(2709 S. K. m. 141) (5237 S. K. m. 39, 53, 155) (4721 S. K. m. 973, 974) (5271 S. K. m. 34, 230, 253, 284, 286, 289)
Alucra Cumhuriyet Başsavcılığının 02/07/2014 tarih ve 2014/80 Esas sayılı iddianamesiyle; katılan ile sanık B.'nin imam nikahlı evli olup birlikte yaşadıkları, olay tarihinde katılanın hastanede olduğu bir sırada sanıkların katılana ait hayvanları kamyona yüklerken yakalanmaları nedeniyle sanık B..'nin TCK.nın 155/1 ve 53/1; sanık M..'ın ise TCK'nun 155/1, 39, 53/1 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları talebi ile kamu davası açıldığı,
Sanıklar hakkında yapılan yargılama sonunda Alucra Asliye Ceza Mahkemesinin 22/12/2015 tarih 2014/58 esas 2015/194 karar sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının 5 yıl süreyle geri bırakılmasına karar verildiği,
Anılan karara sanıkların ayrı tarihlerde itiraz etmeleri üzerine Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesince 2016/20 ve 2016/55 değişik iş sayılı kararları ile kabulüne karar verilip, her iki sanık hakkındaki kamu davası birleştirilerek Alucra Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/20 esas sayılı dosyası üzerinden yargılamalarının yapıldığı, yapılan yargılama sonunda Alucra Asliye Ceza Mahkemesinin 19/10/2016 tarih 2016/20 esas 2016/186 karar sayılı kararı ile sanıkların ayrı ayrı mahkumiyetlerine dair karar verildiği ve iş bu karara karşı sanıklar tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Kamu davasına konu somut olaya ilişkin mevzuatta;
“Güveni kötüye kullanma” suçu 5237 sayılı TCY’nın 155. maddesinde;
“(1) Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkâr eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur” şeklinde düzenlemiş, maddenin gerekçesinde de; “Bu suçla mülkiyetin korunması amaçlanmaktadır. Ancak, söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen kişi (fail) arasında bir sözleşme ilişkisi mevcuttur. Bu ilişkinin gereği olarak taraflar arasında mevcut olan güvenin korunması gerekmektedir. Bu mülahazalarla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar, cezai yaptırım altına alınmıştır... Suçun konusunu oluşturan mal üzerinde belirli bir şekilde kullanmak üzere fail lehine zilyetlik tesisi gerekir. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisinin varlığı gereklidir” açıklaması yapılmıştır.
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere yasa koyucu tarafından mülkiyetin korunması amacıyla getirilen güveni kötüye kullanma suçu, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunulması veya bu devir olgusunun inkâr edilmesiyle oluşmaktadır.
TCY’nın 155. maddesinde sözü edilen zilyetlik kavramı 4721 sayılı Medeni Yasamızın 973. maddesinde; “Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir” şeklinde açıklanmış, asli ve fer i zilyetlik ise Yasanın 974. maddesinde; “Zilyet, bir sınırlı aynî hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse, bunların ikisi de zilyet olur.
Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan aslî zilyet, diğeri fer'î zilyettir” biçiminde tanımlanmıştır.
Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut olmalı ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Bu amaçla, eşya üzerinde mevcut sözleşme ilişkisiyle bağdaşmayan kasıtlı tasarruflar ve devir olgusunu inkâr yasa koyucu tarafından cezai yaptırım altına alınmıştır. Eğer mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi yoksa usulüne uygun bir teslim olmayacağı için güveni kötüye kullanma suçu da oluşmayacaktır. Zira, hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir.
Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Alucra Cumhuriyet Başsavcılığının 02/07/2014 tarih ve 2014/80 Esas sayılı iddianamesiyle; Müştekinin 19/02/2014 tarihinde rahatsızlandığı ve Giresun Ada Hastanesine tedavi için gittiği, yatarak tedavi gördüğü, 20/02/2014 günü imam nikahlı eşi sanık B.. K.'ın oğlu M. K. vesilesiyle tanıdığı kişilerle birlikte araç tutarak Alucra'ya gitmek üzere yola çıktıkları, Alucra ilçesi Aktepe köyüne geldikleri ve 7 adet büyük baş hayvanı araca yükledikleri, müştekinin hayvanlarını kesinlikle satmadığı, imam nikahlı eşi ve diğer şahıslardan şikayetçi olduğundan bahisle Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma işlemine başlanılmış olup, toplanan deliller ile tüm soruşturma evrakı kapsamından açıkça sanık B.. K..'ın başkasına ait olup kendisine muhafaza etmek üzere devredilmiş büyükbaş hayvanlar üzerinde tasarrufta bulunmak suretiyle üzerine atılı suçu işlediği, B.. K.'ın oğlu sanık M. K.'ın ise annesine ait olmadığını bildiği büyükbaş hayvanların satışına yardım etmek suretiyle suça iştirak ettiğinden bahisle haklarında 5237 Sayılı TCK'nun 155/1, 39, 53/1 maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları talebi ile kamu davası açıldığı, sanıklar hakkında yapılan yargılama sonunda Alucra Asliye Ceza Mahkemesinin 22/12/2015 tarih 2014/58 esas 2015/194 karar sayılı kararıyla hükmün açıklanmasının 5 yıl süreyle geri bırakılmasına karar verildiği, anılan karara sanıkların ayrı tarihlerde itiraz etmeleri üzerine Şebinkarahisar Ağır Ceza Mahkemesince 2016/20 ve 2016/55 değişik iş sayılı kararları ile kabulüne karar verilip, her iki sanık hakkındaki kamu davası birleştirilerek Alucra Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/20 esas sayılı dosyası üzerinden yargılamalarının yapıldığı, yapılan yargılama sonunda Alucra Asliye Ceza Mahkemesinin 19/10/2016 tarih 2016/20 esas 2016/186 karar sayılı kararı ile sanıkların ayrı ayrı mahkumiyetlerine dair karar verildiği ve iş bu karara karşı sanıklar tarafından istinaf yoluna başvurulmuş olduğu görülmüştür.
Dosyanın yapılan incelemesinde;
1-Sanıklar hakkında katılana ait büyükbaş hayvanları suç tarihinde geceleyin 02:00 sıralarında araca yüklemekten dolayı 5237 Sayılı TCK'nun 155/1 maddeleri gereği cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davası sonucu mahkumiyetlerine karar verildiği, ancak;
Yargıtay C.G.K.’nın 21/05/2002 95/252 sayılı kararı ile benzer bir çok kararda açıklandığı üzere; mahkeme kararları “gerekçeli” olmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141. maddesine göre de “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılmalıdır.”
Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçe, dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde “denetime elverişli”, yeterli ve yasal olmalıdır.
Bir hüküm, sorun, gerekçe ve sonuç kısımlarından oluşmalı, gerekçede suçun yasal unsurları başta olmak üzere sabit ve muhakkak sayılan olaylar ve eğer kanıt başka olaylardan çıkarılmışsa bunlar gösterilmeli, hangi kanıtlara neden itibar edildiği, hangilerinin geçersiz sayıldığı vurgulanıp, ortaya konulmalıdır.
İddia, savunma ve kanıtlar “denetime elverişli biçimde” değerlendirilip, ortaya konulmadan tarafların iddia ve savunma anlatımları yazılmasıyla yetinilerek, “gerekçesiz” hüküm kurulması suretiyle Anayasanın 141/3. CMK’nın 34 ve 230 maddelerine aykırı davranılması;
2-Sanık M. K. 21/02/2014 tarihli ifadesinde; suça konu hayvanları katılandan iki tanık huzurunda satın aldığını savunması karşısında bu savunma tanıklarının açık kimlik ve adreslerinin tespiti ile tanık sıfatıyla olaya ilişkin bilgi ve görgüleri sorulmadan hüküm tesisi ile savunma hakkının kısıtlanması,
3-02/12/2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 253. maddesinin (3) fıkrasında yer alan "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile" ibaresinin metinden çıkartılmış olması ve sanıkların üzerine atılı güveni kötüye kullanmak suçunun uzlaştırma kapsamına alınmış olması ve bu düzenlemenin sanıklar lehine olması karşısında; söz konusu kanun değişikliğine göre, sanıkların hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı ve sanıkların istinaf başvurusu bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün başkaca yönleri incelenmeksizin 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g-h maddesi delaletiyle aynı yasanın 280/1-b maddesi uyarınca BOZULMASINA,
Dosyanın hükmü veren Alucra Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5271 sayılı CMK'nın 284 ve 286/1-b maddesi uyarınca kesin olmak üzere 02/01/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)