(2709 S. K. m. 2, 38) (765 S. K. m. 274) (5237 S. K. m. 203) (3194 S. K. m. 32) (5271 S. K. m. 280, 286) (ANY. MAH. 22.05.2013 T. 2012/77 E. 2013/66 K.)
Sinop C. Başsavcılığının 29/02/2016 tarih ve 2016/223 iddianamesi ile; Sanığın üzerine atılı mühür bozma suçunu işlediğinden bahisle eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nun 203/1 ve 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,
Yapılan yargılama sonunda mahkemesince sanık hakkında atılı suçtan beraatine dair hüküm kurulduğu, katılan vekilince sanığın beraatine dair verilen karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Mühür bozma suçu 765 Sayılı TCK'nun "Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler" başlıklı üçüncü babının "Mühür Fekki ve Hükümlerinin Muhafazası Altında Bulunan Eşyayı Çalmak" başlıklı onuncu faslındaki 274. Maddesinde düzenlenmişken, 5237 Sayılı TCK'nun "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümünde "Mühür Bozma" başlıklı 203. Maddesinde; "Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar 5237 Sayılı Kanunun dördüncü kısmında, 247 ila 343. Maddeleri arasında 8 bölüm halinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu 5237 Sayılı TCK'nu sistematiğinde "Mühür Bozma" suçunu Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar bölümünde değil kamu güvenine karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Nitekim mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının kamu güvenini sarsacağı hususunda da şüphe bulunmamaktadır.
Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluştuğundan, ayrıca bir zarar veya somut bir tehlikenin doğması gerekli görülmemiştir.
Suçun seçimlik hareketlerinden ilki, kanun veya yetkili makamın emri ile konulan mührün kaldırılmasıdır. Mührün kaldırılması fiili, mührün konulduğu eşya üzerinden sökülmesi ya da bozulması şeklinde işlenebilir.
Suçun oluşumu açısından diğer seçimlik hareket ise; mührün konuluş amacına aykırı davranılması olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilmesinde, konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Örneğin, mührün bir faaliyetin engellenmesi için konulması halinde, mühür sökülmese bile faaliyet devam edilmesi durumunda suç oluşabilecektir.
Mühür, kamu idaresi tarafından belirli bir mal veya eşyanın aynen muhafaza edilmesi, varlığının aynen korunmasının sağlanması ya da bir faaliyetin engellenmesi gibi amaçlarla konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmaktadır. Ayrıca idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Nitekim önceden Devlet eliyle yapılmakta olan birçok kamu hizmeti günümüzde kamu otoritesinin denetim ve gözetiminde özel sektör tarafından yerine getirilmektedir. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi, dayanağını yine kanundan almaktadır.
TCK'nun 203. Maddesindeki "kanun veya yetkili makamların" şeklinde düzenlemeyle "veya" bağlacı kullanılarak mühürlemeyi ya yetkili makamların yapması ya da dayanağını kanundan alması amaçlanmıştır.
Öte yandan, kanunda yer alan "yetkili makam" ibaresinin belirsiz olduğu gerekçesiyle, idari makamlara çerçevesi belli olmayan, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanda düzenleme yapma imkanı sağlandığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2 ve 38. Maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesince 22/05/2013 gün ve 77-66 sayı ile; "...İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini 'mühürleme' yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmeyeceği, bu nedenle 26.9.2004 günlü, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan 'veya yetkili makamların emri uyarınca' ibaresinin Anayasa'nın 2 ve 38. Maddesinde aykırı olmadığına" karar verilmek suretiyle, kapsamı ve sınırları kanunla belirlenmek suretiyle mühürleme işleminin yetkili makamlarca yapılmasının hukuka uygun bir işlem olduğu belirtilmiştir.
Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sinop C. Başsavcılığının 29/02/2016 tarih ve 2016/223 iddianamesi ile; Eymir Köyü Düzeymir Mahallesinde bulunan sanığa ait müşterek arazide iki katlı betonarme konut amaçlı yapının 3194 Sayılı İmar Kanununun 32. maddesine göre tanzim edilen 27/01/2011 tarihli yapı tatil tutanağı ile mühürlenerek inşaatın durdurulduğu, 06/10/2015 tarihinde yapılan kontrolde bahse konu inşaatın fen ve sağlık kurallarına göre denetimi yapılmaksızın ve 27/01/2011 tarihli yapı tatil tutanağına aykırı olarak inşaatın faaliyetine devam edildiğinin (çatısının yapıldığı) tespit edilmesi üzerine 3194 Sayılı İmar Kanununun 32. maddesine göre ikinci kez mühürlenerek inşaatın durdurulduğu ve sanık hakkında mühür bozma suçunu işlediğinden bahisle eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nun 203/1 ve 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebi ile Sinop 1. Asliye Ceza kamu davası açıldığı;
Yapılan yargılama sonunda sanık hakkında atılı suçtan beraatine dair karar verildiği;
İş bu karara karşı katılan kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş olduğu görülmüştür.
Dosyanın tetkiki sonucu tanık sıfatıyla ifadesi alınan tanığın tebligat adresinin iddianamede bahsi geçen yer olduğu ve tanığın da davetiye ile geldiği gözönüne alındığında tanığın bahse konu yerde ikamet ve çatıyı yaptırdığı, başka bir adreste ikamet eden sanığın atılı suçu işlemediği gerekçesiyle beraatine dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında, her ne kadar katılan vekili istinaf dilekçesinde beraat kararının usul ve yasaya aykırı olup kaldırılması gerektiğini beyan etmiş ise de, dosya içerisinde mevcut sanık savunması, tanık Kezban Kara beyanı ve tüm dosya kapsamı ile 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi de dikkate alındığında, sanığın üzerine atılı mühür bozma suçundan tesis olunan beraatine dair ilk derece mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve taktirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan vekilinin yerinde görülmeyen istinaf itirazlarının ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren Sinop 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5271 sayılı CMK'nın 286/2 maddesi uyarınca kesin olmak üzere 20.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)