri açıkça belirtilip, soruşturma dosyasında fotokopileri de bulunan 08/01/2014, 21/03/2014, 29/05/2014, 18/06/2014, 10/07/2014, 14/07/2014, 13/08/2014, 15/09/2014, 10/10/2014, 30/10/2014, 04/11/2014, 13/11/2014, 17/12/2014, 06/01/2015 tarihli reçeteleri tanzim eden ve idari soruşturma aşamasında muhakkik tarafından ifadelerine başvurulan Doktor C. K., M. E. B. ve A. Y.'un söz konusu reçeteleri kendilerinin düzenlediklerini beyan etmeleri karşısında adı geçen doktorların yargılama aşamasında dinlenmeksizin hüküm tesis edilmesi,
3-İddianameye konu 08/01/2014, 21/03/2014, 29/05/2014, 18/06/2014, 10/07/2014, 14/07/2014, 13/08/2014, 15/09/2014, 10/10/2014, 30/10/2014, 04/11/2014, 13/11/2014, 17/12/2014, 06/01/2015 tarihli reçetelerin MEDULA sisteminde düzenlenmeleri karşısında ne şekilde sahtecilik suçuna konu olup, söz konusu reçetelerin ilk derece mahkemesince incelenmeksizin aldatma kabiliyetinin olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılmadığı, gerektiğinde de MEDULA sisteminde düzenlenen söz konusu reçetelerin sahte olarak düzenlenip düzenlenmediği ve aldatma kabiliyeti olup olmadığı hususunda alanında uzman bilirkişi heyetinden gerekçeli rapor aldırılmaması,
4-İddianameye konu reçetelerle ilgili gerektiğinde ilgili hastaneden protokol defteri, reçeteye konu hastaya ilişkin tedavi evrakları ve diğer tüm bilgiler toplandıktan sonra öncelikle adına sahte reçete evrakı düzenlendiği iddia edilen hastanın muayenelerinin gerçek olup olmadığı, suça konu reçetelerde yazılan ilaçlar ile hastanın hastalıklarının uyumlu olup olmadığı, fazladan yazılan ilaç bulunup bulunmadığı, reçeteye konu ilaçların konulan teşhisle uyumlu olup olmadığının belirlenmesi bakımından alanında uzman bilirkişi heyetinden ayrıntılı bilirkişi raporu aldırılmaması,
Hususları Kanuna aykırı ve sanık ile müdafinin istinaf başvuruları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün başkaca yönleri incelenmeksizin 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g-h maddesi delaletiyle aynı yasanın 280/1-b maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Dosyanın hükmü veren Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5271 sayılı CMK'nın 284 ve 286/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere 24.03.2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (¤¤)