(5271 S. K. m. 223, 273, 279, 280, 286) (5237 S. K. m. 37, 39, 43, 53, 157, 158, 204) (765 S. K. m. 503)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı O yer Cumhuriyet Savcısı, katılan SGK vekili, sanık S. G. vekili, sanık N. A. ile sanık A. K. vekilince istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanık A. K. vekilinin istinaf dilekçesinin yapılan tetkiki sonucu;
-İstinafa konu kısa kararın sanık A. K. ile sanık A. K. vekili Av. Ç. E.’un yüzlerinde 20/10/2016 günü tefhim olunduğu, sanık A. K. vekilince müvekkilinin beraat etmesine rağmen ilk derece mahkemesince lehlerine vekalet ücretine hükmolunmadığı gerekçesiyle 29/11/2016 günü istinaf isteminde bulunulmuş ise de 5271 sayılı CMK.nın 273/1. maddesinde öngörülen 7 günlük yasal süre geçtikten sonra istinaf isteminde bulunmuş olması karşısında sanık A. K. vekilinin istinaf başvurusun 5271 sayılı CMK.nın 279/1-b maddesi uyarınca REDDİNE,
-Diğer istinaf başvurularının reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 27/09/2010 tarihli, 2008/12612 soruşturma nolu, 2010/380 nolu iddianamesi ile sanıklar H. Y., C. K., N. A., A. K. ile A. U. hakkında zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik ve zincirleme şekilde kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmaları istemiyle 5237 sayılı TCK'nun 37/1, 204/1, 43/1, 37/1, 158/1-e, 43/1 (her bir sanık hakkında ayrı ayrı), sanık C. K. hakkında ayrıca her iki suç yönünden TCK.nın 39/1. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
Ordu Cumhuriyet Başsavcılığının 15/12/2011 tarihli, 2009/7922 soruşturma nolu, 2011/253 nolu iddianamesi ile sanıklar S. G., N. A., E. S. G., S. S., H. S., H. A. ile C. K. hakkında zincirleme şekilde resmi belgede sahtecilik ve zincirleme şekilde kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılık suçlarından cezalandırılmaları istemiyle 5237 sayılı TCK'nun 37/1, 204/2, 43/1, 37/1, 158/1-e, 43/1 ve 53. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle Ordu Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
Ordu Ağır Ceza Mahkemesince 30/04/2013 tarih 2012/16 esas 2013/129 sayılı kararı ile Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/340 esas sayılı dosyası arasında hukuki ve fiili irtibat olduğu gerekçesiyle birleştirme kararı verilerek dosyanın Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiş olduğu görülmüştür.
Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucu;
a-Sanıklar H. Y., A. K., A. U., E. S. G. S. S., H. S. ve H. A. hakkında üzerlerine atılı kamu kurum ve kuruşlarının aleyhine dolandırıcılık ve resmi evrakta sahtecilik suçlarını işledikleri sabit olmadığından 5271 Sayılı CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince atılı suçlardan ayrı ayrı beraatlerine,
b-Sanık C. K. hakkında ise zincirleme şekilde resmi evrakta sahtecilik suçuna yardım etmek ve zincirleme şekilde kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılık suçuna yardım etmek suçlarından mahkumiyeti ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
c-Sanık N. A. hakkında zincirleme şekilde resmi evrakta sahtecilik ve zincirleme şekilde kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılık suçlarından mahkumiyetine,
d-Sanık S. G. hakkında ise zincirleme şekilde resmi evrakta sahtecilik ve zincirleme şekilde kamu kurum ve kuruluşları aleyhine dolandırıcılık suçlarından mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Samsun Cumhuriyet Savcısı A. F. B. (122784) 05/12/2016 tarihli dilekçesinde özetle; sanık N. A. ile S. G.’ün, üzerlerine atılı suçları haklarında beraat kararı verilen H. Y., A. K., A. U., E. S. G., S. S. ve H. A. ile birlikte işlemiş olmaları nedeniyle bu sanıklar hakkındaki beraat kararlarının kaldırıp mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği;
Katılan SGK vekili ise 26/12/2016 havale tarihli dilekçesi ile özetle haklarında beraat kararı verilen sanıkların eylemlerinin sabit olup atılı saçlardan mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği;
Sanık S. G. vekili ise 30/12/2016 havale tarihli dilekçesi ile özetle; müvekkilinin üzerine atılı suçların oluşmadığından bahisle mahkumiyet kararlarının kaldırılıp beraatine karar verilmesi gerektiği;
Sanık N. A. ise 27/12/2016 havale tarihli dilekçesiyle hakkında tesis olunan mahkumiyet kararının bozularak beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle yapılan istinaf başvuruları üzerine dosya daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
Kamu davasına konu somut olaylara ilişkin mevzuatta;
Sanıklara isnat olunan resmi belgede sahtecilik suçunun temel şekli TCK'nın 204/1. maddesinde; "Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun konusu resmi belgedir. Suçla korunan hukuki yarar ise kamu güveni olup, suçun mağduru da toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Bununla birlikte suçun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün olduğundan, gerçek ve tüzel kişiler de yargılamaya katılabileceklerdir.
Resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci seçimlik hareket, resmi belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmi belge esasında mevcut olmadığı halde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmi belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belge üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Kullanma mütemadi suç şeklinde de gerçekleşebilir.
Suçun oluşabilmesi için düzenlenen veya değiştirilen ya da kullanılan belgenin, gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği bu suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) olup olmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı, şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir.
Sanıklara isnat olunan dolandırıcılık suçunun temel şeklinin düzenlendiği 5237 sayılı 5237 sayılı TCK.nın, "Dolandırıcılık" başlıklı 157. maddesinde; "Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiş, aynı kanunun 158. maddesinde suçun nitelikli halleri sayılmıştır;
Dolandırıcılık suçunun maddi unsurlarından olan hareket, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 503. maddesinde; "bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma" biçiminde tanımlanmasına karşın, 5237 sayılı TCK'nun 157. maddesinde; "hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma" şeklinde ifade edilerek, 765 sayılı Kanunda yer alan "desise" kavramına 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiş ve hileye desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir.
Malvarlığının yanında kişilerin irade özgürlüğünün korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,
2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,
3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi ya da başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,
Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Fail kendisi ya da başkasına yarar sağlayabilmek amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar gerçekleştirmeli, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile fiil arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve gerçekleşen zarar da nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenebilecek ekonomik bir zarar olmalıdır.
Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suçlardan farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden fazla hukuki konusu olan bu suç gerçekleştirilirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdur veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği, irade özgürlüğünün ihlal edildiği vurgulanmıştır.
TCK'nın 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş bulunulmasına göre, hangi türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının da belirlenmesi gerekmektedir.
Kanun koyucu, anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.
Hile, Türk Dili Kurumu Sözlüğünde; "birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika" şeklinde, uygulamada yargısal kararlarla yerleşmiş kabule göre; "Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme imkanını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltılma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez" biçiminde tanımlanmıştır.
Öğretide de hile ile ilgili olarak; "Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması, bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eyleminde hata meydana getirmesidir" (Sulhi Dönmezer, Kişilere Ve Mala Karşı Cürümler, Beta Yayınevi, İstanbul 2004, s. 453), "Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki meydana getiren her türlü davranıştır" (Durmuş Tezcan -Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik Ve Pratik Ceza Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2006, s. 558), "Hile; oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir." (Nur Centel-Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, c. 1, s. 452) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.
Yerleşik yargısal uygulamalar ve öğretideki genel kabul gören görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda hile; karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü fiil olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkanlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durumu ya da sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapılıp, kamu düzenini bozacak nitelikte olduğu ahvalde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde veya sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış oluyorsa, bu basit şekildeki aldatma dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için açıklamanın doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte bulunması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin de eklenmiş bulunması gerekir.
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi bakımından öğretide ayrıca; "Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya ve mağdurun içerisinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir." (Veli Özer Özbek-Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2010, s. 687) "Hileli davranışın anlamı, birtakım sahte ve suni hareketlerle gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır. Gerçeği saklamak da hile ve desisenin içerisine girer. Hileli davranışlar, mağduru ikna etmeye yönelen zekice söylenmiş sözlerdir. Başka bir ifadeyle gerçeği çarpıtmak için söylenen yalandır. Hileli davranışlarla fail, sahte bir görünüm yaratmalı ve bunun aldatılan üzerinde psikolojik bir etkisi bulunmalıdır. Bir davranışın hileli olup olmadığı, davranışın yapıldığı çevreye de bağlıdır." (Doğan Soyaslan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 9. Baskı, Yetkin Yayınları, Ankara 2012, s. 421) "Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ayrıca ortalama bir kişiyi hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Davranışın hile teşkil edip etmediği muhatap ve olaya göre belirlenmelidir." (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, İstanbul 2007, c. 1. s. 457) şeklindeki görüşlere de yer verilmiştir.
Esasen hangi davranışın hileli olduğu veya olmadığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği konusunda genel bir kural koymak zor olmakla birlikte, olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, eylemle olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun temel hali 5237 Sayılı TCK'nun 157. maddesinde düzenlenmişken nitelikli halleri ise 5237 Sayılı TCK'nun 158. maddesinde düzenlenmiştir.
Madde 158 - (“1) Dolandırıcılık suçunun; "e) Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak,.....İşlenmesi halinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur." (Değişik cümle: 03/04/2013-6456 S.K./40.mad) Ancak, (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde sayılan hallerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." hükmü bulunmaktadır.
TCK'nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun Kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Ankara Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının reçetelerde sahtecilik yapmak suretiyle kurumlarının zarara uğratıldığı iddiasıyla yapılan suç duyurusu üzerine Samsun C.Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sonucu, sanıklardan N. A.'ın İ. İnternational San. Tic. Ltd. Şti isimli şirketin ilaç mümessili olup, 2006 yılından itibaren Samsun SSK ( Gazi Devlet Hastanesi) ilaç mümessili olarak faaliyette bulunduğu, şirket tarafından belirli bir süre içerisinde belirli sayıda ürün satışı için kendilerine kota getirilmesi üzerine sanık N. A.'ın bu limiti yakalamak amacıyla hastanede çalışan A. K., H. Y. ve A. S. isimli sanıklarla tanıştığı, yine sanıklardan C. K. ile birlikte hareket ederek C. K.'nun kendisine ve yakınlarına ait temin etmiş olduğu sağlık karnelerine Gelfix Sprey ve Gelfix Collagen ped isimli ilaçları yazdırdığından bahisle yürütülen soruşturma sonucunda hastalardan;
1-S. M. K. adına düzenlenen 18/08/2006 tarih 10977,
2-G. G. adına düzenlenen 14/07/2006 tarih 6530,
3-S. G. adına düzenlenen 14/07/2006 tarih AE-796637,
4-Ç. A. adına düzenlenen 14/07/2006 tarih AL-118134,
5-İ. K. adına düzenlenen 17/02/2006 tarih AH-329885,
6-E. T. adına düzenlenen 01/02/2006 tarih AB-896436,
7-Havva Köroğlu adına düzenlenen 10/02/2006 tarih KB-054245,
8-H. K. adına düzenlenen 17/02/2006 tarih AF-784762,
9-C. K. adına düzenlenen 10/02/2006 tarih D-650927,
10-N. A. adına düzenlenen 01/02/2006 tarih AT-723972,
11-N. A. adına düzenlenen 20/02/2006 tarih AT-723972,
12-Fatma Kartal adına düzenlenen 18/08/2006 tarih JU-434562
Seri nolu reçetelerin sanık N. A. tarafından sahte olarak düzenlenip, diğer sanıkların da sanık N.'in eylemine iştirak ederek kamu kurumu olan Sosyal Güvenlik Kurumunu 17.213.89 TL zarara uğrattıklarından bahisle kamu davasının açıldığı;
Yine Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 20/1/2009 tarih 2008/12612 soruşturma sayılı yazısına istinaden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının Ordu Cumhuriyet Başsavcılığına 27/10/2009 tarihinde yapılan suç duyurusu üzerine Ordu Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sonucu sanıklar N. A., C. K., S. G., E. S. G., S. S., H. S. ve H. A.' ın iddianameye konu S. S. adına düzenlenen 12/10/2006 tarih 6449 protokol, 19/10/2006 tarih 6543 protokol, 20/11/2006 tarih 7130 protokol, E. S. G. adına düzenlenen 12/10/2006 tarih 6448 protokol ve S. G. adına düzenlenen 27/11/2006 tarih 54554 protokol numaralı reçetelerin sahte düzenlenmesi ve sanıklardan S. G.'ün Ordu bölgesinde İ. isimli firmanın ilaç mümessili olup, sanıklardan S. S. ve eşi E. S. G.'den temin etmiş olduğu sağlık karnelerine doktor olan H. S.'in yardımıyla sahte reçete düzenletip kurumu zarara uğratmak, yine sanıklardan N. A.'ın diğer sanıklar C. K.'nun yakınlarına ait sağlık karnelerini temin edip, hastanede çalışmakta olan sanık H. A.'ın yardımıyla sahte reçete düzenletip kurumu zarara uğrattıklarından bahisle kamu davasının açıldığı,
Her iki dosya arasında hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle Ordu Ağır Ceza Mahkemesince 2012/16 esas 2013/129 sayılı kararı ile birleştirme kararı verilerek yargılamaya Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/340 esas sayılı dosyası üzerinden devam olunduğu,
Samsun C. Başsavcılığının iddianamesine konu 12 adet sahte olarak düzenlendiği ileri sürülen reçetelerde yapılan kriminal incelemesinde 11 adetinde sanık N. A.'ın eli ürünü yazıların bulunduğu, yine yargılama aşamasında alınan üçlü bilirkişi raporunda kurumunu uğramış olduğu zararın tespit olunduğu;
Ordu C. Başsavcılığının iddianamesine konu 5 adet sahte olarak düzenlendiği ileri sürülen reçetelerden S. S. adına düzenlenen 12/10/2006 tarih 6449 protokol, 19/10/2006 tarih 6543 protokol ve E. S. G. adına düzenlenen 12/10/2006 tarih 6448 sayılı reçetelerin ise idari tahkikat aşamasında beyanına başvurulan ve bu dosyada da yargılanmakta olan Doktor H. S.'in beyanına göre iş bu reçetelerin Doktor H. S. tarafından düzenlendiği, bu durumun ise Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasına alınan 11/09/2012 düzenleme tarihli bilirkişi kurulu raporunca teyit olunduğu, ancak Ordu C.Başsavcılığının iddianamesine konu sanık S. G. adına düzenlenen 27/11/2006 tarih 54554 sayılı reçete ile sanık S. S. adına düzenlenen 20/11/2006 tarih 7130 sayılı reçetenin sahte olarak düzenlenmiş olması, sanık S. S.'ın sanık S. G. ile arkadaş olup sağlık karnesini yaklaşık 15 gün süreyle sanık S. G.'ün aracında unutmuş olması, sanık S. G.'ün eylemi nedeniyle kurumun uğramış olduğu 748.31 TL'nin kovuşturma aşamasında sanık S. G. tarafından ödenmiş olması, ilk derece mahkemesinin kararındaki gerekçeler de dikkate alındığı, sanıklardan H. Y., A. K., A. S.'un sanık N. A.'ın eylemine iştirak ettiklerine; Sanıklardan H. S., H. A., S. S. ile E. S. G.'ün de Sanık S. G.'ün eylemine iştirak ettiklerine dair her türlü şüpheden uzak, somut, kesin, inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatlerine karar verilmesinde; Sanıklardan N. A. ile S. G. hakkında yapılan yargılama sonucunda, zarara uğrayan katılan kurumun cevabı yazıları, soruşturma ve kovuşturma aşamasında alınan Kriminal ve bilirkişi raporları, idari tahkikat aşamasındaki ifadelerine başvurulan doktor ve hasta beyanları da dikkate alındığında mahkumiyetlerine dair ilk derece mahkemesinin kararında herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın 09/08/2012 tarihli cevabı yazısı ile yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporları da dikkate alındığında sanık N. A.'ın eylemi nedeniyle katılan SGK'nin uğradığı zararın 17.213,89 TL olup 5237 Sayılı TCK'nun 158/1-e-son maddesi uyarınca sanık hakkında hükmolunacak adli para cezasının miktarının suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağının düzenlenmesine rağmen sanık hakkında katılan kurumun uğradığı zarar dikkate alındığında 1722 gün üzerinden temel ceza tespit edilip, arttırma ve eksiltmenin bu miktar üzerinden yapılması gerekirken 1000 gün üzerinden sanık N. A. hakkında adli para cezasının tayin ve tespiti ile arttırma ve eksiltmenin bu miktar üzerinden yapılmasının sanık N. yönünden aleyhe istinaf olmadığından Dairemizce bozmaya konu yapılmayıp, eleştiriye konu yapılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına göre, her ne kadar O yer C. Savcısı, katılan SGK vekili, sanık N. A. ve sanık S. G. müdafiince istinaf talebinde bulunmuşlar ise de; Savunma, katılan SGK vekili beyanı, tanık beyanları, cevabi yazılar, soruşturma ve kovuşturma aşamasında alınan bilirkişi raporları, idari tahkikat aşamasında dinlenen doktor beyanları ve tüm dosya kapsamı ile 5271 sayılı CMK' nun 280/1-a maddesi de dikkate alındığında, sanıklardan N. A. ile S. G.'ün üzerilerine atılı suçlardan mahkumiyetlerine, sanıklardan A. U., A. K., H. Y., H. S., H. A., E. S. G. ve S. S. hakkında atılı suçlardan tesis edilen beraat kararlarına dair ilk derece mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve taktirine, incelenen dosya kapsamına göre O yer C. Savcısı, katılan SGK vekili, sanık N. A. ile sanık S. G. müdafiinin yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURULARININ AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren Samsun 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca KESİN, ancak sanık A. K. yönüyle müdafiince verilen istinaf başvurusun 5271 sayılı CMK'nun 279/1-b maddesi uyarınca reddine dair verilen kararın sanık A. K. müdafiine tebliği ile, tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunmak ya da bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından incelenmek amacıyla İTİRAZ kanun yolu açık olmak üzere olmak üzere 27/03/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)