(2709 S. K. m. 141) (5237 S. K. m. 50, 51, 53, 58, 155) (4721 S. K. m. 973, 974) (5271 S. K. m. 34, 230, 231, 253, 254, 280, 286, 289)
Çorum C. Başsavcılığı tarafından düzenlenen 04/05/2016 tarihli ve 2016/1371 sayılı iddianamesiyle; sanık hakkında güveni kötüye kullanması suçunu işlediğinden bahisle 5237 Sayılı TCK'nun 155/1, 53/1, 58 Maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Çorum 4. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda sanık hakkında atılı suçtan 5 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, verilen bu karara karşı Sanık E. K. tarafından süresinde yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
“Güveni kötüye kullanma” suçu 5237 sayılı TCY’nın 155. maddesinde;
“(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlemiş, maddenin gerekçesinde de; “Bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır... Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir” açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere yasa koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulması veya bu devir olgusunun inkâr edilmesiyle oluşmaktadır.
TCY’nın 155. maddesinde sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 sayılı Medeni Yasamızın 973. maddesinde; “Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” şeklinde açıklanmış, asli ve fer i zilyetlik ise Yasanın 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur.
Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer'î zilyettir” biçiminde tanımlanmıştır.
Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut olmalı ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Bu amaçla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar ve devir olgusunu inkâr yasa koyucu tarafından cezai yaptırım altına alınmıştır. Eğer mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa usulüne uygun bir teslim olmayacağı için güveni kötüye kullanma suçu da oluşmayacaktır. Zira, hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Çorum C. Başsavcılığı tarafından düzenlenen 04/05/2016 tarihli ve 2016/1371 sayılı iddianamesiyle; Sanığın 18/04/2015 günü müştekilere ait Bahçelievler Mahallesi Bahar Caddesi Sahil Apartmanı No: 58/6 Çorum adresindeki daireyi müşteki Leyla ile kira sözleşmesi yaparak kiraladığı, teminat olarak da 665 TL değerinde kendi imzasını taşıyan bono senedi verdiği, bir aylık süre sonunda sanığın kira parasını ödememesi üzerine müştekilerin kiralanan evlerini kontrol ettikleri, bu kontrol sonucunda evde bulunan kira sözleşmesinde demirbaş eşya olarak geçen Baymak marka kombinin yerinden sökülerek götürüldüğünü tespit ettikleri, bu şekilde sanığın üzerine atılı güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinden bahisle hakkında 5237 Sayılı TCK'nun 155/1, 53/1, 58 Maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, Çorum 4. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda sanık hakkında atılı suçtan 5 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve iş bu karara karşı sanık E. K. tarafından istinaf yoluna başvurulmuş olduğu görülmüştür.
İstinafa konu kararda hakkında mahkumiyet kararı verilen sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan tesis olunan kararın hüküm bölümünün 6. Bendinde 5237 sayılı TCK.nın 50/1, 51/1 ve 5271 sayılı CMK.nın 231/1. Maddesinin uygulanmama gerekçesinin yazılmayıp;
Yargıtay C.G.K.’nın 21/05/2002 95/252 sayılı kararı ile benzer bir çok kararda açıklandığı üzere; mahkeme kararları “gerekçeli” olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesine göre de “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır.”
Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçe, dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde “denetime elverişli”, yeterli ve yasal olmalıdır.
Bir hüküm, sorun, gerekçe ve sonuç kısımlarından oluşmalı, gerekçede suçun yasal unsurları başta olmak üzere sabit ve muhakkak sayılan olaylar ve eğer kanıt başka olaylardan çıkarılmışsa bunlar gösterilmeli, hangi kanıtlara neden itibar edildiği, hangilerinin geçersiz sayıldığı vurgulanıp, ortaya konulmalıdır.
İddia, savunma ve kanıtlar “denetime elverişli biçimde” değerlendirilip, ortaya konulmadan tarafların iddia ve savunma anlatımları yazılmasıyla yetinilerek, “gerekçesiz” hüküm kurulması suretiyle Anayasanın 141/3. CMK’nın 34 ve 230 maddelerine aykırı davranılması,
Yine Çorum Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık hakkında açılan kamu davasına esas iddianamede 5237 sayılı TCK.nın 53. Maddesinin uygulanmasını talep edilmesine rağmen bu konuda her hangi bir karar verilmemiş olması,
Kabule göre de;
1-Suça konu kombinin bulunduğu daireye ilişkin kira sözleşmesinin sanık ile kiralayan/katılan L. K. ile yapılmış olup, katılan M.K. ile sanık arasında herhangi bir şekilde kira sözleşmesi bulunmadığı ve M. K.' nun kira sözleşmesine konu taşınmazın maliki olduğuna dair iddiası karşısında kira sözleşmesinde belirtilen Bahçelievler Mahallesi Bahar Caddesi No: 6 sayılı daireye ait tapu kaydı getirtilmeden ve müşteki M. K.'nun sanığın üzerine atılı suç nedeniyle doğrudan doğruya zarar görüp görmediği tespit olunmadan duruşmalara katılmasına karar verilmesinin,
2-Sanığa yüklenen güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle, hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. ve 254. madde fıkraları gereğince uzlaştırma işlemleri için gereği yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini zorunluluğu,
Kanuna aykırı ve sanık E. K. 'in istinaf başvurusu bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün başkaca yönleri incelenmeksizin 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g maddesi delaletiyle aynı yasanın 280/1-b maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Dosyanın hükmü veren Çorum 4. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 06.01.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)