(2709 S. K. m. 2, 38) (5237 S. K. m. 53, 203, 247, 343) (5271 S. K. m. 280, 286)
Yukarıda açık kimliği yazılı sanık hakkında istinaf incelenmesinin yapılan açık duruşması sonunda;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Ünye Cumhuriyet Başsavcılığının 03/10/2016 tarih 2016/1430 esas nolu iddianamesi ile sanık hakkında mühür bozma suçunu işlediğinden bahisle hakkında 5237 Sayılı TCK'nun 203/1, 53/1 maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile Ünye 2. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.
Sanık hakkında Ünye 2. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 31/01/2017 tarih 2016/428 esas 2017/55 karar sayılı kararı ile sanığın beraatine karar verildiği anlaşılmıştır.
Katılan Ünye Belediye Başkanlığı vekili 02/02/2017 tarihli dilekçesi ile verilen kararı istinaf etmek istediğini belirtmiştir.
Ünye 2. Asliye Ceza Mahkemesince verilen hükme karşı katılan vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuş olmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan katılan kurum vekilinin istinaf dilekçesi içeriğine göre heyetçe yapılan müzakere sonucunda, istinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçilmiş, vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; incelenen rapor doğrultusunda suçun sübutunun yeniden yargılama ve heyetçe duruşma yapılarak değerlendirilmesi kanısına ulaşıldığından, 5271 Sayılı CMK'nun 280/1-c maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verilmiştir.
SANIK DAİREMİZCE ALINAN İFADESİNDE; suça konu ev bana dededen kalma bir evdir, fındık evi olarak kullanıyorum, 1984 yılında elektrik, 2002 yılında suyu bağlandı, bu evle ilgili imar yasasına muhalefet ettiğimden dolayı hakkımda dava açılmıştı ancak ben bu davadan beraat ettim, karar Yargıtay'da onandı, evin 2016 yılında balkonu yağan kardan dolayı yıkılma tehlikesi geçirdi, ben de eşimle birlikte belediyeye gittim durumu anlattım, balkonun bu şekilde durmasının tehlike arz ettiğini söyledim, onlarda "bir şikayet olmazsa yapabilirsin" dediler, ben de yaptım, mühür bozma suçunu işlediğim iddiasını kabul etmiyorum, hakkımda ceza verilmesi halinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini kabul ederim şeklinde savunmada bulunmuştur.
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA: Ünye 2. Asliye Ceza Mahkemesince sanık Hadi Aksu hakkında mühür bozma suçundan ruhsatsız bina yaptığından bahisle 04/04/2012 tarihinde tutanak tutulup binanın aynı tarihte mühürlenmesi sonrasında bu binayla ilgili imar kirliliğine neden olma suçundan beraat kararı verilip kesinleşmesinden sonra sanığın mühürün konuluş amacına aykırı hareket ederek mühür bozduğuna ilişkin 11/05/2016 tarihinde tutanak tutulmuş olması, binanın mühürleniş amacının imar kirliliğine neden olma oluşu, sanığın hakkında imar kirliliği suçundan beraat kararı verilmiş olması, bu kararın mühre aykırı olduğu iddia olunan iddianameye konu eylem gerçekleşmeden önce kesinleşmesi, bu kapsamda sonraki mührün hukuksal dayanağının kalmaması, önceki mührün geçerliliğini koruması ve suçun unsurları oluşmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmiş ise de, beraat gerekçesinin yerinde olmadığı, sanığın ruhsata aykırı inşaat faaliyetine devam etmesi nedeniyle binanın mühürlenmesinden sonra 11/05/2016 tarihinde yapılan kontrolde sanığın mührün konuluş amacına aykırı olarak inşaat faaliyetine devam etmiş olması nedeniyle mühür bozma suçunun unsurları itibariyle oluştuğu halde sanık hakkında beraat kararı verilmiş olmasının hukuka uygun olmadığı anlaşıldığından sanık hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün kaldırılarak sanığın TCK'nun 203/1, 53. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur şeklinde mütalaada bulunmuştur.
Sanığa isnat olunan suça ilişkin yasal düzenlemede;
Kamu davasına konu somut olaya ilişkin mevzuatta;
Mühür bozma suçu 765 Sayılı TCK'nun "Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler" başlıklı üçüncü babının "Mühür Fekki ve Hükümlerinin Muhafazası Altında Bulunan Eşyayı Çalmak" başlıklı onuncu faslındaki 274. Maddesinde düzenlenmişken, 5237 Sayılı TCK'nun "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümünde "Mühür Bozma" başlıklı 203. Maddesinde; "Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar 5237 Sayılı Kanunun dördüncü kısmında, 247 ila 343. Maddeleri arasında 8 bölüm halinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu 5237 Sayılı TCK'nu sistematiğinde "Mühür Bozma" suçunu Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar bölümünde değil kamu güvenine karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Nitekim mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının kamu güvenini sarsacağı hususunda da şüphe bulunmamaktadır.
Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluştuğundan, ayrıca bir zarar veya somut bir tehlikenin doğması gerekli görülmemiştir.
Suçun seçimlik hareketlerinden ilki, kanun veya yetkili makamın emri ile konulan mührün kaldırılmasıdır. Mührün kaldırılması fiili, mührün konulduğu eşya üzerinden sökülmesi ya da bozulması şeklinde işlenebilir.
Suçun oluşumu açısından diğer seçimlik hareket ise; mührün konuluş amacına aykırı davranılması olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilmesinde, konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Örneğin, mührün bir faaliyetin engellenmesi için konulması halinde, mühür sökülmese bile faaliyet devam edilmesi durumunda suç oluşabilecektir.
Mühür, kamu idaresi tarafından belirli bir mal veya eşyanın aynen muhafaza edilmesi, varlığının aynen korunmasının sağlanması ya da bir faaliyetin engellenmesi gibi amaçlarla konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmaktadır. Ayrıca idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Nitekim önceden Devlet eliyle yapılmakta olan birçok kamu hizmeti günümüzde kamu otoritesinin denetim ve gözetiminde özel sektör tarafından yerine getirilmektedir. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi, dayanağını yine kanundan almaktadır.
TCK'nun 203. maddesindeki "kanun veya yetkili makamların" şeklinde düzenlemeyle "veya" bağlacı kullanılarak mühürlemeyi ya yetkili makamların yapması ya da dayanağını kanundan alması amaçlanmıştır.
Öte yandan, kanunda yer alan "yetkili makam" ibaresinin belirsiz olduğu gerekçesiyle, idari makamlara çerçevesi belli olmayan, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanda düzenleme yapma imkanı sağlandığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2 ve 38. Maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesince 22/05/2013 gün ve 77-66 sayı ile; "...İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini 'mühürleme' yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmeyeceği, bu nedenle 26.9.2004 günlü, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan 'veya yetkili makamların emri uyarınca' ibaresinin Anayasa'nın 2 ve 38. Maddesinde aykırı olmadığına" karar verilmek suretiyle, kapsamı ve sınırları kanunla belirlenmek suretiyle mühürleme işleminin yetkili makamlarca yapılmasının hukuka uygun bir işlem olduğu belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
İddia, savunma, katılan kurum vekili beyanı, tutanak içerikleri, fotoğraflar, Dairemizce açılan duruşmada alınan beyanlar, aynı yapı ile ilgili imar kirliliğine neden olma suçundan verilen karar ile Yargıtay onama ilamı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Ünye 2. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında mühür bozma suçundan ruhsatsız bina yaptığından bahisle 04/04/2012 tarihinde tutanak tutulup binanın aynı tarihte mühürlenmesi sonrasında bu binayla ilgili imar kirliliğine neden olma suçundan beraat kararı verilip kesinleşmesinden sonra sanığın mühürün konuluş amacına aykırı hareket ederek mühür bozduğuna ilişkin 11/05/2016 tarihinde tutanak tutulmuş olması, binanın mühürleniş amacının imar kirliliğine neden olma eylemi ile ilgili oluşu, sanık hakkında imar kirliliği suçundan beraat kararı verilmiş olması, bu kararın, mühre aykırı olduğu iddia olunan iddianameye konu eylem gerçekleşmeden önce Yargıtay tarafından onanmış olması ve kararın bu şekilde kesinleşmesi, bu kapsamda sonraki mührün hukuksal dayanağının kalmamış olması, önceki mührün geçerliliğini koruduğunu kabule imkan bulunmaması, suça konu mühürleme tutanağının da duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak tanzim edilmemiş olması, yeterli unsurları ihtiva etmemiş olması, bu sebeple müsnet suçun yasal unsurlarının oluşmadığı nazara alındığında, sanık hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla, katılan vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1- 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi dikkate alındığında sanık hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve taktirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla katılan vekilinin yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
2- Sanık kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T'ne göre belirlenen 990 TL maktu vekalet ücretinin hazineden alınarak sanığa verilmesine,
3- Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,
Dair; sanık ve müdafiinin yüzüne karşı, katılan vekilinin yokluğunda, C. Savcısı Cengiz DEMİRCAN'ın (34278) huzurunda, CMK'nun 286/2-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere, isteme aykırı olarak oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı.16.05.2017 (¤¤)