Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Çorum C. Başsavcılığının 22/02/2017 tarihli, 2017/1867 soruşturma nolu iddianamesi ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle 5237 Sayılı TCK'nun 314/2, 53/1, 63, 3713 Sayılı Kanununun 5. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2017 tarihli, 2017/44 (E) ve 2017/101 (K) sayılı kararı ile sanığın 5237 Sayılı TCK'nun 314/2, 220/7, 3713 Sayılı Kanununun 5/1 maddesi ve TCK'nun 62/1 maddesi gereğince neticeten 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
O yer C. Savcısı istinaf dilekçesinde özetle; sanığın çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetlerinin terör örgütü üyeliği boyutuna ulaştığı, bu şekli ile sanığın üzerine atılı terör örgütü üyeliği suçunu işlediği hususu gözetilmeden mahkemece sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan mahkumiyetine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, sanığın eyleminin terör örgütü üyeliği kapsamında kaldığından bahisle hükmü istinaf etmiştir.
Sanık müdafii dilekçesinde özetle; gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra ayrıntılı istinaf dilekçelerini sunacaklarını belirtmiş ancak gerekçeli karar 25/07/2017 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen ayrıntılı istinaf başvuru dilekçesini sunmamıştır.
Sanığın üzerine atılı suçun niteliğine göre, öncelikle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün nasıl bir örgüt olduğunun irdelenmesi gerekmektedir.
Dosyada mevcut Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen bilgi notu ve araştırma raporu, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ilişkin tespitlerin yer aldığı Anayasa Mahkemesinin 04/08/2016 tarihli, 2016/6 (Değişik iş) ve 2016/12 sayılı kararı ile benzer konuda verilmiş Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24/04/2017 tarihli, 2015/3 esas ve 2017/3 sayılı karar muhteviyatı birlikte değerlendirildiğinde;
1960'lı yıllarda Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan ve dini bir grup olarak nitelenen, “Gülen Cemaati”, “Hizmet Hareketi”, “Cemaat” ve “Camia” gibi isimlerle anılan bir yapılanmanın faaliyetlerini eğitim ve din başta olmak üzere zamanla birçok alanda genişlettiği ve yüzü aşkın ülkede yaygınlaştırdığı bilinmektedir.
Bu yapılanmanın gerçek amacının devleti ele geçirmek olduğu, bu amaçla tüm kamu kurum ve kuruluşlarında; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), mülki idare birimleri, yargı teşkilatı, kolluk birimleri, eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaştığı ve bu kişilerin devletin amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette bulundukları iddiaları öteden beri kamuoyunda tartışılmaktadır.
Bu iddialar zamanla kamuoyunda tartışma konusu olmanın ötesine geçmiş ve pek çok soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmiştir. Bu yapılanma, ilgili soruşturma ve kovuşturmalarda “Fetullahçı Terör Örgütü” (FETÖ) ve/veya “Paralel Devlet Yapılanması” (PDY) olarak isimlendirilmiştir.
Sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçuna ilişkin mevzuat hükümleri değerlendirildiğinde;
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1.maddesinde; "(Değişik fıkra: 15/07/2003 - 4928 S.K./20. md.) Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." hükmü yer almaktadır.
Türk Ceza Hukuku bakımından terörün tanımı ve hangi suçların terör suçu sayılacağı 3713 sayılı Kanunda gösterilmiştir. Kanunun 1. maddesinde gösterilen terör tanımına göre bir eylemin terör eylemi sayılabilmesi için;
a- Eylem, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerini içermelidir,
b-Eylemle, Anayasada belirtilen,
-Cumhuriyetin niteliklerini,
-Siyasî, hukukî, sosyal, laik ve ekonomik düzenini değiştirmek,
-Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,
-Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek,
-Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek,
-Temel hak ve hürriyetleri yok etmek,
-Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amaçlanmalıdır.
c-Eylemi gerçekleştiren failler bir örgüte mensup olmalıdır,
d-Eylem suç teşkil etmelidir.
Bu genel terör tanımı dışında, 3713 sayılı Kanunun 3. maddesinde doğrudan terör suçları (26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.) ve 4. maddesinde de, işlenme bağlamına göre;
(Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır:
a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar.
b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar.
c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.
ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar.
e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç.) dolayısıyla terör suçları gösterilmiştir.
5237 sayılı yasanın 314. Maddesinde; "(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." silahlı örgüt kuran, yöneten ve üyeliği suçlarına ilişkin yasal hüküm yer almaktadır.
TCK'nın 314. maddesi bakımından, bir oluşumun, bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;
a-Hiyerarşik yapıya, sıkı bir disipline, eylemli bir işbirliğine sahip olan ve en az üç kişiden oluşan, yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli bir örgüt mevcut olmalıdır.
b-Bu örgüt, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü ve beşinci bölümlerde yer alan suçları "amaç suç" olarak işlemek üzere kurulmuş olmalıdır,
c-Bu örgüt silahlı olmalıdır.
Silahlı terör örgütü üyeliği suçu; silahlı bir örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir. Failin, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylem ve faaliyetleri silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturacaktır. Ancak faile, örgüt tarafından verilen önemli bir görev veya sorumluluk, tek başına failin örgüt üyesi olduğunu ortaya koyabilecektir. Öte yandan örgüte üye olmak, fiili bir katılma olup örgüte üye olmak için örgüt yöneticilerinin rızasının varlığına gerek yoktur, tek taraflı iradeyle bile örgüte katılmak mümkündür.
Bu açıklamalar doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde;
Her ne kadar sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütü üyeliği suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ve mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanığın örgüt hiyerarşisine dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ise de;
Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgüt ile organik bağ kurulması, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Örgüte katılmak ve bağlanmak örgütte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Bu kişinin rızası ile örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmasını gerektirir. Yine örgüt ile organik bağ kurup faaliyetlerine de katılınmalıdır. Organik bağ canlı, geçişgen, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Sanığın 17/25 Aralık sürecinden önce örgüt ile bağı olduğu kendi ikrarı ile de sabittir ancak bu süreçten sonra sanığın örgüt ile hiyerarşik ilişkisini devam ettirdiğine dair savunmasının aksine örgüt üyesi sayılmasını gerektirecek yeterlilikte delil bulunmamaktadır. Sanıkta bylock tespit edilmemiştir. Sanığın cep telefonunun HTS kayıtlarının incelenmesinde; örgütün tepe yönetimi ile irtibatlı olduğuna dair bir tespitin yapılamadığının rapor edilmiştir. D-Smart üyesi olan sanığın örgüt mensuplarının aksine bu aboneliğini talimatla sonlandırmadığı anlaşılmaktadır. Sanığın üyesi olduğu Kimse Yokmu Derneği'nden ayrılmak için 17/25 Aralık sürecinden sonra müracaat ettiği ve dernek üyeliğini sonlandırdığı görülmektedir. Sanığın 17/25 Aralık sürecinden sonra örgüt ile ilişkisini koparmaya çalıştığı gerek dosya arasında bulunan Kimse Yok Mu Derneği'nin karar defterinin ilgili sayfalarından, gerek sanığın savunmasından ve gerekse de tanık beyanlarından anlaşılmaktadır. Sanığın evinde yapılan aramada örgütsel dökümanların (kitap, dergi ve vaaz cd'si) bulunması, yine örgüt ile iltisaklı olduğu tespit edilen Hititsiad (Hitit Sanayi ve İşadamları Derneği) üyesi olması ve CMK 140. Madde kapsamında başka sanıklar hakkında yapılan fiziki takip sırasında sanığın Fetö ile irtibatlı kişilerle tek bir karede görüntülenmiş olması dışında, sanığın örgüt üyeliği suçundan cezalandırılmasına yeterli delil bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Bu nedenle o yer Cumhuriyet Savcısının sanığın örgüt üyeliği suçundan cezalandırılması gerekeceğine ilişkin istinaf başvurusu yerinde bulunmamıştır.
Mahkemece sanığın suç işlemek için kurulmuş örgüte üye olmamakla beraber örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçunu işlediği gerekçesiyle mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanığın 17/25 Aralık sürecinden evvel örgütle iltisaklı dernek faaliyetleri çerçevesinde yapı içerisinde bulunduğu, ancak 17/25 Aralık sürecinden sonra örgütten ayrılma yönünde iradesini ortaya koyduğu, bu hususun dosya kapsamında dinlenen tanık beyanları ile de doğrulandığı gibi dosyada mevcut derneğe ait defterlerin ilgili sayfalarının suretleri ile de sabit olduğu,
Mahkemece sanığın 17/25 Aralık sürecinden evvel mütevelli heyeti içerisinde yer alıyor oluşu ve bu süreçte örgütle iltisaklı olduğu hususunda tereddüt bulunmayan Kimse Yok Mu Derneği'nde yöneticilik yapmış olması nedeniyle, örgütün Bank Asya ile ilgili stratejisini bildiği halde, -destek amaçlı ve talimatla olmasa da- 17/25 Aralık sürecinden sonra da bu banka ile çalışmaya devam etmiş olması nedeniyle örgüte yardım etme suçunu işlediği kabul edilmiştir.
Silahlı terör örgütüne yardım suçu doğrudan kasıtla işlenebileceği gibi yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet etmesi de gerekmektedir. Bu kapsamda sanığın talimat çerçevesinde Bank Asya' ya destek amacı ile para yatırdığı iddia edilmiş ise de sanığın aksi ispat edilemeyen savunmasında da belirttiği üzere, incelenen hesap ekstrelerinden söz konusu hesap hareketinin kredi kartı ödemesinden ibaret olduğu, bunun haricinde talimat çerçevesinde hareket edildiğine ilişkin rutinin dışında bir hesap hareketliliğinin gözlemlenmediği, esasen mahkemece sanığın adı geçen bankaya talimatla para yatırdığına ilişkin kastının varlığına ilişkin bir kabulünün de olmadığı, sanığın 17/25 Aralık sürecinden sonra bu bankayla çalışmaya devam etmiş olmasının sanığın örgüt faaliyetine bilerek yardım etmek olarak değerlendirilemeyeceği, bu nedenle sanığın üzerine atılı suç işlemek için kurulmuş örgüte üye olmamakla beraber örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçunun da unsurları itibari ile oluşmadığından, beraatine karar verilmesi gerektiği,
5271 Sayılı CMK'nın Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma başlıklı 280. Maddesi 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 15 inci maddesiyle, "bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “ (c)” ibaresi “ (a), (c), (d)” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya (a) bendinden sonra gelmek üzere (b) ve (c) bentleri eklenmiş, mevcut (b) ve (c) bentleri (d) ve (e) bentleri olarak teselsül ettirilmiştir." Şeklinde değiştirilmiş, yapılan değişiklik sonucu 5271 Sayılı CMK'nun 280. Maddesi;
"Madde 280 – (1) Bölge adliye mahkemesi, (…) (1) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine," şeklinde değiştirilmiştir.
Kendisine atıf yapılan 5271 Sayılı CMK'nun 303/1-a maddesi ise;
" Madde 303 – (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:
a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse..." şeklindedir.
Değişikliğe konu yasal mevzuat dosyamıza uyarlandığında, yukarıda da izah edildiği üzere, dosyada olayın daha ziyade aydınlanmasının gerektiren bir durumun bulunmadığı, mevcut deliller ve dosya içeriğinin karar vermeye yeterli olduğu kanaatine ulaşılmış, mevcut deliller ışığında sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmayışı nedeniyle, Çorum 2.Ağır Ceza Mahkemesinin 08/06/2017 tarihli, 2017/44 (E) ve 2017/101 (K) sayılı kararı ile hakkında verilen mahkumiyet hükmünün 5271 Sayılı CMK'nun 303/1-a ve 5271 Sayılı CMK'nun 280/1-a maddelerince KALDIRILMASINA,
5271 Sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmayışı nedeniyle BERAATİNE,
Çorum Adli Emanet Memurluğunun 2016/1680 sırasında kayıtlı kitap, CD, video kaset vb. materyallerin DOSYADA DELİL OLARAK SAKLANMASINA,
Sanığın dijital platform (Digitürk ve D-Smart) üyeliğinin bulunup bulunmadığına dair cevabı yazılar ile sanıkla ilgili olarak yapılan arama işlemi sonucunda detayları arama el koyma tutanağında ve emniyet fezlekesinde belirtilen dijital materyallerin inceleme sonuçları tamamlanıp İlk Derece Mahkemesine gönderildiğinde dosyada DELİL OLARAK SAKLANMASINA, suç unsuru olmayan ve suçta kullanılmayan materyallerin karar kesinleştiğinde sahibine İADESİNE,
Sanık hakkındaki ADLİ KONTROL KARARININ KALDIRILMASINA, bu hususta Çorum C. Başsavcılığına müzekkere yazılmasına,
Sanık hakkında beraat kararı verildiğinden, karar kesinleştiğinde 5271 Sayılı CMK'nun 141. maddesi gereğince gözaltında ve tutuklulukta geçirmiş olduğu hürriyeti kısıtlayıcı sürelerle ilgili olarak tazminat talebinde bulunabileceğinin ihtaratına,
Üzerine tedbir konulan malvarlığı ve banka hesaplarındaki mevduatların 5271 Sayılı CMK'nun 131. maddesi gereğince sanığın banka hesapları ve mal varlıkları üzerinde bulunan tedbirlerin KALDIRILMASINA, bununla ilgili işlemlerin Çorum C. Başsavcılığınca yerine getirilmesine,
Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
SONUÇ: Kararın Dairemizce ilgililere tebliğine, Yargıtay nezdinde TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere, yüze karşı karar verilenler açısından tefhim tarihinden itibaren, yokluğunda verilenler açısından tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Dairemize veya başka yer Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesine veya herhangi bir Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemesine dilekçe verilmesi veya zabıt katibine beyanda bulunulması, cezaevinde bulunanlar yönünden aynı süre içerisinde bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle hükmün temyiz edilebileceğine dair, temyiz etmediği taktirde hükmün kesinleşeceği hususu da belirtilerek, oyçokluğu ile 16.10.2017 tarihinde karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ:
Sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatlı ve iltisaklı olması nedeniyle kapatılan HİTİTSİAD ve Kimse Yok mu Derneğine üye olduğu, bir dönem Kimse Yok mu Derneğinin başkanlığını yaptığı, tanık E. A.'ın yargılama sırasında alınan beyanında, anılan dernekte müdür olarak görev yaptığını, sanığın 2015 yılında, artan iş yoğunluğunu gerekçe göstererek bu derneğin yönetim kurulu üyeliğinden ayrıldığını ancak genel kurul üyeliğinin devam ettiğini, sanığın istifa dilekçesi vermediğini beyan ettiği, sanığın, 10/04/2016 tarihinde yapılan Kimse Yok mu Derneği Çorum Şubesi'nin Olağanüstü Genel Kurulu "üye hazirun cetvelinde" de isminin bulunduğu, sanığın, söz konusu derneğe üyeliğini sürdürdüğünün anlaşıldığı,
Soruşturma aşamasında sanığın evinde ve işyerinde yapılan aramalarda, Çorum Adli Emanetinin 2016/1680 sırasında kayıtlı çok sayıda örgütsel doküman, CD ve materyalin ele geçirildiği, yerleşik Yargıtay kararlarına göre bu durumun, sanığın örgütün ideolojisini benimsediğini ortaya koyduğu, aşamalarda alınan tanık beyanlarına göre, 17-25 Aralık 2013 sürecinden önce sanığın örgüt bünyesinde mütevelli heyeti üyesi olduğu, yine sanığın, örgütün suç gelirlerini aklama merkezi olarak kullandığı Bank Asya'nın müşterisi olduğu ve 01/01/2014 tarihinden sonra da anılan banka ile çalışmaya devam ettiği,
Sanığın, açık bir şekilde örgütten ayrılma iradesini ortaya koyan eylemlerinin bulunmadığı, örgüte aidiyetinin devam ettiği, yakalanma tarihine kadar temadinin kesilmediği, bu şekilde sanığın süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu halde, İlk Derece Mahkemesince silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek suçundan tecziyesine karar verilmesinde isabet bulunmadığı, bu nedenle C. Savcısının istinaf başvurusunun kabulü ile, yerel Mahkemenin yerinde olmayan mezkur kararının kaldırılarak, sanığın sabit olan silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması cihetine gidilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, sanığın müsnet suçtan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine dair sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 16.10.2017 (¤¤)