(2709 S. K. m. 2, 38) (5271 S. K. m. 280) (5237 S. K. m. 53, 203)
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/10569 Esas sayılı iddianamesi ile sanık hakkında mühür bozma suçundan 5237 Sayılı TCK'nun 203/1 ve 53/1 maddeleri gereğince cezalandırılması kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda sanık hakkında Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 21/02/2017 tarih 2015/701 esas 2017/113 karar sayılı kararı ile beraatine dair karara karşı katılan vekili tarafından süresinde yapılan istinaf başvurusu üzerine dosya daireye verilmekle, heyetçe incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Kamu davasına konu somut olaya ilişkin mevzuatta;
Mühür bozma suçu 765 Sayılı TCK'nun "Devlet İdaresi Aleyhine İşlenen Cürümler" başlıklı üçüncü babının "Mühür Fekki ve Hükümlerinin Muhafazası Altında Bulunan Eşyayı Çalmak" başlıklı onuncu faslındaki 274. Maddesinde düzenlenmişken, 5237 Sayılı TCK'nun "Topluma Karşı Suçlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Kamu Güvenine Karşı Suçlar" başlıklı dördüncü bölümünde "Mühür Bozma" başlıklı 203. Maddesinde; "Kanun veya yetkili makamların emri uyarınca bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için konulan mührü kaldıran veya konuluş amacına aykırı hareket eden kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Millete ve Devlete Karşı Suçlar 5237 Sayılı Kanunun dördüncü kısmında, 247 ila 343. Maddeleri arasında 8 bölüm halinde düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere kanun koyucu 5237 Sayılı TCK'nu sistematiğinde "Mühür Bozma" suçunu Devlet otoritesine karşı işlenen suçlar bölümünde değil kamu güvenine karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlemiştir. Nitekim mevzuat gereği konulan mührün kaldırılmasının kamu güvenini sarsacağı hususunda da şüphe bulunmamaktadır.
Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluştuğundan, ayrıca bir zarar veya somut bir tehlikenin doğması gerekli görülmemiştir.
Suçun seçimlik hareketlerinden ilki, kanun veya yetkili makamın emri ile konulan mührün kaldırılmasıdır. Mührün kaldırılması fiili, mührün konulduğu eşya üzerinden sökülmesi ya da bozulması şeklinde işlenebilir.
Suçun oluşumu açısından diğer seçimlik hareket ise; mührün konuluş amacına aykırı davranılması olarak düzenlenmiştir. Bu seçimlik hareketin gerçekleştirilmesinde, konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Örneğin, mührün bir faaliyetin engellenmesi için konulması halinde, mühür sökülmese bile faaliyet devam edilmesi durumunda suç oluşabilecektir.
Mühür, kamu idaresi tarafından belirli bir mal veya eşyanın aynen muhafaza edilmesi, varlığının aynen korunmasının sağlanması ya da bir faaliyetin engellenmesi gibi amaçlarla konulmaktadır. Mühürleme, kanun ya da yetkili makamların emri uyarınca yapılmaktadır. Kanunlarda, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması şeklinde bir düzenlemeye yer verilmesi durumunda, kanunun emriyle konulan mühür söz konusu olmaktadır. Ayrıca idari organlar kanunlarla, bir iş veya işlemin yerine getirilmesi konusunda yetkili kılınabilirler. Nitekim önceden Devlet eliyle yapılmakta olan birçok kamu hizmeti günümüzde kamu otoritesinin denetim ve gözetiminde özel sektör tarafından yerine getirilmektedir. Kanunla verilen bu yetkiyi kullanan organlar, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için mühür konulması emrini verebilirler. Burada mühürleme emrini verme yetkisi, dayanağını yine kanundan almaktadır.
TCK'nun 203. Maddesindeki "kanun veya yetkili makamların" şeklinde düzenlemeyle "veya" bağlacı kullanılarak mühürlemeyi ya yetkili makamların yapması ya da dayanağını kanundan alması amaçlanmıştır.
Öte yandan, kanunda yer alan "yetkili makam" ibaresinin belirsiz olduğu gerekçesiyle, idari makamlara çerçevesi belli olmayan, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanda düzenleme yapma imkanı sağlandığı belirtilerek kuralın, Anayasanın 2 ve 38. Maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, Anayasa Mahkemesince 22/05/2013 gün ve 77-66 sayı ile; "...İtiraz konusu kuralda yer alan yetkili makamlar, kendilerine kanunlarla verilmiş yetkiye dayanarak mühür koymaktadırlar. Bir başka ifadeyle, bir şeyin saklanmasını veya varlığının aynen korunmasını sağlamak için kanunla yetkili kılınan makam, bu yetkisini 'mühürleme' yapmak suretiyle kullanmaktadır. Dolayısıyla, mühürleme yetkisinin hangi makamlar tarafından kullanılacağı, kapsamı ve sınırları kanunlarla önceden belirlenmiş olmaktadır. Bu durumda, yetkili makamların emri ile mühür konulması, çerçevesi sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın idarenin düzenlemesine bırakıldığı anlamına gelmeyeceği, bu nedenle 26.9.2004 günlü, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 203. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan 'veya yetkili makamların emri uyarınca' ibaresinin Anayasa'nın 2 ve 38. Maddesinde aykırı olmadığına" karar verilmek suretiyle, kapsamı ve sınırları kanunla belirlenmek suretiyle mühürleme işleminin yetkili makamlarca yapılmasının hukuka uygun bir işlem olduğu belirtilmiştir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/10569 Esas sayılı iddianamesi ile, sanığın "İlkadım İlçesi İlyasköy Mahallesi Katipzade Sokak No:15/2'de" bulunan meskenindeki suyun borcundan dolayı kesilerek 22/08/2012 tarihinde mühürlendiği, 30/12/2014 tarihinde yapılan kontrollerde sanığın mühürü bozarak su kullanmaya devam ettiğinin tespit edildiği, buna dair tutanağın tutulduğu ve bu tutanakta sanığın imzasının bulunduğu iddiasıyla sanık hakkında mühür bozma suçundan TCK'nun 203/1 ve 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonunda sanık hakkında atılı suçtan beraatine dair karar verildiği, verilen iş bu beraat kararına karşı katılan kurum vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu görülmüştür.
Her ne kadar sanık İ. B. hakkında TCK'nun 203/1 ve 53 maddeleri gereğince cezalandırılması amacıyla kamu davası açılmış ise de; 23.12.2015 tarihli kolluk tutanağına göre suça konu adreste dört dairenin olduğu, mülk sahibi A. B.'in 1980 tarihinde vefat ettiği, adresin son katında 4 nolu dairede A. B.'in oğlu A. B.'in ayrı yaşadığı eşi M. B.'in oturduğu, 3 nolu dairede A. B.'in oğlu İ. B.'in oturduğu ancak 2015 tarihinde taşındığı, 2 nolu dairede ise tutanak tarihine göre yaklaşık iki aydır Suriyeli M. C. adında kişinin oturduğu, zemin 1 nolu dairede ise yine Suriyeli şahısların 2 aydır ikamet ettiği, 22.08.2012 ile 30.12.2014 tarihleri arasında suça konu dairede kimlerin kiracı olarak kaldığının tespit edilemediği, sürekli yabancı şahısların daireye girip çıktıklarının belirtildiği, bunun yanında sanığın adres kayıt sisteminden temin edilen geçmiş tarihleri de içerir adres araştırma formundan suça konu adreste hiç oturmadığı, sanığın mühürleme tutanağında ve usulsüz kullanım tutanağında da imzasının olmadığı, yalnızca usulsüz kullanım tebligatını tebellüğ ettiği görülmekle sanığın bu suçu işlediği konusunda yeterli delil elde edilemediğinden sanığın beraatine dair verilen ilk derece mahkemesinin kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına göre, her ne kadar katılan vekili istinaf dilekçesinde, sanık hakkında verilen beraat kararının usul ve yasaya aykırı olup sanığın cezalandırılmasını talep etmiş ise de, iddia, savunma, cevabi yazılar ve sanığın söz konusu mühürleme tutanağında imzasının olmaması ve tüm dosya kapsamı ile 5271 sayılı CMK' nun 280/1-a maddesi de dikkate alındığında, sanığın atılı suçtan beraatine dair ilk derece mahkemesinin kararında, yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan Saski vekilinin yerinde görülmeyen İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Dosyanın hükmü veren Samsun 2. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine, Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 24/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)