(2709 S. K. m. 2, 138) (5271 S. K. m. 280, 286) (5237 S. K. m. 53, 203, 247, 343) (765 S. K. m. 274) (ANY. MAH. 22.05.2013 T. 2012/77 E. 2013/66 K.)
Bafra Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/08/2012 tarih 2012/509 esas sayılı iddianamesi ile; Olay tarihinde sanığın katılan kurum tarafından konulan mührü kaldırması nedeniyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 203/1 ve 53 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda mahkemesince sanık hakkında atılı suçtan beraatine dair hüküm kurulduğu, katılan vekilince sanığın beraatine dair verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Mühür bozma suçu 765 Sayılı TCK'nun "Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler" başlıklı üçüncü babının "Mühür Fekki ve Hükümlerinin Muhafazası Altında Bulunan Eşyayı Çalmak" başlıklı onuncu faslındaki 274. Maddesinde düzenlenmişken, 5237 Sayılı TCK'nun "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümünde "Mühür Bozma" başlıklı 203. Maddesinde; "Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar 5237 Sayılı Kanunun dördüncü kısmında, 247 ila 343. Maddeleri arasında 8 bölüm halinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu 5237 Sayılı TCK'nu sistematiğinde "Mühür Bozma" suçunu Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar bölümünde değil kamu güvenine karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Nitekim mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının kamu güvenini sarsacağı hususunda da şüphe bulunmamaktadır.
Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluştuğundan, ayrıca bir zarar veya somut bir tehlikenin doğması gerekli görülmemiştir.
Suçun seçimlik hareketlerinden ilki, kanun veya yetkili makamın emri ile konulan mührün kaldırılmasıdır. Mührün kaldırılması fiili, mührün konulduğu eşya üzerinden sökülmesi ya da bozulması şeklinde işlenebilir.
Suçun oluşumu açısından diğer seçimlik hareket ise; mührün konuluş amacına aykırı davranılması olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilmesinde, konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Örneğin, mührün bir faaliyetin engellenmesi için konulması halinde, mühür sökülmese bile faaliyet devam edilmesi durumunda suç oluşabilecektir.
Mühür, kamu idaresi tarafından belirli bir mal veya eşyanın aynen muhafaza edilmesi, varlığının aynen korunmasının sağlanması ya da bir faaliyetin engellenmesi gibi amaçlarla konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmaktadır. Ayrıca idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Nitekim önceden Devlet eliyle yapılmakta olan birçok kamu hizmeti günümüzde kamu otoritesinin denetim ve gözetiminde özel sektör tarafından yerine getirilmektedir. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi, dayanağını yine kanundan almaktadır.
TCK'nun 203. Maddesindeki "kanun veya yetkili makamların" şeklinde düzenlemeyle "veya" bağlacı kullanılarak mühürlemeyi ya yetkili makamların yapması ya da dayanağını kanundan alması amaçlanmıştır.
Öte yandan, kanunda yer alan "yetkili makam" ibaresinin belirsiz olduğu gerekçesiyle, idari makamlara çerçevesi belli olmayan, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanda düzenleme yapma imkanı sağlandığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2 ve 38. Maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesince 22/05/2013 gün ve 77-66 sayı ile; "...İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini 'mühürleme' yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmeyeceği, bu nedenle 26.9.2004 günlü, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan 'veya yetkili makamların emri uyarınca' ibaresinin Anayasa'nın 2 ve 38. Maddesinde aykırı olmadığına" karar verilmek suretiyle, kapsamı ve sınırları kanunla belirlenmek suretiyle mühürleme işleminin yetkili makamlarca yapılmasının hukuka uygun bir işlem olduğu belirtilmiştir.
Yargıtay 11. CD 14/06/2016 tarih 2015/9090 esas 2016/5526 sayılı kararındaki açıklamalar da dikkate alındığında suça konu mühürleme tutanağını düzenleyen Çalık Yedaş A.Ş.'nin, mühürleme tarihinden önce 29.12.2010 tarihinde özelleştirildiği anlaşılmış olup, mühür bozma suçunun fiil ögesi bağlamında hukuka aykırılık unsurunun oluşması için, mühürleme yetkisinin kanuni dayanağının bulunmasının zorunlu olduğu, ne özelleştirme uygulamaları hakkındaki 4046 sayılı Kanun’da, ne 20/02/2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 14/03/2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda, ne de başka bir özel yasada özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK’nun 203. maddesi hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir hükme yer verilmediği, buna göre özel hukuk tüzel kişisi olarak kamusal yetki kullanma hakkı olmadığından, Anayasa ve Kanuna dayalı kamusal yetkiyi kullanan bir makam tarafından konulmuş mühürleme işleminin bulunmadığı;
Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Bafra Cumhuriyet Başsavcılığınca 29/08/2012 tarih 2012/509 esas sayılı iddianamesi ile; Olay tarihinde, müşteki kurum görevlilerince ilçe merkezinde rutin olarak yapılan kontroller sırasında sanık M. E. K.'ın Cumhuriyet Mahallesi Cumhuriyet Caddesi No:5 sayılı işyerinde kapama yapılması nedeniyle mühürlenmiş olan sayacın mührünü bozarak kullanma kaydı olmadan kaçak elektrik kullandığının 30/05/2012 tarihli kaçak/usulsüz elektrik tespit tutanağı ile tespit edildiği, bu suretle sanığın üzerine atılı mühür bozma suçunu işlediğinden bahisle hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 203/1 ve 53 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda mahkemesince sanık hakkında atılı suçtan beraatine dair hüküm kurulduğu, katılan vekilince sanığın beraatine dair verilen kararın istinaf edilmiş olduğu görülmüştür.
Tüm bu açıklamalar ışığında, her ne kadar katılan vekili istinaf dilekçesinde beraat kararının usul ve yasaya aykırı olup kaldırılması gerektiğini beyan etmiş ise de, dosya içerisinde mevcut sanık savunması, tutanak, katılan kurumun özelleştirilme tarihi ve tüm dosya kapsamı ile 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi de dikkate alındığında, sanığın üzerine atılı mühür bozma suçundan tesis olunan beraatine dair ilk derece mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve taktirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan vekilinin yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren Bafra 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 16.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)