(5237 S. K. m. 53, 207) (5271 S. K. m. 280)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Samsun C. Başsavcılığının 29/04/2015 tarihli, 2014/9128 soruşturma no, 2015/3606 nolu iddianamesi ile sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçunu işlediğinden bahisle 5237 Sayılı TCK'nun 207/1, 53/1 (2 kez) cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Sanık savunmasında; "Ben olay tarihinde ve halen M. P. Hastanesinde kordiyoloji uzmanı olarak çalışmaktayım, A. K. isimli hastayı da kalp krizi geçirmesi üzerine sevkli olarak hastanemize gelmesi nedeniyle tanıyorum, kendisi önce acile gelmişti, akabinde kalp krizi geçirdiğini anlamamız üzerine doğrudan kendisini anjiyografi işlemine aldım, benim doktor olarak görevim anjiyo olayından önce hasta ve hasta yakınlarını bilgilendirmek ve hastanın durumu ile yapılacak işlem hakkında bilgi vermektir, hastanın bilinci yerinde değilse bu durumu hasta yakınına bildiririz ve onun onayını alırız ve uygulamada hasta yakınına bu durum bildirilir ve sözlü olarak onayını hasta yakınından aldıktan sonra hastanenin görevlilerince bu belgelerine hasta veya hasta yakınına imzalatılır ardından işleme alınır bu hasta ile ilgili olarak hasta yakınından sözlü olarak onama aldığımı biliyorum ancak hastanın başlangıçta hastaneye gelmesi ve yatışının yapılması ile ilgili olarak alınacak husus bizim dışımızdadır, ben bu dosya ile ilgili olarak şikayet yapılıncaya kadar şahsım ile ilgili olarak herhangi bir onama eksikliği olduğundan veya imza eksikliği olduğundan haberim yoktur, hasta yatıştaki imzadan benim haberim yoktur, ben sadece benimle ilgili olan anjiyo işlemi ile ilgili olarak kısmını biliyordum, bunda da hasta yakınından sözlü onamı aldım, zaten hastanın hayati riskinin yüksük olduğu için de doğrudan tıbbi işlemlerine başlamıştık, bu davaya konu olan formları da acilde görevli olan personel doldurmuştur, imza işlemlerinin ne şekilde tamamlandığını tam olarak bilmiyorum, bazen hasta yakını olmadığı zamanlarda da hastanın durumuna göre tıbbi gereklilik halinde doğrudan işleme başlayıp sonradan onay işlemlerini tamamladığımız bilgilendirdiğimiz durumlar söz konusu olmaktadır ancak davaya konu olaydaki hasta ile ilgili böyle bir olay olmamıştır, hasta yakını yanında idi bizde hasta yakınını bilgilendirerek onayını almış buna göre tıbbi müdahalede bulunup evrakları da buna göre düzenlemiştik" şeklinde savunmada bulunmuştur.
Samsun 9. Asliye Ceza Mahkemesi 14/12/2016, 2015/579 esas, 2016/494 sayılı kararı ile sanığın üzerine atılı özel belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmaması nedeni ile beraatine karar verilmiştir.
Katılan 19/12/2016 tarihli dilekçesine özetle; tanık beyanlarının taraflı olduğunu, sanığın görevi ihmal suçunu işlediğinin de irdelenmesi gerektiğini, kararın bozularak sanığın mahkumiyetine karar verilmesini talep ederek hükmü istinaf etmiştir.
Özel Belgede Sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nun 207/1. maddesinde; “Bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Özel belge kavramı, belirli bir kişi için yararlı ya da zararlı olabilen, hukuken önemli sonuçlar doğurabilen durumlara ilişkin olmak üzere özel kişiler tarafından düzenlenmiş tüm yazıları içerir.
Sahte olarak düzenlenmiş ya da gerçek bir belgenin değiştirilmesi suretiyle sahteciliğe konu edilmiş özel belgenin aldatıcılık niteliğinin de bulunması gereklidir. Aldatma yeteneği; belgedeki sahteciliğin ilk bakışta anlaşılamaması, başkalarını aldatabilecek biçim ve içerikte olmasıdır. Düzenlenen belgedeki taklidin belirsiz sayıdaki kimseleri aldatabilmesi gerekir. Aldatma yeteneğinin bulunmadığı kaba taklit veya değiştirme halinde kamu güveni sarsılmayacağından işlenemez sahtecilik suçu vardır. Bir başka deyişle, vasıtada imkansızlık vardır. Ancak bunun için sahte belgenin hiç kimseyi aldatamayacak biçimde kötü düzenlenmiş olması ve sahteciliğinin çok açık bir şekilde ve hemen anlaşılıyor olması gerekir. Bu durum belgeden objektif olarak anlaşılabilmelidir. Burada aranan, aldatma olanağının bulunmamasıdır, olasılığının bulunmaması değil.
Somut olay değerlendirildiğinde;
Yapılan yargılama, toplanan deliller, yukarıda açıklanan nedenler, sanıkların savunması, yeminli tanık anlatımları, maktule ait raporlar ile tüm dosya kapsamına göre; katılanın annesi olan A. K.'ü 14/01/2010 tarihinde rahatsızlanması üzerine Terme Devlet Hastanesi'ne götürdüğü, oradan Ö. M. P. Samsun Hastanesi Kardiyoloji bölümüne sevk edildiği, sanık tarafından katılanın annesi olan A. K.'e stent takıldığı ancak A. K.'ün 17/01/2010 tarihinde vefat ettiği, bunun üzerine sanık hakkında, doktor ve hasta isimlerinin boş bırakıp matbu şekilde düzenlenmiş hasta yatış bilgilendirme ve onam formu( hastanın sağlık durumu hakkında bilgilendirildiği, tedavisine onay verdiği, riskli ameliyatları kabul veya reddetme hakkı olduğu konusunda bilgilendirildiği gibi hususları içerir belge ) ve taahhütnamenin (hastane ile SGK arasında yapılan sözleşme kapsamında talep ettiği her türlü sağlık hizmeti için SGK tarafından karşılanacak ücret dışında hastanenin talep edeceği ilave ücretleri kabul ve taahhüt ettiğini gösterir belge) ilgili kısımlarına 15/01/2010 tarihini atarak hasta kısmına A. K.'ün ismini yazıp Onun yerine imza attığı veya bir başkasına attırarak hasta dosyasının arasına koyduğu gerekçesi ile özel belgede sahtecilik suçundan dava açıldığı, katılan Hasan Küçük'ün, Ö. Samsun M. P. Samsun Hastanesi'nce düzenlenen annesine ait dosya içerinde bulunan 15/01/2010 tarihli hasta yatış bilgilendirme ve onama formu ile aynı tarihli taahhütnamede annesi adına atılı bulunan imzaların annesine ait olmadığı gerekçesi ile sanık E. A.'dan şikayetçi olduğunun anlaşıldığı, her ne kadar sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan 2 kez cezalandırılması istemi ile dava açılmış ise de; bu suçun maddi unsurunun "özel belgeyi sahte olarak düzenlemek" veya "gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmek" olduğu, bu seçimlik hareketlerden birinin gerçekleşmesinin yanı sıra bu sahte belgenin kullanılmasının da gerektiği, sanığın doktor olarak görev yaptığı, dinlenilen tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere sahte olarak düzenlendiği iddia edilen belgenin, sanık tarafından düzenlenmediği, katılanın annesinin hayati tehlikesi yüksek bir şekilde hastaneye sevk edilmesi üzerine sanık tarafından hasta yakınlarına bilgi verilerek tıbbi işlemlere başlanıldığı, sanık tarafından tıbbi işlemler yapıldıktan sonra kayıt işlemleri ile görevli kişi/kişilerce bu belgenin tanzim edildiği, ayrıca Samsun Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 21/04/2015 tarihli uzmanlık raporuna göre; inceleme konusu belgeler üzerinde A. K. adına atılı bulunan imzaların A. K. eli ürünü olmadığı ve A. K. adına atılı bulunan imzalar ile E. A. ve H. K.'ün mevcut mukayese imzaları arasında aynı şahıs eli ürünü olduklarını gösterir nitelikte grafolojik bulgunun tespit edilemediğine dair raporu da dikkate alındığında sanığın bu belgenin sahte olarak düzenlenmesine dahlinin olduğuna dair herhangi bir delil bulunmadığı, düzenlenen bu belgenin görülmekte olan hukuk mahkemesi davasında sunulduğu anlaşılmış ise de, belgenin kullanılmasının tek başına TCK'nun 207/1. fıkrasında tanımlanan suça vücut vermeyeceğine, yüklenen suçun yasal unsurlarının oluşmadığına ilişkin gerekçe ile sanığın üzerine atılı özel belgede sahtecilik suçlarından beraatine dair verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi dikkate alındığında sanık hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve taktirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla katılanın yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren Samsun 9.Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın Samsun 9.Asliye Ceza Mahkemesince ilgililere tebliğine, kesin olmak üzere 24.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)