(2709 S. K. m. 2, 38) (5237 S. K. m. 53, 203, 247, 343) (5271 S. K. m. 280, 286)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Samsun C. Başsavcılığının 14/03/2016 tarihli, 2016/6751 soruşturma no, 2016/2370 nolu iddianamesi ile sanık hakkında mühür bozma suçunu işlediğinden bahisle 5237 Sayılı TCK'nun 203/1, 53/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 10/03/2017 tarihli, 2016/515 esas, 2017/337 sayılı kararı ile sanığın üzerine atılı mühür bozma suçunun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile sanığın 5271 Sayılı CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.
Katılan vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; sanığın meskeninde kapaması yapılan sayacın aparatla kilitlenerek mühürlenmesine rağmen mührü kırarak su kullanmaya devam ettiği ve bu şekilde üzerine atılı suçu işlemesine rağmen hakkında beraat kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek hükmü istinaf etmiştir.
Mühür bozma suçu 765 Sayılı TCK'nun "Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler" başlıklı üçüncü babının "Mühür Fekki ve Hükümlerinin Muhafazası Altında Bulunan Eşyayı Çalmak" başlıklı onuncu faslındaki 274. Maddesinde düzenlenmişken, 5237 Sayılı TCK'nun "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümünde "Mühür Bozma" başlıklı 203. Maddesinde; "Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar 5237 Sayılı Kanunun dördüncü kısmında, 247 ila 343. Maddeleri arasında 8 bölüm halinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu 5237 Sayılı TCK'nu sistematiğinde "Mühür Bozma" suçunu Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar bölümünde değil kamu güvenine karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Nitekim mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının kamu güvenini sarsacağı hususunda da şüphe bulunmamaktadır.
Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluştuğundan, ayrıca bir zarar veya somut bir tehlikenin doğması gerekli görülmemiştir.
Suçun seçimlik hareketlerinden ilki, kanun veya yetkili makamın emri ile konulan mührün kaldırılmasıdır. Mührün kaldırılması fiili, mührün konulduğu eşya üzerinden sökülmesi ya da bozulması şeklinde işlenebilir.
Suçun oluşumu açısından diğer seçimlik hareket ise; mührün konuluş amacına aykırı davranılması olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilmesinde, konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Örneğin, mührün bir faaliyetin engellenmesi için konulması halinde, mühür sökülmese bile faaliyet devam edilmesi durumunda suç oluşabilecektir.
Mühür, kamu idaresi tarafından belirli bir mal veya eşyanın aynen muhafaza edilmesi, varlığının aynen korunmasının sağlanması ya da bir faaliyetin engellenmesi gibi amaçlarla konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmaktadır. Ayrıca idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Nitekim önceden Devlet eliyle yapılmakta olan birçok kamu hizmeti günümüzde kamu otoritesinin denetim ve gözetiminde özel sektör tarafından yerine getirilmektedir. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi, dayanağını yine kanundan almaktadır.
TCK'nun 203. Maddesindeki "kanun veya yetkili makamların" şeklinde düzenlemeyle "veya" bağlacı kullanılarak mühürlemeyi ya yetkili makamların yapması ya da dayanağını kanundan alması amaçlanmıştır.
Öte yandan, kanunda yer alan "yetkili makam" ibaresinin belirsiz olduğu gerekçesiyle, idari makamlara çerçevesi belli olmayan, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanda düzenleme yapma imkanı sağlandığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2 ve 38. Maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesince 22/05/2013 gün ve 77-66 sayı ile; "...İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini 'mühürleme' yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmeyeceği, bu nedenle 26.9.2004 günlü, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan 'veya yetkili makamların emri uyarınca' ibaresinin Anayasa'nın 2 ve 38. Maddesinde aykırı olmadığına" karar verilmek suretiyle, kapsamı ve sınırları kanunla belirlenmek suretiyle mühürleme işleminin yetkili makamlarca yapılmasının hukuka uygun bir işlem olduğu belirtilmiştir.
Bu bilgiler ışığında olay değerlendirildiğinde;
Sanığın İlk Derece Mahkemesindeki savunmasında; "Dava konusu yer birlik kardeşlik federasyonun kiraladığı yerdi. Ben de Samsun’da başkanlığını yapıyordum. Olaydan bir ay önce mülk sahibi S. D.le vekaleten kira sözleşmesi yapmıştık. Daha yeni taşınıyorduk. Temizlik yapılıyordu. Oraya mobilyada götürmemiştik. Ancak su açıktı. Mobilya koyduktan bir kaç gün sonra suyumuz kesilince olayı öğrendim. Sonrada abone oldum" dediği, SASKİ görevlileri olan tanıklar H. İ. ve A. Ç.’nun beyanlarında ise; " söz konusu yere gittiğimizde aparatın kırık olduğunun ve kullanılan suyun sayaçtan geçtiğini gördük" dedikleri, tanık G. Y.'ın mahkemedeki beyanında; "Olay tarihinde ben temizlik yapıyordum. Ben gittiğimde içerde mobilya yoktu. Ben oraya sanıkla gittim. Gittiğimizde su açıktı. Herhangi bir şekilde mühür kırılmadı" dediği, tanık S. E.'in mahkemedeki beyanında; " Dava konusu yeri sanığa ben kiraladım. Ondan önce avukat kalıyordu. Avukat ile görüştüğümde ben suyu ve elektriği kapattım" dediği, "Ancak ben kiralamadan önce dava konusu yere bakmadım. Sayaç mühürlü müydü bilmiyorum" dediği, SASKİ görevlisi olan tanık M. A.'un mahkemedeki beyanında; "Abone sahibinin başvurusu üzerine dava konusu eve gittik. Ev boştu. Suyu kestik. Sayacı da mühürledik. Oradan ayrıldık" dediği, tanık M. C.ın mahkemedeki beyanında; "Abone sahibinin başvurusu üzerine dava konusu eve gittik. Ev boş muydu dolu muydu hatırlamıyorum. Suyu kestik. Sayacı da mühürledik. Oradan ayrıldık" dediği, kira sözleşmesi örneğinde, kiraya verenin H. S. -S. E., kiracının birlik ve kardeşlik federasyonu, kiranın başlangıç tarihinin 05/10/2015 tarihi olduğu, mühürleme tutanağının 04/08/2015 tarihinde düzenlendiği, sanığın iş yeri kiralamadan önce mühürleme tutanağının düzenlendiği anlaşılmış olup, sanığın savunması ile tanıklar G. Y., S. E., M. A. ve M. C.'ın beyanları ve kira sözleşmesinde belirtilen hususlar arasında tam bir uygunluk olduğundan, İlk Derece Mahkemesince sanığın savunması ile tanıklar G. Y., S. E., M. A. ve M. C.'ın beyanları ve kira sözleşmesinde belirtilen hususlara itibar edildiği, sanığın "su açıktı" şeklindeki savunmasının aksi kanıtlanamadığından, şüpheden sanık yararlanır ilkesi göz önüne alınarak, sanığın savunması ve tüm dosya kapsamından, isnat edilen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle sanığın beraatine ilişkin İlk Derece Mahkemesinin kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi dikkate alındığında sanık hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve taktirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla katılan vekilinin yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Kararın İlk Derece Mahkemesince ilgililere tebliğine, kesin olmak üzere 14.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)