(2709 S. K. m. 2, 38) (5237 S. K. m. 43, 53, 203, 247, 343) (5271 S. K. m. 223)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Samsun C. Başsavcılığının 28/01/2016 tarihli, 2016/2710 soruşturma no, 2016/945 nolu iddianamesi ile sanık hakkında mühür bozma suçunu işlediğinden bahisle 5237 Sayılı TCK'nun 203/1, 43/1, 53/1 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Samsun 10.Asliye Ceza Mahkemesinin 24/11/2016 tarihli, 2016/199 esas, 2016/1005 sayılı kararı ile sanığın üzerine atılı mühür bozma suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 Sayılı CMK'nun 223/2-a maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.
Katılan vekili istinaf başvurusunda; katılan kurumun mühürleme yetkisinin bulunduğunu, özelleştirme sonrası Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetler Yönetmeliği'nin 36. Maddesinde yapılan değişiklik ile katılan kuruma mühürleme yetkisi verildiğini, katılan kurum tarafından usulünce yapılan mühürleme işlemi sonrası sanığın bu mührü bozmak suretiyle üzerine atılı suçu işlediğini, bu nedenle cezalandırılması gerektiğini belirterek hükmü istinaf etmiştir.
Mühür bozma suçu 765 Sayılı TCK'nun "Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler" başlıklı üçüncü babının "Mühür Fekki ve Hükümlerinin Muhafazası Altında Bulunan Eşyayı Çalmak" başlıklı onuncu faslındaki 274. Maddesinde düzenlenmişken, 5237 Sayılı TCK'nun "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümünde "Mühür Bozma" başlıklı 203. Maddesinde; "Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar 5237 Sayılı Kanunun dördüncü kısmında, 247 ila 343. Maddeleri arasında 8 bölüm halinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu 5237 Sayılı TCK'nu sistematiğinde "Mühür Bozma" suçunu Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar bölümünde değil kamu güvenine karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Nitekim mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının kamu güvenini sarsacağı hususunda da şüphe bulunmamaktadır.
Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluştuğundan, ayrıca bir zarar veya somut bir tehlikenin doğması gerekli görülmemiştir.
Suçun seçimlik hareketlerinden ilki, kanun veya yetkili makamın emri ile konulan mührün kaldırılmasıdır. Mührün kaldırılması fiili, mührün konulduğu eşya üzerinden sökülmesi ya da bozulması şeklinde işlenebilir.
Suçun oluşumu açısından diğer seçimlik hareket ise; mührün konuluş amacına aykırı davranılması olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilmesinde, konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Örneğin, mührün bir faaliyetin engellenmesi için konulması halinde, mühür sökülmese bile faaliyet devam edilmesi durumunda suç oluşabilecektir.
Mühür, kamu idaresi tarafından belirli bir mal veya eşyanın aynen muhafaza edilmesi, varlığının aynen korunmasının sağlanması ya da bir faaliyetin engellenmesi gibi amaçlarla konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmaktadır. Ayrıca idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Nitekim önceden Devlet eliyle yapılmakta olan birçok kamu hizmeti günümüzde kamu otoritesinin denetim ve gözetiminde özel sektör tarafından yerine getirilmektedir. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi, dayanağını yine kanundan almaktadır.
TCK'nun 203. Maddesindeki "kanun veya yetkili makamların" şeklinde düzenlemeyle "veya" bağlacı kullanılarak mühürlemeyi ya yetkili makamların yapması ya da dayanağını kanundan alması amaçlanmıştır.
Öte yandan, kanunda yer alan "yetkili makam" ibaresinin belirsiz olduğu gerekçesiyle, idari makamlara çerçevesi belli olmayan, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanda düzenleme yapma imkanı sağlandığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2 ve 38. Maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesince 22/05/2013 gün ve 77-66 sayı ile; "...İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini 'mühürleme' yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmeyeceği, bu nedenle 26.9.2004 günlü, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan 'veya yetkili makamların emri uyarınca' ibaresinin Anayasa'nın 2 ve 38. Maddesinde aykırı olmadığına" karar verilmek suretiyle, kapsamı ve sınırları kanunla belirlenmek suretiyle mühürleme işleminin yetkili makamlarca yapılmasının hukuka uygun bir işlem olduğu belirtilmiştir.
Bu bilgiler ışığında olay değerlendirildiğinde;
Sanığın, 200 Evler Mahallesi 318 Sokak No:S1-B4 Canik adresinde bulunan ikametinin elektrik borcunu ödememesi nedeniyle YEDAŞ tarafından 31/12/2013 tarihinde elektriğinin kesilerek mühürlendiği ancak 27.03.2014, 18.11.2014 ve 18.12.2015 tarihlerinde yapılan tespitlerde, sanığın mührü kırarak elektrik kullandığı iddiasıyla İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; katılan Çalık Yedaş Elektrik Dağıtım A.Ş.’nin 29.12.2010 tarihinde hisselerinin özel şirkete devredilmesi karşısında 4046 sayılı Kanun’da, 20.02.2001 tarih ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 14.03.2013 tarih ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’nda, ne de başka bir özel Yasada özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK’nın 203. maddesi hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir hükme yer verilmediği, 4628 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan 25.09.2002 tarihli “Elektrik Piyasası Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği’nin 13/3. maddesinde “Dağıtım lisansı sahibi tüzel kişi, kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen gerçek veya tüzel kişilerin elektriğini keserek Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunacağı” belirtilmişse de bu düzenleme, Anayasa’nın 38 ve TCK’nın 2. maddeleri hükmü karşısında özel bir şirketin tatbik ettiği mührün bozulması eylemini suça dönüştürmeyeceği, bu nedenle, özelleştirme sonrasında özel şirketlere mühürleme yetkisi verildiğine ve buna aykırı davrananlar hakkında TCK’nın 203. maddesi hükümlerinin uygulanacağına ilişkin bir hükme yer verilmemesi nedeniyle, somut olayda Anayasa ve Kanuna dayalı kamusal yetkiyi kullanan bir makam tarafından konulmuş mühürleme işleminin bulunmaması nedeniyle, "mühür bozma" suçunun unsurları oluşmadığı, Yargıtay 11. ve 21. Ceza Dairelerinin uygulamaları da gözönüne alındığında sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Öte yandan mahkemece sanığın sorgusu yapılmadan beraatine karar verildiği anlaşılmış ise de; ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.10.2009 gün ve 89/243 sayılı kararında ve 11. Ceza dairesinin 2016/5384 esas, 2017/1890 karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere; toplanan delillere göre mahkumiyet dışında bir karar verilmesi gereken hallerde, sorgu yapılmadan davanın bitirilmesine imkan sağlayan, 5271 sayılı CMK’nın 193/2. maddesinin “Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir” hükmü karşısında, katılan Çalık YEDAŞ'ın mühürleme tarihinden önce 29/12/2010 tarihinde özelleştirildiği cihetle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/03/2016 tarih, 2015/21-1121 Esas ve 2016/111 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, sanığın katılan şirketin özelleştirilmesinden sonra görevliler tarafından konulan mührü kırarak kaçak elektrik kullandığı olayda; TCK'nın 203/1. maddesinde düzenlenen mühür bozma suçunun yasal unsurlarının oluşmayacağına ilişkin delilleri, CMK'nın 217. maddesi uyarınca duruşmadan edindiği kanaate göre değerlendiren mahkemenin kabulünde de bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dolayısıyla 5271 sayılı CMK'nun 280/1-a maddesi dikkate alındığında sanık hakkında verilen İlk Derece Mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve taktirine, incelenen dosya kapsamına göre usul ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu anlaşılmakla katılan vekilinin yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Kararın İlk Derece Mahkemesince ilgililere tebliğine, kesin olmak üzere 11.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)