(5271 S. K. m. 2, 74, 193, 223, 280) (5237 S. K. m. 32, 272)
Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında istinaf incelenmesinin Dairemizde yapılan açık duruşması sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Türkeli C. Başsavcılığının 30/06/2015 tarih ve 2015/93 esas sayılı iddianamesiyle, sanığın üzerine atılı yalan tanıklık suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davası sonucunda, Türkeli Asliye Ceza Mahkemesinin 02/02/2017 tarih ve 2015/115 esas, 2017/13 sayılı kararıyla sanığın müsnet suç nedeniyle 1 yıl hapis cezasından çevrilme 7.300,00 TL adli para cezasına mahkum edildiği, iş bu karara karşı sanık müdafi tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
Söz konusu istinaf başvurusu ve başvuruya konu kararın niteliği ile suç tarihine ve sanığın istinaf dilekçesi içeriğine göre, heyetçe yapılan müzakere sonucunda, istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçilmiş,
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; inceleme raporu doğrultusunda suçun sübutunun yeniden yargılama ve heyetçe duruşma yapılarak değerlendirilmesi kanısına ulaşıldığından, 5271 Sayılı CMK'nun 280/1-c maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verilmiştir.
Sanığın sorgu ve savunmasının tespiti amacıyla talimat yazıldığı, talimat Mahkemesince sanığa duruşma gününü bildirir meşruhatlı davetiyenin tebliğ edilmesine rağmen sanık duruşmaya katılmamıştır. Sanık müdafine Dairemizce çıkartılan duruşma gününü bildirir davetiye tebliğine rağmen duruşmaya katılmamıştır.
CMK'nın 2/1-f maddesinde kovuşturmanın iddianamenin kabulüyle başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade ettiğinin belirtildiği, istinaf başvurusunun sanık tarafından yapıldığı, aleyhe istinaf talebinin bulunmadığı, CMK'nın 193/2 ve CGK'nun 20/10/2009 tarih ve 2009/11-83 E, 2009/243 Karar nolu kararı da gözetildiğinde, Dairemizce sanığın yeniden savunmasının alınmasının dosya kapsamına göre gerekli görülmediğinden savunmasının alınması yönündeki ara kararından vazgeçilmesine, önceki savunmasının okunulmasıyla yetinilmesine karar verilmiştir.
KATILAN EMİRE KESER DAİREMİZDEKİ BEYANINDA: Sanık benim üvey kızım olur, ölen eşim H. K.'den kalan miras sebebiyle Türkeli Asliye Hukuk Mahkemesinde davamız vardır, davada tanık sıfatı ile verdiği ifadede ölen eşimin akıl sağlığı yerinde olduğu halde yerinde olmadığını söyledi, daha sonra alınan raporlarda eşimin akıl sağlığının yerinde olduğu tespit edildi, kendisi yalan tanıklık yaptığı için hakkında şikayetçi oldum, hakkındaki şikayetim devam etmektedir şeklinde beyanda bulunmuştur.
KATILAN VEKİLİ Av. M. A. T. DAİREMİZDEKİ BEYANINDA: Aleyhe olan savunmayı kabul etmiyoruz, beyanlarımızı tekrarla, sanığın istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep ediyoruz şeklinde beyanda bulunmuştur.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA: Türkeli Asliye Ceza Mahkemesince sanık N. Y. hakkında Türkeli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/25 esas sayılı dosyasında 02/06/2015 tarihinde tanık olarak alınan beyanında babasının birçok rahatsızlığının bulunduğunu, aynı zamanda evlendiği tarihte akıl sağlığının da yerinde olmadığını beyan etmesi oysa babasının ölümünden 3 ay kadar önce tapu dairesinde devir işlemleri sırasında akıl sağlığının yerinde olup olmadığına ilişkin ve yerinde olduğuna dair rapor alınmış olması ve bunu N. Y.'nın bildiği halde tanık olarak beyanında babasının akıl sağlığının yerinde olmadığına ilişkin beyanıyla yalan tanıklık yaptığından bahisle TCK'nun 272/2. Maddesi gereğince cezalandırılmasına dair karar verilmiş ise de, akıl hastalığının ve akıl sağlığının yerinde olup olmadığının uzmanlık gerektirir bir husus olup mahkeme huzurunda tanıklıkla ispatlanır bir husus olmadığı, sanığın tanık olarak alınan beyanında kendi duygu ve düşüncelerini ve hissettiği durumu beyan ettiği, başlangıçtan itibaren akıl sağlığına ilişkin iddialarını ileri sürdüğü, mahkemece bu hususta gerçek durumu bilimsel olarak araştırma zorunluluğu olduğu, tanığın alınan beyanında söylemiş olduğu bu sözlerin yalan tanıklık suçunu unsurları itibariyle oluşturmadığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanık hakkında beraat kararı verilmesi yönünde mütalaada bulunmuştur.
Sanığa isnat olunan suça ilişkin yasal düzenlemede;
5237 Sayılı TCK' nun " Adliyeye karşı suçlar " bölümünde düzenlenen " Yalan Tanıklık " başlıklı 272. Maddesi;
(1) Hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye, dört aydan bir yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapan kişi hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(4) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi ile ilgili olarak gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişinin gözaltına alınması veya tutuklanması hâlinde; yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olması koşuluyla; yalan tanıklık yapan kişi, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(6) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkumiyeti halinde, mahkum olunan cezasının üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur.
(7) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kimsenin mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, altıncı fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(8) Aleyhine tanıklıkta bulunulan kişi hakkında hapis cezası dışında adli veya idari bir yaptırım uygulanmışsa; yalan tanıklıkta bulunan kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. " şeklinde düzenlenmiştir.
Birinci fıkraya göre, hukuka aykırı bir fiil nedeniyle başlatılan bir soruşturma kapsamında tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapılması, bu suçun temel şekli olarak düzenlenmiş olup suçun temel şekli açısından tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurulun yemin vermeye yetkisinin olmaması gerekir.
İkinci fıkraya göre ise, yalan tanıklık suçunun mahkeme huzurunda ya da yemin ettirerek tanık dinlemeye kanunen yetkili kişi veya kurul önünde işlenmesi, suçun temel şekline nazaran daha ağır ceza ile cezalandırmayı gerektirmektedir.
Üçüncü fıkrada ise, kanuni tanımında üst sınırı üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçun soruşturma veya kovuşturması kapsamında yalan tanıklık yapılması, daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli bir hal olarak düzenlenmiştir.
Maddenin dört ile sekizinci fıkralarında yalan tanıklık sonucu meydana gelen neticelere göre fail hakkındaki cezanın ne surette tertip edileceği belirtilmiştir.
Tanıklık; bir olayın tanığı olmuş ya da öyle varsayılan bir kimsenin beş duyusu ile öğrendiği bilgileri tanık dinlemeyle yetki makam önünde anlatmasıdır. Tanık, tanıklığının konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgisini veya gördüğünü tam olarak açıklamakla yükümlüdür.
Yalan tanıklık suçuyla yargılamanın doğru olmayan beyanlarla gerçeğe aykırı bir şekilde yönlendirilmesinin önüne geçilerek adaletin tecellisi sağlanmak suretiyle yargılamanın taraflarının haklarının zarar görmesinin engellenmesi amaçlanmaktadır. Yalan tanıklık suçunun maddi unsurunu oluşturan hareket failin gerçeğe aykırı olarak tanıklık yapması ve yalan söylemesidir. Gerçeğe aykırı tanıklık yapmak, maddi olay hakkında bilerek gerçeğe aykırı beyanda bulunmak, yalan söylemek, gerçeği inkar etmek ya da sorulan sorularda bilgisini az veya çok saklamaktır. Yemin suçun unsuru olmamakla birlikte, tanıklığın yemin ettirerek tanık dinlemeye yetkili kişi veya kurul önünde yapılması suçun daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli halini oluşturmaktadır.
5237 Sayılı Kanunun 272. maddesinin gerekçesinde de, " Suçun maddi unsuru yalan söylemek veya tanıklığın konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgiyi, bilerek kısmen veya tamamen saklamaktır. Yalan söylemek deyimi, tabii olarak gerçeği inkar etmeyi de kapsamaktadır. " şeklinde tanımlanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde;
Türkeli Asliye Ceza Mahkemesince sanık N. Y. hakkında Türkeli Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/25 esas sayılı dosyasında 02/06/2015 tarihinde tanık olarak alınan beyanında, babasının birçok rahatsızlığının bulunduğunu, aynı zamanda evlendiği tarihte akıl sağlığının da yerinde olmadığını beyan ettiği, babasının ölümünden 3 ay kadar önce tapu dairesinde devir işlemleri sırasında Aile Sağlığı Merkezi tarafından "akıl sağlığının yerinde olduğuna" dair rapor düzenlenmiş olduğu, bu durumu sanık N. Y.'nın bildiği halde, tanık olarak alınan beyanında, babasının akıl sağlığının yerinde olmadığına ilişkin beyanıyla yalan tanıklık yaptığından bahisle sanığın TCK'nın 272/2. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş ise de,
Sinop Halk Sağlığı Müdürlüğü Gıda Aile Sağlığı Merkezinin 07/07/2013 tarihli raporunda, sanığın babasının akli melekelerinin yerinde olduğunun belirtildiği, ancak sanığın Türkeli Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinin 2014/25 esas sayılı dosyasında tanık sıfatıyla alınan beyanında, babasının, davalı ile evlendiğinde 90 yaşının üstünde olduğunu, ölmeden önce babasının, evlilik işlemleri için sağlık raporu almaya gittiğini, sağlık durumunun iyi olmaması nedeniyle doktorun, babasına rapor vermediğini, ancak akabinde para vererek bu raporu aldıklarını babasının kendisine söylediğini beyan ettiği, sanığın, müsnet suçtan alınan savunmalarının da aynı istikamette olduğu, Türkeli Asliye Hukuk (Aile) Mahkemesinde görülen aynı dosyada tanık sıfatıyla dinlenen M. G.'in de beyanında, sanığın babasının sağlık problemleri nedeniyle ilaç kullandığını, yaşı nedeniyle bunadığının çevrede konuşulduğunu ve bu hususu akrabalarından da duyduğunu belirttiği,
Tüm bu beyanlar karşısında, bir kişinin akıl sağlığının yerinde olup olmadığının tespiti hususunun uzmanlık gerektiren bir konu olduğu, gerçek durumun, önceki tedavi kayıtları, kullanılan ilaçlar, epikriz raporları ve yaşıyorsa gözlem ve muayene gibi bilimsel yöntemlerle uzman hekimlerce ortaya konulabileceği, akıl sağlığı konusunun, mahkeme huzurunda tanıklıkla ispatlanabilen bir husus olmadığı, sanık N.'ın, tanık olarak alınan beyanında, babasının akıl sağlığı konusunda somut vakalara dayalı olarak kendi duygu ve düşünceleri ile hissettiği durumu beyan ettiği, kaldı ki Aile Hekiminden alınan raporun akıl sağlığı konusunda verilmiş nihai bir rapor olmadığı, bu rapordaki tespitin aksini iddia ve beyan etmenin suç teşkil etmediği, Türkeli Asliye Hukuk(Aile) Mahkemesine açılan davanın konusu ve niteliğine göre, sanığın, babasının akıl sağlığı konusunda tanık sıfatıyla verdiği ifadesinin yalan tanıklık suçuna vücut vermeyeceği,
Öte yandan, akıl sağlığı, akıl hastalığı veya zayıflığının ilanihaye devam eden bir durum olmadığı, aynı kişinin, kısa aralıklarla iyileşmesinin veya hastalanmasının her zaman mümkün olduğu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda ve diğer bazı özel yasalarda tahdidi olarak sayılan her hukuki işlemde veya ceza soruşturmasına konu her olayda, akıl sağlığı veya hastalığı konusunda resmi makamlarca ayrı ayrı raporlar alınması lüzumunun bulunduğu, bir önceki raporun o mercii için bağlayıcı olmadığı, 5237 sayılı TCK'nın 32. maddesi ve 5271 sayılı CMK'nın 74. maddesi hükümleri ile Adli Tıp Kurumu uygulamalarına göre de, işlenen her suç için ayrı ayrı cezai ehliyet raporunun alındığı, bir suç için verilen cezai ehliyet raporunun bir başka suç için geçerli olmadığı gibi, kısa bir süre önce işlenen suçtan ötürü verilen cezai ehliyet raporunun yeni işlenen suç için geçerli sayılmasının mümkün bulunmadığı, yine, kısa bir süre önce tapuda işlem yapma ehliyeti olan kişinin, daha sonraki bir tarihte alınacak rapora göre yapılacak satış işleminde fiil ehliyetine sahip olmamasının pekala mümkün olduğu, dolayısıyla somut olayda, sanığın, somut vakalara ve beyanlara dayalı olarak 90 yaşın üstünde vefat ettiği belirtilen babasının akıl sağlığı konusunda Aile Hekimi raporundaki tespitin aksi yönünde iddia, beyan ve değerlendirmede bulunmasının yalan tanıklık suçunu oluşturmayacağı anlaşıldığından, sanık müdafiinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin sanık hakkında kurduğu mahkumiyet hükmünün kaldırılarak sanığın, unsurları oluşmayan müsnet suçtan beraatine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Sanık N. Y. hakkında verilen Türkeli Asliye Ceza Mahkemesinin 02/02/2017 tarih, 2015/155 Esas, 2017/13 sayılı kararının CMK'nın 280/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Sanık N. Y.'nın üzerine atılı yalan tanıklık suçunun unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla; üzerine atılı müsnet suçtan CMK' nın 223/2-a maddesi gereğince BERAATİNE,
3-Yapılan yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
4-Sanık kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ye göre belirlenen 990,00 TL maktu vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine,
Dair; sanık ve müdafiinin yokluğunda, katılan ve vekilinin yüzüne karşı ve Cumhuriyet Savcısı C. D.'ın ( 34278 ) huzurunda, Yargıtay nezdinde TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere, yüze karşı karar verilenler açısından tefhim tarihinden itibaren, yokluğunda verilenler açısından tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde Dairemize veya başka yer Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesine veya herhangi bir Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemesine dilekçe verilmesi veya zabıt katibine beyanda bulunulması, cezaevinde bulunanlar yönünden aynı süre içerisinde bulunduğu ceza infaz kurumu ve tutukevi müdürüne beyanda bulunmak veya bu hususta bir dilekçe vermek suretiyle hükmün temyiz edilebileceğine dair, temyiz etmediği taktirde hükmün kesinleşeceği hususu da belirtilerek, isteme uygun olarak oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 30/05/2017 (¤¤)