(5271 S. K. m. 223, 280, 303) (5237 S. K. m. 37, 43, 53, 204, 210) (YCGK 31.03.2009 T. 2008/6 - 256 E. 2009/79 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Erbaa C. Başsavcılığının 08/05/2013 tarihli, 2013/564 soruşturma nolu iddianamesi ile sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçunu işledikleri iddiasıyla 5237 Sayılı TCK'nun 37/1 maddesi delaletiyle 204/1, 43/1, 53/1 maddeleri gereği ayrı ayrı cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
Erbaa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/11/2017 tarihli, 2015/55 (E) ve 2017/384 (K) sayılı kararı ile sanıklar hakkında üzerlerine atılı suçtan ayrı ayrı mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
Sanık A.. müdafii, sanık A.., katılan SGK vekili istinaf dilekçelerinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek hükmü istinaf ettikleri görülmüştür.
Kamu davasına konu somut olaya ilişkin mevzuatta;
Sanıklara isnat olunan Resmi belgede sahtecilik suçunun temel şekli TCK'nun 204/1. maddesinde; "Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”
Aynı yasanın 210/2. Maddesi ise; "(2) Gerçeğe aykırı belge düzenleyen tabip, diş tabibi, eczacı, ebe, hemşire veya diğer sağlık mesleği mensubu, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Düzenlenen belgenin kişiye haksız bir menfaat sağlaması ya da kamunun veya kişilerin zararına bir sonuç doğurucu nitelik taşıması hâlinde, resmî belgede sahtecilik hükümlerine göre cezaya hükmolunur. "biçiminde düzenlenmiştir.
Suçun konusu resmi belgedir. Suçla korunan hukuki yarar ise kamu güveni olup, suçun mağduru da toplumu oluşturan tüm bireylerdir. Bununla birlikte suçun işlenmesiyle haksızlığa uğrayan gerçek ve tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün olduğundan, gerçek ve tüzel kişiler de yargılamaya katılabileceklerdir.
Resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci seçimlik hareket, resmi belgeyi sahte olarak düzenlemektir. Bu seçimlik hareketle, resmi belge esasında mevcut olmadığı hâlde, mevcutmuş gibi sahte olarak üretilmektedir. İkinci seçimlik hareket, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştirmektir. Bu seçimlik hareketle, esasında mevcut olan resmi belge üzerinde silmek veya ilaveler yapmak suretiyle değişiklik yapılmaktadır. Birinci ve ikinci seçimlik hareketle bağlantılı olarak belirtilmek gerekir ki; sahteciliğin, belge üzerindeki bilgilerin bir kısmına veya tamamına ilişkin olmasının, suçun oluşması açısından bir önemi bulunmamaktadır. Üçüncü seçimlik hareket ise, sahte resmi belgeyi kullanmaktır. Kullanılan sahte belgenin kişinin kendisi veya başkası tarafından düzenlenmiş olmasının bir önemi yoktur. Kullanma mütemadi suç şeklinde de gerçekleşebilir.
Suçun oluşabilmesi için düzenlenen veya değiştirilen ya da kullanılan belgenin, gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği bu suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte (nesnel) olup olmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı, şüpheye yer vermeyecek şekilde belirlenmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
A-)Sanık A. yönünden yapılan incelemede;
Her ne kadar suça konu sahte belgenin iğfal kabiliyetini haiz olup olmadığı hususu ilk derece mahkemesince karar gerekçesinde tartışılmamış ise de; suça konu belgenin şeklen sahih, içerik olarak gayri sahih olduğu anlaşılmakla; suça konu belgenin iğfal kabiliyetini haiz olup olmadığına gerekçede yer verilmemesi sadece eleştiri konusu yapılmakla yetinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin "Yapılan yargılama neticesinde dosyada ki mevcut iddianame, katılan kurum vekillerinin beyanları, tanık anlatımı, sanıkların savunmaları, katılan SGK kurumundan alınan cevabi yazılar, sanıklara ait nüfus ve adli sicil kayıtları ile dosya kapsamlı bir şekilde ele alındığında, sanıklardan A. U. soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki beyanlarında söz konusu sahte evrağı kendisinin düzenlediğini, imzayı kendisinin attığını beyan etmiştir." şeklindeki gerekçesiyle sanık A. yönünden kurulan mahkumiyet hükmünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi dikkate alındığında sanık A. U. hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla sanık Abdullah ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURULARININ AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE,
B-) Sanıklar A. K. ve N. B. yönünden yapılan incelemede;
İlk derece mahkemesince sanıklardan A. K. ve istinaf dışı diğer sanık N. B.'nın sanık A. U.'nın sahtecilik eylemine iştirak ettikleri gerekçesiyle ayrı ayrı mahkumiyetlerine karar verilmiş ise de sanıklardan A. K.'nın A. U.'nın yanında çalıştığı muhasebeci, istinaf dışı diğer sanık N. B.'nın ise inşaat sahibi oldukları, bu sanıkların aşamalarda savunmalarında üzerlerine atılı suçu kabul etmediklerini ve sanık A. U.'nın sahtecilik eyleminden haberdar olmadıklarını savundukları,
Sanıklardan A. U.'nın ise tüm aşamalarda alınan savunmalarında suça konu belgeyi kendisinin sahte olarak düzenleyerek katılan Erbaa Belediye Başkanlığı'na ibraz ettiğini, diğer sanıkların ise bu olaydan haberdar olmadıklarını beyanla atılı suçu ikrar ettiği, hatta istinaf dışı sanık N. B.'nın bu hususta sanık A. U. hakkında SGK'ya da dilekçe vererek şikayette bulunduğu,
Sanıklardan A. K.'nın ve istinaf dışı sanık N. B.'nın sanık A. U.'nın sahtecilik eylemine iştirak ettiklerine dair ilk derece mahkemesinin kararının tahmine dayalı olduğu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 31/03/2009 tarih ve 2008/6-256 Esas ve 2009/79 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “şüpheden sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulunun, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlı olduğu,
Sanıkların aşamalarda değişmeyen kendi içinde ve birbiri ile tutarlı savunmaları nazara alındığında gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılmamış olan olaylar ve iddiaların, sanıkların aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı,
Ceza mahkumiyetinin, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanaata değil, kesin ve açık bir ispata dayanması gerektiği, bu ispatın, hiçbir kuşku ve başka bir türlü oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olması gerektiği dikkate alınarak;
Sanıklardan A. K. ve istinaf dışı diğer sanık N. B.'nın üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarına yeterli her türlü şüpheden arınmış somut ve inandırıcı delil elde edilemediğinden atılı suçtan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine dair İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılması lüzumunun bulunduğu,
5271 sayılı CMK'nın "Bölge Adliye Mahkemesinde İnceleme ve Kovuşturma" başlıklı 280. maddesi 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 15. maddesiyle, "bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “(c)” ibaresi “(a), (c), (d)” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkraya (a) bendinden sonra gelmek üzere (b) ve (c) bentleri eklenmiş, mevcut (b) ve (c) bentleri (d) ve (e) bentleri olarak teselsül ettirilmiştir." şeklinde değiştirilmiş, yapılan değişiklik sonucu,
5271 sayılı CMK'nın 280. maddesi;
Madde 280 - (1) Bölge adliye mahkemesi, (…) (1) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, şeklinde değiştirilmiştir.
Kendisine atıf yapılan 5271 sayılı CMK'nın 303/1-a maddesi ise;
Madde 303 - (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:
a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse... Şeklindedir.
05/08/2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 280. maddesine eklenen 3. fıkrasında yer alan "Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması halinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa, bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar." şeklindedir.
Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda sanık A. K.'nın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeterli delil elde edilemediğinden atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerekeceği, ayrıca bu beraat kararının, istinaf yoluna müracaat etmeyen ve yerel mahkemece mahkumiyetine karar verilen diğer sanık N. B.'ya da sirayet etmesi gerekeceği anlaşılmıştır.
Değişikliğe konu yasal mevzuat dosyamıza uyarlandığında, yukarıda da izah edildiği üzere, dosyada olayın daha ziyade aydınlanmasını gerektiren bir durumun bulunmadığı, mevcut deliller ve dosya içeriğinin karar vermeye yeterli olduğu kanaatine ulaşılmış, mevcut deliller ışığında sanıklar A. K. ve N. B.'nın üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeterli delil elde edilemediğinden, Erbaa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 14/11/2017 tarihli, 2015/55 (E) ve 2017/384 (K)sayılı kararı ile sanıklar A. K. ve N. B. hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet hükümlerinin 5271 sayılı CMK'nın 303/1-a ve 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddelerince KALDIRILMASINA,
05/08/2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 280. maddesine eklenen 3. fıkrasında yer alan "Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması halinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa, bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar." şeklindeki düzenleme uyarınca resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik kaldırma kararının, dosyada sanık sıfatı bulunan ve hükme yönelik istinaf isteminde bulunmamış olan sanık N. B.'ya da SİRAYETİNE,
Yüklenen suçu sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle 5271 sayılı CMK'nın 223/2-b maddesi uyarınca sanıklar A. K. ve N. B.'nın müsnet suçtan AYRI AYRI BERAATLERİNE,
Beraatine karar verilen sanıklar A. K. ve N. B. hakkında yapılan yargılama giderlerinin KAMU ÜZERİNE BIRAKILMASINA,
Kararın dairemizce ilgililere TEBLİĞİNE, 27/03/2018 tarihinde sanıklardan A. U. hakkında verilen karar yönünden kesin, sanıklar A. K. ve N. B. hakkında verilen beraat kararı yönünden ise kararın tebliğinden itibaren 7 gün içinde dairemize verilecek bir dilekçe ya da zabıt katibine beyanda bulunularak tutanağa geçirilmek suretiyle Yargıtay'da temyizi kabil olmak üzere oybirliği ile karar verildi. (¤¤)