(5237 S. K. m. 53, 58, 157, 158, 168, 204, 210) (5271 S. K. m. 280)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Ankara C. Başsavcılığının 27/06/2016 tarihli, 2016/94841 soruşturma nolu iddianamesi ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçlarını işlediği iddiasıyla 5237 Sayılı TCK'nun 204/1; 158/1-f, 53, 58 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Ankara 8.Ağır Ceza Mahkemesinin 10/11/2016 tarihli, 2016/337-393 E-K sayılı kararı ile yetkisizlik kararı verilerek dosyanın Samsun Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, yapılan tevzi sonucunda dosyanın Samsun 3.Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği görülmüştür.
Samsun 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 29/09/2017 tarihli, 2017/11-369 E-K sayılı kararı ile sanık hakkında üzerine atılı suçları işlediğinden bahisle ayrı ayrı mahkumiyeti yoluna gidildiği görülmüştür.
Sanık istinaf dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek hükmü istinaf etmiştir.
Kamu davasına konu somut olaya ilişkin mevzuatta;
Sanığa isnat olunan diğer suç ise Resmi belgede sahtecilik suçunun temel şekli TCK'nun 204/1. maddesinde; "Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”
Aynı yasanın 210/2. Maddesi ise; " (2) Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması hâlinde, resmi belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur. "biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun konusu resmi belgedir. Suçla korunan hukuki yarar ise kamu güveni olup, suçun mağduru da toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Bununla birlikte suçun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün olduğundan, gerçek ve tüzel kişiler de yargılamaya katılabileceklerdir.
Resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci seçimlik hareket, resmi belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmi belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmi belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belge üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Kullanma mütemadi suç şeklinde de gerçekleşebilir.
Suçun oluşabilmesi için düzenlenen veya değiştirilen ya da kullanılan belgenin, gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği bu suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) olup olmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı, şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir.
Sanığa isnat olunan diğer suç olan Dolandırıcılık suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun "Dolandırıcılık" başlıklı 157. maddesinde; "hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası verilir" şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş, aynı kanunun 158. maddesinde suçun nitelikli halleri sayılmıştır;
TCK.nın 158. Maddesinde dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri sayılmıştır. Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu da hükümden sonra yürürlüğe giren 6763 Sayılı Yasanın 14. maddesine göre lehe olan suç tarihindeki 5237 Sayılı TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde; “(1)Dolandırıcılık suçunun;... f-...banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle, … işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f), (j) ve (k) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz” şeklinde düzenlenmiştir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İlk Derece Mahkemesinin "16/08/2014 keşide tarihli, keşidecisi ……….. Gıda İnşaat Otomotiv San ve Tic. Ltd. Şti. C. T. olarak görülen 20.000,00-TL bedelli varakayı sanığın lehine kullanıma soktuğu bu kabil suçlarda sahtecilik eyleminin bizzat fail tarafından gerçekleştirilmesinin şart olmayıp, bu özelliğinin bilinerek lehine kullanılmasının yeterli olacağı, sahte olan suça konu çekin sanık tarafından yaptığı alışverişte kullanılmasında suça konu fiiller ile sanık arasında maddi sebebiyet bağlantısının varlığının kabulünün zorunlu olduğu anlaşılmıştır.
İddia, sanık M.'in tevilli ikrarı, şahadet, suça konu çek örneği ve dosyadaki diğer deliller kül olarak değerlendirildiğinde; 22.06.2014 günü müdahil Ş. K.'ün Mudanya ilçesindeki işyerinden çalınan 20.000 TL bedelli 16.08.2014 tanzim tarihli, keşidecisi ……….. Limited Şirketi olup ………. Tavukçuluk emrine keşide edilmiş çeki bir şekilde ele geçiren sanık M. K.'ın çekin arkasını isim ve imzası ile ciro etmek suretiyle, ticari ilişkide bulunduğu müdahil Ö. F. C.'in yetkilisi olduğu şirkete aldığı mallara karşılık verdiği ve olayın bu şekilde oluştuğu vicdani kanaatine varılmıştır.
Olayın mahkememizce kabul edilen iş bu oluş şekline göre sanığın eylemlerinin hukuki açıdan vasıflandırılması gerekecektir.
Sanık M.' in müdahil Ö. F. C.'in yetkilisi olduğu şirketten aldığı inşaat malzemeleri karşılığında verdiği suça konu 16/08/2014 keşide tarih ve 20.000,00 TL bedelli çeki, çek keşidecisi ………. Gıda İnşaat Otomotiv San ve Tic. Ltd. Şti. C. T.’ın rıza ve muvafakati olmaksızın, müdahil Ş.'den çalınan çeki bir şekilde ele geçirip isim ve imzası ile ciro ederek kullanmasında gerçeğe aykırı ciro silsilesi oluşturup önceki hamillerin sorumluluğuna sebebiyet vermesi nedeniyle sahtecilik kasıt ve iradesinin tartışmasız olduğu ve belgenin niteliğine göre sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 204/1 maddesine nümas olduğu anlaşılmıştır.
...Sanık M.' in müdahil Ö. F.'un yetkilisi olduğu şirketten yaptığı alışveriş karşılığı suça konu 16/08/2014 tarih ve 20.000 TL bedelli gerçeğe aykırı ciro silsilesi oluşturması itibariyle sahte çeki vererek hile ve desise kullandığı ve fiilinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu, dolandırıcılık suçunda bankanın maddi varlığı olan çekin araç olarak kullanılması nedeni ile fiilin 5237 sayılı TCK nun 158/1-f maddeye nümas olduğu sanık M.' in etkin pişmanlık göstererek müdahil tarafın zararını tazmin etmediği ve bu sebeple hakkında 5237 sayılı TCK nun 168. maddesinde yazılı etkin pişmanlık hükümlerinin tatbikinin gerekmeyeceği sanığın geçmişte Samsun 1.Sulh Ceza Mahkemesinin 12/10/2011 tarih ve 1146-842 sayılı ilamından dolayı tekerrüre esas hükümlülük kaydının bulunduğu anlaşıldığından aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." şeklindeki gerekçesiyle sanığın üzerine atılı resmi belgede sahtecilik ve bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçlarından kurulan mahkumiyet hükmünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
Dolandırıcılık suçu yönünden, hükümden önce, suç tarihinden ise sonra yürürlüğe giren 6763 Sayılı Yasanın 14. maddesi ile 5237 Sayılı TCK'nun 158 maddesindeki nitelikli dolandırıcılık hallerinde cezaların alt sınırı arttırılmış olup, İlk Derece Mahkemesince bu hususla ilgili lehe-aleyhe değerlendirmesinin yapılmamış ise de; neticede sanığın suç tarihine göre lehine olan değişiklikten önceki 5237 Sayılı TCK’nun 158. Maddesine göre temel cezanın belirlenmesi dikkate alındığında bu eksiklik sonuca etki etkili olmayan gerekçede eksiklik olarak kabul edilmiştir.
Dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi dikkate alındığında sanık hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla sanığın yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Kararın İlk Derece Mahkemesince ilgililere tebliğine, kesin olmak üzere 06/03/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)